**MUSTAFA KEMAL ATATÜRK** 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI . Düşman kuvvetleri Ülke sathında Hemi de Hünkârın payi-tahtında Cambazı-gambazı saray katında Vatan ahvalini gördü Atatürk. . On dokuz mayısta Samsun'a çıktı Topladı kurultayı, fikrini döktü Amasya-Sivas'ta kongre yaptı Mürşid-i ehliye sordu Atatürk. . Ya ölüm, ya kalım almıştı göze Çökertti düşmanı getirdi dize Hadsiz kefereyi döktü denize Küffara dersini verdi Atatürk.
Hep savaştı gece gündüz demeden Ordular aç-susuz ekmek yemeden İlçeden, şehirden, köyden yamadan İşgal ordusunu sürdü Atatürk. . Nice insanlar süngüye takıldı Köylerimiz yağma oldu yakıldı Binlerce yiğidin kanı döküldü At üstünde kılıç vurdu Atatürk. . Eyvallah etmedi saray katına Yaa Allah diyerek bindi atına Al bayrağı dikti Ülke sathına Bölünmez bir Ulus kurdu Atatürk. . Çakıroğlu yazdı, zaferin özünü Körelti düşmanın nazar gözünü Devrimle geçirdi bahar-yazını Barışla Vatanı ördü Atatürk, Hür Cumhuriyeti kurdu Atatürk... ------OZAN ÇAKIROĞLU------ . Ay yıldızlı bayrağımızı özgürce dalgalandıran, bu kutlu bayrağın altında Misak-ı milliyeyi bütünleştiren, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm kahraman şehitlerimizi rahmet ve şükranla anar, yüce Türk Ulusunun büyük ve kutlu zafer bayramını en içten dileklerimle kutlarım...Vezir PEHLEVAN
--12 Eylül 1980 Oligarşik Cuntadan önce kadın ve kılık kıyafet siyaseti yapılmazdı. İki ayrı kutuplaşma vardı. Sağcılar Sol cenaha *KOMONİST* derlerdi? Solcular da Sağ kesime Kapitalist uşağı faşistler derlerdi? Zaten bu gidişat bütün toplumsal huzuru, suhul ve süküneti bozmaya yetiyordu... --1984 de iktidara Hilafetçi Özal gelince kadın ve kıyafetleri siyasete alet edilmeye başlandı. Ve 1997 de pik yaptı. Baş örtü yasağı kaldırılınca Kadın ve kıyafeti siyasete araç edilmekten halas oldu diyecekken, son iki yıldır bu kıyafet meselesi yeniden temcit pilavı gibi güncellenmeye başlandı. Bunu da her nedense Diyanet işleri güncelliyor. --Son devran da, yüce Dinimiz siyasete şuursuzca alet edilmektedir. Eğer ki siyaseti Camilere sokarsanız toplumu ayrıştırıp bölersiniz? Bu sorumsuz davranış eylemi toplumsal kaos ve kargaşaya neden olur? Eyy siyasal kervan, sizin siyasal kimlik ve kudretiniz ne olursa olsun? Yüce Dinimizi kendi menfaat ve siyasal amellerinize alet edemezsiniz? Velev ki ederseniz asla bunun vebalinden kurtulamazsınız??? VESSELAM OZAN ÇAKIROĞLLU
Ya insan bu kadar gerizekali olabilirmi ya dünyaya insanlara tek faydalı işleri yok tüm dertleri kadın kadının kıyafeti vücudu etek boyu dekoltesi..millet marsa koloni kuracak kansere çare arıyor biyonik el kol yapıyor bu sapıkların uğraştığı şeylere bakın..düşün kadınların yakasından artık.
Rüzgar benim, yağmur benim, gemi de benim, İstediğim gibi severim. Rüzgar benden yana eser, Yağmur üzerime çiseler, Arada gök de gürler. Benim olan bana geliyor, Açılmış yelkenler. Rotayı kimse değiştiremez, Rüzgar benimle beraber. Asla başka yöne esmez. Deniz benim, rüzgar benim, umut da benim. Her haliyle severim sevdiğimi, Geçireceğiz bir adada, En güzel günleri ve geceleri. Yelkenler fora, Tam güç ileri. Ben çok seviyorum sevgilimi, Sevgilim de beni. Deryadır sözleri, Engindir düşleri, Onun, benim hayali Sadece benim istediği, Geminin rotası belli. Avucunu yalasın, Kimse kötü niyetli. O benimdir, ben onun, Yok daha ötesi. Koşacağım kollarına, Sarılacağım boynuna, Birlikte olacağız ebedi. Zamanı geldi, Zamanı şimdi.
"Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezi la ilahe illahüvel hayyül kayyumu ve etübü ileyhi subhanehu" manası: "Azamet ve Kerem sahibi olan Azîm, Kerîm, kendisinden başka ilâh olmayan, ezelî ve ebedî hayat sahibi olan Hayy ve her şeyi ayakta tutan Kayyûm olan Allah'dan mağfiret diliyor ve tevbe ediyorum. O bütün ayıp, kusur ve kötülüklerden münezzeh olan Sübhan'dır."
Nihat Bey kardeşim, bu gün Televizyonda sanat camiasıyla ilgili çok insanlık ve medeniyet dışı haberler izledim. Oradan esinlenerek irticalen yazdım ve besteledim. Ayrıca hiç ayrıcalık yapmadım. Şiirin 2. dörtlüğünde de diğer ucu eleştirdim. Yani var olan gidişatı güncelledim. Gayet üsluplu bir şekilde dile getirdim... Muhterem, yine de uyarılarınızı dikkate alacağımdan emin olunuz.. Sevgi, barış ve hasenatla kalınız... SELAMETLE
CEHALET ÇAĞLADI DÖRT NAL GİDİYOR Tedrisat kapalı, kadınlar açık Siyaset yolundan sapmış gidiyor, Ze kuşağı dersen zır deli uçuk Nefsinin peşinde koçmuş gidiyor. . Her türlü melanet aldı yürüdü Medeniyet çöktü, vicdan çürüdü Hakikkat tarını duman bürüdü Hilafet kervanı uçmuş gidiyor. . Bu nasıl gidişat, nasıl hareket Çıplaklar kampına döndü memleket Sanat ve sanatçı, zaten felaket Hürriyet bendini yıkmış gidiyor. . Don-gömlek geziyor realist kızlar Bar-pavyon geziyor, sosyal yozlar Şarışın Leydiler kesiyor pozlar Yüzünü batıya dönmüş gidiyor. . Uyuşmuş beyinler duymuyor acı Ne baba tanıyor, ne kardeş-bacı Gençlikte şatafat Aile de sancı Şer-bela atına binmiş gidiyor. . Saçını uzatmış dönmüş kadına Dövmeler yaptırmış baldır-uduna Vezir ne söylesin böyle oduna Cehalet çağlayıp coşmuş gidiyor... ------OZAN ÇAKIROĞLU-------
Bu antoloji, kalbimin derinliklerinden süzülen sözlerin bir yansımasıdır. Her bir şiir, hayatın farklı renklerini, duyguların en ince tonlarını taşır. Sevdayı, özlemi, umudu, hüznü ve yaşamın anlamını kelimelerle örerken, okuyucuyla samimi bir bağ kurmayı amaçlar. Burada, sıradan anların şiire dönüşümünü ve duyguların en saf halini bulacaksınız. Birlikte, hayatın şiirsel yönünü keşfetmeye davet ediyorum sizi.
*****TOPLUMSAL FELAKETİ TETİKLEYEN OLUMSUZ NEDENLER*** 1= ilki en tezatlı ve en tehlikelisi diplomalı cehallettir? 2.=Yüce Yaradana değil Din ve mezheplere tapmaktır? 3= Cümle tarikat ve mezhepsel fraksiyonlarıdır? 4= Bazı din içerikli derneklerin ve ya vakıfların islamiyet gölgesi altında Dini zülfiâr bir kılıç gibi kullanmalarıdır? 5= Her türlü Siyasal faaliyetlere *DİNİ* alet etmektir? 6= Siyaseti Camilere sokmak ve Diyaneti siyasal yaptırımlara alet etmektir? 7= Kendi Tarihsel devinimine düşman olmaktır? 8= Kadınların Anayasal haklarını ihlal edip saygı duymamaktır? 9=Türk Ulusal medeniyetini lanetleyip, tarikat cambazları peşinde koşup Vatanın bayrak ve toprak bütünlüğüne ihanet etmektir? 10=Din-mezhep, ırk, renk, milliyet, dil ve cinsiyet ayrımı yapmaktır? Ben bunların hepsini şiddetle lanetliyorum... OZAN ÇAKIROĞLU
Bu sayfa da ne zaman güzel ve olumlu meseleler paylaşılırsa, anında birileri tarafından sayfa sabota edilmekte. Gelip araya abuk-subuk cümleler sıkıştırıp gidiyor. Bu ne yaman bir çelişkidir?
Felsefe ve şiir arasındaki ilişkiye dair sunduğunuz bu zarif metafor ve düşünmeye davet eden giriş yazınız için teşekkür ederim. İnsanlığın anlama ve anlamlandırma çabasını bu iki güçlü ifade biçimi üzerinden ele almanız oldukça yerinde. "Aynı dağın iki patikası" benzetmesi, bu iki alanın nihai bir ortak noktaya yöneldiği fikrini güzelce özetliyor.
Ancak, bu iki kadim disiplinin doğasına dair yaptığınız bazı ayrımların, belki de daha geniş bir perspektiften ele alınabileceği noktalar olduğunu düşünüyorum. Zira felsefe ve şiir arasındaki sınırların, zaman zaman sandığımızdan daha geçirgen olabileceği de akla gelmektedir.
Felsefeyi "aklın ve mantığın kılavuzluğu" olarak tanımlarken, onun "gerçeği 'nedir?' sorusuyla soyutladığını" ve "evrensel yasalara ulaşmaya çalıştığını" belirtiyorsunuz. Şüphesiz felsefenin önemli bir damarı bu yöndedir. Ancak, felsefe tarihi boyunca, özellikle fenomenoloji, varoluşçuluk veya hermeneutik gibi akımlarda, aklın yanı sıra sezginin, deneyimin ve hatta duygunun felsefi sorgulamadaki merkezi rolü vurgulanmıştır. Bir Heidegger'in "varoluşun açığa çıkışı"nı veya bir Merleau-Ponty'nin "bedenin fenomenolojisi"ni ele aldığımızda, felsefenin de bir tür "hissettirme" veya "gösterme" çabası içinde olabileceği düşünülemez mi? Felsefenin "mimar titizliğiyle" bir yapı inşa etmesi metaforu da, onun dinamik, sürekli sorgulayan ve kendini yeniden inşa eden doğasını tam olarak yansıtmayabilir.
Şiiri ise "sezginin ve duygunun tercümanlığı" olarak konumlandırırken, onun "gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalıştığını" ifade ediyorsunuz. Bu da şiirin temel bir özelliğidir. Ne var ki, şiirin sadece duygusal ve sezgisel bir alanla sınırlı olup olmadığı sorusu da önem kazanır. Didaktik şiirler, felsefi şiirler veya epik şiirler gibi türler, kavramları doğrudan ele alarak, felsefenin "tanımlama" işlevine oldukça yaklaşabilir. Örneğin, Lucretius'un "Evrenin Doğası Üzerine" adlı eseri veya Dante'nin "İlahi Komedya"sı gibi metinler, derin felsefi düşünceleri şiirsel bir formda sunarak, şiirin sadece "hissettirme" değil, aynı zamanda "düşündürme" ve hatta "tanımlama" kapasitesini de ortaya koyar. Şairin "ruhunun dilini kelimelere döken bir tercüman" olması, onun aktif bir yaratıcı ve anlam inşa edici rolünü biraz geri planda bırakıyor olabilir.
"Kesişim Noktası: Anlam Arayışı" başlığı altında, her ikisinin de "anlam"a ulaşmaya çalıştığını belirtiyorsunuz. Bu ortak hedef kuşkusuz geçerlidir. Ancak, felsefenin aradığı "anlam" ile şiirin sunduğu "anlam"ın niteliği her zaman aynı mıdır? Felsefe, kavramsal netlik ve evrensel geçerlilik peşindeyken, şiir daha çok kişisel, anlık ve çok katmanlı bir "anlam" deneyimi sunabilir. Şiirde estetik deneyim, felsefede ise argümantatif tutarlılık, kendi başına birer amaç teşkil edebilir ve bu, "anlam"ın ötesinde farklı "zirveler" olabileceğini düşündürebilir.
Belki de felsefe ve şiir, aynı dağın iki ayrı patikası olmaktan ziyade, zaman zaman iç içe geçen, birbirini besleyen ve hatta bazen aynı patika üzerinde farklı adımlarla ilerleyen iki yolculuktur. Bir filozofun metnindeki şiirselliği veya bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfetme çabanız takdire şayan. Bu, aslında her iki disiplinin de kendi sınırlarını aşarak birbirine dokunduğu anları yakalamak anlamına gelir.
Bu değerli paylaşımınız için tekrar teşekkür eder, farklı bakış açılarının zenginleştireceği nice paylaşımlar dilerim.
Her sabaha koca bir boşlukla uyanıyorum içimde "bugün hiç uyanmasaydım veyahut acaba bugün ne olacak "diye uyanır oldu.Neydi bana bunu yapan kimdi beni değersizleştirip her sabah derin boşlukla uyandıran.Keşke yok olsamda kim ardımdan ağlıyor kim gittiğime seviniyor ...İnsan olmayı beceremeyenlerin arasında asimile oluyorum.Değer denen mahlukat bana yakışmıyorcasına ordan oraya savuruyorlar beni :(((çekip gidesim varsa ,ha bugün ha yarın ha şimdi...Çocukça ağlıyorsunlar,yine başldınlar senfonisi bende de var ritme ayak uyduramadığım için kovulmuyorum ama orda dur sen ya dur nolcak deniliyor gibi sesler duyuyorum ....Birilerinin çekip kurtarmadığı karanlığa sürükleniyorum.Çığlık atarsam ayaklarıyla ezecekler ...Ağlasam susturacaklar...
Hasan Bey, tafsilatlı olmasa da ben izahatınızı tekraren okudum. Zat-i alinizi tebrik ederim. İnşallah Edebiyatımıza sizin gibi duyarlı Mürşitlerin sayısı artar... SAYGIYLA
Değerli felsefe ve sanat dostları, İnsan, var olduğu andan beri anlama ve anlamlandırma çabası içindedir. Gökyüzüne bakıp yıldızların sırrını, kendi içine dönüp varlığının amacını sorgular.
Bu kadim ve soylu arayış, kendini iki güçlü ifade biçiminde gösterir: Felsefe ve Şiir. Peki, bu iki alan birbirine ne kadar yakın, ne kadar uzaktır?
Bir antoloji ve felsefe grubunun ilk yazısı olarak, bu temel soru üzerine birlikte düşünmeye ne dersiniz?
Felsefe: Aklın ve Mantığın Kılavuzluğu
Felsefe, hakikate giden yolda aklın ve mantığın meşalesini taşır. Kavramları titizlikle analiz eder, argümanlar inşa eder ve düşüncenin en sağlam temellerini arar. Bir filozof, gerçeği "nedir?"
sorusuyla soyutlar, onu parçalara ayırır, tanımlar ve evrensel yasalara ulaşmaya çalışır. Platon'un idealar dünyasından Kant'ın kategorik buyruğuna kadar felsefe, evreni anlaşılır kılmak için zihinsel bir yapı inşa etme sanatıdır. O, bir mimar titizliğiyle çalışır.
Şiir: Sezginin ve Duygunun Tercümanlığı
Şiir ise aynı hakikatin sezgisel ve duygusal patikasıdır. O, gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalışır. Bir şair, sözcüklerle resim çizer; bir metaforla en derin felsefi soruyu ete kemiğe büründürür, bir dizenin içine koskoca bir yaşam tecrübesini sığdırır.
Yunus Emre'nin bir şiirinde bütün bir tasavvuf felsefesini, Nâzım Hikmet'in dizelerinde ise toplumsal bir varoluş mücadelesini buluruz. Şair, bir tercüman gibi, ruhun dilini kelimelere döker.
Kesişim Noktası: Anlam Arayışı
Biri gerçeği soyutlayarak, diğeri ise onu somut bir imgede parlatarak sunar. Felsefe "güzellik nedir?" diye sorarken, şiir güzel bir günbatımını anlatarak o güzelliğin kendisini deneyimletir.
Ancak en nihayetinde, her ikisi de aynı dağın zirvesine, yani "anlam"a ulaşmaya çalışan iki farklı yolcudur. Her ikisi de dilin olanaklarını sonuna kadar kullanır ve insanı gündelik olanın ötesine taşımayı hedefler.
Bu grubun çatısı altında, bu iki patikayı birleştirebiliriz. Bir filozofun metnindeki şiirselliği ve bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfedebiliriz.
Sözü size bırakarak bitirelim: Sizin için felsefeye en çok yaklaşan şair veya en şiirsel filozof kimdir? Hangi dizeler veya metinler aklınız ile ruhunuzu aynı anda harekete geçirmiştir?
Felsefe ve sanatla dolu paylaşımlarda buluşmak dileğiyle. Selam ve sevgilerle...
Değerli felsefe ve sanat dostları, İnsan, var olduğu andan beri anlama ve anlamlandırma çabası içindedir. Gökyüzüne bakıp yıldızların sırrını, kendi içine dönüp varlığının amacını sorgular.
Bu kadim ve soylu arayış, kendini iki güçlü ifade biçiminde gösterir: Felsefe ve Şiir. Peki, bu iki alan birbirine ne kadar yakın, ne kadar uzaktır?
Bir antoloji ve felsefe grubunun ilk yazısı olarak, bu temel soru üzerine birlikte düşünmeye ne dersiniz?
Felsefe: Aklın ve Mantığın Kılavuzluğu
Felsefe, hakikate giden yolda aklın ve mantığın meşalesini taşır. Kavramları titizlikle analiz eder, argümanlar inşa eder ve düşüncenin en sağlam temellerini arar. Bir filozof, gerçeği "nedir?"
sorusuyla soyutlar, onu parçalara ayırır, tanımlar ve evrensel yasalara ulaşmaya çalışır. Platon'un idealar dünyasından Kant'ın kategorik buyruğuna kadar felsefe, evreni anlaşılır kılmak için zihinsel bir yapı inşa etme sanatıdır. O, bir mimar titizliğiyle çalışır.
Şiir: Sezginin ve Duygunun Tercümanlığı
Şiir ise aynı hakikatin sezgisel ve duygusal patikasıdır. O, gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalışır. Bir şair, sözcüklerle resim çizer; bir metaforla en derin felsefi soruyu ete kemiğe büründürür, bir dizenin içine koskoca bir yaşam tecrübesini sığdırır.
Yunus Emre'nin bir şiirinde bütün bir tasavvuf felsefesini, Nâzım Hikmet'in dizelerinde ise toplumsal bir varoluş mücadelesini buluruz. Şair, bir tercüman gibi, ruhun dilini kelimelere döker.
Kesişim Noktası: Anlam Arayışı
Biri gerçeği soyutlayarak, diğeri ise onu somut bir imgede parlatarak sunar. Felsefe "güzellik nedir?" diye sorarken, şiir güzel bir günbatımını anlatarak o güzelliğin kendisini deneyimletir.
Ancak en nihayetinde, her ikisi de aynı dağın zirvesine, yani "anlam"a ulaşmaya çalışan iki farklı yolcudur. Her ikisi de dilin olanaklarını sonuna kadar kullanır ve insanı gündelik olanın ötesine taşımayı hedefler.
Bu grubun çatısı altında, bu iki patikayı birleştirebiliriz. Bir filozofun metnindeki şiirselliği ve bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfedebiliriz.
Sözü size bırakarak bitirelim: Sizin için felsefeye en çok yaklaşan şair veya en şiirsel filozof kimdir? Hangi dizeler veya metinler aklınız ile ruhunuzu aynı anda harekete geçirmiştir?
Felsefe ve sanatla dolu paylaşımlarda buluşmak dileğiyle. Selam ve sevgilerle...
Değerli felsefe ve sanat dostları, İnsan, var olduğu andan beri anlama ve anlamlandırma çabası içindedir. Gökyüzüne bakıp yıldızların sırrını, kendi içine dönüp varlığının amacını sorgular.
Bu kadim ve soylu arayış, kendini iki güçlü ifade biçiminde gösterir: Felsefe ve Şiir. Peki, bu iki alan birbirine ne kadar yakın, ne kadar uzaktır?
Bir antoloji ve felsefe grubunun ilk yazısı olarak, bu temel soru üzerine birlikte düşünmeye ne dersiniz?
Felsefe: Aklın ve Mantığın Kılavuzluğu
Felsefe, hakikate giden yolda aklın ve mantığın meşalesini taşır. Kavramları titizlikle analiz eder, argümanlar inşa eder ve düşüncenin en sağlam temellerini arar. Bir filozof, gerçeği "nedir?"
sorusuyla soyutlar, onu parçalara ayırır, tanımlar ve evrensel yasalara ulaşmaya çalışır. Platon'un idealar dünyasından Kant'ın kategorik buyruğuna kadar felsefe, evreni anlaşılır kılmak için zihinsel bir yapı inşa etme sanatıdır. O, bir mimar titizliğiyle çalışır.
Şiir: Sezginin ve Duygunun Tercümanlığı
Şiir ise aynı hakikatin sezgisel ve duygusal patikasıdır. O, gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalışır. Bir şair, sözcüklerle resim çizer; bir metaforla en derin felsefi soruyu ete kemiğe büründürür, bir dizenin içine koskoca bir yaşam tecrübesini sığdırır.
Yunus Emre'nin bir şiirinde bütün bir tasavvuf felsefesini, Nâzım Hikmet'in dizelerinde ise toplumsal bir varoluş mücadelesini buluruz. Şair, bir tercüman gibi, ruhun dilini kelimelere döker.
Kesişim Noktası: Anlam Arayışı
Biri gerçeği soyutlayarak, diğeri ise onu somut bir imgede parlatarak sunar. Felsefe "güzellik nedir?" diye sorarken, şiir güzel bir günbatımını anlatarak o güzelliğin kendisini deneyimletir.
Ancak en nihayetinde, her ikisi de aynı dağın zirvesine, yani "anlam"a ulaşmaya çalışan iki farklı yolcudur. Her ikisi de dilin olanaklarını sonuna kadar kullanır ve insanı gündelik olanın ötesine taşımayı hedefler.
Bu grubun çatısı altında, bu iki patikayı birleştirebiliriz. Bir filozofun metnindeki şiirselliği ve bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfedebiliriz.
Sözü size bırakarak bitirelim: Sizin için felsefeye en çok yaklaşan şair veya en şiirsel filozof kimdir? Hangi dizeler veya metinler aklınız ile ruhunuzu aynı anda harekete geçirmiştir?
Felsefe ve sanatla dolu paylaşımlarda buluşmak dileğiyle. Selam ve sevgilerle...
Eyvallah Üstadım, bu gün Türk Ulusal Devletimizin muzaffer günü...
Vatan, Bayrak, Millet sevdamızı destan eyledim...
**MUSTAFA KEMAL ATATÜRK**
30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI
.
Düşman kuvvetleri Ülke sathında
Hemi de Hünkârın payi-tahtında
Cambazı-gambazı saray katında
Vatan ahvalini gördü Atatürk.
.
On dokuz mayısta Samsun'a çıktı
Topladı kurultayı, fikrini döktü
Amasya-Sivas'ta kongre yaptı
Mürşid-i ehliye sordu Atatürk.
.
Ya ölüm, ya kalım almıştı göze
Çökertti düşmanı getirdi dize
Hadsiz kefereyi döktü denize
Küffara dersini verdi Atatürk.
Hep savaştı gece gündüz demeden
Ordular aç-susuz ekmek yemeden
İlçeden, şehirden, köyden yamadan
İşgal ordusunu sürdü Atatürk.
.
Nice insanlar süngüye takıldı
Köylerimiz yağma oldu yakıldı
Binlerce yiğidin kanı döküldü
At üstünde kılıç vurdu Atatürk.
.
Eyvallah etmedi saray katına
Yaa Allah diyerek bindi atına
Al bayrağı dikti Ülke sathına
Bölünmez bir Ulus kurdu Atatürk.
.
Çakıroğlu yazdı, zaferin özünü
Körelti düşmanın nazar gözünü
Devrimle geçirdi bahar-yazını
Barışla Vatanı ördü Atatürk,
Hür Cumhuriyeti kurdu Atatürk...
------OZAN ÇAKIROĞLU------
.
Ay yıldızlı bayrağımızı özgürce dalgalandıran, bu kutlu bayrağın altında
Misak-ı milliyeyi bütünleştiren, başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere
tüm kahraman şehitlerimizi rahmet ve şükranla anar, yüce Türk Ulusunun
büyük ve kutlu zafer bayramını en içten dileklerimle kutlarım...Vezir PEHLEVAN
--12 Eylül 1980 Oligarşik Cuntadan önce kadın ve kılık kıyafet siyaseti yapılmazdı.
İki ayrı kutuplaşma vardı. Sağcılar Sol cenaha *KOMONİST* derlerdi? Solcular da
Sağ kesime Kapitalist uşağı faşistler derlerdi? Zaten bu gidişat bütün toplumsal
huzuru, suhul ve süküneti bozmaya yetiyordu...
--1984 de iktidara Hilafetçi Özal gelince kadın ve kıyafetleri siyasete alet edilmeye
başlandı. Ve 1997 de pik yaptı. Baş örtü yasağı kaldırılınca Kadın ve kıyafeti
siyasete araç edilmekten halas oldu diyecekken, son iki yıldır bu kıyafet meselesi
yeniden temcit pilavı gibi güncellenmeye başlandı. Bunu da her nedense Diyanet
işleri güncelliyor.
--Son devran da, yüce Dinimiz siyasete şuursuzca alet edilmektedir. Eğer ki
siyaseti Camilere sokarsanız toplumu ayrıştırıp bölersiniz? Bu sorumsuz davranış
eylemi toplumsal kaos ve kargaşaya neden olur? Eyy siyasal kervan, sizin siyasal
kimlik ve kudretiniz ne olursa olsun? Yüce Dinimizi kendi menfaat ve siyasal
amellerinize alet edemezsiniz? Velev ki ederseniz asla bunun vebalinden
kurtulamazsınız??? VESSELAM OZAN ÇAKIROĞLLU
Ya insan bu kadar gerizekali olabilirmi ya dünyaya insanlara tek faydalı işleri yok tüm dertleri kadın kadının kıyafeti vücudu etek boyu dekoltesi..millet marsa koloni kuracak kansere çare arıyor biyonik el kol yapıyor bu sapıkların uğraştığı şeylere bakın..düşün kadınların yakasından artık.
Dünya senin hatırına dönüyor olabilir. Sen ne güzel şeydin öyle..
Cemat-i müslimin kime ne zararı var. Yeter ki, içlerinde
hurafecileri barındırmasınlar?
Antoloji Cemaat olmuş hayırlı olsun..
Benim
Rüzgar benim, yağmur benim, gemi de benim,
İstediğim gibi severim.
Rüzgar benden yana eser,
Yağmur üzerime çiseler,
Arada gök de gürler.
Benim olan bana geliyor,
Açılmış yelkenler.
Rotayı kimse değiştiremez,
Rüzgar benimle beraber.
Asla başka yöne esmez.
Deniz benim, rüzgar benim, umut da benim.
Her haliyle severim sevdiğimi,
Geçireceğiz bir adada,
En güzel günleri ve geceleri.
Yelkenler fora,
Tam güç ileri.
Ben çok seviyorum sevgilimi,
Sevgilim de beni.
Deryadır sözleri,
Engindir düşleri,
Onun, benim hayali
Sadece benim istediği,
Geminin rotası belli.
Avucunu yalasın,
Kimse kötü niyetli.
O benimdir, ben onun,
Yok daha ötesi.
Koşacağım kollarına,
Sarılacağım boynuna,
Birlikte olacağız ebedi.
Zamanı geldi,
Zamanı şimdi.
Güliz Ardilli
26 Temmuz 2023 1:18 İstanbul
"Estağfirullah el-Azim el-Kerim ellezi la ilahe illahüvel hayyül kayyumu ve etübü ileyhi subhanehu"
manası:
"Azamet ve Kerem sahibi olan Azîm, Kerîm, kendisinden başka ilâh olmayan, ezelî ve ebedî hayat sahibi olan Hayy ve her şeyi ayakta tutan Kayyûm olan Allah'dan mağfiret diliyor ve tevbe ediyorum. O bütün ayıp, kusur ve kötülüklerden münezzeh olan Sübhan'dır."
Burayı onlara kaptırmamalıydık
Yeryüzünde münafık ve kâfir olmaktan daha büyük musibet tanımıyorum Allah cümlemizi korusun amin.
Her insan ayrı bir değerdir, karşılıklı saygı ve sevgi
insanların en büyük hazinesidir...
-------OZAN ÇAKIROĞLU------
Nihat Bey kardeşim, bu gün Televizyonda sanat camiasıyla ilgili çok
insanlık ve medeniyet dışı haberler izledim. Oradan esinlenerek
irticalen yazdım ve besteledim. Ayrıca hiç ayrıcalık yapmadım.
Şiirin 2. dörtlüğünde de diğer ucu eleştirdim. Yani var olan gidişatı
güncelledim. Gayet üsluplu bir şekilde dile getirdim...
Muhterem, yine de uyarılarınızı dikkate alacağımdan emin olunuz..
Sevgi, barış ve hasenatla kalınız... SELAMETLE
CEHALET ÇAĞLADI DÖRT NAL GİDİYOR
Tedrisat kapalı, kadınlar açık
Siyaset yolundan sapmış gidiyor,
Ze kuşağı dersen zır deli uçuk
Nefsinin peşinde koçmuş gidiyor.
.
Her türlü melanet aldı yürüdü
Medeniyet çöktü, vicdan çürüdü
Hakikkat tarını duman bürüdü
Hilafet kervanı uçmuş gidiyor.
.
Bu nasıl gidişat, nasıl hareket
Çıplaklar kampına döndü memleket
Sanat ve sanatçı, zaten felaket
Hürriyet bendini yıkmış gidiyor.
.
Don-gömlek geziyor realist kızlar
Bar-pavyon geziyor, sosyal yozlar
Şarışın Leydiler kesiyor pozlar
Yüzünü batıya dönmüş gidiyor.
.
Uyuşmuş beyinler duymuyor acı
Ne baba tanıyor, ne kardeş-bacı
Gençlikte şatafat Aile de sancı
Şer-bela atına binmiş gidiyor.
.
Saçını uzatmış dönmüş kadına
Dövmeler yaptırmış baldır-uduna
Vezir ne söylesin böyle oduna
Cehalet çağlayıp coşmuş gidiyor...
------OZAN ÇAKIROĞLU-------
Bu antoloji, kalbimin derinliklerinden süzülen sözlerin bir yansımasıdır.
Her bir şiir, hayatın farklı renklerini, duyguların en ince tonlarını taşır.
Sevdayı, özlemi, umudu, hüznü ve yaşamın anlamını kelimelerle örerken, okuyucuyla samimi bir bağ kurmayı amaçlar.
Burada, sıradan anların şiire dönüşümünü ve duyguların en saf halini bulacaksınız.
Birlikte, hayatın şiirsel yönünü keşfetmeye davet ediyorum sizi.
*****TOPLUMSAL FELAKETİ TETİKLEYEN OLUMSUZ NEDENLER***
1= ilki en tezatlı ve en tehlikelisi diplomalı cehallettir?
2.=Yüce Yaradana değil Din ve mezheplere tapmaktır?
3= Cümle tarikat ve mezhepsel fraksiyonlarıdır?
4= Bazı din içerikli derneklerin ve ya vakıfların islamiyet gölgesi altında
Dini zülfiâr bir kılıç gibi kullanmalarıdır?
5= Her türlü Siyasal faaliyetlere *DİNİ* alet etmektir?
6= Siyaseti Camilere sokmak ve Diyaneti siyasal yaptırımlara alet etmektir?
7= Kendi Tarihsel devinimine düşman olmaktır?
8= Kadınların Anayasal haklarını ihlal edip saygı duymamaktır?
9=Türk Ulusal medeniyetini lanetleyip, tarikat cambazları peşinde koşup
Vatanın bayrak ve toprak bütünlüğüne ihanet etmektir?
10=Din-mezhep, ırk, renk, milliyet, dil ve cinsiyet ayrımı yapmaktır?
Ben bunların hepsini şiddetle lanetliyorum... OZAN ÇAKIROĞLU
''Hiç bir felaket, insanoğlunun sonuna cahillik kadar zemin hazırlayamaz!''
fkç.
''İnsanoğlunun en büyük felaketi cahilliktir''
fkç.
Baharın bilmediği renkler senin gözlerinde yükseliyor
Bu sayfa da ne zaman güzel ve olumlu meseleler paylaşılırsa, anında
birileri tarafından sayfa sabota edilmekte. Gelip araya abuk-subuk
cümleler sıkıştırıp gidiyor. Bu ne yaman bir çelişkidir?
seni sürekli sevemem
Değerli felsefe ve sanat dostları,
Felsefe ve şiir arasındaki ilişkiye dair sunduğunuz bu zarif metafor ve düşünmeye davet eden giriş yazınız için teşekkür ederim. İnsanlığın anlama ve anlamlandırma çabasını bu iki güçlü ifade biçimi üzerinden ele almanız oldukça yerinde. "Aynı dağın iki patikası" benzetmesi, bu iki alanın nihai bir ortak noktaya yöneldiği fikrini güzelce özetliyor.
Ancak, bu iki kadim disiplinin doğasına dair yaptığınız bazı ayrımların, belki de daha geniş bir perspektiften ele alınabileceği noktalar olduğunu düşünüyorum. Zira felsefe ve şiir arasındaki sınırların, zaman zaman sandığımızdan daha geçirgen olabileceği de akla gelmektedir.
Felsefeyi "aklın ve mantığın kılavuzluğu" olarak tanımlarken, onun "gerçeği 'nedir?' sorusuyla soyutladığını" ve "evrensel yasalara ulaşmaya çalıştığını" belirtiyorsunuz. Şüphesiz felsefenin önemli bir damarı bu yöndedir. Ancak, felsefe tarihi boyunca, özellikle fenomenoloji, varoluşçuluk veya hermeneutik gibi akımlarda, aklın yanı sıra sezginin, deneyimin ve hatta duygunun felsefi sorgulamadaki merkezi rolü vurgulanmıştır. Bir Heidegger'in "varoluşun açığa çıkışı"nı veya bir Merleau-Ponty'nin "bedenin fenomenolojisi"ni ele aldığımızda, felsefenin de bir tür "hissettirme" veya "gösterme" çabası içinde olabileceği düşünülemez mi? Felsefenin "mimar titizliğiyle" bir yapı inşa etmesi metaforu da, onun dinamik, sürekli sorgulayan ve kendini yeniden inşa eden doğasını tam olarak yansıtmayabilir.
Şiiri ise "sezginin ve duygunun tercümanlığı" olarak konumlandırırken, onun "gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalıştığını" ifade ediyorsunuz. Bu da şiirin temel bir özelliğidir. Ne var ki, şiirin sadece duygusal ve sezgisel bir alanla sınırlı olup olmadığı sorusu da önem kazanır. Didaktik şiirler, felsefi şiirler veya epik şiirler gibi türler, kavramları doğrudan ele alarak, felsefenin "tanımlama" işlevine oldukça yaklaşabilir. Örneğin, Lucretius'un "Evrenin Doğası Üzerine" adlı eseri veya Dante'nin "İlahi Komedya"sı gibi metinler, derin felsefi düşünceleri şiirsel bir formda sunarak, şiirin sadece "hissettirme" değil, aynı zamanda "düşündürme" ve hatta "tanımlama" kapasitesini de ortaya koyar. Şairin "ruhunun dilini kelimelere döken bir tercüman" olması, onun aktif bir yaratıcı ve anlam inşa edici rolünü biraz geri planda bırakıyor olabilir.
"Kesişim Noktası: Anlam Arayışı" başlığı altında, her ikisinin de "anlam"a ulaşmaya çalıştığını belirtiyorsunuz. Bu ortak hedef kuşkusuz geçerlidir. Ancak, felsefenin aradığı "anlam" ile şiirin sunduğu "anlam"ın niteliği her zaman aynı mıdır? Felsefe, kavramsal netlik ve evrensel geçerlilik peşindeyken, şiir daha çok kişisel, anlık ve çok katmanlı bir "anlam" deneyimi sunabilir. Şiirde estetik deneyim, felsefede ise argümantatif tutarlılık, kendi başına birer amaç teşkil edebilir ve bu, "anlam"ın ötesinde farklı "zirveler" olabileceğini düşündürebilir.
Belki de felsefe ve şiir, aynı dağın iki ayrı patikası olmaktan ziyade, zaman zaman iç içe geçen, birbirini besleyen ve hatta bazen aynı patika üzerinde farklı adımlarla ilerleyen iki yolculuktur. Bir filozofun metnindeki şiirselliği veya bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfetme çabanız takdire şayan. Bu, aslında her iki disiplinin de kendi sınırlarını aşarak birbirine dokunduğu anları yakalamak anlamına gelir.
Bu değerli paylaşımınız için tekrar teşekkür eder, farklı bakış açılarının zenginleştireceği nice paylaşımlar dilerim.
Saygı ve sevgilerimle...
Her sabaha koca bir boşlukla uyanıyorum içimde "bugün hiç uyanmasaydım veyahut acaba bugün ne olacak "diye uyanır oldu.Neydi bana bunu yapan kimdi beni değersizleştirip her sabah derin boşlukla uyandıran.Keşke yok olsamda kim ardımdan ağlıyor kim gittiğime seviniyor ...İnsan olmayı beceremeyenlerin arasında asimile oluyorum.Değer denen mahlukat bana yakışmıyorcasına ordan oraya savuruyorlar beni :(((çekip gidesim varsa ,ha bugün ha yarın ha şimdi...Çocukça ağlıyorsunlar,yine başldınlar senfonisi bende de var ritme ayak uyduramadığım için kovulmuyorum ama orda dur sen ya dur nolcak deniliyor gibi sesler duyuyorum ....Birilerinin çekip kurtarmadığı karanlığa sürükleniyorum.Çığlık atarsam ayaklarıyla ezecekler ...Ağlasam susturacaklar...
Hasan Bey, tafsilatlı olmasa da ben izahatınızı tekraren okudum.
Zat-i alinizi tebrik ederim. İnşallah Edebiyatımıza sizin gibi duyarlı
Mürşitlerin sayısı artar... SAYGIYLA
Felsefe ve Şiir Aynı Dağın İki Patikası Mıdır?
Değerli felsefe ve sanat dostları,
İnsan, var olduğu andan beri anlama ve anlamlandırma çabası içindedir. Gökyüzüne bakıp yıldızların sırrını, kendi içine dönüp varlığının amacını sorgular.
Bu kadim ve soylu arayış, kendini iki güçlü ifade biçiminde gösterir: Felsefe ve Şiir.
Peki, bu iki alan birbirine ne kadar yakın, ne kadar uzaktır?
Bir antoloji ve felsefe grubunun ilk yazısı olarak, bu temel soru üzerine birlikte düşünmeye ne dersiniz?
Felsefe: Aklın ve Mantığın Kılavuzluğu
Felsefe, hakikate giden yolda aklın ve mantığın meşalesini taşır. Kavramları titizlikle analiz eder, argümanlar inşa eder ve düşüncenin en sağlam temellerini arar. Bir filozof, gerçeği "nedir?"
sorusuyla soyutlar, onu parçalara ayırır, tanımlar ve evrensel yasalara ulaşmaya çalışır. Platon'un idealar dünyasından Kant'ın kategorik buyruğuna kadar felsefe, evreni anlaşılır kılmak için zihinsel bir yapı inşa etme sanatıdır. O, bir mimar titizliğiyle çalışır.
Şiir: Sezginin ve Duygunun Tercümanlığı
Şiir ise aynı hakikatin sezgisel ve duygusal patikasıdır. O, gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalışır. Bir şair, sözcüklerle resim çizer; bir metaforla en derin felsefi soruyu ete kemiğe büründürür, bir dizenin içine koskoca bir yaşam tecrübesini sığdırır.
Yunus Emre'nin bir şiirinde bütün bir tasavvuf felsefesini, Nâzım Hikmet'in dizelerinde ise toplumsal bir varoluş mücadelesini buluruz. Şair, bir tercüman gibi, ruhun dilini kelimelere döker.
Kesişim Noktası: Anlam Arayışı
Biri gerçeği soyutlayarak, diğeri ise onu somut bir imgede parlatarak sunar. Felsefe "güzellik nedir?" diye sorarken, şiir güzel bir günbatımını anlatarak o güzelliğin kendisini deneyimletir.
Ancak en nihayetinde, her ikisi de aynı dağın zirvesine, yani "anlam"a ulaşmaya çalışan iki farklı yolcudur. Her ikisi de dilin olanaklarını sonuna kadar kullanır ve insanı gündelik olanın ötesine taşımayı hedefler.
Bu grubun çatısı altında, bu iki patikayı birleştirebiliriz. Bir filozofun metnindeki şiirselliği ve bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfedebiliriz.
Sözü size bırakarak bitirelim: Sizin için felsefeye en çok yaklaşan şair veya en şiirsel filozof kimdir? Hangi dizeler veya metinler aklınız ile ruhunuzu aynı anda harekete geçirmiştir?
Felsefe ve sanatla dolu paylaşımlarda buluşmak dileğiyle.
Selam ve sevgilerle...
Felsefe ve Şiir Aynı Dağın İki Patikası Mıdır?
Değerli felsefe ve sanat dostları,
İnsan, var olduğu andan beri anlama ve anlamlandırma çabası içindedir. Gökyüzüne bakıp yıldızların sırrını, kendi içine dönüp varlığının amacını sorgular.
Bu kadim ve soylu arayış, kendini iki güçlü ifade biçiminde gösterir: Felsefe ve Şiir.
Peki, bu iki alan birbirine ne kadar yakın, ne kadar uzaktır?
Bir antoloji ve felsefe grubunun ilk yazısı olarak, bu temel soru üzerine birlikte düşünmeye ne dersiniz?
Felsefe: Aklın ve Mantığın Kılavuzluğu
Felsefe, hakikate giden yolda aklın ve mantığın meşalesini taşır. Kavramları titizlikle analiz eder, argümanlar inşa eder ve düşüncenin en sağlam temellerini arar. Bir filozof, gerçeği "nedir?"
sorusuyla soyutlar, onu parçalara ayırır, tanımlar ve evrensel yasalara ulaşmaya çalışır. Platon'un idealar dünyasından Kant'ın kategorik buyruğuna kadar felsefe, evreni anlaşılır kılmak için zihinsel bir yapı inşa etme sanatıdır. O, bir mimar titizliğiyle çalışır.
Şiir: Sezginin ve Duygunun Tercümanlığı
Şiir ise aynı hakikatin sezgisel ve duygusal patikasıdır. O, gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalışır. Bir şair, sözcüklerle resim çizer; bir metaforla en derin felsefi soruyu ete kemiğe büründürür, bir dizenin içine koskoca bir yaşam tecrübesini sığdırır.
Yunus Emre'nin bir şiirinde bütün bir tasavvuf felsefesini, Nâzım Hikmet'in dizelerinde ise toplumsal bir varoluş mücadelesini buluruz. Şair, bir tercüman gibi, ruhun dilini kelimelere döker.
Kesişim Noktası: Anlam Arayışı
Biri gerçeği soyutlayarak, diğeri ise onu somut bir imgede parlatarak sunar. Felsefe "güzellik nedir?" diye sorarken, şiir güzel bir günbatımını anlatarak o güzelliğin kendisini deneyimletir.
Ancak en nihayetinde, her ikisi de aynı dağın zirvesine, yani "anlam"a ulaşmaya çalışan iki farklı yolcudur. Her ikisi de dilin olanaklarını sonuna kadar kullanır ve insanı gündelik olanın ötesine taşımayı hedefler.
Bu grubun çatısı altında, bu iki patikayı birleştirebiliriz. Bir filozofun metnindeki şiirselliği ve bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfedebiliriz.
Sözü size bırakarak bitirelim: Sizin için felsefeye en çok yaklaşan şair veya en şiirsel filozof kimdir? Hangi dizeler veya metinler aklınız ile ruhunuzu aynı anda harekete geçirmiştir?
Felsefe ve sanatla dolu paylaşımlarda buluşmak dileğiyle.
Selam ve sevgilerle...
Felsefe ve Şiir Aynı Dağın İki Patikası Mıdır?
Değerli felsefe ve sanat dostları,
İnsan, var olduğu andan beri anlama ve anlamlandırma çabası içindedir. Gökyüzüne bakıp yıldızların sırrını, kendi içine dönüp varlığının amacını sorgular.
Bu kadim ve soylu arayış, kendini iki güçlü ifade biçiminde gösterir: Felsefe ve Şiir.
Peki, bu iki alan birbirine ne kadar yakın, ne kadar uzaktır?
Bir antoloji ve felsefe grubunun ilk yazısı olarak, bu temel soru üzerine birlikte düşünmeye ne dersiniz?
Felsefe: Aklın ve Mantığın Kılavuzluğu
Felsefe, hakikate giden yolda aklın ve mantığın meşalesini taşır. Kavramları titizlikle analiz eder, argümanlar inşa eder ve düşüncenin en sağlam temellerini arar. Bir filozof, gerçeği "nedir?"
sorusuyla soyutlar, onu parçalara ayırır, tanımlar ve evrensel yasalara ulaşmaya çalışır. Platon'un idealar dünyasından Kant'ın kategorik buyruğuna kadar felsefe, evreni anlaşılır kılmak için zihinsel bir yapı inşa etme sanatıdır. O, bir mimar titizliğiyle çalışır.
Şiir: Sezginin ve Duygunun Tercümanlığı
Şiir ise aynı hakikatin sezgisel ve duygusal patikasıdır. O, gerçeği tanımlamaya değil, onu hissettirmeye ve bir anlığına göstermeye çalışır. Bir şair, sözcüklerle resim çizer; bir metaforla en derin felsefi soruyu ete kemiğe büründürür, bir dizenin içine koskoca bir yaşam tecrübesini sığdırır.
Yunus Emre'nin bir şiirinde bütün bir tasavvuf felsefesini, Nâzım Hikmet'in dizelerinde ise toplumsal bir varoluş mücadelesini buluruz. Şair, bir tercüman gibi, ruhun dilini kelimelere döker.
Kesişim Noktası: Anlam Arayışı
Biri gerçeği soyutlayarak, diğeri ise onu somut bir imgede parlatarak sunar. Felsefe "güzellik nedir?" diye sorarken, şiir güzel bir günbatımını anlatarak o güzelliğin kendisini deneyimletir.
Ancak en nihayetinde, her ikisi de aynı dağın zirvesine, yani "anlam"a ulaşmaya çalışan iki farklı yolcudur. Her ikisi de dilin olanaklarını sonuna kadar kullanır ve insanı gündelik olanın ötesine taşımayı hedefler.
Bu grubun çatısı altında, bu iki patikayı birleştirebiliriz. Bir filozofun metnindeki şiirselliği ve bir şairin dizelerindeki felsefi derinliği keşfedebiliriz.
Sözü size bırakarak bitirelim: Sizin için felsefeye en çok yaklaşan şair veya en şiirsel filozof kimdir? Hangi dizeler veya metinler aklınız ile ruhunuzu aynı anda harekete geçirmiştir?
Felsefe ve sanatla dolu paylaşımlarda buluşmak dileğiyle.
Selam ve sevgilerle...
Bataklık
gül
batklık gülü
Çalışanlarına köle muamelesi yapan 3 harfli marketleri boykot ediyorum şahsen.
illede tahtım illede tacım......