Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Birgün gözlerimin tâ içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak...
Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar...
Cevr-i gerdun yıkmada zâten dil-i efkendemi Âh ey hâtır-ı nevazım, şimdi artık sen de mi Gözyaşı faş eylediyse macerâ-yı aşkımı Göz mü mücrim, yoksa insaf et kabahat bende mi?
Mevlana “Yaratıldı yaratılalı göklerin dönüşünü aşk dalgasından bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.” der (Mesnevi V,3853) . Her şeyden evvel aşkın var olduğunu, yaratılışın aşk ile gerçekleştiğini, dünyanın aşk esası üzerine kurulu bir düzen içinde döndüğünü açıklıyor bu beyit. Ve içinde iki eyleme vurgu yapıyor; yaratılış ve dönüş.
Sufilerin çok önemsediği ve üzerinde durduğu bir kudsî hadis vardır. Bu hadise göre Allah bizimle “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi ve sevilmeyi istedim, kainatı yarattım” diye konuşur. Buradaki sevilme arzusu iradî olup yine sufilerin yorumuna göre “Kün (Ol) ! ” emrinin zuhuruna sebeptir. Bilindiği gibi Allah bir şeyin olmasını dilediği vakit ona yalnızca “Ol! ” der ve o şey derhal olur. (Nahl,40; Yasin,82) Buradaki oluş, “vuku bulma, yaratılma, gerçekleşme, değişme vs.” mutlak iradeye ait bütün fiilleri kuşatmaktadır ve “Ol! ” emrini duyar duymaz kendi iradesiyle açığa çıkar. Her varlık veya hadise oluşun cevherini içinde taşıdığı için birisinin onu düzenlemesine ayrıca ihtiyaç bulunmaz. “Kün! ” emrini duyması, zaten o emre koşarak uymasını gerektirmektedir. O halde müessirin (etkileyen) mukabilinde bir müteessir (etkilenen) olmayınca hiçbir eser ortaya çıkmaz ve tekvin (yaratılış) aslında bir etkileyen, bir etkilenen ve bir de etkiden ibaret kalır. Bu da aşkın özünü oluşturan seven, sevilen ve sevgi üçgeninin görüntüsüdür. Burada önemli olan, müessirin müteessiri kendi seçmiş olmasıdır. Yani aşk işinde önce Mâşuk, sonra âşık belli olur. Mâşuk olmazsa âşık nasıl olup da aşkı öğrenebilsin? Mum ışığı yoksa pervane nasıl olup da yanabilsin? Sevgilinin yanağındaki ışığı görmeyen bir âşık sevgiyi nasıl keşfedebilsin? O hâlde, yaratılışın özündeki “Kün” emri de öncelikle Mâşuk’tan (Cemâl–i Mutlak) zuhur ettiğine ve hitap da “Kün Muhammedâ (Muhammed ol!) ” şeklinde kelama döküldüğüne göre insanın sevgi işinde neyi gözetmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Sevilmeyi İsteyen, daha dünyaya “Ol! ” demeden, oluş eylemi henüz maddeye bürünmeden çok çok evvel, ta ezel gününde, bu sevgiyi bizim ruhlarımıza “Elestü bi–Rabbikum (Ben sizin Rabb’iniz değil miyim? ” diyerek teklif ve ilka etti ve Cemal’ini buna karşılık gösterdi. Dünya hayatı, işte o aşkın sınanma meydanıdır, ve ruhlarımız o gün “Kalû belâ (Evet, dediler) ” Şimdi burda başımıza ne geliyorsa, hayatımızda neler oluyorsa, vaktiyle “Bela! ” dediğimizdendir. Bela ki, özü aşktan olunca, yaratılış da aşktan öte bir şeyi ifade etmez. Nitekim insan her şeyden yoksun olabilir; ama sevgiden ve aşktan yoksun olursa bu onun gerçek felaketidir.
Mevlana’nın beytinde vurguladığı ikinci eylem dönüş idi. Dönüş ki aşkın esasıdır; bir cezbedir, cezbeye kapılarak dönüştür. Belli bir merkez etrafında dönüş ve o daireden dışarı çıkamayış... Pergelin sabit ayağı etrafında diğer ayağın çizginip durması gibi hani. Mumun çevresinde pervanelerin, uzay sonsuzluğunda galaksilerin, güneş sisteminde gezegenlerin, kalb (süveyda) merkezinde kanın, çekirdek etrafında atomun dönüşleri, durmadan dönüşleri gibi... Kainatta neye baksanız bir dönüşün cezbesi içinde hep bir merkeze doğru yol almaktadır. Hep aynı noktaya tekrar tekrar yönelme ve hep aynı yere tekrar tekrar ulaşma talebi. İnsanoğlunun, hevalarının ve heveslerinin (masiva ve dünya ilgilerinin) çevresinde dönüp durması da, kendini bu hevadan başka bir makama yönlendirmesi de hep o cezbenin dönüşü; hep o aşkın meşkidir. Âşıka gelince; sevgilinin çevresinde dönmekten gayrı elinden ne gelir ki onun? Sevgilinin bulunduğu yerde dönüp durmaktan başka ne yapabilir? Düşüncesi onun merkez olduğu hayallerde, ayakları onun bulunduğu mahallerde, rüyaları onun renginde, senaryoları onun yönetmenliğinde... Karar ta ezel gününde verilmiş bir kere...
aşk herşeyden önce ızdırap demektir anlatayım; birgün sevgilim sordu aşk ne demek diye biraz düşüneyim dedim ertesi gün onu başka bir kızla gördüm kulağına aşk ızdırap, acı çekmek ve unutmaktır dedim
Ask, iki kisinin birbirine kavusana kadar duydugu heyecandir.Iki kisi dedim cunku simdi iki erkek veya iki bayanda asik olabiliyor ne kadar bize ters gelsede bu bir gercek.ve bence ask kavusunca balon gibi sonuyor.en guzel ask zor olanmis diye bosuna soylememisler yani ne kadar uzun sure kavusamazsan o kadar aski yasarsin! ! ! ! ! benden bu kadar....
ask pesinde kosulan ve kosarkende zevk alinan bir hayal...tamamen kimyasal birsey, hic beklemedigin bir anda geldigi gibi yine beklemdigin biranda cekip giden birsey...elle tutulmaz :))
'Birisi geldi; bir dostun bir sevgilinin kapısını çaldı: sevgilisi: -kimsin a güvenilir er? dedi. adam. -benim, deyince, -git! dedi.şimdi çağı değil; böylesine sofrada ham kişinin yeri yoktur. ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir, iki yüzlülükten başka ne kurtarabilir?
o yoksul gitti.tam bir yıl yollara düştü, sevgilisinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı.
o yanmış yakılmış kişi pişti; olgunlaştı; geri geldi.gene sevgilisinin evinin çevresine düştü.
yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı.ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye korkup duruyordu.sevgilisi: -kapıdaki kim? dedi. adam. -a gönüller alan, kapıdaki sensin. sevgilisi. -mademki bensin, gel, içeriye gir.ev dar iki kişi sığmıyor, dedi.'
Hani paranin dini imani yok derler. Cok dogru ve hatta az bile. Bunu su sekilde düzeltebiliriz; “paranin dini imani ve aski yok.” Yani para askinda papucunu din iman kadar dama attirabilir. Tabiki bu sözümüz meclisten disari. Herkes kendisi iyi bilir. Kimin dini imani para, onu bir Allah bilir. Gerci bir ilahi kudrette de gerek yok, biraz düsünen herkesi az cok tanir, yani akil seviyemiz bunu anlamada yeterli ve cok fazla bile…Tabi herkesin aski kisiye ve amaca göre farklilik gösteriri… Mesela Yunus`un ask anlayisi gibi…
Gönlüm düstü bu sevdaya Gel gör beni ask neyledi Basimi verdim kavgaya Gel gör beni ask neyledi
Askin sex anlamina gelmedigini herkes bilir, ancak sex ile aski hep karistanlar olur. Eski caglardan beri asiklar gercek ask yüzünden canlarini bile ortaya koymuslar. Anadolu kültüründe cok anlatilan Leyla ile Mecunun aski, Mem u Zin aski bunlarin baslica örnekleridir. Bu hikayelerdeki asklarda, ask bir dava, bir mücadele bicimine dönüsür. Buradanda görüyoruz ki ask, salt bir duygu degil, insan davranis ve amaclarinin bir karisimidir. Bu duygular bazen bir disi ile bir erkek arasindaki bir duygusal olaya odaklanir, bazende bir maddeye, veya bir ideolojiye kilitlenir. Kisi tüm duygularini bir seye bagladi mi artik onu oradan ayirmak olanak disi olur. Bir intihar komandosu asla asik olmamaz, cünkü onun aski artik ugruna intihara götüren düsünce veya ideolojisidir
Eğer aynı şeyleri hissettiğini bilseydim Bütün duygularımı saklamazdım, Eğer seni kaybetmeyeceğimi bilseydim Sana bütün duygularımı anlatırdım, Eğer sana baktığım gibi bana baktığını bilseydim Bütün duygularımı haykırırdım, Eğer beni istediğini bilseydim Sana koşardım. Seni ne kadar önemsediğimi anlamıyor musun? İşte elim, görebiliyor musun? Tutabilir yada ittirebilirsin, İşte kalbim, görebiliyor musun? Alabilir yada kırabilirsin, İşte ben, görebiliyor musun? Mutlu yada perişan edebilirsin. Seni ne kadar çok sevdiğimi görmüyor musun? ...(funda)
Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben. Kalbim şimdi bir sokak çocuğu Kelebekleri göç etti gönlümün Issızlaştı hayat sanki Sanki, sabahı eksik şiirlerimin. Sanki, gecesi hep kanayan bir yara Ve sanki, artık hep kanayacak... Ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim Çare yok, ağlayacak. Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben. Kapıları kendime ben açamadım Ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni Düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım.. Sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım. Savunamadım seni kimselere Anlatamadım seni kimselere Kimsesiz kaldım, En çok da sensiz... Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben.. Sana uyumak, Sana uyanmaktı hayat. Sıratını geçtim yaşarken korkmadan Korkumu geçtim cesaretle, ihanetle Berduş bir yalan masumiyeti öptüm bile bile Tek sen gitme diye Sonbahar oldum yaprak yaprak Ağaç oldum köklerimi unutarak Tesellisiz bir geceye fırlatıldım Kalbimi dar kafese kapatarak İçimdeki bir kanarya Hiç susmadan ağlayacak Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben. Yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak Seni sevdiğimi bağırdım mehtabına Beyazında akladım bulutunun Mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben. Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim. Bugün sardunyalarım da açmadı Belki de küskün renklere Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım Sensiz soluyorum anlayacağın Mavi mavi ölüyorum Duyuyor musun, orada mısın, Var mısın, yok musun? Bir tek şeyi unutma! Seni sevdim ben. Yanarak, yıkılarak Aklıma her geldiğinde ağlayarak....
aşk bence yüregin delice carpmasıdır.aşk sevginin başlangıcı ve bir kişiyi gördügünüzden ve onu sevgiginiz süreye gelinceye kadar gecirdiginiz evredir.. aşk geçici sevgi kalıcıdır. aşk beni yagmala beni tara ardarda hiç birşey umrumda degil ögrenirken hasretinle sevişmeyi göz yaşlarım akabilirler özgürce içimde öyle güzelsinki onu kirletmeyecegim seninle! !
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin tâ içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak...
Sezai Karakoç (Mona Roza)
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar...
Sezai Karakoç (Mona Roza)
Cevr-i gerdun yıkmada zâten dil-i efkendemi
Âh ey hâtır-ı nevazım, şimdi artık sen de mi
Gözyaşı faş eylediyse macerâ-yı aşkımı
Göz mü mücrim, yoksa insaf et kabahat bende mi?
aşk bir kandırmacadır. sağ gösterip sol vurur.
karanlığa sitem etme.o senin karanlıktaki masumiyetin.....................
Aşk evveldir
İskender PALA
Mevlana “Yaratıldı yaratılalı göklerin dönüşünü aşk dalgasından bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.” der (Mesnevi V,3853) . Her şeyden evvel aşkın var olduğunu, yaratılışın aşk ile gerçekleştiğini, dünyanın aşk esası üzerine kurulu bir düzen içinde döndüğünü açıklıyor bu beyit. Ve içinde iki eyleme vurgu yapıyor; yaratılış ve dönüş.
Sufilerin çok önemsediği ve üzerinde durduğu bir kudsî hadis vardır. Bu hadise göre Allah bizimle “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi ve sevilmeyi istedim, kainatı yarattım” diye konuşur. Buradaki sevilme arzusu iradî olup yine sufilerin yorumuna göre “Kün (Ol) ! ” emrinin zuhuruna sebeptir. Bilindiği gibi Allah bir şeyin olmasını dilediği vakit ona yalnızca “Ol! ” der ve o şey derhal olur. (Nahl,40; Yasin,82) Buradaki oluş, “vuku bulma, yaratılma, gerçekleşme, değişme vs.” mutlak iradeye ait bütün fiilleri kuşatmaktadır ve “Ol! ” emrini duyar duymaz kendi iradesiyle açığa çıkar. Her varlık veya hadise oluşun cevherini içinde taşıdığı için birisinin onu düzenlemesine ayrıca ihtiyaç bulunmaz. “Kün! ” emrini duyması, zaten o emre koşarak uymasını gerektirmektedir. O halde müessirin (etkileyen) mukabilinde bir müteessir (etkilenen) olmayınca hiçbir eser ortaya çıkmaz ve tekvin (yaratılış) aslında bir etkileyen, bir etkilenen ve bir de etkiden ibaret kalır. Bu da aşkın özünü oluşturan seven, sevilen ve sevgi üçgeninin görüntüsüdür. Burada önemli olan, müessirin müteessiri kendi seçmiş olmasıdır. Yani aşk işinde önce Mâşuk, sonra âşık belli olur. Mâşuk olmazsa âşık nasıl olup da aşkı öğrenebilsin? Mum ışığı yoksa pervane nasıl olup da yanabilsin? Sevgilinin yanağındaki ışığı görmeyen bir âşık sevgiyi nasıl keşfedebilsin? O hâlde, yaratılışın özündeki “Kün” emri de öncelikle Mâşuk’tan (Cemâl–i Mutlak) zuhur ettiğine ve hitap da “Kün Muhammedâ (Muhammed ol!) ” şeklinde kelama döküldüğüne göre insanın sevgi işinde neyi gözetmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Sevilmeyi İsteyen, daha dünyaya “Ol! ” demeden, oluş eylemi henüz maddeye bürünmeden çok çok evvel, ta ezel gününde, bu sevgiyi bizim ruhlarımıza “Elestü bi–Rabbikum (Ben sizin Rabb’iniz değil miyim? ” diyerek teklif ve ilka etti ve Cemal’ini buna karşılık gösterdi. Dünya hayatı, işte o aşkın sınanma meydanıdır, ve ruhlarımız o gün “Kalû belâ (Evet, dediler) ” Şimdi burda başımıza ne geliyorsa, hayatımızda neler oluyorsa, vaktiyle “Bela! ” dediğimizdendir. Bela ki, özü aşktan olunca, yaratılış da aşktan öte bir şeyi ifade etmez. Nitekim insan her şeyden yoksun olabilir; ama sevgiden ve aşktan yoksun olursa bu onun gerçek felaketidir.
Mevlana’nın beytinde vurguladığı ikinci eylem dönüş idi. Dönüş ki aşkın esasıdır; bir cezbedir, cezbeye kapılarak dönüştür. Belli bir merkez etrafında dönüş ve o daireden dışarı çıkamayış... Pergelin sabit ayağı etrafında diğer ayağın çizginip durması gibi hani. Mumun çevresinde pervanelerin, uzay sonsuzluğunda galaksilerin, güneş sisteminde gezegenlerin, kalb (süveyda) merkezinde kanın, çekirdek etrafında atomun dönüşleri, durmadan dönüşleri gibi... Kainatta neye baksanız bir dönüşün cezbesi içinde hep bir merkeze doğru yol almaktadır. Hep aynı noktaya tekrar tekrar yönelme ve hep aynı yere tekrar tekrar ulaşma talebi. İnsanoğlunun, hevalarının ve heveslerinin (masiva ve dünya ilgilerinin) çevresinde dönüp durması da, kendini bu hevadan başka bir makama yönlendirmesi de hep o cezbenin dönüşü; hep o aşkın meşkidir. Âşıka gelince; sevgilinin çevresinde dönmekten gayrı elinden ne gelir ki onun? Sevgilinin bulunduğu yerde dönüp durmaktan başka ne yapabilir? Düşüncesi onun merkez olduğu hayallerde, ayakları onun bulunduğu mahallerde, rüyaları onun renginde, senaryoları onun yönetmenliğinde... Karar ta ezel gününde verilmiş bir kere...
En evvel aşk idi; hâlâ ki aşktır...
Aşk ki yaratılıştır; geriye ne kalır! ? ..
eski bir yalan.... ademle havvadan kalan.....
Dil gamla dahi dest ü giribandan usanmaz
Biz yâr için ağyâr ile gavgadan usandık...
AŞK benim, dert ızdırap benim, deniz derya benim, umman katre benim, çöl, orman benim, hayat, ölüm benim, ama ben benim degilim...
AŞIK-I KAZIP
AŞK adam yer adam yiyen AŞK'ın önünde kendini birlokma edecek adam gerek...
HZ. MEVLANA.
uğruna şiirler şarkılar ve hatta kitaplar yazılan....uğruna nice ömürler vakfedilen ama bunu hiç hak etmeyen bir palavra.....
en büyük yanlış bir kadınabağlanmaktır
gerçek aşk bir kadından sokaklara akmaktır..
twemiz kalmış ne bulunur bir çöplükte
aşk d akirlenir elbet insanla birlikte..
bu ham dünyad azoraki bir söz gibi sevgim
sevsem san ayazık, sevmesem incinirsin
aşk bütün kötülüklerin anasıdır
her aşk sonunda bir bozgunun anısıdır
aşk herşeyden önce ızdırap demektir anlatayım;
birgün sevgilim sordu
aşk ne demek diye
biraz düşüneyim dedim
ertesi gün onu başka bir kızla gördüm
kulağına
aşk ızdırap, acı çekmek ve unutmaktır dedim
YORUM YOK...belki yoktur(:
yalan dostum aşk diye bişeyyyy yokkkk! ! acıdan başka bişi değil kimseye tavsiye etmiorummm.. kaçınınnn.
Ask, iki kisinin birbirine kavusana kadar duydugu heyecandir.Iki kisi dedim cunku simdi iki erkek veya iki bayanda asik olabiliyor ne kadar bize ters gelsede bu bir gercek.ve bence ask kavusunca balon gibi sonuyor.en guzel ask zor olanmis diye bosuna soylememisler yani ne kadar uzun sure kavusamazsan o kadar aski yasarsin! ! ! ! ! benden bu kadar....
Diseler aşkı ko al ne dilersen
Diyem aşksız cihan değmez samane
Eşrefoğlu Rumi
Canımı uryan edüp saldım bu aşk deryasına
Nagehan aşkın sataştım dürr-i bi hemtasına
Can u baş u din ü dünya verdim aldım derd-i yar
Merhem ol derd oldu ancak yüreğim yarasına
İlm ü akl ü zühd ü takva çün hicab oldu bana
Külli sevdadan geçüp düştüm anın sevdasına
Masivadan göz yumup gördüm anın didarını
Kendüzümden el yudum girdim fena sahrasına
Ol fenadan bir fenaya bir fenadan key fena
Key fenadan sonra eriştim anın bekasına
Bir bekadır ol beka hergiz fena irmez ana
Aklını ko gel eresin bu sırrın manasına
Akl ile aşka girilmez aşk aklı mahv eder
Akl aşkın ol sebebden gelemez yurasına
Akil ister cennet ü hur ü kusur gılman ola
Aşıkın hiç meyli yoktur cennet ü ni'masına
Aşık ol kim göresin Dost yüzünü bunda bugün
Mağrur olma zahidin ol va'de-i ferdasına
Va'de-i ferdaya göymez aşık-ı şurideler
Göz karar derd ü şer erer zülfünün karasına
Eşrefoğlu Rumi aşkdan hoş haber verdi yine
Müddeinin hiç kulak urmaz kuru da'vasına
Müddeinin her sözünde vardurur niçe garaz
Talib isen girme zinhar müddei arasına
Eşrefoğlu Rumi
halbuki aşk başka ne olsun hayatın mazereti
ask pesinde kosulan ve kosarkende zevk alinan bir hayal...tamamen kimyasal birsey, hic beklemedigin bir anda geldigi gibi yine beklemdigin biranda cekip giden birsey...elle tutulmaz :))
aşk mı böyle sövalye saçması bişeye günümüzde nasıl inanılıyor bilmiyorum.
'Birisi geldi; bir dostun bir sevgilinin kapısını çaldı:
sevgilisi:
-kimsin a güvenilir er? dedi.
adam.
-benim, deyince,
-git! dedi.şimdi çağı değil; böylesine sofrada ham kişinin yeri yoktur.
ham kişiyi ayrılık ateşinden başka ne pişirebilir, iki yüzlülükten başka ne kurtarabilir?
o yoksul gitti.tam bir yıl yollara düştü, sevgilisinin ayrılığıyla kıvılcımlar saçarak cayır cayır yandı.
o yanmış yakılmış kişi pişti; olgunlaştı; geri geldi.gene sevgilisinin evinin çevresine düştü.
yüzlerce korkuyla, yüzlerce defa edebi gözeterek kapının halkasını çaldı.ağzından edebe aykırı bir söz çıkacak diye korkup duruyordu.sevgilisi:
-kapıdaki kim? dedi.
adam.
-a gönüller alan, kapıdaki sensin.
sevgilisi.
-mademki bensin, gel, içeriye gir.ev dar iki kişi sığmıyor, dedi.'
NEYİ ARIYORSAN SEN; O'SUNDUR.
MEVLANA CELALEDDİN RUMİ
en büyük düşmanım sürekli bana acı çektiren şeyyyy.......
Aşk ve para
Hani paranin dini imani yok derler. Cok dogru ve hatta az bile. Bunu su sekilde düzeltebiliriz; “paranin dini imani ve aski yok.” Yani para askinda papucunu din iman kadar dama attirabilir. Tabiki bu sözümüz meclisten disari. Herkes kendisi iyi bilir. Kimin dini imani para, onu bir Allah bilir. Gerci bir ilahi kudrette de gerek yok, biraz düsünen herkesi az cok tanir, yani akil seviyemiz bunu anlamada yeterli ve cok fazla bile…Tabi herkesin aski kisiye ve amaca göre farklilik gösteriri… Mesela Yunus`un ask anlayisi gibi…
Gönlüm düstü bu sevdaya
Gel gör beni ask neyledi
Basimi verdim kavgaya
Gel gör beni ask neyledi
Aşk ve Sex
Askin sex anlamina gelmedigini herkes bilir, ancak sex ile aski hep karistanlar olur. Eski caglardan beri asiklar gercek ask yüzünden canlarini bile ortaya koymuslar. Anadolu kültüründe cok anlatilan Leyla ile Mecunun aski, Mem u Zin aski bunlarin baslica örnekleridir. Bu hikayelerdeki asklarda, ask bir dava, bir mücadele bicimine dönüsür. Buradanda görüyoruz ki ask, salt bir duygu degil, insan davranis ve amaclarinin bir karisimidir. Bu duygular bazen bir disi ile bir erkek arasindaki bir duygusal olaya odaklanir, bazende bir maddeye, veya bir ideolojiye kilitlenir. Kisi tüm duygularini bir seye bagladi mi artik onu oradan ayirmak olanak disi olur. Bir intihar komandosu asla asik olmamaz, cünkü onun aski artik ugruna intihara götüren düsünce veya ideolojisidir
Eğer aynı şeyleri hissettiğini bilseydim
Bütün duygularımı saklamazdım,
Eğer seni kaybetmeyeceğimi bilseydim
Sana bütün duygularımı anlatırdım,
Eğer sana baktığım gibi bana baktığını bilseydim
Bütün duygularımı haykırırdım,
Eğer beni istediğini bilseydim
Sana koşardım.
Seni ne kadar önemsediğimi anlamıyor musun?
İşte elim, görebiliyor musun?
Tutabilir yada ittirebilirsin,
İşte kalbim, görebiliyor musun?
Alabilir yada kırabilirsin,
İşte ben, görebiliyor musun?
Mutlu yada perişan edebilirsin.
Seni ne kadar çok sevdiğimi görmüyor musun? ...(funda)
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Kalbim şimdi bir sokak çocuğu
Kelebekleri göç etti gönlümün
Issızlaştı hayat sanki
Sanki, sabahı eksik şiirlerimin.
Sanki, gecesi hep kanayan bir yara
Ve sanki, artık hep kanayacak...
Ağlanacak bir aşkın kıyısına vurduysa gözlerim
Çare yok, ağlayacak.
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Kapıları kendime ben açamadım
Ya da yanlış saatlerde bekledim gelmeni
Düşünüyorum da sen gideli ne çok yalnızım..
Sarmaşık aşkın sarısında kaldım, sarılamadım.
Savunamadım seni kimselere
Anlatamadım seni kimselere
Kimsesiz kaldım,
En çok da sensiz...
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben..
Sana uyumak,
Sana uyanmaktı hayat.
Sıratını geçtim yaşarken korkmadan
Korkumu geçtim cesaretle, ihanetle
Berduş bir yalan masumiyeti öptüm bile bile
Tek sen gitme diye
Sonbahar oldum yaprak yaprak
Ağaç oldum köklerimi unutarak
Tesellisiz bir geceye fırlatıldım
Kalbimi dar kafese kapatarak
İçimdeki bir kanarya
Hiç susmadan ağlayacak
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yakamozlarında yıkadım sevdamı çırılçıplak
Seni sevdiğimi bağırdım mehtabına
Beyazında akladım bulutunun
Mavi mavi sevdim seni içim kan ağlayarak
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Anlattıkça kış vuruyor satırlarıma
Anlattıkça üşüyor, anlattıkça ısınıyor yüreğim.
Bugün sardunyalarım da açmadı
Belki de küskün renklere
Ellerimde günah gibi yaşayamadıklarım
Sensiz soluyorum anlayacağın
Mavi mavi ölüyorum
Duyuyor musun, orada mısın,
Var mısın, yok musun?
Bir tek şeyi unutma!
Seni sevdim ben.
Yanarak, yıkılarak
Aklıma her geldiğinde ağlayarak....
aşk bence yüregin delice carpmasıdır.aşk sevginin başlangıcı ve bir kişiyi gördügünüzden ve onu sevgiginiz süreye gelinceye kadar gecirdiginiz evredir.. aşk geçici sevgi kalıcıdır. aşk beni yagmala beni tara ardarda hiç birşey umrumda degil ögrenirken hasretinle sevişmeyi göz yaşlarım akabilirler özgürce içimde öyle güzelsinki onu kirletmeyecegim seninle! !