Önde zeytin ağaçları, arkasında yâr… Sene 1946… Mevsim sonbaharYâr, yâr… Seni… Kara saplı bıçak gibi Sineme sapladılar… Değirmen misali döner başım. Sevda değil… Bu bir hışım Tel tel çözülüp kalmışım…' (SİTEM, Bedri Rahmi Eyüboğlu
Aşk bir mikroptur.Ama unutmayınız ki; yararlı mikroplarda vardır.Aşk ise kendi içinde ayrılır, yararlılar vezararlılar diye.Ama şu var ki her türlü aşkın yararlısı ve zararlısı vardır.Genelde platonik aşklar için zararlı derler.Ancak bence bir noktaya kadar yararlıdır.Çünkü o kalp çarpıntısı ve duyulan heyecanı başka yerde bulamazsınız.Ancak gidip açıldığınızda karşılık bulamazsanız kötü.O zaman zararlı olur..
Bence aşk uğrunda feda edebileceklerin kadar yüce, erişilmeyecek kadar uzak, tadına varılmayacak kadar ender ve değerli vir his. Herkes aşıkolduğunu sanır ama bazen bu aşklar hemencecik ölüverir, önemli olan elde edince öldürmek değil yaşadıkca değerlenmesi gereken bir his. Onun içindir ki ebedi aşklara hiç ulaşılmaz. Nice insanlar vardır, Allah Aşkı ile yanıp kavrulmuşlar ve aşkları ölümsüzleşmiş. Hatta Leyla- ile Mecnun, Aslı ile Kerem gibi insanlara sevdanın, Aşkın örnekcisi olarak gösterilen insanlarda hiç bir zaman sevdiklerine kavuşamamış ve Aşkları ölümsüzleşmiştir. Keşke onlar gibi olabilsek derken sevdiğimize ve sevenlerimize nankörlük ettiğimizin farkında bile değiliz. En büyük Aşk erişilmeyen kişiye karşı değilde birlikte yaşadığın kişiye karşı hissedilse yada bizler sevilmenin ve sevmenin kıymetini bir anlayabilsek işte o zaman olacak. Onun için kimseye ölümsüz Aşk dilemiyorum sadece sevgi dolu günler diliyorum ve sevdiğiniz varken kıymetini bilin diyorum. Kaybedince işe yaramaz. (Kör ölür badem gözlü, kel ölür sırma saçlı olur. Sizi aşkınız da öyle olmasın.)
'Eğer hayatınızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler, yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim: Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken... Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim insanla öpüştüğüm ilk gün... Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan, âşıksın! '
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek mesela kuzey kutbunu kefe giderken mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
seni sevmek bir yurdu sevmek kadar sıcak ve beter ve şaşırtıcı... nasıl yurdumu düşünürken aklıma geliyorsa ölüm, seni düşününce de silahlar patlıyor göğsümün sol altında. devrime inanmak gibi birşey hayalini gözlemek ve işte hayalini gözlemek: sabaha karşı penceremde parıldayan birkaç dakika. tut o birkaç dakikayı uzat sonsuza ve beni orada kendi yüreğimi yerken bulsun jandarmalar! ..
yüksek tansiyon, yüksek ateş, yüksek ayrılık ve yürek büyümesinden öleceğim. biliyorsun öleceğim; seni severken öleceğim! kız sen benden sonra yaşamayasın..!
Arap meliklerinden birine Leyla ile Mecnun’un halinden bahsediyorlar. Dediler ki:
- “Mecnun, iyi ve kuvvetli bir şair olduğu halde, çöllerde dolaşıp perişan bir hale düştü. İrade dizginini elinden kaçırdı.”
Melik, “Onu bulup getirin” emrini verdi.
Mecnunu bulup getirdiler ve huzura çıkardılar.
Melik, onu ayıplayarak şöyle dedi:” İnsanlık şeref ve haysiyetinden ne zarar gördün ki, hayvanlık huyunu aldın da, insanlar arasında yaşamaktan vazgeçtin? ...”
Mecnun ona inliye inliye şu cevabı verdi:
- ”Birçok dostlarım Leyla’yı sevdiğim için beni ayıpladılar. Fakat bir gün Leyla’yı gördüklerinde, benim mazur olduğumu anlayacaklardır.”
“Ey gönlümü alan güzel! ...Keşki beni ayıplayanlar seni bir görseydiler. Seni görünce, turunç kesecekleri yerde kendilerinden geçip ellerini keserlerdi. Bunu görmek isterdim. O zaman hakikat meydana çıkar ve davamda haklı olduğum sabit olurdu.”
Melik; “Bir de biz görelim bakalım. Ne biçim şeymiş bu Leyla”, dedi ve onun aranıp bulunmasını ve huzuruna getirilmesini emretti.
Melikin emri üzerine memurlar çölü dolaştılar, çadırları aradılar. Sonunda Leyla’yı bularak getirip huzura çıkardılar.
Melik, baktı ki, bu Leyla denilen kız, esmer mi esmer, zayıf mı zayıf....Melik, Leyla’yı beğenmedi. Çünkü haremindeki cariyelerin en çirkini ve hakiri, ondan daha güzel ve daha süslü idi...
Zeki Mecnun, melikin aklından geçeni derhal anladı ve dedi ki:
- “Ey Melik! ..Leyla’ya kıymet vermek için ona, Mecnun gözüyle bakmalısın.Eğer Leyla’ya benim gözümle bakarsan gerçeği o zaman anlar, aşkımdaki manayı ve sırrı o vakit çözer, ondaki güzelliğin o zaman farkına varırsın...”
Mesnevi de şöyle geçiyor:
Sen benim derdimi kavrayamazsın ki, bana acıyabilesin. Benim derdimi ve derdimdeki manayı idrak ve ihata edebilen bana arkadaş olabilir. Ben böyle bir arkadaşa halimi gece gündüz anlatabilirim. O da anlar...”İki odun birlikte olursa iyi yanar.”
Şöyle bir şiir de var:
Cananıma ve yurduna dair kulağıma gelen sözleri, O yurdun güvercinleri duysalar, benim feryadıma iştirak ederler.
Ey dostlarım! ...Sıhhat ve afiyette olan kimseye söyleyin: Sen dertlinin yüreğindeki sızıyı bilmezsin.
Mesnevi de ayrıca şöyle geçer:
“Sağlam insanlarda yara derdi bulunmaz. Ben derdimi ancak ve ancak derdime ortak olana söyleyebilirim. Başkasına anlatamam... Ömründe bir kimseyi arı sokmamış ise, ona arıdan bahsetmek boş şeydir. Sen benim gibi bir derde müptela olmamış isen, benim halim sana efsane gibi gelir. Onu bir masal gibi dinlersin. Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme. Başkası, tuzu elinde tutuyor. Halbuki benim yarama ekilmiştir.”
Boynu kırılan bir oyuncaksam hırçın bir çocuğun elinde, ki celladım gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken Yine de özlüyorum onu, niyetçi tavşanlara dönerken beklediklerim
Aynı soruyu sormaktan, Minör ağrılardan yoruldum,gitmeliyim buralardan İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık Yoruldum, yoruldum,YORULDUM..... Gereklilik kipinde yaşamaktan.
Aşk sevmediğin ama yapman gereken sorumluluklarını yerine getirebilmen için sana adanmış manevi bir güç…Umutlarını yitirmemeni anımsatan ufak bir mutluluk dalgası ve gözlerinde kaybolabildiğin biriyle aynı yolda elele yürüyebilmektir. Düşen bir çocuğu koşup kaldıracak kadar duyarlı olabilmek ve yaşlandım diye ağlayan bir teyzeye hala güzel görünebildiğini söyleyebilmektir. Sokaklarda nedensiz yere bağırabilmek. Bir günlüğüne de olsa çocuk olup isyan edebilmektir. Tadını bilmediğin yemekleri yiyebilmek, hiç görmediğin ülkelere gidebilmektir. Zaman alışkanlıklarıyla geliyor ve bizi bırakın evimiz önümüzde duran selvi ağacı için bile yerimizde kalma dürtüsüyle doldurabiliyor. Bir günlüğüne de olsa vazgeçebiliyorsam alışkanlıklarımdan, gidebiliyorsam daha önce sevmediğim bir sokağa ve bırakabiliyorsam kendimi derin uykulara aşığım demektir… Ama en önemlisi korkuyorsam kaybetmekten çocukluğuma yakınım ve hala büyümemişim demektir.
'AŞK,HALIK`IN KENDİSİNE KADAR YÜKSELMESİ İÇİN İNSANA VERDİĞİ BİR KANATTIR'
MİCHALENGELA
Önde zeytin ağaçları, arkasında yâr…
Sene 1946… Mevsim sonbaharYâr, yâr…
Seni…
Kara saplı bıçak gibi
Sineme sapladılar…
Değirmen misali döner başım.
Sevda değil…
Bu bir hışım
Tel tel çözülüp kalmışım…' (SİTEM, Bedri Rahmi Eyüboğlu
Aşk sewgilini öperken küçük bir çocuğun
salıncakta sallanırken hissettiği duyguyu hissetmektir.
ey AŞK güzel ama kısasın...........
Sen Sen Sen
Bir dağbaşı yalnızlığı yaşıyorum yeniden.,
Dağbaşı yalnızlığı ölümden beter.
Hiç kimse aramasa sormasa beni
Sen gelsen yeter..
Huzur ellerinin güzelliğidir.
Gözlerin karşımda mutluluk denizi.
Her sabah soframızda ekmeğimizi
Sen bölsen yeter..
Yüreğim seninle yaylalar kadar serin
Ne bir çizgi hasret, ne bir nokta gam
Yayla dumanı gibi gözlerime her akşam
Sen dolsan yeter..
Bende çaresizlik sonsuz kördüğüm.
Bende sabır sende naz..
Gündüzünden vazgeçtim düşümde biraz
Bir yüz görümlüğü sen olsan yeter..
Duymasa da hiç kimse şâir gönlümün,
Sende karar kıldığını...
Ve içimin şerha şerha yarıldığını,
Sen bilsen yeter..
Bir gün duysan bittiğimi, tükendiğimi..
Çıkıp gelsen uzaklardan korkulu ürkek..
Bir incecik dal gibi üzerime titreyerek,
Eğilsen yeter...........
Yavuz Bülent Bakiler
ask bence imkansiza olan özlemdir
Aşk bir mikroptur.Ama unutmayınız ki; yararlı mikroplarda vardır.Aşk ise kendi içinde ayrılır, yararlılar vezararlılar diye.Ama şu var ki her türlü aşkın yararlısı ve zararlısı vardır.Genelde platonik aşklar için zararlı derler.Ancak bence bir noktaya kadar yararlıdır.Çünkü o kalp çarpıntısı ve duyulan heyecanı başka yerde bulamazsınız.Ancak gidip açıldığınızda karşılık bulamazsanız kötü.O zaman zararlı olur..
AŞK = FEDEKARLIK
Bence aşk uğrunda feda edebileceklerin kadar yüce, erişilmeyecek kadar uzak, tadına varılmayacak kadar ender ve değerli vir his.
Herkes aşıkolduğunu sanır ama bazen bu aşklar hemencecik ölüverir, önemli olan elde edince öldürmek değil yaşadıkca değerlenmesi gereken bir his. Onun içindir ki ebedi aşklara hiç ulaşılmaz. Nice insanlar vardır, Allah Aşkı ile yanıp kavrulmuşlar ve aşkları ölümsüzleşmiş. Hatta Leyla- ile Mecnun, Aslı ile Kerem gibi insanlara sevdanın, Aşkın örnekcisi olarak gösterilen insanlarda hiç bir zaman sevdiklerine kavuşamamış ve Aşkları ölümsüzleşmiştir. Keşke onlar gibi olabilsek derken sevdiğimize ve sevenlerimize nankörlük ettiğimizin farkında bile değiliz. En büyük Aşk erişilmeyen kişiye karşı değilde birlikte yaşadığın kişiye karşı hissedilse yada bizler sevilmenin ve sevmenin kıymetini bir anlayabilsek işte o zaman olacak. Onun için kimseye ölümsüz Aşk dilemiyorum sadece sevgi dolu günler diliyorum ve sevdiğiniz varken kıymetini bilin diyorum. Kaybedince işe yaramaz. (Kör ölür badem gözlü, kel ölür sırma saçlı olur. Sizi aşkınız da öyle olmasın.)
Siyahına pembe inandırılmış birliktelik gündüzüne mumlar yaktırmıs emanet Aşk yeni benki sıcaklığın heveslisi benki gözyasımın katili terkedip gururumu ağlıorm simdi
sahte sahte hersey sahte kalbim akıp kanıyor sözler sahte bir kücük oda sevgilerin içinde kilit vurmusum kapısına caresiz Aşk eli kolu bağlanmıs nöbete duruyor dısarda
Yalın..
doğanın zar atıp dururken tesadüfen bulduğu ve insanlara pek uygun düşmüş bir kandırmacadır
tükeniş........
aşık olmaktansa aşık olunmak daha keyif verici.ben aşık olunmayı tercih edenlerdenim.hele hoşlandığım birisi aşık olmuşsa bana deymeyin keyfime.
Türlü türlü cefanın, adını aşk koymuşlar.
Yunus Emre
'Her aşk ilişkisinde canı sıkılan bir işkenceci ile canı acıyan bir kurban vardır' Balzac
Aşk kışın ortasında çırıl çıplak dolaşmak..Aşksız kalmaksa..Yazın çöl sıcagında kazagınla bi kalmaktır.
Aşk maviliğin kendisidir.
eğer sevgiliyseniz çok şey,
eğer evliyseniz hiçbişey...
Safa-i aşkı kim anlar kiminle söyleşelim
Vefa-i aşkı kim anlar kiminle söyleşelim....
ne zamandan beri arayıp bu gün bulduğum imkansız sandığum ve kesinlikle bitmemesini istediğim bir melek
AŞK ONA ULAŞAMAMAKTIR...
ONU ELDE EDEMEMEKTİR
KAÇARSIN AŞIK OLURSUN
TUTARSIN TİKSİNİRSİN
BÖYLE BİR ŞEY...
Isik: Aniden gelince gözlerimiz kamasmaz mi? Hiçbir yere bakamaz, baksak da göremez oluruz: Ask...
'Eğer hayatınızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek
kalacaksınız deseler,
yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim:
Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta
sallanırken...
Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim insanla öpüştüğüm ilk
gün...
Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu.
Ama aslında bu kadar basitti işte:
Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan, âşıksın! '
Kürşat Başar (Başucumda Müzik Kitabından...)
uzak benden aşk uzak artık
benden uzak olsun...
AŞK;
BİR KİŞİ İÇİN FELAKET
İKİ KİŞİ İÇİN SAADET
ÜÇ KİŞİ İÇİN CİNAYET DEMEKTİR! ! !
Tahir'le Zühre Meselesi
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu kefe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet
seni sevmek bir yurdu sevmek kadar sıcak ve beter ve şaşırtıcı... nasıl yurdumu düşünürken aklıma geliyorsa ölüm, seni düşününce de silahlar patlıyor göğsümün sol altında. devrime inanmak gibi birşey hayalini gözlemek ve işte hayalini gözlemek: sabaha karşı penceremde parıldayan birkaç dakika. tut o birkaç dakikayı uzat sonsuza ve beni orada kendi yüreğimi yerken bulsun jandarmalar! ..
yüksek tansiyon, yüksek ateş, yüksek ayrılık ve yürek büyümesinden öleceğim. biliyorsun öleceğim; seni severken öleceğim! kız sen benden sonra yaşamayasın..!
bir lanetli....
Arap meliklerinden birine Leyla ile Mecnun’un halinden bahsediyorlar. Dediler ki:
- “Mecnun, iyi ve kuvvetli bir şair olduğu halde, çöllerde dolaşıp perişan bir hale düştü. İrade dizginini elinden kaçırdı.”
Melik, “Onu bulup getirin” emrini verdi.
Mecnunu bulup getirdiler ve huzura çıkardılar.
Melik, onu ayıplayarak şöyle dedi:” İnsanlık şeref ve haysiyetinden ne zarar gördün ki, hayvanlık huyunu aldın da, insanlar arasında yaşamaktan vazgeçtin? ...”
Mecnun ona inliye inliye şu cevabı verdi:
- ”Birçok dostlarım Leyla’yı sevdiğim için beni ayıpladılar. Fakat bir gün Leyla’yı gördüklerinde, benim mazur olduğumu anlayacaklardır.”
“Ey gönlümü alan güzel! ...Keşki beni ayıplayanlar seni bir görseydiler. Seni görünce, turunç kesecekleri yerde kendilerinden geçip ellerini keserlerdi. Bunu görmek isterdim. O zaman hakikat meydana çıkar ve davamda haklı olduğum sabit olurdu.”
Melik; “Bir de biz görelim bakalım. Ne biçim şeymiş bu Leyla”, dedi ve onun aranıp bulunmasını ve huzuruna getirilmesini emretti.
Melikin emri üzerine memurlar çölü dolaştılar, çadırları aradılar. Sonunda Leyla’yı bularak getirip huzura çıkardılar.
Melik, baktı ki, bu Leyla denilen kız, esmer mi esmer, zayıf mı zayıf....Melik, Leyla’yı beğenmedi. Çünkü haremindeki cariyelerin en çirkini ve hakiri, ondan daha güzel ve daha süslü idi...
Zeki Mecnun, melikin aklından geçeni derhal anladı ve dedi ki:
- “Ey Melik! ..Leyla’ya kıymet vermek için ona, Mecnun gözüyle bakmalısın.Eğer Leyla’ya benim gözümle bakarsan gerçeği o zaman anlar, aşkımdaki manayı ve sırrı o vakit çözer, ondaki güzelliğin o zaman farkına varırsın...”
Mesnevi de şöyle geçiyor:
Sen benim derdimi kavrayamazsın ki, bana acıyabilesin. Benim derdimi ve derdimdeki manayı idrak ve ihata edebilen bana arkadaş olabilir. Ben böyle bir arkadaşa halimi gece gündüz anlatabilirim. O da anlar...”İki odun birlikte olursa iyi yanar.”
Şöyle bir şiir de var:
Cananıma ve yurduna dair kulağıma gelen sözleri,
O yurdun güvercinleri duysalar, benim feryadıma iştirak ederler.
Ey dostlarım! ...Sıhhat ve afiyette olan kimseye söyleyin:
Sen dertlinin yüreğindeki sızıyı bilmezsin.
Mesnevi de ayrıca şöyle geçer:
“Sağlam insanlarda yara derdi bulunmaz. Ben derdimi ancak ve ancak derdime ortak olana söyleyebilirim. Başkasına anlatamam... Ömründe bir kimseyi arı sokmamış ise, ona arıdan bahsetmek boş şeydir. Sen benim gibi bir derde müptela olmamış isen, benim halim sana efsane gibi gelir. Onu bir masal gibi dinlersin. Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme. Başkası, tuzu elinde tutuyor. Halbuki benim yarama ekilmiştir.”
Boynu kırılan bir oyuncaksam hırçın bir çocuğun elinde,
ki celladım gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken
Yine de özlüyorum onu, niyetçi tavşanlara dönerken beklediklerim
Aynı soruyu sormaktan,
Minör ağrılardan yoruldum,gitmeliyim buralardan
İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
Yoruldum, yoruldum,YORULDUM.....
Gereklilik kipinde yaşamaktan.
A. Telli
Aşk sevmediğin ama yapman gereken sorumluluklarını yerine getirebilmen için sana adanmış manevi bir güç…Umutlarını yitirmemeni anımsatan ufak bir mutluluk dalgası ve gözlerinde kaybolabildiğin biriyle aynı yolda elele yürüyebilmektir. Düşen bir çocuğu koşup kaldıracak kadar duyarlı olabilmek ve yaşlandım diye ağlayan bir teyzeye hala güzel görünebildiğini söyleyebilmektir. Sokaklarda nedensiz yere bağırabilmek. Bir günlüğüne de olsa çocuk olup isyan edebilmektir. Tadını bilmediğin yemekleri yiyebilmek, hiç görmediğin ülkelere gidebilmektir. Zaman alışkanlıklarıyla geliyor ve bizi bırakın evimiz önümüzde duran selvi ağacı için bile yerimizde kalma dürtüsüyle doldurabiliyor. Bir günlüğüne de olsa vazgeçebiliyorsam alışkanlıklarımdan, gidebiliyorsam daha önce sevmediğim bir sokağa ve bırakabiliyorsam kendimi derin uykulara aşığım demektir… Ama en önemlisi korkuyorsam kaybetmekten çocukluğuma yakınım ve hala büyümemişim demektir.
T E K İ M / -7-
aşk, bir yaşam, bir felsefe, bir ideal, bir görüş, bir tarz, bir mutluluğun ifadesidir....