'Eğer hayatınızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler, yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim: Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken... Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim insanla öpüştüğüm ilk gün... Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan, âşıksın! '
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek mesela kuzey kutbunu kefe giderken mesela denerken damarlarında bir serumu ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin ama o bunun farkında değildir ayrılmak istemezsin dünyadan ama o senden ayrılacak yani sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı? Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık yahut hiç sevmeseydi Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
seni sevmek bir yurdu sevmek kadar sıcak ve beter ve şaşırtıcı... nasıl yurdumu düşünürken aklıma geliyorsa ölüm, seni düşününce de silahlar patlıyor göğsümün sol altında. devrime inanmak gibi birşey hayalini gözlemek ve işte hayalini gözlemek: sabaha karşı penceremde parıldayan birkaç dakika. tut o birkaç dakikayı uzat sonsuza ve beni orada kendi yüreğimi yerken bulsun jandarmalar! ..
yüksek tansiyon, yüksek ateş, yüksek ayrılık ve yürek büyümesinden öleceğim. biliyorsun öleceğim; seni severken öleceğim! kız sen benden sonra yaşamayasın..!
Arap meliklerinden birine Leyla ile Mecnun’un halinden bahsediyorlar. Dediler ki:
- “Mecnun, iyi ve kuvvetli bir şair olduğu halde, çöllerde dolaşıp perişan bir hale düştü. İrade dizginini elinden kaçırdı.”
Melik, “Onu bulup getirin” emrini verdi.
Mecnunu bulup getirdiler ve huzura çıkardılar.
Melik, onu ayıplayarak şöyle dedi:” İnsanlık şeref ve haysiyetinden ne zarar gördün ki, hayvanlık huyunu aldın da, insanlar arasında yaşamaktan vazgeçtin? ...”
Mecnun ona inliye inliye şu cevabı verdi:
- ”Birçok dostlarım Leyla’yı sevdiğim için beni ayıpladılar. Fakat bir gün Leyla’yı gördüklerinde, benim mazur olduğumu anlayacaklardır.”
“Ey gönlümü alan güzel! ...Keşki beni ayıplayanlar seni bir görseydiler. Seni görünce, turunç kesecekleri yerde kendilerinden geçip ellerini keserlerdi. Bunu görmek isterdim. O zaman hakikat meydana çıkar ve davamda haklı olduğum sabit olurdu.”
Melik; “Bir de biz görelim bakalım. Ne biçim şeymiş bu Leyla”, dedi ve onun aranıp bulunmasını ve huzuruna getirilmesini emretti.
Melikin emri üzerine memurlar çölü dolaştılar, çadırları aradılar. Sonunda Leyla’yı bularak getirip huzura çıkardılar.
Melik, baktı ki, bu Leyla denilen kız, esmer mi esmer, zayıf mı zayıf....Melik, Leyla’yı beğenmedi. Çünkü haremindeki cariyelerin en çirkini ve hakiri, ondan daha güzel ve daha süslü idi...
Zeki Mecnun, melikin aklından geçeni derhal anladı ve dedi ki:
- “Ey Melik! ..Leyla’ya kıymet vermek için ona, Mecnun gözüyle bakmalısın.Eğer Leyla’ya benim gözümle bakarsan gerçeği o zaman anlar, aşkımdaki manayı ve sırrı o vakit çözer, ondaki güzelliğin o zaman farkına varırsın...”
Mesnevi de şöyle geçiyor:
Sen benim derdimi kavrayamazsın ki, bana acıyabilesin. Benim derdimi ve derdimdeki manayı idrak ve ihata edebilen bana arkadaş olabilir. Ben böyle bir arkadaşa halimi gece gündüz anlatabilirim. O da anlar...”İki odun birlikte olursa iyi yanar.”
Şöyle bir şiir de var:
Cananıma ve yurduna dair kulağıma gelen sözleri, O yurdun güvercinleri duysalar, benim feryadıma iştirak ederler.
Ey dostlarım! ...Sıhhat ve afiyette olan kimseye söyleyin: Sen dertlinin yüreğindeki sızıyı bilmezsin.
Mesnevi de ayrıca şöyle geçer:
“Sağlam insanlarda yara derdi bulunmaz. Ben derdimi ancak ve ancak derdime ortak olana söyleyebilirim. Başkasına anlatamam... Ömründe bir kimseyi arı sokmamış ise, ona arıdan bahsetmek boş şeydir. Sen benim gibi bir derde müptela olmamış isen, benim halim sana efsane gibi gelir. Onu bir masal gibi dinlersin. Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme. Başkası, tuzu elinde tutuyor. Halbuki benim yarama ekilmiştir.”
Boynu kırılan bir oyuncaksam hırçın bir çocuğun elinde, ki celladım gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken Yine de özlüyorum onu, niyetçi tavşanlara dönerken beklediklerim
Aynı soruyu sormaktan, Minör ağrılardan yoruldum,gitmeliyim buralardan İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık Yoruldum, yoruldum,YORULDUM..... Gereklilik kipinde yaşamaktan.
Aşk sevmediğin ama yapman gereken sorumluluklarını yerine getirebilmen için sana adanmış manevi bir güç…Umutlarını yitirmemeni anımsatan ufak bir mutluluk dalgası ve gözlerinde kaybolabildiğin biriyle aynı yolda elele yürüyebilmektir. Düşen bir çocuğu koşup kaldıracak kadar duyarlı olabilmek ve yaşlandım diye ağlayan bir teyzeye hala güzel görünebildiğini söyleyebilmektir. Sokaklarda nedensiz yere bağırabilmek. Bir günlüğüne de olsa çocuk olup isyan edebilmektir. Tadını bilmediğin yemekleri yiyebilmek, hiç görmediğin ülkelere gidebilmektir. Zaman alışkanlıklarıyla geliyor ve bizi bırakın evimiz önümüzde duran selvi ağacı için bile yerimizde kalma dürtüsüyle doldurabiliyor. Bir günlüğüne de olsa vazgeçebiliyorsam alışkanlıklarımdan, gidebiliyorsam daha önce sevmediğim bir sokağa ve bırakabiliyorsam kendimi derin uykulara aşığım demektir… Ama en önemlisi korkuyorsam kaybetmekten çocukluğuma yakınım ve hala büyümemişim demektir.
forum ana sayfada degisik tartisma(!) konularindan biri: sizce ask nedir? bizce ask:
bu isi en iyi tanimlayan, bir cizgi film kahramani... ortacagda güzel bir tazeyi bir kenara sikistiran papaz efendi hesap sormaktadir, cizgi filmimizin venüsünden... önce bu papazin filmdeki durumu nedir bunu bir acikliga kavusturmak lazim tabii.. bu papaz, tüm papazlar gibi, aile edinmesi hos yasak olan ve ailesi tüm hristiyanlar olan, pederlerden biri.. kendini insanliga adamis bir papaz.. o zamanin hit hobylerinden biri ile de ugrasmaktadir, ayin, cenaze, dügün vs.. yogun isleirnin arasinda... hobisi: simyacilik... yani, tamamen insanligin (kendisi bir insandir) iyiligi icin kendini bakir teneke gibi dogada bol bulunan boktan malzemelerden altin elde edebilme ilmine adamis bir papazdir kahramanimiz.. gecelerini gündüzlerini, asil mesleginin disindan tamamen bu ise ayirmistir... geceler boyu kitablar karistirir, ilham gelmesi icin rüyalarini da bu ise tahsis etmistir.. ama, kendini insanligin (!) hizmetine bu kadar adamis iken, son zamanlarda kücük bir sorun beliriverir... bu kücük sorunun hesabini sorar, köseye kistirdigi sorumludan:
bence aski, bu bir tavan arasinda köseye kistirilmis bir sarisin afeti devrana hitaben söylenmis spontan hitab cümleciginden daha özlü ve etraflica ifade edebilen lakirdi nadirdir tüm dünyanin ask lugatcelerinde...
bir de,
tolstoy'un anna karenina'sinda (sanki okumusum gibi, havali giris cümleme bakar misiniz... icinde keloglana idman yaptiran bölümler var diye okuyan bir arkadasimin hayat dersi diye bana üni. yillarimda anlattigi bir pasaj bu.. ben kim, böyle baba kitablar okumak kim..)
adam diyesiymis kim:
'kadin bir yük gibidir... önünde tutarsan, ellerini mesgul ettiginden, ellerinle is yapamazsin... sirtina sarman lazim ki hayatinin akisini fazla etkilemesin'
bu durumda,
en garantisi, türk filimlerinde kemal sunala mahalle arkadaslarinin ettigi tavsiyeye uyup, kapisinin önünde 'korkma kötü bir niyetim yok, sadece seydecegim..' diyip, olayi garantiye almak...
bir papaz, bir tolstoy ve bir kemal sunal'in bana ögrettigi... bunlardan daha arif bir adam sözünü nerede bulacagiz kardesim?
aşk,mucizelere inanmaktır.bindiğiniz her otobüsün sizi ona götürmesini dilemektir.aranızda kilometrelerce uzaklık olsa da bir sokak köşesinde aniden karşınıza çıkıvermesini ummaktır.izmir de gemiden inen her subay öğrencisinin yüzünde onu aramaktır.balonlara ismini yazıp gökyüzüne savurmaktır sonra.her yaşanan anı onun beni sevebilme ümidine adamaktır.aşk..tanrıyla başbaşa kalmaktır.
Aşk karşındaki insanı değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi kabullenip sevebilmek ve onu birkaç dakikalığına da olsa görebilmek soğuktan donmayı göze alabilmektir.
aşk yeni yaptırdığınız evinizi kiraya vermek gibidir.kiracılar habersizce çekip giderler.döndüğünüzde evinizi viraneye dönmüş bi halde bulursunuz.duvarlarına çocuklar resim çizmiş,camlar kırılmış,kapı kulpları ve ampuller çalınmıştır.bahçe ise bakımsızdır.yabani otlarla ve böceklerle dolmuştur.bir tulum giyip elinize bir çekiç alıp herşeye yeniden başlarsınız o buruklukla.mevsim sonbahardır.
ask yasanilinca anlasiliyor ask oldugunu bile bilmiyor insan cogu kez, kayip edince anliyor o beraberligin ask oldugunu ve ask ayaklari yerden kesiyor cogu kez yerdemisin göktemi bilemiyorsun
ne zamandan beri arayıp bu gün bulduğum imkansız sandığum ve kesinlikle bitmemesini istediğim bir melek
AŞK ONA ULAŞAMAMAKTIR...
ONU ELDE EDEMEMEKTİR
KAÇARSIN AŞIK OLURSUN
TUTARSIN TİKSİNİRSİN
BÖYLE BİR ŞEY...
Isik: Aniden gelince gözlerimiz kamasmaz mi? Hiçbir yere bakamaz, baksak da göremez oluruz: Ask...
'Eğer hayatınızın herhangi bir an'ına gidip orada sonsuza dek
kalacaksınız deseler,
yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim:
Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta
sallanırken...
Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim insanla öpüştüğüm ilk
gün...
Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu.
Ama aslında bu kadar basitti işte:
Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan, âşıksın! '
Kürşat Başar (Başucumda Müzik Kitabından...)
uzak benden aşk uzak artık
benden uzak olsun...
AŞK;
BİR KİŞİ İÇİN FELAKET
İKİ KİŞİ İÇİN SAADET
ÜÇ KİŞİ İÇİN CİNAYET DEMEKTİR! ! !
Tahir'le Zühre Meselesi
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahir’le Zühre olabilmekte
yani yürekte.
Mesela bir barikatta dövüşerek
mesela kuzey kutbunu kefe giderken
mesela denerken damarlarında bir serumu
ölmek ayıp olur mu?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Seversin dünyayı doludizgin
ama o bunun farkında değildir
ayrılmak istemezsin dünyadan
ama o senden ayrılacak
yani sen elmayı seviyorsun diye
elmanın da seni sevmesi şart mı?
Yani Tahir’i Zühre sevmeseydi artık
yahut hiç sevmeseydi
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden?
Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
Nazım Hikmet
seni sevmek bir yurdu sevmek kadar sıcak ve beter ve şaşırtıcı... nasıl yurdumu düşünürken aklıma geliyorsa ölüm, seni düşününce de silahlar patlıyor göğsümün sol altında. devrime inanmak gibi birşey hayalini gözlemek ve işte hayalini gözlemek: sabaha karşı penceremde parıldayan birkaç dakika. tut o birkaç dakikayı uzat sonsuza ve beni orada kendi yüreğimi yerken bulsun jandarmalar! ..
yüksek tansiyon, yüksek ateş, yüksek ayrılık ve yürek büyümesinden öleceğim. biliyorsun öleceğim; seni severken öleceğim! kız sen benden sonra yaşamayasın..!
bir lanetli....
Arap meliklerinden birine Leyla ile Mecnun’un halinden bahsediyorlar. Dediler ki:
- “Mecnun, iyi ve kuvvetli bir şair olduğu halde, çöllerde dolaşıp perişan bir hale düştü. İrade dizginini elinden kaçırdı.”
Melik, “Onu bulup getirin” emrini verdi.
Mecnunu bulup getirdiler ve huzura çıkardılar.
Melik, onu ayıplayarak şöyle dedi:” İnsanlık şeref ve haysiyetinden ne zarar gördün ki, hayvanlık huyunu aldın da, insanlar arasında yaşamaktan vazgeçtin? ...”
Mecnun ona inliye inliye şu cevabı verdi:
- ”Birçok dostlarım Leyla’yı sevdiğim için beni ayıpladılar. Fakat bir gün Leyla’yı gördüklerinde, benim mazur olduğumu anlayacaklardır.”
“Ey gönlümü alan güzel! ...Keşki beni ayıplayanlar seni bir görseydiler. Seni görünce, turunç kesecekleri yerde kendilerinden geçip ellerini keserlerdi. Bunu görmek isterdim. O zaman hakikat meydana çıkar ve davamda haklı olduğum sabit olurdu.”
Melik; “Bir de biz görelim bakalım. Ne biçim şeymiş bu Leyla”, dedi ve onun aranıp bulunmasını ve huzuruna getirilmesini emretti.
Melikin emri üzerine memurlar çölü dolaştılar, çadırları aradılar. Sonunda Leyla’yı bularak getirip huzura çıkardılar.
Melik, baktı ki, bu Leyla denilen kız, esmer mi esmer, zayıf mı zayıf....Melik, Leyla’yı beğenmedi. Çünkü haremindeki cariyelerin en çirkini ve hakiri, ondan daha güzel ve daha süslü idi...
Zeki Mecnun, melikin aklından geçeni derhal anladı ve dedi ki:
- “Ey Melik! ..Leyla’ya kıymet vermek için ona, Mecnun gözüyle bakmalısın.Eğer Leyla’ya benim gözümle bakarsan gerçeği o zaman anlar, aşkımdaki manayı ve sırrı o vakit çözer, ondaki güzelliğin o zaman farkına varırsın...”
Mesnevi de şöyle geçiyor:
Sen benim derdimi kavrayamazsın ki, bana acıyabilesin. Benim derdimi ve derdimdeki manayı idrak ve ihata edebilen bana arkadaş olabilir. Ben böyle bir arkadaşa halimi gece gündüz anlatabilirim. O da anlar...”İki odun birlikte olursa iyi yanar.”
Şöyle bir şiir de var:
Cananıma ve yurduna dair kulağıma gelen sözleri,
O yurdun güvercinleri duysalar, benim feryadıma iştirak ederler.
Ey dostlarım! ...Sıhhat ve afiyette olan kimseye söyleyin:
Sen dertlinin yüreğindeki sızıyı bilmezsin.
Mesnevi de ayrıca şöyle geçer:
“Sağlam insanlarda yara derdi bulunmaz. Ben derdimi ancak ve ancak derdime ortak olana söyleyebilirim. Başkasına anlatamam... Ömründe bir kimseyi arı sokmamış ise, ona arıdan bahsetmek boş şeydir. Sen benim gibi bir derde müptela olmamış isen, benim halim sana efsane gibi gelir. Onu bir masal gibi dinlersin. Benim içimdeki sızıyı başkasıyla mukayese etme. Başkası, tuzu elinde tutuyor. Halbuki benim yarama ekilmiştir.”
Boynu kırılan bir oyuncaksam hırçın bir çocuğun elinde,
ki celladım gözlerimi de oymuştu fırlatıp atarken
Yine de özlüyorum onu, niyetçi tavşanlara dönerken beklediklerim
Aynı soruyu sormaktan,
Minör ağrılardan yoruldum,gitmeliyim buralardan
İçimde buharlaşan cıvayı soluyorum artık
Yoruldum, yoruldum,YORULDUM.....
Gereklilik kipinde yaşamaktan.
A. Telli
Aşk sevmediğin ama yapman gereken sorumluluklarını yerine getirebilmen için sana adanmış manevi bir güç…Umutlarını yitirmemeni anımsatan ufak bir mutluluk dalgası ve gözlerinde kaybolabildiğin biriyle aynı yolda elele yürüyebilmektir. Düşen bir çocuğu koşup kaldıracak kadar duyarlı olabilmek ve yaşlandım diye ağlayan bir teyzeye hala güzel görünebildiğini söyleyebilmektir. Sokaklarda nedensiz yere bağırabilmek. Bir günlüğüne de olsa çocuk olup isyan edebilmektir. Tadını bilmediğin yemekleri yiyebilmek, hiç görmediğin ülkelere gidebilmektir. Zaman alışkanlıklarıyla geliyor ve bizi bırakın evimiz önümüzde duran selvi ağacı için bile yerimizde kalma dürtüsüyle doldurabiliyor. Bir günlüğüne de olsa vazgeçebiliyorsam alışkanlıklarımdan, gidebiliyorsam daha önce sevmediğim bir sokağa ve bırakabiliyorsam kendimi derin uykulara aşığım demektir… Ama en önemlisi korkuyorsam kaybetmekten çocukluğuma yakınım ve hala büyümemişim demektir.
T E K İ M / -7-
aşk, bir yaşam, bir felsefe, bir ideal, bir görüş, bir tarz, bir mutluluğun ifadesidir....
forum ana sayfada degisik tartisma(!) konularindan biri: sizce ask nedir?
bizce ask:
bu isi en iyi tanimlayan, bir cizgi film kahramani... ortacagda güzel bir tazeyi bir kenara sikistiran papaz efendi hesap sormaktadir, cizgi filmimizin venüsünden...
önce bu papazin filmdeki durumu nedir bunu bir acikliga kavusturmak lazim tabii..
bu papaz, tüm papazlar gibi, aile edinmesi hos yasak olan ve ailesi tüm hristiyanlar olan, pederlerden biri.. kendini insanliga adamis bir papaz..
o zamanin hit hobylerinden biri ile de ugrasmaktadir, ayin, cenaze, dügün vs.. yogun isleirnin arasinda... hobisi: simyacilik... yani, tamamen insanligin (kendisi bir insandir) iyiligi icin kendini bakir teneke gibi dogada bol bulunan boktan malzemelerden altin elde edebilme ilmine adamis bir papazdir kahramanimiz.. gecelerini gündüzlerini, asil mesleginin disindan tamamen bu ise ayirmistir...
geceler boyu kitablar karistirir, ilham gelmesi icin rüyalarini da bu ise tahsis etmistir..
ama, kendini insanligin (!) hizmetine bu kadar adamis iken, son zamanlarda kücük bir sorun beliriverir...
bu kücük sorunun hesabini sorar, köseye kistirdigi sorumludan:
'ver bakalim simdi, gecelerimi yararsiz rüyalarla mesgul etmenin hesabini! '
bence aski, bu bir tavan arasinda köseye kistirilmis bir sarisin afeti devrana hitaben söylenmis spontan hitab cümleciginden daha özlü ve etraflica ifade edebilen lakirdi nadirdir tüm dünyanin ask lugatcelerinde...
bir de,
tolstoy'un anna karenina'sinda (sanki okumusum gibi, havali giris cümleme bakar misiniz... icinde keloglana idman yaptiran bölümler var diye okuyan bir arkadasimin hayat dersi diye bana üni. yillarimda anlattigi bir pasaj bu.. ben kim, böyle baba kitablar okumak kim..)
adam diyesiymis kim:
'kadin bir yük gibidir... önünde tutarsan, ellerini mesgul ettiginden, ellerinle is yapamazsin... sirtina sarman lazim ki hayatinin akisini fazla etkilemesin'
bu durumda,
en garantisi,
türk filimlerinde kemal sunala mahalle arkadaslarinin ettigi tavsiyeye uyup, kapisinin önünde 'korkma kötü bir niyetim yok, sadece seydecegim..' diyip, olayi garantiye almak...
bir papaz, bir tolstoy ve bir kemal sunal'in bana ögrettigi...
bunlardan daha arif bir adam sözünü nerede bulacagiz kardesim?
öpüyorum kötü bir niyet tasimaksiniz hepinizi...
aşk,mucizelere inanmaktır.bindiğiniz her otobüsün sizi ona götürmesini dilemektir.aranızda kilometrelerce uzaklık olsa da bir sokak köşesinde aniden karşınıza çıkıvermesini ummaktır.izmir de gemiden inen her subay öğrencisinin yüzünde onu aramaktır.balonlara ismini yazıp gökyüzüne savurmaktır sonra.her yaşanan anı onun beni sevebilme ümidine adamaktır.aşk..tanrıyla başbaşa kalmaktır.
Aşk karşındaki insanı değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi kabullenip sevebilmek
ve onu birkaç dakikalığına da olsa görebilmek soğuktan donmayı göze alabilmektir.
şimdilerde cinsellikle karıştırılan şey..
Saati Yok Eremi Yok
Aşktan yana söz duyunca
Ben hep seni düşünürüm
Uçsuz hayaller boyunca
Ben hep seni düşünürüm
Yıldızlar kayar yüceden
Renkler sıyrılır geceden
Yüreğim sızlar inceden
Ben hep seni düşünürüm
Aklın ucu değer hiçe
Yol ararım içten içe
Kainat uyur sessizce
Ben hep seni düşünürüm
Korkunun bittiği yerde
Haz duyarım ince ince
Bir mezar görsem bir yerde
Ben hep seni düşünürüm
Zaman hep sonsuza akar;
Meyve dökülür, dal kalkar
Çiçeklere bakar baakr
Ben hep seni düşünürüm
Rüzgar eser ilden İl'e
Sağlıkta bitmez bu çile
'Var'dan öte, 'Yok'ta bile
Ben hep seni düşünürüm
Aşk
Andolsun bütün örtülere, andolsun bütün örtünenlere ki,
Kar altinda terleyerek uyanmaktir aşk.
Yanmiş iki cesedin kina gibi külleri arasindan
Fişkin sürerce dirilip yeniden yanmaktir aşk.
Cümle agaç kapilari, cümle demir kapilari aşip,
Bir gönül kapisina dayanmaktir aşk.
Sevgilinin otagini gökkuşagina boyayip gece-gündüz,
Hüznün safran sarisiyla boyanmaktir aşk.
Yaratmaktir ya da sevgilinin topragindan yaratilmak,
Her nefes alip verişte yanmaktir aşk.
Ismaili bir gönülle teslim olmaktir biçaga,
Birini kandirmak degil, bilerek kanmaktir aşk.
Diline arilar konar, koynunda karincalar gezer,
Sevgilinin ölçegiyle her zaman sinanmaktir aşk.
Israfil'in Sur'unu ruhunda duymaktir aşk,
Suyu suyla yumak gibi aşka inanmaktir aşk.
-günlerce ve bu saatlerde beni uykusuz tuabilen şey..
- aslında olmayan, hayal aldanış....
- bir şiir okursun alır hülyalara, başka alemlere götürür.. aşk iki kişinin aynı anda aynı şiiri yaşadığını hissetmesidir.. bir şiiri yaşamak...! ?
-insanların en çok yalan attıkları kendilerini bile kandırdıkları konu..
-insanların hep en idealini aradıklarını söyleyip karşılarına çıkınca korkup kaçtıkları şey
-cesur insanların işi(üzerinize alınmayın hiç biriniz aşk yaşayacak kadar cesur ve dürüst değilsiniz)
-ateşe gülümseyerek yürümek
-ve elele bir uçurumdan atlarken mutlu olabilmek...
- hayır, hayır öyle değil; siz de olmayan, asla anlayamayacağınız birşey...
aşk karşındakini bulunmaz hint kumaşı sanmaklaa hıyarın teki olduğunu anlamak arasında geçen zamandır...
aşk yeni yaptırdığınız evinizi kiraya vermek gibidir.kiracılar habersizce çekip giderler.döndüğünüzde evinizi viraneye dönmüş bi halde bulursunuz.duvarlarına çocuklar resim çizmiş,camlar kırılmış,kapı kulpları ve ampuller çalınmıştır.bahçe ise bakımsızdır.yabani otlarla ve böceklerle dolmuştur.bir tulum giyip elinize bir çekiç alıp herşeye yeniden başlarsınız o buruklukla.mevsim sonbahardır.
seni uzaktan sevmek
AŞK ların en güzeli,
alıştım hasretine
gel desen gelemem ki!
ask yasanilinca anlasiliyor ask oldugunu bile bilmiyor insan cogu kez, kayip edince anliyor o beraberligin ask oldugunu
ve ask ayaklari yerden kesiyor cogu kez yerdemisin göktemi bilemiyorsun
bence aşk anlatılamıcak, kelimelere sığmıcak kadar güseeeeeeel! aşık olduum çok mu belli oluo? ;)))
:) :( :) :(
aşk nurullah gencin deyimiyle cefa ülkesinde umudun rüyasıdır...
aşk,nerede olduğu bilinmeyen,yakalanıldığı zaman insanı bir sır gibi saran büyülü bir hisler kaynağıdır.
AŞK
Aşk her zaman güzeldir,
Yeter ki içinde aşk olsun.
7 Ekim 1993, Gaziantep
Bülent ÖZCAN
AŞK İNSANA KANATLAR VERİR
Aşk insana kanatlar verir
Yürek gideceği yeri bilir
Mutluluk keşfedilmeyi bekleyen bir ülkedir
Umutsuzluk o ülkede yitik bir şehir
Aşk insana kanatlar verir
Güçlü, dingin, coşkun kanatlar
Ölümsüzlük şehrinden hayat seslenir:
Ölüm geçilirse bir aşkla geçilir.
17 Kasım 2000,
Hucknall-Nottinghamshire-İngiltere
Bülent ÖZCAN
AŞK YİTİK BİR ÜLKEDİR
Aşk yitik bir ülkedir
Umuttur anahtarı
O ülkeye girilmez
Tez kuşan umutları
Aşk yitik bir ülkedir
Sevgidir anahtarı
O ülkeye girilmez
Sev bugünü yarını
Sev bütün insanları...
Kasım 1997, Londra
Bülent ÖZCAN
www.bulentozcan.com