Kültür Sanat Edebiyat Şiir

anlatmak sizce ne demek, anlatmak size neyi çağrıştırıyor?

anlatmak terimi Mz tarafından tarihinde eklendi

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu

    Ne kadar anlatırsan anlat, anlattıklarınız, karşınızdakinin anladığı kadardır. - Mevlana.

    Yani havanı alma tekniklerinde bir numara.

  • Güliz Ardilli
    Güliz Ardilli


    Anlatmak Zamanı isimli bu programı izlemeyi çok seviyorum.
    Yeni bölümlerini heyecan ve merakla bekliyorum.
    Nihayet yeni sezon yayınlarına başladılar.
    İlginç, her zaman her yerde duyulamayacak şeyler anlatıyorlar.
    Doğa üstü olarak algılanan, nitelendirilen olaylar, dünya dışı yaşam ve
    parapsikoloji çok ilgimi çekiyor. Daha sonra Erhan Kolbaşı'nın
    Mesaj- Novus 2 ve Mutatio isimli kitaplarını da alıp okumak istiyorum.
    Diğer kitaplarını ilgiyle, beğenerek okumuştum.

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    İnsanlarla konuşasım gelmiyor,
    ama sana evdeki perdeleri bile anlatasım vardı.

    Milena’ya Mektuplar…

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    1.
    Neden kimse sana benzemiyor Hatice?

    2.
    Gözyaşımın sahibi
    Ne zaman alnımı camlara dayasam
    Kanatlarını batıra batıra
    Sana uçuyor bütün kuşlar.

    3.
    Ölümü senden mi öğrenecektim
    Soluğu canımdan çekilen kadınım.

    5.
    Çocuklar geldiler mi hiç?

    Geldiler Hatice
    İçimize baktık uzun uzun
    Sana geldik
    Tek tek odaları kokladılar
    Bizimle ağladın sen de
    Sonra yine ikimiz kaldık.

    6.
    İster ölüm olsun ister ayrılık
    İnsan unutur mu var olduğu bedeni.
    Dünya sözüm, can evim
    Bir gün ağzından uzak gülerse ağzım
    Tanrı gökyüzüyle boğsun beni.

    12.
    Ömür Hanım
    Çıkarıp çerçevesinden o hayal zamanları
    Silmezsem eğer hayatın harfleriyle
    Her gün biraz daha tozlanacak evimiz.

    14.
    “Evden uzaklaş biraz
    Antalya’dan çık
    Mezarlığa gitme her gün
    Fotoğraflar dünyayı örter
    Acı soğusun
    Sen Tanrı değilsin
    Ölülerden değil
    Dirilerden geçer zaman
    Git, bir başka insana dokun…”

    Ben de öyle yapıyorum
    Harflerden binlerce Hatice yaratıp
    Tek tek dokunuyorum hepsine
    Büyüyorum, büyüyorum
    Nasılsa ölüm var değil mi
    Binlerce hayatla gülüyorum zamana
    Gülüyor benimle birlikte Hatayi de:
    Bir dedim var bin dermana değişmem.

    18.
    Odalardaki boşluğunu topladım geldim
    Neşet’in bütün seslerini topladım geldim
    Yalnız uçan kuşların gökyüzünü topladım geldim
    Yastığında solan tülbendin kokusunu topladım geldim
    Çocuklar aradı, sslerinin aştığı yolları topladım geldim
    Bir kadın ilaç soruyordu eczanede, elleri yok
    Alın çizgisinde yanan kandilin fitilini topladım geldim
    Sen nasıl yok olursun anlamıyorum, topladım geldim
    Gül bozuk, kadife soğuk, karanfil gözyaşı kurusu
    Limoni bir selvi bütün armağanım, geldim…

    Şahgülüm, başucundayım, sevgililer günün kutlu olsun…

    20.
    Tuhaf bir adam oldum
    Kendimle konuşuyorum evin içinde
    Biraz da şu koltuğa oturayım, diyorum
    Perdeleri ne kadar zamanda yıkardın, diyorum
    Bir gün olsun açık bırakmıyorum yatağımızı
    El ayak değmeyen yerler nasıl tozlanıyor böyle
    Merak etme, mutfağı tertemiz ettim
    Terlikler senin istediğin gibi duruyor
    Çamaşır ipini silmeden asmıyorum çamaşırı
    Bir kahve yapayım diyorum
    İki fincan koyuyorum, süt hazırlıyorum sana
    Sessizlikten mi nedir
    Bütün bunları yüksek sesle söylüyorum.

    İnsan başka nasıl katlanır ölüme, bilmiyorum.

    21.
    Misafirler gitti
    Biz kaldık yine.

    Eşyaların düzeni bozulmasın diye
    Çırpınıp durdum sessizce.

    Yeri değişen her şeyin
    Sen biraz daha uzaklaştırdığını söyledim
    Öylece baktılar yüzüme.

    İnsan anıları nasıl korur başka
    Bilmiyorum
    Duvarda kocaman bir çivi deliği.

    Yollarımın sahibi
    Ben ölene kadar
    İkimiz de bir yere gtmiyoruz.

    24.
    Ömür Hanım
    Seni çok özledim, çok
    Ben gelene kadar çürüme ne olur.

    Yüzüm kuyular mührü
    Ellerim iki turna uyuduğun sonsuzlukta
    Odalar toprak döküyor üstüme.

    Ölümü de dünyada yaşıyormuş insan
    Gövdem kalbimin darağacı
    Şahgülüm… uzun sürmeyecek yalnızlığım…

    25.
    Sarkaç durdu. Kapı yok.
    Ayna buğulanmıyor.
    Tanrı bitti.

    Ölüm değil büyük ceza
    Her zerresi yalnızlık
    Bir dünyayı sevmek hâlâ.

    Ayrılık burcum…
    Parmaklarım birer mihrap çırası
    Gövdem bitene kadar tüteceğim başında.

    27.

    Ömür hanım, iyi ki ben de seninle yaşadım dünyayı.

    29.
    Dünyanın bütün seslerini alıp götürdün
    Mezarından başka harf kalmadı ağzımda.
    Yoruldum kalabalığın hayatından
    Yaşamak diye el çırptığım ne varsa
    Şimdi bir ölüm türküsü, bir hatıra yangını
    Yalnızlık çark dönüyor üstümde.

    Yeryüzü şarkım, sürmeli pencerem
    Her sabah aynı soğuk
    Her akşam aynı keder
    Yastığını koklaya koklaya öğrendim
    İnsan bir kere ölmüyormuş meğer…

    30.
    Ölüm evini buldu.

    Ağzımızda son bir dünya hecesi
    Yüzümüz, suyuyla boğulmuş bir göl
    Kirpiklerimizde
    kurumuş arzular
    Geçip oturdu “ılık minderimize”

    Ben şimdi o bağbanım Hatice
    Kemiklerin çiçek açsın diye
    Çırpınıp duran başında…

    36.
    Ölüler yaşlanmazmış
    Yalan
    Sensin canımda çırpınan zaman.

    Bir gün ben de
    Senin kış bahçende–

    Sevmek başka nedir Ömür Hanım…

    38.
    Ayrılık mı olur seninle benden
    Meğer başım düşe meydan içinde.

    Harfim, hecem, cümlem
    Bütün hatıralarımızı toplayıp geleceğim
    Ayrılık o zaman tamam olacak.

    39.
    – İçme şunu, beni ortada bırakacaksın.

    – Biraz toparlanayım da Karadeniz’e gidelim.

    – Gittiğin yerde bir gece kal. Bne iyiyim. Yazık sana.

    – Gelmiyorlar diye söylenip durma insanlara.

    – Kimseye borcumuz kalmadı değil mi?

    2014-2016



    Şükrü Erbaş

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    -ve nihayet ikimiz
    kaçtığımız aşkların toplamıyız-

    sokakta yaralı bir it koşturuyor
    iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç
    milyon yıldır tutmadın ellerimi. benimle çıkmıyorsun
    bu yolculuğa. ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

    bu resimden çıkıp gidiyorum. seni isteyen yanım
    ölümsüz yanımdır. bulutsuz da yağan nedir? şimdi
    öğreniyorum ki, gözyaşi! bu resimden çıkıp
    gidiyorum. seni isteyen yanım aşk yanımdır.

    babam romantik bir aşiret savaşçısıydı. çapraz fişeklik
    duyardım yüzümde ona sarıldığım zaman. sonrası
    jandarmalardı. ağıt kadınlardı. mezarlardı. o gün
    bugündür sayrıyım. çünkü insan öldüğü yaşta kalır.

    babam elin eskilerini giyerdi. ben bu yüzden ezik
    olurum bayram sabahlarında. yani bir sömürgede
    doğan kırılgan olur. çünkü insan öldüğü yaşta..

    sokaktan askeri konvoylar geçiyor
    iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç milyon
    yıldır tutmadım ellerini. ve ben sırf bu yüzden yenilebilirim.

    yaşadığım yitirdiklerim oluyor hep. oysa tuttuğum
    elleri bırakmıyorum. sonra korkuyorlar hasletimden. ne
    denli sevgiye değer olduğumu söylüyorlar. gidiyorlar
    sonra. ve biçimlendiremediklerimiz biçim oluyor bize.

    ve sen haftanın deniz ertesi günleri geliyorsun. bir çizgi
    diyorsun. bir çizgideyim. sağım nere solum nere bilmiyorum..
    seni şiir duraklarına bırakıyorum o zaman. güleç kalıyorsun.
    dudakların kırışıyor kenarlarından. ellerin minnacık
    ellerin morarıyor. küçük küçük adımlarla gidiyorsun -sanki- içimden. bir şiir durağından biniyorsun. zaten yorgunsun.

    ben sancıyla kıvranıyorum geceleri sayrı bir yatakta. terli
    terli seni içiyorum. çünkü yüzüme bakınca seni görüyorum.
    çünkü yorgunsun.

    parçalı bulutlu şiirler okuyorum sana. şiir gibi bir çiselti
    başlıyor sonra. kanayan bir yara; yalnızlık. çıkıp kanıyorum.
    çıkıp sokakta..

    sokaktaki bütün kedileri eziyorlar
    iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç
    milyon yıldır tutmadın ellerimi. ve ben sırf
    bu yüzden ezilebilirim.

    biz emeklerken sevmeyi öğrenmede, kolumuzdakiler
    düşüyor. ki ölenler zafere en çok yakışanlardır! ki
    ölenler zafere en çok yaklaşanlardır! ..
    oturup tekdüze ağıtlar yakıyoruz onlara. ve söz veriyoruz yarını kurtaracağımıza. ama yarına ertelemekle bugünü
    yitiriyoruz zaten. ve zaten yenik sayılırız yaşamakla!

    en gizli yerimize çağıriyoruz acıyı. ve hep yenik
    düşüyoruz, çağırmakla!

    sulara benziyorsun bu yüzden. sular ki dinginliğe
    gelir ancak. ısınırsa uçar. soğursa kaskatı kesilir
    teninden. sulara benziyorsun kapılmaya gelmez.
    sulara.. bildik sulara..

    sokaktan telsiz sesleri geliyor
    iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç milyon
    yıldır tutmadım ellerini. ve ben sırf bu yüzden kaybedilebilirim.

    ihmal edilmeyen telefonlar bekliyorsun, dakik ve
    ilgi dolu. anne oluyorsun bütün aşıklarına. ve
    çocukların oluyorlar bilmeden. ve bu resimde
    kalmayı bu denli çok isterken, çekip.. çıkıp
    gitmeli diyorum.

    insanlar çoğalıyor etrafımda. sen yoksun.
    ıssızlığımdan anlıyorum. çook uzakta oluyorum
    onlar konuşurken. derken gece başlıyor. çayları
    ödüyorlar ve bir parçamı alıyorlar karşılığında.

    ve sen haftanın deniz ertesi günleri
    geliyorsun. her aşk; yaşayamadıklarımızın
    özetidir, diyorum. gülüyorsun.

    seni daha önce öpmüş olmalıyım. yoksa nasıl
    bulurum yüzünde gülen ağzının yerini.

    sokakta ölümsüz bir yanından yaralıyorlar birini.
    iki buluşmadır koluma girmiyorsun. ve birkaç
    milyon yıldır tutmadın ellerimi...

    -Selim TEMO

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka


    Bu kaçıncı yalnızlık trenlerin ardında

    Bin pare olduğum kaçıncı bozgun

    Bir gün bu esrarlı hikâye biter

    Erzurum garında, banklar üstünde

    Kalem bana kızgın, kitaplar kızgın

    Hasret katar katar uzayıp gider

    İçimde bir figân her düdük sesi

    Her vagon efkârlı bir uzun hava

    Göçmen kuşlar hâlâ dönmedi geri

    Kurumuş, evlerin karanfilleri

    Ey Mona Lisa’nınkıskandığı el

    Sihrine bir defa dokunmak için

    Hep aynı şarkıyı söyleyip durdum

    Başımı umutsuz taşlara vurdum



    Vermedin bir siyah fotoğrafını

    Ya da bir hatıra parmaklarından

    Beni bir kaygısız kral mı sandın

    Hangi düşmanımın sözüne kandın

    Götür, senin olsun bütün ihtişam

    Gece mahkûmuna kalır mı akşam





    Erzurum garından ayrılıyorum

    Banklar mütereddit bakıyor ardım sıra

    Abdurrahman Gazi yokuşlarında

    Mecnun’la, Kerem’le buluşacağız

    Bu çaresiz derdi konuşacağız

    Yollar kıvrım kıvrım, çetin ve uzun

    Dağlar malihulya, dereler hüzün

    Takvimleri görmek istemiyorum

    Karanlığa dönmek istemiyorum



    Ey Mona Lisa’nınkıskandığı el

    Bu kar yığınları cehennemden mi

    Bu sokaklar mahşerden mi geliyor

    Gürcükapı ihtirası bilmezdi

    Altın kalpli zambakların

    Filizlendiği Taşmağazalar

    İlmek ilmek bileklerine

    Geçirmezdi nefret urganlarını

    Nerede dadaşın gür bıyıkları

    Aziziye neden böyle derbeder

    Solan renkler kimin, kaldırımlarda

    Ya bu Erzurum Erzurum değil

    Ya ben başkasıyım bu Erzurum’da





    Ey Mona Lisa’nın kıskandığı el

    Belki de o eski sinemalarda

    Hâlâ bir çin filmi oynamaktadır

    Çifteminareler mum ışığında

    Sonsuzluğa geçit aramaktadır

    Küskün çinileri Yâkutiye’nin

    Yine sessiz sessiz ağlamaktadır

    Issızlığa kurşun sıkan tabyalar

    Başına karalar bağlamaktadır



    Abdurrahman gazi yokuşlarında

    Ne Mecnun ve Kerem, Leyla ve Aslı

    Ne de Çin filminden kalan görüntü

    Alevli bir köpük sadece dünya

    Erzurum garına, banklar üstüne

    Dönüyorum çıplak ayaklarımla

    Yine kuşlar, yine rüzgâr ve yağmur

    Zavallı gözlerim kırmızı, mahmur

    Unutuyor sevda resimlerini

    Ey Mona Lisa’nınkıskandığı el

    O eşsiz, ebedî sıladan mahrum

    Şarkıları sana bırakıyorum

    N.Genç

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    I
    Hiçbir şeyden çekmedi dünyada
    Nasırdan çektiği kadar;
    Hatta çirkin yaratıldığından bile
    O kadar müteessir değildi.
    Kundurası vurmadığı zamanlarda
    Anmazdı ama Allah'ın adını,
    Günahkâr da sayılmazdı.

    Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.

    II
    Mesele falan değildi öyle,
    To be or not to be kendisi için;
    Bir akşam uyudu;
    Uyanmayıverdi.
    Aldılar, götürdüler.
    Yıkandı, namazı kılındı, gömüldü.
    Duysalar öldüğünü alacaklılar
    Haklarını helal ederler elbet.
    Alacağına gelince...
    Alacağı yoktu zaten rahmetlinin.

    III
    Tüfeğini deppoya koydular,
    Esvabını başkasına verdiler.
    Artık ne torbasında ekmek kırıntısı,
    Ne matarasında dudaklarının izi;
    Öyle bir ruzigar ki,
    Kendi gitti,
    İsmi bile kalmadı yadigâr.
    Yalnız şu beyit kaldı,
    Kahve ocağında, el yazısıyla:
    "Ölüm Allah'ın emri,
    "Ayrılık olmasaydı."


    Orhan Veli..
    Ankara, Nisan 1938

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    29 yasinda intihar ederek yasamina son veren Nilgün Marmara'nin birtakim yazi ve sirlerini birlestirdigimizde adeta bir dehlizin içinde hissediyoruz kendimizi. Bize, dönüp etrafa bakacak kadar bile bogluk birakmayan bir dehliz. Belki de, alternatif bir intihar mektubunu okutuyor bize.

    Bir seyden kaçıyorum bir seyden, kendimi bula miyorum dönüp gelip kendime yerleşemiyorum, kendime bir yer edinemiyorum, kendime bir yer...
    Kafatasimin içini, bir küçük huzur adina aynalarla kaplattim, ölü ben’im kendini izlesin her yandan, o tuhaf sır içinden!
    Panigini kukla yapmis hasta bir cocugum ben.
    Oyuncagi panik olan sayri yalnizlik kendi kendine nasil da eglenir.
    Bir karga bir kediyi öldüresiye bir oyuna davet ediyor. Hep böyle mi bu?
    Azimsanmayacak kadar ölmüsüm!
    Azimsanamayacak denli ölüyüm!
    Geliyorlar, bu evde dogan yeni bir ölümü görmeye; kogarak düse kalka yuvarlanarak, sürünerek. Nasil olursa olsun; görmek için bu eski dostlarinin yeni cesetlerini ve göstermek için kendi dirimlerinin kivIlcimlarini?
    Geliyorlar!
    Uyuyan arzunun, düsün, imgelemenin, bellegin les kokularini duymaya geliyorlar. Ölüm sessizligi, toz ve küf kokan evden ayrildiktan sonra seviniyorlar canliyiz diye.
    Ben bir tehdidim onlar için çünkù bir varligm, cinssiz bir bebek, rolünü bulamamis, iyi ez berleyememis bir hayvan, her yöne savrulabilir,

    Neden büyüdünüz, genlestiniz, yayildiniz, gövdelerinizle, aletlerinizle, anlaklarinizla, asklarinizla, aglatilarinizla, güldürülerinizle, yüceliklerle, bayagilklarla.Yitecek, yitecek kumlarin dibinde. Bütün yazilanlar, yaçananlar deli gözüyle bakan ölü bir balk olacak, ölü bir denizin sayllabilir, sayilamaz kumlari içinde. Bir sevi/ölum denizinin, yasama yanilsamasi dibinde!
    Çikis yolu mu? Arka pencere hangi gezegene açtir?
    Baktigr yer yakin bir beyaz duvar.
    Hayatin neresinden dönülse kardir.
    Dönmek istiyorum.

    Ama sonrasi da beni çok ürkütüyor; binlerce binlerce düsüm, dilegim, gerçeklestirmek istedigim sey var.
    Dünyaya getirdim ben ölümü, kendimle. Kendimi istedigim kadar cok istedim ölümü.

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    Beyaz bir buluttan birgün ansızın..
    Bir karanfil düştü parmaklarıma.
    Gözlerine kuşlar doldu bir kızın
    Elleri karıştı ırmaklarıma..

    Islak bir yürektir bende karanfil
    Ruhum, kokusunun dilencisidir..
    Haşim , bu bir alev damlası değil
    Büyük yangınların habercisidir..

    O kızıl bir deniz bense tenhayım
    Onda umut,bende yalnızlık büyür..
    Ne dünya sonsuzluk,ne ben dehayım,
    İçimde sadece şairler uyur..

    Bütün şiirleri söyleyen benim
    Bütün çiçeklerin adı Karanfil
    Her akşam bir yaprak olur kefenim
    Haşim, bu bir alev damlası değil.

    Nurullah Genç

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    Bir gün gelir, “Tanrım!” diyemezsin artık.
    Toptan bir temizlik zamanıdır.
    Artık “Sevgilim!” diyemeyeceğin bir gün.
    Çünkü boşunalığı kanıtlanmıştır aşkın.
    Ve gözlerden yaş akmaz.
    Ve ancak kaba işlere yarar eller.
    Ve kuruyup kalır yürek.

    Kadınlar boşuna çalarlar kapını, açmazsın.
    Tek başınasındır, ışıklar söndürülmüş
    Ve karanlıkta parlar kocaman gözlerin.
    Belli ki acı çekmeyi bilmiyorsundur artık.
    Ve hiçbir şey istemiyorsundur dostlarından.

    Kimin umurunda yaşlanmak, yaşlılık nedir ki?
    dünyayı taşıyor omuzların
    Ve bir çocuğun elinden daha hafif dünya.
    Savaşlar, kıtlıklar evlerde aile kavgaları
    Hayatın sürüp gittiğini kanıtlıyor
    Ve kimsenin özgür olamayacağını.
    Bu gösteriyi acımasız bulanlar (o yufka
    Yürekliler)
    Ölmeyi yeğ tutacaklardır.
    Bir gün gelir ölüm de işe yaramaz.
    Bir gün gelir bir komut olur yaşamak.
    Yalnızca yaşamak, hiç kaçış olmadan.



    Carlos Drummond De Andrade

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    Neydi Hidayet’i ölümüne mutsuz eden şey ya da şeyler?

    Hidayet yaşamın amacını sorguluyordu kendi kendine. Çevresine baktığında insanı mutsuzluğa sürükleyecek birçok neden buluyordu. Ülkesindeki yönetim, insanları etkilemişti. İyi bir gözlemci olan Hidayet yönetim mekanizması, insan, kültür, tarih ve çevre arasındaki ilişkileri tespit edip çözüm yolları aramaya çalıştı. Ama bu çabaları hep düş kırıklığıyla noktalandı.

    Hidayet’e göre insan her şeyi değiştirecek kadar güçlü değildir. Bu yüzden sahip olunanlara razı olunmalı ve durumu değiştirmeye kalkışılmamalıdır. Kaza ve kader denilen doğaötesi güçler bu çabaları yok eder ve insanları umutsuzluk girdabına atar ve nihayet intihara sürükler.

    Uzun ve kısa öykülerinin çoğu, bu umutsuzluk girdabına düşüp dünyada bulamadığı huzuru sessizlikler ve yokluk âleminde aramayı arzulayan insanların intihar girişimleri ile biter. Aslında bu öykülerin tümünde -hele hele Kör Baykuş, Diri Gömülen ve Üç Damla Kan trilojisinde- Hidayet kendini anlatır. Bu öyküler, onun intihar girişimlerinin yazılı provaları gibidir adeta.

    Kafka ile tanışması, dünyanın anlamsızlığı hakkındaki düşüncelerini bir bakıma kesin yargıya dönüştürmesine yol açar. “Sampinge” adlı öyküsü dünyanın ve yaşamın anlamsızlığı konusu etrafında cereyan eder ve intiharla noktalanır. “Aylak Köpek” adlı öyküsünde aynı konunun yanı sıra inziva yaşamını da tahlil eder başarılı bir şekilde. Başıboş bir köpeğin cismine ve zihnine giren yazar, insanların ruhlarına bakar ve onların uzlet köşesinde yok oluşlarını seyreder. Çare aramak için maziye döner, doğaya sığınır. Ama hiçbir taraftan ümit ışığı belirmeyince ölümü beklemeye koyulur. Bazen beklenilen ölüm kolayca gelivermez. Bu özleyişi Diri Gömülen’de çarpıcı bir biçimde işler.

    Hidayet’in kahramanları hiçbir varlıkla ilişki kuramazlar. Freudcu bir bakışla incelediği kimi kahramanları cinsel doyumsuzluklarını, ezilmişliklerini kendilerini ibadete verme gibi değişik alanlarda gidermeye çalışırlar. Ama bu da çare değildir. Aslında bu insanların yaptıkları tek iş, canlı cenazelerini o yana bu yana sürüklemektir. Daha güzel günlerin beklentisi yoktur onlarda. Bu yüzden uzaklarda, kayıp bir dünyada aramaya çalışırlar iç huzurunu, mutluluğu.

    Mehmet Kanar



    Yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar.

    Kimseye anlatılamaz bu dertler, çünkü herkes bunlara nadir ve acayip şeyler gözüyle bakarlar. Biri çıkar da bunları söyler ya da yazarsa, insanlar, yürürlükteki inançlara ve kendi akıllarına göre hem saygılı hem de alaycı bir gülüşle dinlerler bunları...Lâkin tek korkum: yarın ölebilirim kendimi tanıyamadan. — Hayat tecrübelerimle şu yargıya vardım ki, başkalarıyla benim aramda korkunç bir uçurum var, anladım, elden geldiğince susmam gerek, elden geldiğince düşüncelerimi kendime saklamalıyım. Ve şimdi yazmaya karar vermişsem, bunun tek nedeni, kendimi gölgeme tanıtmak isteğidir.

    ----
    Bana göre değildi bu dünya; bir avuç yüzsüz, dilenci, bilgiç, kabadayı, vicdansız, açgözlü içindi; onlar için kurulmuştu bu dünya. Yeryüzünün, gökyüzünün güçlülerine avuç açanlar, yaltaklanmasını bilenler için.
    Sadık Hidayet

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    Selim Işık tutunmamış değildir. Tutunmak istememiş de değildir. O elinden gelen her şeyi yapmış ama bir türlü insanların arasına karışamamış, onlardan biri olamamıştır. Her yaşam dönemecinde umutsuzca çırpınıp yeni tutamaklar aradıkça, hepsinin birer birer elinde patladığını görmüş ve bize de göstermiştir. Küçük burjuva yaşamının dayattığı ilişkilerin sahteliği, insanların çoğunun kaba ve vurdumduymaz oluşu, kimsenin kimseyi dinlemek ve anlamak için vakit bulamaması çocukluğundan beri çok yormuştur onu. Yaşamak ağır ve ağrılı bir oyun olmuştur artık onun için ve daha fazla acı çekmemesinin tek yolu gürültü yapmadan çekip gitmektir. Adına yakışır bir naiflikle, usulca… Turgut Özben’in, Günseli’nin, Süleyman Kargı’nın, hatta varlığı müphem Olric’in bile durumları kelimenin tam anlamıyla dramdır. Hepsi kendi iç çatışmalarında boğulup, Selim’in yarım hikâyesinde kendilerine kötü roller biçip, ebedi bir mutsuzluğa mahkûm olmuşlardır. Selim ise bütün bu olanlara bakıp sadece gülümser. Onun hikâyesi bitmiş, bizimki başlamıştır çünkü.


    Ali Lidar.

    “Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana?
    Birdenbire: "Buraya kadar!" dediler.
    Oysa bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiçbir ağacı, hiçbir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin. Üstelik, "daha önce haber vermiştik" derler. "Her şeyin bir sonu olduğunu genel olarak belirtmiştik. Yaşarken eskidiğini ve eskittiğini söylemiştik…"

    Kitaptan…

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    Sevgileri yarınlara bıraktınız
    Çekingen, tutuk, saygılı.
    Bütün yakınlarınız
    Sizi yanlış tanıdı.

    Bitmeyen işler yüzünden
    (Siz böyle olsun istemezdiniz)

    Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldı.

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz
    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    Geçeceği aklınıza gelmezdi.

    Gizli bahçenizde
    Açan çiçekler vardı,
    Gecelerde ve yalnız.
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vakit olmadı.

    B.Necatigil

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka



    Anadolu gibiydin, şarkı gibiydin öyle
    ümidimiz gibiydin birlikte hiç büyümemeye
    uzun bir iyilik gibiydin, bir 'Anakaraydın hepimize
    seni unuta unuta büyümek bile hatırlamak gibiydi
    durup durup insanları sanki kendilerinden çok
    sevdiğimiz yılları hatırlamak gibiydi, yalnızca
    bunu hatırlıyorum senden artık insanları değil
    insanları hatırlatacak hiçbir şey kalmadı son zamanlarda
    Hem olmasın da artık insanları hatırlatacak hiçbir şey
    insanları insanlarla hatırlamadıktan sonra
    kasabaları güvercinlerle, trenleri turnalarla
    ve anılan şehirlerle hatırlamadıktan sonra
    hayvanların suçu yok bunda, şehirlerin suçu yok
    evlerin de suçu yok bana kalırsa
    galiba her şey yerli yerinde de insanlar ortalık
    eskiymiş, bir dostu bulamasak gölgesini arardık
    şimdi gölgeler de insanlara benziyor
    yarısı karanlık, yarısı kiralık
    herkes içinde üç-beş yalnız besliyor
    herkesin gözü başkasının yalnızlığında
    bir 'çıt' yeterdi oysa bir insanla
    bir 'çıt', açılıp kapanmaya
    şimdi herkesin ortasında
    şimdi bir insanın ortasında
    çat çat çat
    çarpışan üç-beş yalnız
    üç-beş yaralısı var herkesin hayatında
    ve yalnızca bir cümlesi:
    Biz çok yalnızdık!
    Ve galiba yalnızlığın bol gelmesinden
    içimizdeki bu kalabalık
    öyle korktuk ki yalnızlığımızdan
    kimseye bırakmadık!



    H.Ergülen

  • Bir Gün Mutlaka
    Bir Gün Mutlaka

    Sen de öyle gelmişsin
    geç de sayılmazsın erken de
    ikisine de yetişilir nasılsa sonunda
    yetişmişsin, hem zaman senin değil burada
    hem zamanda bir yerin de olmayacak burada
    ister aç ister katla kanatların gibisin
    kanatlarından başka bir evin de yok burada
    kanatların kadar açık bu göğün altında

    Gurbet açık zamanda bir deniz
    hadi misafir sayalım kendimizi onun vapurunda
    hem eski turnalar gibiyiz hala
    kendi kanatlarına misafir
    hem saklana saklana yenisi yok sözler gibiyiz
    bizden başka misafiri de yok ama
    yine de yolcu gibi davranır bu deniz insana
    gurbetten bir kuş mu gelmiş şehir uyuyor
    senin kanatlarınla uyanacak şehir bu değil
    güvercinin denizi geçtiği şiir bu değil

    Deniz ökse, vapur avcı görünür
    çocuk Anadolu'nun kara donlu güvercinine
    senden sonra da bilmem ki çocuk mu Anadolu
    son güvercinini yitirmiş de hala demli uykuda
    kasabaların horladığı vakitsiz uykularda
    uykusu sarışın, şiiri bun bir Turgut Uyar kalmadı
    Cemal Süreya da yok ki bir abi arasan burada
    sana çok uzun bir öğlesonuydu Turgut Uyar
    sıkıntısını mı kıskanırdın: Şu kasaba bir içine baksa
    sen kanatlarını toplayıp otursan da coğrafya uçsa
    sınıftan!
    Dul coğrafya gidecek evi mi vardı
    Turgut Uyar ın tozlu şiirinden başka ?

    H.Ergülen

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu

    Ben size bir öykü anlatmazdım, üzmek istemezdim ondan,
    halbuki şiir bir volkandır, ansızın patlayan, mağmanın altında
    kalmış erincimiz, en çok insan olduğumuz zaman, bir dokuya
    yerleşmiş uzayın saklı kodlarını, yüreğin akışkan damarlarında
    açıklayan, tutuşan bir meşalenin, varmış, bırak gideyim dersin,
    o ufuklar yutmadan.
    Sus ki ben alim değilim, hiçbir şeyi bilmedim, yolda çıkan zemheri,
    geceye der ki, her şeyi ben söyledim. Bu neyin resmidir, renkler
    birbirini örtmüş, görünen yalnız, bir beyinde nakşolmuş, süresiz
    derinlikmiş.

    gökhan, 2016
    gökhan, 2016

  • Gökhan Oflazoğlu
    Gökhan Oflazoğlu

    Ne kadar çok kendini anlatmaya çalışan vardır, her zaman ondan çok daha fazla anlamayan, şaka gibi, olur öyle şeyler.

  • Güliz Ardilli
    Güliz Ardilli

    Böyle ilginç programları izlemeyi seviyorum. Anlatmak Zamanı da beğeni ve ilgiyle takip ettiğim programlardan.

  • Necmettin Yılmaz
    Necmettin Yılmaz

    - Bağırırım, trip atarım kızarım, ama en
    çok ben severim.
    Anlatabildim mi? ♥

  • Şüheda Nur
    Şüheda Nur

    Gel de anlat ellere..

  • Bora Aslan
    Bora Aslan

    anlattığın şeye sahip olmak ve onu ona sahip olmayana akıtabilmek demektir... o denli zordur ki bütün yaşamı anlatmak üzerine kurulu olan ama aslında hiçbir şey anlatmadan ölüp giden milyonlarca insan vardır...anlatmak için önce duy, düşün, hisset sahip olduğuna emin ol ve sonra sahip olmak için ölesiye savaş verdiğin o şeyi başkasına hiçbir karşılık beklemeksizin ver... işte anlatmak demekle anlatmak istediğimiz...

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu

    Andolsun kuşluk vaktine.

    Ve sakinleştiği zaman geceye ki,

    Rabbin seni bırakmadı ve darılmadı.

    Ahiret senin için dünyadan iyi olacaktır.

    Rabbın sana verecek ve sen hoşnut olacaksın.

    O, seni bir yetim iken barındırmadı mı?

    Seni, yol bilmez iken (doğru) yola koymadı mı?

    Seni bir yoksul iken zengin etmedi mi?

    Öyle ise, sakın yetime ezme!

    El açıp isteyeni de azarlama!

    Fakat Rabbinin nimetini anlat da anlat!

    (Duha 1.2.3.4.5.6.7.8.9.10.11)

  • Sel Suyu
    Sel Suyu

    Gittin...
    Seni delicesine bir tutkuyla seviyordum oysa...
    Tutkum seninle olmaktı, tutkum teninde erimek, tutkum hayatı sadece
    seninle paylasmaktı.
    ANLATAMADIM...

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun

    bir konuda bilgi aktarmak zaman zaman düşündüğünüzden zor olabilir...

    anlattığınız insana,konuya ve de yaşa göre değişir güçlük boyutları...

    şirkette bir numunenin üzerindeki detayları anlatırken, inanın bana bir ilkokul 2. sınıf talebesine bölmeyi anlattığınızdan çok daha az efor sarfedersiniz....

    sinirleriniz de gerilmez hem... ;)

  • Erkan Orhan
    Erkan Orhan

    kilerdeki birikimleri ağız oluğundan akıtmak...bazen bir pınarın zerâfetiyle, bazen de tükrük ve salya karışımı.... :))

  • Suna Sarılale
    Suna Sarılale

    duyguları ifade etmek...bazen yeterli olmaz, bazen gerekli değildir evlat! .gerekli ise...izle, dinle, sonra konuş! ......- ;))

    'entry' miz....en güzelini gözler anlatır...asla yalan söyleyemez...Pp

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz

    cümleler düzmek...peşisıra ve anlamlı bir bütün halinde :) dinlemek mi daha zevkli anlatmak mı karar vermek zordur.