Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ibadet sizce ne demek, ibadet size neyi çağrıştırıyor?

ibadet terimi Aerol Göksu tarafından 16.05.2001 tarihinde eklendi

  • Körfez Körfez
    Körfez Körfez 17.10.2009 - 20:21

    konya da olmak vardı..derdim...

  • Yeşil Hazretleri ``
    Yeşil Hazretleri `` 08.06.2009 - 21:08

    İbadet, Allah ile kul arasındadır... İbadeti ve hayırları sırf başkalarına 'gösteriş' olsun diye yapmak, çok çirkin bir davranıştır...

    Örneğin; Ramazan ayında kimi sanatçı ve medyatik kişiler iftar çadırı açarlar. Güzeldir. İyidir. Fakat oraya kamera gönderip 'şu ünlü iftar çadırı açtı' dedirtmek, reklâmdır...

    Burada da din, kısmen de olsa bir araç olarak görülmüş ve kullanılmıştır...

    ...

  • Onur Bilge
    Onur Bilge 07.05.2009 - 13:17

    AKILLILARIN YAPTIĞI, APTALLARIN YAPMADIĞI VEYA ERTELEDİĞİ İŞLERDİR.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 17.12.2008 - 08:25

    İbadet, kulun yaratıcısı ile kurduğu iletişim köprüsüdür.
    Dieyen bu köprüyü kurar,iletişime gayret eder,
    Dileyen de köprüleri yıkar, sonucunu beklemeye koyulur.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 13.12.2008 - 10:39

    Allah'a karşı kulluk görevini yerine getirmek,
    Kul oluşun farkında olmak,
    Yaradanın emirlerine uymak,
    Onun yasakladıklerından uzak durmak.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 13.12.2008 - 10:38

    Bilelim ve farkında olalım ki;

    Alalh'ın hiç kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur.
    Çünkü O Samed'dir, hiç bir şeye ihtiyaç duymayandır.

    İbadet, insanın kendisinin ihtiyaç duyduğu kulluk vazifesidir.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 13.12.2008 - 10:38

    Bilelim ve farkında olalım ki;

    Alalh'ın hiç kimsenin ibadetine ihtiyacı yoktur.
    Çünkü O Samed'dir, hiç bir şeye ihtiyaç duymayandır.

    İbadet, insanın kendisinin ihtiyaç duyduğu kulluk vazifesidir.

  • T£k Bir
    T£k Bir 10.08.2008 - 18:32

    Seni ibadet yapmaya layık görmesi, Allahın armağanı olarak sana yeter.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 31.03.2007 - 22:54

    Alemlerin Rabbi olan Yüce Allah (c.c) 'ımız bizim ibadetimize MUHTAÇ değil,
    Yüce Rabbimize ibadet etmek, biz aciz kullar için temel bir İHTİYAÇtır.

  • Metin
    Metin 22.03.2007 - 17:07

    şükretmenin diğer adı

  • Samsam
    Samsam 16.03.2007 - 23:39

    tanrıyla aramızdaki dialog! ...

  • Cem Sagol
    Cem Sagol 27.02.2007 - 19:23

    gizli olmalıdırr.......

    gelip bana yaptığın hayrı 15 dakika anlatanların hayrı ne kadar hayır acaba.....?

  • Azize Hava
    Azize Hava 23.01.2007 - 16:02

    ibadet, Allah yolunda duyulan, hissedilen, yaşanan ve yapılan ‎ şeylerin insan hayatı ve insan tabiatıyla bütünleşmesinden ibarettir. (M.F.GÜLEN)

  • Beyza Erdem
    Beyza Erdem 24.12.2006 - 10:11

    ibadet, yüce Allah'a karşı gösterilecek saygı, tazim ve hürmet demektir.

  • Cem Sagol
    Cem Sagol 09.10.2006 - 23:56

    Gizli olmalıdır........

  • Suna Sarılale
    Suna Sarılale 26.09.2006 - 02:04

    insanın içsel yolculuğu....

    şekilcilikten uzaksa şayet, ne kadar güzel şey iç yolculuk...her bünye için gerekli olduğuna inanıyorum..

    sevginin, inancın, aşkın sorgulanmadığı, tu - kaka ilan edilmediği bir dünya, acaba mümkün olabilecek mi? ? ?

  • Cem Sagol
    Cem Sagol 24.09.2006 - 20:24

    ibadet gösteriş için yapılmaz........
    çünkü gören tekdir.....görmesi gereken odur..... milyarlarca insanın inandığı.......şeylerede kimse laf söyleyemez haddi yoktur........

  • Akın Arda
    Akın Arda 24.09.2006 - 13:30

    iman müminin kalbinde yanan bir ışık gibidir. eğer ibadetlerle onu korumasak en ufak bir esintide o ışık söner. ibadet bu denli önemlidir. ibadem dinin direği müminin miracıdır kulun rabine karşı görevlerini yapma huzurudur.

  • Huso
    Huso 14.09.2006 - 08:40

    kulun allaha en yakın olduğu nokta ibadet bambaşka bir olay insanı fenalıktan kötülükten uzaklaştıran insanı insan yapan insana huzur ve mutluluk veren en büyük olgu...

  • Furkan Sifrelenmis Hayatlar
    Furkan Sifrelenmis Hayatlar 25.06.2006 - 12:36

    Varlığımız için var edene teşekkür biçimi... Allah herkese emrolduğu şekli ile nasip etsin.

  • Mahmut Turhan
    Mahmut Turhan 21.06.2006 - 21:51

    İnsanoğlunun dünyaya geliş nedenidir.
    Zevki sefaya geldiğini, bu dünyada ebedi olduğunu ve 'birşey işte' diyen dangalaklarda var.
    ALLAH sizi ıslah eylesin.

  • Erkan Orhan
    Erkan Orhan 12.06.2006 - 01:22

    kült....genellikle iki türü var...biri içten gelen...ikincisi de ' desinler '

  • Göçmen Kızı
    Göçmen Kızı 13.04.2006 - 15:44

    ALLAH a olan borcumuz

  • Hasretimsin Gülüm
    Hasretimsin Gülüm 11.04.2006 - 12:04

    :hakikat yapmak lazım ama kimse farkında değil bu dünyaya bunun için geldik::::

  • Ümmü Şahesdi
    Ümmü Şahesdi 03.03.2006 - 01:39

    İnsanın yaradılışının gayesi.

  • Selin İnanbak
    Selin İnanbak 07.02.2006 - 14:56

    ibadet; insanoglunun yaradılıs sebebi.ibadet; akıl sahıplerının yaptıkları şey. ibadet; RUHUN GIDASI.rahatlamak icın koskocaman bır sebep.....

  • 27.11.2005 - 12:44

    Kulun Allaha karşı asli ödevi...

  • Hülü ___
    Hülü ___ 27.10.2005 - 15:12

    Yaradanla konuşmak,huzur bulmak..gerektiği gibi yerinde ve eksiksiz yapılabiliniyosa ne mutlu...

  • Serhat Yanıker
    Serhat Yanıker 13.09.2005 - 12:51

    gizli olması halinde ALLAHA a yakın olmaktır.aksi halde gösterişten başka birşey değildir

  • Elif Cevahir
    Elif Cevahir 04.07.2005 - 21:15

    Ibadet yaparken binlerce düsüncenin altindan kalkmak cok zor..

  • Elif Cevahir
    Elif Cevahir 25.06.2005 - 21:17

    Günese yakınlastıkca ısı artar..

  • Xman Xfiles
    Xman Xfiles 24.06.2005 - 23:36

    Siz şapkanız kafanızda yolda gidiyorsunuz. Rüzgar esti, şapka uçtu... Arkadan biri koştu yetişti şapkayı size teslim etti. Teşekkür etmez misiniz? Eee ona teşekkür etmeyi akıl ediyorsunuz da şapkanın altındakini size verene neden teşekkür etmezsiniz?

  • Berna Sırlan
    Berna Sırlan 07.06.2005 - 15:20

    Kural olmamalı.Günde şu kadar namaz,bu ayda oruç vb...İnsan ne yapıyorsa içinden geldiği için gerçekten istediği için yapmalı.Zorunluluk karışınca istek ve şevk azalır

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 17.04.2005 - 17:50

    '' İbadet de gizli kabahat de ''

    Demagoji yapmamak lazımdır.Farz ve vacip ibadetler gizli değil,aleni yapılırsa daha faziletli olur.Gizlilik,nafile ibadetler için söz konusudur.Kabahat gizli işlenir,ifşa ve propaganda edilmezse; günah ve suç olmaktan çıkmaz,ancak cezası katmerlenmemiş olur

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 17.04.2005 - 17:42

    Terhisi ve emekliliği yoktur...

  • Oguzcan Demir
    Oguzcan Demir 31.03.2005 - 23:24

    namaz dinin direğidir namazı olmayanın dini de şüpheli hale gelir vesselam namazlarımızı kılmaya çalışalım her vakit önemlidir ama sabah ve yatsıyı cemaatle kılmayan hakkındaki hadis için ustalara danışılır

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 15.03.2005 - 01:13

    Son nefese kadar...

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 09.03.2005 - 17:51

    Beklentilerin gerçekleşmesi yada şükran bildirmek için düzenli aralıklarla, toplu yada tek başına söz ve hareketle yapılan ayin.

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım 02.03.2005 - 09:25

    Huzur veriyor.

    Bütün dinler için aynıdır herılt

  • Fatih Öztütüncü
    Fatih Öztütüncü 02.12.2004 - 17:17

    [ I- HACCA HAZIRLIK ]


    Farz olarak ömürde bir defa yerine getirilmekte olan hac, günahlardan arınmak için önemli bir fırsattır. Bu fırsattan gereği gibi yararlanmak için hacca ruhen ve bedenen çok iyi hazırlanmak gerekir.

    Ruhi hazırlıkların başında ihlâslı olmak gelir. Çünkü ihlâs amellerin özüdür. Allah’ın rızası ihlâs ile kazanılır. İhlâssız olarak yapılacak bir hac, her ne kadar kişiyi hac yükümlülüğünden kurtarsa da, kendisinden beklenen yararları sağlayamaz. Hz Peygamber;


    'Şüphesiz, Allah sadece kendisi için ve sırf kendisinin rızası gözetilerek yapılan amelleri kabul eder.'(15) buyurmaktadır. Bu sebeple hacca gitmeye karar veren müslüman, kesinlikle gösterişten, hac ibadeti vasıtasıyla bir takım kimselerin yanında itibar kazanma ya da övülme gibi kaygılardan uzak kalmalıdır. Bütün varlığı ile Allah’ın rızasını kazanmaya yönelmelidir.


    Hacı adayı, yaşantısındaki İslâm’a aykırı unsurlardan kurtulmaya ve bunlara hayatında asla yer vermemeye içtenlikle azmetmelidir. Çünkü insanı, annesinden doğduğu günkü gibi günahlardan arındıran bir ibadetle haramlardan sıyrılamayan bir müslümanın başka türlü bunlardan kurtulması çok zordur. Bu itibarla hacı adayı, yaşamına çeki düzen vermeli, İslâm’a aykırı unsurlardan arınma gayreti içine girmelidir. Böyle bir gayret içine girene Allah mutlaka yardım edecektir.


    Hacı adayı, yola çıkmadan önce akraba, komşu, eş ve dostlarını ziyaret etmelidir. Üzerinde hakkı olanlar varsa mutlaka onların haklarını ödemeli, küs olanlarla barışmalıdır. Kısaca kutsal topraklarda düşüncesini olumsuz yönde meşgul ve iç dünyasını rahatsız edecek durumlardan sıyrılmalıdır.


    Hac yapmaya karar veren müslüman, bir taraftan böyle iç dünyasında hacca hazırlanırken diğer taraftan, bu önemli ibadeti eksiksiz yapabilmek için hacla ilgili gerekli bilgileri öğrenmeye gayret etmelidir. Müftülüklerce düzenlenen hac, sağlık ve yolculukla ilgili her türlü bilgilerin verildiği Hacı Adayları Eğitim Seminerlerine mutlaka katılmalıdır. Hacla ilgili olarak kendisine sunulan kitap, broşür ve benzeri yayınları dikkatle okumalıdır.


    Diyanet İşleri Başkanlığınca verilmekte olan malzemelerin yanında, ihram, terlik, havlu ve iç çamaşır, gibi ihtiyaçları da temin etmelidir.


    Hac süresi boyunca yeme içme ihtiyaçlarını karşılamak üzere yeteri kadar döviz satın almalıdır. İlerde mağdur olmamak için dövizlerin sahte olup olmadığının kontrollerini mutlaka yaptırmalıdır.


    Bazı hacı adayları gereksiz yere fazla miktarda ve çoğu zaman iklim şartlarına dayanamayacak ve çabuk bozulacak gıda maddeleri götürmektedir. Bu da, gümrük kontrollerinde ve intikallerde sıkıntılara neden olmaktadır. Esasen böyle bir şeye hiç gerek yoktur. Çünkü Mekke ve Medine’de istenilen her türlü gıda ve ihtiyaç maddesi bulunmaktadır. Buradan gıda maddesi satın alıp götürmektense, parasını götürüp orada satın almak daha uygun olur. Zira paranın taşınması daha kolaydır.

    [ II- HAC YOLCULUĞU ]


    Bilindiği gibi hac yolculuğu hava yoluyla yapılmaktadır. Uçuş programları, hacılarımızın bir kısmı önce Medine, bir kısmı da Mekke’ye gidecek şekilde planlanır. Uçuşlar ülkemizin çeşitli noktalarından gerçekleştirilir. Hacılarımızı taşıyan uçaklar çoğunlukla Cidde Havalimanına iner. Medine Havalimanına inen uçaklar da vardır. Ancak bunlar az sayıda ve Suud Hava Yollarına ait uçaklardır.

    Hac yolculuğu uzun ve kendine özgü zorlukları olan bir yolculuktur. Diyanet İşleri Başkanlığı’nca, hac farizasını yerine getirmek üzere Suudi Arabistan’a gidecek hacılarımızın bu yolculuklarını her çeşit çıkardan uzak, sağlık ve güvenlik şartları içinde yapmalarını sağlamak için, her türlü tedbirler alınmaktadır. Ancak seyahat esnasında sıkıntılarla karşılaşmamaları için hacı adaylarımızın dikkat etmesi gereken hususlar vardır. Her hacı adayının bunlara uyması önem arz etmektedir.


    Hacı adayının yolculuğa başlarken dikkate alması gereken hususlar şöyle sıralanabilir:


    Hacı adayı, her şeyden önce hac yolculuğunun, ticari ya da turistik bir seyahat değil, bir ibadet yolculuğu olduğunu, bu yolda atılan her adımın, çekilen her sıkıntının, bir taraftan kendisine sevap kazandırırken diğer taraftan günahlarını eriteceğini hiçbir zaman aklından çıkarmamalıdır. Bütün varlığıyla bu kutsal yolculuğu en iyi şekilde değerlendirmeye yoğunlaşmalıdır.

    Kafileye katıldıktan sonra kafile başkanı ve din görevlilerinin talimat ve uyarıları doğrultusunda hareket edilmelidir. Kafilenin düzen ve disiplini için bu çok önemlidir.

    Diyanet İşleri Başkanlığı’nca giyilmesi ön görülen kıyafetler giyilmeli, doğru olarak doldurulmuş olan sağlık künyesi ile Hacı Kimlik Kartı boyuna takılı olmalıdır. Bunların hac sezonu boyunca da devamlı olarak takılı kalması gerekmektedir.

    Sürekli ilaç kullananlar, beraberlerinde götürmek zorunda oldukları ilaçlar için rapor almalı ve bu rapor yanlarında bulunmalıdır.

    Menenjit aşısı yapıldığına dair aşı kartlarının da yine hacı adayının üzerinde olması gerekir.

    Kendisine özgü, dikkat edilmesi gereken bir durumu olanlar, bunu kafile görevlilerine çekinmeden söylemelidirler. Hatta bu konuda yakın arkadaşlarını da bilgilendirmelidirler.

    Eşyaların üzerine kime ait olduğunu gösteren etiket yapıştırılmalıdır. Eşyalar otobüse verilirken ya da otobüsten indirilirken herkes kendisine ait olan eşyayı vermeli veya indirmelidir. Ayrıca eşyaların otobüse verilip verilmediğine dikkat edilmelidir.

    Havalimanlarında görevli Başkanlık personelinin uyarı ve talimatları dikkate alınmalıdır. Bagajlar bizzat sahipleri tarafından ilgililere teslim edilmeli ve alınacak bagaj fişleri korunmalıdır.

    İçinde ne olduğu bilinmeyen başkasına ait bir eşya Suudi Arabistan’a götürülmek üzere kabul edilmemelidir.

    Uçağa binerken, Cidde ya da Medine Havalimanlarında giriş işlemleri yapılırken pasaportun hacı adayının elinde olması gerekir. Bu durumda hacı adayı pasaportunu itina ile muhafaza etmeli, onu istendiğinde kolayca çıkarabilmesi için kendisine verilen pasaport çantasına koymalıdır. Aynı durum ülkeye dönerken de söz konusudur.

    Gümrük kontrollerinde, başkalarına ait eşyalar sahiplenilmemelidir.

    Kısaca, bir ibadet seyahati olan hac yolculuğunun kendine has sıkıntıları vardır. Bu itibarla sabırlı olmalı, kalp kırmamaya, kimseyi incitmemeye çalışmalı, vicdanını rahatsız edecek tavır ve hareketlerden uzak durmalıdır. Her an bir grup ve kafile içinde olduğunu unutmayarak beşeri münasebet, adap ve görgü kurallarına riayet etmelidir.



    [ III-YOLCULUKTA NAMAZ ]


    Asli vatanından, dinen sefer sayılacak uzaklıkta bir yere gitmek üzere yola çıkan bir kimse yolculuk esnasında dört rek’atlı farzları ikişer rek’at olarak kılar. Gittiği yerde 15 günden az kalacaksa aynı şekilde dört rek’atlı farzları ikişer rek’at olarak kılar. Gittiği yerde 15 gün veya daha fazla kalmaya karar verirse, namazlarını tam kılar.

    Buna göre, Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de kesintisiz en az 15 gün veya daha fazla kalanlar, mukim sayıldıklarından, gerek Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de, gerek Arafat, Mina ve Müzdelife’de ve gerekse Arafat dönüşü Mekke’de kaldıkları süre içinde namazlarını tam olarak kılarlar.


    Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de 15 günden az kalanlar, misafir sayıldıklarından gerek Arafat’a çıkmadan önce Mekke’de, gerek Arafat, Müzdelife ve Mina’da namazlarını seferi olarak kılarlar. Arafat’tan döndükten sonra Mekke’de 15 gün veya daha fazla kalacak olanlar ise bu süre zarfında namazlarını tam olarak kılarlar.


    Uygulamada Medine ziyareti 15 günden az olduğundan Medine’de namazlar seferî olarak kılınır.


    Seferî olup da oralarda mukim olan imamlara uyarak namazlarını kılanlar, imamla birlikte namazlarını tam olarak kılarlar.


    [ IV- HACCIN EDA ŞEKİLLERİ ]


    Hac, hac ayları denilen zaman dilimi içinde yapılan bir ibadettir. Hac ayları Hicrî takvime göre Şevval ve Zilkade ayları ile Zilhicce ayının ilk on günüdür. Hac, bu aylar içinde umresiz de yapılabilir, umre ile birlikte de yapılabilir. Haccın umresiz ya da umre ile birlikte yapılmasına haccın eda şekilleri denir.

    Haccın eda şekli üçtür:


    [ 1- İfrad Haccı ]


    İfrad haccı, umresiz yapılan hacdır. Aynı yılın hac ayları içinde, hacdan önce umre yapmaksızın hac niyetiyle ihrama girilir ve yalnızca hac yapılırsa ifrad haccı yapılmış olur.





    [ 2- Temettu Haccı ]


    Temettu haccı, aynı yılın hac ayları içinde önce umre yapıp ihramdan çıktıktan sonra yeniden hac için ihrama girerek yapılan hacdır.


    Temettu haccı yapacak olanlar, mikat sınırında veya daha önce umreye niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkarlar. Daha sonra zamanı gelince hac için ihrama girerler. Haclarını eda ettikten sonra ihramdan çıkarlar.





    [ 3- Kıran Haccı ]


    Kıran haccı, aynı yılın hac ayları içinde umre ve hacca birlikte niyet ederek ikisini aynı ihramla yapmaktır.


    Kıran haccı yapacak olanlar mikat sınırında veya daha önce umre ve haccın her ikisine birden niyet ederek ihrama girerler. Umre yaptıktan sonra ihramdan çıkmazlar, aynı ihramla haccı da eda eder, sonra ihramdan çıkarlar.


    Kıran ve temettu haccı yapanların şükür kurbanı kesmeleri vaciptir. İfrad haccı yapanların şükür kurbanı kesmesi gerekmez

  • Fatih Öztütüncü
    Fatih Öztütüncü 02.12.2004 - 17:01

    [ II- UMRE NEDİR? ]


    Umre, belirli bir vakte bağlı olmaksızın usulüne göre ihrama girdikten sonra, tavaf ederek Kâbe’yi ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek suretiyle yapılan ibadettir.


    Hacca 'Hacc-ı Ekber' (büyük hac) , umreye de 'Hacc-ı Asgar' (küçük hac) denir.(10)

  • Fatih Öztütüncü
    Fatih Öztütüncü 30.11.2004 - 19:57

    [ BAŞLICA İBADETLER ]


    1) NAMAZ

    Günün belirli 5 vaktinde yapılan bir ibadettir. Günlük ibadetten başka, haftada bir, cuma günlerinde ve yılda iki defa bayram günlerinde cemaat halinde toplu olarak kılınan namazlar da vardır.


    Namaz, Yüce Yaratıcı'ya karşı yapılan kulluğun en güzel göstergesidir.


    Müslüman, namazda Allah (c.c.) 'ın huzurunda olmanın manevl zevkini yaşar, dünya meşgalelerinden uzaklaşarak ruhen yücelir.


    Namaz kılmak için yüz, dirseklerle birlikte eller ve ayakların yıkanması; başın da meshedilmesi gerekir. Buna 'Abdest' denir. Ayrıca beden, elbise ve namaz kılınacak yerin temiz olması şarttır. Namaz, kalplere sorumluluk duygusunu yerleştirerek, insanın içini her türlü kötü duygu ve düşüncelerden arındırır, davranışlarını kontrol altına alarak kötülük yapmasını önler ve ahlaken yükselmesini sağlar.


    Yüce Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:


    'Namazı dosdoğru kıl, gerçekten namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkoyar.' (Ankebut Suresi; ayet, 45) Müslümanların topluca namaz kıldıkları yere 'cami' veya 'mescid' denir. Cami ve mescid aynı zamanda '' bir bilgi ve eğitim yeridir. Burada dini ve ahlâkî konularda Müslümanlara bilgi verilir.


    Namaz vakti girince 'ezan' okunur. Ezan, müslümanları namaza çağıran bir duyurudur.

    Ezanın yüksekçe bir yerden okunması için camilerin bitişiğinde genellikle 'minare' bulunur. Bu, Islam'ın ilk yıllarına dayanan dini bir gelenektir. Minaresiz camiler de vardır.


    Namaz, camide bir din görevlisi 'imam'ın önlerliğinde toplu halde kılınabileceği gibi tek başına da kılınabilir. Ancak, Cuma namazı ile bayram namazları cemaatle kılınır. Müslüman, isteklerini tek başına dua ederek Yüce Allah (c.c.) 'a sunar. İşlediği günahların bağışlanmasını da, arada hiç bir vasıta olmadan, doğrudan doğruya Allah (c.c.) 'tan ister.


    Müslümanlara ibadetlerinde önderlik eden kişiye 'imam' denir.

    Camide cemaatin önünde, imamın durduğu özel yere 'Mihrap' adı verilir.

    Camide müslümanlara vaaz etmek için 'Kürsü', cuma ve bayram namazlarında hutbe okumak için 'Minber' bulunur.


    2) ORUÇ


    Her yıl kameri aylardan Ramazan ayı boyunca ibadet niyetiyle tan yerinin ağarmasından güneşin batışına kadar yemek, içmek ve cinsi arzulardan uzaklaşmaktan ibaret bir ibadettir.

    Oruç, nefsi terbiye ederek iradeyi güçlendirir ve böylece insanda kötü alışkanlıklara karşı direnme gücünü artırır.

    Allah Teala şöyle buyuruyor.


    'Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Ola ki korunup sakınırsınız.' (Bakara Suresi, ayet; 183)

    Oruç, ruhu kötülüklerden arındıran, sevgi, şefkat ve merhamet duygularını geliştiren bir ahlak ve davranış eğitimidir.

    Ayrıca orucun insan sağlığı bakımından da çok yararlı olduğu bilinen bir gerçektir. Bu husus tıbben de kanıtlanmıştır..


    Bu konuda Hz. Muhammed (A.S.) şöyle buyurmuştur. 'Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.'


    3- ZEKAT


    Zenginlerin belirli mal ve para birikimlerinin belirli bir miktarını, her yıl ihtiyaç sahiplerine vermek suretiyle yerine getirdikleri bir ibadettir.


    Zekat, toplumda huzur ve dayanışmayı sağlayan bir sosyal yardımlaşma sistemidir.


    Zekat, paraya olan aşırı tutkuyu azaltır, fertler arasında karşılıklı sevgi ve saygı duygularını geliştirerek servet düşmanlığını önler.


    Böylece toplumda huzur ve güvenin kökleşmesinde önemli rol oynar.


    4- HAC


    Servet ve sağlık yönünden gücü yeten müslümanların, ömründe bir defa belli zamanlarda arafatta vakfe yapmak ve kabeyi ziyaret etmek suretiyle yaptıkları bir ibadettir.

    Bu ibadeti yaparken her seviyede insanın aynı kıyafete bürünmesi, öldükten sonra Allah (c.c.) 'ın huzuruna çıkış gününü hatırlatır. Hac, müminlerin samimî bir şekilde Allah (c.c.) 'a yönelerek, tevbelerinin kabul edilmesine ve günahlarının bağışlanmasına vesile olur. Kutsal yerleri görmek, insana manevî bir heyecan vererek dini duyguları kuvvetlendirir. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kutsal topraklara gelen, renkleri ve dilleri ayrı olan insanları ' tek gaye etrafında birleştiren Hac, sosyal yönüyle milletlerarası bir kongre niteliği taşır.


    Görülüyor ki İslam'da ibadetler, kişinin kötülüklerden arınarak ahlaken olgunlaşmasını, iyiye ve mükemmele ulaşmasını, aynı zamanda toplumun da huzura kavuşmasını amaçlamaktadır.

  • Fatih Öztütüncü
    Fatih Öztütüncü 30.11.2004 - 19:41

    ..: DİN İŞLERİ YÜKSEK KURULU KARARLARI:..




    T.C.
    BAŞBAKANLIK
    DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI




    Türkçe İbadet
    04.12.1997




    Son günlerde Türkçe ibadet ve özellikle Kur’an-ı Kerim’in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına dair tartışmaların yoğunluk kazanması üzerine konu Kurulumuzda görüşüldü. Yapılan inceleme ve müzakere sonunda:


    Bütün ilahi kitaplar, onları insanlığa tebliğ ile görevlendirilen Peygamberlerin konuştukları dille indirilmişlerdir.


    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.) Arabistan’da Araplar arasında yetiştiği ve Arapça konuştuğu için, O’nun tebliğ ettiği Kur’an-ı Kerim de Arapça olarak indirilmiştir.


    Ancak Yüce Rabbımızın bütün insanlığa son kitabı ve ebedi hitabı olan Kur’an-ı Kerim, sadece Araplar ve Arapça’yı bilenler için değil, bütün insanları sapıklıklardan korumak, onlara Hakkı ve hakikati öğretmek, hidayet ve gerçek saadet yolunu göstermek için indirilmiştir. Bunun gerçekleşebilmesi için de, Kur’an-ı Kerim’in bildirdiği ilahi gerçek ve öğütlerin herkese, bütün insanlığa tebliğ edilmesi, herkes tarafından öğrenilmesi, anlaşılması, üzerinde düşünülmesi, kavranması ve kalplere yerleşmesi gerekir. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de:


    “Bu Kur’an, bütün insanlara bir açıklama, sakınanlara yol gösterme ve bir öğüttür.” (Al-i İmran, 3/138)


    “Ey Peygamber, Rabbından sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun...” (Maide 5/67)


    “Kendilerine, indirileni insanlara açıklayasın diye sana Kur’an’ı indirdik.” (Nahl, 16/44)


    “Bu Kur’an, ayetlerini iyiden iyiye düşünsünler, tam akıl sahipleri ibret alsınlar diye sana indirdiğimiz feyz kaynağı bir kitaptır.” (Sad, 38/29) buyurulmuştur.


    İfade edildiği üzere Kur’an-ı Kerim Arapçadır. Cenab-ı Hakk’ın yüce kelamı kutsal kitabımızın dilinin her müslüman tarafından bilinmesi ve anlaşılması, arzu edilen bir durum ise de, âdeten mümkün değildir. O halde Kur’an-ı Kerim’in Arapça bilmeyenlere tebliğ edilebilmesi ve onların da bu Yüce Kitapta bildirilen ilahî gerçek ve öğütleri anlayıp üzerinde düşünebilmeleri ve O’nun hidayetinden yararlanabilmeleri için, başka dillere tercüme edilmesine, kısa ve uzun açıklamalarının yapılmasına kesin ihtiyaç hatta zaruret vardır. Nitekim, İslamın ilk dönemlerinden itibaren buna ihtiyaç duyulmuştur. Ashabın ileri gelenlerinden Selman-ı Farisî’nin İranlı hemşehrilerinin isteği üzerine Fatiha Sûresini Farsçaya çevirip onlara gönderdiği bazı kaynaklarda (bk. Serahsi, el-Mebsut, I, 37, Beyrut, 1398/1978) yer almıştır. Günümüzde Kur’an-ı Kerim, dünyadaki belli başlı hemen bütün dillere çevrilmiş durumdadır. Dilimizde de yüzün üzerinde meal, terceme ve tefsiri bulunmaktadır.


    Kur’an-ı Kerim’in namazda Türkçe tercemesinin okunmasına gelince:


    Kur’an-ı Kerim’de “Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun” (Müzzemmil, 73/20) buyrulduğu gibi, Hz. Peygamber (s.a) de bütün namazlarda Kur’an-ı Kerim okumuş ve namaz kılmayı iyi bilmeyen bir sahabiye namaz kılmayı tarif ederken “... sonra Kur’an’dan hafızanda bulunanlardan kolayına geleni oku.” (Müslim, Salat, 45) buyurmuştur. Bu itibarla namazda kıraat yani Kur’an okumak, Kitap, Sünnet ve İcma ile sabit bir farzdır.


    Bilindiği üzere Kur’an, Cenab-ı Hakk’ın Hz.Muhammed (s.a,) ’e Cebrail aracılığı ile indirdiği manaya delalet eden elfazın (nazm-ı münzel’in) ismidir. Sadece mana olarak değil, Resülüllah (s.a.) ’in kalbine elfazı ile indirilmiştir. Bu itibarla bu elfazdan anlaşılan ve başka lafızlarla (sözlerle) ifade edilen mana Kur’an değildir. Çünkü indirildiği elfazın dışında, hatta Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk’ın kelamı değil, mütercimin ondan anladığı yorumdur. Oysa Kur’an kavramının içeriğinde, sadece mana değil, bir rüknü olarak onun elfazı da vardır. Nitekim:


    “Şüphesiz O, alemlerin Rabbı tarafından indirilmiştir. Onu Ruhu’l-emin (Cebrail) , uyarıcılardan olasın diye, senin kalbine apaçık Arap diliyle indirdi.” (Şuara 26/192-195)


    “Böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.” (Ta-Ha 20/113)


    “Korunsunlar diye dosdoğru Arapça bir Kur’an indirdik.” (Zümer, 39/28)


    “Bu bilen bir toplum için, ayetleri Arapça bir Kur’an olmak üzere ayrıntılı olarak açıklanmış bir kitaptır.” (Fussilet, 41/3) gibi tam on ayrı yerde (Yusuf, 12/2; Ra’d, 13/37; Nahl, 16/103; Şura, 42/7; Zuhruf, 43/3; Ahkaf, 46/12) nazm-ı münzel’in Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, elfazının da Kur’an kavramının içeriğine dahil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu sebepledir ki, tercemesine Kur’an denilemeyeceği ve tercemesinin Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslam bilginleri görüş birliği içindedir.


    Bilindiği üzere terceme, bir sözün anlamını başka bir dilde dengi bir sözle aynen ifade etmek demektir. Oysa her dilin, başka dillerde bulunmayan (kendine ait) ifade, üslup ve anlatım özellikleri vardır. Bu yüzden, edebî ve hissî yönü bulunmayan bazı kuru ifadeler dışında, hiçbir terceme aslının yerini tutamaz ve hiçbir terceme de her bakımdan aslına tam bir uygunluk sağlanamaz. O halde, Kur’an-ı Kerim gibi, ilahî belağat ve i’cazı haiz bir kitabın aslı ile tercemesi arasındaki fark, yaratan ile yaratılan arasındaki fark kadar büyüktür. Çünkü biri Yaratan Yüce Allah’ın kelamı; diğeri ise yaratılan kulun aciz beyanı. Hiç böylesi bir tercemenin, Allah kelamının yerine konulması ve aynı hükümde tutulması mümkün olur mu?


    Kaldı ki, İslam dini evrensel bir dindir. Değişik dilleri konuşan bütün müslümanların ibadette ortak bir dili kullanmaları onun evrensel oluşunun bir gereğidir.


    Herkesin konuştuğu dil ile ibadet yapmaya kalkışması, Peygamberimizin öğrettiği ve bugüne kadar uygulana gelen şekle ters düşeceği gibi içinden çıkılmaz bir takım tartışmalara da yol açacağı muhakkaktır. Konuya ülkemiz açısından baktığımızda ise böyle bir uygulamanın dışarıda Türkiye aleyhinde, içerde ise Devlet aleyhinde bir malzeme olarak kullanılacağı, vatandaşların birlik ve beraberliğini zedeleyeceği, sonuç olarak bir takım huzursuzluklara sebebiyet vereceği dikkatten uzak tutulmamalıdır.


    Diğer taraftan, yüzleri aşan terceme ve meal arasından din ve vicdan hürriyetini zedelemeden, üzerinde birlik sağlanacak birisinin namazda okunmak üzere seçilmesi ve buna herkesin benimsemesi mümkün görülmemektedir.


    Türkçe namaz ile Türkçe dua birbirine karıştırılmamalıdır. Çünkü dua kulun Allah’tan istekte bulunmasıdır. Bunun ise herkesin konuştuğu dil ile yapılmasından daha tabii bir şey olamaz ve zaten genelde de ülkemizde Türkçe dua yapılmaktadır.


    Diğer taraftan, Kur’an-ı Kerim’in en önemli özelliklerinden biri de i’cazdır. Bir benzerinin ortaya konulması konusunda, Kur’an bütün insanlığa meydan okumuştur. Bu i’cazın sadece anlamda olduğu söylenemez. Aksine, “onun Allah katından indirildiğinde şüpheniz varsa, haydi bir benzerini ortaya koyun” anlamındaki tehaddi (meydan okuma) ayetlerinden (Bakara 2/23-24; Yunus, 10/37-38; Hud, 11/13; İsra, 17/88; Tur, 52/33-34) bu özelliğin daha çok lafızla ilgili olduğu anlaşılmaktadır.


    Ayrıca bir benzerini ortaya koymak için, insanlar ve cinler bir araya toplanıp birbirlerine destek olsalar bile bunu başaramayacaklarını ifade eden ayet-i kerime (İsra, 17/88) den de, Kur’an’ın bir benzerinin yapılamayacağı ve bu itibarla tercemesinin Kelamullah sayılamayacağı, o hükümde tutulamayacağı ve dolayısıyle namazda tercemesinin okunamayacağı açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim, 1926 yılında İstanbul Göztepe Camii İmam-Hatibi Cemal Efendi’nin Cuma namazında Kur’an-ı Kerim’in Türkçe tercemesini okumasıyla ilgili olarak İstanbul Müftülüğü(nün 20 Mart 1926 tarih ve 92-93 sayılı yazısı üzerine, altında Atatürk tarafından göreve getirilen ilk Diyanet İşleri Reisi Rifat Börekçi’nin imzası bulunan 9 Ramazan 1324/23 Mart 1926 tarih ve 743 numaralı Müşavere Hey’eti kararında:


    “Namazda kıraet-i Kur’an bi’l-icma farz ve Kur’an’ın hangi bir lügat ile tercemesine Kur’an itlakı kezalik bi’l-icma gayr-ı caiz ve namazda kıraet-i Kur’an mahallinde terceme-i Kur’an’ın adem-i cevazı da bi’l-umum mezahib fukahasının icmaı ile sabit olduğundan, hilafına mücaseret, namazı vaz’-ı şer’isinden tağyir ve emr-i dini istihfaf ve mel’abe şekline vaz’ı mutazammın olduğu gibi, beyne’l-müslimin iftirak ve ihtilafa ve memlekette fitne hûdusuna bâis olacağından, fiil-i mezbure mecasereti sabit olan merkum Cemal Efendinin uhdesindeki vezaif-i ilmiye ve diniyenin ref’i, emr-i zaruri halini almış olmakla ol vechile tebligat icrası...” denilmiştir.


    Şüphesiz bir müslümanın en azından namazda okuduğu Kur’an-ı Kerim metinlerinin anlamlarını bilmesi ve namazda bunları anlayarak ve duyarak okuması son derece önemlidir ve bu zor da değildir. Ancak manasını anlamak, onun hidayetinden faydalanmak ve Yüce Rabbimizin emir, yasak ve öğütlerinin neler olduğunu öğrenmek için Kur’an-ı Kerim’i terceme etmenin ve bu maksatla meal, terceme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka; bu tercemeleri Kur’an yerine koymanın ve Kur’an hükmünde tutmanın hükmü yine başkadır.


    Namazda ve ibadet olarak Kur’an-ı Kerim asli lafızları ile okunur. Yüce Rabbımızın bize olan öğüt, buyruk ve yasaklarını öğrenmek, onun irşadından yararlanmak maksadıyla ise, terceme, meal ve açıklamaları okunur. Bu maksatla Kur’an-ı Kerim’in terceme, meal ve açıklamalarını okumak ta çok sevaptır ve genel anlamı ile ibadettir.

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 09.09.2004 - 10:42

    sevgi kadar doğal ve huzur verici

  • Abdulkadir Kahraman
    Abdulkadir Kahraman 18.07.2003 - 17:07

    Ey dide nedir uyku, gel uyan gecelerde.
    Kevkeblerin et seyrini seyran gecelerde.

    Bak heyeti alemde bu hikmetleri seyret,
    Bul saniini ol ona hayran gecelerde.

    Çün gündüz olursun nice ağyar ile gâfil.
    Koy gafleti dildardan utan gecelerde.

    Gafletle uyumak ne reva abdi hakire,
    Şefkatle nida eyliye rahman gecelerde.

    Cümle geceyi uyuma kayyumu seversen,
    Ta hây olasın hay ile ey can gecelerde!

    Aşıklar uyumaz gece, hem sen uyuma kim,
    Gönlün gözüne görüne canan gecelerde.

    Dil beyti hûdadır onu pak eyle sivadan,
    Kasrına nüzul eyler o sultan gecelerde.

    Az ye, az uyu, hayrete var fani ol onda.
    Bul can-ı beka ol ona mihman gecelerde.

    Allah için ol halka mukarın gece-gündüz.
    Ey Hakkı! Nihanı aşk oduna yan gecelerde.

    İbrahim Hakkı

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu 09.07.2003 - 17:22

    Allahü Teala, yalan sözü ve onunla amel etmeyi ve bilmezliği terktemeyen kimsenin içmemesine ve yememesine muhtaç değildir.

    (Hadis-i Şerif) Kaynak: Buhari

    Allahü Teala bize farz kıldığı ibadetlerde kendisi için hiç bir şey dilemiyor. Bizim yapacağımız her ibadet kendimiz için geçerlidir, sevgi müstesna. Allah(c.c.) için severseniz aslında bunu bir tek Allah Rızası için yapmış oluyorsunuz.

    Oysa üzerimize farz olan (namaz kılmak, zekat vermek v.s.) ibadetler Müslüman’ın kendisi içindir. Ancak bu ibadetlerin, Müslüman’a bir şey kazandırmak için yapılan bütün ibadetlerin, yalansız ve riyasız olması şarttır.

    İnsanoğlu incelendiğinde; Allah’ın rızasını bırakmış, kulun rızası peşinde koşar görülüyor; Allah için namazı terketmiş, desinler diye namaz kılıyor; Allah için orucu terketmiş, yalan ve riya üzerine oruç tutuyor. Gönülde hiç bir şey yok.

    Bilmezliği terketmemişten maksat; ana babasından ya da çevresinden öğrendiği ile amel eden (taklid-i iman) ve bunu terketmeyen demektir.

    Oysa İslam Dini, araştırmayı, öğrenmeyi, ilim yapmayı Mü’min üzerine farz kılmıştır. Namaz gibi çalışmak, öğrenmek ve ilim yapmakta bir ibadettir. Bakınız Müslüman taklid-i iman yani anasından babasından yani atalarından ya da etrafından gördüğü gibi iman etmesi ile ibadetleri yerine getirebilir; ama Mü’min ilim yapmak zorundadır ancak böyle taklid imandan sıyrılır.

    Bir kişi gönlüne indirerek bunu yapmak istiyor ise; araştırmayı, öğrenmeyi, sormayı, kısaca ilim yapmayı istemesi lazım. İstemezse “Bilmez” durumunda kalır.
    Bilmezlik; öğrenmemek, araştırmamaktır.

    Şeriata göre ne olursa olsun farzlara uyulması lazım ama Hakikat ilmine göre, Marifettulah’a göre taklid-i iman ile ibadet yapanın ibadetine Allah’ın ihtiyacı yoktur.

    Araştırmak, öğrenmek ve öğrendiğimiz ile amel etmek, bunları gönüle indirmek, bize yarar sağlar. Onun dışındakilere Allah’ın ihtiyacı var mıdır işte Hadis'te belirtilen, kim ne yaparsa kendisi için yapmasıdır.

  • Oğuzhan Keskin
    Oğuzhan Keskin 27.01.2003 - 16:36

    ...anadilde

  • Alim Vedat
    Alim Vedat 25.01.2003 - 01:03

    Kendinle iyi olmak en iyi ibadet benim için....

  • Suna Güneş
    Suna Güneş 21.10.2001 - 21:04

    ruh temizlenmesi beden terbiyesi sabrın ölçüsüdür