?? 11 KASIM DÜNYA '' B E K A R L A R '' GÜNÜ ?? Tarih de dört yalnız 1'den oluşan 11.11 tarih olması nedeniyle Dünya '' B e k a r l a r '' Günü tarihinde kutlanıyor.
" Nafile güzellik ve fiyaka Bekarlık etmez ki bir fiyata "
Türkiye'yi Moskova görenler ,Rusya'nın Karabağ da olmasına alkış tutar. Şaşırdık mı ? Tabiki hayır. Karabağ Azerbaycan'ın tamamen oluncaya kadar savaşa devam edilmeliydi. Ne oldu ? Rusya'nın önü açılmış oldu. Suriye de önü açıldı . Karabağ da önü açıldı. Bizim akıllılar da başarıymış gibi seviniyorlar. Ermenistan dan alınıp ,Rusya'ya verildi.
Ermenistanın işgal ettiği topraklardan çekilmesini içine sığdırmayan kansızlar varsa ermenistana gidip leş yiyicilik yapabilir.. Sonrada rus uçağı ile soçi ye kaçabilir zira fransızlar köpekleri sadece kapıda bekledikleri sürece sevimli bulur iş göremez hale gelince rusya'nın kapısına bırakmaktan bir an bile terettüd etmez.
Azerbaycan işgal altındaki topraklarını kurtarmış tır... Barışı sağlama ve sürdürülebilir bir barış sağlama yönündeki çabaları Azerbaycanı bugünlere getirmiştir. Hayırlı uğurlu olsun
İnsansız kaldığımızda ruhumuzun yırtılacağını biliyoruz. “Yalnız kalmak istiyorum” demek için bile bir insana ihtiyacımız var. Bu yüzden ortak mekânlar oluşturup yan yana geliyoruz. Şakalar yapıyor, sırlarımızı anlatıyoruz birbirimize. Ama birden bir kurt düşüyor içimize. “Bir şey eksik” diyoruz. “Bir şey eksik ama ne?”…
Hevesle dokunuyoruz raflardaki yeni çıkmış kitaplara. Kitaplar okuyoruz durmadan. Bizimle hiç tanışmayan, bizi hiç tanımayan bir yazarın yolculuğuna eşlik ediyoruz; içimizde kocaman bir düş coğrafyası açılıyor. Ancak son yaprağı da bitirip, kitabı kapatınca, yapayalnız kalıyoruz o coğrafyanın ortasında. Bütün cümlelerin tamam, bir tek cümlenin eksik olduğunu hissediyoruz.
Düşünüyoruz, eksik olan ne?…
Ders çalışıyoruz geceler boyu. Dem tutması hiç eksilmiyor ocağın üstündeki çayın. Küllükler bir boşalıp bir doluyor. Okulu bitirirsek her şeyin yoluna gireceğine inanıyoruz. İnanıyoruz ki, şu koridorlardan, ay başında beklenen harçlıklardan, sıkıcı anfilerden kurtulduğumuzda her şey yoluna girecek. Okulun uzaması ödümüzü koparıyor neredeyse. Nihayet gülümseyerek bakıyoruz, duvarlara öylesine asılmış, buruşuk imtihan sonuçlarına. Yumruğumuzu sıkarak, “bitti” diyoruz, “işte bitti, şükürler olsun.” Fakat birden kaçıyor hevesimiz. Bir şeyin hiç bitmediğini, hiç bitmeyeceğini anlıyoruz. Kafamızı kurcalıyor bu eksilik. Bitmeyenin ne olduğunu soruyoruz kendimize hücumla. Hevesimiz kursağımızda kalıyor. Bir eksikle ayrılıyoruz koridorlardan…
Cebimiz para görürse, hayatın yoluna gireceğini düşünüyoruz. Kapılar aşındırıyoruz bu yüzden. Dil döküyoruz boyunları yağdan kaybolmuş, gözleri karanlık bir kuyudan bakan patronlara. Bütün becerilerimizi sıralıyoruz, beceremediklerimizi bile. Nihayet gözüne giriyoruz, bize kuşkuyla bakan ketum cebin. Müjdelerle koşuyoruz ev halkına, arkadaşlara. Herkese söz verdiğimiz ilk maaşla, yine herkese az buçuk bir şeyler alıyoruz. Kuyruğu doğruluyor böylelikle işimizin. Ama bir sabah işe giderken, o malum kuşku oyuyor içimizi. Asıl eksik olanın işimiz olmadığını, başka bambaşka bir şeyin eksik olduğunu hatırlatıyor uyuklayan belleğimize.Yırtınmaya başlıyor belleğimiz: “Bir şey eksik, ama ne?…”
Âşık oluyoruz o kocaman eksiği telafi etmek için. Geceler boyunca yıldızları sayıyoruz, uykumuza veda ediyoruz aşk için. Bütün çıkarcılığımız bitiyor aşk kapıyı çalınca. Gözlerimiz cennetten koparılmış bir parça gibi bakıyor hayata. Dilenciye merhamet ediyoruz mesela, cebimizi sebil gibi açıyoruz herkese. Herkesten bize dua etmesini istiyoruz: aşk için. Öylesine kırılgan, öylesine çaresiz bekliyoruz ki sevdiğimizi, gecikmesi akla hayale gelmedik endişeler doluşturuyor içimize. Ve şu hain endişe: Acaba aşk bitti mi? Birden bütün kalabalığın arasında onu görüyoruz. Yeniden dönmeye başlıyor dünya. Irmaklar yeniden akıyor. Göğsümüzde hesapsız bir ferahlık, “hoş geldin” diyoruz. Gelin görün ki günlerin cenderesine nasıl sıkışıyor bir yerimiz. Aşkın bile telafi edemediği bir şeyin eksik kaldığını kavrıyoruz dehşetle. Bitkinlikle soruyoruz: “aşk değilse ne?…”
Sonra annelerimize dönüyoruz yeniden. Dünyadaki en korunaklı sığınağımıza. Bütün yaşadıklarımızı, bütün yaşayacaklarımızı bir kenara bırakıp, onun ocağındaki aşı yudumluyoruz iştahla. Tam karşımıza geçip hevesle bizi seyrediyor anne. Göğsünden hayata uğurladığı kırlangıcı. Hevesi azalmasın diye, daha bir kocaman alıyoruz lokmaları ağzımıza. Gizli bir oyun başlıyor anneyle çocuk arasında. Çok iyi hatırlanan, çok eskilerde kalmış. Sonra yumuşak yataklar seriyor altımıza. Gece, bir girip bir çıkıyor odamıza merakla: acaba yorganı tekmeleyip üstümüzü açtık mı? Mahsus üstümüzü açıyoruz azcık; gelip nizama sokuyor yorganı, kafamızı yastığa gömüyoruz, yeşil yosuna sokulan kuğunun başı gibi. Ama birden, bizim aralanmasın diye can attığımız bir sorunun üstü açılıyor, yılan gibi kıvrılıyor yorganın içinde. İniltiyle dökülüyor ağzımızdan cümleler: “Allah’ım, bir şey eksik ama ne?…”
Sonra gelecek günlerimizi boyadığımız tablonun renkleri karışıyor birbirine. Hep kaçtığımız o soruyu soruyoruz kendimize:
İslamın politik olanı olmaz olanı da böyle olur... Paçoz bir zihniyet Hakikatin arkasına saklanarak altını oyar... Aslında sömürgeleşmiş kafalarda böyledir... Bulunduğu ülkeyi veya benimsediği ülkeyi kendi ülkesinin değerlerinden yüksek zanneder... Hepsi zan dır... Hakikat güneş gibidir ne altını oyabilirsiniz ne de balçıkla sıvayabilirsiniz... Seve seve "Ne mutlu Türk'üm diyene " demesini öğreneceksiniz... Seve seve..
Kadınların vazgeçmeye ayrılmaya boşanmaya başkasını sevmeye hayatını değiştirmek istemeye hakkı yok mu? Veya erkeklerin...bi tane hayatımız var.onu da öldürmek ölmek çoluk çocuğu perişan etmekle harcamanın ne alemi var.seni artık istemeyen bi kadın için niye kendi hayatını da bitiriyorsun.yıllae önce bi avukat arkadaşım evlenmek kolay anlaşmalı boşanmalik zor demişti.gercekten anlaşmalı boşanamayacağın biriyle evlenip başına dert almanın alemi yok.
Yalnızlık iyidir hafız!
Dağılmış kalpleri,
Karışmış kafaları,
Daralmış yürekleri,
Kırılmış umutları toplar...
Boşuna dememişler;
Hasta sabahı bekler, mahkum geceyi...
Altına imza atarım...
ATATÜRK’ÜN YAKASI
Sözüm size
Atatürk’ten geçinenler…
Utanmaz , arlanmazsınız
Ülkemi Avrupa’ya satarsınız
Mabadınız sıkışınca Atam dersiniz
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Altı ok der durursunuz
Milliyetçiliği dile almazsınız
Devletçilik desek, mal gibi bakarsınız
Düşün atık Atatürk’ün yakasından
Teröristle yan yana gezersiniz
Namaz kılana yobaz dersiniz
Başını örtene söz edersiniz
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Demokrasi yalnız sizin
Allah’ınız, kitabınız yok mu sizin
Üç kuruşluk akılınızda hep izm
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Üç-beş ağaç için ülke yaktınız
En yeşil ormana villa diktiniz
Utanmadan buna “özgürlük!” dediniz
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Osmanlı’ya sövmek sizde ibadet
Üzerinizdeki elbise hep ihanet
Domuz yemek sizde ziyafet
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Mao, Lenin, Marx sizin babanız
Darwin dedi, maymundan soyunuz
Bir tek eşref-i mahlûkat olmadınız
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Dostlarınıza bakın hepsi piç
Allah’tanda korkmazsınız hiç
Hep sarhoşsun, adam ol, az iç
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Hepinizde var bir bilmem ne oğlu
Olmadınız bir türlü aslı kendisi
Sizi gidi devşirmeler sürüsü
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Murdoch itinin kanalını izlersiniz
Utanmadan vatan, millet dersiniz
Her türlü pisliğin içinde yüzersiniz
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Yalanlarınız arşı geçti
Yaptıklarınız boyunuzu aştı
Artaç’ın sabrı artık taştı
Düşün artık Atatürk’ün yakasından
Abdullah Artaç ARSLAN
Yılmaz Özdil verilen Ceza için yazdığım yazı silinmiş.. Halbuki hiç kimseye hakaret yoktu. Yara çok derin galiba..
Eşref-i mahlukattır insan... Şerefini kaybederse sadece mahluk...
Çok doğru :)))
Rekabete gerek yok hepimiz deliyiz..!
Serbest görüntülü, konuştukların görüldüğü, lafların gömüldüğü yer.
?? 11 KASIM DÜNYA '' B E K A R L A R '' GÜNÜ ??
Tarih de dört yalnız 1'den oluşan 11.11 tarih olması nedeniyle Dünya '' B e k a r l a r '' Günü tarihinde kutlanıyor.
" Nafile güzellik ve fiyaka
Bekarlık etmez ki bir fiyata "
Nihat İlikcioğlu
Sonunda ekonomi bakanı ile ilgili gereği yapıldı. Cumhurbaşkanı tebrik eder vatana millete hayırlı uğurlu olsun derim ben...
Evet ben, hayallerimin kurbanıyım...
Çünkü; bir serçeye avucumdan su vermekti tek hayalim, suyu da tükettim avucumu da kirlettim...
Ölen bedendir, fikirler ölmez...
Türkiye'yi Moskova görenler ,Rusya'nın Karabağ da olmasına alkış tutar. Şaşırdık mı ? Tabiki hayır. Karabağ Azerbaycan'ın tamamen oluncaya kadar savaşa devam edilmeliydi.
Ne oldu ? Rusya'nın önü açılmış oldu.
Suriye de önü açıldı . Karabağ da önü açıldı. Bizim akıllılar da başarıymış gibi seviniyorlar. Ermenistan dan alınıp ,Rusya'ya verildi.
Ermenistanın işgal ettiği topraklardan çekilmesini içine sığdırmayan kansızlar varsa ermenistana gidip leş yiyicilik yapabilir.. Sonrada rus uçağı ile soçi ye kaçabilir zira fransızlar köpekleri sadece kapıda bekledikleri sürece sevimli bulur iş göremez hale gelince rusya'nın kapısına bırakmaktan bir an bile terettüd etmez.
Azerbaycan işgal altındaki topraklarını kurtarmış tır... Barışı sağlama ve sürdürülebilir bir barış sağlama yönündeki çabaları Azerbaycanı bugünlere getirmiştir. Hayırlı uğurlu olsun
Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ü ebediyete intikalinin seksenikinci yıl dönümünde sevgi saygı ve minnetle anıyoruz... Cumhuriyet bizim karakterimiz dir
'' Bazı tarihler vardır
Ne değiştirilir, ne silinir ''
1881 ???? 1938
MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'ü ANIYORUZ
Nihat İlikcioğlu
İnsansız kaldığımızda ruhumuzun yırtılacağını biliyoruz. “Yalnız kalmak istiyorum” demek için bile bir insana ihtiyacımız var. Bu yüzden ortak mekânlar oluşturup yan yana geliyoruz. Şakalar yapıyor, sırlarımızı anlatıyoruz birbirimize. Ama birden bir kurt düşüyor içimize. “Bir şey eksik” diyoruz. “Bir şey eksik ama ne?”…
Hevesle dokunuyoruz raflardaki yeni çıkmış kitaplara. Kitaplar okuyoruz durmadan. Bizimle hiç tanışmayan, bizi hiç tanımayan bir yazarın yolculuğuna eşlik ediyoruz; içimizde kocaman bir düş coğrafyası açılıyor. Ancak son yaprağı da bitirip, kitabı kapatınca, yapayalnız kalıyoruz o coğrafyanın ortasında. Bütün cümlelerin tamam, bir tek cümlenin eksik olduğunu hissediyoruz.
Düşünüyoruz, eksik olan ne?…
Ders çalışıyoruz geceler boyu. Dem tutması hiç eksilmiyor ocağın üstündeki çayın. Küllükler bir boşalıp bir doluyor. Okulu bitirirsek her şeyin yoluna gireceğine inanıyoruz. İnanıyoruz ki, şu koridorlardan, ay başında beklenen harçlıklardan, sıkıcı anfilerden kurtulduğumuzda her şey yoluna girecek. Okulun uzaması ödümüzü koparıyor neredeyse. Nihayet gülümseyerek bakıyoruz, duvarlara öylesine asılmış, buruşuk imtihan sonuçlarına. Yumruğumuzu sıkarak, “bitti” diyoruz, “işte bitti, şükürler olsun.” Fakat birden kaçıyor hevesimiz. Bir şeyin hiç bitmediğini, hiç bitmeyeceğini anlıyoruz. Kafamızı kurcalıyor bu eksilik. Bitmeyenin ne olduğunu soruyoruz kendimize hücumla. Hevesimiz kursağımızda kalıyor. Bir eksikle ayrılıyoruz koridorlardan…
Cebimiz para görürse, hayatın yoluna gireceğini düşünüyoruz. Kapılar aşındırıyoruz bu yüzden. Dil döküyoruz boyunları yağdan kaybolmuş, gözleri karanlık bir kuyudan bakan patronlara. Bütün becerilerimizi sıralıyoruz, beceremediklerimizi bile. Nihayet gözüne giriyoruz, bize kuşkuyla bakan ketum cebin. Müjdelerle koşuyoruz ev halkına, arkadaşlara. Herkese söz verdiğimiz ilk maaşla, yine herkese az buçuk bir şeyler alıyoruz. Kuyruğu doğruluyor böylelikle işimizin. Ama bir sabah işe giderken, o malum kuşku oyuyor içimizi. Asıl eksik olanın işimiz olmadığını, başka bambaşka bir şeyin eksik olduğunu hatırlatıyor uyuklayan belleğimize.Yırtınmaya başlıyor belleğimiz: “Bir şey eksik, ama ne?…”
Âşık oluyoruz o kocaman eksiği telafi etmek için. Geceler boyunca yıldızları sayıyoruz, uykumuza veda ediyoruz aşk için. Bütün çıkarcılığımız bitiyor aşk kapıyı çalınca. Gözlerimiz cennetten koparılmış bir parça gibi bakıyor hayata. Dilenciye merhamet ediyoruz mesela, cebimizi sebil gibi açıyoruz herkese. Herkesten bize dua etmesini istiyoruz: aşk için. Öylesine kırılgan, öylesine çaresiz bekliyoruz ki sevdiğimizi, gecikmesi akla hayale gelmedik endişeler doluşturuyor içimize. Ve şu hain endişe: Acaba aşk bitti mi? Birden bütün kalabalığın arasında onu görüyoruz. Yeniden dönmeye başlıyor dünya. Irmaklar yeniden akıyor. Göğsümüzde hesapsız bir ferahlık, “hoş geldin” diyoruz. Gelin görün ki günlerin cenderesine nasıl sıkışıyor bir yerimiz. Aşkın bile telafi edemediği bir şeyin eksik kaldığını kavrıyoruz dehşetle. Bitkinlikle soruyoruz: “aşk değilse ne?…”
Sonra annelerimize dönüyoruz yeniden. Dünyadaki en korunaklı sığınağımıza. Bütün yaşadıklarımızı, bütün yaşayacaklarımızı bir kenara bırakıp, onun ocağındaki aşı yudumluyoruz iştahla. Tam karşımıza geçip hevesle bizi seyrediyor anne. Göğsünden hayata uğurladığı kırlangıcı. Hevesi azalmasın diye, daha bir kocaman alıyoruz lokmaları ağzımıza. Gizli bir oyun başlıyor anneyle çocuk arasında. Çok iyi hatırlanan, çok eskilerde kalmış. Sonra yumuşak yataklar seriyor altımıza. Gece, bir girip bir çıkıyor odamıza merakla: acaba yorganı tekmeleyip üstümüzü açtık mı? Mahsus üstümüzü açıyoruz azcık; gelip nizama sokuyor yorganı, kafamızı yastığa gömüyoruz, yeşil yosuna sokulan kuğunun başı gibi. Ama birden, bizim aralanmasın diye can attığımız bir sorunun üstü açılıyor, yılan gibi kıvrılıyor yorganın içinde. İniltiyle dökülüyor ağzımızdan cümleler: “Allah’ım, bir şey eksik ama ne?…”
Sonra gelecek günlerimizi boyadığımız tablonun renkleri karışıyor birbirine. Hep kaçtığımız o soruyu soruyoruz kendimize:
“Yoksa eksik olan biz miyiz?…”
Bir deli rüzgar da benim ülkeme esse,
Bunca acıyı, kederi,
Bütün kötülükleri,
Alıp götürse...
‘’Eskiden dünyada, görünüşte dağınık; ama iç dünyaları derli toplu insanlar vardı.
Oysa şimdikilerin dış görünüşleri derli toplu; ama iç dünyaları dağınık.’’
İslamın politik olanı olmaz olanı da böyle olur... Paçoz bir zihniyet Hakikatin arkasına saklanarak altını oyar... Aslında sömürgeleşmiş kafalarda böyledir... Bulunduğu ülkeyi veya benimsediği ülkeyi kendi ülkesinin değerlerinden yüksek zanneder... Hepsi zan dır... Hakikat güneş gibidir ne altını oyabilirsiniz ne de balçıkla sıvayabilirsiniz... Seve seve "Ne mutlu Türk'üm diyene " demesini öğreneceksiniz... Seve seve..
Fare kadar bile itibarı yok.. Olsa olsa tahta kurusu olur...
Yine söylüyorum türkü bu türkü
Doları istese düşürwbilecek olanlara gelsin
"Gördüğü düşü hayıra yoranında avradını"
Atatürk ün sözünü hazmedemeyen anrolojinin kripto elemanlarını da Allaha havale ediyorum
Timur Selçuk a Allahtan rahmet yakınlarına ve müzik dünyasına sabırlar diliyorum
"Osmanlıca'da "ayn-ür rızâ" diye bir kavram var; kusur görmeden muhabbet ile bakan gözler demekmiş, hiç denediniz mi?."
Arsız utanmaz diyorsak edepten yoksa adamın ne olduğu ortada
Kadınların vazgeçmeye ayrılmaya boşanmaya başkasını sevmeye hayatını değiştirmek istemeye hakkı yok mu? Veya erkeklerin...bi tane hayatımız var.onu da öldürmek ölmek çoluk çocuğu perişan etmekle harcamanın ne alemi var.seni artık istemeyen bi kadın için niye kendi hayatını da bitiriyorsun.yıllae önce bi avukat arkadaşım evlenmek kolay anlaşmalı boşanmalik zor demişti.gercekten anlaşmalı boşanamayacağın biriyle evlenip başına dert almanın alemi yok.