Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Osman Özütler
Osman Özütler

Kim demiş ki büyük insan kudretli olandır; İnsanın büyüğü, yüreğinde sevgi ve insanlık taşıyandır.

  • müzik ve ruh30.10.2017 - 23:23

    Psikologlara göre en sevdiğimiz müzikleri, hayatımızdaki belirli bir anıyla özdeşleştirdiğimiz için seviyoruz.

  • naftalin kokulu şarkılar30.10.2017 - 23:19

  • insan olmak30.10.2017 - 23:12

    "Ben kadınım, ben erkeğim " değil, " Ben insanım " diyebilmeliyiz. İnsan diyebildiğimiz zaman güzel oluyoruz. Güzelleşiyoruz." -Ayşen Gruda

  • mihail gorbaçov30.10.2017 - 15:30

    80'lerde dünyanın iki süper gücünden biri olan Sovyetler Birliği'nin son lideriydi. Ağzından glasnost (siyasette açıklık) ve perestroika (ekonomide yeniden yapılanma) kelimeleri hiç düşmezdi. Bu çalışmaları neticesinde soğuk savaş sona ermiş ve 1991'de Sovyetler Birliği (SSCB) dünya sahnesinden çekilivermişti.
    Bir çocuk olarak; "Çıplak Silah" (The Naked Gun) filmine bile konu olan alnındaki lekenin nasıl olduğunu hep merak etmiş, o lekenin doğuştan olan "Porto Şarabı lekesi" (Nevus Flammeus) olduğunu ancak 2000'lerde öğrenebilmiştim. :)

  • cumhuriyet bayramı29.10.2017 - 23:37

    Kimi çevreler tarafından kutlanması son yıllarda angarya olarak görülen en önemli milli bayramımızdır..

  • Jupp Derwall29.10.2017 - 21:48

    Galatasaray'ın unutulmaz teknik adamıdır. Beyaz saçlı, kocaman gözlüklü sempatik bu Alman; Federal Almanya'ya 1980'de Avrupa şampiyonluğu, 1982'de ise Dünya Kupası finali yaşatsa da, Euro 84'de başarısız olunca görevinden istifa etmiş ve bir süre sonra da Türkiye'nin yolunu tutmuştu. 14 senedir ligde şampiyonluk yüzü görmeyen Galatasaray'ın başına geçen Derwall; ilk senesinde takımına Türkiye kupası (Federasyon kupası)'nı kazandırmış, 2.sezonunda ise Beşiktaş'ın hemen ardından averajla ve nağmalup olarak 2.liği elde etmişti. Galatasaray’ın başında geçirdiği 3. sezonunda ise takımını nihayet şampiyon yaparak, 14 senelik hasrete son verip 7'den 77'ye tüm Galatasaraylılar'ın adeta sevgilisi olmuştu. 1987-88 sezonunda görevini, yardımcısı Mustafa Denizli'ye devir ederek kulüpte teknik danışman olarak 1 sene daha görev almış; Derwall- Denizli ikilisi sayesinde Galatasaray bir kez daha şampiyon olmuştu.

    Türkiye'ye çağdaş futbolu getiren ve tesisleşmede yeni ufuklar açan Jupp Derwall için Türk futbolunun seyrini değiştiren adam desek abartmış olmayız. Derwall; sıfırdan başlamanın ve zirveye çıkmanın nasıl başarılacağını bunu uygulamalı olarak tüm Türkiye'ye gösterdi. Yokluktan ve imkansızlıktan hiç mi hiç şikayetçi de olmadı. İş yapmanın ve başarılı olmanın mazeret üretmekten daha önemli olduğunu yaptığı kalıcı işlerle hepimize ispat etti. İnsan olarak da mütevazı kişiliği kadar herkesle kaynaşabilen duruşuyla da önemli mesajlar verdi.

    İşte bu yüzdendir ki, onu çok sevdik. Sadece teknik direktörümüz olduğu için değil, hep bizden biriymiş gibi davrandığı için de sevdik. Yabancı biri diye de bakamadık ona bu yüzden. İçimizden biri gibi gördük onu her zaman. Öldüğünü duyunca da eski bir teknik direktörü kaybetmenin ötesinde bir yakınımızı yitirmişçesine üzüldük. Toprağı bol olsun..

  • Commodore 6429.10.2017 - 21:23

    Onu kullananlar tarafından bir yaşam biçimi olarak lanse edilirdi ki, ben de bu görüşe sonuna kadar katılıyorum. Başlarda "Ekmek kutusu" diye dalga geçilip, sonradan bir neslin vazgeçilmezi olan Commodore 64, sadece 80'lerin değil tüm zamanların en çok satan bilgisayarı olmuştur.
    Kendim bir Commodore 64'e sahip olamasam da, arkadaşımdan ödünç alarak bu mutluluğa eren şanslı çocuklardandım. Bu sayede sabahlara kadar River Raid, Maniac Manson, Bubble Bobble, Bruce Lee, Last Ninja, Aztec Challenge gibi unutulmaz oyunlarla keyifli dakikalar çıkarırdık.
    Commodore’un rakibi “Amstrad”, halefi ise ilk multimedya bilgisayar olarak adlandırılan "Amiga" idi..

  • ahu tuğba29.10.2017 - 18:55

    Nasıl ki 70'lerde Yeşilçam'da; Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik ve Filiz Akın'dan oluşan "Dört yapraklı Yonca" efsanesi var ise; 80'lerde de onların seksapel ve B versiyonu olan Banu Alkan, Oya Aydoğan, Serpil Çakmaklı ve Ahu Tuğba dörtlüsü vardı. Bu kare as sadece Yeşilçam'ın değil; şov dünyasının, erkek dergilerinin, magazin basının vazgeçilmeziydi. Fakat kanımca Ahu Tuğba diğer üç meslektaşına göre daima bir adım önde olmuştur. (Ona biraz 'Afrodit' yaklaşabilmiştir.) Belki iyi rol kesemiyordu ama Allah vergisi Avrupai bir güzelliği vardı. Sarışın saçları, ceylan gözleri, hafiften dişlekliği ve peltek konuşması onu alabildiğine seksi yapıyordu. Bu yüzden de sinemanın yanında; gazinolardan tutun dergi ve gazetelere kadar her yerde boy göstermişti.
    Yeşilçam’ın dört yapraklı yoncasının ne kadar katı kuralı varsa Ahu hepsini yıkmış, filmlerde soyunmuş, dökünmüş ve öpüşmüştü. Sanırım rol yapmayı iyi beceremediğinden olsa gerek, filmlerinde genellikle kötü yola düşmüş kadın ya da kızı canlandırırdı. Rivayet odur ki "Tele kız" teriminin TDK'ya girmesi onun sayesinde olmuştur. :)

    Velhasıl kelam; aslan yelesi röfleli saçlarıyla bile tüm seksenlerin özeti olabilecek bir ikondur Ahu Tuğba...

  • küt diye29.10.2017 - 16:04

    Bilinenin aksine; Kürt diye bir börek yoktur, küt diye bir börek vardır.. :)

  • Toplumsal Yaşam ve Hukuk29.10.2017 - 16:02

    Hukuk olmayan yerde sadece Zombisel yaşam olur..