AYNİ : Taşınabilir, nakledilebilir yüksek değerdeki eşya. ELHASIL : Lafı fazla uzatmadan, sözün kısası. EMVAL : Bir kimsenin mülkiyeti altında bulunup taşınabilen ve taşınamayan eşya, hayvan, para v.s. gibi kıymetli ve lüzumlu servet, varlıklar. ESHAM : Devletçe çıkarılan borç senetleri, maliye hazinesinin borcuna mukabil verilen senetler. İKTİSAB : Kendi şahsı için kazanma, kendisi için edinme. İLTİZAM : Taraf tutma,gerektirme, sebep olma, kendisi için gerekli sayma. İLZAM : Bir sohbet de, münazarada, münakaşada veya bir pazarlıkta kuvvetli deliller ve belgeler, vesikalara ileri sürerek karşısındakine üstünlük sağlamak, bilgi, görgü ve tecrübesi ile haklılığını ispat edip karşısındakini cevap veremeyecek hale getirmek. İNHA : Yetiştirilmek üzere işe alınan kimse hakkında üst makama yazılan yazı. İNTİFA HAKKI : Menkul ve gayrimenkuller ile haklar ve bir mamelek üzerine tesis olunabilir. Hilafına sarahat bulunmadıkça, sahibine, üzerine tesis olunduğu şeyden tamamıyla istifade etmek hakkını verir. İNZİMAMEN : Katılmak suretiyle, eklenmek ve ulanmak ve içine alınmak suretiyle, karşı tarafın da rızasını da katarak. İTTİHAZ ETMEK : Edinmek,kabul etmek,tutmak, kullanmak. MEBNİ : -den dolayı, den ötürü, MER’ İ : Yürürlükte olan, terkedilmiş ve kaldırılmış olmayan, geçerli olan MİZAN : Bütçenin gelir ve giderlerini denk tutma, gelir ve giderleri (varidat ve masrafları) aynı değer ve ağırlıktan dengelemek. MUNZAM : Bir gelire sonradan ilave olunan. MÜNFESİH : İnfisah etmiş, kaldırılmış, geçerliliği kalmamış, hükümsüz hale gelmiş, MÜTEDAİR : İlişkin olarak, NUKUT : Nakit’ in çoğulu-Paraca varlık ve zenginlikler, RÜCU : Bir kimse aleyhine anlaşma mucibince ödediğinin bütününü geri isteyebilmek, sözünü geri almak. SEYYANEN : Eşit ve birbirine tamı tamına denk bir tarz ve surette, TARİK : İşlerde tutulan yol. TASRİH : Şüphe ve teredüde mahal bırakmayacak şekil ve suretteki net ve açık ve vazih bir ifade. TEDVİR ETMEK : Hiçbir noksanlığa ve zafiyete yer vermeden idare etmek, o suretle çekip çevirmek. TEMELLÜK ETMEK : Bir mülkü kendine mal etmek idaresi altına almak TEŞEVVÜŞAT : Zihnin ve iradenim karma karışık hale gelerek salim ve makul düşünme ve karar verme yeteneğinin zayi edilmesi. TEVALİ ETMEK : Durmadan ve bitmeden ve arada hiçbir fasıla olmadan kesintisiz devam etmek, VÜRUD ETMEK : Kesintiye uğramadan doğrudan erişme ve ulaşma, ZIMMINDA : Dolayısı ile bildirilen, sebebi ile bildirilen, SÜKNA HAKKI : Bir evde oturmak yahut onun bir kısmını işgal etmek hakkıdır. Bu hak ahare temlik edilmez ve mirasçıya intikal edilmez. TAHASSÜL : Sonuç olarak ortaya çıkan. TAKYİDAT : Bir şeyin sınırlandırılarak belirlenmesi ve bir söz veya anlaşmanın bazı hükümlerini sınırlamalara bağlayan söz veya anlaşmanın bazı hükümlerini sınırlamalara bağlayan söz. TA’LİK : Asmak, madalyayı göğse asmak anlamında.Talik etmek: Bir işi başka bir işin varlığına ve meydana gelişine bağlı tutmak.
'Kelime 'insanın izidir. İbn-i Arabi'ye göre ise 'yara izi'... Kullandığı kelimelere dönüşür insan bazen de kelime kendisine... Ne mutlu kullandığı kelimelerle 'Kelimenin insanı'na dönüşebilene.)
yazılı veya sözlü olarak kullandığımız en az iki harfin yanyana gelmesiyle birbirinden farklı olan ve belirli bir sese anlam kazandırarak anlaşmamıza yarayan iletişim sisteminin ögesi.
hades:(Ustam Erol Erbaş'tan öğrendiğim manası) Hadise, hadiseler, olaylar. Hadesten taharet: Hadiselerden, olaylardan kendini temizlemek,arındırmak. Vesvesesiz bir namaz için gerekli olan beyin temizliği, beyin abtesti.
hissettiklerimizin elbisesi yada kalıbı diye biliriz.hisettiklerimiz; tüm azalarımızdan gelen acı yada zıttını algılayan beden ve sevgi ve zıttını algılayan gönül. benzerlikleri ve farkları algılayan akıl. bu üçlüden gelen sinyaller hissettiklerimizdir..sözle yada kelimelerle ete kemiğe bürünür.
Dilimin ucunda iki kelime düğümlü sana sakladığım… Sürekli boğazıma gelen ve orada ateşler yakan bu iki kelime ne vakit gözlerin gözlerime değse kalbimde depremler yaşatıyor… Ne oluyor ya hu demeye bile fırsat kalmıyorki bu iki kelime bu defa dilimi bağlıyor, beni susturuyor… Uzun uzun bakıyorum cennet cemaline… Berzah aleminde bekleyenlerin bütün hasretleri yüklenmiş sanki gözlerine! “Ne bakıyorsun” der gibi kafanı sallıyorsun ya hani bana bende sana “yok bir şey” diyorum ya… Yalan Canan’ım… Yalan… Sana ilk söylediğim yalan bu işte “yok bir şey” demek… O “yok bir şey” in içinde o kadar çok şey varki işte o kadar çok şey iki şey oluyorda takılıyorum boğazıma… Boğazımda bir sancı, boğazımda bir cenaze, boğazımda bir düğün oluveriyor bu iki kelime… Hadi çık artık diyorum içimden çık! Çıkmıyor.. Ne oluyor bilmiyorum! Tek bildiğim yüreğimde sana iki kelime besliyorum…
kelime; tek başına hiçbir zaman yeterli gelmeyen bir ifade biçimi.sesin biçimlenmiş hali aynı zamanda. ama bende artık bağırmak istiyorum burada bir şair gibi; ANLATAMIYORUM,ANLATAMIYORUM..diye.yetmiyor kelimeler hepsi yitirmiş anlamını.artık sevgiyi anlatmak için benzetmeler kullanır olduk.başka aynalar tutmaya başladık,bir duyguya sayfalar çoğalttık.bu anlamları biz boşalttık ve başka anlamları boşaltmaya yol aldık...
Anlatmak istediklerimize yüreğimizin sesini ortak edip konuşmaktır.Yazmaktır.Tek başına anlamı yoktur.İnsanın da tek başına olanı değer taşımaz ya öyle bir şey.Çiçeklerde birbirlerine sokulduğu zaman daha bir canlanır renkleri güzelleşir elbet.Kelimeleride uyumlu kullandığımız zaman kıymeti artar bence.Seni seviyorum derken iyi ki varsın demek gibi.Kelimeler bizim kattığımız anlamla güzelleşirler.Ben-sen=Biz ne kadarda yakışıyorlar birbirlerine....
Söylenendir kendisi lakin her söyleyene bir anlayan gerektir aksi takdirde her şey 'kellim kellim la yenfa' dan ibarettir... el misal; 'karpuz' bir kelimedir lakin bilmeyen görmeyen yemeyen için karpuz sadece Nietzsche'dir Freud ise çekirdektir...
Bir hukuk sınavında aday Corpus juris'ten bir parça çevirmek zorundaymış: Labeo ait'. 'o kayıyorum diyor' diye çevirmiş; sınavı yapan ise 'ben kalıyorsun diyorum' diye yanıtlamış ve sınav bitmiş. büyük hukukçunun adını bir fiil yapısı sanan ve de yanlış anımsayan herhangibir kişi hiç kuşkusuz daha fazlasını haketmezdi diyor Freud. Sözcükler insanın herşeyi yapabileceği plastik bir malzemedir. Öyle sözcükler vardır ki belirli ilişkilerde kullanıldığında özgün tam anlamlarını yitirir ama başka ilişkilerde yeniden kazanırlar. Örneğin; 'kör adam topala 'nasıl gidiyorsun? ' diye sordu; topal da köre 'gördüğün gibi' diye yanıt verdi.'
efenim aslına bakarsanız dr breuerin kullandığını ırvin yalom nietzsche ağlar iken ortaya atmış idir bu bir sistematik idir... pek çok tıbbi şahsiyet tarafından kullanılmakta idir... gözümüzden düşüştesiniz bilmiyorum umursar mısınız yarın bir gün siz kezzapa da arka çıkarsınız... ah ilen...
efendim psikanalizin babası freud şöyle ederdi... hastalarının isimlerinin baş harfini bir önceki harf ile değiştirirdi. misal:anna maranina(a.m.) olurdu (b.o.) misal:nazan bekiroğlu(n.b.) olurdu (m.a.)
arapça asıllıdır..ve sözcükten daha samimidir..fiil formu tekellüm(konuşma) ,fail formu mütekellim(konuşan) ..bir dil taşıdığı ruhla anlam kazanır..baksanıza bi dinleyin tınıyı tarihin sesini işitiyor olmalısınız..dile boyle bakmalı...
AYNİ : Taşınabilir, nakledilebilir yüksek değerdeki eşya.
ELHASIL : Lafı fazla uzatmadan, sözün kısası.
EMVAL : Bir kimsenin mülkiyeti altında bulunup taşınabilen ve taşınamayan eşya, hayvan, para v.s. gibi kıymetli ve lüzumlu servet, varlıklar.
ESHAM : Devletçe çıkarılan borç senetleri, maliye hazinesinin borcuna mukabil verilen senetler.
İKTİSAB : Kendi şahsı için kazanma, kendisi için edinme.
İLTİZAM : Taraf tutma,gerektirme, sebep olma, kendisi için gerekli sayma.
İLZAM : Bir sohbet de, münazarada, münakaşada veya bir pazarlıkta kuvvetli deliller ve belgeler, vesikalara ileri sürerek karşısındakine üstünlük sağlamak, bilgi, görgü ve tecrübesi ile haklılığını ispat edip karşısındakini cevap veremeyecek hale getirmek.
İNHA : Yetiştirilmek üzere işe alınan kimse hakkında üst makama yazılan yazı.
İNTİFA HAKKI : Menkul ve gayrimenkuller ile haklar ve bir mamelek üzerine tesis olunabilir. Hilafına sarahat bulunmadıkça, sahibine, üzerine tesis olunduğu şeyden tamamıyla istifade etmek hakkını verir.
İNZİMAMEN : Katılmak suretiyle, eklenmek ve ulanmak ve içine alınmak suretiyle, karşı tarafın da rızasını da katarak.
İTTİHAZ ETMEK : Edinmek,kabul etmek,tutmak, kullanmak.
MEBNİ : -den dolayı, den ötürü,
MER’ İ : Yürürlükte olan, terkedilmiş ve kaldırılmış olmayan, geçerli olan
MİZAN : Bütçenin gelir ve giderlerini denk tutma, gelir ve giderleri (varidat ve masrafları) aynı değer ve ağırlıktan dengelemek.
MUNZAM : Bir gelire sonradan ilave olunan.
MÜNFESİH : İnfisah etmiş, kaldırılmış, geçerliliği kalmamış, hükümsüz hale gelmiş,
MÜTEDAİR : İlişkin olarak,
NUKUT : Nakit’ in çoğulu-Paraca varlık ve zenginlikler,
RÜCU : Bir kimse aleyhine anlaşma mucibince ödediğinin bütününü geri isteyebilmek, sözünü geri almak.
SEYYANEN : Eşit ve birbirine tamı tamına denk bir tarz ve surette,
TARİK : İşlerde tutulan yol.
TASRİH : Şüphe ve teredüde mahal bırakmayacak şekil ve suretteki net ve açık ve vazih bir ifade.
TEDVİR ETMEK : Hiçbir noksanlığa ve zafiyete yer vermeden idare etmek, o suretle çekip çevirmek.
TEMELLÜK ETMEK : Bir mülkü kendine mal etmek idaresi altına almak
TEŞEVVÜŞAT : Zihnin ve iradenim karma karışık hale gelerek salim ve makul düşünme ve karar verme yeteneğinin zayi edilmesi.
TEVALİ ETMEK : Durmadan ve bitmeden ve arada hiçbir fasıla olmadan kesintisiz devam etmek,
VÜRUD ETMEK : Kesintiye uğramadan doğrudan erişme ve ulaşma,
ZIMMINDA : Dolayısı ile bildirilen, sebebi ile bildirilen,
SÜKNA HAKKI : Bir evde oturmak yahut onun bir kısmını işgal etmek hakkıdır. Bu hak ahare temlik edilmez ve mirasçıya intikal edilmez.
TAHASSÜL : Sonuç olarak ortaya çıkan.
TAKYİDAT : Bir şeyin sınırlandırılarak belirlenmesi ve bir söz veya anlaşmanın bazı hükümlerini sınırlamalara bağlayan söz veya anlaşmanın bazı hükümlerini sınırlamalara bağlayan söz.
TA’LİK : Asmak, madalyayı göğse asmak anlamında.Talik etmek: Bir işi başka bir işin varlığına ve meydana gelişine bağlı tutmak.
Cümlenin bir parçası.
OFLAZ¹ın kelime anlamı TDK Sözlüğe göre, İyi, güzel, yakışıklı, tam, eksiksiz, gürbüz, cesur.
Lavinia;
Özgürlük, hayalimdeki muhteşem sevgili, anlamlarına gelmektedir. Aynı zamanda bir çiçek ismidir. "Ölüm çiçeği" olarak kullanılır.
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme lavinia...
Özdemir Asaf
'Kelime 'insanın izidir.
İbn-i Arabi'ye göre ise 'yara izi'...
Kullandığı kelimelere dönüşür insan
bazen de kelime kendisine...
Ne mutlu kullandığı kelimelerle
'Kelimenin insanı'na dönüşebilene.)
kel bir kocası olan kadın kelime yemek yaptım derse ne olur paradoksu.. :)
kelam ve kalem kelimeleriyle bağlantılı tek başına manalı manasız cümle içinde kullanılan söz öbeklerine verilen isimdir..
Kelime de bir kelimedir.
yazılı veya sözlü olarak kullandığımız en az iki harfin yanyana gelmesiyle birbirinden farklı olan ve belirli bir sese anlam kazandırarak
anlaşmamıza yarayan iletişim sisteminin ögesi.
hades:(Ustam Erol Erbaş'tan öğrendiğim manası) Hadise, hadiseler, olaylar.
Hadesten taharet: Hadiselerden, olaylardan kendini temizlemek,arındırmak. Vesvesesiz bir namaz için gerekli olan beyin temizliği, beyin abtesti.
Keşke Ben Allah Kelimesinden Başka, Ağzından Tek Söz Bile Çıkmayan Bir Dilsiz Olsaydım! ....NFK(İsteğimi ne güzel açıklamış :)
hissettiklerimizin elbisesi yada kalıbı diye biliriz.hisettiklerimiz; tüm azalarımızdan gelen acı yada zıttını algılayan beden ve sevgi ve zıttını algılayan gönül. benzerlikleri ve farkları algılayan akıl. bu üçlüden gelen sinyaller hissettiklerimizdir..sözle yada kelimelerle ete kemiğe bürünür.
iki kelime
Dilimin ucunda iki kelime düğümlü sana sakladığım… Sürekli boğazıma gelen ve orada ateşler yakan bu iki kelime ne vakit gözlerin gözlerime değse kalbimde depremler yaşatıyor… Ne oluyor ya hu demeye bile fırsat kalmıyorki bu iki kelime bu defa dilimi bağlıyor, beni susturuyor… Uzun uzun bakıyorum cennet cemaline… Berzah aleminde bekleyenlerin bütün hasretleri yüklenmiş sanki gözlerine! “Ne bakıyorsun” der gibi kafanı sallıyorsun ya hani bana bende sana “yok bir şey” diyorum ya… Yalan Canan’ım… Yalan… Sana ilk söylediğim yalan bu işte “yok bir şey” demek… O “yok bir şey” in içinde o kadar çok şey varki işte o kadar çok şey iki şey oluyorda takılıyorum boğazıma… Boğazımda bir sancı, boğazımda bir cenaze, boğazımda bir düğün oluveriyor bu iki kelime… Hadi çık artık diyorum içimden çık! Çıkmıyor..
Ne oluyor bilmiyorum!
Tek bildiğim yüreğimde sana iki kelime besliyorum…
Mes’ud
alıntı
herşeyi anlatır bazen
kelime;
tek başına hiçbir zaman yeterli gelmeyen bir ifade biçimi.sesin biçimlenmiş hali aynı zamanda.
ama bende artık bağırmak istiyorum burada bir şair gibi; ANLATAMIYORUM,ANLATAMIYORUM..diye.yetmiyor kelimeler hepsi yitirmiş anlamını.artık sevgiyi anlatmak için benzetmeler kullanır olduk.başka aynalar tutmaya başladık,bir duyguya sayfalar çoğalttık.bu anlamları biz boşalttık ve başka anlamları boşaltmaya yol aldık...
benim gözyaşlarım.
Anlatmak istediklerimize yüreğimizin sesini ortak edip konuşmaktır.Yazmaktır.Tek başına anlamı yoktur.İnsanın da tek başına olanı değer taşımaz ya öyle bir şey.Çiçeklerde birbirlerine sokulduğu zaman daha bir canlanır renkleri güzelleşir elbet.Kelimeleride uyumlu kullandığımız zaman kıymeti artar bence.Seni seviyorum derken iyi ki varsın demek gibi.Kelimeler bizim kattığımız anlamla güzelleşirler.Ben-sen=Biz ne kadarda yakışıyorlar birbirlerine....
Bazen bogazda düğümlenen,
bezen ağızdan kendiliğinden dökülen,
harfler topluluğu.
tek başına anlamı olmayan
Harflerin birleşerek anlamlı bir hal alması.. Bazen bir rüzgar olup içimizi serinleten bazense fırtınalar kopartabilecek güçte bir olgu..
kel sözcüğünün birinci tekil şahıs iyelik eki ve e- hal eki almış hali
dilin hammalı
SÖZCÜKLER
Türkçe’ye isyankâr sözcüklerle de
Konuşur insanlar birbirleriyle
Sükûttan oluşan sözcüklerle de
Kavgalar edilir, birileriyle.
Onur BİLGE
http://www.antoloji.com/siir/siir/siir_SQL.asp? sair=42021&siir=624594&order=oto
'kelim, kelim la yenfa' diye meydanda dolanana bioxin tavsiyyesiylen...
itidal ilen...
'kelime nadir'
Saçsız sevdiğine yazılmış doğumgünü pastası ya da hediye hitabı.
En sevdiğime,'kelime'
Söylenendir kendisi lakin her söyleyene bir anlayan gerektir aksi takdirde her şey 'kellim kellim la yenfa' dan ibarettir...
el misal; 'karpuz' bir kelimedir lakin bilmeyen görmeyen yemeyen için karpuz sadece Nietzsche'dir Freud ise çekirdektir...
Bir hukuk sınavında aday Corpus juris'ten bir parça çevirmek zorundaymış: Labeo ait'. 'o kayıyorum diyor' diye çevirmiş; sınavı yapan ise 'ben kalıyorsun diyorum' diye yanıtlamış ve sınav bitmiş.
büyük hukukçunun adını bir fiil yapısı sanan ve de yanlış anımsayan herhangibir kişi hiç kuşkusuz daha fazlasını haketmezdi diyor Freud.
Sözcükler insanın herşeyi yapabileceği plastik bir malzemedir. Öyle sözcükler vardır ki belirli ilişkilerde kullanıldığında özgün tam anlamlarını yitirir ama başka ilişkilerde yeniden kazanırlar. Örneğin;
'kör adam topala 'nasıl gidiyorsun? ' diye sordu; topal da köre 'gördüğün gibi' diye yanıt verdi.'
efenim aslına bakarsanız dr breuerin kullandığını ırvin yalom nietzsche ağlar iken ortaya atmış idir
bu bir sistematik idir...
pek çok tıbbi şahsiyet tarafından kullanılmakta idir...
gözümüzden düşüştesiniz bilmiyorum umursar mısınız yarın bir gün siz kezzapa da arka çıkarsınız...
ah ilen...
efendim psikanalizin babası freud şöyle ederdi...
hastalarının isimlerinin baş harfini bir önceki harf ile değiştirirdi.
misal:anna maranina(a.m.) olurdu (b.o.)
misal:nazan bekiroğlu(n.b.) olurdu (m.a.)
arapça asıllıdır..ve sözcükten daha samimidir..fiil formu tekellüm(konuşma) ,fail formu mütekellim(konuşan) ..bir dil taşıdığı ruhla anlam kazanır..baksanıza bi dinleyin tınıyı tarihin sesini işitiyor olmalısınız..dile boyle bakmalı...