Kültür Sanat Edebiyat Şiir

halk sizce ne demek, halk size neyi çağrıştırıyor?

halk terimi F tarafından 18.03.2004 tarihinde eklendi

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 22.09.2017 - 13:41

    Halkı milletten ayıran en önemli fark; halk, bir toplumda halen yaşamakta olan çeşitli toplum kesimlerini kapsamaktadır. Millet ise geçmişten geleceğe doğru belirli bir soyu ifade etmektedir. Daha milliyetçi bir ifadedir ve aynı toplumda yaşayan gruplar arasındaki farklılığı öne çıkarmaktadır.

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 26.08.2017 - 13:51

    “Halkı milletten ayıran en önemli fark; halk, bir toplumda halen yaşamakta olan çeşitli toplum kesimlerini kapsamaktadır. Millet ise geçmişten geleceğe doğru belirli bir soyu ifade etmektedir. Daha milliyetçi bir ifadedir ve aynı toplumda yaşayan gruplar arasındaki farklılığı öne çıkarmaktadır.Sağcılar,millet,solcular halk sözcüğünü kullanır.Halkın belirgin özelliklerinden biri, millet olma özelliklerine veya bilincine ulaşmamış olmasıdır.[kaynak belirtilmeli] Örneğin İstanbul halkı, Sovyet halkı... Bir coğrafyada yaşayanlardan bahsederken o devletin milletinden ziyade, halkından bahsetmenin daha doğru olacağı ve milliyetçi söylemleri daha geri plana itmesi nedeniyle amaca daha uygun olacağı düşünülmektedir. Nitekim bir Amerikan milletinin olmayıp bir Amerikan halkının olması buna örnektir
    BeğenYorum YapPaylllayın kendinizi böyle bir adamdan! Müzik dinleyelim.” (William Shakespeare, Venedik Taciri, Sahne 20*)

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 12.07.2012 - 12:23

    bir halk için en kötü şey,tarihinin düşmanları tarafından yazılmasıdır.

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 15.02.2010 - 12:20

    'Dilim seni dilim dilim dileyim/ başıma gelenleri senden bileyim.(İletilmek istenen den farklı anlama gelen sözlerin pişmanlğıyla söylenen bir halk değişidir.)

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 27.08.2009 - 11:36

    Biz halkız,yeniden doğarız ölümlerde.
    Pablo Neruda

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 30.06.2009 - 02:30

    Her halk, layık olduğu şekilde yonetilir.

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 29.05.2009 - 10:39

    hem tanrıya hem şeytana kulluk yapılmaz.
    Halk değimi

  • Osman Özütler
    Osman Özütler 26.05.2009 - 09:22

    Sürü psikolojisine kapılabilme ihtimali yüksek insan kitlesi..

  • Cemali Hikmet Aksu
    Cemali Hikmet Aksu 26.05.2009 - 02:22

    Bilinen anlamları dışında yöremizde Yad, yaban, el alem anlamlarında kullanılır.
    (Gel bu yana, karışma hal(k) ğın işine, yöresel söyleyiş)

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 14.05.2009 - 21:16

    Gavurun ekmeğini yiyen gavurun kılıcını sallar
    (Halk Değişi)

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 10.05.2009 - 00:39

    Halk/ İnsanlar toplumsal yaradılışta(fıtratta) sınıfsız tek toplumdu.Ancak daha sonra sınıflara bölündüler.

  • Ali Erdal Acar
    Ali Erdal Acar 14.09.2008 - 00:11

    bir marka efendim bu :)) bisküvisi var, çorbası var, yağı var falan da filan...ucuzdur üstelik, bir de bazı ürünleri kanserojen diyorlar...halka bu ürünleri layık görüp üreten ve bu dahiyene ismi veren firmayı kutlarım efendim... saygılar :)

  • Macide Özcan
    Macide Özcan 24.09.2007 - 21:25

    Meydana her çıkanı alkışlayan,hafızası zayıf, askeri anayasa ile onca yıl yönetilip gıkını çıkarmayan şimdilerde anayasanın yeşil tonlarına çalmasına alkış tutan % 47lik kısım..
    Geri kalan % 53 lük kısmı halktan sayan yok bu ülkede yalnızca malum biri 70 milyonun hepsini kucaklıyorum der, hepsi halkmış gibi görünür.

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 15.09.2007 - 10:00

    “Halk” kim?

    Reinada gördüğümüz yüzlerce kişi mi? Yoksa aha şurada viski içen 30 adam mı? Bunlar halk denizinde birkaç damla…

    Asıl halkı, milyonlarca halkı buralarda göremezsiniz…

    Hovardanın har vurup harman savurduğu, zillilerin geceleri sokaklarda fink attığı saatlerde, asıl halk, başını avuçlarının içine almış, düşünmektedir…

    Gözümüzün önüne iki kefesi de para dolu bir terazi getirelim. Gökten inen bir el bu kefelerden birindeki parayı azar-azar alıp öteki kefeye doldursun. Tabiî, kefelerden biri ağırlaşır; öteki hafifleyip havaya kalkar. İşte, ağırlaşan kefede zenginlerin, hafifleşen kefede ise halkın serveti vardır.

    Şimdi biz yalnız ağırlaşan kefeye bakıp, soruyoruz:
    -Canım haniye para yoktu? Bu nedir?

    Bu, paradır, hem de halkın parasıdır; fakat artık halkın cebinde değildir.

    Kefenin biri ağırlaştıkça öteki hafifliyor.

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 25.06.2007 - 16:03

    HALK BİLİMİ NEDİR

    DİL İLE FOLKLOR İLİŞKİLERİNİN ÖZELLİKLERİ









    Halk arasında kullanılan binlerce kelime, deyim ve atasözünü henüz yazı diline kazandıramadığımız gibi, bu eşsiz hazineyi derleyip toplama yolunda da her şeyi yapıp bitirmiş değiliz. Anadolu ağızlarından yapılan derlemelerin büyük çoğunluğunun folklor malzemesinden oluştuğunu göz önüne alırsak, derlemecilerin hem ağız özelliklerini çok iyi tanıyıp bilmesi, hem de derleme yaptıkları yörenin kültür varlığına yabancı olmamaları gerekmektedir. Her kelimenin arkasında çok zengin ve renkli bir kültür birikiminin bulunduğunu bilmesi gereken derlemecinin metinlerini yayımlarken bu zenginliğin örneklerini de okuyucuya aktarması önemli bir adımdır. Özellikle Cumhuriyet döneminde yoğunluk ve derinlik kazanan ağız araştırmalarında çalışan uzmanların üzerinde durdukları metinlere baktığımızda, bunların hemen hepsinin kendi yöresinde birinci elden derlendiğini, dolayısıyla her bakımdan sağlam metinler olduğunu kabul etmekteyiz. Aşağıda belirteceğimiz özelliklerin de açıkça göstereceği gibi, dilin canlılığını, kelimelerin anlam zenginliğini ve farklılıklarını meydana getiren halk bilimi ögeleri, bu bakımdan halk bilimcinin de arayıp bulamadığı önemli bir kaynaktır, eşsiz bir bilgi birikimidir.

    Birinci elden derlenen halk bilimi malzemesinin sağlam olmasına karşılık, değişik biçimlerde karşımıza çıkan metinlerde bazı tutarsızlıklar ve bozukluklar göründüğünde bu metnin herhangi bir biçimde değiştirildiği, ihtiyaca uygun duruma getirildiği veya üzerinde çeşitli amaçlarla oynandığı anlaşılmaktadır. Böyle bir durumda ele geçirilen malzemeye pek güven duyulmayacağı da açıktır.

    Dil ve folklorun örtüştüğü veya kesiştiği bu alanda elde edilen malzemenin özelliklerini, daha doğrusu birinci elden özellikler ile bunlara karşılık ikinci elden özellikleri aşağıda ayrı ayrı göstererek dil ve folklor araştırmacılarına bir parça kolaylık sağlamak, malzemeyi derlerken denetim ve karşılaştırma işlemlerini de bu özellikleri göz önünde tutarak yapmalarına imkân vermek istiyorum.

    Özellikler: (Burada ilk verilenler birinci elden, sonra verilenler ise ikinci elden özellikler.)



    Saf, gerçek / Taklit:


    Dil ve folklor ürünlerinin kapalı, yarı kapalı veya açık yerleşme noktalarında, yahut derleme yapılan merkezlerde herhangi bir değişikliğe uğramadan veya hiçbir etkiye uğramaksızın bulunması onun saf ve gerçek olduğunu ortaya koyar. Derlenen metin içinde herhangi bir yabancı dil veya kültür ögesi yoktur. Değişme veya bozulma söz konusu değildir. Bu derlenen malzeme içinde bir taklit, bir öykünme görülürse, ikinci elden bir özellikle karşı karşıya bulunduğumuzu anlarız. Bu tür taklit ögesi taşıyan malzemeyi değişik yer ve topluluklarda da görebiliriz. Bunları ortaya süren kişi veya topluluklar ancak taklitçi kimlikleriyle ve özellikleriyle, saf ve gerçek özelliklere sahip malzemeden genellikle herhangi bir biçimde çıkar sağlamak isteyenler olarak görünürler.

    Örnek olarak, herhangi bir ağız araştırması kitabında yer alan bir masalı verebiliriz. Masal halk arasında onu bilen biri tarafından derlemeciye aktarılmış ve o da özel transkripsiyon işaretlerini de kullanarak bu masalı metin hâlinde yayımlamıştır.

    Oysa, aynı masalı orada okuyan, eli kalem tutan, edebî zevki yüksek birisi bu masalı kendine göre değiştirip yazarsa, kelimeleri farklı biçimlere sokup yapısını bozarsa, bu masalı artık ikinci elden bir halk bilimi malzemesi olarak değerlendirmek gerekir. Söz gelimi, Eflatun Cem Güney’in masal metinleri ile ilgili yayımlarını bu tür malzemeler arasında gösterebiliriz.



    Kendi içinden geldiği gibi / Organize edilir:


    Dilin güzelliğini sergilerken çeşitli kelimelere farklı anlamlar yükleyen kaynak kişiler anlattıkları folklorik olayları veya olguları herhangi bir kimsenin itici gücü olmadan, zorlamasına maruz kalmadan, kendi içlerinden geldiği gibi, çoğu kez doğaçlama olarak ortaya koyarlar. Malzemenin sergilendiği yerde ve zamanda kaynak kişiyi etkilemek, onun atalarından-analarından öğrenegeldiği ve kendinden sonrakilere aktardığı biçimden daha farklı bir üslûba sürüklemek pek de mümkün değildir. Bu tür malzemelerin içinde bulunduğu geleneksel malzemeler veya törenler hiçbir zaman başkası için düzenlenmez. Düzenleme yapılırsa bu tür olaylar ve olgularda değişik amaçlar aramak gerekir. Düzenlemeler bir yandan taklit özelliğini de taşırlar ve belirli maddî veya manevî çıkarlar sağlamak için yapılır.

    Söz gelimi, köy seyirlik oyunları o topluluğun bireyleri tarafından yeri ve zamanı gelince alışılagelen biçimlerde gerçekleştirilir. Ancak aynı oyunlar o ildeki kültür olaylarının, fuar ve panayırların, festivallerin sınırları içerisinde organizatörler aracılığıyla yeniden elden geçirilir ve birkaç kez gündüz veya akşam, belli oyuncularla yüzlerce hatta binlerce kişiye belirli bir ücret karşılığında seyrettirilir. Bu köy seyirlik oyunu artık tamamen başka amaçlara hizmet edebilmek için ikinci eller tarafından özel olarak düzenlenmektedir.



    İlk plânda ticarî amaç yoktur / Ticarî amaç vardır:


    Birinci elden derlenen dil ve folklor malzemesinin yaratılmasında, ortaya konmasında veya kuşaktan kuşağa aktarılmasında ticarî amaç kesinlikle plânlanmaz, böyle bir ihtimalin sözü edilmez, akla getirilmez, düşünülmez. Derleme yapılan yerleşme merkezindeki ekonomik yapı ister zayıf ister güçlü olsun, bu tür kültür ürünlerinin yaratılıp sergilenmesinde görev veya rol alan kişiler, bu işi herhangi bir maddî veya manevî kazanç için yapmazlar, hele ticaret ve sanayi metaı olarak asla kullanmazlar. Ancak aynı olay veya kültür ürününün sergilenmesinde yahut aktarılmasında, düzenlemenin öncesinde veya sonrasında bir kazanç söz konusu olarak gündeme getiriliyorsa, bunları önümüze koyanların artık ikinci elden özelliklerle bu kültür ürününü yoğurup değiştirdiğini söyleyebiliriz.

    Söz gelimi, yöresel bir eğlence veya dayanışma günü yahut gecesi, yöre insanlarının maddî ve manevî katkılarıyla, gerçekleştirilir. Çankırı’daki yaren teşkilâtının gecesi veya Elazığ’daki, daha doğrusu Harput’taki bir müzikli gece yalan yanlış yapılmış, süslenmiş dekorlarla, ısmarlanarak getirilen ses ve saz sanatçılarıyla, alkış için oturtulan katılımcılarla televizyonda sergilendiğinde o kanalın reklâm payındaki artış ile diğer gelirler öncelikle düşünülmektedir. Gerçek dil ve folklor malzemesine sahip çıkması gereken, örnek olarak sunulan programlara şöyle bir baktığımızda bu ticarî amacın ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Hatta ses sanatçısının adını ön plâna çıkaran, ama tamamen yanlış bir tamlama ile kullanan “İzzet-i İkbal”i (TGRT) haftalardır ekranda izledikten sonra bu ikinci elden özelliğin ne kadar amaç dışına itildiğini ve her yolun mubah kabul edildiğini üzülerek anlıyoruz.



    Eski yerleşme tür ve biçimleri / Modern yerleşme:


    İnsanoğlunun bilinen ilk barınaklarından günümüze kadar oturup yaşadığı yer, kendi gelişme ve değişmesinde önemli bir rol oynamıştır. Kendi ihtiyaçlarını en alt düzeyde olsun karşılayan, küçük veya büyük aile tiplerini bir arada barındıran, toplumsal yaşayışının bir göstergesi olan yerleşme tür ve biçimleri, o topluluğun dil hazinesini de geliştirebilir. Birçok yeni kelime, yerleşme yerindeki araç-gereçler veya ortaya konan gelenekler için aranmış ve bulunmuştur. Ev içi bölümleri, evin yakın veya uzak çevresinin değişik amaçlar için kullanılması, birbirine benzer nitelikteki barınakların bir arada bulunarak mahalle ve köy tiplerini ortaya çıkarması, o yörede yaşayan insanların kelime dünyasını da geleneklerine bağlı olarak geliştirmiştir.

    Birinci elden derlenen malzemeye ad olarak seçilenlerin o yöreye özgü kelimeler ile uygulanan töre ve geleneklerin anlamlarını meydana çıkaran kelimeler olduğunu görürüz. Oysa ki modern yerleşme merkezlerinde hem barınakta, hem barınak içi bölümlerde ve kullanılan malzemelerde yahut araç-gereçte karşımıza çıkan kelimeler yöre kelimeleri olmayıp ikinci elden özellikler gösteren yakıştırma, alıntı veya özenti ve ödünçlemelerdir.

    Söz gelimi, yörelerde herkesin bildiği ve tanıdığı giriş, kapı, eşik, oda, ocak, aralık, ısıdam, yunak, çatı vb. kelimelerin yanında, ikinci elden özellikleri ortaya koyan antre, kalorifer, banyo, şömine, teras, veranda, balkon vb. kelimeleri hemen görebilmekteyiz. Derlenen malzeme içerisinde yer alan bu tür kelimelerin o metinde aslen var olmadığını daha sonraki gelişme ve değişmelerle metinlerin içine girdiğini, dolayısıyla gerçek yöre kültüründen uzak düştüğünü söylememiz zor olmaz. Gün geçtikçe yol, su, elektrik, doğal gaz, metro vb. kolaylıklar karşısında modern yerleşme noktalarında dil ve halk bilimi bakımından birinci elden özelliklerin giderek yerlerini ikinci elden özelliklere bırakacaklarını belirtmek bir gerçeğin ifadesi olacaktır.

    5. Seyirci yok veya çok az / Seyirci için gösteri:


    Dil ve folklor ürünlerinin veya verilerinin ortaya konması veya yaratılması sırasında seyircinin olmadığını, olsa bile çok az sayıda olabileceğini biliyoruz. Bu az sayıdaki seyircinin de çok yakın akraba, eş-dost veya komşular ile samimî tanıdıklar topluluğu içinde yer aldığını söyleyebiliriz. Birtakım dinî inançları işleyen geleneklerin anlatımında veya başkasına aktarılmasında çok özel, hatta gizli kalması gereken kelimelerle törenin uygulanması gerekir. Aynı şekilde bazı tabu sayılan konularda da seyirci yoktur, başka kişilerin ve özellikle o kültüre yabancı insanların seyirci olarak kabul edilmesi imkânsızdır. Birçok yörede doğum, ölüm ve büyüsel işlemlerde bu birinci elden özellikle karşılaşırız. Ancak bazı düzenlemeler sonunda o töre veya gelenek, seyirci için yapılmaktadır ve hatta seyircinin buna herhangi bir biçimde katılması da desteklenmekte, özendirilmektedir. Ne kadar çok seyirci gelirse gelsin ve katılırsa, o düzenlemenin o kadar başarılı olduğu kabul edilmektedir. İkinci elden özellikleri gösteren bu yığın veya kalabalık halk topluluğu çok değişik ve geniş kültür çevrelerinden gelmiş olup o an için orada toplanmışlardır. Asıl töre ile, gelenek ile uzaktan-yakından bir bağları bulunmamaktadır. Hatta o geleneğin zamanla başka biçimlere girerek sergilenmesine bile sebep olacaklardır.

    Söz gelimi, baharın gelip doğanın canlanışını kutlamak için düzenlenen bazı gün ve törenlerdeki halk oyunları, yahut yaylaya göç etme sırasındaki olaylar, evlenmemiş genç kızların kısmet açma uygulamaları, bazı inançlara bağlı dua etmeler veya ayinler, çocuğu olmayan kadının çocuk sahibi olabilmesi için uyguladığı bazı gizli tedavi yöntemlerini bu konuda örnek verebiliriz. Bu veya bunlara benzer uygulamalar sırasında kullanılan çok özel kelimelerin veya cümlelerin, apayrı bir gücü olduğuna da inanılır. İkinci elden özellikleri taşıyan uygulamalarda hemen herkesin bildiği ve kullandığı kelimeler seçilerek, gelen seyircinin daha kolay anlaması sağlanmış olur.



    Kesin anlam ve fonksiyon iş birliği / Anlamın yabancılaşması:


    Dil özellikleriyle ifade edilen folklor olaylarının meydana getirilmesi, yaratıldığı günden itibaren belirli bir amaca yönelik olup, o olayın veya geleneğin anlamı, yöre insanı tarafından kabul edilmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. Yer ve zamana uygun bir biçimde görünen bu folklorik anlam zenginliği, bu olayı veya geleneği birinci elden özelliklerine dikkat ederek yaşayan ve yaşatanların olay öncesinde, sırasında ve sonrasında genellikle fonksiyon birliğini birlikte oluşturan bir ögedir. Bu olayın tarihçesini ve önemini vurgulayan ve birinci elden özellikleri barındıran kişiler veya gruplar, anlama uygun düşen fonksiyonları kendiliğinden ortaya koyarlar. Bu olayın geçtiği yerlerde yaşayanlar veya az-çok yakın bulunanlar, bu olayı gördüklerinde, bunun anlamını ve bununla ortaya konan fonksiyonu hemen hemen doğru olarak anlayıp çözümleyebilmekte ve genellikle olumlu yargılara ulaşabilmektedirler. Oysa ki o bölgeye dışardan gelen, oradaki kültür hazinesiyle kelimelerine yabancı olan kişi, bu olayın anlamını ve fonksiyonunu anlamakta güçlük çekecektir. Bu tür olaylar veya gelenekler zaman zaman bir eğlence veya boş zamanları değerlendirme yahut seyirlik bir olay gibi sunulunca, artık ikinci el özelliklerin etkisiyle hem anlam yabancılaşmış veya ortadan kalkmış, hem de fonksiyon asıl amacından uzaklaştırılmıştır.

    Söz gelimi, her yıl 15-18 Ağustos arasında yapılan Hacı Bektaş-ı Veli’yi anma törenlerinde karşılaştığımız inanç uygulamaları veya büyük yerleşim merkezlerinde değişik amaçlı kişi ve gruplar tarafından artık iyice şov biçimine sokulmak istenen samahlar ve âşık gösterileri bu tür anlam yabacılaşmasının ikinci el özellikler taşıdığını çok canlı ve güncel bir biçimde gözler önüne seren, dildeki ve gelenekteki çarpıklığı, hatta yozlaşmayı belirten örneklerdendir.



    Sakin-Geriye dönük / Canlı-İleriye dönük:


    Çoğunluğu kapalı veya yarı açık yerleşim merkezlerinde ortaya konan töre ve gelenekler ile bunların ifade edilmesinde rol alan, temsilci olan kelimelerin birinci elden özellikler taşıyanlar olduğu, atalardan-analardan öğrenildiği gibi kullanıldığı, pek fazla süslemeye veya gösterişe kaçmadan en sakin ve geçmişi hatırlatan biçimleriyle dile getirildikleri görülür. Muhteşemlik, abartmalar, kat kat süslemeler, boyamalar, muazzamlık vb. özelliklere bu tür dil ve kültür ürünlerinde rastlanılmaz. Oysaki ikinci elden karşımıza çıkan olaylarda büyük bir canlılık, hareketlilik, renklilik ve ileriye dönüklük bulunmaktadır. Düzenlenen toplantı veya gösterilerde, bunun uygulanmasında görev alan kişiler, bunu tekrar tekrar prova ederek herhangi bir aksaklık olmamasına, süslenip püslenmesine, muhteşem ve göz alıcı olmasına dikkat ederler. Bu tür kişilerin kaynak kişi olarak değerlendirilmesi mümkün değildir; onlar çevreyi nasıl etkileyeceklerini ve bu tür tutum ve davranıştan neler kazanabileceklerini, bununla bağlantılı olarak ileride kendilerine ne tür avantajlar sağlayacaklarını ilk plânda düşünmektedirler. Geleneksel yaptırımların yerini kuru, yalın, çıplak, yazılı kurallara bağlı yaptırımlar almıştır ve zaten düzenleyiciler de bunları kullanarak geleceğe yatırım yapmak istemektedirler.

    Söz gelimi, sanayileşme çabaları içerisinde alışılagelen beslenme ile gıda sağlanması işlerinin ve çeşitliliğinin değişik yönlere akıp gitmesini, farklı marka, kelime ve türlerin baskın duruma gelerek yeni kelimeler ve alışkanlıkların ortaya çıkmasını veya eskiden örf ve âdet hukuku içerisinde çözümlenebilen birçok olayın, günümüzde artık yasalar ve yönetmeliklerle çözüme bağlanmasını, herkesin, her yerde kendini bu tür kısıtlamalarla bağlı hissetmesini ve ortak bir tutum ve davranış kalıbı içine girmesini bunlarla ilgili yeni kelime dünyasını kullanmasını, ikinci el özellikler olarak gösterebiliriz.


    Özel ve genel âdetler karışık/ Sadece gösteri ve âdetleri:

    Günümüzde karşımıza çıkan dil ve folklor olayları veya bunlarla ilgili veriler, bireysel olarak ortaya konmuş ve sonradan halk tarafından benimsenerek kabul edilmiş yani anonimleşmiş bir biçimde görülür. Bu tür dil ve folklor malzemesi, onları yaratan kişilerin veya grupların kendi arzusu veya istekleri dışında topluma mal olmakta ve yıllarca kullanılıp tekrar edilmektedir. Atasözleri, türküler, maniler, birtakım inanışlar ve âdetler, o bölgede yaşayanların düşüncelerine, inanışlarına ve yaptırımlarına paralel bir biçimde zaman içinde olgunlaşmakta ve gelişmektedir. Bu tür dil ve folklor malzemesi, derlemeciler tarafından birinci elden halk kültürü verileri olarak değerlendirilmelidir. Çünkü o veriyi ortaya koyan kişi, onu kendisinin ve kendi aile veya bölgesinin saymaktadır. Bu veri zamanla tamamen özel olmaktan çıkmış, genel bir görüntü kazanmıştır. Kişinin kendi inanışı ve uygulaması çevresindeki kişi veya gruplarca kabul edilmiş olup hepsi birbirinin içinde karmakarışık bir yapıda bulunmaktadır.

    İkinci elden halk kültürü içinde ise bu olaylar ve veriler başkaları tarafından düzenlendiği için bir gösteri kimliği veya kıyafeti içindedir. Gösterinin seyircisi az veya çok olabilir. Ancak yapılan iş veya olay, anlamından çok şey kaybetmiş; özel veya genel âdet olup olmadığı göz önüne alınmaksızın, hatta neredeyse hiç önem verilmeksizin uygulamaya konulmuştur. Bir tür insanın geleceğini, kaderini veya alın yazısını anlayıp çözümlemek ve bunu kişiye veya kamuoyuna, geniş kitlelere duyurmak isteyen falcılık, birinci elden halk kültüründe çok özel bazı durumlarda başvurulan bir olaydır. Buna karşılık ikinci elden halk kültürü verileri ve malzemesi arasında üfürükçülük; el, bakla, iskambil veya kahve falına bakma ile kitle iletişim organlarında her gün karşımıza çıkan, çeşitli vulgarize ya da yarı bilimsel kitaplardan kendi okuyucu profilini göz önüne alan ve onların nabzına göre şerbet vermesini bilen kişilerin hazırladıkları yıldız falları örnek olarak verilebilir.




    Basit biçimler ve sade insanın imkânları/ Yapay biçim verme, değiştirme:



    Birinci elden halk kültüründeki özgün kabul edilen dil malzemesini ortaya koyan kişi veya gruplar, bunları genellikle başka bir olaya bağlı kalmaksızın, yahut diğer bir kültür odağı veya çevresinin etkisine uğramaksızın gayet basit bir durumda biçimlendirerek sergilemeye ve aktarmaya çalışır. Basit araçların, aletlerin ve düşüncelerin bir araya gelmesiyle ortaya konan bu olgular veya veriler basit hatta naif biçimleriyle göze çarparlar. Bazen bu tür eserlerin ilkel (primitif) olarak adlandırıldıkları da olur. Kişi dilindeki veya elindeki malzemeyi en kolay bir yöntemle kullanmış ve çok basit gibi görünen bir biçimle o veriyi meydana çıkarmıştır. Karmaşık bir yapıya bürünmeden, düz ve doğrudan bir anlatım bu tür malzemenin ana çizgileridir.

    İkinci elden halk kültüründe ise aynı olaylar, veriler veya bunlarla ilgili görülen uygulamalar, yapay olarak biçimlendirilmiş, genişletilmiş, hatta şişirilmiştir. Birinci eldeki biçimler, aletler ve düşünceler artık başka amaçlar doğrultusunda değişik yollardan karmaşık bir duruma ve biçime sokulmuştur. Bu ise, ölçü ve yapıda zorlama olmasına, o veriyi birinci elden halk kültüründe insanı hemen sarıp sarmalayan ve onu o bölgedeki kişiler tarafından hemen kabul edilebilen özelliklerin dışına çıkartmasına yol açmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz diğer özellikleri de göz önünde tutarsak, buradaki zorlayarak biçim verme ve değişiklik, sadece yeni düzenleyicilerin veya büyük imkânları olan organizatörlerin işine yarayacak bir durum almaktadır. Bunları ilk olarak yapan, yaşatan ve sergileyen çevrenin kişileri veya grupları, aslında kendilerine ait olan bu verileri o yeni çevrede gördüğünde hemen hemen hiç tanımamaktadır. Bu tür karmaşık yapı veya biçimlendirme bize, bu verilerin ilk doğuş yerlerindeki birçok olumlu, basit ama güzel ve yapıcı özelliklerini yitirdiğini de göstermektedir.

    Söz gelimi, bir yazarın eline geçen bir kısa hikâyeden, efsaneden veya bir destandaki olaydan hareket edip onu yazı diliyle, genişleterek ve içine başka motifler sokuşturarak kaleme alması, o dil malzemesinin artık ikinci elden halk kültürü verisi olarak değerlendirilmesine yol açacaktır.




    Örf ve âdetleri uygulayanlar köylü, işçi, komşu vb./ Uygulayanlar dernek, kurum veya tüccar:



    Toplumun yüzyıllardan beri alışılagelen birtakım gelenekleri, görenekleri ve yargı kalıpları birinci elden halk kültüründe köylü, işçi, komşu, küçük esnaf vb. gibi genel olarak geniş bir çevreye açılmamış, yahut değişik ve sıkı ilişkilerle başka kültür çevrelerinin etkisinde kalmamış basit bir yaşayış biçimini ve yapısını sürdüren kişi ve grupların eseri olarak karşımıza çıkmaktadır. Kapalı, yarı açık veya açık yerleşme merkez ya da çevrelerindeki komşuluk ilişkileri göz önüne alınırsa, bunların genellikle en sağlam ve sıkı şekilde kapalı merkez ile çevrelerinde sürdürüldüğünü, diğer noktalarda ise bu sağlamlık ile sıkılığın giderek azaldığını veya gevşediğini görürüz. Bu bireylerin veya küçük grupların yerini, dış dünyaya açılmadıkları sürece koruduklarını ve dil ile folklor verilerini en sağlıklı bir şekilde saklayıp genç kuşaklara aktardıklarını görmekteyiz.

    Ancak ulaşım, haberleşme, ticaret ve sanayileşme, kentleşme vb. hususların etkisi büyük olunca, bu tür verilerden ve olaylardan yarar sağlamak isteyen bazı derneklerin, kurumların veya ticaretle uğraşan kişilerin ortaya çıktığını ve kendilerine göre birtakım düzenlemelere giriştiğini görmekteyiz. Böylece kendine özgü yapıcı ve olumlu özellikler taşıyan bu veriler ve olaylar, sayılan bu tür kişi ve grupların elinde bir çeşit bozulmaya ve hatta yozlaşmaya uğramaktadırlar. Toprağı ekip ürünü biçmek için atalarından öğrendiği halk takvimine inanıp bunu imkânlar elverdiğince uygulamaya çalışan basit bir tarım işçisi, basit el aletleriyle uzun zaman alan uğraşlar sonunda kendi ihtiyaçlarının giderilmesi için bazı araçlar yapan kişi, düşünceleriyle, yargı kalıplarıyla, uygulamalarıyla ve bütün bir yaşayış biçimi ile birinci elden halk kültürünü derlemecilere aktarabilecek en sağlam kaynak kişi olarak değerlendirmeye alınabilir.


    Din etkilidir/ Dinin etkisi azalmıştır:

    Halk kültürü içinde yer alan olaylarda bazı kurallar veya yasaklamalar zaman zaman kendisini birey veya toplum üzerinde çok güçlü bir biçimde hissettirmiştir. İnsanlığın dinler öncesinden kalan birtakım inanışları veya uygulamaları, daha sonradan kabul edilen dinin kutsal kitabında yazılı olmasa, hatta yasaklansa bile, gelenekleşmiş bir şekilde yapılagelmekte ve sürdürülmektedir. Bu sürdürme özellikle birinci elden halk kültüründe hemen göze çarpacak şekilde belirgindir. Genellikle kapalı veya yarı açık yerleşme merkezleri ile çevrelerinde kişilerin veya küçük toplulukların, bulundukları çevrenin dışına itilmek, aforoz edilmek hatta kovulmak korku ve endişesi yüzünden, bu kurallara sıkı sıkıya bağlı oldukları bilinmektedir.

    İkinci elden halk kültüründe o kişi veya küçük grupların bu tür düşünce veya eylemleri yüzünden toplum dışına itilmesi, hemen hemen hiç söz konusu olmadığından, din kuralları veya yasaklamaları az çok değişikliğe uğratılmıştır. Hristiyanlıkta veya Müslümanlıkta bu tür tutum ve davranış farklılıklarına rastlanmakta, yorumlar değişmekte, uygulamalar farklı bir görünüm içerisine girebilmektedir. İstisna olarak sözünü etmek istediğimiz Musevîlikte bu tür yaptırımların veya yasaklamaların bugün bile kendini çok güçlü olarak hissettirdiği, bu dine mensup olanların hemen her bölgede kuralları aynı katılıkta uygulamaya devam ettikleri belirtilmektedir. Din, bu topluluk için, onları diğer topluluklardan ayıran, kendi aralarında en önemli bağlayan ve birleştiren bir unsur olarak görünümünü sürdürmektedir.


    Doğal/ Yapay:

    Derlemelerde karşımıza çıkan dil ve folklor verilerinde rastlanılan en önemli özelliklerden biri de, o verinin veya olayın mümkün olduğu kadar insanın içinden geldiği gibi, yapmacıksız, zorlama olmadan, karşılıklı anlayış ve hoşgörü sonunda ortaya çıkmasıdır. Bu doğal olgu, birinci elden halk kültüründe ortaya konan eserlerde çevrenin yadırgamayacağı ve hemen kabul edebileceği biçim, renk, düzenleme ile karşımıza çıkmaktadır. Bu verilerin içtenliği, yakınlığı, sıcaklığı, rahatlığı ve basitliği onun en doğal bir biçimde yaratıldığını kanıtlamaktadır.

    İkinci elden halk kültüründe ise ortaya konan veriler, değişik etkilerle başka görüş ve düşüncelerle yapay olarak biçimlendirilmiş, alışılmadık düzenlemelerle ortaya konmuştur. Bu yapmacıklı, zoraki ve kasıtlı düzenlemeyle aktarılan dil ve folklor malzemesinin, araştırmacılar tarafından ikinci plânda değerlendirilmesi söz konusu olacaktır. Samimiyetin, sıcaklığın, doğallığın göz önüne alınması gerekecektir. Samimî davranmayan, zorlama ile bilgi veren kişilerin aktardığı verilerin sağlıklı malzeme olduğunu söylememiz mümkün değildir.


    Kültür motifleri yer olarak daima sabit/ sabit değil:

    Dil malzemesinin veya halk kültürünün motifleri ve verileri, yukarıda baştan beri saydığımız özelliklerine göre, bilinen veya belirlenebilen bir merkeze ya da bölgeye sabit olarak bağlanabilirler. Birinci elden halk kültüründe bu veriler veya olaylar bağlı oldukları bölgeler içinde büyük bir uyum hâlinde görülürler. O merkezde veya bölgede yaratılan motifler merkezin coğrafî, ekonomik, nüfus ve diğer özelliklerine bağlı bir biçimde oluşturulmuşlardır.

    İkinci elden halk kültüründe ise aynı veriler ve olaylar, değişik bölgelere ulaşım, iletişim ve teknolojik araç-gereçlerle çok hızlı olarak kısa bir süre içinde hemen aktarılabilmektedir. Halk oyunları, giyim-kuşam, süsler ve takılar, hastalık tedavileri, yeme-içme türleri bunlar arasında hemen akla gelenlerdendir.


    Kesin bir sosyal düzenleme/ Sosyal düzenleme kesin değil:

    Halk kültürü veya dil verilerini yaratan, ortaya koyan kişilerin bu verileri ortaya koyarken samimî ve doğal davrandıklarını yukarıda göstermiştim. Bu samimiyet sonucu sosyal düzenleme, olaylar içinde; olayı yaratan kişi ve gruplara bakarak kendini belirgin bir biçimde ortaya koyar. Bu tür kesin bir sosyal düzenlemenin özellikle aile kavramı içinde etkili olduğu gibi, büyük aile tipleri içerisinde ve bu tür ailelerin oluşturduğu oba, boy, aşiret ve kavim teşkilâtında, kesin sosyal düzenlemeye çok sık rastlanılmaktadır.

    İkinci elden halk kültüründe ise ailelerin parçalanması; eğitim, sağlık, ekonomi vb. özellikler aracılığıyla ya da kız alıp verme, askerlik, iç ve dış göç vb. olaylarla bu kesin sosyal düzenlemeler; yere, zamana ve kişilere bağlı olarak değişmektedir. Bulunduğu bölgede vaktiyle o sıkı sosyal düzenlemeye boyun eğen, rıza gösteren ve bunun dışında başka bir ihtimal bile görmeyen kişi ve gruplar ikinci elden halk kültüründe artık tamamen değişik yer ve zamanlarda kesin sosyal düzenlemenin bulunup bulunmadığına önem vermemekte, hatta bunları tamamen unutmuş görünmekte ve öyle davranmaktadır. Doğaldır ki, bu tür tutum ve davranışlar sosyal yapıyı etkilemekte, etkileyici ve genişlediği sürece toplum yapısını olumsuz olarak değiştirmektedir. Derlemecilerin dil ve folklor malzemesini kaydederken bu noktayı da göz önünde tutması; kişi, grup veya çevreyi bir kez de bu açıdan değerlendirmesi gerekmektedir.
    ulaşım adresim patikayolu@msn.com

  • Ece Özdemir
    Ece Özdemir 15.04.2007 - 22:16

    Halkın kararlarına saygılı olmamak...Son sözü halk söylemez demek...Atatürk ilkelerini yok saymak demektir... Cumhuriyetçilik ve Halkçılığı yok saymaktır...Halka saygı duymak gerekiyor... Devlet adamlarının görevi halkı bilinçlendirmek... Doğru olanı göstermek... Yanlış yollara sapmasını önlemek... Halka iyiyi, güzeli, doğruyu sunmak her devlet adamının boynunun borcudur...Devlet adamlığı bu yüzden önemlidir...Herkes olamaz bu yüzden denmemtedir... Bu yüzden Mitingler yapılır... Bu yüzden Değerler tekrar tekrar hatırlatılır...

  • Bir Kara Karga
    Bir Kara Karga 03.03.2007 - 12:33

    gardiyanları ve yargıçları ve savcıları
    hepsi halka karşıdır
    kanunları, yönetmelikleri, bütün kararları
    hepsi halka karşıdır
    dergileri, gazeteleri, bütün yayınları
    hepsi halka karşıdır

    bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
    durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

    panzerleri, kelepçeleri, bütün silahları
    hepsi halka karşıdır
    zindanları, tutukevleri, işkenceevleri
    hepsi halka karşıdır
    borsaları ve şirketleri ve iktidarları
    hepsi halka karşıdır

    bunların hiçbiri onları kurtaramayacak
    durduramayacaklar halkın coşkun akan selini

  • Sadiye Fazlıoglu
    Sadiye Fazlıoglu 20.11.2006 - 13:10

    topluluk

  • Bir Kara Karga
    Bir Kara Karga 10.09.2006 - 22:58

    asıl lider halkmıdır yoksa halkın destek verip öncülüğüne katkıda bulunduklarımıdır

  • Bay Grey
    Bay Grey 10.09.2006 - 22:57

    Halkın iyiliği için halkını katletmek:(((

  • Cem Sagol
    Cem Sagol 10.09.2006 - 22:54

    her toplumun bir önderi vardır
    en küçük bir arkadaş grubunun bir lideri vardır
    çünkü insanları belli bir amaç dogrultusunda bir araya getirmesi gereken birileri vardır
    halkın payını yok sayan yok
    ama o halkı bir araya getiren
    türk oldugunu hatırlatan
    önce vatan demeyi ögreten
    bir lider lazımdı o da YÜCE ATATÜRK dü

  • Bir Kara Karga
    Bir Kara Karga 10.09.2006 - 22:51

    halkı savunduğunu iddia edip bunun üzerinden ideoloji güdenlerin halkı yok sayması ne ilginç ve ne kdr bzm ülkemizde alışıldık durumdur demi

  • Cem Sagol
    Cem Sagol 10.09.2006 - 22:49

    halkın %72 si ingiliz sömürüsünü kabul ediyodu...
    evet hsklısın halk önemliymiş....

  • Blue Send Me
    Blue Send Me 16.08.2006 - 08:56

    Ben halka bakinca gümüş tirnakli kisraklar
    sirça kirpikli gelinler huylanir.
    Ben halka bakinca terlenirim
    yaslanirim tarlalarin gölgesine, tozuna
    kirlenir gülkurusu mendilim.
    Benim rengimle kim yarişabilir
    sancimi kimler altedebilir ben halka bakinca?
    Ben ki kazdim, küredim, ellerimle boşalttim geceyi
    yildizlari, hüznü ordan firlatip attim,
    sonra ordan firtinali bir tüzeyle halka bakinca
    yeniden yaralandim dünya irmaklarindan.

    Dünyanin irmaklari dedigim yer
    aydinlik, gülümserlik ve sevda
    Oysa halkin göz çukurlari çamurlanmiştir
    kani ilgit ilgit akar, kani kara
    yazlik sinemalarda, üniformalar altinda
    banknotlarin, kiravatlarin saltanatiyla
    çürütülmektedir halk.
    Gözlerim
    ne güzeldir halka bakinca
    gözlerimde bögürtlendir
    avuçlarimda nar,
    ayaklarini çiplatip sulardan geçen çocuklar
    sevinçle kipirdatir yapraklarimi.
    Halkim
    piçaklanmiş bir kadin gibidir
    kaygular içinde yapayalniz
    zehirli çiçeklerin ugultusu
    uzaklaşmaz kulaklardan.


    Gözlerim
    neden güzeldir halka bakinca
    beni neden küflemez o çökertilmiş anlam
    herdaim karnimda tikili duran şafak
    dünyalar biriktirir halk adina?
    Çünkü bana göbek bagimdan işliyor toprak
    hançeri ellerinde neşter kilan
    arkadaşlarim var daglarda.
    Kara yerden kirmizi gelincikler biterken
    leylekler kirlenirken bin bereket ugruna
    şeffaf, bakire kizlar pencerelerden
    kaçirilmak için elederken delikanlilara
    o zaman benim gözlerim işte
    kavi bir mavzer olur halka.
    Kanima kizgin demirler sokulur
    ben halka bakinca
    Kömür kokusunda yüzlerim kabarir
    kalbim uyanir gires lekelerinden
    gök gürülder köleler kipirdanir
    uykumun rengi yayilir dünyaya
    uykum çünkü uçari, çünkü hovarda
    şafaklarin öncesidir.
    sazaklar içinde bir çocugu emzirir
    çaputlara sarilmiş çürüksüz çocugu
    ben halka bakinca.

    Yaşamak güzeldir
    gözlerim daha güzel
    gözlerim daha güzel halka bakinca
    ve sürülmüş topragi
    yaratkan beyni
    işleyen elleri huylandiran bakişlarim
    yani insan türünün var kilan hiz
    yani hatta tarlalarda
    döl yataklarinda bile oyalanmayan
    savaşin, sevdanin rengi
    her güzellik bu rengin ardindadir
    yaşamak bir başina bu rengi geçebilmez
    'ölümden korkup da sonunu sayan
    ölür gider yar koynuna giremez.'

    (İ.Ö.)

  • Hidayet Arlı
    Hidayet Arlı 30.07.2006 - 11:19

    Belli bir insan topluluğunun bir araya gelerek aynı dili konuşmaları

    gelenek görenekleriyle içinde yaşadıkları topraklarda kimsenin baskısı

    altında kalmadan özgürce yaşayabilmeleridir

  • Murat Faust
    Murat Faust 14.06.2006 - 16:27

    ağnam....

  • Ahmet Çiyce
    Ahmet Çiyce 25.04.2006 - 20:58

    Belli bir alan içerisinde yaşayan; dil,din gelenek görenek,kültür, ırk vb.ortak müştereklerden bir veya birkaçını paylaşan insan topluluklarına halk denir.

  • Perls
    Perls 11.03.2006 - 13:51

    Topraktan öğrenip
    kitapsız bilendir.
    Hoca Nasreddin gibi ağlayan
    Bayburtlu Zihni gibi gülendir.
    Ferhad’dır
    Kerem’dir
    Ve Keleğlan’dır.
    Yol görünür onun garip serine,
    analar, babalar umudu keser,
    kahpe felek ona eder oyunu.
    Çarşambayı sel alır,
    bir yar sever
    el alır,
    kanadı kırılır
    çöllerde kalır,
    ölmeden mezara koyarlar onu.

    O “Yunusu biçaredir
    Baştan ayağa yaredir”
    ağu içer su yerine.
    Fakat bir kere bir dert anlayan düşmeye görsün önlerine
    ve bir kere vakt erişip
    “Gayrık yeter! ...”
    demesinler
    Bunu bir dediler mi,
    “İsrafil surunu urur,
    mahlukat yerinden durur”,
    toprağın nabzı başlar
    onun nabızlarında atmağa.
    Ne kendi nefsini korur,
    ne düşmanı kayırır,
    “Dağları yırtıp ayırır,
    kayaları kesip yol eyler abıhayat akıtmağa...”
    N.H.R.

  • Mehmet Demircan
    Mehmet Demircan 17.11.2005 - 16:08

    tamam

  • Haybeden Yasamlar
    Haybeden Yasamlar 03.09.2005 - 19:36

    uzun söze gerek yok..kisa ve öz olaraktan:
    ..........Halklarin kardesligi....Halklarin özgürlügü.......! ! ! !

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 18.06.2005 - 09:42

    Vay anasını ya
    sen halksın halk
    sen çoğunluksun oğlum
    onlar azınlık
    deme öyle deme baba ya
    biz halkız işte
    halk çoçuğu
    ....
    Falan filan deyip dümdüz gidiyordu konserde

  • Oguzcan Demir
    Oguzcan Demir 27.03.2005 - 23:29

    Yöneticilere göre bir ülkedeki yurttaşların bütünü:
    'Bilmiyorlar ki halk, halkın diliyle konuşan sanatkârla birliktir.'- O. V. Kanık.

    Aydınların dışında kalan topluluk.

  • Oguzcan Demir
    Oguzcan Demir 27.03.2005 - 23:28

    Aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan insan topluluğu.

    Aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu.

    Belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü:
    'Bütün köy halkı orada idi.'- Ö. Seyfettin.

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 07.03.2005 - 20:04

    Öyle ya Irkların Hakları desen ırkçılık yapmak istediğin düpedüz belli olacak. Halkların Hakları demek en kolayı tabi. Sonra istediğin ırka hak bahanesi ile zırvala dur.

    (Az önce yemek yerken aklıma geldi)

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 07.03.2005 - 19:21

    Genelde kelime karşılığı kuru kalabalıkları ifade etmek için kullanılıyor. Zaten başka türlü bu tarz bir ayrımcılık yaratılamazdı. Boş beyinli amaçsız kuru kalabalıklar lazım. Kelimeyi seçerken kim düşünmüşse iyi düşünmüş..

  • Doktor Civanım
    Doktor Civanım 14.11.2004 - 18:24

    Haykir Acini Ey Halk!


    Namluların gölgesinde binlerce yürek, sahip çıktı Sibel’e. Komutan binlerce el üzerinde, sarı bir yıldızın ışığıyla uğurlandı. Halk evladını bağrına bastı. Şimdi, sokakları yakıp kavuran, sadece gökyüzüne asılı duran güneşin sıcağı değil, bir halkın öfkesi yakıyor şimdi zulmün bağrını. Delikanlılarımız, genç kızlarımız, üzerine dünyanın en güzel türküsünü adı işlenmiş kırmızı fularlarını yüzlerine takıp, savurdukları ateş toplarıyla, aydınlatıyorlar gecenin karanlığını. Şimdi cenk mevsimidir. Dağların heybetini alıp ardına yürüyenler, zindan karanlığına direnler, Buca’da, Ümraniye’de destan yazanlar ve yeni destanlara bilenenler, Anadolu’nun her köşesinde, zulmedenlerin düşlerini karabasanlara çevirenler, binlerce Sibel olup haykırıyorlar.

  • F
    F 02.08.2004 - 14:12

    'Millet' kelimesiyle karıştırılan kelime.

  • F
    F 15.07.2004 - 17:03

    Halk otobüsü, Halk ekmek, Halk eğitim merkezi, Halk plajı, Halk oyunları, Halk günü, Halk'a inmek kavramlarını düşününce, ülkedeki fakir ve cahil kesimden bahsediliyormuş hissi veren kelime.