aşkın tam olarak tarifini yapmak bence mümkün degıl.bu benım fıkrım.hangımız karsımızdakı ınsana olan duygularımızı onun hıssedebılecegı bır sekılde anlatabılırız kı.sadece bızım gıbı seven bır ınsan KABACA bızı anlayabılır.cunku onunda bırbaskasına olan sevgısı bızımkınden degısık boyuttadır.ya bir duygu olan ASK ı kelımelerle anlatmak mumkun mu?
-Beni seviyomusun Kaaaaaann -Hı? -Sen beni sevmiyosun yaa -a e aaevet tabi seviyorum -yalan söylüyosun sevmiyosun işte -evet sevmiyorum ulan...şu zırıltılarından bıkıp usandım hele yüzümden makas filan alıyosun ya kafayı gömmemek için zor tutuyom kendimi,annendende nefret ediyorum evde kedini çaktırmadan tekmeleyende bendim,kardeşinin zalakça sohbetlerinede sırf seni elden kaçırmamak için katlandım durdum...zengin olduğun için seviyomuş ayaklarına yatıyorum -ne diyosun sen yaaaa -ya bi git ya uçacam şimdi he
hic olmayacağını düşündüğünüz ama karsilastiğinizda ise size yercekimi olmadığını ogreten his. HEP yaninda olmak, ayrildiktan 5 dak.sora bile ozlemek ve tekrar yaninda olmak istemek kadar anlamsizligı normal karsılamanızı sağlayan his. ama dikkat edin yer çekimi olduğunu farkettiğiniz gün yere fena çakılmayasınız.....
Aşk Nedir? >'Neyi arıyorsan sen, O'sundur' der Mevlana. >Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık. >Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip, >kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine >çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında, >her sevda ruhumuzun bir başka yüzü. Her aşkta >kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir. >Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve >dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden >kendi yüzünüz bakacaktır size. > >Aşk denilen kaleydoskobun (çiçek dürbününün) buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak >döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz. >Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde >sizden bir parça. Aşklarınız hülasanızdır. >Sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın >farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi >kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller >alır; hepsi siz. Sevgilinizin gözlerindeki dolunay, >sizdeki ışığın yansımasıdır aslında; >dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır. >Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi >bulamadığınızdandır. > >Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor. >Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir >gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz. >Narcissusu'u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki, >bakmaya dayanazmazmış kendine. Gün boyu >ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu, >dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş >hayran hayran. Bir gün ırmak kenarında gezinirken, >sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice >bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini, >dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa, >kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının >öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O'nu >her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş, >Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden >size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize. >Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya >çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi >'Bahar getirdim sana' deyin. >Baharın elinizde olduğunu unutmadan. >Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz; >dikkat edin de hayran olup düşmeyin. >Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin. > > >CAN DUNDAR... >
ask dunyada yasanmasi gereken tek duygudur her insanin cesaret edemedigi bi duygu cunku bazi insanlar asik olmaktan korkarlar ama yanildiklarini ancak bu duyguyu tadinca anlarlar
Hasanoğlan köyü muhtarına sormuşlar aşk nedir diye.Muhtar demişki Mehmet efendinin kızını Hasan efendinin oğluna isterler Mehmet efendi kızını vermez aşk olur..İşte budur aşk..kavuşamamak elde edememek.. Örneğin Mecnun Leylayı ilk kez görüp ona aşık olduğunda hemen leylayı mecnuna verselerdi böyle bir aşk yaşanırmıydı? ? yaşanmazdı.. Göğüs ortasına apansız gelip yerleşen garip bi ağrıdır aşk...
Aşkın kendini mekan edindiği müstesna yer... Hem beşeri hem de ilahi aşkın mekanı. Bu aşkı elde etmek öyle kolay da değil hani. Adı üstünde kalp. Sürekli değişen bir diğer manası. Peygamberimizin bir hadisinde de geçtiği gibi, inkılab eden, sürekli devinen, bir kararda durmayan anlamına gelir. Yani dönek... Yerinde duramaz uçarı bir çocuk gibidir kalb. Alı görüp ala, şalı görüp şala heveslenir. Bazen arıdır, bal yapmak için çiçeğe konar. Bazen sinektir, aşırmak için başkalarının ürettiği bala konar. Kalb vardır, imana saray olur. Kalb vardır, imana zindan olur. Kalb vardır, gül saksısına benzer. İçinde gül yetiştirdiği için gül kokar. Kalb vardır, fosseptik çukura benzer. İçi çöplüğe döndüğü için zibil kokar. Kalb beden ülkesinin başkentidir. Dil dudak, göz kulak, el ayak hep oradan yönetilir. Bütün organlar bu başkentin taşrasıdır. Komuta mahalli kalbtir. Orada iman iktidardaysa, organlar üzerinde imanın sözü geçer. Şeytan iktidardaysa, organlar üzerinde şeytanın sözü geçer. Sevgili Nebi, muhataplarının dikkatini sürekli kalbe çeker. Kendi dikkati de sürekli kendi yüreğindedir. Bu nedenle öyle der: Kalbimde hafif bir oynama hissederim de, o gün yüz defa Rabbimden af dilenirim.
Onun en sık tekrarladığı dualarından biridir: Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzre sabit kıl!
Müşriklerin işkence altında putlarını övmeye zorladıkları Ammar, sonunda dayanamayarak istediklerini söylemiş, bundan dolayı yüreği yanık gözü yaşlı bir biçimde Rasûlullah’a gelmişti. Adeta yıkılmıştı. Yaptığının telafisi imkânsız bir hata olduğunu düşünüyor, “ölseydim” diyor, başka bir şey demiyordu.
Hz. Peygamber, Kalbini nasıl buluyorsun? diye sordu. manla dopdolu cevabını alınca, Yine işkence ederlerse, sen de aynı taktiği yine kullan buyurarak teselli etti.
Evet, işte böylesine merkezi bir işlevi olan kalb, gerçekte neydi?
Kur’an’a göre bu kalb, kan pompası olan kalbten başka bir şeydi.
Çünkü Kur’an şöyle buyuruyordu: Bu (vahiyde) bir kalbe sahip olan kimseler için alınacak öğütler vardır.
Bizim bildiğimiz, herkesin kalbi yok muydu?
Vardı ama, Kur’an göğsünde bir kan pompası taşıyan herkesi kalb sahibi saymıyordu. Ondan hayvanlarda da vardı. Üstelik hacimce daha da büyüktü. Daha fazla kan pompalıyordu. Fakat Kur’an onları muhatap bile almıyordu. Kur’an bir kalbe sahip olan kimse derken; arayan, merak eden, soran, kuşku duyan, iman eden, seven, özleyen, sızlayan, inleyen, yanan aktif bir yüreği kastediyordu. Böyle olmayan kalbi kalbten saymıyordu. Kalbleri var onunla akletmeyi bilmezler diyordu. Yani Kur’an kalb derken; akleden, fikreden, tefekkür eden, tezekkür eden, tedebbür eden, tefakkuh eden bir kalbi, daha doğrusu bir iç dünyayı kastediyordu Onun için de Aklını kullanmayanları Allah pisliğe mahkûm eder diyordu vahiy. İç dünyasını vahye inşa ettirenler, Allah’ın nuruyla bakarlar, o nurla görürler, o nurla yürürler, o nurla tutarlardı. İç dünyasını vahye inşa ettirmeyenlerin, yani kalbine sahip olamayanların, belli bir müddet sonra ellerine, dillerine, ayaklarına, gözlerine, kulaklarına da sahip olamayacakları aşikardı. En sonunda kendilerine sahip olamayacaklardı. Kendine sahip olamayanlar, kendini kaybetmeye mahkûmdular. Söyler misiniz; kişi kendini kaybettikten sonra, dünyayı kazansa ne olur?
Aşki yaşamaktır... Sevinmek, üzülmek, gülmek, ağlamak... Aşk yaşamdır.
Aşkk...
Sevdiğimin; elimi elinin sıcaklığından mahrum bırakmaması...
Aski yasarken, bütün dünya güzeldir de bitince insanin canini bir acitir ki... Ama kesinlikle ve kesinlikle yasanmasi gerek, asla pisman olunmaz.
aşkın tam olarak tarifini yapmak bence mümkün degıl.bu benım fıkrım.hangımız karsımızdakı ınsana olan duygularımızı onun hıssedebılecegı bır sekılde anlatabılırız kı.sadece bızım gıbı seven bır ınsan KABACA bızı anlayabılır.cunku onunda bırbaskasına olan sevgısı bızımkınden degısık boyuttadır.ya bir duygu olan ASK ı kelımelerle anlatmak mumkun mu?
gözümj kör kalır aşkta belki de aşka...
kendi kendine düşünmek aişk mı? ?
aşık olmak....
mavi bir dünya ve bu dünyada ki bir büyü aşk bu olmalı..
aşk bence iki kişinin yaşadıkları sandığı ama yaşamadığı ve hiçbizaman yaşamayacağı duygudur.....
Egonun bir tuzağı sadece...
bence, herzaman yasak olanın çagırdığı, anlık olan, ne olduğunu anlayamadığın fakat reddedemediğin bir büyü
ve herşeye rağmen kabul ettiğin...
aşık olun ama lütfen aşık olurken karşınızdakini ve kendinizi unutmayın
mantığın kabul etmediği fakat kalbin kesin budur dedigi seydir aşk
-Beni seviyomusun Kaaaaaann
-Hı?
-Sen beni sevmiyosun yaa
-a e aaevet tabi seviyorum
-yalan söylüyosun sevmiyosun işte
-evet sevmiyorum ulan...şu zırıltılarından bıkıp usandım hele yüzümden makas filan alıyosun ya kafayı gömmemek için zor tutuyom kendimi,annendende nefret ediyorum evde kedini çaktırmadan tekmeleyende bendim,kardeşinin zalakça sohbetlerinede sırf seni elden kaçırmamak için katlandım durdum...zengin olduğun için seviyomuş ayaklarına yatıyorum
-ne diyosun sen yaaaa
-ya bi git ya uçacam şimdi he
ask diye birsey yoktur; yalnizca yanlis yonlendirilmis duygular vardir...
AŞKsız geçen ömrüme yazıklar olsun................
hic olmayacağını düşündüğünüz ama karsilastiğinizda ise size yercekimi olmadığını ogreten his.
HEP yaninda olmak, ayrildiktan 5 dak.sora bile ozlemek ve tekrar yaninda olmak istemek kadar anlamsizligı normal karsılamanızı sağlayan his.
ama dikkat edin yer çekimi olduğunu farkettiğiniz gün yere fena çakılmayasınız.....
yaşanılan tutku
aşk yitmektir....
[email protected]
HERKEZİN KENDİNİ BULMASI DİLEĞİYLE...
ÇOK GÜZEL Bİ YORUM. PAYLAŞMAK İSTEDİM.
Aşk Nedir?
>'Neyi arıyorsan sen, O'sundur' der Mevlana.
>Zulmün peşindeysen zalimsin, aşkı arıyorsan aşık.
>Elinden tuttuğumuz her sevgili, bizi sürükleyip,
>kendi iç dünyamızın derinliklerinde bir keşif gezisine
>çıkarır. Her ilişki, benliğimizde bir kazıdır aslında,
>her sevda ruhumuzun bir başka yüzü. Her aşkta
>kendimizi ararız, o yüzden bulduklarımız benzerimizdir.
>Resimlerini yan yana koyun sevdiklerinizin ve
>dikkatle bakın yüzlerine, onların suretlerinden
>kendi yüzünüz bakacaktır size.
>
>Aşk denilen kaleydoskobun (çiçek dürbününün) buzlu camına gözünüzü dayadığınızda, binbir cam rengarenk ışıklar saçarak
>döndüğünde, her seferinde bambaşka şekiller ördüğünü görürsünüz.
>Her camda, farklı bir renginiz vardır; her şekilde
>sizden bir parça. Aşklarınız hülasanızdır.
>Sevdiginiz her adam, beğendiğiniz her kadın
>farklı ruh hallerinizi ele verir; arada bir çevirdiniz mi
>kaleydoskobu, cam paralar yer değiştirip yeni şekiller
>alır; hepsi siz. Sevgilinizin gözlerindeki dolunay,
>sizdeki ışığın yansımasıdır aslında;
>dilindeki sizin ilhamınız, tenindeki sizin yansımanızdır.
>Yoksa halâ bir sevdiğiniz, o henüz kendinizi
>bulamadığınızdandır.
>
>Aşk, narsizmdir. Sevda, çevrildikçe içinizin farklı ışıklarını yakan eğlenceli bir kaleydoskop gibi başımızı döndürüyor.
>Ve biz, hep baharı takip ederek dünyayı gezen bir
>gezgin gibi içimizdeki eski baharları arıyoruz.
>Narcissusu'u bilirsiniz; Öyle heybetli ve güzelmiş ki,
>bakmaya dayanazmazmış kendine. Gün boyu
>ayna karşısına geçip kara gözlerini, incecik burnunu,
>dar kalçalarını, kıvırcık saçlarını seyredermiş
>hayran hayran. Bir gün ırmak kenarında gezinirken,
>sudaki yansımasına ilişmiş gözü. Uzanıp, iyice
>bakmak istemiş. Tam gördüğünde kendisini,
>dengesini kaybedip düşüvermiş ırmağa,
>kapılıp gitmiş suya. Yeryüzünün en güzel insanının
>öldüğünü duyan Tanrı, unutulmaması için O'nu
>her bahar açan gözel kokulu bir çiçeğe dönüştürmüş,
>Narcissus, nergis olmuş. Kıssadan hisse, benden
>size tavsiye, taze bir nergis verin bugün sevgilinize.
>Sonra da, nerede baharsa mevsim, rotasını oraya
>çevirip içinizdeki eski baharlara koşan bir gezgin gibi
>'Bahar getirdim sana' deyin.
>Baharın elinizde olduğunu unutmadan.
>Gözlerindeki ırmağa baktığınızda kendinizi göreceksiniz;
>dikkat edin de hayran olup düşmeyin.
>Düşüp bahar kokulu bir çiçeğe dönüşmeyin.
>
>
>CAN DUNDAR...
>
ask dunyada yasanmasi gereken tek duygudur her insanin cesaret edemedigi bi duygu cunku bazi insanlar asik olmaktan korkarlar ama yanildiklarini ancak bu duyguyu tadinca anlarlar
Mantığın malubiyetidir...
AŞK:Duyguların zeka karşısındaki zaferidir.
aşk i,nsanı güzelleştirir.
Aşk müthüş bir şey. Sadece bunu söyleyebilirim.
Sevmek...Bütün benliğiiyle sevmek...Sebebsiz,öylesine,ölesiye sevmek....
Can yakan mutluluk.KAVUŞAMAMAK
Tanımını yapmakta zorluk çektiğim tarif edilemez duygu yumağı
Hasanoğlan köyü muhtarına sormuşlar aşk nedir diye.Muhtar demişki Mehmet efendinin kızını Hasan efendinin oğluna isterler Mehmet efendi kızını vermez aşk olur..İşte budur aşk..kavuşamamak elde edememek..
Örneğin Mecnun Leylayı ilk kez görüp ona aşık olduğunda hemen leylayı mecnuna verselerdi böyle bir aşk yaşanırmıydı? ? yaşanmazdı..
Göğüs ortasına apansız gelip yerleşen garip bi ağrıdır aşk...
KİŞİNİN KENDİNİ SEVMESİDİR
BAŞKASINDA KENDİNİ ARAMAK, BULMAK...
İnsan kadar eski olan bir kavram ayrıca...
Manası insan kadar derin.
Kendi benliğimizi anlamlandırabildiğimiz ölçüde manasına hükmedebiliriz.
Kalb...
Aşkın kendini mekan edindiği müstesna yer... Hem beşeri hem de ilahi aşkın mekanı. Bu aşkı elde etmek öyle kolay da değil hani. Adı üstünde kalp. Sürekli değişen bir diğer manası.
Peygamberimizin bir hadisinde de geçtiği gibi, inkılab eden, sürekli devinen, bir kararda durmayan anlamına gelir. Yani dönek...
Yerinde duramaz uçarı bir çocuk gibidir kalb. Alı görüp ala, şalı görüp şala
heveslenir. Bazen arıdır, bal yapmak için çiçeğe konar.
Bazen sinektir,
aşırmak için başkalarının ürettiği bala konar.
Kalb vardır, imana saray olur.
Kalb vardır, imana zindan olur.
Kalb vardır, gül saksısına benzer. İçinde gül yetiştirdiği için gül kokar.
Kalb vardır, fosseptik çukura benzer. İçi çöplüğe döndüğü için zibil kokar.
Kalb beden ülkesinin başkentidir. Dil dudak, göz kulak, el ayak hep oradan
yönetilir. Bütün organlar bu başkentin taşrasıdır. Komuta mahalli kalbtir.
Orada iman iktidardaysa, organlar üzerinde imanın sözü geçer. Şeytan
iktidardaysa, organlar üzerinde şeytanın sözü geçer.
Sevgili Nebi, muhataplarının dikkatini sürekli kalbe çeker. Kendi dikkati de
sürekli kendi yüreğindedir. Bu nedenle öyle der: Kalbimde hafif bir oynama
hissederim de, o gün yüz defa Rabbimden af dilenirim.
Onun en sık tekrarladığı dualarından biridir:
Ey kalpleri evirip çeviren Allah’ım! Kalbimi dinin üzre sabit kıl!
Müşriklerin işkence altında putlarını övmeye zorladıkları Ammar, sonunda
dayanamayarak istediklerini söylemiş, bundan dolayı yüreği yanık gözü yaşlı
bir biçimde Rasûlullah’a gelmişti. Adeta yıkılmıştı. Yaptığının telafisi
imkânsız bir hata olduğunu düşünüyor, “ölseydim” diyor, başka bir şey
demiyordu.
Hz. Peygamber, Kalbini nasıl buluyorsun? diye sordu. manla dopdolu cevabını alınca, Yine işkence ederlerse, sen de aynı taktiği yine kullan buyurarak teselli etti.
Evet, işte böylesine merkezi bir işlevi olan kalb, gerçekte neydi?
Kur’an’a göre bu kalb, kan pompası olan kalbten başka bir şeydi.
Çünkü Kur’an şöyle buyuruyordu: Bu (vahiyde) bir kalbe sahip olan kimseler
için alınacak öğütler vardır.
Bizim bildiğimiz, herkesin kalbi yok muydu?
Vardı ama, Kur’an göğsünde bir kan pompası taşıyan herkesi kalb sahibi saymıyordu. Ondan hayvanlarda da vardı. Üstelik hacimce daha da büyüktü.
Daha fazla kan pompalıyordu. Fakat Kur’an onları muhatap bile almıyordu.
Kur’an bir kalbe sahip olan kimse derken; arayan, merak eden, soran, kuşku duyan, iman eden, seven, özleyen, sızlayan, inleyen, yanan aktif bir yüreği kastediyordu. Böyle olmayan kalbi kalbten saymıyordu. Kalbleri var onunla akletmeyi bilmezler diyordu. Yani Kur’an kalb derken; akleden, fikreden, tefekkür eden, tezekkür eden, tedebbür eden, tefakkuh eden bir kalbi, daha doğrusu bir iç dünyayı kastediyordu Onun için de Aklını kullanmayanları Allah pisliğe mahkûm eder diyordu
vahiy.
İç dünyasını vahye inşa ettirenler, Allah’ın nuruyla bakarlar, o nurla
görürler, o nurla yürürler, o nurla tutarlardı.
İç dünyasını vahye inşa ettirmeyenlerin, yani kalbine sahip olamayanların,
belli bir müddet sonra ellerine, dillerine, ayaklarına, gözlerine,
kulaklarına da sahip olamayacakları aşikardı. En sonunda kendilerine sahip olamayacaklardı.
Kendine sahip olamayanlar, kendini kaybetmeye mahkûmdular.
Söyler misiniz; kişi kendini kaybettikten sonra, dünyayı kazansa ne olur?
Hani Aşk...