Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza Henüz dinlemedin benden türküler Benim aşkım sığmaz öyle her saza En güzel şarkıyı bir kurşun söyler Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Aşk insanların bazı duygularının bir kişi veya nesne üzerinde yoğunlaşma olayıdır. Her duygununda sonu aşk değildir: Sadece insan gercek aşkı bulmak için çeşitli mertebelerden gecer bu zamansız oluşan duyguyu bulmak için bazı nisan yağmuru duygulara kapılmak gerekir ama kapanmadan direk bu güzel duyguya ulaşılabilirde
insanoğlu aşka aşıktır..aşksız nefes alamaz ve dolayısıyla da defalarca binerler o kristal denizaltıya...aşk bir bağımlılık gibidir bazen...öleceğini bile bile atlarsın uçurumdan aşağı...hiç de düşünmez, arkana bile bakmazsın... düşüp bin parçaya bölündükten sonra fark eder, gerçekten değer miydi diye kendini sorgularsın....aşk geçici bir tutku..temelinde saygı ve sevgi olmadıkça ölmeye mahkum bir duygu....
aşk bir büyü, gözlerinden kalbine ve oradan tüm vücuda dağılan bir virüs de denilebilir..Dünyanın en acı verici ve en güzel hastalığı...yakalanmak istediğin, rüyanın sonu geldiğinde kimbilir belki de bir daha asla dediğin fakat tekrar kapın çalındığında kendini kaybettiğin...
Adamım BORNE aşk için şu sözleri sarf etmiş 'AŞK deniz meltemi gibidir, sesini duyarız ama nereden nereye gittiğini kestiremeyiz'. İnsan zaten kestirebilse dünyanın en yüksek setini çin'e değil aşkın önüne çekerdi.? ? ?
uyutmayan, aç susuz günlerce dolaştıran, keşfetme duygumuzu ortaya çıkaran, kimilerini feylesof, kimilerini deli, kimilerini de serseri yapan, aynı şarkıyı binlerce kez dinleten, tepkilerimizi ve isteklerimizi törpüleyen acaip bir mefhum...
aşk benim sana olan hislerimdi.seninle maziye karıştı. :) aşk o arayacınca telefonunda ismi yazınca heyecandan dilinin tutulmasıdır..o an çığlık atmak istersin...onu görünce bacaklarının bağı çözülür..yanında süt dökmüş kedi gibi olursun. :) halbuki normalde ne kadar da hareketlisindir...o seni kızdırıcak bişey yaptığında deliye dönersin çünkü aşıksındır..çok tepki verirsin..çünkü kızmasın kırılırsın...hırsından ayrılırsın.ayrılıdığının gecesi keşke arasa geri dönsede barışsak dersin hem de acı çekiceğini bile bile...her zmn seni yüz üstü bırakıp gideceğini bile bile yine de kabul edersin onu...başka kızla görünce için yanar ama ağlayamazsın..gerçek aşık ağlamaz içine atar...arkadaşların sana birini anlatıp çok seviyorum derler..sen içinden sizin ki sevgimi dersin..eğer bir insana bakıp allah seni bana yar etsin diye sürekli içinden söylüyorsun aşk budur...o yanındayken etrafına bakarsın ama sadece onu kıskandırmak için.. :) görmezsin bile baktıklarını....sırf onu kıskandırmak için en yakın arkadaşının numarasını telinde erkek ismi olarak kaydetmektir..ve msj yollatmaktır... :) aşk onu tekrar ayarlayabilmek için onunla dışarı çıkarken kendi telefonun arakadaşlarına bırakıp beni arayıp müzik dinletin demektir :)) çünkü sen onu deli gibi kıskanıyorsun ya o da seni kıskansın mantığı :)) aşk gerçekleşmeyeciğini bildiğin bütün sözlerine inanmaktır....aşk benim ona olan hislerimdi......
yaşanarak anlaşılmaya müsait ve elverişli Ölüm kadar soğuk cümleler Çünkü AŞK: YAŞAMAK’la eş değer İdrakini komalık eder. AŞK bilinmezliğin ana yurdu Bilinmezlikten; sonsuzluğun doğuşu Akılla yüreğin düellosu Bu yüzden onun hakkında yapılan yorumların tükenmezliği
BEKLENTİLERE ENDEKSLİ ETE SAPLANMIŞ DUYGULARIN VE GÜNÜMÜZÜN GÜNÜ BİRLİK BERABELİKLERİNİN ADI OLAMAZ
aşk hiçbişidir! ! ! kandırmacadır.kalleştir.no aşk. no war! ! ! pardon şaşırsım galiba! ! ! !
kısaca geçici bir hastalıktır.insanın bir anlık saçmalması kendinden beklenmeyecek davranışlarda bulunması, içinin kuş yutmuş gibi çırpınması, yılan yutmuş gibi kıvranması durumudur
tam olarak böyledir.bu yan etkiler kişiden kişiye farklılık gösterip gece uykusuzluk yapar, iştah kesebilir vede tam tersi olarak çok yedirip çok 250 kilo olmanıza yarayabilir.panzehir olarak küçümseme, aldatma, seni sevmiyorum deme, başka sevgili bulma, aşık olunan kişinin iğrenç yanlarını bulmaya çalışmaca, test çözme, depar atma, özelliklede metal müzik dinleme(kesinlikle slov dinlemeyin bu daha çok duygularınızı kapartıp pufpuflayıp sizi daha feci bir arabesk ruh haline itebilir! ! ! dikkatle sakının))) önerililebilir...
bu konuda intihar vakalarıda çoktur. fakat bu hastalığın ilerlemiş vede en acıklı son evresi ve genellikle kendini kaptırmış artık iyice aşktan gözü kör olmuş insanlar için geçerlidir.
Aşk insan hücrelerinin metobolik organizmalarla fizyolojik değişimlere uğrayarak ve bunlara bağlı olarak farmolojik özellikleri tespit edilemeyen endikasyonları tartışılabilir homojen ve bi okadarda ototrof olmasına rağmen elde edilen biseptik karışımlarla yapılan flemen bir doku ile insan vücüduna bağlanan bağlandığı yerlerde endoplazmik retikulmlar için gerekli maya ve bizim dilimizde ispirozen dediğimiz ve kemoterapi gerektirebilen bir pediatri uzmanlığında yaşanması gereken hem stropal yapı ve hidelarofor yapıya sahip olması gereken, oldukça sert bir çeper olan iofen dokusuyla korunan ve korunurken aynı zamanda besin değeri olan biseptik meynesel lerle beslenen çok önemli bir olgudur. İnşallah anlatabilmişimdir. E artık bundanda birşeyler anlayamıyorsanız ben bişey diyemem aşk anca bu kadar açık tarif edilir.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak Meyvalar sabırla olgunlaşırmış Birgün gözlerimin tâ içine bak Anlarsın ölüler niçin yaşarmış Yağmurlardan sonra büyürmüş başak...
Zambaklar en ıssız yerlerde açar Ve vardır her vahşi çiçekte gurur Bir mumun ardında bekleyen rüzgar Işıksız ruhumu sallar da durur Zambaklar en ıssız yerlerde açar...
Cevr-i gerdun yıkmada zâten dil-i efkendemi Âh ey hâtır-ı nevazım, şimdi artık sen de mi Gözyaşı faş eylediyse macerâ-yı aşkımı Göz mü mücrim, yoksa insaf et kabahat bende mi?
Mevlana “Yaratıldı yaratılalı göklerin dönüşünü aşk dalgasından bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.” der (Mesnevi V,3853) . Her şeyden evvel aşkın var olduğunu, yaratılışın aşk ile gerçekleştiğini, dünyanın aşk esası üzerine kurulu bir düzen içinde döndüğünü açıklıyor bu beyit. Ve içinde iki eyleme vurgu yapıyor; yaratılış ve dönüş.
Sufilerin çok önemsediği ve üzerinde durduğu bir kudsî hadis vardır. Bu hadise göre Allah bizimle “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi ve sevilmeyi istedim, kainatı yarattım” diye konuşur. Buradaki sevilme arzusu iradî olup yine sufilerin yorumuna göre “Kün (Ol) ! ” emrinin zuhuruna sebeptir. Bilindiği gibi Allah bir şeyin olmasını dilediği vakit ona yalnızca “Ol! ” der ve o şey derhal olur. (Nahl,40; Yasin,82) Buradaki oluş, “vuku bulma, yaratılma, gerçekleşme, değişme vs.” mutlak iradeye ait bütün fiilleri kuşatmaktadır ve “Ol! ” emrini duyar duymaz kendi iradesiyle açığa çıkar. Her varlık veya hadise oluşun cevherini içinde taşıdığı için birisinin onu düzenlemesine ayrıca ihtiyaç bulunmaz. “Kün! ” emrini duyması, zaten o emre koşarak uymasını gerektirmektedir. O halde müessirin (etkileyen) mukabilinde bir müteessir (etkilenen) olmayınca hiçbir eser ortaya çıkmaz ve tekvin (yaratılış) aslında bir etkileyen, bir etkilenen ve bir de etkiden ibaret kalır. Bu da aşkın özünü oluşturan seven, sevilen ve sevgi üçgeninin görüntüsüdür. Burada önemli olan, müessirin müteessiri kendi seçmiş olmasıdır. Yani aşk işinde önce Mâşuk, sonra âşık belli olur. Mâşuk olmazsa âşık nasıl olup da aşkı öğrenebilsin? Mum ışığı yoksa pervane nasıl olup da yanabilsin? Sevgilinin yanağındaki ışığı görmeyen bir âşık sevgiyi nasıl keşfedebilsin? O hâlde, yaratılışın özündeki “Kün” emri de öncelikle Mâşuk’tan (Cemâl–i Mutlak) zuhur ettiğine ve hitap da “Kün Muhammedâ (Muhammed ol!) ” şeklinde kelama döküldüğüne göre insanın sevgi işinde neyi gözetmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Sevilmeyi İsteyen, daha dünyaya “Ol! ” demeden, oluş eylemi henüz maddeye bürünmeden çok çok evvel, ta ezel gününde, bu sevgiyi bizim ruhlarımıza “Elestü bi–Rabbikum (Ben sizin Rabb’iniz değil miyim? ” diyerek teklif ve ilka etti ve Cemal’ini buna karşılık gösterdi. Dünya hayatı, işte o aşkın sınanma meydanıdır, ve ruhlarımız o gün “Kalû belâ (Evet, dediler) ” Şimdi burda başımıza ne geliyorsa, hayatımızda neler oluyorsa, vaktiyle “Bela! ” dediğimizdendir. Bela ki, özü aşktan olunca, yaratılış da aşktan öte bir şeyi ifade etmez. Nitekim insan her şeyden yoksun olabilir; ama sevgiden ve aşktan yoksun olursa bu onun gerçek felaketidir.
Mevlana’nın beytinde vurguladığı ikinci eylem dönüş idi. Dönüş ki aşkın esasıdır; bir cezbedir, cezbeye kapılarak dönüştür. Belli bir merkez etrafında dönüş ve o daireden dışarı çıkamayış... Pergelin sabit ayağı etrafında diğer ayağın çizginip durması gibi hani. Mumun çevresinde pervanelerin, uzay sonsuzluğunda galaksilerin, güneş sisteminde gezegenlerin, kalb (süveyda) merkezinde kanın, çekirdek etrafında atomun dönüşleri, durmadan dönüşleri gibi... Kainatta neye baksanız bir dönüşün cezbesi içinde hep bir merkeze doğru yol almaktadır. Hep aynı noktaya tekrar tekrar yönelme ve hep aynı yere tekrar tekrar ulaşma talebi. İnsanoğlunun, hevalarının ve heveslerinin (masiva ve dünya ilgilerinin) çevresinde dönüp durması da, kendini bu hevadan başka bir makama yönlendirmesi de hep o cezbenin dönüşü; hep o aşkın meşkidir. Âşıka gelince; sevgilinin çevresinde dönmekten gayrı elinden ne gelir ki onun? Sevgilinin bulunduğu yerde dönüp durmaktan başka ne yapabilir? Düşüncesi onun merkez olduğu hayallerde, ayakları onun bulunduğu mahallerde, rüyaları onun renginde, senaryoları onun yönetmenliğinde... Karar ta ezel gününde verilmiş bir kere...
aşk demiştim ya hiç yaşanmamalı
belki de yaşanabilir
tabi yaşadıgınız kişiye baglı...
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Henüz dinlemedin benden türküler
Benim aşkım sığmaz öyle her saza
En güzel şarkıyı bir kurşun söyler
Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza
Sezai Karakoç (Mona Roza)
at gözlüğü takmaktır...
Aşk insanların bazı duygularının bir kişi veya nesne üzerinde yoğunlaşma olayıdır. Her duygununda sonu aşk değildir: Sadece insan gercek aşkı bulmak için çeşitli mertebelerden gecer bu zamansız oluşan duyguyu bulmak için bazı nisan yağmuru duygulara kapılmak gerekir ama kapanmadan direk bu güzel duyguya ulaşılabilirde
insanoğlu aşka aşıktır..aşksız nefes alamaz ve dolayısıyla da defalarca binerler o kristal denizaltıya...aşk bir bağımlılık gibidir bazen...öleceğini bile bile atlarsın uçurumdan aşağı...hiç de düşünmez, arkana bile bakmazsın...
düşüp bin parçaya bölündükten sonra fark eder, gerçekten değer miydi diye kendini sorgularsın....aşk geçici bir tutku..temelinde saygı ve sevgi olmadıkça ölmeye mahkum bir duygu....
aşk bir büyü, gözlerinden kalbine ve oradan tüm vücuda dağılan bir virüs de denilebilir..Dünyanın en acı verici ve en güzel hastalığı...yakalanmak istediğin, rüyanın sonu geldiğinde kimbilir belki de bir daha asla dediğin fakat tekrar kapın çalındığında kendini kaybettiğin...
Adamım BORNE aşk için şu sözleri sarf etmiş 'AŞK deniz meltemi gibidir, sesini duyarız ama nereden nereye gittiğini kestiremeyiz'. İnsan zaten kestirebilse dünyanın en yüksek setini çin'e değil aşkın önüne çekerdi.? ? ?
uyutmayan, aç susuz günlerce dolaştıran, keşfetme duygumuzu ortaya çıkaran, kimilerini feylesof, kimilerini deli, kimilerini de serseri yapan, aynı şarkıyı binlerce kez dinleten, tepkilerimizi ve isteklerimizi törpüleyen acaip bir mefhum...
aşk kadınların en onemli silahıdır sakın hedef olmayın
aşk hiç yaşanmamalı...
aşk dünyanın 8. harikasıdır! ....
kısacası aşkın başladığı yerde mantık tatile çıkar :)))
aşk benim sana olan hislerimdi.seninle maziye karıştı. :) aşk o arayacınca telefonunda ismi yazınca heyecandan dilinin tutulmasıdır..o an çığlık atmak istersin...onu görünce bacaklarının bağı çözülür..yanında süt dökmüş kedi gibi olursun. :) halbuki normalde ne kadar da hareketlisindir...o seni kızdırıcak bişey yaptığında deliye dönersin çünkü aşıksındır..çok tepki verirsin..çünkü kızmasın kırılırsın...hırsından ayrılırsın.ayrılıdığının gecesi keşke arasa geri dönsede barışsak dersin hem de acı çekiceğini bile bile...her zmn seni yüz üstü bırakıp gideceğini bile bile yine de kabul edersin onu...başka kızla görünce için yanar ama ağlayamazsın..gerçek aşık ağlamaz içine atar...arkadaşların sana birini anlatıp çok seviyorum derler..sen içinden sizin ki sevgimi dersin..eğer bir insana bakıp allah seni bana yar etsin diye sürekli içinden söylüyorsun aşk budur...o yanındayken etrafına bakarsın ama sadece onu kıskandırmak için.. :) görmezsin bile baktıklarını....sırf onu kıskandırmak için en yakın arkadaşının numarasını telinde erkek ismi olarak kaydetmektir..ve msj yollatmaktır... :) aşk onu tekrar ayarlayabilmek için onunla dışarı çıkarken kendi telefonun arakadaşlarına bırakıp beni arayıp müzik dinletin demektir :)) çünkü sen onu deli gibi kıskanıyorsun ya o da seni kıskansın mantığı :)) aşk gerçekleşmeyeciğini bildiğin bütün sözlerine inanmaktır....aşk benim ona olan hislerimdi......
İÇİNE DÜŞTÜĞN ZAMAN ÇIKMAKTA ZORLANACAĞIN ÇIKSANDA İZLERİNİN KALACAĞI BİR ÇUKUR, BELKİDE PİS BİR BATAKLIKTIR
yaşanarak anlaşılmaya müsait ve elverişli
Ölüm kadar soğuk cümleler
Çünkü AŞK: YAŞAMAK’la eş değer
İdrakini komalık eder.
AŞK bilinmezliğin ana yurdu
Bilinmezlikten; sonsuzluğun doğuşu
Akılla yüreğin düellosu
Bu yüzden onun hakkında yapılan yorumların tükenmezliği
BEKLENTİLERE ENDEKSLİ ETE SAPLANMIŞ DUYGULARIN VE GÜNÜMÜZÜN GÜNÜ BİRLİK BERABELİKLERİNİN ADI OLAMAZ
aşk hiçbişidir! ! ! kandırmacadır.kalleştir.no aşk. no war! ! ! pardon şaşırsım galiba! ! ! !
kısaca geçici bir hastalıktır.insanın bir anlık saçmalması kendinden beklenmeyecek davranışlarda bulunması, içinin kuş yutmuş gibi çırpınması, yılan yutmuş gibi kıvranması durumudur
tam olarak böyledir.bu yan etkiler kişiden kişiye farklılık gösterip gece uykusuzluk yapar, iştah kesebilir vede tam tersi olarak çok yedirip çok 250 kilo olmanıza yarayabilir.panzehir olarak küçümseme, aldatma, seni sevmiyorum deme, başka sevgili bulma, aşık olunan kişinin iğrenç yanlarını bulmaya çalışmaca, test çözme, depar atma, özelliklede metal müzik dinleme(kesinlikle slov dinlemeyin bu daha çok duygularınızı kapartıp pufpuflayıp sizi daha feci bir arabesk ruh haline itebilir! ! ! dikkatle sakının))) önerililebilir...
bu konuda intihar vakalarıda çoktur. fakat bu hastalığın ilerlemiş vede en acıklı son evresi ve genellikle kendini kaptırmış artık iyice aşktan gözü kör olmuş insanlar için geçerlidir.
Aşk insan hücrelerinin metobolik organizmalarla fizyolojik değişimlere uğrayarak ve bunlara bağlı olarak farmolojik özellikleri tespit edilemeyen endikasyonları tartışılabilir homojen ve bi okadarda ototrof olmasına rağmen elde edilen biseptik karışımlarla yapılan flemen bir doku ile insan vücüduna bağlanan bağlandığı yerlerde endoplazmik retikulmlar için gerekli maya ve bizim dilimizde ispirozen dediğimiz ve kemoterapi gerektirebilen bir pediatri uzmanlığında yaşanması gereken hem stropal yapı ve hidelarofor yapıya sahip olması gereken, oldukça sert bir çeper olan iofen dokusuyla korunan ve korunurken aynı zamanda besin değeri olan biseptik meynesel lerle beslenen çok önemli bir olgudur. İnşallah anlatabilmişimdir. E artık bundanda birşeyler anlayamıyorsanız ben bişey diyemem aşk anca bu kadar açık tarif edilir.
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak
Meyvalar sabırla olgunlaşırmış
Birgün gözlerimin tâ içine bak
Anlarsın ölüler niçin yaşarmış
Yağmurlardan sonra büyürmüş başak...
Sezai Karakoç (Mona Roza)
Zambaklar en ıssız yerlerde açar
Ve vardır her vahşi çiçekte gurur
Bir mumun ardında bekleyen rüzgar
Işıksız ruhumu sallar da durur
Zambaklar en ıssız yerlerde açar...
Sezai Karakoç (Mona Roza)
Cevr-i gerdun yıkmada zâten dil-i efkendemi
Âh ey hâtır-ı nevazım, şimdi artık sen de mi
Gözyaşı faş eylediyse macerâ-yı aşkımı
Göz mü mücrim, yoksa insaf et kabahat bende mi?
aşk bir kandırmacadır. sağ gösterip sol vurur.
karanlığa sitem etme.o senin karanlıktaki masumiyetin.....................
Aşk evveldir
İskender PALA
Mevlana “Yaratıldı yaratılalı göklerin dönüşünü aşk dalgasından bil. Aşk olmasaydı dünya donar kalırdı.” der (Mesnevi V,3853) . Her şeyden evvel aşkın var olduğunu, yaratılışın aşk ile gerçekleştiğini, dünyanın aşk esası üzerine kurulu bir düzen içinde döndüğünü açıklıyor bu beyit. Ve içinde iki eyleme vurgu yapıyor; yaratılış ve dönüş.
Sufilerin çok önemsediği ve üzerinde durduğu bir kudsî hadis vardır. Bu hadise göre Allah bizimle “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi ve sevilmeyi istedim, kainatı yarattım” diye konuşur. Buradaki sevilme arzusu iradî olup yine sufilerin yorumuna göre “Kün (Ol) ! ” emrinin zuhuruna sebeptir. Bilindiği gibi Allah bir şeyin olmasını dilediği vakit ona yalnızca “Ol! ” der ve o şey derhal olur. (Nahl,40; Yasin,82) Buradaki oluş, “vuku bulma, yaratılma, gerçekleşme, değişme vs.” mutlak iradeye ait bütün fiilleri kuşatmaktadır ve “Ol! ” emrini duyar duymaz kendi iradesiyle açığa çıkar. Her varlık veya hadise oluşun cevherini içinde taşıdığı için birisinin onu düzenlemesine ayrıca ihtiyaç bulunmaz. “Kün! ” emrini duyması, zaten o emre koşarak uymasını gerektirmektedir. O halde müessirin (etkileyen) mukabilinde bir müteessir (etkilenen) olmayınca hiçbir eser ortaya çıkmaz ve tekvin (yaratılış) aslında bir etkileyen, bir etkilenen ve bir de etkiden ibaret kalır. Bu da aşkın özünü oluşturan seven, sevilen ve sevgi üçgeninin görüntüsüdür. Burada önemli olan, müessirin müteessiri kendi seçmiş olmasıdır. Yani aşk işinde önce Mâşuk, sonra âşık belli olur. Mâşuk olmazsa âşık nasıl olup da aşkı öğrenebilsin? Mum ışığı yoksa pervane nasıl olup da yanabilsin? Sevgilinin yanağındaki ışığı görmeyen bir âşık sevgiyi nasıl keşfedebilsin? O hâlde, yaratılışın özündeki “Kün” emri de öncelikle Mâşuk’tan (Cemâl–i Mutlak) zuhur ettiğine ve hitap da “Kün Muhammedâ (Muhammed ol!) ” şeklinde kelama döküldüğüne göre insanın sevgi işinde neyi gözetmesi gerektiği ortaya çıkmaktadır. Nitekim Sevilmeyi İsteyen, daha dünyaya “Ol! ” demeden, oluş eylemi henüz maddeye bürünmeden çok çok evvel, ta ezel gününde, bu sevgiyi bizim ruhlarımıza “Elestü bi–Rabbikum (Ben sizin Rabb’iniz değil miyim? ” diyerek teklif ve ilka etti ve Cemal’ini buna karşılık gösterdi. Dünya hayatı, işte o aşkın sınanma meydanıdır, ve ruhlarımız o gün “Kalû belâ (Evet, dediler) ” Şimdi burda başımıza ne geliyorsa, hayatımızda neler oluyorsa, vaktiyle “Bela! ” dediğimizdendir. Bela ki, özü aşktan olunca, yaratılış da aşktan öte bir şeyi ifade etmez. Nitekim insan her şeyden yoksun olabilir; ama sevgiden ve aşktan yoksun olursa bu onun gerçek felaketidir.
Mevlana’nın beytinde vurguladığı ikinci eylem dönüş idi. Dönüş ki aşkın esasıdır; bir cezbedir, cezbeye kapılarak dönüştür. Belli bir merkez etrafında dönüş ve o daireden dışarı çıkamayış... Pergelin sabit ayağı etrafında diğer ayağın çizginip durması gibi hani. Mumun çevresinde pervanelerin, uzay sonsuzluğunda galaksilerin, güneş sisteminde gezegenlerin, kalb (süveyda) merkezinde kanın, çekirdek etrafında atomun dönüşleri, durmadan dönüşleri gibi... Kainatta neye baksanız bir dönüşün cezbesi içinde hep bir merkeze doğru yol almaktadır. Hep aynı noktaya tekrar tekrar yönelme ve hep aynı yere tekrar tekrar ulaşma talebi. İnsanoğlunun, hevalarının ve heveslerinin (masiva ve dünya ilgilerinin) çevresinde dönüp durması da, kendini bu hevadan başka bir makama yönlendirmesi de hep o cezbenin dönüşü; hep o aşkın meşkidir. Âşıka gelince; sevgilinin çevresinde dönmekten gayrı elinden ne gelir ki onun? Sevgilinin bulunduğu yerde dönüp durmaktan başka ne yapabilir? Düşüncesi onun merkez olduğu hayallerde, ayakları onun bulunduğu mahallerde, rüyaları onun renginde, senaryoları onun yönetmenliğinde... Karar ta ezel gününde verilmiş bir kere...
En evvel aşk idi; hâlâ ki aşktır...
Aşk ki yaratılıştır; geriye ne kalır! ? ..
eski bir yalan.... ademle havvadan kalan.....
Dil gamla dahi dest ü giribandan usanmaz
Biz yâr için ağyâr ile gavgadan usandık...
AŞK benim, dert ızdırap benim, deniz derya benim, umman katre benim, çöl, orman benim, hayat, ölüm benim, ama ben benim degilim...
AŞIK-I KAZIP
AŞK adam yer adam yiyen AŞK'ın önünde kendini birlokma edecek adam gerek...
HZ. MEVLANA.
uğruna şiirler şarkılar ve hatta kitaplar yazılan....uğruna nice ömürler vakfedilen ama bunu hiç hak etmeyen bir palavra.....
en büyük yanlış bir kadınabağlanmaktır
gerçek aşk bir kadından sokaklara akmaktır..
twemiz kalmış ne bulunur bir çöplükte
aşk d akirlenir elbet insanla birlikte..
bu ham dünyad azoraki bir söz gibi sevgim
sevsem san ayazık, sevmesem incinirsin