şahsen ben efenim darbelere çok karşıyım efenim evet kesinlikle darbelere karşıyım çünkü bu milletin bir ferdi olarak bu fakir en ağır bedelleri ödemiştir darbelerde darbe gecesi açıldı açıldı dediğiniz tankların önünden geçip te sığındığım evde içtiğim o köpüksüz o bed kahve nasıl da dokunmuştu bünyeme de gece boyu hatta ertesi günü de derbeder halde gezip durmuştum ayağı vuran terlik te cabası hatta üstüne üstlük bana bu sefer kesin tamam gidici dendiği halde televizyonda onu öylece capcanlı karşımda görüverirmemle aklımı oynatmam da tuz biber yani o gün bu gündür ne yaptığını bilemez halde virane bir halde gezmekteyim efenim dostlarım da bir bir beni terk etmekteler mesel bakın muğla da kardeşlikten dem vurup yozgatta dağı başlarına vuracağız demem hep bundandır efenim dost diye yılanlarla aynı torbaya girmeye razı oluşum hep bundan. evet efenim ben darbeye karşıyım ağır bedeller ödedik çok ve de darbeye karışanların yargılanmasını çok isterim içilen ve mideyi bozan o kahvenin hesabını versinler çok isterim khklılara özgürlük mü dedim pardon bakın işte dikiş tutmadım dedimdi efenim bende o kahveden sonra şiraze kaydı görüyorsunuz efenim o kahvedir ki halbuki ev kadınları kocalarını işe gönderdikte üstlerindeki kirli sabahlıklarla el yüzleri gece uykusundan daha ayılmamış dedikoduya aç dudaklar gıybet arzusuyla kıvrılıp düzleşerekten her sabah onda içilmez mi efendim gayet sıradan bir durum değil midir neden bir fincan kahvem bu kadar olay oldu koskoca belediye başkanının hem de bakır köyünkinin ülke cayır cayır yanıyor diyip birlikte şöyle karşılıklı televizyon karşısına kurularak içilecek kahve teklifini red mi etseydim nedir efendim sizin benle zorunuz gidiniz ve başkanlığa aday olabilecek mangal yürekli babayiğite sardırınız ürkütmeyiniz efenim beni şu fakiri horlamayınız efenim
azdan az çoktan çok gider diyemedim ne olacaksa olsun gözüm diyemedim kavgadan açanın kaşığı kırılsın diyemedim ben diyip öne çıkamadım çiğneyemedim ortaklarımı zaten hiçbir zaman lafı dümdüz ortadan söyleyemedim şöyle eyyyyyyyy le başlayan hitap cümleleri kuramadım kurduğum en iddialı cümle bizimle var mısınız bilimum terörist sevicilere destek olup dirsek atıp hapisten kurtarmaya idi ya benimle olursunuz ya çekilin yolumdan idi bakalım nasip
hatta ben iktidara gelirsem karşıya oy verenlerden de soracağım hesabını içtiğiniz oraletler boğazınıza dizilecek efendim bize oy vermediğiniz için memur çiftçi öğretmen doktor avukat karo döşeyicisi ev kadını stendapçısı ve bilimum meslek erbabı bilin bilin bilin yeter lan sizden çektiğimiz verin o oyları tuvalet terliği de koysak tıpış tıpış gidin verin işte uzun etmeyin
"Ein Volk, ein Reich, ein Führer", Türkçede "Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider" anlamına gelen, nasyonal sosyalistlerin propaganda sözcüğü ve ilkesi.
Einstein Amerika’daki üniversitelerde ders verirken öğrencilerin ona en çok sorduğu soru, “Tanrıya inanıyor musun?” olmuştur. O da her zaman, “Ben Spinoza’nın Tanrısına inanıyorum.” cevabını vermiştir.
Yazıyı bütün olarak ele aldığımız zaman ne demek istediğim aşikar...Din, dil, kültür, tarih, gelenek görenek birbirinden bağımsız olamaz...Değişim göstermiştir, hala var olan vardır, farklı inanan vardır ama sonuçta din tarihimiz boyunca vardır.Bütün olarak bakmalı.
Dogmayı felsefi anlamda kullanmıştım, dinin gereklerinin olduğu gibi kabullenilişi dogma terimine dahil edilebilir ama inanç dışında olduğu gibi kabul edilen her türlü akım, ideoloji, tez, fikir de dogmadır.
Uzun ve kapsamlı konular fakat benim düşüncemin ana fikri ortada...İnsan nereye çekmek isterse oraya gider her şey...Selamlar.
Murat bey, bir mrsajinizda "Değişen ve gelişen dünyada kanunlar da değişir, kurallar da.İstiyorlar ki onlarca yıl öncesinde neysek orda çakılıp kalalım, mümkün mü?":demişsiniz. haklısınız diyecem ama onlarca yıl değil, ondört asır önce doğan Dinimize ve yine asırlar ötesinden gelen diğer dinlere dokundurma olur diye susma hakkımı kullanıyorum :)
bir diğer mesajınızda ise "akılları karıştıran felsefi akımlardan, toplumun yaşam şekilleriyle alakası olmayan sanat akımlarından, izmlerden, dogmalardan, kısaca insanı kulluktan uzaklaştıran" diye bir giriş yapmışsınız. bu giristen anlaşıldığı kadarıyla dogmalara karşısınız ama dogma kelimesinin karşılığı, hemen hemen her alanda aşağıdaki gibi çıkar karşımıza
Dogma:Her türlü inceleme ve eleştirmenin üstünde tutulan, doğruluğu denemesiz ve tartışmasız kabul edilen ve değişmez sayılan düşünce… Genellikle dinlerin saltık gerçeklik olarak ileri sürdükleri ve bağlılarından tartışmasız inanılmasını istedikleri genellikle dinsel ilkeleri dile getirir.
Din tüccarlığı diye bir kavram yok.Öyle olduğunu düşünenlerin açısından bakarak söyledim.Onlara göre her türlü dini vecibe, tören, ibadet, yapı, alış-verişe endekslenmiş.Onlar öyle düşünüyor diye insanlar dinini yaşamasın mı?Dinden söz etmesin mi? Dini değerlere önem vermesin mi?Onlar öyle bilsin, yaşayan da yaşar...Kaldı ki öyle olsa bile bu, akılları karıştıran felsefi akımlardan, toplumun yaşam şekilleriyle alakası olmayan sanat akımlarından, izmlerden, dogmalardan, kısaca insanı kulluktan uzaklaştıran ve bize her türlü yaban kalan batıcıl normlardan iyidir...Bu arada Rabia Acar, ingiltereye...Bir daha soru sorma cevap vermeyeceğim.
" Türkiye Cumhuriyeti net bir felsefe temel alınarak ve açık, kesin değerler üzerine kurulmuştur."
Felsefe mi? Türkler, kaç bin yıllık tarihi, dini ve kültürel birikimi olan Türk Milleti batı felsefi ölçü alınarak nasıl yönetilebilir? Değişen ve gelişen dünyada kanunlar da değişir, kurallar da.İstiyorlar ki onlarca yıl öncesinde neysek orda çakılıp kalalım, mümkün mü? Sizin samimi niyetinizden şüphem yok ama eksik değerlendirmeler mevcut...Bizim, bizi anlayan, bizi anlatan, bizi "öteden beri neysek oyuz " kabul eden, törelerimizle, gelenek ve göreneklerimizle barışık, dinimizle, dilimizle, tarihimizle, örf ve adetlerimizle uyum içinde olan hükümlerle, kurallarla, kanunlarla idare edilmeye ihtiyacımız var.Bakın bir örnek vereyim ki alıntıdır;
“Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemelerine göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve sadece İslam hukukuna göre gömülen kişidir” şeklindeki “Türk vatandaşı tanımı” Uğur Mumcu tarafından ismi tespit edilemeyen bir mizah dergisinden alıntılanmıştır...Ve doğrudur.Oysa bu sayılan ülkelerde neler değişti neler...Ama istiyorlar ki biz (teşbihte hata olmaz) kusura bakmasın kimse de kazığa bağlı eşek gibi olalım istiyorlar...Kim istiyor?Batı ve Batının kuklaları...
Murat bey, ilk mesajımda bir hanimefendinin adı geçiyordu..sonra, tartışmayı kişileştirmemek için ve hanımefendiye saygımdan dolayi mesajımı sildim ve yenisini yazdım. o arada siz cevap vermişsiniz.cevabınıza cevap olarak şunu soyleye bilirim: Türkiye Cumhuriyeti net bir felsefe temel alınarak ve açık, kesin değerler üzerine kurulmuştur. bu kazanımlara meydan okuyanlar, yaptırımlara da hazırlıklı olmalıdırlar.. balo vs meselesine gelince: ben balo düzenliyorsam ve bu günahsa-ki değil-öteki dünyada ben vereceğim hesabını,siz değil.siz namaz kılarak sevaba giriyorsanız-ki öyledir-sizin defterinize yazılacak o sevap,bana değil. bu sebeple insanları birbirine kışkırtmakta kaçınmak lazımdır. .asıl günah Allah katında ve Dinimizde budur. selamlar.
Aslı Birer, Ayasofya ibadete açıldı, iki rekat şükür namazı kıl git de; içinde ikamet ettiğin şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet için de dua ve teşekkür et...Bizdeki sabrın seksende biri yok sende hem, sabrettik, gördük ve yaşıyoruz çok şükür...
Laik düzende yaşadigimizdan haberi olmayanlar var!!! Türkiyede namazda kılınır, orucda tutulur,haccada gidilir,baloda düzenlenir,mayoyla denizede girilir,sahneye istenilen kıyafetlede çıkılır. yani herkes istediği gibi yaşar!!! kimse kimsenin hayat tarzına burnunu sokamaz!!! isinize gelmezse evinize kapatırsınız kendinizi olur biter.
bu şiir de o birine gelsin
Artık seninle duramam
Bu akşam çıkar giderim
Hesabım kalsın mahşere
Elimi yıkar giderim
Sen zahmet etme yerinden
Gürültü yapmam derinden
Parmaklarım üzerinden
Su gibi akar giderim
Artık sürersin bir sefa
Ne cismin kaldı ne cefa
Şikayet etmem bu defa
Dişimi sıkar giderim
Bozar mi sandın acılar
Belaya atlar giderim
Kurşun gibi mavzer gibi
Dağ gibi patlar giderim
Kaybetsem bile herşeyi
Bu aşkı yırtar giderim
Sinsice olmaz gidişim
Kapıyı çarpar giderim
Sana yazdığım şarkıyı
Sazımdan söker giderim
Ben ağlayamam bilirsin
Yüzümü döker giderim
Köpeklerimden kuşumdan
Yavrumdan cayar giderim
Senden aldığım ne varsa
Yerine koyar giderim
Ezdirmem sana kendimi
Gövdemi yakar giderim
Beddua etmem üzülme
Kafama sıkar giderim
Yusuf Hayaloğlu
şahsen ben efenim
darbelere çok karşıyım efenim evet kesinlikle darbelere karşıyım
çünkü bu milletin bir ferdi olarak bu fakir en ağır bedelleri ödemiştir darbelerde
darbe gecesi açıldı açıldı dediğiniz tankların önünden geçip te sığındığım evde içtiğim o köpüksüz o bed kahve nasıl da dokunmuştu bünyeme de gece boyu hatta ertesi günü de derbeder halde gezip durmuştum
ayağı vuran terlik te cabası
hatta üstüne üstlük
bana bu sefer kesin tamam gidici dendiği halde televizyonda onu öylece capcanlı karşımda görüverirmemle aklımı oynatmam da tuz biber yani
o gün bu gündür ne yaptığını bilemez halde virane bir halde gezmekteyim efenim
dostlarım da bir bir beni terk etmekteler
mesel bakın muğla da kardeşlikten dem vurup
yozgatta dağı başlarına vuracağız demem hep bundandır efenim
dost diye yılanlarla aynı torbaya girmeye razı oluşum hep bundan.
evet efenim ben darbeye karşıyım
ağır bedeller ödedik çok
ve de darbeye karışanların yargılanmasını çok isterim içilen ve mideyi bozan o kahvenin hesabını versinler çok isterim
khklılara özgürlük mü dedim pardon bakın işte dikiş tutmadım dedimdi efenim bende o kahveden sonra şiraze kaydı görüyorsunuz efenim
o kahvedir ki halbuki ev kadınları kocalarını işe gönderdikte
üstlerindeki kirli sabahlıklarla
el yüzleri gece uykusundan daha ayılmamış
dedikoduya aç dudaklar gıybet arzusuyla kıvrılıp düzleşerekten
her sabah onda içilmez mi efendim
gayet sıradan bir durum değil midir
neden bir fincan kahvem bu kadar olay oldu
koskoca belediye başkanının
hem de bakır köyünkinin
ülke cayır cayır yanıyor diyip birlikte şöyle karşılıklı televizyon karşısına kurularak içilecek kahve teklifini red mi etseydim
nedir efendim sizin benle zorunuz
gidiniz ve başkanlığa aday olabilecek mangal yürekli babayiğite sardırınız
ürkütmeyiniz efenim beni
şu fakiri horlamayınız
efenim
Gafilin vijdanı av tazısı gibidir. Her fırsatı av sanar!
azdan az çoktan çok gider diyemedim
ne olacaksa olsun gözüm diyemedim
kavgadan açanın kaşığı kırılsın diyemedim
ben diyip öne çıkamadım
çiğneyemedim ortaklarımı
zaten hiçbir zaman lafı dümdüz ortadan söyleyemedim
şöyle eyyyyyyyy le başlayan hitap cümleleri kuramadım
kurduğum en iddialı cümle
bizimle var mısınız bilimum terörist sevicilere destek olup dirsek atıp
hapisten kurtarmaya idi
ya benimle olursunuz ya çekilin yolumdan idi
bakalım nasip
hatta ben iktidara gelirsem karşıya oy verenlerden de soracağım hesabını
içtiğiniz oraletler boğazınıza dizilecek efendim
bize oy vermediğiniz için
memur çiftçi öğretmen doktor avukat
karo döşeyicisi
ev kadını
stendapçısı
ve bilimum meslek erbabı
bilin bilin bilin
yeter lan sizden çektiğimiz verin o oyları tuvalet terliği de koysak tıpış tıpış gidin verin işte uzun etmeyin
Merhaba nurgül . Seni seviyorum :)
Bazıları yüreğiyle döver
Ölmek istiyorum.
Söyler misiniz? Hayat bi insanın canını bu kadar yakabilir mi?
Hatta yazıyıyorum şu an!
-:)))
Size dememiştim zaten.
Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi
Güzel bir filim ..
Teşekkür kapitalist kızım Dicle ..
Ey Musa söylediklerin doğru ama firavun karnımızı doyuruyor..,
İsterseniz size oksijen veren ağacın yaprağına tapın ilgimi çekmez ..
Bir de bu var, ilginizi çeker mi bilmem;
Firavun'a karşı çıkmak yetmez, Musa'nın yanında olmak gerekir.
Muhsin Yazıcıoğlu
Onyedi kırkbeş
"Ein Volk, ein Reich, ein Führer", Türkçede "Tek Halk, tek İmparatorluk, tek Lider" anlamına gelen, nasyonal sosyalistlerin propaganda sözcüğü ve ilkesi.
Tanrı’ya inanırlar ama Firavun’a secde ederler ..
Melek Tavus Çapsın sizi ..
Einstein Amerika’daki üniversitelerde ders verirken öğrencilerin ona en çok sorduğu soru, “Tanrıya inanıyor musun?” olmuştur. O da her zaman, “Ben Spinoza’nın Tanrısına inanıyorum.” cevabını vermiştir.
Yazıyı bütün olarak ele aldığımız zaman ne demek istediğim aşikar...Din, dil, kültür, tarih, gelenek görenek birbirinden bağımsız olamaz...Değişim göstermiştir, hala var olan vardır, farklı inanan vardır ama sonuçta din tarihimiz boyunca vardır.Bütün olarak bakmalı.
Dogmayı felsefi anlamda kullanmıştım, dinin gereklerinin olduğu gibi kabullenilişi dogma terimine dahil edilebilir ama inanç dışında olduğu gibi kabul edilen her türlü akım, ideoloji, tez, fikir de dogmadır.
Uzun ve kapsamlı konular fakat benim düşüncemin ana fikri ortada...İnsan nereye çekmek isterse oraya gider her şey...Selamlar.
Murat bey,
bir mrsajinizda "Değişen ve gelişen dünyada kanunlar da değişir, kurallar da.İstiyorlar ki onlarca yıl öncesinde neysek orda çakılıp kalalım, mümkün mü?":demişsiniz. haklısınız diyecem ama onlarca yıl değil, ondört asır önce doğan Dinimize ve yine asırlar ötesinden gelen diğer dinlere dokundurma olur diye susma hakkımı kullanıyorum :)
bir diğer mesajınızda ise
"akılları karıştıran felsefi akımlardan, toplumun yaşam şekilleriyle alakası olmayan sanat akımlarından, izmlerden, dogmalardan, kısaca insanı kulluktan uzaklaştıran" diye bir giriş yapmışsınız. bu giristen anlaşıldığı kadarıyla dogmalara karşısınız ama dogma kelimesinin karşılığı, hemen hemen her alanda aşağıdaki gibi çıkar karşımıza
Dogma:Her türlü inceleme ve eleştirmenin üstünde tutulan, doğruluğu denemesiz ve tartışmasız kabul edilen ve değişmez sayılan düşünce… Genellikle dinlerin saltık gerçeklik olarak ileri sürdükleri ve bağlılarından tartışmasız inanılmasını istedikleri genellikle dinsel ilkeleri dile getirir.
Selamlar.
Hee, meydanı size bırakalım istiyorsun, olur...Cennetle müjdelenmiş yüce Peygamber bunu bildiği halde, ayakları şişene kadar namaz kılardı...
Ukrayna'da süt bedavaymış.
Ekmek, su, süt bedava olacak diyenleri gördün mü peki?
Boşverin, Aşık Gülabi'yi dinleyin biraz...
Hanfendi burda cehennem kelimesi yok, beddua da yok, iktidar olmayasınız diye dua etmiştim, ne var bunda?
Din tüccarlığı diye bir kavram yok.Öyle olduğunu düşünenlerin açısından bakarak söyledim.Onlara göre her türlü dini vecibe, tören, ibadet, yapı, alış-verişe endekslenmiş.Onlar öyle düşünüyor diye insanlar dinini yaşamasın mı?Dinden söz etmesin mi? Dini değerlere önem vermesin mi?Onlar öyle bilsin, yaşayan da yaşar...Kaldı ki öyle olsa bile bu, akılları karıştıran felsefi akımlardan, toplumun yaşam şekilleriyle alakası olmayan sanat akımlarından, izmlerden, dogmalardan, kısaca insanı kulluktan uzaklaştıran ve bize her türlü yaban kalan batıcıl normlardan iyidir...Bu arada Rabia Acar, ingiltereye...Bir daha soru sorma cevap vermeyeceğim.
Din tüccarlığı dinsizlik tüccarlığından yeğdir.
" Türkiye Cumhuriyeti net bir felsefe temel alınarak ve açık, kesin değerler üzerine kurulmuştur."
Felsefe mi? Türkler, kaç bin yıllık tarihi, dini ve kültürel birikimi olan Türk Milleti batı felsefi ölçü alınarak nasıl yönetilebilir? Değişen ve gelişen dünyada kanunlar da değişir, kurallar da.İstiyorlar ki onlarca yıl öncesinde neysek orda çakılıp kalalım, mümkün mü? Sizin samimi niyetinizden şüphem yok ama eksik değerlendirmeler mevcut...Bizim, bizi anlayan, bizi anlatan, bizi "öteden beri neysek oyuz " kabul eden, törelerimizle, gelenek ve göreneklerimizle barışık, dinimizle, dilimizle, tarihimizle, örf ve adetlerimizle uyum içinde olan hükümlerle, kurallarla, kanunlarla idare edilmeye ihtiyacımız var.Bakın bir örnek vereyim ki alıntıdır;
“Türk vatandaşı İsviçre medeni kanununa göre evlenen, İtalyan ceza yasasına göre cezalandırılan, Alman ceza muhakemelerine göre yargılanan, Fransız idare hukukuna göre idare edilen ve sadece İslam hukukuna göre gömülen kişidir” şeklindeki “Türk vatandaşı tanımı” Uğur Mumcu tarafından ismi tespit edilemeyen bir mizah dergisinden alıntılanmıştır...Ve doğrudur.Oysa bu sayılan ülkelerde neler değişti neler...Ama istiyorlar ki biz (teşbihte hata olmaz) kusura bakmasın kimse de kazığa bağlı eşek gibi olalım istiyorlar...Kim istiyor?Batı ve Batının kuklaları...
Murat bey, ilk mesajımda bir hanimefendinin adı geçiyordu..sonra, tartışmayı kişileştirmemek için ve hanımefendiye saygımdan dolayi mesajımı sildim ve yenisini yazdım. o arada siz cevap vermişsiniz.cevabınıza cevap olarak şunu soyleye bilirim: Türkiye Cumhuriyeti net bir felsefe temel alınarak ve açık, kesin değerler üzerine kurulmuştur. bu kazanımlara meydan okuyanlar, yaptırımlara da hazırlıklı olmalıdırlar.. balo vs meselesine gelince:
ben balo düzenliyorsam ve bu günahsa-ki değil-öteki dünyada ben vereceğim hesabını,siz değil.siz namaz kılarak sevaba giriyorsanız-ki öyledir-sizin defterinize yazılacak o sevap,bana değil. bu sebeple insanları birbirine kışkırtmakta kaçınmak lazımdır. .asıl günah Allah katında ve Dinimizde budur. selamlar.
Aslı Birer, Ayasofya ibadete açıldı, iki rekat şükür namazı kıl git de; içinde ikamet ettiğin şehri fetheden Fatih Sultan Mehmet için de dua ve teşekkür et...Bizdeki sabrın seksende biri yok sende hem, sabrettik, gördük ve yaşıyoruz çok şükür...
Rabia Acar, ingiltereye...
Laik düzende yaşadigimizdan haberi olmayanlar var!!! Türkiyede namazda kılınır, orucda tutulur,haccada gidilir,baloda düzenlenir,mayoyla denizede girilir,sahneye istenilen kıyafetlede çıkılır. yani herkes istediği gibi yaşar!!! kimse kimsenin hayat tarzına burnunu sokamaz!!! isinize gelmezse evinize kapatırsınız kendinizi olur biter.