Kültür Sanat Edebiyat Şiir

sivas katliamı sizce ne demek, sivas katliamı size neyi çağrıştırıyor?

sivas katliamı terimi Huseyin Akgün tarafından 30.10.2003 tarihinde eklendi

  • Mete Esin
    Mete Esin 13.03.2012 - 22:31

    Adâlet, Mülk ve Temel…

    Yakın bir geçmişte… Bizim, bu üç kavramla yapılıp bir yerlere iri-iri yazılmış bir ibâremiz vardı. O nasıl bir şeydi hatırlar mıyız? Acaba şöyle; “Adâlet, mülkün (devletin) temelidir! ” mi diyordu? Evet, böyleydi gâlibâ!
    Peki; o adâlet bugün nerelerdedir?

    Mete Esin

  • Şirvan Karahan
    Şirvan Karahan 07.10.2011 - 02:52

    ‎ '2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı'

    AlahuEkber nidaları ile otelde insnları yakmak yobazlıktır
    Allahu Ekber derken söylediklerini anlamayanlar
    Allah'ın EKBER yani büyk yani TEK HAKİM oldğnun bilincnde olmdan bunu dillerinde söyleynlerdir
    Eğer Allah'ın EKBER olduğna bilinçli olark inansalardı
    tek hidayet vereck olanın Allah olduğunu bileceklrdi
    insanları diri diri yakmk gibi bir Allah'ın kendilerine vermdiğini bilecklerdi

  • Dabbetül-arz-ı Mevud
    Dabbetül-arz-ı Mevud 02.07.2010 - 21:02

    ŞAHNAKŞİBEKTAŞİVELİ SİVAS OLAYLARINI YORUMLUYOR:

    ((bize göre suçlular,işçi partisi ve aydınlık dergisi veya gazetesidir? çünki bu elim hadise öncesi aydınlık gazetesi,salman rüştünün **şeytan ayetleri** konusunu gündemde tartışıyordu? aziz nesinde selman rüştünün avukatlığını yapıyordu? ve o sıralar aşırı dinci örgütler bunu takibe aldılar? nereye gitse adım adım takip ediyorlardı? ne yazık ki,olay geldi geldi **biz hak muhammed ali diyenlerdeniz? ** diyen pirsultanın anma toplantısında patlak verdi? bu olaydan pirsultanabdalkültürderneğininde suçu vardır? bakın aziz nesin kurana dil uzatmakla kalmıyor bizim telli kuran dediğimiz mübarek enstrümanımız sazada dil uzatıyor? ve sazımız için diyor ki:buda ayağımıza fazla dolanmaya başladı? veya benzeri birşey söylüyor? alevi kardeşlerim 1960'larda diyanet şöyle diyordu:alevilik sönmüştür? ve doğuperinçekde şunu diyordu:alevilik osmanlı döneminde bir partiydi osmanlı yıkıldıktan sonra bu partiye gerek kalmamıştır? yani diyanetin dediği ile perinçeğin sözü arasında ne fark var? hem 2 temmuz sonrası aydınlık gazetesi bir yazı dizisi başlattı başlığı şu:atatürkün elyazmasıyla @llah ve peygamber? yada şöyle dese nasıl olurdu ey aleviler:atatürkün elyazısıyla @llah,muhammed ve ali? bu hoşunuza gidermiydi? bir ara bakırköy özgürlük meydanından geçiyordum şu ileri dergisi ve türksol elemanları bir stant açmışlar ve irticayla mücadele edeceğiz diyorlardı? bende sordum bir delikanlıya? bakın dedim aleviler cemevi yaptırıyorlar ve orda şöyle sloganlar var duvarlarında YA ALLAH YA MUHAMMED YA ALİ ne diyorsun dedim buda sence irticamı el cevap:evet buda irticadır zamanı gelince bunlarıda halledeceğiz? anladın mı alevi kardeşim? ben bir dedebaba olarak ben bir şerif ve seyyid olarak bunları diyorum şimdi sen benimi dinleyeceksin yoksa turan dursunun ilhan arselin ve doğu perinçeğin uzun soluklu vesvesesi olan diyalektik materyalist sosyalist komünist ideolojisini veya ajitesini mi dinleyeceksin? benim pirsultanım varken che guevaraya ihtiyacım yokmu diyeceksin? NE DİYECEKSİN HELE DE BAKİYİM :))

  • Osman Özütler
    Osman Özütler 02.07.2010 - 17:43

    İnsanlık onurunun acımasızca çiğnendiği kara günlerden sadece birisi.. Orada hayatını kaybeden başta aydınlarımız olmak üzere tüm vatandaşlarımızı saygıyla anıyorum.. Huzur içinde yatsınlar..

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 02.07.2010 - 12:40

    Bugün canım çok sıkkın

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 02.05.2009 - 21:36

    Yazık,
    Ölenlere yobazlığa kurban gittikleri için yazık,
    İnsanları yakarak öldürenlere de Allah'ın hidayet verici olduğunu unutup,
    hesap gününde hesabı verilemeyecek bir iş yaptıkları için yazık.
    .
    Ülkeye yazık kere yazık.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 02.05.2009 - 21:34

    Alahu Ekber nidaları ile otelde insanları yakmak yobazlıktır.
    Allahu Ekber derken söylediklerini anlamayanlar,
    Allah'ın EKBER yani büyük yani TEK HAKİM olduğunun bilincinde olmadan bunu dillerinde söyleyenlerdir.
    Eğer Allah'ın EKBER olduğuna bilinçli olarak inansalardı,
    tek hidayet verecek olanın Allah olduğunu bileceklerdi,
    insanları diri diri yakmak gibi bir Allah'ın kendilerine vermediğini bileceklerdi.
    .

  • Muharrem Gözüdok
    Muharrem Gözüdok 27.02.2009 - 20:47

    Yumrukluyorum duvarları
    Yumrukluyorum kara gecenin bedenini ellerim kan içinde
    Nehirler taşmış yanaklarımdan
    Otuz yedi can
    Otuz yedi gül çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde
    Nasıl uyku tutar gözlerimi
    Döne döne semaha duranlar tutuştu önce
    Sonra türküler
    Sonra şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına
    Sivas... Sivas..
    Yiğitlik midir emanet cana kıymak
    Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla koparıp karanlığa kurban etmek
    Söyle hangi kitapta vardır elleri kollları bağlıyı yakmak
    Var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi ateşe tutmak lo...
    Böyle garip düştüğüme bakma
    Böyle mahsun durduğuma
    Varsın ateşin suskunlukla beslensin

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 03.07.2008 - 17:50

    YUH YUH

    uzaktan yakından yuh çekme bana
    sana senin gibi baktım ise yuh
    efendi görünüp bütün insana
    hak'kın kullarını yıktım ise yuh

    ben hoca değilim muska yazmadım
    ben hacı değilim arap gezmedim
    kuvvetliyi sevip sevip zayıf ezmedim
    namussuza boyun büktüm ise yuh

    ne demek efendim bey ve amele
    fakir soymak yakışır mı kemale
    rüşveti hak bilip her dakka hile
    yapıp yapıp kafa çektim ise yuh

    bu kadar milletin hakkın alanlar
    onları kandırıp zevke dalanlar
    diplomayla olmaz hakim olanlar
    suçsuzun başına çöktüm ise yuh

    mahzuni'yim benden başlar asalet
    asillere paydos 'bey'e nihayet
    şu insanlık derde girerse şayet
    'o'na yar olmaktan bıktım ise yuh

    yuh yuh, yuh yuh soyanlara
    soyup kaçıp doyanlara
    insana kıyanlara
    yuh nefsine uyanlara
    yuh.


    YUH OLSUN ÇOCUK KATİLLERİNE İNSANIM DİYE ORTADA DOLAŞIYORLAR HAYVAN'DAN BİLE AŞAĞILAR BUNU YAPANLAR

  • Ömer Pekmezci
    Ömer Pekmezci 02.07.2008 - 14:06

    Kardeşi kardeşe kırdıranların bir kez daha başarıya ulaştıkları yer ve zaman.

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 30.06.2008 - 15:55

    HUDEY HUDEY


    en bir yanıl alma olsan
    dalımda bitmeye gelsen
    ben bir gümüş çövmen olsam
    çeksem indirsem ne dersin

    sen bir gümüş çövmen olsan
    çekip indirmeye gelsen
    ben bir güzel keklik olsam
    bir bir toplasam ne dersin

    sen bir güzel keklik olsan
    bir bir toplamaya gelsen
    ben bir yavru şahan olsam
    kapsam kaldırsam ne dersin

    sen bir sulu sepken olsan
    kanadım kırmaya gelsen
    ben bir deli poyraz olsam
    tepsem dağıtsam ne dersin

    sen bir deli poyraz olsan
    tepip dağıtmaya gelsen
    ben bir ulu hasta olsam
    yoluna yatsam ne dersin

    sen bir ulu hasta olsan
    yoluma yatmaya gelsen
    ben bir azrail olsam
    canını alsam ne dersin

    sen bir azrail olsan
    canımı almaya gelsen
    ben bir cennetlik kul olsam
    cennete girsem ne dersin

    sen bir cennetlik kul olsan
    cennete girmeye gelsen
    pir sultan üstadım bulsak
    bilece girsek ne dersin


    PİR SULTAN'A YANMAYA GELDİK EY HIZIR PAŞA,HIZIR,HIZIR PAŞALAR





    sivasa GEÇİT YOK

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 30.06.2008 - 15:46

    BİZDEN SLAM OLSUN SOFU CANARA! ! ! ! ! ..................


    Bizden selam olsun sofu canlara

    Vücudun şehrini yuyanlar gelsin

    Yedi kat göklerin yedi kat yerin

    Kudret binasını kuranlar gelsin



    Sofu dedikleri bir kolay iştir

    Erenler gördüğü bir engin düştür

    Eti yok kanı yok bir uçar kuştur

    O kuşun adını bilenler gelsin



    Pirimi sorarsan Ali' dir Ali

    Altından çakılmış Düldül'ün nalı

    Kim sürdü kuyuda kırk arşin yolu

    Bu yolun erk bilenler gelsin



    Pir Sultan'ım eydür özüm Didar'a

    Saklayalım Hak katında nazarda

    Çıkmadık can kazılmadık mezarda

    O canın namazın kılanlar gelsin



    PİR SULTANIMIZI ASTIN sivas PİRİMİZİ TAŞLATIN MÜRÜTLERİNE sivas HIZIR PAŞAYA SAHİP ÇIKTIN sivas SOFULARINI YOBAZLARINI KORUDUN sivas YAKTIKLARINI PİRİMİZ GİBİ ASIRLARCA UNUTMAYCAĞIZ. İNADINA EN-EL HAK PİR SULTAN İÇİN YANMAK BİR DEFAYSA YANARIZ PİRİMİZ İÇİN BİN DEFA ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ...............






    sivas'A GEÇİT YOK

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 29.06.2008 - 18:12

    ELVEDA ÇOCUKLAR! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ..................................


    KORAY KAYA YAŞI 12

    ASUMAN SİVRİ YAŞI 16

    ÖZLEM ŞAHİN YAŞI 17

    NURCAN ŞAHİN YAŞI 18

    MENEKŞE KAYA YAŞI 17

    BELKIS ÇAKIR YAŞI 18

    SERPİL CANİK YAŞI 19

    SERKAN DOĞAN YAŞI 19

    YASEMİN SİVRİ YAŞI 19


    GENÇLERİN VE ÇOCUKLARIN KATİLLERİNİ KORUMASINLAR! ! ! ...



    O KÖRPECİK BEDENLER NASIL DAYANIRDI ACIYA YANGINA,İSE DUMANA EVET NASIL DAYANIRDI O DUMANA BU KÖRPE CİĞERLER YAKANLAR ACABA İNSANLIKLARINI,MÜSLÜMAN'LIKLARINI KORUDUMU. KÜÇÜCÜK EL BEBEK GÖZ BEBEK ÇOCUKLARIN O YUMUŞAK KEMİKLERİ NASIL DAYANSIN O SICAKTA NASIL YANMASIN. İŞTE (BU YANGIN YERİNDE) BİR ET PİŞTİ BU ETTEN KİMLER HAKKINI ALMADİKİ ARTIK ONLAR (EN-EL HAKK-A KAVUŞTULAR)

    PİR SULTAN GİBİLER BİR ÖLÜR BİN DİRİLİR YANANLAR ASRA BEDEL OLDULAR


    sivas'a GEÇİT YOK

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 27.06.2008 - 23:29

    MUHLİS AKARSU

    Muhlis Akarsu, (d. 1948 Kangal, Sivas - ö. 2 Temmuz 1993 Sivas) Saz sanatçısı. 2 Temmuz 1993 günü buyuk bir grup saldırganın çıkardığı olaylar sonucunda Sivas Madımak Oteli'nin yakılması sonucunda katledilerek hayata veda etmiştir.

    Kangal İlçesinin Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu Minarekaya'da okudu. Bu dönemde Bektaşi Cem cemaatlerinde, yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya'da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı.

    1970 yılında İstanbul'a yerleşti. 1970'li yıllarda söz ve müziği kendine ait olan ilk 45'lik plağı çıkardı. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi. Tüm yaptıklarında bu ana temayı temel aldı. 1972 yılında, Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı oldu.

    Sanatında, 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirdi. Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çaldı ve okudu. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmadı. Pir Sultan, Kul Himmet gibi ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirdi.

    1980'li yılların başlarında Alevî Dedeleri'nin çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren ve halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Gurubu'nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akarsu'dan çıktı. Muhlis Akarsu, her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan gibi Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı.

    1980'li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Muhlis Akarsu, 1980'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir.

    Fikri kendisinden çıkan 'Muhabbet' serisinin (4.hariç) her yapıtında yer aldı. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okundu.

    Portekiz asıllı Kanadalı şarkıcı Nelly Furtado’nun 2006’da piyasaya sürdüğü 8 milyon satan “Loose albümündeki “Wait For You adlı parçasının müziğinin, Muhlis Akarsu’nun 'Kalan Müzik'den çıkardığı “Ya Dost Ya Dost adlı albümünde yer alan, sözleri Pir Sultan Abdal’a ait olan “Allah Allah Desem Gelsem adlı türküden 'alındığı' anlaşıldı. Albümün kartonetinde “Wait For You adlı parçanın müziği ile ilgili bilgide Muhlis Akarsu’nun ve Pir Sultan Abdal’ın isimlerinden herhangi birinin yer almadığı görüldü.

    2 Temmuz 1993 günü Sivas Katliamı'nda bir grup saldırgan tarafından Madımak otelinin ateşe verilerek yakılması sonucunda öldürülmüştür. Yaşamı boyunca 100'den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

    Muhlis Akarsu'nun yapıtlarının hemen hemen tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz. Ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür.


    sivas'TA DOĞMUŞ sivas'TA YANMIŞ BİR GÜVERCİN KANATLARI YOLUNMUŞ


    (sivas'A GEÇİT YOK AÇLAR DOYMAZ ESNEMEKLE YOL BİTMEZ BEKLEMEKLE) ! ! ! ! ....

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 26.06.2008 - 18:36

    NESİMİ ÇİMEN: sivas'a SEVGİ ÇİÇEKLERİ VE TOMURCUKLARI GETİRMİŞTİ YANINDA YILLARCA FABRİKALARDA EMEKÇİ KARDEŞLERİ İLE HAKKINI KAZANMAK İÇİN MÜCADELE VERDİ sivasa'ta KATLEDİLDİĞİNDE BÜYÜK 'CURA' USTASI HALA KİRADA OTURUYORDU OYSA NELER İSTERDİ İNSANI İÇİN BİR TÜRLÜ YURTAŞ OLAMAMIŞ ANADOLU İNSANINA VATANDAŞ NESİMİ ÖLÜMSÜZDÜR


    DÜNYANIN ÜZERİNDE KURULU DİREK

    emek zay olmadan sizlar mi yurek
    bu duzeni kim kurmus bizler de bilek
    soyle canim soyle dinlesin canlar

    adem eker yeryuzune ekini
    ekin saklar yeraltinda kokunu
    ayikla gor karasini akini
    soyle canim soyle, dinlesin canlar

    ocaga koymuslar kose tasini
    hak kollasin gerceklerin isini
    bir gun agridirlar senin basini
    soyle canim soyle dinlesin canlar

    pir sultan abdal’im farz eylesinler
    yola gelmeyenden edilmez minnet
    cumlenin muradi dunyada cennet
    soyle canim soyle dinlesin canlar



    sivas'A GEÇİT YOK

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 21.06.2008 - 12:35

    DÖNEN DÖNSÜN YOLUNDAN BEN DÖNMEZEM! ! .....


    Koyun Beni Hak Aşkına Yanayım
    Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan
    Yolumdan Dönüp Mahrum Mu Kalayım
    Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

    Benim Pirim Gayet Ulu Kişidir
    Yediler Ulusu, Kırklar Esidir
    On İki İmamın Server Başıdır
    Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

    Kadılar Müftüler Fetva Yazarsa
    İşte Kemend, İste Boynum Asarsa
    İşte Hançer, İste Kellem Keserse
    Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

    Ulu Mahşer Günü Olur Divan Kurulur
    Suçlu, Suçsuz Gelir Anda Derilir
    Piri Olmayanlar Anda Bilinir
    Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan

    Pir Sultan'ım Arsa Çıkar Ünümüz
    O Da Bizim Ulumuzdur Pirimiz
    Hakka Teslim Olsun Garip Canımız
    Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan


    BİLİYORUZKİ HIZIR PAŞADA (SİVAS'TAN) ÇIKTI

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 21.06.2008 - 12:30

    ONLAR PİRSULTA'NIN ŞEHİTLERİDİR! ! ......

    Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
    Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
    Gülender Akça - 25 yaşında
    Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
    Ahmet Alan - 22 yaşında
    Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
    Sehergül Ateş - 30 yaşında
    Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
    Erdal Ayrancı - 35 yaşında
    Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
    Belkıs Çakır- 18 yaşında
    Serpil Canik - 19 yaşında
    Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
    Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı, üç telli curanın son ustası
    Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
    Serkan Doğan - 19 yaşında
    Hasret Gültekin - 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi
    Murat Güneş,Murat Gündüz - 22 yaşında
    Gülsüm Karababa -22 yaşında
    Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
    Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
    Koray Kaya - 12 yaşında
    Menekşe Kaya - 17 yaşında
    Handan Metin - 20 yaşında
    Sait Metin - 23 yaşında
    Huriye Özkan - 22 yaşında
    Yeşim Özkan - 20 yaşında
    Ahmet Öztürk - 21 yaşında
    Ahmet Özyurt - 21 yaşında
    Nurcan Şahin - 18 yaşında
    Özlem Şahin - 17 yaşında
    Asuman Sivri - 16 yaşında
    Yasemin Sivri - 19 yaşında
    Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
    İnci Türk - 22 yaşında
    Kenan Yılmaz - 21 yaşında


    SİVAS KATLİAMI UNUTURULAMAZ! ! ! ......................

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 12.06.2008 - 20:53

    MADIMAK, KATLİAMLARA KARŞI DURUŞUN ANITI,

    SİVAS ŞEHİTLERİNİN ANISINI YAŞATACAK BİR MÜZE OLMALIDIR! ..

    BASINA VE KAMUOYUNA

    * Madımak Katliamının üzeri, kebap dükkanı çiçekçiye çevrilerek kapatılamaz.

    *Mücadelemiz, Madımak oteli katliamlara karşı duruşun anıtı, Sivas Şehitlerinin anılarını da yaşatacak bir müze oluncaya kadar sürecektir.

    Son günlerde, 2 Temmuz 1993 tarihinde, kamuoyunun gözleri önünde ve devlet denetiminde, 4.Pir Sultan Abdal Etkinliklerini yapmak üzere Sivas’a gitmiş olan aydın, yazar, sanatçı, şair, semahçılarımız içinde olduğu 35 canımızın katledildiği, Sivas Madımak Oteli’nde bulunan et lokantasının, çiçekçiye dönüştürüleceği yazılı ve görsel medyada yer almaktadır.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak yıllardır, Sivas’ta katledilen canlarımızın aileleri, Alevi – Bektaşi kuruluşları ve Demokratik kamuoyu ile birlikte, otuz beş canımızın katledildiği Madımak Otelinin tümüyle kamulaştırılarak, katledilen otuz beş canımızın anılarının yaşatılacağı bir müzeye dönüştürülmesinin mücadelesini veriyoruz. Bu mücadelemiz Madımak Otel’inin müze olmasına dek sürecektir.

    Turizm ve Kültür Bakanı Sayın Ertuğrul Günay, her ne kadar Madımak Otelinde et lokantasının bulunmasından iğrendiğini söylemesi sonrası, Devlet Bakanı ve Başbakan yardımcısı Sayın Cemil Çiçek’in Sivas Valisini araması sonrası, et lokantasına ruhsat süresi dolduğunda ruhsatının yenilenmeyerek et lokantasının bulunduğu bölümün çiçekçiye çevrileceği söylenmiş ise de bu yeterli değildir. Kaldı ki otelin müzeye dönüştürülmesi hem Kültür ve Turizm Bakanlığının ve hem de Hükümetin yetkisindedir. Ancak, bu yetkiyi kullanmaları, katliamlara karşı duruşta ve Sivas şehitlerimizin anısını yaşatmakta samimi olmaları geçmektedir. Ancak bizler biliyoruz ki Aleviliği yok sayan, hatta yeri geldiğinde katliamı destekleyen anlayışlar bu yetkilerini kullanmazlar.

    Her ne kadar bazı malum çevreler bu gerçeği görmezden gelerek, kendi çıkarlarına zarar gelmesin diye sözde birlik mesajları vermeye çalışsalar da bu yaranın öyle kolay iyileşemeyeceğini de bilmeleri gerekir. İçimizdeki bu ateşin üzerine kül atmakla sorun çözülmez. Özetle kimse kendini bu şekilde temize çıkaramaz, aklayamaz. Bu çarpık, gerici anlayışlarla bir sonuç alınamaz.

    Madımak Otelindeki, et lokantasının kapatılması şüphe yok ki, önemli bir adımdır. On yılı aşkın süredir, verilmekte olan “Madımak Müze olsun” mücadelesinin geldiği önemli bir aşamadır. Ancak Madımak Otelinin müzeye dönüştürülmeden, et lokantasının çiçekçiye dönüştürülerek, Madımak Katliamının geçiştirileceğini sananlar veya bekleyenler, büyük bir yanılgı içindedirler. Bizim mücadelemiz, Madımak Oteli, katliamlara karşı duruşun ve Sivas Şehitlerimizin anısını yaşatacak müze oluncaya kadar sürecektir.

    Bütün bu nedenlerle yapılması gereken yaşatılan bu vahşete seyirci kalan, hatta açıklamalarıyla, davranışlarıyla bir anlamda destek olan başta dönemin tüm yetkilileri ile devletin Alevi toplumuna bir özür borcu vardır ve Aleviler bu özrü beklemektedirler.

    Madımak Oteli’nin bir kısmının çiçekçiye çevrilmesi, Madımak katliamının üzerinin kapatılması olup, Madımak Oteli bir bütün olarak, 2 Temmuz’da katledilen canlarımızın anılarının yaşatılacağı müzeye dönüştürülmesi gerekmektedir. Gerçek barış ancak bu şekilde sağlanır, yaralar ancak bu şekilde sarılır.

    Mücadelemiz Madımak Oteli’nin müzeye dönüştürülmesine dek sürecektir.

    Kamuoyunun bilgisine saygıyla sunulur.

    12.12.2007

    Av. Kazım Genç

    PSAKD Genel Başkanı




    WWW.PSAKD.ORG

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 10.06.2008 - 19:58

    GÜNEŞİN OZANLARI

    sen güneşin ozanlarını
    durdurabilir misin sandın?
    rüzgarın şarkısını
    susturabilir misin sandın?

    korkmuyorum şiddetinden
    ateş tutan ellerinden
    ürkmüyorum nefretinden
    ve karanlık nefesinden

    boyun eğmem asla sana
    yaksan bile bedenimi
    ben doğarım küllerimden
    gücün varsa durdur beni!

    kayaların ruhundamın ben,
    yüzyılların öyküsü bende
    otuzyedi güneşim var
    ışıldar durur yüreğimde

    tutamassın zincirlerinle
    yıldızların ışığını
    susturamassın nefretinle
    güneşin ozanlarını

    boyun eğmem asla sana
    yaksan bile bedenimi
    ben doğarım küllerimden
    gücün varsa durdur beni!


    SİVAS 'O' GÜN GÖRÜLMEMİŞ BİR EMSALİKLE DAHA FAZLA HAZIRLIKLIYDI MEYDAN AĞIZINA KADAR DOLMUŞ BİNLERCE AÇ KURT SİVAS MEYDANINDAKİ (PİR SULTAN ABDAL HEYKELİNİ YER LERDE SÜRÜNDÜRDÜ) VE SONRA 'O' KORKUNÇ SON AĞZI SALYALI ELİ SOPALI SAKALI BİTLİLER! ! ....

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 10.06.2008 - 19:45

    ÇIĞLIK

    Sıcak kavuruyor alev alev
    Sivas aklımda ve o nefret
    2 temmuz 93 anlamıyorum hâlâ
    Bu kadar kolay mı kıymak cana?
    Kimin için aktı bunca kan?
    Kimin için attı o kalpler

    Bakma gözlerim kin dolu
    Duyma sözlerim sitem dolu

    Ah yandı anadolu'nun bağrı,
    Öte denizden bir kahkaha sardı her yanı
    Kimin içindi bunca göz yaşı
    Kimi yüceltti kan dökmenin telaşı

    Yok yook yok artık
    Kardeş eli uzatana kan verene bakacak yüzümüz yok artık


    Radical Noise

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 10.06.2008 - 12:43

    BİR ŞEHİR SİVAS

    Adini Söylesem Dilim Takilir

    Sanki Yüreğime Bir şey çakilir

    Orda Semah Dönen Nara Yakilir

    Kizilirmak Boylarinda Bir şehir

    Güvercinler Gide, Baykuşlar öte

    Ne Kilin Azala, Ne çilen Bite

    Hafikten Bu Yana Banazdan öte

    Kizilirmak Boylarinda Bir şehir




    Can Alici Kuşlar Oraya Doldu

    Güneş Utancindan Sararip Soldu

    38 Gülü Dalindan Yoldu
    Kizilirmak Boylarinda Bir şehir

    Güvercinler Gide, Baykuşlar öte

    Ne Kilin Azala, Ne çilen Bite

    Hafikten Bu Yana Banazdan öte

    Kizilirmak Boylarinda Bir şehir



    BÜTÜN SİVAS O MEŞHUR MADIMAK OTELİNİN ALTINDAKİ İS KENDERCİ LOKANTASINDA YAKTIKLARI İNSANLARIN ETİNİ YEMEYE DOYAMADI HALA BİR TÜRLÜ (SİVAS UNUTULMAZ UNUTURULAMAZ)

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 09.06.2008 - 20:49

    Nesimi Çimen (d. 1931 - ö. 2 Temmuz 1993) , Alevi Bektaşi halk ozanı.

    1931 yılında Adana'nın Saimbeyli ilçesinde doğdu. Daha sonra tüm ailesiyle birlikte Kayseri'nin Sarız ilçesine yerleşti ve bir köy ağasının yanında maraba olarak çalışmaya başladı. Ağanın kızı Dilber'e aşık olunca, birlikte Kayseri'den kaçıp Elbistan'ın Sevdili Köyü'ne yerleştiler.[1] Anadolu Aleviliği'nin yoğun yaşandığı bu bölgede uzun süre kaldıktan sonra İstanbul'a taşındı. İşçi olarak Almanya'ya gitmek için çabaladı, fakat nefes darlığı olduğu için başaramadı ve ailesiyle beraber Osmaniye'nin Kadirli ilçesine göç etti. Bu dönemde yazar Yaşar Kemal ile tanıştı ve onun da yardımıyla bir fabrikada işe başladı.[1] Greve çıkan işçilerin başına geçince işten altıldı ve ailesinin geçimini sağlamak için ozanlığa başladı. 1967 yılında Tunceli'de sergilenen bir Pir Sultan Abdal oyununda oynayan ve deyişler söyleyen Nesimi, salonda olay çıkınca gözaltına alındı ve bıyığının yarısı tek tek yolunmuş bir vaziyette serbest bırakıldı.[1] Ailesiyle birlikte Zeytinburnu'nda bir gecekonduya yerleşti. Evinde konaklayanlar arasında Yaşar Kemal, Atıf Yılmaz, İlhan Selçuk, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Harun Karadeniz, Yılmaz Güney, Mahzuni Şerif, İhsani, Emekçi ve Ali Özgentürk gibi isimler vardı.[1]

    Küçük yaşta türkü derlemeleri yapan Nesimi, topladığı folklor değerlerini radyo arşivlerine kazandırdı. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve diğer usta ozanların nefeslerini söyleyerek kendisini tanıttı. Nefeslerini, türkülerini bağlama ile değil, göğsünde taşıdığı cura eşliğinde söyledi ve cura çalmada ün kazandı. Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.

    2 Temmuz 1993 günü Sivas'ta, Madımak Oteli'nin yakıldığı ve 37 kişinin öldürüldüğü katliamda hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.


    2 TEMMUZ SİVASI ÇOK KAVURACAK! ! ....

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 09.06.2008 - 20:41

    TÜRKÜLER YANMAZ

    güneşin akyüzüne bir duman çöktü
    bir türkü çığlıkla ateşe düştü
    kuytu bir köşede bir çiçek küstü
    büktü yaprağını boynunu büktü

    şu sivas'ın elinde sazım çalınmaz
    güllerim yandı yüreğim dayanmaz

    kararmış yüreğin hiç ışığı olmaz
    bilmezmisin ki türküler yanmaz
    günü gelir sanma hesap sorulmaz
    dayanır kapına pir sultan ölmez

    şu sivas'ın elinde sazım çalınmaz
    güllerim yandı yüreğim dayanmaz


    ŞU SİVAS DENEN ELE BİR BAKIN PİRİNİ ASMIŞ BABA İLYAS YOK SONRASINA GÜLE YEL DEĞDİRDİLER BAKAMADILAR YAKTILAR! ! ...

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 30.05.2008 - 21:12

    SİVAS KATLİAMI UNUTMADIK UNUTURMAYACAĞIZ..........! ! ! ! ! ! ! ! !


    Pir Sultan Abdal, Sivas Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Banaz Köyü’nde yaşamıştır. Halkın diliyle ve sazıyla halk kültürünü yaygınlaştıran ve yaşatan bir ozandır. Osmanlı yönetiminin baskı, katliam ve soygununa karşı çıkarak halkı örgütleyen bir halk öncüsüdür. Bu özellikleri ve uğraşları nedeniyle Osmanlı yönetiminin şimşeklerini üstünde toplamış; sonuçta Sivas’ta asılmıştır. Osmanlı yönetimi, Pir Sultan Abdal’ı asmakla da yetinmemiş, deyişlerini, şiirlerini de yasaklamıştır. Tüm baskı ve yasaklara karşın, halk, Pir Sultan Abdal’ı unutmamış; 400 yıldan beri deyişlerini, şiirlerini sözlü olarak kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir.

    Banaz Halkı, kendi öncüsü ve piri olan Pir Sultan Abdal’ın ilkelerini ve kültürünü örgütlü olarak yaşatmayı amaçlar. 1976’da Banaz Köyü’nde “Pir Sultan Abdal” adıyla bir dernek kurulur. Derneğin öncülüğünde ve yöre halkının katkıları ve katılımıyla her yıl Pir Sultan Abdal etkinlikleri düzenlenmektedir. Ayrıca Yıldız Dağı’na bakan tepenin üstüne, 8 metre boyunda tunç kaplamalı bir Pir Sultan Abdal heykeli yaptırılır. Ne var ki 12 Eylül 1980 askeri darbesinin yöneticileri, diğer dernekler gibi bu derneği de kapatırlar. Sevenleri, Pir Sultan Abdal’ı yaşatmaya kararlıdır. 1988’de Ankara’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ni kurulur. Eskiden olduğu gibi, Banaz Köyü’nde her yıl Pir Sultan Abdal Etkinlikleri düzenlenmeye de başlanır.

    1-4 Temmuz 1993’te, Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin dördüncüsü düzenlenecektir. Bilindiği gibi Pir Sultan Abdal, tüm ezilenlere, demokrasi ve özgürlük yanlısı olan herkese mal olmuş bir simgedir. Pir Sultan’ın bu özelliğinden hareket eden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticileri, etkinlikleri demokrasi ve özgürlük yanlısı kesimlerin temsilcileriyle ortaklaşa yapma kararı alır ve bu amaçla, çeşitli demokratik kitle örgütlerine, yazarlara, ozanlara, sanatçılara çağrı yaparlar.

    Çağrı mektubu şöyledir:

    “Sayın Başkan ve Yönetim Kurulunun Değerli Üyeleri; “Önce bir hususun altını sevinerek çizmek gerekiyor. Hepimizin mutlulukla izlediği bir örgütlenme sürecini birlikte yaşıyoruz. Bu süreci başlatma şansının bizlere ve bizim kuşaklarımıza nasip olması, kuşkusuz ayrı bir onur nedeni olarak kabul edilmelidir. Tarih, ulusumuzun ve yaşamsal donanımımız olan kültürümüzün asimile edilerek Araplaştırılmasına ve sonuç olarak da yok edilmesine karşı gösterilen direncin örnekleriyle doludur. Bunlardan en önemlisi kuşkusuz Atatürk'ün uluslaşma, laikleşme ve çağdaşlaşma çabalarıdır. Bunun yanında Alevi yurttaşların Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde dinsel gericiliğe, din devletine, dinin siyasete ve kişisel çıkarlara alet edilmesine karşı verdiği mücadelenin sayısız örnekleri de tarihi birer gerçek olarak ortadadır. Bunlardan en çarpıcı örnek de PİR SULTAN ABDAL'dır.

    “Çağdaş ve ilerici bir yaklaşım örgütlülüğün önemli bir kilometretaşı olan dernek ve vakıflarımızın giderek amacına daha uygun işlevleri üstleneceğine inancımız tamdır. Evrensel yanları bugüne dek fazla yansımayan Alevi kültür ve folklorunun, ulusumuzun tümüne ve insanlığa kazandırılması konusundaki çabalarımızı tarih kuşkusuz tespit edecek ve değerlendirecektir.

    “Canlar,

    “Bilindiği gibi, Kültür Bakanlığı güzel Anadolumuzun evrensel isimleri adına kültür şenlikleri düzenliyor. Ancak siyasi iktidarın bu kapsamda ünlü düşünür Hacı Bektaş Veli adına düzenlenen şenliklerde Alevi felsefesinin özünü saptırmaya çalıştığını, onu siyasi araç yaptığını hepimiz üzülerek izliyoruz. Bunun en somut ve çarpıcı örneği, ANAP döneminin Ülkücü Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek'tir. Zeybek'in o ünlü konuşmasında, Hacı Bektaş Veli'nin Ahmet Yesevi tarikatına bağlı olduğunu, ondan feyz aldığını kanıtlamak için büyük çaba sarfetiği hâlâ hatırlardadır.

    “Hacı Bektaş Veli, Pir Sultan Abdal, Abdal Musa ve benzeri halk önderleri adına düzenlenen şenlikler, bizler için mihenk taşlarıdır. Bu şenlikler, Anadolu kültürünün gün ışığına çıktığı, yaşadığı, ete kemiğe büründüğü, renklendiği, insanları etkilediği ve kitleselleştirdiği devinimlerdir. Bu şenliklerin siyasi amaçla kullanılmasına asla izin vermemeli, onlara sahip çıkmalı ve özünün korunmasına gerekli özeni göstermeliyiz. Bunu sağlamak için de ev sahipliğini biz yapmalıyız, şenlikleri bizler yönetmeliyiz.

    “Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri'ne sürekli evsahipliği yapan derneğimizin Yönetim Kurulu, yukarıda bilgilerinize sunulan özet görüşlerden yola çıkarak, farklı bir yol ve yöntemi önermekte, evsahipliğini de bölüşmek istemektedir. Bu şenliklerde kültürümüz, en anlamlı şekilde ortaya konmalı, bizler tarafından dikkatle izlenmeli ve konuklara keyifli bir ortam sunulmalıdır. Basının, TV'nin şenlikleri takip etmesi sağlanmalı ve bu yoldan şenliğe katılamayan yurttaşlarımıza da ulaşılmalıdır. Laiklik ve demokrasi konusundaki çabalarımızın kitleselliğe dönüşmesine ve kamuoyuna mal olmasına bu şenlikler büyük katkı sağlamalıdır. Bu nedenle yazımız ekinde sunulan Şenlik Programı'nda sıralanan etkinliklerin, dernek ve vakıflarımız arasında paylaştırılması düşünülmektedir. Örneğin; bir kuruluşumuz semah ekibi ile katılarak katkıda bulunacaksa, bir başka kuruluşumuz gazetecileri, panelistleri, sanatçıları veya TV ekibini götürmeyi, bunlara araç sağlamayı, konaklama için yer ayırmayı vb... görevleri üstlenerek katılabilirler.

    “Sevgili Canlar; “Bu mektubumuz yurtiçi ve yurtdışında olmak üzere yaklaşık olarak elli kuruma gönderilecektir. Pek doğal olarak, özellikle yurtdışındaki kuruluşlarımızın organizasyon içerisinde aktif bir görev almaları ve yerine getirmeleri çok zor görünmektedir. Bu kuruluşlarımızdan bütçeleri ölçüsünde, sembolik de olsa bu organisazyona katkı beklediğimizi belirtmek istiyoruz. Ancak bu kuruluşlarımızın yönetici ve üyeleri, tatillerini şenlik tarihine denk getirir ve konuğumuz olurlarsa, hem şenliğimizi onurlandırırlar, hem de bizi mutlu kılarlar. Şenlik düzenlenmesine aktif veya maddi olarak katkıda bulunacak kuruluşlar, uygun görecekleri bir ismi de tespit ederek Şenlik Komitesi'ne önereceklerdir.

    “Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri'ne maddi veya manevi olarak katılmayı düşünenlerin ve “Şenlik Komitesi Üyeleri’nin isimleri, dergimizin 7. sayısında ilan edilecektir.

    Önerilerimize olumlu yaklaşım gösteren kuruluşlarımızın değişiklik öneri veya düşünceleri varsa, onları en geç 15 Mayıs 1993 tarihine kadar bize bildirmelerini rica ederiz. 22. 04. 1993

    Saygılarımızla...

    Rıza AYDOĞMUŞ Murtaza DEMİR
    Gen. Bşk. Yrd. Genel Başkan



    “Derneğin çağrısına çok sayıda örgüt, yüzlerce yazar, ozan, sanatçı, semah ve tiyatro ekibi olumlu yanıt verdi. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin yöneticileri, Kültür Bakanlığı’nın ve Sivas Valiliğinin katkılarını da istemişlerdir. Kültür Bakanlığı ve Sivas Valiliği, bu istemi olumlu karşılar ve mali katkı yanında, konaklama ve ağırlama konusunda da katkıda bulunulacağı bildirilir. Hatta, Sivas üst Düzenleme Kurulunda, Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü Mehmet Talay da yer alır.

    30 Haziran 1993 akşamı, ozanlar, yazarlar ve sanatçılardan oluşan yüzlerce kişi otobüslerle Ankara’dan Sivas’a hareket eder. Sivas halkı, konuklarını coşkuyla karşılar.

    1 Temmuz gününün programı oldukça yoğundur. Sivas Kültür Merkezi’nin konferans salonu tıklım tıklım dolmuştur. İzleyicilerin çoğunluğu ayaktadır. Salonun içindekiler kadar bir topluluk da dışarıda kalmıştır. Saygı duruşundan sonra, PSAKD’nin Genel Başkanı Murtaza Demir bir açış konuşması yapar. Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in konuşmasından sonra Yazar Aziz Nesin konuşur. Daha sonra sahneye gelen halk oyunları ekibi salonu coşturur.

    Öğleden sonra Buruciye Medresesi’nde kitap ve fotoğraf sergilerinin açılışı yapılır. Yazarların imza masalarının önündeki okuyucular onlarca metrelik kuyruklar oluşturmuştur. Halkla yazarlar ve sanatçılar bir aile gibi kaynaşmışlardır.

    Saat 17.00’de Kültür Merkezi’nde Hasret Gültekin’ in dinletisinden sonra, “Çağların Pir Sultanlarından Günümüz Pir Sultanlarına“ başlığıyla düzenlenen panel başladı. Yazar - Gazeteci Sami Karaören’in yönettiği panele, Asım Bezirci, Prof. Dr. Afşar Timuçin, Aydın Çubukçu ve Hüseyin Gülkanat panelist olarak katıldılar.

    Pir Sultan Abdal Etkinliklerinin birinci günü, halkın ilgisi ve coşkusuyla noktalandı. Etkinlikleri izleyen Sivaslılar, kent dışından gelenleri evlerine konuk etme yarışına girmişlerdir. Konukların bir kısmı evlere dağılırken, bir kısım konuk da otellerde kalmayı yeğlemiştir.

    2 Temmuz günü programı saat 10.00’da başladı. Şenlik ekipleri, bir gün önceki yoğun çalışmanın yorgunluğuna aldırmadan, günün etkinliklerinin daha başarılı ve coşkulu geçmesi için hazırlıklarını tamamlamaya çalışıyorlardı.

    Buruciye Medresesi’ndeki fotoğraf ve kitap sergilerine gösterilen ilgi aynı yoğunlukta sürüyordu. Salonun açılışından çok önce gelmiş insanlar, ellerindeki kitapları imzalatmak ve değerli yazarlarla sohbet edebilmek için heyecanla bekleşiyordu.

    Saat 14.00’deki Kültür Merkezi’nde Arif Sağ’ın dinletisinden sonra, “Medya ve Emperyalizm” paneli yapılacaktı. Hasan Uysal’ın yöneteceği panele, Sami Karaören, Raif Türk, Şükrü Günbulut, Mustafa Yalçıner ve Soner Doğan da panelist olarak katılacaktı. Kültür Merkezi’nde 1500 kadar izleyici bulunuyordu.

    Bu çalışmalar sürdürülürken, bazı cami önlerinde ve yakınlarında birtakım gruplaşmalar görüldüğü ve bir saldırı olabileceği haberi fısıltı halinde yayılıyordu.

    b) Saldırı Başlıyor

    PSAKD’nin Sivas’taki etkinliklerine yönelik saldırı, anlık bir tepkinin ürünü değildir. Bu saldırının planlı bir hazırlık süreci sonrası başlatıldığı olaylardan sonra ortaya çıkmıştır. Irkçı-şeriatçı örgütler, Malatya, Kahramanmaraş, Elazığ, Çorum, Tokat, Kayseri gibi çevre illerdeki deneyimli militanlarını Sivas’a taşımışlar ve militanlar, Belediye’nin ve dini vakıfların yurtlarında konuk edilmişlerdir. Bu hazırlıklara ek olarak Sivas halkının dini duygularını tahrik amacıyla bildiri dağıtılmış ve camilerde dar kadrolu toplantılar yapılmıştır.

    Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyle:

    “MÜSLÜMAN KAMUOYUNA

    “Bismillâhirrahmânirrahim “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)

    “Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.) ’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.

    “Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.

    “Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.

    “Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.) ’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.

    “Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir

    “Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:

    “İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.

    “Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.

    “Gün, Allah (C.C.) ’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.) ’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.

    “İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa:76)

    “Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.

    ”MÜSLÜMANLAR” 4



    Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:

    “ Halkımıza Çağrı;

    “Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.

    “Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.

    “Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.

    “ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir...’ (Ahzâb Suresi, Ayet: 6)

    “ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ (Enfal Suresi, Ayet: 30)

    “ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ (Saff Suresi, Ayet:8)

    “Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.

    ”MÜSLÜMANLAR” 5



    Etkinliklerin ikinci günü, Sivas’taki sağ eğilimli yerel basında (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke, Taraf) da halkı tahrik edici başlıklarla bezenmiş haberler çıkmıştı. Tertipçiler, saldırıya geçmek için koşulların yeterince olgunlaştığı kanaatine varırlar. 2 Temmuz günü, camiler tıklım tıklım dolar. Bazı saldırganlar cuma namazını tam bitmemiş olacak ki, bir yanda ellerinde sopalar, bir yanda yarı bırakılmış namazlarını tamamlamak için sağına, soluna selam vererek koşuyorlardı.

    2 Temmuz Cuma günü, saat 13.30’da saldırı başlatıldı. Değişik camilerden akın akın insan, şenlik yapılan Kültür Merkezinin önünde toplandılar; taş ve sopalarla Kültür Merkezine saldırdılar.

    “Sivas laiklere mezar olacak, Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak, Şeriat gelecek, batıl zail olacak“ sloganları atan gruplar, Kültür Merkezi’nde bulunan 1500 kişinin üzerine saldırır. Ancak, etkinlikleri izlemekte olanların direnişleriyle karşılaşan ve sayıca görece az olan saldırganlar, geri çekilmek zorunda kalır. Saldırganlara sürekli olarak yeni katılımlar olmaktadır. Çeşitli camilerden çıkanlar, koşarak saldırganlara katılmaktadır. Kalabalık gruplar, Kültür Merkezi’ne bir kez daha saldırırlar. İzleyiciler ve görevliler bir yandan saldırıya karşı barikat kurarak direniyor; öte yandan da içerideki insanları boşaltmaya ve arabalarla başka yerlere göndermeye çalışıyorlardı. Olay yerinde yeteri sayıda güvenlik gücü yoktu. Olanlar da saldırıyı engelleyecek güçte değillerdi. Kültür Merkezi’nin camları, kapıları ve pencereleri yerle bir edilmişti.

    Nihayet, Kültür Merkezi boşaltıldı ve saldırıya uğrayanlar güvenli bölgelere gönderildi. Bu arada, yeni katılımlarla saldırganların sayısı onbine yaklaşmıştı. Gözlerini kan bürümüştü ve dişlerini gıcırdatarak parçalayarak insan arıyorlardı. Saldırgan kitle, isteğine ulaşamamanın verdiği hırsla Kültür Merkezi’nden Valiliğe yöneldi.

    Valilik önünde toplanan binlerce saldırgan, “Şerefsiz vali istifa, Sivas size mezar olacak, Şeriat gelecek, zulüm bitecek, Yaşaşın şeriat, Muhammed’in ordusu kafirlerin korkusu, Yaşasın Hizbullah, kahrolsun laiklik, şeriat isteriz...” sloganlarıyla binayı taşa tuttular...

    Saldırganların bir kolu, yeni dikilen “Halk Ozanları Heykeli”ne yöneldi. Heykeli kazma ve balyozla parçalayarak sürüklemeye başladılar. Bu arada, kimi saldırganların dişlerini heykele geçirmeye çalıştığı görülüyordu. Diğer bir grup da, Kongre Müzesinin yanında bulunan Atatürk heykeline saldırdı, yere düşürdükleri Atatürk heykelini de sürüklemeye başladılar. Saldırganların sayısı giderek 15 bine yaklaşmıştı. Şeriat istemlerini ve sloganlarını haykırarak etkinlik konuklarının kaldığı Madımak Oteli’ne yöneldiler. Otelde, kent dışından gelmiş ve çoğunluğu yazar, ozan ve sanatçı yaklaşık 150 kişi bulunuyordu. Saldırı üzerine, güvenliğin daha kolay sağlanacağı düşüncesiyle otele gelmiş insanlar tedirgin oldular. Otelin önünde az sayıda polis vardı ve saldırganlara, “Dağılın, yapmayın” demekten öte bir müdahalede bulunacak gibi görünmüyorlardı.

    Otelde bulunanlar, tehlikenin ayırdında idiler. Telefonla Sivas Valisi’ni, Emniyet Müdürünü ve diğer yetkilileri arayarak önlemlerin artırılmasını istediler. Bununla da yetinmediler, telefonla Ankara’da bulunan Başbakanı, Başbakan Yardımcısını, İçişleri Bakanı’nı, parti liderlerini ve milletvekillerini aradılar. Oteldekiler arasında olan halk ozanı, 1987-1991 dönemi SHP milletvekilli Arif Sağ da, telefon başından ayrılmıyor, Ankara’da SHP milletvekili Cevdet Selvi’yi, Bakan Seyfi Oktay’ı, İstanbul eski belediye başkanı Nurettin Sözen’ i arayarak saldırının korkunçluğunu anlatıyor, bir an önce önlem alınmasını istiyordu. Otelde bulunan Aziz Nesin de Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü ve Çalışma Bakanı Mehmet Moğoltay’la görüşerek can güvenliklerinin sağlanmasını istedi. Ulaşılan her yetkili, “Korkmayın, her türlü önlem alınmıştır” yanıtını veriyorlardı.

    Saldırganların amacını sezinleyen Sivas Valisi Ahmet Karabilgin de saat 14.30’da Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı telefonla arayarak bilgi vermiştir. Saldırının giderek bir katliama dönüşeceğini gören Sivas Valisi, çok tedirgin olur ve Ankara’yla telefon irtibatını hiç kesmez. Saat 14.40’da yeniden İçişleri Bakanı’nı ve müşteşarını arar, saldırının artık bir katliama dönüşmekte olduğunu bildirir. Vali yine de rahatlayamaz. Saat 18.45’te Başbakanı ve İçişleri Bakanı’nı tekrar arar ve mutlaka yardım edilmesi gerektiğini bildirir. Çevre illerden de yardım istenmektedir.

    Sivas Valisi’nin bunca çabalarının ve görüşmelerinin sonucu, Tokat Emniyet Müdürlüğü’nden 20 polis; Kayseri Emniyet Müdürlüğü’nden 31 Polis, Jandarma Komutanlığı’ndan 20 Jandarma olmak üzere 71 güvenlik görevlisi gelmiştir. Sivas Tugay Komutanı 6 bin kişilik asker mevcudundan yalnızca 30-40 acemi er göndermiştir. Askerler saldırganların arkasında bir yerde nöbet tutarcasına bekletilir. Bir ara Tugay Komutanı da olay yerine gelir ve sağa sola bir göz attıktan sonra ayrılır.

    Otel’de bulunanların Ankara’daki yetkililerle yaptığı telefon görüşmeleri ve önlem istemleri de dikkate alınmamıştır. Bu girişimler ve devletin duyarsızlığı değerlendirildiğinde saldırganların korunduğu tartışması gündeme gelmektedir.

    Madımak Oteli’ne sığınmış yüzlerce kişi, pencerelerden saldırganların oteli yakmaya çalıştığını izlemekte, korku içinde beklemektedir. Saldırganlar, can almadan ayrılmayacak gibidir. Karanlık çökmüş, elektrikler de kesilmiştir. Saldırganlardan kimileri, otelin önündeki arabaları ters çevirerek ateşe vermekte, kimisi de bidonlarla benzin taşıyarak otelin içine atmaktadır. Alevler, otelin giriş ve alt katlarını sarmaya başlamıştır. Sivas İtfaiyesi gecikmeli de olsa yangın yerine gelmiş, ancak saldırganlar itfaiyenin çalışmasını engeller. Hortumlar kesilir, arabaların lastiklerinin havası boşaltılır.

    Yangın oteli tamamen sarar. 8 saattir kurtarılmayı bekleyenlerin umudu tükenmeye başlamıştır. Artık ölümün çok yakınında olduklarını biliyor ve ondan kurtulmanın yollarını arıyorlardı. Yangın bütün oteli sarmıştır. Cinnet halindeki kalabalık, ölüm haberlerini beklemektedir. Dışarıda gözlerini kan bürümüş katiller, otelden gelen yanmış insan eti kokusunu ciğerlerine çekerken, Ankara’daki bakanlar ve yetkililer de kokteyllerde kadeh kaldırıyorlardı.

    4 Temmuz günü, Sivas’ın Madımak Oteli’nde 35 can yakılarak katledilmiştir. 51 kişi de kendi olanaklarıyla ağır yaralarla kurtulabilmişlerdir. Çatıya çıkarak yardım isteyenler arasında Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli de vardı. İtfaiyenin merdivenli arabası otele yaklaştı.

    Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli merdivenlerden inerlerken, Sivas Belediye Meclisi Üyesi Cafer Erçakmak ile bazı belediye görevlileri saldırıya geçtiler.Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli, itfaiyenin merdivenlerinden aşağıya atıldılar. Başından yaralanan Aziz Nesin ve Lütfü Kaleli’yi linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar ambulansla değil polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesine götürüldü.

    Yaşamını Yitirenler

    1) Behçet Sefa AYSAN Şair - Ankara

    2) Yeşim ÖZKAN Sanatçı - Ankara

    3) Nurcan ŞAHİN Sanatçı - Ankara

    4) Muhibe AKARSU Misafir - Ankara

    5) Muhlis AKARSU Sanatçı - Ankara

    6) Murat GÜNDÜZ Sanatçı - Ankara

    7) Handan METİN Sanatçı - Ankara

    8) Ahmet ÖZYURT Sanatçı - Ankara

    9) Huriye ÖZKAN Sanatçı - Ankara

    10) İnci TÜRK Sanatçı - Ankara

    11) Özlem ŞAHİN Sanatçı - Ankara

    12) Yasemin SİVRİ Sanatçı - Ankara

    13) Asuman SİVRİ Sanatçı - Ankara

    14) Uğur KAYNAR Şair - Ankara

    15) Sehergül ATEŞ Sanatçı - Ankara

    16) Gülender AKÇA Sanatçı - Ankara

    17) Gülsün KARABABA Sanatçı - Ankara

    18) Mehmet ATAY Sanatçı - Ankara

    19) Hasret GÜLTEKİN Sanatçı - Sivas

    20) Serkan DOĞAN Sanatçı - Ankara

    21) Muammer ÇİÇEK Sanatçı - Tokat

    22) Belkıs ÇAKIR Sanatçı - Ankara

    23) Asaf KOÇAK Karikatürist - Ankara

    24) Edibe SULARI AĞBABA Misafir - İsviçre

    25) Menekşe KAYA Sanatçı - Ankara

    26) Koray KAYA Çoçuk - Ankara

    27) Serpil ÇANİK Sanatçı - Ankara

    28) Erdal AYRANCI Yönetmen - Ankara

    29) Asım BEZİRCİ Yazar - Ankara

    30) Sait METİN Sanatçı - Ankara

    31) Carina Cuanna THUIJS Misafir - Hollanda

    32) Nesimi ÇİMEN Sanatçı - İstanbul

    33) Metin ALTIOK Şair, Yazar - Ankara

    34) Kenan YILMAZ Otel görevlisi - Sivas

    35) Ahmet ÖZTÜRK Otel görevlisi - Sivas






    Yaralananlar:

    1) Aziz NESİN 27) Oktay SAMUR
    2) Lütfiye AYDIN 28) Kadir ARDIÇ
    3) Cafer Can AYDIN 29) Ahmet BAYRAM
    4) Aydoğan YAVAŞLI 30) Faruk YALÇIN
    5) Melahat YAVAŞLI 31) H.İbrahim DARBİÇER
    6) Kamber ÇAKIR 32) Ahmet YAPAR
    7) Lütfi KALELİ 33) Şaban YILMAZ
    8) Serdar DOĞAN 34) Selahattin ÖZASLAN
    9) Gülay ŞAHİN 35) Nurettin DARIKA
    10) Makbule ÇİMEN 36) Sabri KANGAL
    11) Nuray ÖZKAN 37) Birsen GÜNDÜZ
    12) Bülent DAYLAŞLI 38) Mustafa GÖKTEKİN
    13) Faruk DAYLAŞLI 39) Turan KESER
    14) Bedia ATMACA 40) Erkan KILIÇ
    15) Şadiye TANIŞ 41) Şükrü GÜLMEZ
    16) İnci ŞENER 42) Bilal KALE
    17) Nevzat ÇİĞDAMLI 43) Ali SERTAŞ
    18) Ünal ALTUNAY 44) Çiğdem GÜLHAN
    19) Ali UYGUR 45) Mecit ÜNAL
    20) Hasan YILDIRIM 46) Hidayet ÖZDEN
    21) A. Turan ONAK 47) Solmaz YILMAZ
    22) Mustafa KAYA 48) Zülali BİLGİN
    23) Erdal KOÇ 49) Seyit İNAT
    24) Rukiye GÜLER 50) Ersin GÜREN
    25) Adem ŞAHİN 51) Salim CEBENAY
    26) Ercan DEVELİ

    Otelden yara almadan kurtulanlar

    1) Arif SAĞ 21) Neval OĞAN
    2) Yıldız SAĞ 22) Tuncay YILMAZ
    3) Murtaza DEMİR 23) Demet IŞIK
    4) Ali ÇAĞAN 24) Elif DUMANLI
    5) Haydar ÜNAL 25) Murat KILIÇ
    6) Yüksel YILDIRIM 26) İclal KARAKUŞ
    7) Ali BALKIZ 27) Ertan KARTAL
    8) Ali BAŞTUĞ 28) Ali Rıza KOÇYİĞİT
    9) Ali DOĞAN 29) Mustafa TÜRKAN
    10) Ayben KOP 30) Rıza AYDOĞMUŞ
    11) Ali YÜCE 31) Mehmet AYDOĞMUŞ
    12) Nimet YÜCE 32) Deniz HUNAR
    13) Celal YILDIZ 33) Ferhun ATEŞ
    14) Nurhan METİN 34) Cevat GERAY
    15) Cem CELASUN 35) Gülsen GERAY
    16) Zerrin TAŞPINAR 36) Olgun ŞENSOY
    17) Mehtap YÜCEL 37) Nuray ÖZKAN
    18) Hülya KADEROĞLU 38) Cevat ÜSTÜN
    19) Battal PEHLİVAN 39) Hidayet KARAKUŞ
    20) Türkân PEHLİVAN 40) İ. Cem ERSEVEN



    Yaralanan polisler:

    1) Doğukan ÖNER İl Emniyet Müdürü
    2) Rahim ÇALIŞKAN Emniyet Müd. Yrd.
    3) Mustafa UZUN Şube Müdürü
    4) Yaşar TEMEL Başkomiser
    5) İbrahim KURŞUN Komiser
    6) Sönmez KAYIŞ Polis Memuru
    7) Ramazan KARATAŞ Polis Memuru
    8) Bülent DAMLACI Polis Memuru
    9) Nevzat GÜNDOĞDU Polis Memuru
    10) Ersoy KARA Polis Memuru
    11) Şaban AKIN Polis Memuru
    12) Salim ŞEN Polis Memuru
    13) Hüseyin YÜKSEL Polis Memuru
    14) Sebahattin DİNÇ Polis Memuru

    (Kaynak: Sivas Kitabı, Edebiyatçılar Derneği Yayını, s.335-37)



    d) Devlet yetkilileri ne dedi?

    Sivas’ta eli sopalı, taşlı, zincirli onbini aşkın saldırgan, insan avındaydı. Korkunç durum, Başbakana, İçişleri Bakanı’na defalarca bildirildiği halde herhangi bir yardım gelmedi ve önlem alınmadı. 35 insan yakılarak feci şekilde katledildi. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Halkla güvenlik güçlerini karşı karşıya getirmeyiniz” diyor, ilgilileri uyarıyordu. Cumhurbaşkanının “halk”tan kastettiği oteli kuşatan saldırgan kalabalıktı. Gerçi Süleyman Demirel, politik yaşama kazandırdığı, “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz” şeklindeki veciz sözü ile tarafını çoktan açıklamıştı.

    Başbakan Tansu Çiller ise, “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” diyebiliyordu. Daha sonra TBMM’de yaptığı bir konuşmada da Van’da yakılan bir oteli, Sivas’takiyle karıştırmış ve “Bir vatandaş, sigortadan para almak için sigortalı oteli yakmıştır” demişti. Bir başbakan, ülke sorunlarına ve toplumsal gelişmelere bu denli duyarsız olabiliyordu.

    Ülkenin iç asayişinden sorumlu bir yetkilisi, İçişleri Bakanı Mehmet Gazioğlu, otele yapılan saldırıyı, “Aziz Nesin’in halkın inançlarına karşı bilinen tahrikleriyle halk galeyana gelerek tepki göstermiştir” şeklinde yorumlayarak saldırganları mazur göstermiştir.

    Devlet yetkililerinin açıkça taraf tutmaları, güvenlik güçlerinin ilk soruşturmasını da etkilemiştir. Saldırı öncesinde, sırasında ve sonrasında yeterince önlem alınmadığından insanlar yakılmış, saldırgan katiller ellerini kolllarını sallayarak kent dışına çıkmış ve izlerini kaybettirmişlerdir. 10-15 bin saldırgandan ancak 35 kişi, katliamdan bir gün sonra gözaltına alınmıştır. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalafetten dolayı soruşturma başlatılmış, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevkedilmişlerdir. Soruşturmanın bu yetersiz çerçevede kalması sonucu, 190 kişiden 124’ü tutuklanmış, geri kalanlar serbest bırakılmışlardır.

    Olay, rejime yönelik ve arkasında ırkçı-şeriatçı örgütlerin bulunduğu siyasal bir gelişme şeklinde ele alınmadı. Hukuki süreç bu yönde işletilmedi. Böylece, 35 kişinin katledilmesine, 60 kişinin ağır yaralanmasına, onlarca arabanın yakılmasına neden olan katliamın düzenleyicileri olan ırkçı-şeriatçı örgütler ve katliamda kusuru bulunan sorumlular ortaya çıkarılmadı.

    e) Sivas Valiliğinin Raporu

    Sivas Valisi Ahmet KARABİLGİN, katliamla ilgili olarak hazırladığı bir raporu İçişleri Bakanlığına sunar:

    Olay Öncesi İstihbarat

    01. 07. 1993 Perşembe günü, İl Merkezinde başlayacak olan ve aralarında Aziz NESİN’in bulunduğu birçok yazar ve sanatçının katılacağı 4. Geleneksel Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’ni protesto etmek amacıyla, 30. 06. 1993 günü ‘gizli’ olarak, ‘Ek - 1’de sunulan bildiri dağıtılmıştır.

    Konunun hassasiyetinden dolayı, etkinlik programı ve Aziz Nesin aleyhindeki bildiri Emniyet Müdürlüğü’ne faksla iletilmiştir.

    II. Olayın Başlangıcı ve Seyri

    2 Temmuz 1993 Cuma

    - Paşa Camii önünde görevli emniyet ekibi (3860 kodlu) tarafından, Paşa Camii ve Meydan Camii’nden, Cuma namazından çıkan 500-1000 kadar kişiden oluşan grubun dört koldan Hükümet Konağı’na doğru ilerledikleri bildirilmiştir. (13.30)

    - Hükümet Meydanı gerisinde oluşturulan polis barikatını aşan yaklaşık 2 bin kişi, maydanda, “Vali istifa”,”zafer İslam’ın”,”Şeytan Aziz”,” İslamiyet’i ezdirmeyeceğiz” vb. sloganlar atmışlardır. (13.40)

    - Sayıları yaklaşık 3 bini bulan grup, Osmanpaşa Caddesi ve Buruciye Medresesi civarında benzer sloganları yinelemiştir. (13.55)

    - 3 bin 500 dolaylarında gösterici, Kültür Merkezi önüne gelmiş ve içerdeki karşıt grupla slogan mücadelesi başlamış, çatışma polis tarafından önlenmiştir. (14.10)

    - Kültür Merkezi’nden ayrılan grubun sayısı, 4-5 bini bulmuştur. (14.40)

    - Grup, Buriciye Medresesi’ne gelmiştir. (14.45)

    - Buriciye Medresesi önünden Hükümet Meydanı’na geçen 6 bin dolayındaki gösterici, aynı sloganları tekrarlamışlardır. (14.50)

    - Grup, Hükümet Meydanı’ndan Atatürk Caddesi’ne yönelmiştir. (15.00)

    - Atatürk Caddesi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na gelinirken, sayı yaklaşık 8-9 bini bulmuştur. (15.10)

    - Hükümet Meydanı’ndan İstasyon Caddesi yoluyla Kültür Merkezi’ne gelen göstericiler, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etmiş; Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla taşlı sopalı çatışma, polisçe, fazla büyümeden, zor kullanılarak önlenmiştir. (15.30)

    - Valilik tarafından görevlendirilen Belediye Başkanı, Kültür Merkezi önündeki topluluğu sakinleştirmek için bir konuşma yapmıştır. (15.48)

    - Kültür Merkezi’nden İstasyon Caddesi yoluyla yeniden Hükümet Meydanı’na ve Madımak Oteli civarına gelen yaklaşık 10 bin kişilik gösterici grubu, slogan atmaya devam etmiştir. (15.55)

    - Madımak Oteli önünde toplanan yaklaşık 15 bin göstericiye, Valilik’ten gelen istek üzerine, Belediye Başkanı ve Büyük Birlik Partisi İlçe Başkanı birer konuşma yapmışlardır. (18.00)

    - Belediye İtfaiye araçları, Hükümet Meydanı’na gelmiştir. (18.30)

    - Kültür Merkezi önündeki heykel, belediye garajına konulmak amacıyla Meydan’dan geçirilirken, topluluk tarafından Madımak Oteli önüne getirilmiştir. (19.14)

    - Madımak Oteli önündeki araçlar ve heykel ateşe verilmiştir. (19.50)

    - Otele yaklaşmak isteyen itfaiye araçlarına, göstericiler yere yatarak engel olmuşlardır. (20.00)

    - İtfaiye, otele güçlükle yaklaşabilmiştir. (20.05)

    - Yangın Otele de sıçramıştır. (20.10)

    - Afyon Sokak’tan (arka taraftan) gelen itfaiye, yangını söndürmeye başlamıştır. (20.20)

    - Hükümet Meydanı’na gelen göstericiler, Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlamışlardır. (20.40)

    - Güvenlik kuvvetleri havaya ateş etmiş ve göstericiler dağılmaya başlamıştır. (20.50)

    - Kalabalık, küçük gruplar halinde şehrin çeşitli kesimlerine yayılmıştır. (21.00)

    - Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk Büstü tahrip edilmiştir. (21.40)

    - Sayın İçişleri Bakanı Valiliğe gelerek, olaylarla ilgili bilgi almıştır. (22.00)

    - Valilikçe ilan edilen ”sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hâkimiyet sağlamışlardır. (23.00)

    III. Olayın Nedeni

    Olayların asıl nedeni, dinsiz olduğunu birçok kez açıklayan yazar Aziz Nesin’i bahane eden irtica yanlısı ve devlet düşmanı odakların, fırsattan yararlanıp, halkı, işsiz, güçsüz kişileri galeyana getirmesi ve istismar etmesidir.

    Olaylar, idarenin elinde olmayan, kanunsuz göstericiler karşısında eldeki güvenlik güçlerinin kesin üstünlüğünü imkansız kılan bir gelişim seyretmiştir. Gelişmeler, dakika dakika hükümet yetkililerine ve üst düzey yöneticilere iletilmiştir.

    Çeşitli camilerden çıkan ve normal bir kalabalık içinde küçük gruplar halinde değişik yönlerden gelen göstericiler, bir anda Hükümet Konağı önünde kanunsuz gösterilerine başladılar. 13.30 dolaylarında başlayan bu ilk olay üzerine, derhal Emniyet ve Jandarma üsleri ile yaptığım haberleşmede, başlayan olaya karşı alınacak önlemler değerlendirilmeye ve uygulamaya sokulmuştur. Olayın, ilk dakikalarında yarattığı izlenim, toplanan kişilerin hemen dağılıp gidecekleri şeklinde olmuştur.

    Topluluğun Hükümet Konağı önünden ayrılmayıp slogan atmayı sürdürdükleri ve yere oturmaya başladıkları görüldüğünde, işin ciddiyeti anlaşılmış ve saat 13.45’te, yani olayın başlamasından 15 dakika sonra, Tugay Komutanı’ndan askeri güç talebinde bulunulmuştur. 13.45’te başlayan ve aralıklarla süren takviye kuvvet isteme talebine gecikerek karşılık verilmiştir. Hazırlandığı bildirilen kırk kişilik ilk kuvvet, Hükümet Konağı önüne ancak saat 16.00 dolaylarında ulaşmıştır.

    Saat 19.10’da Genelkurmay Başkanı ile yaptığım telefon görüşmesine kadar, Tugay güçlerinin olay mahalline sevki mümkün olamamıştır. Sayın Genelkurmay Başkanı bu telefon görüşmesinde, Tugay’ın tüm gücünün olaylara müdahale etmek üzere kullanılacağını bildirmiştir. Saat 19.45’te, göstericiler kundaklanmış Madımak Oteli’ne girmek üzereyken, Tugay’ın son gelen ek gücü, koşar adımla kalabalığa müdahale etmeye çalışmış, ama kalabalığı yaramamıştır. Tugay takviyesinin en son anda, saldırganlar otele girmek üzereyken ulaşmakta olduğu, deşifre edilecek Emniyet telsiz konuşmalarından, Emniyet Müdürü ile yaptığım haberleşmelerden de anlaşılmaktadır.

    Bu kritik anda yanımda bulunan İl Jandarma Komutanı’nın emri ile Jandarma timinin havaya ateş açması, olayların daha vahim noktalara gitmesini önlemede etkin olmuştur.

    IV. Son Değerlendirme

    1. Kanunsuz bir toplum olayına dönüşeceği yönünde kesin bir belirti bulunmamasına rağmen her türlü güvenlik önleminin alındığı etkinliklerde fanatik bir grubun çıkarttığı olayın, daha önceki yıllarda yaşanan ve tüm şehri kaplayan mezhepler arası çatışmaya dönüşmemesi, güvenlik güçlerinin halk üzerine ateş edip olayları daha da alevlendirmesi yanlışlığına düşülmemesi yönünde her türlü duyarlılık gösterilmiştir.

    Keza aynı yaklaşım, Sayın Başbakan’ımız ve İçişleri Bakanı’mızla yaptığım telefon görüşmelerinde, ‘Gösteriler içindeki halkın, güvenlik güçlerinin ve saldırıya hedef olan misafirlerin hepsinin korunması zorunluluğu olmadıkça kuvvete başvurulmaması’ şeklinde tekrar edilmiş ve bu yönde talimatlar alınmıştır.

    2. İlk anda kuvvete başvurup, grubun tüm şehre yayılması; olayların tüm şehri kaplaması ve sayıca yetersiz güvenlik güçlerinin şehre yayılan olaylar karşısında iyice güçsüz bir duruma düşmesi ve olayların daha büyük facialara dönüşmesi sonuçlarını yaratabilirdi.

    3. Çevre illerden gelen takviye güçler, 25-30 sayıları mertebesinde kalmış, Tugay’ın tüm gücünün bir anda seferber edilmemesi de, mevcut güvenlik kadrosuna yeterli desteğin zamanında katılamaması sonucunu doğurmuştur.

    V. Sonuç

    Sonuç olarak, yaşanan üzücü olayın öncesinde, olay sırasında ve sonrasında, eldeki tüm olanaklar ve güvenlik gücü kullanılmaya çalışılarak, ilimizde bulunan askeri birlik, 5. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’ndan, İçişleri Bakanlığı Sayın Müsteşarı’nın bilgisi altında Kayseri ve Tokat illerinden; ilimiz Hafik, Yıldızeli, Kangal, Şarkışla ve Zara Kaymakamlarından takviye kuvvet zamanında istenilmiş, Sayın Başbakan’a, Sayın İçişleri Bakanı’na, Sayın İçişleri Bakanlığı Müsteşarı’na, uçak ve helikopterle takviye gönderilmesi talebi arz edilmiştir. Yaşanan bu üzücü olayda, Valiliğimiz yasal ve idari her türlü çareye başvurmuş, gerekli makamlarla haberleşme ve koordinasyon içinde bulunmuştur. Dünyanın her yerinde, ülkemizin birçok yerleşim merkezinde de yapılması gereken en temel iş, olayları sınırlamak ve büyümesini engellemektir. Bu çerçevede Valiliğimiz görevlerini eksiksiz olarak yerine getirmiştir.

    f) Tahrik mi, Tertip mi?

    Devletin Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakan düzeyindeki yetkililerinin olaya yaklaşımları, yakılanların bunu sanki hak ettiği yolundadır. Saldırganlara yönelik herhangi bir tutum alınmasına karşı çıkmakta, olayın tahrike bağlı bir duyarlık olduğunu iddia etmektedirler.

    Böyle bir tutum, etkilerini göstermekte gecikmedi. Nitekim Emniyet Müdürü ile Vali hemen görevden alınır. Katliam soruşturması, Aziz NESİN’in tahrikleri ekseninde yürütülür.

    Emniyet tahkikatı bu yöndedir ve Savcılık da böyle bir yol tutturmuştur. Cumhuriyet Savcılığı soruşturmasında, katliamı planlayan ve başlatan örgütler üzerinde durulmamış; saldırı Aziz NESİN’ın tahriklerine bağlanmış ve iddianame, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefet temelinde hazırlanmıştır. (Sivas Savcısının hazırladığı iddianame: Hazırlık 1993/2460, Sivas Asliye Ceza Mahkemesi)

    Ankara DGM Savcılarının 1 Nolu DGM’ye sunduğu iddianamede de, “Sivas’ta Pir Sultan Şenlikleri ve bu şenliklere katılan, bir konuşma da yapan, Aziz NESİN gibi dini inkâr etmekten öte, İslâm dinini küçültücü, aşağılayıcı bir kitabı da neşrettiren, Türk halkına aptal demekten çekinmeyen kişilerin davet edilmesi” gibi ifadelere yer verilmiştir. 8 DGM Savcıları da, katliamı planlayanları ve başlatan örgütleri ortaya çıkarmaktan yana olmamış ve olayları Aziz NESİN’in tahrikine bağlamışlardır.

    Ankara 1 Nolu DGM de gerekçeli kararında (E: 1993/106, K: 1994/190) , saldırıyı ve katliamı Aziz NESİN’in tahrikine bağlayarak olaylarda bir örgüt aramanın gereksiz olduğuna karar vermiş, sanıkların cezasında da dörtte bir oranında indirim uygulamıştır.

    Oysa saldırının ve katliamın örgütlü olarak planlandığına dair tanık ifadeleri ve belgeler bulunmaktadır. Üstelik bunların tümü mahkemeye sunulmuştur. Olaylardan iki gün önce kentte, “Müslüman Kamuoyuna” başlıklı bir bildirinin dağıtıldığını belirtmiştik. Şenliklerin birinci gününün akşamı, “Halkımıza Çağrı” başlığı taşıyan ikinci bir bildirinin dağıtıldığı da vurgulanmıştı. Malatya Valisi, saldırıdan bir gün önce bir otobüs dolusu Aczmendi militanının Malatya’dan Sivas’a geldiğini, basına söylemiştir. Yine daha önce aktardığımız gibi, şenliklerin birinci ve ikinci günleri, Sivas’taki yerel sağ basın organları (Hürdoğan, Bizim Sivas, Hakikat, Anadolu, Yeni Ülke vb.) dağıtılan bildirilerin içeriğine uygun ve tahrik edici yazılar yayımlamışlardır.

    Bu yazılı kaynaklara ek olarak, TBMM’nin olayla ilgili kurduğu Araştırma Komisyonuna ifade veren çeşitli görevlilerin anlatımları da ilginç bilgilerle yüklüdür.

    O günlerde Sivas Emniyet Müdürü olan Doğukan ÖNER: “... Bu Perşembe günü de, Aziz NESİN Buriciye Medresesine gitmiş, Buriciye Medresesinde öğleye kadar kitap imzalamış, o akşama kadar belirli yerlerde gezmiş. O akşam çıkıp Madımak Oteli’ne gitmiş. Gece saat 21.00’de bir tek siyasi şubemizin korumasıyla birlikte yanında 8 kişi ile Madımak Oteli’nden çıkmışlar, Atatürk Caddesinden inmiş aşağıya; orada Sarayhan Restorantı var; Sarayhan Restorantına yaya gitmişler. Orada içki içtikten sonra da yine yaya olarak aynı ekiple o şekilde gitmişler. Yani ben şunu arz etmek istiyorum, yani olay bir tek Aziz NESİN’e yönelik olan bir hadise değildir.

    “... Bu işte kesin provokasyon vardır. Bu işte kesin dışarıdan gelme birtakım güçler vardır. İlk defa camiye gittiğim zaman o caminin ön tarafında belirli birtakım gruplar vardı... Ben o grupları Madımak önünde görmedim...”

    Mehmet YILDIZ (Sivas Emniyet Asayiş Müdürü) : “Heykel getirildi, topluluğun önüne atıldı. Atılınca gerçekten insanlar artık çok çılgınca hareket ediyorlardı. Dişleriyle dahi ısıranları gördük, kafasını vuranları gördük... Paşa Camisinden anons edilince, diyelim ki 200 kişi pankart astı. Amerikan Bayrağını yaktılar...”

    Millet Partisi İl Başkanı: “Paşa Camisinde namaz bitmişti, bir kısım imamı beklemeden namaz biter bitmez dışarıda bir gürültü patırdı oldu... Amerikan Bayrağının yakılışını bizzat gördüm. Pankartı da cami duvarında asılı olarak gördük.”

    Dr. Hüseyin POLAT (Tabibler Odası Başkanı) :“Öncelikle bu saldırı devlete karşı yapıldı. Laik Cumhuriyete ve Atatürk’e karşı yapıldı. Belediye Başkanı ‘Gazanız mübarek olsun’ diyerek manevi destek verdi.”

    Mehmet TALAY (Kültür Bakanlığı Sivas İl Müdürü) : “Aziz NESİN Sivas’a ilk kez gelmedi. Aziz NESİN bundan yedi, sekiz ay veya bir sene kadar önce kitap imza gününe gelmişti. Sonra Aziz NESİN’in konuştuğu gün Perşembe günü, olaylar 24 saat sonra çıkıyor. Tepki olarak olsaydı aynı gün tepki olurdu...”

    Şakir ŞEKER (ANAP İl Başkanı) : ”Caminin içinden insanlar çıkmaya başladığı anda, 20 veya 25 kişilik namazla hiç alakası olmayan ve namaz kılmayan bir grup, bahçede namaz kılan yere gelir ve bunlar bir pankart açarlar, arkasından da bir Amerikan Bayrağı ateşe verilir...” 10

    Yine kamu tanıklarından Emniyet görevlileri İzzet KARADAĞ, Erol ÇÖL, Refik SUNGUR, Nazım GÜNAYDIN, Orhan Veli KARADAYI, Mehmet ÖZBEK, Ömer Faruk ÜNAL hazırlık ifadelerinde ve Mahkemedeki ifadelerinde saldırının ve katliamın organizeli olduğunu belirtmişlerdir. 11

    Belgelerden ve tanıkların anlatımlarından anlaşıldığı gibi, Sivas katliamı tahrik sonucu değil, örgütlü ve planlı hazırlıkların sonunda gerçekleşmiştir.

    g) Yargı Süreci

    Katliamdan birkaç gün sonra soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma ve yargılamanın gelişimi şöyledir:

    1) Sivas C. Başsavcılığı, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten dolayı bazı kişiler hakkında soruşturma başlatır ve Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açar. Sivas 2. Asliye Ceza Mahkemesi de 23. 08. 1993 gün, 1993/302 Esas, 1993/315 kararıyla, kamu güvenliği yönünden davayı Ankara Asliye Ceza Mahkemesine gönderir. Ankara 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 1993/1185 E. Kararıyla dava Ankara DGM’ye gönderilir.

    2) Sivas C. Başsavcılığı, ayrıca 22. 07. 1993 gün ve 1993/2212 Hz. Sayılı iddianamesiyle Sivas Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açar. Mahkeme de kamu güvenliği nedeniyle dava dosyasını Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderir. Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi de, oluşumunun DGM’yi ilgilendirdiği gerekçesiyle 11. 10. 1993 gün, 1993/169 E., 1993/150 sayılı kararıyla davayı Ankara DGM’ye gönderir.

    3) Sivas İli, Kayseri DGM kapsamındadır. Bu yüzden, Kayseri DGM Savcılığı da soruşturma başlatır. Sonra 25. 08. 1993 gün, 1993/175 Esas, 1993/197 sayılı kararıyla davayı kamu düzeni bakımından Ankara DGM’ye gönderir.

    4) Ankara DGM, kendisine gönderilen dava dosyaları hakkında 27. 10. 1993 tarih ve 1993/129 Esas, 1993/109 sayılı kararıyla görevsizlik kararı verir. Böylece Mahkemeler arasında uyuşmazlık sonucu dava dosyası Yargıtay’a gider. Yargıtay 16. Ceza Dairesi de 08. 11. 1993 gün ve 1993/11824 Esas, 1993/11804 sayılı kararıyla Ankara DGM’nin yetkili olduğuna karar verir.

    5) Ankara DGM, gerek Asliye Cezada açılan davaların dosyasını, gerekse Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan dosyayı 1993/106 Esas kararıyla birleştirir. Sonuçta dava, Ankara 1 nolu DGM’de açılmıştır.

    Görüldüğü gibi, saldırı ve katliam sırasında Emniyet, suçluları yakalamada oldukça pasif kalmış; Sivas’ın dışından gelen saldırganlar kolaylıkla Sivas’ı terketmişlerdir. Sonradan gözaltına alınanların tümüne yakını Sivas’ta oturanlardır.

    Yargı sürecinde dava dosyası, Kayseri DGM, Sivas, Ankara Asliye ve Ağır Ceza Mahkemeleriyle, Ankara DGM ve Yargıtay arasında uzun süre dolaştırılmıştır. Böylece sıcağı sıcağına soruşturma başlatılmadığı gibi, suçluların çoğunluğu çoktan kayıplara karışmışlardır.

    35 kişinin ölümüne, 60 kişinin yaralanmasına neden olan bu katliamın soruşturulmasına, yargılanmasına etki eden veya engellemeye çalışan gizli güçler mi vardır? Burası tartışma konusu olmuştur.Ama katliamın öncesi, sonrası ve yargılama süresinde saldırganların korunduğuna, basın ve kamuoyu tanık olmuştur.

    Ankara 1 nolu DGM’ye sunulan iddianamede Sivas Katliamı şöyle anlatılmaktadır:

    “İDDİANAME: 02. 07. 1993 Cuma günü her yıl olduğu gibi Banaz Köyü’nde yapılmakta olduğu söylenilen Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin bu yıl Sivas şehrine dikilen Pir Sultan Abdal Abidesi’nin açılışı nedeniyle Sivas il merkezinde yapılmış olması, toplantıya İslam dünyasında tepki yaratan Şeytan Ayetleri Kitabı’nı Türkiye’de de yayınlayan Aziz Nesin’in davet edilmesinin, il içinde olumsuz bir ortamın doğmasına neden olduğu gözlenmiştir. Sivas ilinde yaşayan vatandaşların bu duruma hassasiyetlerini gösterecekleri ve bir büyük olayın geleceği önceden bilinmesi de bir yana, yasal ve emniyet tedbirlerinin bu tür olayları önlemede etkin bir çare olamayacağı açıktır...

    “İslam dünyasında tepki yaratan ‘Şeytan Ayetleri’ kitabının Türkiye’de yayınlanmasını yürüten ve Türk toplumunda sergilediği hareketleriyle hiç de iyi izlenim bırakmayan Aziz Nesin’in bu merasime (4. Pir Sultan Abdal şenliği) davet edilmesi, geleneksel olarak Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nin her yıl Banaz Köyü’nde yapıldığını düşünürsek, bu şenliğin Sivas İl Merkezi’ne getirilmesi; kamu davasındaki bu olayı hazırlamıştır.

    “İşte 02. 07. 1993 gününün Cuma olması ve camilerden çıkan halkın, fanatik dincilerin yönlendirmesiyle, yetkililerce olayın önlenmesi için yeterli tedbirin alınmaması ve geciktirilmesi,

    “Ayrıca, fanatik toplulukça şenlikten bir gün önce il merkezinde yayınlanan gazetelerde açıklamalar yapılması ve halkı kışkırtan bildiriler dağıtılması;

    “Hele hele Aziz Nesin’in İslam Dini’ne karşı tutum ve davranışları ve açıklamaları;

    “Kapalı bir salonda düzenlenen toplantıda terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulması;

    “Eylemin hazırlayıcı nedenleri arasında sayılabilir.

    Sivas ilinde meydana gelen bu vahim olay için de, ‘Bu şenlik neden İl Merkezi’nde yapılmıştır, neden Cuma gününe rastlatılmıştır, neden genelde halk tarafından hareketleri hiç de hoş karşılanmayan Aziz Nesin şenliğe davet edilmiş, kendisine konuşmalar yapma imkanı tanınmış, neden şenlikle hiç ilgisi olmayan terör örgütü militanları için saygı duruşunda bulunulmuştur? ’ soruları cevapsız kalmaktadır.

    “Bir yanda ‘Marksist-Leninist’ düzene dayalı devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik oluşturulan yasa dışı terör örgütleri, özellikle PKK terör örgütünün; bir yanda fanatik dincilerin laik devlet düzenini cebren ilga edilip, yerine şeriat devlet düzeninin getirilmesine ilişkin;

    “... Çalışmaları Sivas olayında tahrik ve teşvik şeklinde görüntülenerek gövde ve güç gösterisi oluşturulmuştur. Olaydan bir gün önce sokağa dökülen Marksist-Leninist düzene dayalı, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelik Dev-Sol, Dev-Genç, PKK terör örgütlerinin militanlarının katılmasıyla Sivas sokaklarında yapılan yürüyüş ve Aziz NESİN’in konuşmaları sergilediği tavrı, bir gün sonra meydana getirilecek olayların tahrikçisi olmuştur...” 12

    DGM savcılarının iddianamelerinde, Pir Sultan Abdal Kültür Şenlikleri ve bu şenliğe katılanlar “Dev-Sol, Dev-Genç, PKK” örgütleriyle bağlantılı olmakla suçlanmaktadır. Bu örgütlerin Sivas’ta yürüyüş yaptıklarından sözedilmektedir. Oysa Sivas Valiliğinin ve Emniyet Müdürlüğünün raporlarında böyle bir yürüyüş olmadığı belirtilmiştir. Yine, katliamı gerçekleştiren ırkçı-şeriatçı örgütlerden hiç söz edilmemiştir. Katliamın nedenini Aziz NESİN’in tahrikine ve sol örgütlere bağlayarak savcıların, katliamı yapanlardan yana taraflı olduğu görülmektedir.

    Davanın ilk duruşması, Ankara 1 nolu DGM’de 21. 10. 1993 günü yapıldı. Duruşmayı izlemek üzere binlerce kişi Ankara DGM önüne geldi. Binin üstünde polis Adliyenin geliş yollarını çevirmişti. Saldırganların yakınlarının ve avukatlarının dışında kimseyi Adliyeye yaklaştırılmıyorlardı. Sivas’ta katledilenlerin aileleri ve avukatları içeri alınmadılar. Emniyet güçleri, duruşmayı izlemeye gelenlere ve katledilenlerin yakınlarına acımısızca saldırdılar. Kadınları saçlarından tutarak yerlerde sürüklediler ve copladılar. Ağza alınmayacak küfür ve hakaretler yapıldı. Birçok kişi gözaltına alındı.

    İlk duruşma böyle başladı. Yakınlarını kaybeden aileler ve müdahil avukatları sonraki duruşmalara katılma imkanı buldular. Sanıklar, her duruşmada müdahil avukatlara ve yakınlarını kaybeden ailelere sözle ve el hareketleriyle hakarette bulunuyorlardı. Mahkeme heyeti bu tür hareketlere müdahale etmiyordu.

    Müdahil avukatlar, katliamla ilgili elde edilmiş fotoğrafları, filmleri ve benzeri belgeleri mahkemeye sundular. Mahkemeye sunulan belgelerde saldırganlar, somut olarak görülüyordu. Ancak mahkeme heyeti avukatların belgelerin incelenmesi istemini kabul etmedi. Daha sonra davanın gelişimini, tanıkların ifadelerini basından ve kamuoyundan gizlemek için gizlilik kararı alındı. Müdahil avukatlar, mahkeme heyetinin tutumunu yanlı görerek reddi hakim isteminde bulundular. Avukatların bu istemi de reddedildi.

    Mahkemenin yanlı tutumu karşısında, müdahil avukatlar, yaptıkları bir açıklamayla duruşmalara katılmama kararı aldılar:

    “...Şeriat heveslilerinin, teokratik devlet özlemcilerinin yargılandığı ve Cumhuriyet tarihimizin en önemli davalarından olan Sivas Olayları Davasının her yönüyle topluma, halkımıza açık olması gerekir. Müdahil vekileri olarak, gerekçesi ve nedenleri bile tutanağa yazılmamış olan ‘Gizlilik kararı’nın sürmesini asla benimsemeyiz, yargılamanın kamuoyundaki inandırıcılığına gölge düşmesine göz yummayı, halkın haber alma hakkının tıkanmasını içimize sindiremeyiz ve hukuka uygun bulmayız.

    “Bu nedenle meslektaşlarımız, müdahil müvekkillerin de isteklerini göz önünde bulundurarak; mahkemelerce verilmiş bulunan ‘Gizlilik kararı’ kaldırılıncaya kadar, duruşmalar halka açık olarak yapılıncaya kadar, duruşmalara girmeme ve mahkemeyi tarihi sorumluluğu ve hukuki yanlışlığı ile baş başa bırakma kararı vermişlerdir...” 13

    Müdahil avukatların bu kararını desteklemek üzere, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi de tüm şubeleriyle açlık grevi kararını aldı. 14 Haziran 1994 günü başlayan ve18 Haziran akşamı sona eren dört günlük açlık grevine, Derneğin 35 Şubesinin tüm yönetim kadrosu katıldı. Açlık grevi süresince 100 binin üstünde kişi ve kurum temsilcisi Derneği ziyaret ederek destek verdiler. Buna ek olarak Ankara’da 200 bin bildiri dağıtıldı.

    Bunca tepki ve uyarıya karşın, mahkeme heyeti kararında direnerek yargılamayı yürüttü. Gizlilik içinde yürütülen yargılama 26. 12. 1994’te karara bağlandı. Mahkemenin gerekçeli kararı şöyledir:

    “Gerekçeli Karar:...Sivas olaylarının devlete ve laik düzene yönelik olmadığı, Aziz NESİN’in Şeytan Ayetleri kitabını yayınlamasına duyulan öfke, kin ve nefretin oluşturduğu tahrik sonucu ve Aziz NESİN’e yönelik bir eylem olduğu, kast edilen Aziz NESİN olmasına rağmen hedefde sapma sonucu 37 masum insanın ölümü ile sonuçlanan bu olayların, laik-antilaik veya mezhep çatışması olmadığı, sadece İslam dinince mukaddes sayılan değerlerin aşağılanmasına tepki gösterildiği, Aziz NESİN’in Anadolu’nun herhangi bir vilayetinde da aynı tepkiyi görebileceği, dolayısıyla şahsa yönelik eylemin bir başka amaca çekilerek kamplaşma ve kutuplaşma yaratmasının hukuki ve sosyal bir yararı olmadığı kanaatindeyiz.

    “... Olayların müştekisi Aziz NESİN’in, Bakanlar Kurulu’nun 24. 08. 1989 tarih ve 1989/14479 sayılı kararnamesinde, yazarı Salman RÜŞDİ olan ‘Şeytan Ayetleri’ isimli kitabın Türkiye’ye sokulması ve dağıtılmasını yasakladığı, Türkiye’de bu yasağa rağmen adı geçen kitabı Aydınlık Gazetesinde yayınladığı ve bu kitabın içeriği itibarıyla Müslümanların Peygamberi ve eşlerine karşı tahrik ve tazyif edici ibarelerin bulunması sebebiyle tüm Müslüman halkı bu yayından dolayı haksız şekilde tahrik ettiği, böylece olayların çıkmasının müsebbibi bulunduğu anlaşıldığından, sanıklara tayin olunan ceza TCK’nun 51/1 maddesi gereğince ¼ nisbetinde indirilecek... hapis cezasıyla ayrı ayrı cezalandırılmalarına...“ (Ankara 1 nolu DGM’nin Gerekçeli Kararı, Sayfa: 461/465) 14

    Böylece Sivas katliamı davasının 22 sanığı hakkında 15’er yıl, 3 sanığı hakkında 10’ar yıl, 54 sanığı hakkında 3’er yıl, 6 sanığı hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanığı hakkında da beraat kararı verildi.

    DGM’nin kararında katliamı gerçekleştiren faşist (ırkçı-şeriatçı) örgütlerden söz edilmediği gibi, katliam Cumhuriyete ve laikliğe karşı bir eylem olarak da değerlendirilmemiştir. Ama bir suçlu gerekliydi ve o da bulunmuştu: Aziz NESİN. Üstelik bu hiç de yeni bir şey değildi; devletin yetkilileri, siyasi iktidarın sözcüleri, emniyet yetkilileri ve savcılar da, Sivas katliamının örgütlü bir hareket olmadığını, Aziz NESİN’in tahrikiyle ortaya çıkmış bir tepkinin sonucu olduğunu, olayın ilk gününde açıklamışlardı.

    Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyiz ettiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Esas No: 1996/688, Karar No: 1996/4716 kararıyla, “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu.

    Ankara 1 nolu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı. Karar, 28. 11. 1997’de açıklandı. Mahkemenin Esas No: 1996/84, Karar No: 1996/199 Gerekçeli Kararında şu ifadelere yer veriliyordu:

    “... 7-8 saatlik uzun bir zaman süreci içerisinde güvenlik görevlilerince yapılmış olan çeşitli uyarılara rağmen dağılmayarak Hükümet Konağının önünde bulunan güvenlik görevlilerini kurduğu barikatın da zorlanıp devlet ve hükümetin il’de temsilcisi olan valiye ‘Şerefsiz vali’, ‘Vali istifa’ şeklinde, yürüyüşler ve toplanmalar sırasında Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerine aykırı biçimde ‘Şeriat gelecek zulüm bitecek’, ‘Cumhuriyeti burada kurduk, burada yıkacağız’, ‘Yaşasın şeriat, kahrolsun laiklik’, ‘Şeriat isteriz’, ‘Dinsiz laikler’ sloganlarının atılması, bir kısım işyeri, mesken ve araçların yakılması ‘Yak yak’ sloganları altında güvenlik görevlilerinin kurduğu barikatın cebir kullanılmak suretiyle açılıp otelin yakılması suretiyle 35 kişinin öldürülmüş ve çok sayıda kişi ve güvenlik görevlisinin yaralanmış bulunması ve nihayet Türk İnkılabının temel taşlarından birisi olan Sivas Kongresinin imzalandığı ve sonradan müzeye dönüştürülmüş bulunan bina ile önündeki Atatürk Heykelinin tahrip edilmiş olması, olayda kullanılan cebir, bir kısım icra hareketlerinin TCK’nin 146. Maddesinde belirtilen sonucu yaratmaya elverişliğinin ve Aziz NESİN’in düşünce ve davranışları bahane edilmek suretiyle Anayasal düzenin en önemli ilkelerinden olan Cumhuriyetçilik ve laiklik ilkelerinin ortadan kaldırılmasına yönelik bulunduğunu tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır...” (Gerekçeli Karar, s. 65-67)

    DGM’nin kararında 33 sanığa idam, diğerlerine de muhtelif ağır hapis cezaları verilmiştir.

    Mahkemenin kararı taraflarca temyiz edilmiştir Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, 24. 12. 1998 günü verdiği kararda hapis cezaları onaylanırken, 33 idam cezası bazı usul noksanlıkları nedeniyle bozulmuştur. Dava bir kez daha DGM önündedir.


    ONLARKİ ATEŞ HIRSIZLARIDIR (15.KATLİAM YILINDA SİVASI UNUTMADIK..! !)

    patikayolu@msn.com

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 31.03.2008 - 21:29

    KATLİAMDAN SONRA YARGILAMA SÜRECİ



    Olaydan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190'a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124'ü hakkında 'laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma' suçlamasıyla dava açıldı,[1] geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994'te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15'er yıl, 3 sanık hakkında 10'ar yıl, 54 sanık hakkında 3'er yıl, 6 sanık hakkında 2'şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

    Müdahil avukatlar, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını 'taraflı, hukuka ve adalete aykırı' olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi katlıamın 'Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu' belirterek Devlet Güvenlik Mahkemesi'nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No'lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay'ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

    28 Kasım 1997'de açıklanan kararda, 33 sanık Türk Ceza Yasası'nın 146/1 maddesine göre idama[2] ve 14 sanık 15 yıla kadar değişen hapis cezasına[1] mahkûm edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 24 Aralık 1998'de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık Devlet Güvenlik Mahkemesi'nce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezasının yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet ağır hapis cezasına çevrildi.[1]

    Sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlendi ve bakanlığı sırasında onları hapisanede ziyaret etti.[3]

    Geçen bu zaman zarfı içerisinde sanık sayısı tahliyelerle 33'e düştü.[3] Olayın kilit ismi olarak nitelendirilen, dönemin Sivas Belediye Meclisi üyesi Cafer Erçakmak[1] ve Yargıtay'ın 1997'deki bozma kararından sonra firar eden 8 sanık ise halen yakalanamamıştır.[3]

    Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasinda, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasinin verildiği ilk davadır.

    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 30.03.2008 - 13:48

    HASRET GÜLTEKİN 23 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi

    Hasret Gültekin, (d. 1 Mayıs 1971 - ö. 2 Temmuz 1993) , müzisyen.

    Sivas İmranlı'nın Han köyünde dünyaya geldi. Süleyman ve Hacıhanım Gültekin'in üçüncü çocuğu olan sanatçı ana dili Türkçenin yanısıra kürtçeyi de kullanmıştır.

    Gültekin 6 yaşında iken bağlama çalmaya başladı. Girdiği Kadıköy Anadolu Lisesi (Kadıköy Maarif Koleji) 'ni yarıda bırakarak müzik hayatına başladı. İlk resitalini Kadıköy Moda Sineması'nda verdi ve ilk albümü 'Gün Olaydı'yı 16 yaşında çıkardı. Büyük usta Talip Özkan`ın öğrencisiydi. 1989 yılında çıkardığı 'Gece ile Gündüz Arasında' adlı albümü ile sadece sesi ile değil bağlama ve şelpe tekniğiyle de dikkatleri çekti. Çok sayıda sanatçının albümüne müzik yönetmeni olarak imza atmıştır. 1991'de 'Rüzgarın Kanatlarında' adlı bir albüm daha çıkarmıştır.

    Sayısız uluslararası festivalde Türkiye'yi temsil eden Hasret Gültekin, 1991'de Yeter Gültekin'le evlendi, Hasret Roni babasının ölümünden sonra doğdu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Festivaline katılmak üzere gittiği Sivas'ta,22 yaşında,kundaklanan Madımak Oteli'nde hayatını kaybetti. Ölümünden sonra Kalan Müzik tarafından 'Seçmeler' adlı bir toplama albümü ve 1993 yılında Yunanlı Rambetiko grubu Prosechos ile birlikte verdiği 'Ege'nin iki yakası' adlı konserdeki bazı şarkılardan oluşan ve aynı adı taşıyan albüm Hasret Gültekin Kültür ve Sanat Merkezi tarafından yayımlandı.

    GÜLLER NE KADAR YAKILIP YOLUNSADA O KADAR FİLİZLENECEK.....! ! ! ! !




    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 26.03.2008 - 17:36

    CURANIN SON USTASI NESİMİ ÇİMEN


    Nesimi Çimen (d. 1931 - ö. 2 Temmuz 1993) , Alevi Bektaşi halk ozanı.
    1931 yılında Adana'nın Saimbeyli ilçesinde doğdu. Daha sonra tüm ailesiyle birlikte Kayseri'nin Sarız ilçesine yerleşti ve bir köy ağasının yanında maraba olarak çalışmaya başladı. Ağanın kızı Dilber'e aşık olunca, birlikte Kayseri'den kaçıp Elbistan'ın Sevdili Köyü'ne yerleştiler.[1] Anadolu Aleviliği'nin yoğun yaşandığı bu bölgede uzun süre kaldıktan sonra İstanbul'a taşındı. İşçi olarak Almanya'ya gitmek için çabaladı, fakat nefes darlığı olduğu için başaramadı ve ailesiyle beraber Osmaniye'nin Kadirli ilçesine göç etti. Bu dönemde yazar Yaşar Kemal ile tanıştı ve onun da yardımıyla bir fabrikada işe başladı.[1] Greve çıkan işçilerin başına geçince işten altıldı ve ailesinin geçimini sağlamak için ozanlığa başladı. 1967 yılında Tunceli'de sergilenen bir Pir Sultan Abdal oyununda oynayan ve deyişler söyleyen Nesimi, salonda olay çıkınca gözaltına alındı ve bıyığının yarısı tek tek yolunmuş bir vaziyette serbest bırakıldı.[1] Ailesiyle birlikte Zeytinburnu'nda bir gecekonduya yerleşti. Evinde konaklayanlar arasında Yaşar Kemal, Atıf Yılmaz, İlhan Selçuk, Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Harun Karadeniz, Yılmaz Güney, Mahzuni Şerif, İhsani, Emekçi ve Ali Özgentürk gibi isimler vardı.[1]

    Küçük yaşta türkü derlemeleri yapan Nesimi, topladığı folklor değerlerini radyo arşivlerine kazandırdı. Hatayi, Pir Sultan Abdal ve diğer usta ozanların nefeslerini söyleyerek kendisini tanıttı. Nefeslerini, türkülerini bağlama ile değil, göğsünde taşıdığı cura eşliğinde söyledi ve cura çalmada ün kazandı. Kendi yazdığı deyişlerini de okuyup söylemiştir.

    2 Temmuz 1993 günü Sivas'ta, Madımak Oteli'nin yakıldığı ve 37 kişinin öldürüldüğü katliamda hayatını kaybetti. Cenazesi İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı'na defnedildi.

    O SİVAS'IN HİÇ SÖNMEMİŞ IŞIĞI CURASI İLE SİVASTA AKAN KANIN DEYİŞE ÇEVİRECEK.............! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !

    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 20.03.2008 - 15:38

    ASIM BEZİRCİ

    SİVASIN YILMAYAN VE SÖNMEYEN IŞIKLARINDA BİRİ...! ! ! ! ! ! !

    Doğum yılı kaynaklarda farklı geçen (1922, ya da 1927) Asım Bezirci Erzincan'da doğdu.Rıfat Ilgaz'la yakın arkadaş olan Bezirci, Ilgaz hakkında bir inceleme yayınladı (Rıfat Ilgaz, ISBN 975-348-036-9, 1997, İstanbul, Çınar Yayınları) . 2 Temmuz 1993'te Sivas Madımak Olayı'nda katledildi......! ! ! ! !


    Eserleri
    Abdülhak Hamit
    Bilimden Yana
    Edebiyat Bahçesinde
    Güle Dil Verenler
    Halk Ve Sosyalizm İçin Kültür Ve Edebiyat
    Halkımızın Diliyle Barış Şiirleri
    İkinci Yeni Olayı
    Nazım Hikmet
    Nezihe Meriç
    Nurullah Ataç
    Orhan Kemal Yaşamı, Sanatı, Eserleri
    Orhan Veli Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Eserleri
    Pir Sultan Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Şiirleri
    Rıfat Ilgaz
    Sabahattin Ali
    Seçme Hikâyeler
    Seçme Romanlar
    Sosyalizme Doğru
    Temele Gül Dikenler
    Türk Yunan Dostluk Şiirleri
    Şairlerimizin Diliyle Barış


    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 19.03.2008 - 20:11

    BEHÇET AYSAN SİVASIN IŞIĞI SÖNMEZ......! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !


    Behçet Safa AysanBehçet Safa Aysan, şair ve tıp doktoru (1949-1993) .


    Hayatı [değiştir]1949 yılında Ankara'da doğdu. Selimiye Askeri Ortaokulu ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okudu. 1968'de Ankara Tıp Fakültesi'ne askeri öğrenci olarak girdi.

    12 Mart döneminden sonra politik nedenlerle ara vermek zorunda kaldığı tıp öğrenimi sırasında çeşitli işlerde çalıştı. Mezun olduktan sonra İzmit'e atandı. Ankara'da psikiyatri ihtisası yaptı. SSK Yenişehir Dispanseri'nde doktor olarak çalışmaktaydı.

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madımak Oteli'nde yakılarak öldürülen 35 kişiyle birlikte can verdi. Ölümünden sonra Türk Tabipleri Birliği tarafından adına şiir ödülü verilmeye başlandı.


    Yapıtları [değiştir]Karşı Gece (1983)
    Sesler ve Küller (1984 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü)
    Eylül (1986, 1988 Ceyhun Atuf Kansu Şiir Ödülü)
    Deniz Feneri (1987 Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Ödülü)
    Şiirler (1990)
    Behçet Aysan Kitabı (1993)
    Üç Kardeştiler (Radyo Oyunu, 1995)


    PATİKAYOLU@MSN.COM

    KARADENİZE@LİVE.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 19.03.2008 - 15:12

    METİN ALTINOK SİVASIN IŞIĞI SÖNMEZ.....! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !


    Hayatı [değiştir]1941 yılında Bergama, İzmir'de doğdu. Karşıyaka Lisesi ve Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Felsefe bölümünü bitirdi. Bingöl'ün Genç ilçesinde, Karaman imam hatip lisesinde felsefe öğretmenliği yaptı.

    Sivas katliamından (2 Temmuz) ağır yaralı olarak kurtuldu ancak komadan çıkamayarak 9 Temmuz 1993'te Ankara'da vefat etti.


    Sanatı [değiştir]Metin Altıok'u şiirleri 70'li yıllarda yayınlanmasına karşın, şiirlerinin kaynakları bakımından 60'lı yılların geç ürün veren (ya da geç yayınlanan) bir şairi olarak nitelemek gerekir. Gezgin'de Servet-i Fünun'dan, Haşim'den, Dranas'dan, İkinci Yeni'ye, ve 60'lı yıllar şiirinin bazı ortak söyleyişlerine kadar çeşitli etkilenmeler var. Bu kuşağın en romantik, duygucu şairleri arasında. Dili yalın. Benzetme yapmayı, anlaşılması güç olmayan simgeler kullanmayı seviyor. Bu kitabında halk şiiri biçimlerinden de yararlanıyor. Yerleşik Yabancı'da tüm şiirler tek bir şiirmiş izlenimi uyandırıyor..Söyleyişte ve konularda tekdüzelik var. Buna karşılık Kendinin Avcısı'nda kendine özgü bir sese, romantik, acılı ve yalın bir söyleyişe ulaşıyor. Simge, alegori ve mecazlardan ölçülü bir tutumla yararlandığı bu şiirleriyle şiirimizin lirik geleneklerine bağlanıyor.

    SİVASIN IŞIĞI SÖNMEZ SÖNMEYECEK.................! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !


    KARADENİZE@LİVE.COM


    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 18.03.2008 - 21:24

    SÖNMEZ IŞIKLAR.........! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! !

    Muhlis Akarsu, (d. 1948 Kangal, Sivas - ö. 2 Temmuz 1993 Sivas) Saz sanatçısı. 2 Temmuz 1993 günü bir grup saldırganın çıkardığı olaylar sonucunda Sivas Madımak Oteli'nin yakılması sonucunda katledilerek hayata veda etmiştir.

    Kangal İlçesinin Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu Minarekaya'da okudu. Bu dönemde Bektaşi Cem cemaatlerinde, yörenin seyitlerinin ve ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp söylemeye başladı. Malatya'da ortaokulda okurken, ekonomik yetersizlikler nedeniyle ikinci sınıftan ayrıldı. Küçük yaşlardan itibaren şiir yazdı, deyiş ve nefes kurdu. Bağlamasıyla birlikte zakirlik yaptı.

    1970 yılında İstanbul'a yerleşti. 1970'li yıllarda söz ve müziği kendine ait olan ilk 45'lik plağı çıkardı. Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Karacaoğlan, Aşık Veysel doğrularından yola çıkarak kendine insan sevgisini şiar edindi. Tüm yaptıklarında bu ana temayı temel aldı. 1972 yılında, Seyyit Halil Çiftlik'in kızı Muhibe Leyla Çiftlik ile evlendi. Bu evliliğinden Pınar, Çınar ve Damla adlarında üç kızı oldu.

    Sanatında, 1970'lerden itibaren dönemin etkili aşığı Mahzuni Şerif'in izleri belirdi. Uzunca bir süre Mahzuni'nin deyişlerini çaldı ve okudu. Bu arada Alevi-Bektaşi aşık geleneğinden de kopmadı. Pir Sultan, Kul Himmet gibi ozanların birçok deyişini geleneksel kalıplardan çıkmadan seslendirdi.

    1980'li yılların başlarında Alevî Dedeleri'nin çaldığı kısa kollu bağlamayı gündeme getiren ve halk müziğinin niteliğini yükselten Muhabbet Gurubu'nun (Arif Sağ, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroğlu) oluşum fikri Akarsu'dan çıktı. Muhlis Akarsu, her yıl yapılan Hacı Bektaşi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan gibi Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katılırdı.

    1980'li yıllarda türkülerinden dolayı üç yıl cezaevinde yattı. O güne kadar usta malı deyişlerle kendini gösteren Muhlis Akarsu, 1980'lerin başından itibaren deyişlerindeki anlatımı güçlü, bağlamasına hakim ve sesini deyiş tavrında kullanabilen bir sanatçı görünümündedir.

    Fikri kendisinden çıkan 'Muhabbet' serisinin (4.hariç) her yapıtında yer aldı. Eserleri çeşitli türlerde şarkı söyleyen sanatçılar tarafından okundu.

    Portekiz asıllı Kanadalı şarkıcı Nelly Furtado’nun 2006’da piyasaya sürdüğü 8 milyon satan “Loose albümündeki “Wait For You adlı parçasının müziğinin, Muhlis Akarsu’nun 'Kalan Müzik'den çıkardığı “Ya Dost Ya Dost adlı albümünde yer alan, sözleri Pir Sultan Abdal’a ait olan “Allah Allah Desem Gelsem adlı türküden 'alındığı' anlaşıldı. Albümün kartonetinde “Wait For You adlı parçanın müziği ile ilgili bilgide Muhlis Akarsu’nun ve Pir Sultan Abdal’ın isimlerinden herhangi birinin yer almadığı görüldü.

    2 Temmuz 1993 günü Sivas Katliamı'nda bir grup saldırgan tarafından Madımak otelinin ateşe verilerek yakılması sonucunda öldürülmüştür. Yaşamı boyunca 100'den fazla kırkbeşlik plak, 4 uzunçalar, 20 kaset ve yüzlerce deyiş bırakır.

    Muhlis Akarsu'nun yapıtlarının hemen hemen tümünün lirik bir ifadeyle yapıldığı ve söylendiği hemen fark edilir. Repertuarının büyük bir bölümünde aşk ve sevda deyişlerine yer verdiği görülür. Akarsu'nun yar üzerine söylediği, feleğe çattığı, gurbete içerlediği, ayrılığa üzüldüğü yüzlerce deyişi vardır. Deyişlerinde toplumsal konulara da kayıtsız kalmaz. Ancak bu, sevgi üzerine söylediği deyişler kadar çok öne çıkmaz. Birkaç deyişinde cahilliğe, köleliğe, yoksulluğa başkaldırdığı görülür. Alevi-Bektaşi edebiyatının ve müziğinin deyiş türüyle ünlenen aşığı Muhlis Akarsu'nun Pir Sultan Abdal ve Karacaoğlan etkisindeki tavrını her zaman hissetmek mümkündür.

    KARADENİZE@LİVE.COM
    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 12.03.2008 - 18:03

    GÜLE YEL DEĞDİ



    AHMET ÖZYURT
    1972 Ankara`da (Sivas / Sarkisla) dogdu
    Ögrenci

    Ahmet Özyurt, Bebekliginde çok uslu, hatta biraz zayif bir çocukmus. annesi Senem Özyurt, 'Her zaman tutmaya korkardim' diyor. Büyüdükçe fizigi gelisiyor Ahmet'in, uzun boylu, genis omuzlu, elleri ve ayaklari kocaman, atletik yapili bir delikanli oluyor. Basarili bir ögrencilikten sonra liseyi bitiriyor. Ögrenciligi sirasinda da komilik, garsonluk gibi küçük islerle çalisma yasamina atilan Ahmet Özyurt, bu konuda pek sansli olamiyor.

    'Yalin bir insandi, tek istegi okumak, iyi bir üniversiteye gitmek, iyi bir ise sahip olmakti' diyor Nurcan Özyurt. Annesi Senem Özyurt anlatimiyla 'Bir siçrasa, karsi caddeye geçebilen' bir yigit delikanli... Her saglikli genç gibi bedenini çok seven Ahmet Özyurt, evde agirlik çalisarak kol ve bacaklarini güçlendiriyor, 'kendini yerden yere atiyor'... En büyük ideali Üniversite okumak... Hep sonuca yaklasti, fakat bir türlü basarili olamadi. Belki de basarisiz oldugu tek alan Üniversite sinavlariydi.

    Ahmet Özyurt, en sevdigi iki eylemi; 'Kitap okumak ve spor yapmak' olarak belirtiyor. Ahmet Özyurt, 'Hayatin hep acilarini aklina getiren kisi mutlu degildir. Gerçekten mutlu kisi, içinde bir iyilik hisseden kisi demektir.' diye yazmis günlügüne... Ahmet Özyurt, kizkardesi kadar yakin bize 'Istedigi ve arzuladigi sonuçlara yaklasmisti, iyi bir insan olarak yasamayi, basarili ve mutlu olmayi fazlasiyla haketmisti, hayati haketmisti. basaracakti...
    Kendimi bir atom bombasi ve bir kuzu gibi hissediyorum diyordu Ahmet. Ahmet’te semahci idi.
    Üniversiteye girmeye hazirlaniyor, En çok sevdigi iki eylem okumak ve spor yapmakti. Günlük defteri güzel sözler kitabi gibi: Sorunlardan kaçmamak tam tersine üzerlerine gitmek gerek. Evet düsünmek gerek Her kitap okunmali, onlardan bir seyler kapilmalidir, diyor Ahmet. Ve gerçekten mutlu kisi gerçekten içinde bir iyilik hisseden kisidir, önemli olan insanlik adina bir seyler yapmaktir, Diyor, Ahmet Özyurt.

    Íbadeti cuma namazindan sonra cana kiymak olanlara ibret: Onun ibadeti, her an, insanca yasamak, insanca düsünmekti, insani sevmekti

    .........................................................................................................

    ASAF KOCAK
    1957 Yerköy Dogumlu
    Karikatürist

    Asaf Koçak bir karikatürist `di, fakat öncelikle bir insandi.
    ' yok devenin kusu' ' Cop Cumhuriyeti nin çizeri idi'. “insanin kendini sorgulamasi yeterli degil, mesele, dönüsebilmek, degisebilmek, mesele aynanin karsisina geçip kendine ATES-edebilmeyi becermekti”.Sakallarimdan baska her sey takma protez diyor ve son dakikalarinda, isyan borusu çalar gibi, Madimak koridorlarinda, ölüme mizika çaliyordu.
    Bir yandan ödenmeyen ev kirasi 'kapanan telefonu 'ki müzmin durumlari budu Asaf'in' öte yandan duygusal olarak yasadigi derin yikim, gerede yesil pantalonu mor çoraba rengarenk gömlekleriyle yasamini ti'ye alabilen bir Asaf Koçak yasiyor.

    .........................................................................................................

    ASIM BEZIRCI
    1927 Erzivan dogumlu
    Yazar, Arastirmaci

    1928'de demiryolu isçisi Hamdi Bey'le ev kadini Refika Hanim'in tek çocugu olarak dünyaya gelir Asim Bezirci. Üniversite yillarinda sosyalizmle tanisir. Türkiye Sosyalist Partisine girer. Refika Hanim hep bir denge isterdi. Sanki hassas bir terazi gibiydi. Siddetle karsiydi. Asim Bezirci, 67 yillik yasamina, bir insan ömrüne esit uzunlukta 70 kitap sigdirdi.Gençlige inaniyordu. Tercihi onlardan yanaydi.
    67 yilik hayatinda 70 kitapla,O sosyalizmin, edebiyatin siirin, halkin kütüphanesi idi.

    O Özgürlük, insanlik, baris, bir baskaldiri abidesi idi, özü sözü zülfü kâr olanlardan.
    O bir elestirmendi, çünkü elestirmedendaha iyiye güzele dogruya gidilemezdi.Topraga gül dikenleri, güle dil verenleri, O halk ozanlarimizi ölümsüzlestirdi. ‘Bir insan olarak her türlü güzelligi koruma sorumlulugunu tasiyorum’. Herkes te öyle davranmali, diyordu. Ankara´dan öteye Sivas´a gidip, Ucunda ölüm olsa bile, gençlere moral vermeyi tercih etmisti.

    .........................................................................................................

    ASUMAN SIVRI
    1977 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Yasemin ve Asuman Sivri kardesler, 1991 yili ortalarinda, Pir Sultan Abdal Dernegi'nin kültürel çaliismalarina katiliyor ve kisa sürede semah topluluguna giriyor. Asuman Sivri, özverili çaliismasinin karsiligini alarak, Semah hocaligina yükseliyor.Yasemin, Asumun'dan iki yas daha büyük... 1992 yiiliinda Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Semah ile basladigi kisisel çalismalarinda, giderek daha farkli kanallara yöneliyor. Dernegin Gençlik Komisyonu üyesi. Ayni zamanda kütüphane'den sorumlu. Kitaplari ciltliyor, numaralandiriyor.
    Sokullu Lisesi 2. sinif ögrencisi. Kamber Hoca, Çorum’lularin bir gecesinde tanisiyor, Yasemin ve SÍVRÍ kardeslerle. 16 yasinda semah hocasi oluyor Asuman, 3 grupta 100´e yakin kisiye semah ögretiyor. 2 temmuz 93 günü otelden evi arayip karnesini alip almadiklarini soruyor ailesine. Takdirname bekliyor, takdirname aldigini ögrenemeden yobazlar otele saldiriyorlar.

    Kamber Hoca çok sevdigi Asuman için: Asuman’ da her türlü özelik güzellik vardi, zeki ve çaliskandi. Emek veriyor çalisiyor çalistiriyordu.
    Bütün evren semah döner,
    Askindan günesler yanar.
    Ateste semaha duranlarin basiydi

    .........................................................................................................

    BEHCET AYSAN
    1949 Ankara`da dogdu
    Doktor ve Edebiyatçi

    Toplumsal gercekleri kirik ve duygulu bir tonla okuyucusuna ulastiran Behcet Aysan 1946 yilinda Ankara'da dogdu. 1979'dan bu yana cesitli dergilerde siirleri yayinlanan Aysan'in siir kitaplarindan 'Sesler ve Kuller' Nabi Nayir Odulu, 'Karsi Gece' ve 'Eylul' Ceyhun Atif Kansu Siir Odulu, 'Deniz Feneri' Abdi Ipekci Dostluk ve Baris Odulu'nu aldi. Behçet Aysan, yasami boyunca katiildigi demokrasi mücadelesinin güçlüklerini bilinçle gögüsleyen bir sairdi. Örgüt bilincinin saglam bir ömegiydi. Yasaminin son döneminde Nükleer Savasin önlenmesi için Hekimler Demegi'nde (NÜSHED) Yönetim Kurulu üyeligi yapti, Ankara Tabip Odasi ilc Genel Saglik - Is Sendikasi üyesidir. Edebiyatçilar Demegi'nin kurulusuna da katilarak Genel Yönetim Kurulu'nda yer aldi.

    .........................................................................................................

    BELKIS CAKIR
    1975 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Güne Umut’tan, 'ceylanlara karisip semaha duran.
    'Kamber Hocanin kizi, Üniversiteye gidecekti. Dernekte semahtan sorumlu idi. Kamber Hoca Cehennemden, Birsen’i, Çigdem’i, Gülay’i ve digerlerini kurtariyor kendi öz kizini kurtaramiyor. Bende astim, bronsit var..
    ' O taze ceylanlarin yerine neden beni almadi ölüm.' diyor.
    Belkis’in kardesi Tuncer’de semah gurubunda. O olaylar basladiginda Madimak Otel’ine ulasamiyor. Simdi Sait Metin’in biraktigi yerden tiyatrodan Pir Sultan olmayi sürdürüyor. BELKIS 'Güne Umut' müzik gurubunda vokal yapiyor, okumayi çok seviyor, Zülfü Livaneli’nin sarkilarini seviyordu. Kisilikli, yürekli, yetenekli, tutugunu koparan tam bir Anadolu kiziydi.

    1975 yilinda Ankara dogumlu belkiz çakir,umutlu olarak girdigi '93 yili Üniversite sinavlarinda IIdari Bilimler Fakültesi Isletme Bölümü'nü kazandigini ögrenemedi.

    .........................................................................................................

    ÖZLEM SAHIN
    1977 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Nurcan ile Özlem Sahin amca çocuklari aralarindaki iliski kardeslikten öte. Çocuklukdan itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldasi oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakin insan sevgisiyle dolu bir genç kiz. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapisi var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hizli ve sürekli ve akici konusmasi en önemli özelliklerinden biri, konusmaya bir basladimi susmak bilmiyor. Ikisi de yasitlarindan daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsiz ediyor ikisini de.

    Onlari, ne kanli Sivas, ne Madimak Otelinde,
    ne de mezarlarinda aramayin
    onlar, Onlar kaçip gittiler cellâtlarin elinden.
    Cellâtlarin yüzlerine gülerek hem de.
    Çünkü onlar artik sehirde bir kumru, parkta bir kelebek
    denizde bir balik düsüncelerimizde güzel bir dostluk.
    Ve Onlar: Biz ve su alemde sevgi, yasadikça yasayacaklar..

    .........................................................................................................

    CARINA JOHANNA CUANA
    1970 Hollanda`da dogdu
    Ögrenci ve Arastirmaci

    Carina, üniversite ögrencisi, Türkiye’ye kadin ve Alevi kültürünü arastirmaya geliyor.
    Ankara’da camiden/ kuran kursunda çikan çocuklari görüyor, çocuklarin üst tarafi kapali, altlarinda bir er sort vardir. Yaninda ki Sultan Sivri’ye dönerek bu çocuklarin üst kismi müslüman, alt kismi ne diye soruyor.?
    Arkadaslari Sultan, Yasemin ve Asuman Sivri Carina’yi Sivas’a gitmekten vazgeçirmeye çalisiyorlar.
    Sivas’ta su bulamazsin, aç kalirsin, kalacak yer bulamazsin diyorlar.
    Carina: Siz ne yerseniz bende onu yerim, siz ne içerseniz bende onu içerim, nerede kalirsaniz bende orada kalirim diyor. Ve verdigi sözde duruyor. Kara dumanlari onlarla beraber yuduyor.

    .........................................................................................................




    EDIBE SULARI
    1953 Erzincan`da dogdu

    Edibe Davut Sulari´nin yadigâri, Isveç´ten kosup gelmisti Sivas´a
    O zaten babasinin yoldan, hiç ayrilmadi.
    Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarindandir.Bassel'de yasadigi halde Türkiye'de yapilan bütün Bektasi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarina katilmayi ihmal etmezdi.

    Askiyla Perisan Davut Sulari
    Muhabbeti baldir kendisi ari
    Hz. Ali´nin sir zülfü kari
    inkarin boynuna vuralim hele

    Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun.

    .........................................................................................................




    EDIBE SULARI
    1953 Erzincan`da dogdu

    Edibe Davut Sulari´nin yadigâri, Isveç´ten kosup gelmisti Sivas´a
    O zaten babasinin yoldan, hiç ayrilmadi.
    Tarihi Seyyitlerimizden, Seyyit Mahmut Hayrani'nin torunlarindandir.Bassel'de yasadigi halde Türkiye'de yapilan bütün Bektasi Kültür etkinlikleri ve ehlibeyt cemlerine, konferanslarina katilmayi ihmal etmezdi.

    Askiyla Perisan Davut Sulari
    Muhabbeti baldir kendisi ari
    Hz. Ali´nin sir zülfü kari
    inkarin boynuna vuralim hele

    Bu alemi yobazlardan kurtarmak, boynumuzun borcu olsun.

    .........................................................................................................

    ERDAL AYRANCI
    1958 Nigde`de dogdu
    Siir Yazarci

    Bir çok ise projeye giristi, en son olarak Anadolu ipek yollarini filme almayi düsünüyordu, Pir Sultan etkinliklerini filme almak için Sivas´a geldi. Madimak´ta barikatta yaralandigi an, kim bilir belki de 12 eylül döneminde 81´de Mamak ceza evinde yazdigi siiri geçti aklindan...Eger bir gün sevgilim, son verecekse hayatima bir ses, (lânet olasi kara bir ses) isterim, durmasin patlasinanlam bulacaksa kulaklarda yaliniz...düserse kanimin bir damlasi yereBilsinler ki orada kirmizi yediveren gülleri açacakVe bülbüller agit yakacak ölüme Korksunlar korksunlar artikKorksunlar ALEV çemberinde ki akrep gibiÇünkü ölümleri Gül dikenlerinde olacak.”

    Erdal 1978 ODTÜ girisli. Eylül'de baslayan olaganüstü bir dönem, pek çok insan gibi Erdal'iin da payina mahpusluk düsüyor. Erdal Ayranci, 1980-1993 yillari arasinda iki yil iki gün Mamak, Ankara Kapali, Nigde, Bor-Nigde cezaevleri'nde yatiyor. Çalisma odasinda gördügümüz maket 'gemiyi Mamak'ta kapilardan çikardigi tahtalardan yapmis. Gemiye esinin adini koymus: 'Hatçe'. Mahpusluk günlerindeki ilk siiri 2.7.1981 tarihinde Mamak'ta son siirini 20.03.1983'te Topçam'da yazmis. Erdal Ayrancinin 29.05.1982 tarihinde Nigde cezaevi'nde yazdigi siirde Hatice'yi, Zeynep'i ve Sivas'taki akrepleri bulmak mümkün. Siiri okuyoruz: 'Eger Bir gün / Bir beyaz güvercin / Gelecekse agzinda bir mektupla / Ve silecekse gözlerimdeki hüznü / îsterim / Durmasin kanat çirpsin bana dogru / Birgün eger bir tahliye kagidi / Beni sana kavusturacaksa / Gayri gelsin düslenen günler / Ocakta kaynayan tencere / Besikte bebek / tomurcuk tomurcuk / Filiz filiz hayat / Düsünsene ne güzel olurdu / Düsmansiz yasamak / Haydi bosver bunlara / Simdi bunlar tatli hayal / Eger birgün sevgilim / Son verecekse hayatima / Bir ses / isterim durmasin patlasin / Anlam bulacaksa kulaklarimda / Yalniz... / Düserse kanimin bir damlasi yere / Bilsinler ki / Orada kirmizi yediveren gülleri açacak / ve bülbüller agit yakacak ölüme / Korksunlar korksunlar artik / korksunlar alev çemberindeki akrep gibi / Çünkü ölümleri / Gül dikenlerinden olacak.

    .........................................................................................................

    GÜLENDER AKCA
    1975 Sivas Divrigi`de dogdu
    Ögrenci

    Divrigginin Sahin Köyünden Ankara'ya uzanan 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Madimak Otelinde sona eren 25 yillik bir hayat Gülender Akça'niin hayati. Gülender Akça'nin toplumsal kimligini en iyi anlatan sözler de Agabeyinin sözleri olmali: ' Herseyden önce insana insanca muamele edilmeyen, hak ettigi degeri verilmeyen baskinin, zulmün, iskencenin, irticanin yogun oldugu bir dönemde yasadi. Bu nedenle haksizliga, zulme, irticaya karsi insan haklarindan, demokrasiden, laik düsünceden yana taviir koydu. Bu anlamda duyarli bir toplum yaratma çabasinda kardesçe, insanca yasamak için, insan olmaniin onuru ile yasamak isteyen milyonlarca insandan biri olmak için çaba sarfetti..

    Kardesçe insanca yasamak için mücadele etti. Divrigli Kültür ve Yardimlasma derneginde. Ísçi ve sendikaci babasi, ve dernek yöneticisi kardesinin izinden gitti. Kadinlari örgütlüyor, folklör oynuyor, arkadaslari ile Anadolu semah arastirma toplulugunu (ASAT’i) kuruyordu. Ve kardesi Vedat Akça:

    .........................................................................................................




    GÜLSÜN KARABABA
    1971 Sivas Divrigi`de dogdu
    Ögrenci

    Gülsüm Karababa: 22 yasinda
    Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerine, Divrigi Kültür Dernegi kanadindan katilan dört genç kizdan biri de Gülsün Karababa... Handan Metin, Gülender Akça, Gülsün Karababa ve Nurhan Metin'den, yalnizca Nurhan geriye döndüyor.

    'Bir kizimiz olsun adi da, Gülsün. 'Etkinliklere Divrigi Kültür Dernegi kanadindan katilan 4 kizdan biriydi, Gülsün.Bakkala pazara çikmayan kiz, Sivas’a gitti. Sivas soguk olur kalin giyin dediler. Oysa ki, yangin yeri olacakmis Sivas, bilemezdi...bilemezdi...

    .........................................................................................................

    HANDAN METIN
    1973 Sivas Divrigi`de dogdu
    Ögrenci

    Handan Metin: 20 yasinda
    Handan Metin 1973 Divrigi dogumlu, Dört çocuklu bir memur ailesinin üçüncü çocugu. 1992 yilinda, ODTÜ Egitim Fakültesi Biyoloji Bölümü'ne giriyor...

    'Tüm güzellikleri toplayip uzun ince bir yola çiktim.'
    1992 ODTÜ Egitim fakültesi Biyoloji Bölümüne giriyor Handan. Gülsün, Gülender ve Nurhan’la yakin akrabalar ve 4 kiz Divrig Kültür dernegi kadin komisyonunda çalisiyorlar. Annesi Sultan Metin: -Yavrularimiz, 8 saat, geldi, gelecek diye devlet bekledi, 8 saat yandilar, O yobazlar 8 saat, 'seriat isteriz' diye bagirdilar.
    Ve Handan yaziyor: Ayrilmak bir doga kanunudur,
    bir gün arkadaslarindan, yarin ailenden ve son olarak da bu dünyadan ayrilacaksin.
    Ama önemli olan zihinlerde bir isim birakmak, ölsen bile ölmemis gibi yasatilmaktir.

    Onlar, ölmeden, ölenlerden oldu. Zihinlerimizde 33 isim kaldi, 33´de birer Kubilay, 33´de birer Pir Sultan oldu..




















    Günlük defterine: Kendi kilidimi açacagim, kendimi asacagim, siradan biri olmayacagim diye yaziyor ve hayat felsefem: 'Yarin yanagindan gayri her sey ortak' diye devam ediyor. Onlar her seyi asti, arsa ulasti, tarihe yeni bir sayfa açti...

    ........................................................................................................

    HASRET GÜLTEKIN
    1971 Sivas Imranli`da dogdu
    Müzisyen Virtiöz Ozan

    Hasret Gultekin, 1 Mayis 1971 yilinda Sivas'ta dogdu. Alti yasinda saz calmaya basladi. 11-12 sahnede saz calan kucuk bir oznadi artik. Kadikoy Anadolu Lisesi mezunu sanatci, 1980'li yillardan itibaren muzikle kendi uslubuyla agirlikli olarak yer aldi. Ferhat Tunc, Gultekin'i anlatti.

    1978 yilinda 'Ay isigi yanyana' adli calismami bitirmistim. Hasret Gultekin adini o zaman duydum. 'Gun olaydi' adli kaset yapmisti. Kaseti dinledigimde cok etkilenmistim. Halk muziginin sicak motiflerini ustaca yakalamis ve yorumlamisti. Kaseti ilk dinledigimde onun iri yari ve orta yasli biri olarak dusunmustum. Soyleyis tarzi ve tok sesi bende o izlenimi uyandirmisti. Bir gun Hasret'in benimle tanismak ve gorusmek istedigini soylediler. Gorusme gunu karsimda iri yapili bir insan beklerken tam tersine cok genc ve biyiklari henuz terlemis biriyle karsilastim. Hasret'le o gun orada baslayan birlikteligimiz geliserek bugune kadar surdu. Hasret zaman gectikce buyudu, buyudukce de buyuk isler yapmaya basladi. Arif Sag, Muhlis Akarsu, Yavuz Top ve Musa Eroglu'na olan hayranligini gizlemiyor ve baglamasini onlar kadar ustaca kullaniyordu. Ulkemizde uygulanan antidemokratik uygulamalar benim kadar Hasret'i de derinden etkilemisti. Turkulerine kaynaklik eden, onlara zenginlik katan ulkemizin toplumsal gercegiydi. Bu gercekligi geleneksel kaliplar icinde sikismis halk muzigini cagdas bir senteze kavusturmaya calisarak dile getiren ustaca yorumlayan ender kisilerden biriydi. Cagdas halk muziginde yeniligin sevdalisiydi. 'Nevroz' isimli Kurtce bir kasette yapti. Kurtce ezgileri enstrumantal olarak yorumlayan ender sanatcilardan biridir. Bu kasette 3 telli sazla gelistirilmis 'Selpe' ismini verdigi yeni bir yontem gelistirmisti.

    Müzisyen, müzik yönetmeni, arastirmaci sair olan Hasret´e Nerelisin diye soruldugunda, üstüne basa basa, Koçgiriliyim, KÜRDÜM derdi. Gecelerde konserlerde baglamasindan bal akitir, Anadolu aydinlanmasina isik tutandi. Bir çok ustanin kasetlerine müzik yönetmenligi yapti. ' Her ne ararsan kendinde ara' felsefesinden yola çikarak, 'Ne ararsak Anadolu’da bulacagiz' diyordu. O Anadolu Mozaiginin unutulmaz bir ismi oldu. Yobazlari hiç mi hiç sevmezdi.HASRET`lere kiyanlari sizde sevmeyin....

    .........................................................................................................

    HURIYE ÖZKAN
    1971 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Yesim Özkan: 20 yasinda
    Huriye Özkan: 22 yasinda
    Huriye Özkan, basarili bir ögrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacilik Fakültesi'ne arkadasi Inci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. îkisi de Alevi kültürüne bagli, üretme ve paylasma bilinciyle yüklü iki çagdas genç kiz...

    Havanin yüzünde semah dönerken. ' Arkadasi Ínci Türk’le beraber Gazi Üniversitesi Eczacilik bölümünü bitiriyorlar.Pir Sultan Abdal Dernegi’nin çalismalarina katiliyorlar. Kardesi Yesimle beraber semah ekibine giriyor, Alevi kültürüne bagli üretme ve paylasma bilinciyle iki çagdas genç kiz. Pir Sultan tiyatrosunda anlatici ozan rolünü aliyor Huriye Özkan.
    Ve Baba Hikmet’in, 33 cani gibi, iki yavrusunu da aliyor KANLI Sivas.

    .........................................................................................................
    INCI TÜRK
    1971 Balikesir`de dogdu
    Ögrenci

    Inci Gazi Üniversitesi Eczaciiliik Fakültesini 1992 yilinda bitiriyor. Altindag Kültür Merkezinde ilk tiyatro çaliismalarina basliyor. Pir Sultan Abdal Tiyatro toplulugunun teknik kadrosunda yer aliyor. Inci Türk'ün Muammer Çiçek le olan yakinligi ortak arkadaslan Huriye Özkan'a oradan tiyatro çalismalarina dek uzaniyor.

    Ïnci Muammer’le sevdali, Pir Sultan Abdal tiyatro toplulugunun teknik kadrosunda. Gazi Üniversitesi Eczacilik fakültesi mezunu.kendi yazdigi bir siiri:
    ' Yasamak istiyorum, ama kendimce,
    Neden yasama karsi, bu kadar acimasizlar,
    Neden özgürlügü böyle kisitliyorlar..”

    Ve o kara günden sonra, annesi Neda Türk, rüyasinda görüyor Ínci’yi: ' Biz kendi kitabimizi kendimiz yazmaya geldik'

    Onlar essiz Kura´ni, ÍNCÍ gibi düzdüler.“Okunacak en büyük kitap insandir.” dediler. Artik sadece iNSANI okuyacagiz.


















    Yitirdiklerimizin ardindan aglamak,anlik tepkilerle yollara çikmak çözüm degil.Toplumun, kitle örgütlerinin,demokratlarin, cenazelerin kalktigi günkü havayi sürekli kilmalari gerekiyor.'
    “Onlar ölmedi, ALEVe güldüler

    .........................................................................................................

    KORAY KAYA
    1981 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Menekse Kaya: 17 yasinda
    Koray Kaya: 12 yasinda
    Menekse ve Koray Kaya - Yesim Özkan, Yasemin, Asuman Sivri gibi Madimak'ta yakilan kardeslerden.

    Su dünyadan Koray geçti. 13´de Sivas’tan.
    5 yasinda yaziyi sökmüstü, okula baslamadan önce okumayi ögrendi. Çok zeki ve basarili idi. Kendinden büyüklerle iliski kurardi. Saz çalmasini ögrenmis semaha baslamisti.

    .........................................................................................................

    MEHMET ATAY
    1968 Sivas Divrigi`de dogdu
    Gazeteci

    Mehmet Atay: 25 yasinda, Gazeteci
    1968 baharinda, Divrigi'nin gönderen Köyünde, Atay ailesinin en küçügü olarak doguyor,Mehmet Atay..Üniversite yillarindan itibaren fotograf sanatina büyük bir tutkuyla baglaniyor... Yasamini, çektigi fotograf kareleriyle güzellestirmeyi kotaran bir insan...

    Sahanim, sahdamarim yangin yüreklim. 12 yasinda babasini, 20 yasinda annesini yitiriyor. Orta okulda iken annesinin çeyiz sandigini bozup içinde güvecin besliyor. Gazi Üniversitesi Maliye Yüksek okulunu bitirmesine ragmen, O mutlulugun resmini arayan, bir fotografçi oluyor. O özgürlügün fotografini çekiyordu, ve en çok sevdigi çocuklarin resmini.Fig iken... biçtiler ekinimizi....Kalbimizde tasiyacagiz resminizi....

    .........................................................................................................

    MENEKSE KAYA
    1977 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Menekse Kaya: 17 yasinda
    Koray Kaya: 12 yasinda
    Menekse ve Koray Kaya - Yesim Özkan, Yasemin, Asuman Sivri gibi Madimak'ta yakilan kardeslerden.

    Bu dünyadan bir Menekse geçti, 15´inde Sivas’ta yakildi.
    Semaha tiyatroya merakliydi. Günleri Pir Sultan Abdal Dernegi’nde geçerdi. Evde kardesi Koray’la saz çalip semah dönerdi. Turhal-Tokat, Amasya, Gümüshane, Hacibektas senliklerinde tiyatroda oynamis. Ístanbul, Ízmir, Ankara’da semah dönmüstü.
    Menekse Kaya 15´inde SON semahini 2 temmuz 93 ‘te Sivas’ta döndü.

    Menekse’lerin üzerine, su yerine kara dumanlar indi. 'Ol Sivas, Ol Kerbela’dan da beterdi.'

    .........................................................................................................




    METIN ALTIOK
    1941 Bergama`da dogdu
    Sair Yazar

    Metin Altiok: 52 yasinda, Sair, Yazar
    Metin Altiok kendini siire adamisti. Sair olmanin günün tehlikesini bir sis çani gibi duyurmak oldugunu vurgulayan bir sair Altiok. 13 Ocak 1991 tarihinde Cemal Süreya Siir Ödülünü aldigi gün, 'Ben hayatla tam anlamiyla karsi karsiyayim. Aydin olmak muhalif olmayi gerektirir. Aydin karsi koyan insandir, kafa sallayan insan degil,' diyordu.

    Madimakta girdigi komadan, 8 Temmuz 93 te ayrildi aramizdan.Sivas sana verdik senden isteriz.Canli verdik, canli isteriz.

    .........................................................................................................

    MUMAMMER CICEK
    1967 Tokat Zile`de dogdu
    Oyuncu

    Muammer Cicek: 26 yasinda, Oyuncu
    1967 yilinda Tokat'in Zile ilçesinde dogdu 1992 yilinda Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlik Fakültesi Çehir ve Bölge Planlama Bölümünü bitirerek Sehir Planlamacisi oldu. Çankaya Belediyesi Imar dairesinde iki ay staj gördü. Muammer Çiçek siir yaziyor, Pir Sultan Abdal tiyatrosu yönetmeni, oyuncusu 'Küçük Prens' adli oyunda oynamis. Olaylar çiikmasa, Madimak Oteli yakilmasa 02 Temmuz saat 20.00'de Sivas Kültür Merkezinde kendisinin yönettigi Pir Sultap Abdal oyununu oynayacaklardi.... Serkan, Huriye, Yesim, Özlem hiçbiri oynayamadilar.

    Gönlünü inci’ye öfkesini firtanaya kaptiran çocuk. Ve bir tiyatro yazdi 'inadina yasamak..' Bizde Seni inadina yasatacagiz. Okul bitirme projesi olarak, mühendis Muammer; 1992 de Sivas’in vaziyet plânlini yapiyor. 1 temmuz 93 te, Muammer Çiçek siir yaziyor.

    'Soguk ölümün acimasiz pencereleri
    geziniyor üzerimde kiyiya vurmus baygin bir balik gibi,
    ayilip çirpinmaya basliyorum
    Korkuyorum beni kavuracagindan günesin,
    çirpiniyorum ATES kumlarda yasamak için
    ulasmak istiyorum delice suya, nefesime ve kendime...

    Ve 2 temmuz 1993 te Sivas’in vaziyet plâni,yobazlarin etki alani oludu. Fakat yarinlar Çiçek’lerin olacak.

    .........................................................................................................

    MUHIBE AKKARSU
    1958 Sivas Kangal`da dogdu

    Muhibe Leyla Çiftlik 1972 yilinda Muhlis Akarsu ile evlendi. Aci tatli yasami, aski ve ölümü beraber paylastilar. Akarsu yum böylesiydi ahtimiz, iste geldik gidiyoruz dediler, Pinar, Çinar ve Damla adlarinda 3 kiz, 3 gonca gül, hatira biraktilar bizlere. Onlari yasatmak borç olsun bize.

    .........................................................................................................

    MUHLIS AKKARSU
    1948 Sivas Kangal`da dogdu
    Halk Ozani

    1980'li yillarda türkülerinden dolayi üç yil cezaevinde yatti. Bektâsî ve Cem Cemaatlerinde yörenin Dede'lerden ve ozanlarindan etkilendi. Akarsu, baglamaya küçük yaslarda basladi. Siirler, deyisler ve nefesler kurarak yasadigi toplumun kültürüne zenginlik katti. 1960'lii yillarda dönemin etkili ozanlari Ali Izzet, Mahzûnî Serif, IIhsânî'lerin içerisinde yer aldi.

    1980'li yillarin baslarinda Alevî Dedeleri'ni, çaldigi kisa kollu baglamayi gündeme getiren halk müziginin niteligini yükselten Muhabbet Gurubu'nun (Arif Sag, Muhlis Akarsu, Yavuz Top, Musa Eroglu) olusum fikri Akkarsu'dan çikmistir.

    Muhlis Akarsu, her yil yapilan Haci Bektasi, Abdal Musa, Veli Baba, Pir Sultan vb. Alevî toplumunun kültürel etkinliklerine katilirdi.

    2 Temmuz 1993 tarihinde yapilan Pir Sultan Senliginde 37 aydin sanatçi ve essi ile birlikte Sivas'ta Madimak Oteli'nde katledildi.

    TRT repetuarlarinda ellinin üstünde eseri vardir. Yüzden fazla 45'lik plak, 4 uzunçalar, 20 kadar ses kaseti bulunmaktadir.

    .........................................................................................................

    MURAT GÜNDÜZ
    1971 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Murat Gündüz Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü üçüncü sinif ögrencisi olan Murat, Pir Sultan Abdal Demegi'nin gençlik komisyonlarinda görev aliyor.

    'Yasamak bir agaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardesçesine. Bu Hasret bizim.. 'En güzelleri en iyileri yitirdik Sivas’ta.
    Murat, Pir Sultan gençlik kollarinda görev aliyor, semahçi, kiz kardesi Birsen’le beraber gidiyorlar Sivas’a. Kara dumanlar içinden kardesi Birsen’i çikariyor. Fakat Madimak cehenneminden sag çikmiyor Murat.

    .........................................................................................................

    NESIMI CIMEN
    1929 veya 1931 Adana`da dogdu

    Nesimi Çimen 1931 yilinda Adana’nin Saimbeyli Kazasinin Fatmakuylu Köyü’nde dogdu. 1941 yilinda on yasindayken ailesiyle birlikte Kayseri’nin Sariz kasabasina bagli Incemagara Köyü’ne göçtü. Oniki yasinda heveslenerek cura çalmaya basladi. Bulundugu ortamda Alevi deyislerini ögrendi ve çevresinde, kendine özgü yorumlariyla ilgi gördü. O günden ölümüne kadar curasini elinden birakmadi, curasiyla birlikte iki Temmuz 1993’te Sivas’ta seriatçi ateste yandi. Yoksul bir Kürt ailedendi. Daha çocuk yasta hayatini çalisarak kazanmaya basladi. 1946 yilinda evlendi, tekrar göçtü. Bu defa Adana’nin Kozan kasabasinin Faydali Köyü’ne yerlesti. O köyde çapacilik yapti. Kalaycilik ve bakircilik ögrendi. Geçimini köy köy dolasarak bu mesleklerden sagladi. Bir yil sonra tekrar Kayseri-Sariz’ a göçtü. 1953 yilinda askere gitti. 1956 da tekrar Adana Kadirli’ye döndü. 1959 da ise Maras- Elbistan’in Akdil Köyü’ne yerlesti. 1960 yilinda tekrar Kadirli’ye dönen Nesimi Çimen’i bu kadar sik göçüren neydi? 1962 yilindan sonra Istanbul’a yerlesti ve bir mozaik fabrikasina isçi olarak girdi.

    Isçilikle birlikte Nesimi’nin hayati da biraz düzene girdi. Yeni kurulan Türkiye Isçi Partisi ile tanisti ve partiye üye oldu. TIP’in düzenledigi bir çok gecede kendi demelerini ve Alevi deyislerini çalip söyledi. 1984’ten 1987 yilina kadar Isveç’te yasadiktan sonra, orada oturma hakki olmasina ragmen ülkeye dönmüstü. Dönmeden önce Almanya’nin bir çok kentini, bu arada Berlin’i de ziyaret etmisti. Sanki dostlariyla vedalasmaya çikmisti, curanin bu büyük ustasi... Türkiye’de eserlerini yayinlamak istiyordu. Umarim, onun „acilarimi dile getireyim“ dedigi eserleri zaman geçmeden yayinlanir. Nesimi eserleriyle sevenlerine ulasir.

    Nesimi Çimen sik sik „sermayemiz laf“ derdi. Muhabbetine katilanlar, onun basindan geçenleri nasil bir ögreti gibi anlattigina sahittirler. Ben bir tanesini size aktarayim: Nesimi Çimen, arkadaslari Osman Dagli ve Mehmet Tokatli ile asiri bir sicak günde Istanbul’da bir cadde de birini beklemektedirler. Gelecek, saatler geçmesine ragmen gelmemistir. Sicaktan ayakta duramaz hale gelen üç arkadas yakinlarindaki camiyi görerek gölgesine siginmak isterler. Kapida caminin hocasi Nesimi’ye „dur sen giremezsin“ der „Elindeki ne“ diye sorar. Nesimi „Cura“ diye yanitlar soruyu. „Onunla içeri giremezsin“ der hoca. Nesimi; „Niye girilmesin Hoca. Surda bir Müslüman gelse. Elinde kitabiyla içeri girmek istese engel mi olacaksiniz? “ „Onu elbette sokariz“ der Hoca. Nesimi, „o halde ben de girecegim, cura benim kitabim“ der ve girer caminin içine. Sicaktan kavrulmus üç arkadas gölgede biraz rahatlamislardir. Nesimi Çimen uzaniverir caminin ortasina. Hoca tekrar görevini yapar. „Allanin evinde böyle uzanilmaz! “ Nesimi cevabi yapistirir: „Be Hoca, bura Allah’in evi, bende ona misafir geldim. Yani Allah’in evinde de mi rahat edemeyecegiz? “ Hoca ne söyleyecegini sasirmistir.

    .........................................................................................................

    NURCAN SAHIN
    1975 Ankara`da dogdu

    Nurcan ile Özlem Sahin amca çocuklari aralarindaki iliski kardeslikten öte. Çocuklukdan itibaren birlikte büyüyor, birbirlerine can yoldasi oluyorlar. Özlem'de simsicak sevimli, cana yakin insan sevgisiyle dolu bir genç kiz. Özlem'in kendine güvenen rahat bir yapisi var, o'da Nurcan gibi gülmeyi seviyor. Hizli ve sürekli ve akici konusmasi en önemli özelliklerinden biri, konusmaya bir basladimi susmak bilmiyor. Ikisi de yasitlarindan daha rahat iyimser ve olgunlar. Çirkinlikler ve kötülükler rahatsiz ediyor ikisini de.

    Kim yakistirabilir sana ölümü.
    Uzun yillar çocuk hasreti ile yanan ve tedavi gördükten sonra 'can isigi' anlamina gelen Nurcan adini koydugu kizi dogar. O’nun için annesi Fidan:
    Ben seni Allah’tan zorunan aldim, özel olarak sevmek için kendime dogurdum, diyor. Nurcan belki yaslanacagim ama asla büyümeyecegim diyordu.
    Okumayi çok seviyor, derneklerde her ise kosuyor semah, tiyatro, kitap dergi.
    Sivas’a yola çikarken 'Anne oraya geçen yil gidenler tuvalet bulamamis, bizde su bulamayiz belki, bir su ver içeyim'.

    Annesi Hacibektas’tan getirdigi sudan bir bardak veri, yarisini içer yarisini da Özleme verir.

    Tas tas içtik ahulari sag iken.
    Bir sen iç, sevdigim birde bana ver

    .........................................................................................................

    SAIT METIN
    1970 Sivas Divrigi`de dogdu
    Ozan

    Çankiri gibi ters bir kent'te Çankiri Meslek Yüksek Okulundan mezun olan Sait Metin'i aldigi bu egitim tatmin etmiyor. 'Ben bir Yüksek okul bitirmekle tatmin olmadiim, bilyorum sizde tatmin olmadiiniiz söz veriyorum bir fakülte daha bitirecegim' diyordu ailesine. Sait ve Yesim'in birbirlerine çok bagli olduklarini söylüyor. Annesi Sultan Metin. 'Yesim'e çok fazla umut verme, belki ailesi istemez dedigimde, 'Anne sen delimisin, ben aradigimi buldum' demisti. Kiz da çok tatliydi. Saiti çok seviyordu. Birbirlerine çok uymuslardi' diyordu Sultan Metin.

    'Uzundu usuldu dedemin boyu.' Sait Metin, Grup Güne Umut’ta saz çalip türkü söylüyor. Su gibi içiyordu eline geçen kitaplari. 'umut belki de gelecek sayfadadir... kapatma kitabi.'Pir Sultan tiyatrosunda Pir Sultan Abdali canlandiriyordu. Ayni tiyatroda Pir Sultanin esi Balliha ni canlandiran Yesim Özkan’la hayatlarini birlestirmeye söz vermislerdi. Sait- Pir Sultan/ Yesim- Balcan olmustu. Kerem’le Asli, Ferhat’la sirin gibi.

    Sait annesine: 'Anne deli’misin sen, Ben aradigimi buldum' diyordu. Baba Mehmet Metin: ' devlete çok güvendik. Bizi ve çocuklarimizi bu kör güven yakti, diyor.
    Tarih sizleri hep anacak, halkimiz sizleri kalbine kaziyacak.
    - Ve halkimiz sizden baska hiç bir seye bel- baglamayacak.

    .........................................................................................................




    SEHERGÜL ATES
    1963 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Sehergül Ates, 1963 Ankara dogumlu... Açik Ögretim Fakültesi ögrencisi... Türkiye Elektrik Kurumün'da (TEK) memur olarak çalismis...

    Sehergül için babasi; Biz onunla baba kiz degildik. O hem sirdasim, hem yoldasim, hem dayanagim ve gücümdü diyor, eski Halkçi Parti, millet vekili, Musa Ates. Adi gibi çiçekleri çok seviyor onlarla konusuyor, ve çok azimli ve hirsli, elini attigi her seyi kopariyor,
    'eger saz çalmayi ögrenmeden ölürsem, mezarimi tekmeleyin” diyor ve Sivas öncesi Musa Eroglu´ndan saz çalmayi ögreniyor. Sivas´a gidebilmek için babasindan izin alma imkâni olmamisti. Kardesi Ali´ye borçlu olduklarinin listesini verirken
    'ben ölürsem siz ödersiniz' diyor. Yasamini güzellestirmeyi bilen, yarinlarina umutla bakan, yüregi sevgi dolu bir genç kizdi Sehergül Ates.

    .........................................................................................................

    SERKAN DOGAN
    1974 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Serkan Dogan, kardesi Serdar ile birlikte demegin semah toplulugunda görev aliyordu. Ayni zamanda, Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba'yi canlandiriyordu

    Basima kizil bagla, ardimdan sakin aglama, anam....

    Serkan Dogan kardesi Serdar Dogan’la semah ekibinde, ve kitap ve kaset stantinda görev aliyorlar Pir Sultan etkinliklerinde. Serkan ayrica, Pir Sultan tiyatrosunda, Ali Baba’yi canlandiriyor. Cuma namazindan çikan yobazlardan kaçip, Madimak oteline siginiyorlar. Serkan’in ölüsü çikiyor Madimak cehenneminden.

    Kardesi Serdar ise, öldü diye atildigi morgta, tam 12 saat kaliyor ve tesadüfen bir doktor nabzinin attiginin farkina variyor. Serkan, otelde yangin basladiginda, bir kaç dize yazip iç cebine koyuyor.:

    'Yaniyorum, sakin ardimdan aglamasin anam.
    Ali’yim ben,
    Pir Sultan yoluna ölüyorum.
    Basima kizil bagla, arkamdan sakin aglama.
    'Dogan ailesi SERKAN’in vasiyete sadik. Yok gözlerinde bir damla gözyasi, yakinma.
    Yalnizca direnç.. var direnç.. Pir Sultan Pirimiz, Yolunda Ölürüz

    .........................................................................................................

    SERPIL CANIK
    1974 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Serpil Pir Sultan Abdal semah ekibinin en gençleri ve yenileri arasinda yer aliyordu.Serpil Canik, Ticaret Lisesi'nde okurken staj gördügü bir kooperatif sirketinde çalisiyor, bir yandan da haril haril üniversite sinavlarina hazirlaniyor... Çok çabuk kavradigi semahi severek oynuyor, diger arkadaslari gibi zamanla o da bir semah isigi olup çikiyor... Isyerinden dernege kosturuyor, hatta semah çalismasini engelliyor diye, isinden ayrilmayi bile düsünüyor bir ara... Bir yandan isin yogunlugu, bir yandan kurdugu, üniversite hayalleri, gene de dernek etkinliklerinden koparamiyor.

    Ticaret lisesinde staj gördügü bir koparatifte çalisiyor, semah çalismalarimi engelliyor diye isten çikmayi bile düsünüyor, üniversiteye gitmek istiyordu. Serpil semah ekibinin en yenilerinden, önceden içine kapali olan Serpil aydinlanma kalesi olarak benimsedigi Pir Sultan Abdal Dernegine gelip, gül gibi açiliyor.Ablasi Serdar Canik Pir Sultan tiyatrosunda oynuyor. Ailece gidiyorlar Sivas’a Serpil hiç gitmedigi köyleri Banaz’i da görecek. Yobazlar Serpil’in anne babasini Ali Baba mahallesine ablasi Serdal Canik’i Kültür Merkezinde tutsak tutuyor, onunda Madimak’ta boguyor karanlik.

    Gözü yasli Sultan anne: Yavrularim uça uça gittiler... diyor. 'Turnalar turnalar, telli turnalar, Semah edende, hakka gidenler'

    ........................................................................................................




    UGUR KAYNAR
    1956 Sivas Zara`da dogdu
    Sair ve Edebiyatci

    Edebiyat çevresine ragmen çok yanliz bir adamdi... Duygulu ve yarali bir insandi... Çoçuk yasta annesinin ölümü, ailenin dagilmasi ve benzeri olgular, Ugur'u fazlasiyla etkilemisti. Ugur'da diyor Serap Kaynar; 'Hayati boyunca hep çekti kendini insanlardan, kendi kabugunun içine girmeyi tercih etti... Kendini zorlayan bir insandi Ugur... Uyum saglamiyordu ve bunu istemiyordu da... Her zaman kaygili ve sikintiliydi. Hiçbir ortamda varligini bütünüyle ifade edemiyordu... Sivas'taki ölümü de bir tekbasinalikti! '

    Militan bir sair ve yazari idi. Yalnizligi, sevgisi ve için için kaynamasi, belki de 12 eylül döneminde, 2 yil mesken tuttugu Mamak mahpushanesinden kaliyordu.ilk kitabi: 'çiçekler halaya durdu,' oldu. Ve cesedini bir torbada getirdiler. Deri çantasi pesinden geldi bir peçeteye son siirini yazmisti. 'Öldügümde dogdugum yere gidiyorumYillarca süren bir hasret ve Bilinmezligi iste böylesine yeniyorum.'

    .........................................................................................................

    YASEMIN SIVRI
    1974 Ankara`da dogdu
    Ögrenci

    Yasemin ve Asuman Sivri kardesler, 1991 yili ortalarinda, Pir Sultan Abdal Dernegi'nin kültürel çaliismalarina katiliyor ve kisa sürede semah topluluguna giriyor. Asuman Sivri, özverili çaliismasinin karsiligini alarak, Semah hocaligina yükseliyor.Yasemin, Asumun'dan iki yas daha büyük... 1992 yiiliinda Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne giriyor. Semah ile basladigi kisisel çalismalarinda, giderek daha farkli kanallara yöneliyor. Dernegin Gençlik Komisyonu üyesi. Ayni zamanda kütüphane'den sorumlu. Kitaplari ciltliyor, numaralandiriyor.

    Kamber abi’nin profesörü. Kitap kurdu. Hacettepe Üniversitesi felsefe bölümüne gidiyordu. Pir Sultan’da, semahla basliyor, giderek yeni alanlara yöneliyor, gençlik komisyonu üyesi ve tâbi ki kütüphaneden sorumlu idi. Yasemin, Sivas’ta yazar, Aziz Nesin ve Asim Bezirci ile tanisip, görüslerini açiklayacagi için sevinçli. Benim en iyi arkadaslarim kitaplarim diyordu. Okuyordu okudugunu yorumluyordu: Ínsanlar öldükleri zaman degil, unutulduklari zaman ölürler... diyordu. Unutmadik.. unutmayacagiz... biz sizi yasatacagiz.

    .........................................................................................................

    YESIM ÖZKAN
    1973 Ankara`da dogdu

    Yesim Özkan: 20 yasinda
    Huriye Özkan: 22 yasinda
    Huriye Özkan, basarili bir ögrencilikten sonra, Deneme Lisesi'ni birincilikle bitiriyor. Gazi Üniversitesi Eczacilik Fakültesi'ne arkadasi Inci Türk ile birlikte giriyor, birlikte bitiriyorlar. îkisi de Alevi kültürüne bagli, üretme ve paylasma bilinciyle yüklü iki çagdas genç kiz...

    Ballihan, erenlerinin bal çiçegi. O Pir Sultana, Sultan ona asikti. Hacettepe Üniversitesi Sosyal hizmetler okuluna gidiyor, Çocukken sakin ve durgun olan Yesim gençliginde bahar gibi yeseriyor, artik sözüne söz yetisemiyor, enerjisini tiyatroya veriyor. Pir Sultan oyununda görev aliyor. Biz Sivas’in yobazlara teslim oldugunu bilseydik gönderirimiydik çocuklarimizi diyor.
    Babasi Hikmet Özkan. Sivas kiyimindan sonra, din konusunda fikirleri netlesiyor. ‘ Allah insanlarda vardir. Ínsan sevgisinden daha büyük bir sevgi yoktur. Ínsanlari sömürmek için dinler kullanilmaktadir. Bu sömürüye en uygun olan din de Müslümanciktir. Ben CAMiDEN nefret ettigim kadar hiç bir seyden nefret etmiyorum. Cuma namazindan, camiden çikip, katlettiler çocuklarimizi. Hiç mi insan/Allah sevgisi yok bu yobazlarda? . Yok olasicalar da...


    ŞERİAT DENEN BU GERİ KALMIŞ ORTA ÇAĞ KALINTILARI YOK OLMAZ YADA KALKMAZSA DAHA ÇOK 'GÜLE YELE DEYECEK'


    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Tarik Durgun
    Tarik Durgun 06.09.2007 - 18:20

    arkadaşlar bu konu cok hassas bır konu.kımın ne için öldüğünü bilenler konuşsun.bende cok sehırelere gezmeye ve senlıklere gıdıyorum,veya sivas a cok sanatcılar gelıp gıtttler neden kımseye bırsey olmadıda bu guruba bole davranıldı? .lutfen cok ıyı arastırın YİĞİDİN HARMAN oldugu memleketı karalamaya calısmayın.herkesın bu olayda sucu vardır unutmayın.insanlar hak ettıgı gibi yaşarrrrrrrr ve hak ettiği gibi ölürler.saygılar.KANGAL'LI TARIK

  • Orkide Nn
    Orkide Nn 25.07.2007 - 19:25

    Bu ülke sahipsiz değildir.Herkez haddini bilmeli.Burası müslüman Türkiye.Hadi kardeşim hadi doğru Parise

  • İlhan Cagpar
    İlhan Cagpar 05.07.2007 - 12:32

    aydınlarımızı, geleceği bize gösterecek olan insanları bir hiç yerine katletmek. Herbiri birbirinden kymetli olan bu kişilerin öldürülmesindeki nedenler ırkçı, şeriatçı ve kapitalist düşünceyi benimsemiş, düşünce bakımından doğruları birtürlü göremeyen kişilerin yaptığı insanlık dışı olaydır bu sivas katliamı.

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 02.07.2007 - 18:37

    SİVAS Bir Katliamın Adı

    ----------


    SİVAS
    Bilinen bir katliamın adı
    Sıvas katliamı ne anlık, ne de kendiliğinden bir gelişmeydi. Yerel basında şenlikten bir-iki gün önce yayınlanan yazılara bakan herkes, bunun bilinçli, organize bir saldırı olduğunu görürdü. Yerel basında 'Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız', 'Aziz Nesin dinimize küfretti', 'Sıvas'ta neler oluyor' gibi



    Sıvas katliamı ne anlık, ne de kendiliğinden bir gelişmeydi. Yerel basında şenlikten bir-iki gün önce yayınlanan yazılara bakan herkes, bunun bilinçli, organize bir saldırı olduğunu görürdü. Yerel basında 'Müslüman mahallesinde salyangoz sattırmayız', 'Aziz Nesin dinimize küfretti', 'Sıvas'ta neler oluyor' gibi başlıklarla gerginleştirilen hava 'Müslümanlar' imzalı kontra bildirilerle iyice doruğa ulaştı.
    Konya ve Kayseri'den bir gün önce gruplar halinde insanlar geldi-getirildi. 'Bizim Sıvas' gazetesi gericileri, faşistleri 'gaza'ya çağırıyordu. Saldırı şenliğin ilk günü başladı. Daha ilk gün standlara saldıran gericiler ve faşistler sonuç alamadan geri döndüler.
    2 Temmuz'da vakit Cuma namazına gelirken, ortalık hareketlendi. Yazarlar kitaplarını imzaladıkları Büruciye Medresesi'nde gericilerin sözlü tacizlerine uğradılar. Daha sonra kaldıkları otele dönerken yolda da saldırıya uğradılar.
    Kentteki değişik camilerde Cuma namazını kılan gruplar, namaz sonrası merkezdeki Paşa Camii'nin önünde toplanmaya başladılar. Toplananlar arasında Milli Gençlik Vakfı yurtlarında kalan öğrenciler, üniversitenin ve çarşı esnafının tescilli faşistleri dikkat çekiyordu.
    Saldırgan güruh, ilk olarak Valilik binasına yöneldi. Vali, Pir Sultan Şenliği'ni desteklemekle suçlanıp sloganlarla protesto edildi. Polis olay yerindeydi, ancak hiçbir müdahalede bulunmadı.
    Güruh polis desteğiyle Ozanlar anıtının önüne geldi ve anıtı taşlamaya başladılar. Sonra Kültür Merkezi önünde etkinlikler için toplanmış bulunan 1500 kişilik kitleye saldırdılar. Kitle Kültür Merkezi binasına sığındı. Belediye Başkanı gerici kitleye 'Gazanız mübarek olsun' diye hitap ediyor. Kültür Merkezi'ndekiler devrimcilerin önderliğinde barikatlar kuruyorlar, direnmeye hazırlar; etraf faşistler tarafından sarılmasına rağmen içeriden türkü sesleri geliyor.
    Anıta saldıran, Kültür Merkezini kuşatan faşistler ve gericiler, Madımak Oteli önündeki kitle ile birlikte daha da kalabalıklaşıyor. Aralarında RP'li Belediye Başkanı, Belediye Meclisi üyeleri de var. Belediye Başkanı Kültür Merkezi önünde toplanan insanlara 'Gazanız mübarek olsun' dediğini unutmuşçasına Madımak Oteli önünde toplanan kitleyi 'yatıştırmaya' çalışıyor. Bir yandan da Sıvas Belediyesine ait bir kepçeyle Kültür Merkezi önündeki ozanlar anıtı gericiler tarafından yıkılıyor.
    Otelin etrafındaki kuşatma saatlerdir sürüyordu. Otelin içindekiler Başbakan Yardımcısı İnönü dahil, pek çok yerle telefonla görüşüyorlardı. Kendilerine her yerden söylenen aynıydı; 'merak etmeyin, gereken yapılacak'. Faşist, gerici güruh giderek kalabalıklaşıyor ve saldırganlaşıyor. 'Gereken' bir türlü yapılmıyor. Laik SHP iktidarının yetkilileri, laik ordunun subayları, kimse 'durumdan bir vazife' çıkarmıyor. 'Ya Allah İntikam', 'Aziz'e ölüm', 'Bismillah Allahüekber', 'İslama uzanan eller kırılsın' sloganları duyuluyor. Ve herkesin gözü önünde sekiz saat boyunca taşlanan otel ateşe veriliyor.
    Otelin İçinde 80-90 kişi var. Belediyeden itfaiye isteniyor, fakat itfaiyenin gelmesi Karamollaoğlu tarafından engelleniyor. Yangın büyüyor. Valilik 'kitleyi itfaiyeden su sıkarak dağıtın' diyor. Belediye başkanının 'hoşuna gitmiyor' bu öneri. Yangın büyüyor müdahale edilmiyor, otelin içindekiler yanıyor; 'gereken' yapılmıyor; ama belki faşist düzen açısından 'gereken' bu!
    Otel tamamen yanıyor. Sonuç 35 ölü, 60 civarında yaralı. Gün bitiminde gericiler, faşistler böyle kanlı bir eser bırakıyorlar tarihe.' -----------

    Sivas katliamı öncesinde 'Müslümanlar' imzalı camilerde
    dağıtılan bildiri;
    'Müslüman Kamuoyu...Salman Rüştü müslümanların çok az olduğu kafir bir ülkede sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber şehrimiz valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta müslümanlarla alay edercesine gezebilmektedir... Kafirler şunu iyi bilmeli ki: ıslamın peygamberini ve kitabın izzetini korumak için bu uğurda verilecek canlarımız vardır. Gün müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür. ‘İman edenler Allah yoluna savaşırlar, kafirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ (Nisa suresi, 76) Galip gelecek olanlar şüphesiz ki, Allah tarafından olacaktır.
    MÜSLÜMANLAR'
    -----------
    Yumrukluyorum duvarları
    Yumrukluyorum kara gecenin bedenini ellerim kan içinde
    Nehirler taşmış yanaklarımdan
    Otuz yedi can
    Otuz yedi gül çatlamış susuzluktan Sivas'ın içinde
    Nasıl uyku tutar gözlerimi
    Döne döne semaha duranlar tutuştu önce
    Sonra türküler
    Sonra şiir çığlıksız düştü türkülerin yanıbaşına
    Sivas... Sivas..
    Yiğitlik midir emanet cana kıymak
    Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla koparıp karanlığa kurban etmek
    Söyle hangi kitapta vardır elleri kollları bağlı yakmak
    Var mıdır kardelen akında bir avuç inciyi ateşe tutmak lo...
    Böyle garip düştüğüme bakma
    Böyle mahsun durduğuma
    Varsın ateşin suskunlukla beslensin
    Benim de yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
    Senin de dağların var Sivas, senin de dağların
    Dağlarında şahanların
    SAVAŞ EZGİ
    -----------
    Katledilen Canlar:
    Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi
    Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı
    Gülender Aka - 25 yaşında
    Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar
    Ahmet Alan - 22 yaşında
    Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci
    Sehergül Ateş - 30 yaşında
    Behçet Aysan - 44 yaşında, şair
    Erdal Ayrancı - 35 yaşında
    Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar
    Belkıs Çakır- 18 yaşında
    Serpil Canik - 19 yaşında
    Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör
    Nesimi Çimen - 62 yaşında, şair, sanatçı
    Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci
    Serkan Doğan - 19 yaşında
    Hasret Gültekin - 26 yaşında şair, sanatçı
    Murat Güneş
    Murat Gündüz - 22 yaşında
    Gülsüm Karababa - yaşında
    Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair
    Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist
    Koray Kaya - 12 yaşında
    Menekşe Kaya - 17 yaşında
    Handan Metin - 20 yaşında
    Sait Metin - 23 yaşında
    Huriye Özkan - 22 yaşında
    Yeşim Özkan - 20 yaşında
    Ahmet Öztürk - 21 yaşında
    Ahmet Özyurt - 21 yaşında
    Nurcan Şahin - 18 yaşında
    Özlem Şahin - 17 yaşında
    Asuman Sivri - 16 yaşında
    Yasemin Sivri - 19 yaşında
    Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı
    İnci Türk - 22 yaşında
    Kenan Yılmaz - 21 yaşında







    -----------
    'Sivas Olayları Araştırma Raporu'ndan
    Dönem 19, Cilt 43, Yasama Yılı 3, 28inci Birleşim 16.11.1993 günlü T.B.M.M Tutanak Dergisi'nde yayınlanan '2 Temmuz 1993 Günü Sivas'ta Meydana Gelen Olayların Sebep ve Sorumluları İle Olayların Oluş Şeklinin Ortaya Çıkarılması ve Maddi Zararların Tespiti Amacıyla Anayasanın 98 inci İçtüzüğün 102 ve 103 üncü Maddeleri Uyarınca Bir Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergeleri ve Meclis Araştırması Komisyonu Raporu' (S. Sayısı: 369) adını taşıyan raporun 18. sayfasında şu ibareler bir paragraf olarak yer almaktadır:
    'Arif Sağ ise tanımadıkları bir kişinin kendilerine 'sizi otobüslerle götürelim' dediğini (126) bu kişiye güvenmediklerini, çünkü resmi bir tebliğin kendilerine gelmediğini; Valilikten 'arkadaşlar yukarıda toplansınlar, bir arada olsunlar biz kurtaracağız, yardım bekliyoruz' şeklinde bir bilgi geldiğini (127) ifade etmiştir.'
    Bu ibarelerle ilgili raporda muhalefet şerhi yer almamaktadır. Söz konusu komisyon şu isimlerden oluşmaktaydı: Osman Seyfi, Nami Çağan, Mehmet Cemal Öztaylan, Mustafa Kul, Haydar Oymak, İsmail Köse, İbrahim Yaşar Dedelek, Münir Doğan Ölmeztoprak, Abdullatif Şener, Bülent Akarcalı, Kadir Bozkurt ve Fahrettin. ULAŞIM ADRESİM

    PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Selahattin Aykurt
    Selahattin Aykurt 01.07.2007 - 12:08

    SİVAS KATLİAMINI UNUTMA UNUTURMA

    Sivas Katliamı: Alevilerin Kanayan Yarası

    Ali Yıldırım

    I.KANLI SİVAS’TAN

    OZANLAR ŞEHRİ’NE

    Pir Sultan kızıydım ben de Banaz’da

    Kanlı yaş akıttım baharda yazda

    Dedemi astılar KANLI SİVAS’TA

    Darağacı ağlar Pir Sultan deyü

    Pir Sultan Abdal’ın tarihsel duruşundan mıdır nedir bilinmez yakın zamana kadar Sivas denilince akla Pir Sultan ve Alevilik gelirdi.

    Ne var ki Sivas Alevilerin nazarında Pir Sultan’ın asıldığı şehir olarak pek makbul bir sicile sahip değildir. Yine de Aleviler bu olayı bir kan davasına dönüştürmemişler, iktidar mensupları ile Sivaslı sıradan insanı ayırmışlar ve Sivas’a “ozanlar şehri” olarak sahip çıkmışlardır. Hatta yetiştirdiği ozanlar dolayısıyla Sivas’ın ayrıcalıklı, özel bir yeri vardır denilebilir. Nasıl olmasın ki Ağahi, Aşık Veli, Ali İzzet, Aşık Veysel, Kemter ve daha niceleri... Sivas toprağında yetişmemiş miydi?

    Sivas şehri’nin kara tarihi/talihi cumhuriyetle bir parça dönmüştür. Çünkü Sivas köhne Osmanlı’nın yerine kurulan genç Cumhuriyet’in temellerinin atıldığı yerlerden biri olmuştur. Bundan dolayıdır ki Sivas Şehri demokrat ilerici kimliğiyle bilinmiş, anılmıştır.

    II.PİR SULTAN’IN DİRENCİ

    HIZIR PAŞA’NIN İHANETİ

    İlimi sorarsan köyümdür Banaz

    Yakılsın yıkılsın ol KANLI SİVAS

    Bir ben ölmeyinen cihan yıkılmaz

    Açılın zındanlar Pir’e gidelim!

    12 Eylül sonrasında Sivas’ın toplumsal dokusunda köklü değişiklikler olur. Sivas büyük göç veren şehirlerin başında gelir. Sivas’tan göçenlerin çoğunu ilerici unsurlar, Aleviler oluştur. Onlardan boşalan yerleri ise tam karşıt güçler doldurur. On yıl içinde Sivas’ın yüzü kararır.

    1989 yerel seçimlerinde Refah Partisi’nin belediye başkanlığını kazanmasıyla gerici güçler bütünsel olarak Sivas’ta kurumsallaşmaya başlar. Belediye olanakları sınırsız bir biçimde Şeriatçı çevrelerin hizmetine sunulur. Anadolu’nun bu demokrat kimlikli kenti gerici bir dokuya bürünmüştür. 12 Eylülcülerin toplumsal güçleri bastırmak için dinci gericiliği kullanmaları sonuçlarını vermiş, gerici güçler sahiplerinin dahi zor kontrol ettikleri bir noktaya gelmiştir.

    Tarih boyunca Sivas kentinin şahsında hep iki çizgi varlığını devam ettirir. Pir Sultan Abdal’ın başeğmez direnişçi yolu ile Hızır Paşa’nın hain, ihanetçi çizgisi.

    Bu iki farklı dünya anlayışı, bu insanlığın hizmetinde olma ile ona ihanet etme çizgisi 2 Temmuz 1993 tarihinde bir kez tarih sahnesinde ortaya çıkacaktır.

    III.SİVAS ELLERİNDE SAZIM ÇALINIR

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği geleneksel olarak 1978’den beri düzenlemekte oldukları Banaz Pir Sultan Abdal Şenlikleri daha görkemli, daha kalıcı bir biçimde gerçekleştirmek için 1993 yılında da aylar öncesinden hazırlıklara başlarlar.

    Tüm demokratik kitle örgütlerine ve Alevi kuruluşlarına çağrı yaparak Banaz şenliklerini paylaşmayı, birlikte yapmayı teklif ederler. Bu etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülür.

    1993 şenlikleri için bilinen tanınan yazarları sanatçıları yapılan davete olumlu yanıt verirler. Pir Sultan Abdal Şenlikleri Pir Sultan Abdal’ın toplumsal ve inançsal duruşuna uygun olarak geniş kapsayıcı sosyal bir organizasyon olacaktır.

    Ankara’dan İstanbul’dan Anadolu’nun dört bir yanından yola çıkan Pir Sultan yolcuları 1 Temmuz 1993 sabahı Sivas’ta buluşurlar. Programa göre iki gün Sivas’ta etkinlikler gerçekleştirilecek ardından ise Banaz’a geçilecektir.

    Fakat Sivas eski Sivas değildir, daha sabahın ilk saatinde, daha Sivas’a girer girmez farkedilir bu. İnsanı sıkıp boğan, söylenmesi gerekip de söylenmeyen bir söz gibi rahatsız eden bir havası vardır Sivas’ın.

    Pir Sultan’ın torunları kendi havalarını hakim kılmakta gecikmezler şehre. Şenlik başlar, deyişler, semahlar birbirini izler. Söyleşiler, paneller izleyici ile dolup taşar. Korkulacak bir şey olmadığını düşünür herkes. Kaygıların boşuna olduğunu söylerler birbirine. Sivas da bizim şehrimiz derler. Ne yazık ki bir gün geçmeden bu görüşlerin tam tersini yaşayacaklardır.

    IV.PLANLI PROGRAMLI KATLİAM

    Sorma be birader mezhebimizi,

    Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır.

    Mezhep bilmeyen, insanlık yolu dışında başka yol tanımayan, sevgiyi kendisine din edinmiş insanlar Sivas’ta kendileri için kurulan tuzaklardan habersizdirler.

    Sivas’ı bilip tanıyanlar şenlikle ilgili olarak kaygılarını dile getirdiklerinde, şenliğin devletle/kültür bakanlığıyla ortak olarak düzenleniyor olması, Sivas valisinin demokrat kimlikli bir kişi olması, iktidar ortaklarından SHP’nin Alevilerin oy verdikleri bir parti olması gerekçe gösterilerek kaygı giderilmeye çalışılmıştır. Tüm bunların birer yanılgı olduğu anlaşılacaktır ama ne pahasına...

    Şeriatçı karanlık güçler günler öncesinden Sivas’ta Alevilerin, demokratların varlık göstermesini engellemek ve onlara “müslüman mahallesinde salyangoz sattırmamak” için hazırlıklara girişirler.

    Gazete ilanları vererek, bildiriler hazırlayıp dağıtarak yalan dolana dayalı provakasyon ortamı hazırlarlar. Güya şenlik için Sivas’a gelecek olan Aziz Nesin peygamberin eşine hakaret eden Salman Rüştü’nün kitabını yayınlamıştır. Bu tamamen yalandır, ne bir hakaret ne de bir kitap yayınlama olayı sözkonusu değildir. Ama yalana dayalı tahrik şeriatçılar için yeni bir şey sayılmaz. Daha 1978 yılında, yine Sivas’ta “Aleviler camiyi bombaladı” yalanını uydurup halkı birbirine düşürmeye kalışıkan kendileri değil midir? Maraş katliamı öncesi aynı provakasyonu yapmamış mıdırlar.

    2 Temmuz’dan 15 gün önce şeritaçılarca tüm Sivas’a dağıtılan Müslüman Kamuoyuna başlıklı ve altında Müslmanlar imzası olan bildiride halk “cihada” çağrılır:”Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir

    Kâfirler şunu iyi bilmeli ki: İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.

    Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.”

    İlk gün şeriatçılar pusuda beklerler. Saldırı için her zaman yaptıkları gibi Cuma gününü ve Cuma namazını beklerler. 2 Temmuz günü Cuma namazından çıkan kalabalıklar katillerin kışkırtmasıyla harekete geçeler. Önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne saldırırlar.

    Arkasından Sivas katliamının yaşanacağı Madımak Oteli kuşatılır.

    Tüm dünyanın gözü önünde Sivas katliamı yaşanır.

    2 Temmuz Sivas katliamı üzerinden geçen yıllara rağmen Alevilerin nazarında küllenmemekte, tam tersine Sivas yangını Alevilerin kanayan yarası olmaya devam etmektedir.

    Sivas katliamı Alevilerin yaşadığı diğer bir çok katliamlara benzemekle birlikte ondan bazı çok trajik unsurlarla farlılık göstermektedir.

    Bu nedenle “Sivas’ın ışığı sönmeyecek”, bu nedenle “Sivas unutulmayacak” sözleri bu katliama karşı her fırsatta dile getirilmektedir.

    Çünkü 8 saat insanlar Madımak Otelinde kendilerine bir yardım eli uzanmasını beklerler. Cumhurbaşkanı aranır, başbakan aranır, başbakan yardımcısı, bakanlar aranır. Tanıdık bildik etkili yetkili kim varsa bir umut olarak aranır ama güvenlik güçleri de dahil hiçbir güç gelip de şeriatçı güçleri dağıtmaz, Pir Sultan torunlarını kurtarmaz!

    Bu ne derin acıdır!

    Bu ne büyük bir trajedidir.

    Sivas’ta göz göre göre insanlar katledilir. Şeriatçılar bir bayram yerinde buluşmuş gibi Madımak Oteli’ni sarar ve insanlarımızı katlederler. Bu katiller günler öncesinden hazırlık yapmalarına rağmen yakalanmamış, engellenmemiştir. Sivas gibi küçücük bir şehirde kimin ne dolap çevirdiğinin bilinmemesi mümkün müdür? Tersine istihbarat birimleri “olay çıkacağını rapor ettik” demektedirler. Olay çıkmamış, katliam yaşanmıştır. Sivas belediye başkanı katilleri “gazanız mübarek olsun” diye kutlamaya kadar işi vardırmıştır!

    8 saat genç kızlarımızın, oğlanlarımızın, şairlerimizin, bağlama ustalarımızın, semahçılarımızın çığlıklarına tüm insanlık kulaklarını tıkamıştır. Başta iktidar sahipleri olmak üzere!

    8 saat içinde dünyanın bir başka ucuna müdahale edilebildiği halde, Sivas’a yardım gönderilmemiş, insanların katledilmesine engel olunmamıştır! Sivas nasıl unutulur?

    BUNLARI UNUTMA!

    Bazı anlarda bazı sözler söylenir, bazen bu sözlerin ve bu sözleri söyleyenlerin asla unutulmaması gerekir. Bu sözler ve onları söyleyenler yeni acılar yaşanmaması için, yeni katliamlar olmaması için, dostu düşmanı tanımak ve aklımızdan çıkarmamak için kesinlikle unutulmamalıdır. Taşlara, demirlere bu sözler kazınmalı ve bir kenara konulmalıdır.

    Sivas katliamı yaşanırken de unutulmaması gerekin sözler söylenmiştir.

    Hem de bu sözleri dönemin Cumhurbaşkanı, dönemin başbakanı söylemişlerdir. Bu sözler bize katliamın arkasındaki gizi ifade etmektedir.

    UNUTULMAYACAK SÖZLER BİR

    “GÜVENLİK GÜÇLERİ İLE HALKI KARŞI KARŞIYA GETİRMEYİN! ”

    Sözün sahibi Cumhurbaşkanı’dır. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel. Katiller Madımak Otelini kuşatmış, insanlar içeride çığlıklarla yardım beklerken bu sözü defalarca Sivas valisine ve emniyet müdürüne söylemiştir. Demirel’in vatandaş dediği şeriatçı katillerdir. Ve güvenlik güçlerinin onlara müdahale etmesine engel olmakta, katillerin işlerini rahatça yapmalarını istemektedir adeta. Katillere karşı gelmeyin, bu sözün anlamı bundan başka nedir? Bu söz nasıl unutulur?

    UNUTULMAYACAK SÖZLER İKİ

    “OTELİ SARAN VATANDAŞLARIMIZA BİR ŞEY OLMAMIŞTIR! ”

    Sözün sahibi Başbakan’dır. Başbakan Tansu Çiller. Çiller Madımak Otelini saran ve insanlarımızı katleden şeriatçı katillere bir şey olmadığını, katillerin burunlarının kanamadığını müjdelemektedir.

    Başbakan’ın vatandaş dediği de şeriatçı katillerdir. Ya içeride çığlıklarla yardım bekleyenler? Onların vatandaşlık hakları? Onların yaşama hakları? Çillerin umrunda olan, Çillerin bu sözleri ile gözetip kayırdığı katillerdir mağdurlar değil. Bu sözler nasıl unutulur?

    Ya bu sözleri söyleyenlerin partisine oy veren, oy vermeye çağıran Aleviler, sözde Alevi önderleri onlar nasıl unutulur?

    V.ATEŞTE SEMAHA DURANLAR

    ŞİVAS ŞEHİTLERİMİZ

    Nesimi Çimen:Üç telli curanın üstadı. Sarız 1926

    Asım Bezirci:Sosyalizm ve Edebiyat. Erzincan 1927

    Metin Altıok:Kara kutu, şiir, felsefe. Bergama,1941

    Muhlis Akarsu:Kula kulluk yakışır mı? Kangal 1948

    Behçet Aysan:Sefa’sını ölümüle öğreten şair. Ankara 1949

    Muhibe Akarsu:Akarsuyum böyle miydi ahdımız? Kangal 1958

    Edibe Sulari: Davut Sulari’nin yadigarı. Erzincan 1953

    Uğur Kaynar:Militan, şair, elyazarı. Zara 1956

    Asaf Koçak:Yok devenin kuşu, bir sır “Cop Cumhuriyeti”nin çizeri, Yerköy 1957

    Erdal Ayrancı:Hep barikatın başında. Niğde 1958

    Sehergül Ateş:Biz onunla baba kız değildik. O hem sırdaşım, hem yoldaşım, hem dayanağım ve gücümdü; babasının sözleri. Ankara 1953

    Hasret Gültekin:Koçgiri’den, Han Köyü’nden. 1965

    Muammer Çiçek:Bir oyun yazdı “İnadına Yaşamak”.

    Muammer Çiçek:Bir oyun yazdı “İnadına Yaşamak”.Yalınyazı Köyü, Zile 1967

    Gülender Akça:Abidin ve Sultan’ın gözbebekleri. Divriğinin Şahin Köyü’nden, 1968

    Mehmet Atay:Şahanım, şahdamarım, yangın yüreklim. Divriği 1968

    Sait Metin:Uzundu, usuldu dedemin boyu. Divriği 1970

    Carina Johanna:Alevilik araştırmacısı, “yabancı değil”. Hollanda 1970

    Gülsün Karababa:Babası”Kızım benden daha iyi saz çalacak” derdi. Divriği 1971

    İnci Türk:Çiçek açar domur domur dal verir. Balıkesir 1971

    Huriye Özkan:Havanın yüzünde semah dönerken. Ankara 1971

    Murat Gündüz:Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür, en sevdiği dize.Ankara 1971

    Ahmet Özyurt:Çok seviyorum düşüncelere dalmayı. Enstein gibi düşünerek kendimden geçmeyi. Kendi dizeleri. Ankara 1972

    Handan Metin:Tüm güzellikleri toplayıp uzun bir yola çıktın. Ankara 1973

    Yeşim Özkan:Ballıhan, erenlerin bal çiçeği. Ankara 1973

    Yasemin Sivri:Kamber’in profesörü, kitap kurdu. Ankara 1974

    Serpil Canik:Kuş olup güvercin donunu giyen, Uyan dağlar uyan Serpil geliyor. Ankara 1974

    Serkan Doğan:Başıma kızıl bağla, arkamdan ağıt yakma anam, Ankara 1974

    Belkıs Çakır:Güne Umut’tan. Ceylanlara karışıp semaha duran. Ankara 1975

    Nurcan Şahin:Kim yakıştırabilir sana ölümü? Ankara 1975

    Özlem Şahin:Okur, meraklı, yerinde duramaz, yaşam delisi. Ankara 1976

    Asuman Sivri:Semah, semah tutkunu, abisinin delisi. Ankara 1977

    Menekşe kaya:Sazı elinde İsmail’in.Ötme bülbül ötme gönlüm şen değil. Ankara 1977

    Koray Kaya:Pir Sultan’ın genç şehidi. Ve hep öyle kalacak. Ankara 1981

    Yanyana öldüler.

    Ve yanyana gömüldüler Karşıyaka’da.

    Karşıyaka’nın onur gülleri, direnç gülleri, Pir Sultan Şehitleri...

    VI.SİVAS DAVASI

    “İnsanlık tarihinde

    din adına işlenen

    böyle bir vahşet görülmemiştir.”

    Sivas katliamının bulunabilen, ele geçirilebilen sanıkları çeşitli mahkemelerde yargılandılar. Sivas davası hala sürmektedir!

    Dava süreci nasıl gelişti?

    Katliam davası güvenlik gerekçesiyle Sivas’tan Ankara’ya nakledildi. Yargılamaya adiyen adam öldürme eylemi davası olarak başlanılmıştı. Mahkeme davayı planlı programlı, örgütlü bir katliam olduğu gerekçesiyle Devlet Güvenlik Mahkemesine gönderdi.

    Ankara DGM 1994 yılında verdiği ilk kararında olayı basit bir “yangın çıkararak adam öldürme” olarak değerlendirdi. Hatta işi daha da azıtarak Aziz Nesin’in katilleri tahrik ettiğini dahi ileri sürdü ve buna dayanarak katillerin cezalarında indirim yaptı.

    DGM’nin bu hukuka ve maddi gerçekliğe aykırı kararını inceleyen Yargıtay DGM kararının tümüyle hukuka aykırı olduğunu saptadı. Yargıtay DGM’nin olayı basite aldığını, yanlış değerlendirdiğini vurgulayarak olayda şeriatçılar tarafından laik düzene yönelik bir kalkışma olduğunun belirlenmesi gereğine işaret etti. 28 Şubat sürecine denk gelen günlerde Ankara DGM’de yargılama yeniden başladı. Bu kez sanıklar hakkında “anayasal düzeni bozarak şeriat devleti kurmaya kalkışmak” eyleminden ceza verilmesi yoluna gidildi. Mahkeme 33 sanığı idam cezasına çarptırdı.(1997) Bu karar Yargıtay’ca yeniden incelendi ve bazı usul hatalarından dolayı bozularak eksikliklerin giderilmesi için yeniden Ankara DGM’ye gönderildi. Şubat 1999 tarihinde usul eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 33 sanık DGM’ce yeniden idam cezasına çarptırıldı. Sanıklar bu kararı temyiz ettiler. Dava dosyası şu an Yargıtay’da incelenmekte.

    Ankara DGM’sinin sanıklar hakkında idam kararı verirken dayandıkları gerekçe tüyler ürperticidir: “İnsanlık tarihinde din adına işlenen böyle bir vahşet görülmemiştir.”

    VII.SİVAS DERSLERİ

    Sivas katliamı gerek Alevi örgütlenmesinde gerekse Alevilerin bilincinde bir dönüm noktası olmuştur.

    Sivas katliamından çıkan birinci ve temel ders, yalnızca ve yalnızca kendi gücüne ve örgütlülüğüne güvenmenin zorunluluğudur.

    Aleviliği yönelik ağır bir kuşatmanın yaşandığı ve saldırıların gündeme geldiği şu günlerde Alevilerin kimlik mücadeleleri için güçlü örgütlülükler yaratması zorunluluğu görevi her zamankinden daha yakıcıdır. ulaşım adresi PATİKAYOLU@MSN.COM

  • Keje Şew
    Keje Şew 24.06.2007 - 22:24

    Katliamın 14. yılında, “ Madımak müze olursa birlik ve beraberliğimiz bozulur” demecinden, katliamcıları aklamak, siyasi irade ve idare makamlarının katliamcı anlayışa taraf olduğu anlamı çıkar.
    SİVAS VALİSİ SAYIN VEYSEL DALMAZ DERHAL İSTİFA ETMELİDİR YA DA GÖREVDEN ALINMALIDIR!
    MADIMAK KATLİAMI UNUTMAYI DEĞİL, YÜZLEŞMEYİ ZORUNLU KILAR!
    35 İNSANIN DİRİ DİRİ YAKILDIĞI OTEL, KEBAP SALONU YAPILARAK BİRLİK VE BERABERLİK SAĞLANMAZ.
    BİRLİK VE BERABERLİĞİN YOLU, MADIMAK OTELİNİN DOSTLUK VE BARIŞ MÜZESİ OLMASINDAN GEÇER.

  • Martin Gore
    Martin Gore 01.08.2006 - 21:56

    bu katliami savunan insan olamaz.....

  • Devrim Önder
    Devrim Önder 03.07.2006 - 22:54

    gerici hareket herzaman ülkenin ilericilerini hedef almıştır..üstelik bunlar dış destekli provakasyonlar beyin yıkamalardır.bunlar bilinmektedir fakat burda önemli olan bu ayaklanmalar karşısında devletin aczi ve olaylara seyirci kalarak suça ortak olmasıdır..ülke tarihinin en kara günlerinden biri bir acizlik ifadesi

  • Taylançelik
    Taylançelik 03.07.2006 - 20:13

    siz katliamcılar ben 13 yasındayım ve size bunları söylüyorsam utanın
    biraz insan taklidi yapın herkese kıysanız en küçüğü 12 yasinda bir tutam insana nasıl kıyarsınız amerika kılıklı iğrenç insanlar

  • Meryem Türkeri
    Meryem Türkeri 03.07.2006 - 15:29

    2 TEMMUZ 1993 yılında yapılan katliam.

  • Sener Kahraman
    Sener Kahraman 03.07.2006 - 15:28

    sivaslı olarak utanç duyduğuğum ve sürekli lanetlediğim ve dünkü tarih itibariyle üzerinden 13 yıl geçen kara olay..

  • Meryem Türkeri
    Meryem Türkeri 03.07.2006 - 15:26

    güneşin ak yüzüne bir duman çöktü
    bir türkü çığlıkla ateşe düştü..
    kuytu bir köşede bir çiçek küstü.
    döktü yaprağını boynunu büktü..

    şu sivasın elinde sazım çalınmaz
    güllerim yandı, yüreğim dayanmaz

    kararmış yüreğin hiç ışık olmaz
    bilmezmisin ki türküler yanmaz
    günü gelir sanma hesap sorulmaz
    dayanır kapına pir sultan ölmez...

    şu sivasın elinde sazım çalınmaz..
    güllerim yandı, yüreğim dayanmaz..

    (TÜRKÜLER YANMAZ)

  • Şeyma Küneşko
    Şeyma Küneşko 03.07.2006 - 14:33

    Muhlis Akarsu; 1948 de Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Minarekaya köyünde doğdu. İlkokulu köyünde bitiren Akarsu daha o yıllarda Alevi cemlerinde, yöre ozanlarının etkisinde kalarak saz çalıp deyişsöylemeye başladı. Ortaokulu Malatya’da okurken ekonomik koşullardan dolayı 2. Sınıftan ayrılmak zorunda kaldı. Küçük yaşlardan itibaren kendi şiirlerini yazamaya başlayan Muhlis Akarsu 1970 li yılların başında İstanbul’a gelerek ilk plağını çıkardı.! 972 de Muhibe Leyla Çiftlik’ le yaptığı evlilikten 3 kız çocuğu oldu. Ölümüne kadar geçen sürede yüzlerce eser üretti ve bu eserlerinden oluşan yüzden fazla plak ve 20 kaseti yayınlandı. TRT repertuarına kazandırdığı ellinin üzerinde eser bulunan Muhlis Akarsu Madımak Oteli’ndeki yangında eşiyle beraber yakılarak öldürüldüğünde 45 yaşındaydı.
    Muhibe Leyla Akarsu; 1958 de Sivas’ın Kangal ilçesinde doğdu. 1972 de Muhlis Akarsu ile hayatını birleştirerek ölene kadar eşine bağlı kaldı. 1972 den sonra Muhlis Akarsu’ya Pınar, Damla ve Çınar adlarında 3 kız evlat veren Muhibe Akarsu, Sivas’a Pir Sultan Abdal şenliklerine eşiyle beraber katılmak için gelmişti. Yangından sağ olarak kurtarılmasına rağmen 2 Temmuz 1993 de hastanede hayatını kaybetti. Öldürüldüğünde 35 yaşındaydı.
    Hasret Gültekin; 1971 de Sivas’ın İmranlı kazasına bağlı Han köyünde doğdu. 6 yaşında saz çalmaya başladı. Kadıköy Anadolu Lisesi’nde sürdürdüğü eğitim hayatını 2. Sınıftan ayrılarak noktaladı.1989 da ilk kaseti “Gün olaydı” adı altında yayınlandı. Yine 1989 dan itibaren yurtdışında düzenlenen bir çok etkinlikte Türkiye’yi temsil etti. 1990 yılından itibaren müzik yönetmenliği yapmaya başladı ve pek çok sanatçının albümlerine sazıyla eşlik etti.1991 de evlendiği Yeter Fırtına ile müşterek çocukları olan Roni Hasret Gültekin ölümünden sonra dünyaya geldi. Ölümüne kadar yayınlanan 3 kişisel müzik albümü bulunan Hasret Gültekin Sivas’a Anadolu halk kültürünün ayrılmaz parçası olan bağlaması ile konser vermek için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
    Muammer Çiçek; 1967 de Tokat’a bağlı Zile ilçesinde doğdu. İlk ve orta öğretimini Zile’de, liseyi ise Kütahya’da tamamladıktan sonra 1992 de Gazi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi’ne girdi. Öğrenciliği sırasında mesleği olan şehir planlamacılığı üzerine çeşitli işlerde çalıştı. Yine öğrencilik yıllarında şiir yazmaya ve tiyatro çalışmalarına başladı. Pir Sultan Abdal şenliklerine yönettiği ve oyuncusu olduğu tiyatro oyununu sergilemek amacıyla gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 26 yaşındaydı.
    İnci Türk; 1971 de Eskişehir’de doğdu. Lise öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesini 1992 de tamamladı. Tiyatro ile ilk tanışması Altındağ Kültür Merkezi’nde oldu. Daha sonra Pir Sultan Abdal Tiyatro Topluluğu’nda kostümcü, dekoratör ve süflörlük yaptı. Öğrencilik yıllarından itibaren pek çok şiir yazdı. Sivas’ta yapılan Pir Sultan Abdal Şenlikleri’nde dönebilseydi yine aynı yangında hayatını kaybeden Muammer Çiçek ile evlilik hazırlıklarına başlayacaktı. Ancak 2 Temmuz 1993 de Madımak oteli’nde çıkan yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
    Nurcan Şahin; 1975 de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Ankara’da tamamladı. Pir Sultan Abdal Derneği’nin gençlik komisyonu üyesiydi. Alevi kültürünü benimseyen bir ailede yetişmişti. Bu nedenle semahlara ilgi duyuyor, Anadolu halk kültürünü benimsiyordu. Küçük yaşlardan itibaren çeşitli folklor ekiplerine ve korolara katılmıştı. Daha sonraları Pir Sultan Abdal Derneği’nde yapılan pek çok faaliyete katılan Nurcan Şahin, Sivas’a Pir Sultan Abdal Derneği’nin tiyatro topluluğundaki görevi nedeniyle gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.
    Özlem Şahin; 1976 da Ankara’da doğdu. Ankara’ya Sivas’ın Şarkışla’dan gelen bir ailenin çocuğuydu. Semah çalışmalarına ilk olarak babasının köyü olan Şarkışla Saraç köyünün yardımlaşma derneğinde başlamıştı. Semah dönmeye daha sonra Pir Sultan Abdal Derneği’nin tiyatro topluluğunda devam etti. Madımak’taki yangında birlikte can verdikleri Nurcan Şahin’le kuzendiler. Birbirlerine olan bağlarını ölüm bile koparamadı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 17 yaşındaydı.
    Sait Metin; 1970 de Ankara’da doğdu. Sivas’ın Divriği ilçesinden Ankara’ya gelen bir ailenin çocuğuydu. Lise öğreniminin ardından Çankırı Teknik Yüksek Okulu’nu bitirdi. Küçük yaşlardan itibaren tanıştığı bağlama onu Anadolu halk kültürünün içine çekti. Öğrencilik yıllarında başladığı müzik çalışmalarına Güne Umut adlı grupta bağlama çalarak devam etti. Pir Sultan Abdal oyununda Pir Sultan’ı canlandırıyordu. Sivas’a hem tiyatrodaki bu rolü, hem de semah ekibine saz çalmak için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak otelindeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 23 yaşındaydı.
    Huriye Özkan; 1971 de Ankara’da doğdu. Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Saraç köyünden Ankara’ya göç eden bir ailenin çocuğuydu. İlk,orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladı. Başarılı bir öğrenciydi. Ankara Deneme Lisesi’ni 1. likle bitirerek şeref kürsüsüne adını yazdırmıştı. Liseden sonra Gazi Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ni bitiren Huriye Özkan, üniversiteyi bitirdikten sonra Pir Sultan Abdal Derneği’nde kurulan semah ekibine girmişti. Sivas’a içinde yoğrulduğu Anadolu halk kültürünün yaşatılmasına katkıda bulunmak için gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’nde çıkan yangında, kardeşi Yeşim Özkan’la beraber dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
    Yeşim Özkan; 1973 de Ankara’da doğdu. İlk, orta ve lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan sonra 1991 de Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler Yüksekokulu’na girmişti. Genç yaşında merak sardığı tiyatroya ilk olarak amatör bir tiyatro topluluğunda başlayan Yeşim Özkan, daha sonra Muammer Çiçek’in yönettiği Pir Sultan Abdal oyununda rol aldı. Sivas’a beraber can verdiği ablası Huriye Özkan’la beraber gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında aynı evin ikinci acısı olarak can verdiğinde 20 yaşındaydı.
    Carina Cuanna; 1970 de Hollanda’da doğdu. 1989 da Leiden Üniversitesi, Kültürel Antropoloji Bölümü’ne girdi. 1993 de, okuduğu üniversiteden Türkiye’de staj yapmak için izin alan Carina 21 Haziran’ da Türkiye’ye geldi. Evlerinde konuk olduğu Sivri Ailesinin kızları Yasemin ve Asuman Sivri kardeşlerle çok iyi arkadaş olmuştu. Sivas’a onlarla beraber gitti. Döndüğünde stajına Türkiye’de devam edecekti. 2 Temmuz 1993 günü Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 23 yaşındaydı.
    Yasemin Sivri; 1974 de Ankara’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra 1992 de Hacettepe Üniversitesi Felsefe Bölümü’ne girdi. 1991 yılında kardeşi Asuman’la birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’nin semah ekibine girdi.Yine aynı yıldan itibaren derneğin pek çok etkinliğine katıldı ve çeşitli görevlerde bulundu. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında kardeşiyle birlikte öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.
    Asuman Sivri; 1977 de Ankara’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini Ankara’da tamamladıktan sonra, Sokullu Lisesi’ne devam etti. 1991 senesinden itibaren Pir Sultan Abdal Derneği semah ekibine girdi. Sivas’a hem ekipteki görevi hem de orada bulunan sanatçılarla tanışabilmek için gitmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında öldürüldüğünde 16 yaşında olan Asuman Sivri Lise 2. Sınıfta okuyordu ve takdirname aldığını öğrenemeden can verdi.
    Belkıs Çakır; 1975 de Ankara’da doğdu. Pir Sultan Abdal Derneği Genel Merkez yöneticilerinden Kamber Çakırın tek kızıydı. İlk, orta ve lise eğitimini başarı ile tamamlamış, üniversite sınavlarının sonucunu bekliyordu. Sivas’a semah gurubunun sorumlusu olarak gelmişti. Bir yandan dershaneye devam ederek üniversiteye hazırlanıyor, diğer bir yandan da Pir Sultan Abdal Derneği’ndeki semah ekibinde çalışıyordu. 93 yılında girdiği üniversite sınavında Gazi Üniversitesi, İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü’nü kazandığı haberi ölümünden sonra geldi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında öldürüldüğünde 18 yaşındaydı.

    Menekşe Kaya; 1976 da Ankara’da doğdu. Pir Sultan Abdal oyununun müziklerini besteleyen İsmail Kaya’nın Madımak Oteli yangınında yanan iki çocuğundan biriydi. Menekşe Kaya semah ve tiyatroya meraklıydı. Boş vakitlerini dernekte semah, saz ve tiyatro öğrenerek geçiriyordu. Pir Sultan Abdal Derneği’nin katıldığı pek çok etkinlikte hem tiyatroda rol almış hem de semah dönmüştü. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 17 yaşındaydı.
    Koray Kaya; 1981 de Ankara’da doğdu. Okumayı yazmayı ilkokula başlamadan öğrendi. Bilim Dershanesi’nin Anadolu Liseleri’ne hazırlama kursunda ilk 10 a girmişti. 1993 ün Şubat ayında dernekteki saz kursuna gitmeye başlamıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında ablası Menekşe Kaya ile birlikte öldürüldüğünde henüz 12 yaşındaydı.
    Edibe Sulari; 1953 de Erzincan’a bağlı Çayırlı ilçesinde doğdu. Aşık Davut Sulari’nin en küçük kızı olan Edibe Sulari, ilkokulu Çayırlı’da bitirdikten sonra Erzurum Sağlık okulu’nun Ebelik Bölümü’nde okudu. 70 li yıllarda babasıyla beraber Avrupa’ya göç ederek pek çok konserlere katıldı. Basel’de yaşamasına rağmen Türkiye’de yapılan pek çok kültür etkinliğine katılmayı ihmal etmezdi. Genç yaşlarından itibaren doldurduğu plak ve kasetleriyle “Dişi Sulari” olarak ünlendi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 40 yaşındaydı.
    Sehergül Ateş; 1963 de Ankara’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini tamamladıktan sonra Açık Öğretim Fakültesi’ne girmişti. Pir Sultan Abdal Kültür etkinliklerine Edibe Sulari’yle birlikte katılmıştı. Amacı Pir Sultan Abdal’ın yaşadığı yöreleri görmek, beraber gittiği arkadaşlarıyla aynı heyecanları paylaşmaktı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında boğularak öldürüldüğünde 30 yaşındaydı.
    Murat Gündüz; 1971 de Ankara’da doğdu. Lise öğreniminin ardından Ankara Üniversitesi, Fen Fakültesi, Fizik Bölümü 3. Sınıf öğrencisiydi. Kardeşi Birsen Gündüz’le beraber derneğin gençlik komisyonundaydı ve pek çok etkinlikte görev almışlardı. Madımak Oteli’ndeki yangında kız kardeşini kurtarma çabasında başarılı olmasına rağmen, 2 Temmuz 1993 de dumandan boğularak öldürüldüğünde 22 yaşındaydı.
    Serpil Canik; 1974 de Ankara’da doğdu. Ayrancı Ticaret Lisesi’ni bitirdikten sonra okul yıllarında staj yaptığı bir kooperatifte işe girdi. Bir yandan İngilizce öğreniyor bir yandan da Pir Sultan Abdal Derneği’ndeki semah ekibine devam ediyordu. Amacı üniversite sınavını kazanıp geleceğini eğitimin ışığıyla aydınlatmaktı. Bunu başaramadan Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.
    Ahmet Özyurt; 1972 de Ankara’da doğdu. Ankara’ya Sivas’ın Şarkışla ilçesine bağlı Höyük köyünden göçen bir ailenin çocuğuydu. Lise öğrenimini tamamladıktan sonra M.E.B. nın meslek kursunu bitirerek özel bir şirkette bilgisayar pazarlamacılığı yapıyordu. Bir yandan çalışıp, diğer bir yandan da üniversiteye hazırlanan Ahmet Özyurt okul hayatı boyunca pek çok sportif faaliyete katılmıştı. Sivas’a semah ekibinde görevli olarak geldi ve 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’nde dumandan boğularak öldürüldü. Öldüğünde 21 yaşındaydı.
    Serkan Doğan; 1974 de Ankara’da doğdu. Liseyi bitirdikten sonra Açık Öğretim Fakültesi’ne devam ediyordu. Kardeşi Serdar Doğan’la birlikte Pir Sultan Abdal Derneği’nin semah ekibindeydi. Aynı zamanda Pir Sultan Abdal oyununda Ali Baba rolünü üstlenmişti. Ölüme Madımak otelindeki yangında kardeşiyle birlikte yakalandı. Kardeşi Serdar Doğan öldü sanılarak 12 saat boyunca morgda kalmasına rağmen, daha sonra yaşadığı anlaşılarak kurtarıldı. Ancak Serkan Doğan onun kadar şanslı değildi. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürüldüğünde 19 yaşındaydı.
    Mehmet Atay; 1968 de Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Lise öğreniminin ardından Gazi Üniversitesi, Maliye Yüksek Okulu’na girdi. Oluşum tiyatrosunda oyuncu olarak görev alıyor, Çağdaş Divriği Gazetesi’nde muhabirlik yapıyor, aynı zamanda İstanbul Divriği Kültür Derneği yönetim kurulundaki görevine devam ediyordu. Etkinliklere gazeteci olarak katılmış fotoğraflarını çekerek haber yapmak istediği şenlik haberlerini yayınlayamadan, 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında dumandan boğularak öldürülüyordu. Öldüğünde 25 yaşındaydı.
    Gülsün Karababa; 1971 de Sivas’ın Divriği ilçesinde doğdu. Halk Ozanı Mehmet Ali Karababa’nın en küçük kızıydı. Okul yıllarından itibaren merak saldığı resim konusunda çok yetenekliydi. Atatürk Kültür Merkezi’nde açılan resim kurslarına katılmıştı ve Hacettepe Üniversitesi Resim Bölümü’nü kazanmak istiyordu. Aynı zamanda bağlama da çalan Gülsün Karababa Sivas’a semah ekibiyle birlikte gelmişti. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldüğünde 22 yaşındaydı.
    Handan Metin; 1973 de Sivas’a bağlı Divriği ilçesinde doğdu. İlk ve orta okulu Divriği Cürek’te bitirdikten sonra, liseyi yatılı olarak ilk yıl Muş’ta diğer iki yılını da Hasanoğlan Kız Öğretmen Okulu’nda okudu. 1992 de ODTÜ Eğitim Fakültesi, Biyoloji Bölümü’nü kazanmıştı. Sivas’taki Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne kuzeni Gülsün Karababa ve diğer arkadaşlarıyla birlikte katılmıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 20 yaşındaydı.
    Gülender Akça; 1968 de Sivas’a bağlı Divriği ilçesinde doğdu. Hem halk oyunları ve semah hocalığı yapıyor, hem Divriği Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin faaliyetlerine katılıyor, hem de kurucularından olduğu Anadolu Semah Araştırma Topluluğu’nda araştırmalar yapıyordu. Derneğin kadın komisyonunun aktif üyesi olan Gülender Akça aynı zamanda yazdığı yazılarını da çeşitli dergilerde yayınlıyordu. Şenliklere Handan Metin ve Gülsün Karababa’yla birlikte katılmıştı. 2 Temmuz 1993 de Madımak Oteli’ndeki yangında yakılarak öldürüldüğünde 25 yaşındaydı.

    33 kişinin dışında, otel görevlilerinden Kenan Yılmaz ve Ahmet Öztürk’le, göstericilerden Ahmet Alan ve Hakan Türkgil de hayatlarını kaybettiler.

    madımakta yakılan insanlar en küçüğü 12 yaşında hiç vicdan yok bu insalarda

  • Şeyma Küneşko
    Şeyma Küneşko 03.07.2006 - 11:41

    bağnaz dinci kesimin yine cahilliğini en acı şekilde gösterdiği katliam 37 can hiç düşünmeden diri diri yakılan 37 insan dillerinde
    Türkiye Müslüman’dır, Müslüman kalacak!
    Kahrolsun laiklik!
    Şeriat gelecek zulüm bitecek!
    Sivas Aziz’e mezar olacak!
    Burası Türkiye, Moskova değil!
    Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!
    Ya Allah, Bismillah, Geliyor Hizbullah!
    bu slogan ile geldiler 37 canı yakmaya sözde kendilerini allh yoluna adamışlar mış... bildiğimn kadarıyla dinde adam öldürmak günah peki nasıl olurda kendini allah yoluna adayan bu bağnaz dinci kesim adam öldürür?
    13 yıl önce 37 kişi öldü diri diri yakıldı ama hala onlar yaşıyor kimse unutmadı unutturmayacağızda ve o bağnaz kesin ne kadar uğraşırsa uğraşsın asla amacına ulaşamayacak

  • Erkan Orhan
    Erkan Orhan 03.07.2006 - 02:48

    adım Koray benim
    bilmediğim din uğruna
    bilmediğim din adamlarınca
    devletin gözü önünde
    sizlerin gözü önünde
    naklen izlerken siz
    yanan bendim orada
    en küçükleri otuz yedinin
    otuz yedi canın
    otuz yedi karanfilin

    özü bende ANLIYOR MUSUNUZ? ? ? ........
    ölümden ötesi yokmuş
    DUYUYOR MUSUNUZ? .? ..


    1995 Köln

    Erdal İrfan

  • Filiz Söylemez
    Filiz Söylemez 03.07.2006 - 02:21

    sivas ellerinde sazım çalınmaz oldu....yobazların şeriatcıların 35 canımızı canice yaktıgını ve o canlar diri diri yanarken 'seriat istıyoruz! ' diye bagırmalarını, bı de utanmadan 'ya allah' dıye bagırmalarını unutmayacagız..eger allaha inanııyorlarsa bu kadar masumu yaktıkları için asıl yanacak olan onlardır.canlarımız yanmadı ki ölmedi ki hepsi yasıyo..ayrıca bu kadar masumun yanmasında tek suclu orada bulunanlar degıl.o kadar yardım istemelerine karsın parmaklarını bıle oynatmayanlar da sucludurr...BUNLARI UNUTMAYACAGIZ! ! ! .......

  • Elesem Ce
    Elesem Ce 02.07.2006 - 22:33

    Nedir den iktibastır..

    Dinle yavrum!

    Sen o zaman henüz beş yaşında idin. Cennet vatanımız ve masum milletimiz üzerinde kirli ve alçakça oyunlar planlayanlar yine sahnede idi.

    Tam sekiz sene evvel, sıcak bir Temmuz akşamı, tüm Anadolu köylerinde olduğu gibi Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köylüleri de yorgun–argın evlerine dönmüş günün değerlendirmesini, yarının planını yapıyorlardı. Kadınlar, Allah ne verdi ise, elde–avuçta olanlardan akşam sofrası hazırlığını yaparken, erkekler de akşam namazı için abdest hazırlığına girişmişlerdi.

    1993 yılının 5 Temmuz akşamı güneş son kez göz kırpıp elveda dediği saatte Başbağlar köyünde akşam ezanı okunuyordu. Köyün erkekleri camiye doğru ilerlerken çocuklar son oyunlarını oynuyor, koyunlarının, ineklerinin tamam olup olmadığına bakıyorlardı. Evlerde mütevazı yer sofraları hazırlanmış babaların, dedelerin camiden dönmesi bekleniyordu.

    O akşam her akşamkinden daha mı uzun okumuştu imam efendi? Ve tüm evlerde buruk, telaşlı bir bekleyiş başlamıştı. Yemekler soğumaya, çocuklar sabırsızlanmaya başlamıştı ve acaba ne oldu diye camiye doğru yönelenler kara haberlerle, çığlıklarla, yürekleri ağızlarında dönmüşlerdi. Köyü eşkıyalar basmıştı. Köyün imamı ve o akşam namaza giden cemaat, eli silahlı eşkıyaların önünde köy meydanına doğru ilerliyorlardı.
    Bu kara haber bir anda bütün evlere bomba gibi düştü. Lokmalar boğazlarda düğümlendi. Gözyaşları sel oldu, feryadlar birbirine karıştı.
    Kısa bir zaman içinde, bütün bir köy kadın, çoluk–çocuk, yaşlı–genç, köy meydanına toplanmışlardı.
    Eli silahlı, gözü dönmüş teröristler nutuk atıyorlar, tehditler savuruyorlardı. Başbağlar köylülerinde ne onları duyacak kulak, ne de dinleyecek, ayakta duracak derman kalmıştı. Akşamın o yorgun saatinde ölüm bir dağ gibi gelip dikilmişti önlerine.
    Eşkıyalar, köyün erkeklerini köy meydanının bir tarafına ayırırken, kadınların, çocukların çığlıkları daha da artmıştı. Biraz sonra olacaklar içlerine doğmuştu, hava iyice kararırken umutlar da tükenmişti. 5 Temmuz akşamı Başbağlar köyünde teröristlerin silahları patladığında, köyün erkekleri ekin tarlası gibi biçilmeye, kadınlar, çocuklar da korkudan ve çaresizlikten ölümle burun buruna gelmişlerdi. O akşam Başbağlar köyünde şehid olan 33 kişiden ikisinin de kadın olması gösteriyor ki bu dehşet karşısında çıldırma noktasına gelen kadınlar kendilerini mermilerin önüne atmışlardı.
    Başbağlar köyünün erkeklerini kurşuna dizen ve cami dahil bütün binaları da ateşe veren caniler, alçakça oradan ayrılmışlardı.
    6 Temmuz sabahı ilk ışıkları ile gezegenimizi aydınlatan güneş bile Başbağlar köyünü tanıyamamıştı. Akşamdan–sabaha bir köy nasıl da bu kadar değişmişti? Güneş akşam veda ederken cıvıl cıvıl bıraktığı Başbağları sabah merhaba derken ölüm sessizliği içinde, viran olmuş halde buldu.
    Evet 6 Temmuz sabahı Başbağlar köyüne ulaşanlar, kan–revan içinde yatan 33 yiğit, 33 şehit ile ve gözyaşları kurumuş 300 kadar köy nufusu ile, viran olmuş bir köy görüntüsü ile karşılaştılar.

    Erzincan’ın Başbağlar köyüne sekiz sene evvel, Sırplardan bir çete mi, bir avuç gözü dönmüş Yunan mı, Ermeni çeteleri mi uğramıştı henüz aydınlanmadı ama iyi Türkçe konuştuklarına köyden sağ kalanlar şahit.
    – Bu olay Sivas olaylarından önce mi sonra mı olmuştu baba?
    – 3 gün sonra... Sen Sivas olaylarını nereden biliyorsun?
    – Bir haftadır hemen bütün TV’lerden, gazetelerden Sivas olaylarını dinliyoruz, okuyoruz.
    Evet sen o zaman çocuktun. Üç gün ara ile cereyan eden iki olaydan birini tüm detayları ile biliyorsun diğerini ise ilk kez dinliyorsun.
    Elbette ki suç bizim.

  • Ulaş Deniz
    Ulaş Deniz 02.07.2006 - 16:20

    BU GÜN 2 TEMMUZ! ! ! GERİCİLİĞİN YOBAZLIĞIN CANİLİĞİN ÜLKEMDE VE DOĞUP BÜYÜDÜĞÜM ŞEHİRDE KUDURDUĞU GÜN!
    SİVAS
    SİVAS
    YİĞİTLİKMİDİR EMANET CANA KIYMAK! ! ! ? ? ?

    GÜN TUTUŞUR (SİVAS A.......)
    Yumrukluyorum duvarları,yumrukluyorum kara gecenin bedenini
    Ellerim kan içinde,nehirler taşmış yanaklarımda
    37 can, 37 gül çatlamış susuzluktan sivasın içinde
    Nasıl uyku tutar gözlerimi
    Döne döne samaha duranlar tutuştu önce
    Sonra türküler sonra da şiir çığlıksız düştü türkülerin
    yanı başına
    Sivas Sivas yiğitlik midir emanet cana kıymak
    Yiğitlik midir bir tutam ışığı kör bıçakla güneşten koparıp
    karanlığa kuban etmek
    Söyle hangi kitapta vardır elleri kolları bağlıyı yakmak
    Var mıdır kardelen akınında bir avuç inciyi ateşte tutmak
    Böyle garip düştüğüme bakma, böyle mahsun durduğuma
    Varsın ateşim suskunlukla beslensin
    Benimde yüreğim gençliğini almış yanına yürür başı dik
    Senin de dağların var Sivas senin de dağların
    Dağlarında Şahanların!


    Gün tutuşur canım gece tutuşur
    Yangınlarda tutsak canlar tutuşur

    Gülüm toprak olur yele karışır
    Yürür gelir canlar yollar tutuşur

    Sivas ellerinde sazım tutuşur
    Söz tutuşur canım türkü tutuşur

    Teller bizi söyler diller yarışır
    Özgürlüğü yazan kalem tutuşur

    Canlar can olurda eller tutuşur
    Dost evinde canım sevda tutuşur

    Pir Sultanlar ölmez binler yetişir
    Akar gelir canlar tarih tutuşur