efenim içinde küfür ve gayri ahlaki durumları içermeyen bu yazılarımı umarım silmezsiniz tıpkı diğer küfür ve gayri ahlaki durum teşkil edecek unsur barındırmayan bir kaç yazımı sildiğiniz gibi eleştiriye açık olmak lazım değil mi bırakalım yazıları okuyanlar karar versin doğru mudur yanlış mıdır
küfretmeye bayılıyoruz sokakta yolda dolmuşta otobüste şurada burada her yerde arkadaşımıza eşimize çocuğumuza şoföre tartıştığımız kişiye çocuğumuza hatta anamıza ve dahi eşyaya hatta kendi kendimize toplumca seviyoruz üzüntüde kederde mutlulukta hatta durup dururkene son günlerde diziler programlar bunu körüklese de haydi itiraf edelim biz aslında küfretmeyi seviyoruz daaaaaaaaaaa bu kadar üst düzeyde ve bu kadar olmayacak bir ortamda bu kadar duygu yoğunluğu şefkat ve benzeri gerektiren bir ortamda muhattabına şefkat göstermek yerine bu şekilde edilmesine alışkın değildik
meralciğimin e ama o da zaten porno izliyordu diyerek hak etti yani demesinden anlaşılmıştır ki alışmak zorunda kalacağız
siyasi literatürümüze yeni bir kavram yeni bir anafor girmiş oldu efenim şayet şehidin yakını daha evvelden ömrünün bir deminde porno yayın izlemişse ona en üst merciilerde bir siyasetçi küfredebilir hatta bu adam şehit yakını makını olmaktan vareste tutulmayıp kendisine illaki küfredilmeli türkkan özür mü dilemeli o da nee şehit yakını şöyle enseden bastırılıp boynu ezilerek galiz gallavi küfredilmeli ki bir daha o mini minnacık haddini aşıp ta hdp ye ayar vermeye kalkmamalı bu arada diğer siyasiler de bu lutfüyü kıskanmalı efenim porno izleyen şehid yakınlarını daha o dakka da şıpadanak bilip hakettiği küfrü basamadığı bu becerilerden yoksun oldukları için
Bence modern zamandaki en acı durum, karşındaki insanın seni bir alternatif olarak görmesidir. Seni diğer insanlardan farklı görmeyip, hızlıca tüketip başka alternatiflere yönelmesidir. Fastfood tüketir gibi insan tüketmeleridir. Bazı insanlar gerçekten acınası durumdalar. Dünya sevemeyen, duygusuz insanlara doldu. Sizi gerçekten seven bu devirde gerçek bir hazine.. Filozof Prof. Dr. İoanna Kuçuradi....
susar mı hiç öz kaynağı ruhsa .. sussa da zaman dökülse de an üstüne kara şıralar renksizleşse an göz süzmeler ateş yakar sönmez alevli hücrelerde dile gelir tüm uzuvlar çöle düşmüş serapla mavilik kaynaşır gök , yer ve deniz coşar dünyası sevinin efes // 35..03112021
Siyen siyen yağan yağmur, sokak lambası ve aşkın anaforları Düşler ,düşünceler ve karanlığın kuytularında sessiz gölgeler Penceresi açık kalan perdelerde rüzgarla sörf yapan manzara Uzanmış bir saç dalgasının davetiye algısı yaratan görüntüsü.. efes//35
alnında bilmem ne görmüş, hocam iyi bak 6602 ayetlik kuranı da görmüş olmalısın hatta hoca nasrettinin kaybolan eşeği de vardır o alında görmesini bilene vay be ne alınmış alın deyip geçmemek lazım alın önemli hatta en önemlisi alın her naneyi ye ama alnında benim bizim ne gördüğümüz ne görmek istediğimiz önemli belki bunun da heykelini dikmek isteyenler olacaktır efenim çekirdek çitlerkene ben alnına bakıyorum veeee evet işte görüyorum sen ikinci fatih olacaksın yavrum daha olmadın amma bekle beni iki dudağımı iyi oku bakalım bu metafizikçi teyzenin ablasına neler ilham olacak daha bekleyelim ve görelim
bir metafizikçinin günlüğünden enstantaneler
günün sözü hiç bir siyasal İslamcı bu kadar özgür ruhlu olmamıştı senin kadar at özgürce salla gitsin seni oraya oturtan ve orda tutan güç böyle istiyor
Cumhuriyet;seçimle halkın kendi kendini yönetmesidir. CUMHİRİYETİ KURAN VE KURULMASINA VESİLE OLUP HALKIN TERCİH VE SEÇİMLERİNE SAYGI DUYAN HERKESİN BAYRAMI KUTLU OLSUN....
Karnımızı bir neşter yardımıyla yarsaydı doktorlar ve gösterseydi bize organlarımızı tek tek, kalbimizin atışını filan, korkardık herhalde… beni kan tutardı büyük ihtimalle… beyin kafatası filan… akıl alır gibi değil…
Bir perdeye süs takar gibi Ayrı ayrı Ama hep beraber Bir kalp takılmış, ciğer takılmış, böbrek takılmış, mide takılmış… /fazla da değil öyle, birer tane/ Ve el kadar etlerin insafına kalmış hayatımız… İlginç…
"Amerika'da bir idam mahkumu, infazını beklerken hükümet yetkilileri bir teklifle gelir. Bir deney üzerine İdamını darağacında değil de, zehirli bir serumla uyutarak yapmak istediklerini ve bunun karşılığında ailesine yüklü bir para yardımı yapılacağını beyan ederler. Mahkum önündeki seçeneğin iyi olduğunu, en azından ölürken ailesine yardım edebileceğini düşünür ve kabul eder. İnfaz gelir çatar, yatağa yatırılır ve bir serum bağlanır. Doktor, infazın detaylarını mahkuma anlatır; 'Gördüğünüz gibi Bay Jefferson, bağladığımız serumda kademe kademe renkli sıvı mevcut. En üstteki yeşil renkli SIVI bittiğinde elleriniz ve ayaklarınız uyuşacak, ortadaki mavi sıvı bittiğinde kollarınız ve bacaklarınız uyuşacak, en alttaki kırmızı sıvı bittiğinde ise kalp ritminiz yavaşlayacak, nabzınız düşecek ve infaz gerçekleşmiş olacak..' Der. Ve tam da doktorun söylediği gibi gelişir her şey. Önce eller ve ayaklar, sonra bacak ve kollar uyuşur. Sonra ise kalp durur ve mahkum ölür... Üzerinde deney yapılan mahkumun ölüm sebebi sadece kalp krizidir. Serumda bulunan ve zehirli olduğu söylenilen sıvı ise sadece sudur... İnanarak kendini bile öldürebilen insan, inanarak yeniden doğabilir... Hürlüğe, özgürlüğe, mutluluğa ve geleceğe.. Kendimize inanıp, yeniden doğabileceğimiz nice yarınlara armağan olsun. Kendini mutlu hissedecek radikal kararlar vermekten korkma, kimseden korkma, bu senin hayatın, başka hayat yok, geç kalma..."
Bal gibi kaymak gibi bir sabah... Sıcak süt gibi... Yorgun uyanıyor ama yeni güne doğuyor güneş... Bir sessizlik hakim doğada... Ciğerlerine çekiyorsun havayı... Daha ne isteyeceksin ki hayattan...
Bir tespitim var: Genel olarak baktığımızda, gençler, dram şiirleri yazıyor. Karamsar, umutsuz ve donuk... Olgunlar ve yaşlılar da aşk, eğlence, huzur, rahat, mutluluk... :)
Bu topraklar acı kederle yoğrulmuş... Ozan yaktı geçti...
Aman yüce dağ başında kurdum arılık Yar yoluna ben olmuşum sarılık Evel sevip sevip sonra ayrılık Muhanet, vefasız geçmez mi vay vay Yalan mı deyim de zor gelir bana, ar gelir bana Aman yüce dağ başında oğlak güderim Ağlama sevdiğim de buymuş kaderim Anadan babandan fayda yok ise Muhanet vefasız ölürüm yar yar Kömür gözlüm de tut elimden gidelim
Boşa yazılmış bir çok mektup Yakmak acı Ama artık mektup mu kaldı der geçerdin o umursamazlığınla Ben mektup dediysem üç beş harf değildi Sana bendeki seni yazmıştım Hayatın anlamını… Madem gittin Hoş kal
19. yüzyıla ait bir efsaneye göre, Gerçek ve Yalan bir gün karşılaşırlar. Yalan, Gerçek’e: “Bugün muhteşem bir gün!” der. Gerçek, gökyüzüne bakıp iç çeker, çünkü gün gerçekten de çok güzeldir. Birlikte biraz zaman geçirirler. Derken bir kuyuya varırlar. Yalan, Gerçek’e: “Su çok güzel, haydi birlikte yıkanalım” der. Gerçek biraz şüphelidir; suyu kontrol eder ve gerçekten de çok güzel olduğunu fark eder. Bunun üzerine ikisi de kıyafetlerini çıkartıp yıkanmaya başlarlar. Aniden, Yalan sudan çıkar, Gerçek’in kıyafetlerini giyer ve hızla kaçar. Gerçek, kuyudan çıkar; elbiselerini bulamayınca bir hayli öfkelenir. Yalan’ı bulmak ve elbiselerini geri almak için her yere koşar. Bu sırada Gerçek’i çıplak biçimde oradan oraya koşarken gören Dünya, bakışlarını küçümseme ve öfke ile geri çevirir ve onu görmek istemez. Zavallı Gerçek, çaresizlik içinde kuyuya geri döner. Artık sonsuza dek saklanacak ve ortadan kaybolacaktır çünkü çıplaklığından çok utanmaktadır. Yalan ise o gün bugündür dünyayı dolaşmakta, Gerçek gibi giyinip toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermektedir. Çünkü Dünya, hiçbir şekilde Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez.
19. yüzyıla ait bir efsaneye göre, Gerçek ve Yalan bir gün karşılaşırlar. Yalan, Gerçek’e: “Bugün muhteşem bir gün!” der. Gerçek, gökyüzüne bakıp iç çeker, çünkü gün gerçekten de çok güzeldir. Birlikte biraz zaman geçirirler. Derken bir kuyuya varırlar. Yalan, Gerçek’e: “Su çok güzel, haydi birlikte yıkanalım” der. Gerçek biraz şüphelidir; suyu kontrol eder ve gerçekten de çok güzel olduğunu fark eder. Bunun üzerine ikisi de kıyafetlerini çıkartıp yıkanmaya başlarlar. Aniden, Yalan sudan çıkar, Gerçek’in kıyafetlerini giyer ve hızla kaçar. Gerçek, kuyudan çıkar; elbiselerini bulamayınca bir hayli öfkelenir. Yalan’ı bulmak ve elbiselerini geri almak için her yere koşar. Bu sırada Gerçek’i çıplak biçimde oradan oraya koşarken gören Dünya, bakışlarını küçümseme ve öfke ile geri çevirir ve onu görmek istemez. Zavallı Gerçek, çaresizlik içinde kuyuya geri döner. Artık sonsuza dek saklanacak ve ortadan kaybolacaktır çünkü çıplaklığından çok utanmaktadır. Yalan ise o gün bugündür dünyayı dolaşmakta, Gerçek gibi giyinip toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermektedir. Çünkü Dünya, hiçbir şekilde Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez.
efenim içinde küfür ve gayri ahlaki durumları içermeyen bu yazılarımı umarım silmezsiniz
tıpkı diğer küfür ve gayri ahlaki durum teşkil edecek unsur barındırmayan bir kaç yazımı sildiğiniz gibi
eleştiriye açık olmak lazım değil mi
bırakalım yazıları okuyanlar karar versin doğru mudur yanlış mıdır
küfretmeye bayılıyoruz
sokakta
yolda
dolmuşta otobüste
şurada burada
her yerde
arkadaşımıza eşimize çocuğumuza
şoföre tartıştığımız kişiye
çocuğumuza hatta anamıza
ve dahi eşyaya
hatta kendi kendimize
toplumca seviyoruz
üzüntüde
kederde mutlulukta
hatta durup dururkene
son günlerde diziler programlar bunu körüklese de haydi itiraf edelim biz aslında küfretmeyi seviyoruz
daaaaaaaaaaa
bu kadar üst düzeyde ve bu kadar olmayacak bir ortamda
bu kadar duygu yoğunluğu şefkat ve benzeri gerektiren
bir ortamda muhattabına şefkat göstermek yerine bu şekilde edilmesine alışkın değildik
meralciğimin e ama o da zaten porno izliyordu diyerek hak etti yani demesinden anlaşılmıştır ki
alışmak zorunda kalacağız
siyasi literatürümüze yeni bir kavram yeni bir anafor girmiş oldu efenim
şayet şehidin yakını daha evvelden ömrünün bir deminde porno yayın izlemişse ona en üst merciilerde bir siyasetçi küfredebilir
hatta bu adam şehit yakını makını olmaktan vareste tutulmayıp kendisine illaki küfredilmeli
türkkan özür mü dilemeli o da nee şehit yakını şöyle enseden bastırılıp boynu ezilerek galiz gallavi küfredilmeli
ki bir daha o mini minnacık haddini aşıp
ta hdp ye ayar vermeye kalkmamalı
bu arada diğer siyasiler de bu lutfüyü kıskanmalı efenim porno izleyen şehid yakınlarını daha o dakka da şıpadanak bilip hakettiği küfrü basamadığı bu becerilerden yoksun oldukları için
Bence modern zamandaki en acı durum, karşındaki insanın seni bir alternatif olarak görmesidir. Seni diğer insanlardan farklı görmeyip, hızlıca tüketip başka alternatiflere yönelmesidir. Fastfood tüketir gibi insan tüketmeleridir. Bazı insanlar gerçekten acınası durumdalar.
Dünya sevemeyen, duygusuz insanlara doldu. Sizi gerçekten seven bu devirde gerçek bir hazine..
Filozof Prof. Dr. İoanna Kuçuradi....
Şarkıda "Tıpkı sevgili yaşlı babamla evlenen kız gibi bir kız istiyorum" demiş adam.
Bir tek gri hücrem bile senin mercimek beyninden daha akıllıdır.
susar mı hiç öz kaynağı ruhsa .. sussa da zaman
dökülse de an üstüne kara şıralar renksizleşse an
göz süzmeler ateş yakar sönmez alevli hücrelerde
dile gelir tüm uzuvlar çöle düşmüş serapla mavilik
kaynaşır gök , yer ve deniz coşar dünyası sevinin
efes // 35..03112021
Siyen siyen yağan yağmur, sokak lambası ve aşkın anaforları
Düşler ,düşünceler ve karanlığın kuytularında sessiz gölgeler
Penceresi açık kalan perdelerde rüzgarla sörf yapan manzara
Uzanmış bir saç dalgasının davetiye algısı yaratan görüntüsü..
efes//35
Kalemiyle kelimelere şans veren ve kelimeleri ile dans ettiren tüm yazarların 1 Kasım Dünya '' Yazarlar '' günü kutlu olsun
Nihat İlikcioğlu
İnsan son sayfasına kadar ne olacağı bilinmeyen bir roman gibidir. Başka türlü olsaydı okunmaya değmezdi...
YEVGENİ ZAMYATİN | BİZ
alnında bilmem ne görmüş, hocam iyi bak 6602 ayetlik kuranı da görmüş olmalısın
hatta hoca nasrettinin kaybolan eşeği de vardır o alında görmesini bilene
vay be ne alınmış alın deyip geçmemek lazım alın önemli
hatta en önemlisi alın her naneyi ye ama alnında benim bizim ne gördüğümüz ne görmek istediğimiz önemli
belki bunun da heykelini dikmek isteyenler olacaktır efenim
çekirdek çitlerkene ben alnına bakıyorum veeee
evet işte görüyorum
sen ikinci fatih olacaksın yavrum daha olmadın amma bekle beni iki dudağımı iyi oku bakalım bu metafizikçi teyzenin ablasına neler ilham olacak daha bekleyelim ve görelim
bir metafizikçinin günlüğünden enstantaneler
günün sözü hiç bir siyasal İslamcı bu kadar özgür ruhlu olmamıştı senin kadar
at özgürce salla gitsin
seni oraya oturtan ve orda tutan güç böyle istiyor
https://fb.watch/8Z1M4rPW-R/
Cumhuriyet Kadındır!
Cumhuriyet;seçimle halkın kendi kendini yönetmesidir.
CUMHİRİYETİ KURAN VE KURULMASINA VESİLE OLUP HALKIN TERCİH VE SEÇİMLERİNE SAYGI DUYAN HERKESİN BAYRAMI KUTLU OLSUN....
Karnımızı bir neşter yardımıyla yarsaydı doktorlar ve gösterseydi bize organlarımızı tek tek, kalbimizin atışını filan, korkardık herhalde… beni kan tutardı büyük ihtimalle… beyin kafatası filan… akıl alır gibi değil…
Bir perdeye süs takar gibi
Ayrı ayrı
Ama hep beraber
Bir kalp takılmış, ciğer takılmış, böbrek takılmış, mide takılmış…
/fazla da değil öyle, birer tane/
Ve el kadar etlerin insafına kalmış hayatımız…
İlginç…
"Amerika'da bir idam mahkumu, infazını beklerken hükümet yetkilileri bir teklifle gelir. Bir deney üzerine İdamını darağacında değil de, zehirli bir serumla uyutarak yapmak istediklerini ve bunun karşılığında ailesine yüklü bir para yardımı yapılacağını beyan ederler. Mahkum önündeki seçeneğin iyi olduğunu, en azından ölürken ailesine yardım edebileceğini düşünür ve kabul eder.
İnfaz gelir çatar, yatağa yatırılır ve bir serum bağlanır. Doktor, infazın detaylarını mahkuma anlatır;
'Gördüğünüz gibi Bay Jefferson, bağladığımız serumda kademe kademe renkli sıvı mevcut. En üstteki yeşil renkli SIVI bittiğinde elleriniz ve ayaklarınız uyuşacak, ortadaki mavi sıvı bittiğinde kollarınız ve bacaklarınız uyuşacak, en alttaki kırmızı sıvı bittiğinde ise kalp ritminiz yavaşlayacak, nabzınız düşecek ve infaz gerçekleşmiş olacak..' Der. Ve tam da doktorun söylediği gibi gelişir her şey. Önce eller ve ayaklar, sonra bacak ve kollar uyuşur. Sonra ise kalp durur ve mahkum ölür... Üzerinde deney yapılan mahkumun ölüm sebebi sadece kalp krizidir.
Serumda bulunan ve zehirli olduğu söylenilen sıvı ise sadece sudur...
İnanarak kendini bile öldürebilen insan, inanarak yeniden doğabilir... Hürlüğe, özgürlüğe, mutluluğa ve geleceğe..
Kendimize inanıp, yeniden doğabileceğimiz nice yarınlara armağan olsun.
Kendini mutlu hissedecek radikal kararlar vermekten korkma, kimseden korkma, bu senin hayatın, başka hayat yok, geç kalma..."
Serbest kürsü kişinin kendine yakışanı giymesidir.
Bal gibi kaymak gibi bir sabah...
Sıcak süt gibi...
Yorgun uyanıyor ama yeni güne doğuyor güneş...
Bir sessizlik hakim doğada...
Ciğerlerine çekiyorsun havayı...
Daha ne isteyeceksin ki hayattan...
Günaydın...
Bir çember çizilse merkezinde ben, kenarında sen
Sen döndükçe beni ; ben döndükçe seni görsem
Öyle bir an gelse ki yarıçap sıfır olsa
erik dalı mı daha gevrek
yoksam bizim meral ablanın bindiği dal mı
amanın basmaya gelmez
Yasık yaaa di'mi amaa
:))
Bir tespitim var: Genel olarak baktığımızda, gençler, dram şiirleri yazıyor. Karamsar, umutsuz ve donuk... Olgunlar ve yaşlılar da aşk, eğlence, huzur, rahat, mutluluk... :)
İlginç...
Süpürgem evden kaçtı
Koridorda yakaladım
Robot akıllı olur dediler
Bizimki piskopat çıktı
Bu topraklar acı kederle yoğrulmuş... Ozan yaktı geçti...
Aman yüce dağ başında kurdum arılık
Yar yoluna ben olmuşum sarılık
Evel sevip sevip sonra ayrılık
Muhanet, vefasız geçmez mi vay vay
Yalan mı deyim de zor gelir bana, ar gelir bana
Aman yüce dağ başında oğlak güderim
Ağlama sevdiğim de buymuş kaderim
Anadan babandan fayda yok ise
Muhanet vefasız ölürüm yar yar
Kömür gözlüm de tut elimden gidelim
Yâ Rab bela-yı aşk ile kıl âşîna beni
Bir dem bela-yı aşktan kılma cüdâ beni
Az eyleme inayetini ehl-i dertten
Yani ki çoh belâlara kıl müptelâ beni
Gittikçe hüsnün eyle ziyâde nigârımın
Geldikçe derdine beter et müptelâ beni
Öyle zaîf kıl tenimi firkatinde kim
Vaslına mümkün ola yetürmek sabâ beni
Nahvet kılıp nasîb Fuzuli gibi bana
Yâ Rab mukayyed eyleme mutlak bana beni
Boşa yazılmış bir çok mektup
Yakmak acı
Ama artık mektup mu kaldı der geçerdin o umursamazlığınla
Ben mektup dediysem üç beş harf değildi
Sana bendeki seni yazmıştım
Hayatın anlamını…
Madem gittin
Hoş kal
19. yüzyıla ait bir efsaneye göre, Gerçek ve Yalan bir gün karşılaşırlar. Yalan,
Gerçek’e: “Bugün muhteşem bir gün!” der. Gerçek, gökyüzüne bakıp iç
çeker, çünkü gün gerçekten de çok güzeldir. Birlikte biraz zaman geçirirler.
Derken bir kuyuya varırlar. Yalan, Gerçek’e: “Su çok güzel, haydi birlikte
yıkanalım” der. Gerçek biraz şüphelidir; suyu kontrol eder ve gerçekten de
çok güzel olduğunu fark eder. Bunun üzerine ikisi de kıyafetlerini çıkartıp
yıkanmaya başlarlar. Aniden, Yalan sudan çıkar, Gerçek’in kıyafetlerini giyer
ve hızla kaçar. Gerçek, kuyudan çıkar; elbiselerini bulamayınca bir hayli
öfkelenir. Yalan’ı bulmak ve elbiselerini geri almak için her yere koşar. Bu
sırada Gerçek’i çıplak biçimde oradan oraya koşarken gören Dünya,
bakışlarını küçümseme ve öfke ile geri çevirir ve onu görmek istemez.
Zavallı Gerçek, çaresizlik içinde kuyuya geri döner. Artık sonsuza dek
saklanacak ve ortadan kaybolacaktır çünkü çıplaklığından çok utanmaktadır.
Yalan ise o gün bugündür dünyayı dolaşmakta, Gerçek gibi giyinip
toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermektedir. Çünkü Dünya, hiçbir şekilde
Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez.
19. yüzyıla ait bir efsaneye göre, Gerçek ve Yalan bir gün karşılaşırlar. Yalan,
Gerçek’e: “Bugün muhteşem bir gün!” der. Gerçek, gökyüzüne bakıp iç
çeker, çünkü gün gerçekten de çok güzeldir. Birlikte biraz zaman geçirirler.
Derken bir kuyuya varırlar. Yalan, Gerçek’e: “Su çok güzel, haydi birlikte
yıkanalım” der. Gerçek biraz şüphelidir; suyu kontrol eder ve gerçekten de
çok güzel olduğunu fark eder. Bunun üzerine ikisi de kıyafetlerini çıkartıp
yıkanmaya başlarlar. Aniden, Yalan sudan çıkar, Gerçek’in kıyafetlerini giyer
ve hızla kaçar. Gerçek, kuyudan çıkar; elbiselerini bulamayınca bir hayli
öfkelenir. Yalan’ı bulmak ve elbiselerini geri almak için her yere koşar. Bu
sırada Gerçek’i çıplak biçimde oradan oraya koşarken gören Dünya,
bakışlarını küçümseme ve öfke ile geri çevirir ve onu görmek istemez.
Zavallı Gerçek, çaresizlik içinde kuyuya geri döner. Artık sonsuza dek
saklanacak ve ortadan kaybolacaktır çünkü çıplaklığından çok utanmaktadır.
Yalan ise o gün bugündür dünyayı dolaşmakta, Gerçek gibi giyinip
toplumun ihtiyaçlarına karşılık vermektedir. Çünkü Dünya, hiçbir şekilde
Çıplak Gerçek ile karşılaşmak istemez.