Kültür Sanat Edebiyat Şiir

hikaye sizce ne demek, hikaye size neyi çağrıştırıyor?

hikaye terimi Ali Alanya tarafından 05.02.2005 tarihinde eklendi

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 21.11.2018 - 11:03

    Hasta

    Attığı her adımda kalbi daha da şiddetli atıyordu. Nasıl da zordu basamakları çıkmak. Oracıkta öylece düşse. Yok dedi çıkmam gerek. Belki son defadır bu görüşmemiz.
    İkinci katta belirdi başka yüzler. Herkesin elinde bir poşet. Yüzler olabildiğince sarı. Ya gözler, içinde binbir cevapsız soruyu barındıran. Sevgiyi,aşkı, hüznü,umudu. Bedenler atılan adımlardan haberi yokmuş gibi. Varacağı limana varan gemi gibi varmıştı çoktan katına. Geriye iki kat kalmıştı yalnız. Nefesi kesildi ha kesilecek. Kalp hızlı,ayaklar yavaş. Nihayet en son kattaydı. O acımasız en son kat. Nemlenen gözlerin nemini hangi söz alabilir. Ya da akmaması için hangi sahte duruşa bürünülebilinir.
    Bilememek ne zor. İki bölüme ayrılmış son katta, dış tarafta bekleyen hüzünlü yüzlere sahip hasta yakınları. Bütün bakışların toplanıldığı kişi olmuştu Havva. O sırada telefonu çaldı. Önce sık sık nefes alıp verdi. Birkaç kez boğazını temizlemek için öksürdü. Sesinin nasıl çıkacağını bile bilemiyordu. Heyacan,korku,hüzün. Ses tellerine bağlanmıştı şimdi. Telefonu usta bir oyuncu gibi açıverdi bir anda. Heyacandan titreyen elleri dahi kuvvet bulmuştu. Bulabildin mi? Sorusuna evet kapının önündeyim ,diyebildi sadece. Sonra görüşürüz diyerek acelece kapattı. Ameliyat salonlarının kapısını andıran büyükçe bir kapı.
    Son bir defa daha toparlamaya çalıştı kendini bütün bakışlara rağmen. Daha da yanaşmıştı kapıya. Bir sınırdı o kapı. Farklı bir dünyanın açıldığı bir kapı.
    Yoğun bakımdan önce hastaların uğrak yeri. Onkoloji servisi. Adı bile insanın içini ürpertmeye yetiyor. Tedavi mi? Zulüm mü? Tartışılması çözüm bulunması geteken en ağır ,en hüzünlü soru. Daha da yakınlaştı kapıya. Açıldı kapı. Ağır bir koku hakimdi bu farklı dünyada.
    Elindeki poşeti daha da sıktı. Biraz dırdu. Dudaklarını ısırdı var gücüyle. Şimdi hazırdı hastasını ziyaret etmeye. Uzattı başını, odalara bakışlarını gezdirdi. Nihayet yakınının ofasının önündeydi. Odaya vardı. Odada iki hasta ağızlarında maske. Selam verdi geçmiş olsun dedi yanındaki yaşı hastaya. O bakışları nasıl da kupkuruydu. Geçmişin yükü inmişcesine omuzlarına. Bir damla umut. Evet bir damla umut hatrına. Biraz ıslaklık, biraz da parıltı.
    Hemen yanındaki yataktaydı yakını. Radyasyonu unutmuştu Havva ya da unutmak istemişti. Yakınının yanağını öptü. Elleriyle yanağını okşadı. Dayanamadı,illa düşecek o damlalar,illa tıkanacak sözler ,boğaz düğüm düğüm olacak. Hani en soğuk insan sen olacaktın. Ne oldu o provalara diyerek içinden geçirdi. Bir tutam teselliye hasretse insan, gözyaşları buluşur. Başka başka gözlerde de olsa buluşur. Bedenler sarılamazsa da ,gözyaşları sarılır birbirlerine. - Nasılsın Havva? İyi gördüm seni
    - çok şükür iyiyim , sen de iyi olacaksın.
    Sen de atlatacaksın buna inan.
    Bazen insanlar göçmek ister. Bu yüzden çoğu sözler dinlenilmez bile. Ölmeyi çok arzu ediyorsa insan , ölmek için elinden geleni yapar. Bakışlar dipdiriyken , beden çürümüş bir iskelet ise, bazen o bakışlar bile yeterli olamıyor. Beden iflas ettim bitti diyor.
    Gelen ziyaretçilerden bazıları Kuranı Kerim' den ayet okuyor. Havva konuştukça yakınının yüzü gülüyor. -Ne güzel moral veriyırsun. Diyor.
    Sadece biraz moral, hayal gibi bişey olsa gerek. Ya da güzel kısa bir rüya.
    Ne acımasızca bişey moral vermek o zaman. Tut elimi diyırsun, o da tutuyor elini. Götürüyorsun onu ,senin bildiğin diyarlara. Havasında soluklandırıp, suyundan kana kana içtiriyorsun. Ama ya sonra. Ellerin ellerini bırakınca.
    Düşüyor gözlerdeki yıldızlar,kalpteki sevinç. Sanki uçurumundan var gücüyle atlıyor,düşüyor.
    Zaman nasıl da hızlıca akıp geçti. Vakit gitmenin habercisiydi. Giderken insan, verdiği umutları da beraberinde mi götürür. Son kez sarılamadan kuru bir öpücükle vedala,r ne zor.
    Zor olan vedalara da ,alışmak mı gerek? Bir daha ki ziyatetine evine geleceğiz. Hadi çabuk iyileş tamam. Deyip uzaktan bir el sallama . Dokunmaz mı ? Eller o ellere.
    Dudaklar yayılırken yanaklara ,eller havada vedalaşırken,buluşma yerini belirleyen randevucular gibi. Ve o son bakışlar ,hala yüreğe batan iğne gibi.
    Hasta verilen teselli afyonunun etkisinde,ziyaret eden randevu saatini beklemekte.
    Görüşmelerinden kısa bir süre sonra yoğun bakıma almışlar hastayı .
    Hangi duvarlar dayanır acıyla inleyen,bağıran seslere. Çatlamaz mı hiç? Ya da o da ağlamaz mı?
    Ağlamak dedim de bazen değerini nasılda yitirir.
    Düşmeyince bir omuza, değmeyince bir ele.
    Ve hasta ölür. Tedaviye inanmayıp, umudu tükenince ölmeyi seçer. Bir yandan hayallerine dokunarak.

    Bahtinur Cano

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 04.09.2018 - 08:29

    Kafadar Mucitler (çocuklara masallar)

    Zamanın birinde üç arkadaş varmış. Bu üç arkadaşın ortak özelliği ailelerinin fakir olmasıymış. Fakir ama mutlu.
    Doğru düzgün oyuncakları yokmuş. Giydikleri ayakkabıları,kıyafetleri bile çok eskiymiş. Kıyafetleri yamalı yamalı imiş.
    Ama bu hallerinden hiç şikayet etmiyorlarmış. Çünkü onlar için en büyük servet ,sevdiklerinin yanlarında olması imiş.
    Hayata hep tebessüm ederlermiş.
    Kendilerine isim bile takmışlar. Kafadar mucitler. Çünkü çöplerden topladıkları eşyalarla icatlar yapıyorlarmış. İcatlar dediysek oyuncaklar. Bunun için hiçkimsede olmayan oyuncaklara sahiplermiş.
    Buldukları kartonlardan oyun evi bile yapmışlar. Hatta tenekelerden araba bile.
    Ta ki, aralarına bir çocuk girene kadar. Bu çocuk, onlardan farklı imiş. Hiçbirşeyi beğenmeyen, herşeyi kendisi bilen ukala bir çocukmuş. Bu çocuğun durumu da iyiymiş. Çok güzel oyuncakları varmış. Renkten renge değişebilen,bütün kapıları açılıp takla atabilen arabası dahi varmış. Üç arkadaş sırf bu arabayla oynayabilmek için, o huysuz çocuğu aralarına almışlar. O ne derse onu yapıyorlarmış. Ama çocuk çok da kıskançmış. Herkesin sadece onu sevmesini istiyormuş. Bu yüzden üç arkadaşın güzel dostluklarına kıskançlıkla bakıyor,onları birbirinden ayırmaya çalışıyormuş.
    Başarılı olmuş da. Üç arkadaş artık ufak şeylerden dahi kavga ediyormuş. Günlerce küsüp ,hiç konuşmuyorlarmış. Ama bu durum onları çok üzüyormuş. Eski günlerdeki gibi olmayı istiyorlarmış. Artık o renkten renge değişen,bütün kapıları açılan hatta takla atabilen o araba ile dahi oynamak istemiyorlarmış. Arkadaşlığın verdiği mutluluğu hiçbirşey vermiyormuş.
    O ukala çocukla oynamaktan o kadar sıkılmışlar ki,artık onun dediklerini yapmıyorlarmış.
    Bu durumu gören ukala çocuk, hediyeler almaya başlamış onlara. Para ve hediyelerle ikna etmeye ,kendini sevdirmeye çalışmış. Ama başarılı olamamış. Çünkü paradan,hediyelerden daha değerli dostluk,arkadaşlık imiş.
    Günün birinde ,üç arkadaştan biri konuşmuş diğerleriyle. Ne kadar da çok özlediğini,yerlerini hiçbirşeyin doldurmadığından bahsetmiş. Diğerleri de aynı şekilde söylemişler. Birbirlerine sarılmış ve ne olursa olsun bir daha böyle yapmayacaklarına karar vermişler.
    Bu durumu gören ukala çocuk çok kızmış. Ama biraz da niçin böyle oldu diye düşünmeye karar vermiş. Onlara bakıp düşününce , kendisinin hatalı yönlerini bulmuş. Çok utanmış. Çünkü ne kadar da yanlış yaptığının farkına varmış. Gidip üç arkadaştan özür dilemiş. Eğer kabul ederlerse onlar gibi olacağından bahsetmiş. Üç arkadaş kabul etmişler. Bundan sonra beraber oynamış, beraber icatlarda bulunmuşlar.

    Bahtinur Cano

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 04.09.2018 - 08:25

    Balon ( çocuklara hikayeler)

    Bir zamanlar ,hayalleri ülkeler dolaşan,kıtalar feth eden bir çocuk varmış. Gördükleri karşısında ,düşlere dalarmış. Bu onun en sevdiği oyunmuş. Ama bu oyundan hiçkimsenin haberi yokmuş.
    Birgün öğretmeni ev ödevi vermiş. Herkese balon verip onu şişirebilmelerini istemiş. Oysa balon şişirmeyi bilmiyormuş hayalci çocuk. Bir iki üfff etmiş ama yok. Şişiremiyormuş. Bir daha bir daha denemiş ve nihayet şişirebilmiş.
    Daha da çok şişirmiş,şişirmiş,balon o kadar çok kocaman olmuş ki,en son şişirirken içine girmiş hayalci çocuk.
    Artık o balonun içindeymiş.
    Elleriyle vuruyor,vurdukça balon yuvarlanıyormuş. Balon yuvarlandıkça hayalci çocukta yuvarlanıyormuş. Öyle yuvarlanırken kendini balkonda bulmuş. Biri beni görüp,muhakkak çıkarmalı burdan , ne yapmam lazım. Derken aklına bir fikir gelmiş. Hızlıca yukarıya doğru zıplama hareketleri yapmış. Bir iki denemeden sonra havadaymış. Artık yüksekte imiş. Ama o da ne? Bir sevimli anne kuş. Balonun ucunu ağzına alıp daha da yükseklere uçmaz mı? Anne kuş uçtukça uçuyor,yükseldikçe yükseliyormuş. Balonun içinde tıkanan hayalci çocuk ,ne yapacağını bilemiyormuş. Yükseklere çıkmanın verdiği yorgunlukla ,uykuya dalmış. Uyandığında ne görsün? Bir ağacın dalında ,kuş yuvasında imiş. Tam yavru kuşlar ,balonu tırtıklamaya çalışır ben de kurtulurum diye düşünürken, yere düşmüş. Küçük bir sincap balonun ne olduğunu anlamak için ,ayaklarıyla dokunmuş. Dokundukça balon ilerliyor,ilerliyormuş. O kadar çok ilerlemiş ki, sincap bile balona yetişememiş ve balon uçurumdan aşağı düşmüş.
    Nehir varmış. Nehrin üstünde bir sandal gibi yüzüyormuş balon. Hayalci çocuk bu duruma çok sevinmiş. Çünkü manzara o kadar güzelmiş ki. Nehrin üzerinde olmakta ayrı bir keyifmiş. Balonun ne olduğunu anlamaya çalışan balıklar ,etrafını sarmış balonun. Balona dokundukça balon çok hızlanmış. Suyun hızlı akışına kapılmış. Ve şelaleden aşağı yuvarlanmış. Şelalenin içine takılmış. Şelalenin içinde yaşayan ,güzeller güzeli bir kız varmış. Kıvır kıvır saçları,yay gibi kaşları. Ahu mu desek ,yoksa peri mi?
    Balonun içindeki hayalci çocuk ,görür görmez aşık olmuş. Konuşan dili tutulmuş. Bakan gözü kızdan başkasını göremez olmuş.
    Kız ise hayalci çocuğu ,balonun içinde olan bir oyuncak bebek sanmış. Ne güzel bir balon diyerek almış onu getirmiş evine. Hergün balonuna şarkılar söylüyormuş. O su gibi akıcı sesiyle. Şıkırr şıkıır.
    Hayalci çocuk bu duruma hem mutlu hem de o kadar üzgünmüş. Sevdiği kıza oyuncak olmadığını ve onu ne kadar çok sevdiğini söyleyebilmek istiyormuş.
    Günler,haftalar,aylar birbirini kovalamış. Balonun havası inmeye başlamış. Gittikçe küçülüyormuş. Balon küçüldükçe hayalci çocuğun nefes alabilecek yeri de kalmıyor, o da balonun içinde sıkışıp duruyormuş. Artık sevdiği kızda şarkı söylemiyormuş. Ve birgün havası tamamen inmiş balonun. Balonun içinde ,sıkışıp kalmış çocuk. Bas bas bağırmaya başlamış. Kurtarın beni . Kurtarııın beniii. O kadar çok bağırıyormuş ki_,bu sesi duymamanın imkanı yokmuş.
    Hayalci çocuğun annesi mutfaktan odaya gelmiş. Bir de ne görsün. Hayalci çocuk gözleri kapalı_, elinde balon bas bas bağırıyor kurtarın beni diye. Annesi bu duruma bir anlam verememiş. Bir oğluna ,bir balona bakıyormuş.
    Oğlum oğluum ne oldu sana?
    Hayalci çocuk yumduğu gözlerini açmış. Annee baloon ürkmüş bir sesle.
    Evet balon henüz daha şişirememişsin baksana.
    Hayalci çocuk yine bir hayal kurduğunu anlamış. İyi ama ya sevdiğim kız o da mı bir hayaldi demiş kendi kendine. Tam o sırada odanın diğer tarafındaki dolaba bakmış. Orada kardeşinin oyuncak bebeğini görmüş. Nasıl ama demiş. Aynı sevdiği kıza benziyormuş. Kıvır kıvır saçları,yay gibi kaşları.
    Kahkaha atmış hayalci çocuk. Sevdiği kız , kardeşinin oyuncak bebeğiymiş. Bu sefer hayal macerası bambaşka duygulara götürmüştü.
    Eline balonu aldı,şişirmeye çalıştı. Gözleriyle de kardeşinin oyuncak bebeğini iyice süzdü.
    Hayal kurmak ne güzel şey dedi,tebessüm ederek.

    Bahtinur Cano

  • Ayaz Noyan
    Ayaz Noyan 30.05.2018 - 05:19

    bu gece karakolluk olabilirim ...

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 30.05.2018 - 03:14

    Nimet (çocuklara hikayeler)

    Bir zamanlar küçük şeylerden mutlu olabilen insanlar varmış. Küçük ama sevimli evlerinde ,paylaşmanın bilincinde yaşayıp sürerlermiş.
    Fakat bu insanlardan farklı bir çocuk varmış.
    Bu çocuk,hiçbir şeyi beğenmiyor ,daha da çok fazlasını istiyormuş. Beğenmediği oyuncak olursa kırıyor,elbise ise kesiyormuş. Yemekleri hep ayırt ediyormuş. Hatta
    - Bu ne böyle çirkin yemek. Off yaa deyip yemeği yerlere attığı dahi oluyormuş.
    Anne babası hatta diğer aile büyükleri ne kadar yemeğin öneminden bahsetse de hiç oralıklı olmuyormuş. Bu durum herkesi çok üzüyormuş. Fakat ne yapacaklarını bilemiyorlarmış.
    Günlerden birgün yine bir yemek saatinde sofrada aynı hareketlerde bulunmuş. Herkes yemeğini yemiş, sofradan kalkmış. Bu sefer hiçkimse çocuğun bu hareketlerine oralı olmamış. Hatta ister ye, ister yeme . Şayet yemezsen aç kalırsın deyip gitmişler odaya.
    Çocuk ,sofrada tek başına kalmış. Yemeği didikleyip didikleyip çok çirkin off böyle nimet mi olur.. İstemiyorum. Hiç güzel değil.. Diyormuş.
    Ama bu sefer her zamankinden farklı birşey olmuş. O didikleyip durduğu yemek ,nimet konuşmuş.
    Hem de çok kızgın ses tonuyla.
    - Ey çirkin çocuk! Sen beni küçümsedin. Beni böyle didik didik ederek ,bir de bana çirkin diyerek beni zelil ettin. Sana bu nimetleri veren Allah da seni zelil etsin mi? Nerde çirkin nimetler varsa ,sana versin mi?
    Çok korkmuştu çocuk. Sesi titreyerek - Hayııır sakıın diyebilmişti.
    - Öyleyse güzel bir şekilde, güzellikle nimetini ye ve şükret. O zaman güzel çocuk olur ve bütün güzel nimetler senin olur.
    Bu sefer çocuğun yüzünde tebessüm belirdi. Demin didikleyip durduğu ,hakaretler ettiği nimeti bu sefer ballandıra ballandıra yedi. Çok beğenmişti. Hatta meğer ne kadar da güzelmiş deyiverdi. Bu sefer nimet;
    - Ey güzel çocuk! Sen yemeğini güzel bir şekilde yeyip bitirerek ,beni aziz ettin. Bu nimetleri yaradan Allah da seni aziz etsin. Bütün güzel nimetler senin olsun.
    Çocuk çok sevinmişti. Bundan sonra sofranın,yemeğin önemini anlamıştı. Bu durumu gören ailesi çok sevinmişti. Onu böyle değiştiren olayı bilmiyorlardı. Çünkü çocuk yaşadığı olayı anlatmamıştı. Artık o da diğer herkes gibi küçük şeylerden mutlu olabiliyordu.

    Çöl şulesi

  • Sondraktaki Şaşkınyolcu
    Sondraktaki Şaşkınyolcu 18.04.2017 - 00:30

    Kırmızı başlık ve peleriniyle çok şüpheli bir görünümü vardı. Kimin aklına gelir bu garip kıyafeti giymek. Bir kurnazlık peşindeydi mutlaka. Bir süre dikkatle izledim bu garip kızı. Elinde taşıdığı üzeri örtülü sepette kim bilir ne taşıyordu!.. Yürüyüşü bile normal değildi. Yanına yaklaşıp ne yaptığını sorunca bana büyükannesinin evine gittiğini söyledi ama gel de inan. Yine de bıraktım peşini kendi işime döndüm. Ama aklım o kıza takıldı bir kere... Bir gidip bakayım doğru mu söyledikleri dedim kendi kendime; gerçekten böyle bir büyükanne var mı? Siz olsaydınız gerçekliğini kontrol etmek istemez miydiniz? Orman benim evim. Ben hem ev sahibiyim, hem de diğer orman sakinlerine karşı sorumluyum.

    Neyse uzatmayayım... Gittim, baktım ve gerçekten bir büyükanne buldum. Sorduğumda "evet o küçük kız benim torunum" dedi. Ben de sorumlu bir kişi olarak; "bu küçük kız yabancılarla konuşulmayacağını öğrenmemiş daha!..." dedim ve anlattım küçük kızla karşılaşmamı... Büyükanne de ürperdi ve birlikte küçük kıza bir ders vermeye karar verdik. O yatağın altına saklandı, ben Onun geceliğini giydim, başlığını taktım ve yatağına yattım. Küçük kız birazdan içeri girdi. Seslendi cevap verdim. Ne şaşkın bir çocuk!.. Beni büyükannesi sanıvermişti. Ben benim büyükannemi değil sesinden, kokusundan bile tanırım oysa ki. Neyse bunlar bir şey sayılmaz, daha neler yaptı bilseniz. Kulaklarımın niçin büyük olduğunu sordu. Ne ayıp şey hiç sorulur mu!... Yine de çocukluğuna verip yumuşak bir sesle cevapladım. "Seni iyi dinlemek içi\"... Ama bu sefer kalkıp da burnumun niçin büyük olduğunu sormaz mı!.. Küçük kız hiç mi hiç terbiye almamış. Ben zaten burnumu kendime kompleks haline getirdim, öz-güvenim sallantıda. Psikologlar, estetikçiler... Dünya para harcıyorum ama nafile. Yine aldırmamaya çalışırken bu sefer de ağzımın kocaman olduğunu yüzüme vurmaz mı! Tabi ki kızdım, siz olsanız kızmaz mıydınız?

    O sinirle ayağa fırlayıp peşinde koşturmaya başladım. Birden ne olsa beğenirsiniz! Bir kocaman avcı elinde tüfek kapıdan dalıverdi. Beni "seni hain kurt, büyükanneyi yedin değil mi?.." diye suçlamaz mı !.. Halbuki büyükannenin kılına bile dokunmadım, O da saklandığı yerden çıkıp beni korumaya çalışmadı. Malum yaşlılık, kulakları iyi duymuyor. Avcı mahkeme yapmadan infaz kararımı verdi. Tabi ben de adalet bulamayacağımı, hatta canımı yitireceğimi anlayıp pencereden zor attım kendimi. Geçirdiğim büyük korkunun sarsıntısı yetmiyormuş gibi o gün - bu gün ormanda bile yüzümü rahat gösteremez oldum. Adım haine çıktı.

    Yeter Artık... Ben Suçsuzum...

  • Lady Lazarus
    Lady Lazarus 18.01.2016 - 15:30

    HİKAYE-Ben bir hikaye yazdım sen canına okudun

  • İnci Can
    İnci Can 18.01.2016 - 12:47

    Masal olamayacak kadar güzel, hoş bir hikaye kahramanı kadar iyisin.

  • İnci Can
    İnci Can 17.01.2016 - 20:17

    Med - Cezirler arasında 1001 dünya harikası...

  • İnci Can
    İnci Can 13.01.2016 - 23:55

    Bir cümlelik hikaye düşlüyorum...

  • Yitikler Sokağı
    Yitikler Sokağı 07.01.2016 - 17:00

    herkes kendi hayatının hikayesinde başrol, hayatında yer verdikleri figürandır.

  • Volkan Yanardağ
    Volkan Yanardağ 07.01.2016 - 01:04

    herkes kendi hayatının hikayesinde figürandır. hikayeyi tanrı yazar, başrolde kimin olacağına o karar verir bu yüzden...

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 05.01.2016 - 23:17

    Aşık olmak nasıl birşeydi? Bu soruyu defalarca sormuştu kendisine. Ama bu defa daha bir yüreğinde o boşluğu hissederek ve derin bir ahh çekerek soruyordu. Aşk nasıl bir şeydi?
    Aşık olmak, gerçektende divane eder miydi insanı?
    Beklemek,istemek,ayağı yerden kesilmek.. Titreyen bedenine söz geçirememek... Korktu birden küçük kız.. Elini kalbine koydu. Yerinden çıkmışcasına hızlı hızlı atıyordu.. Düşünmesi bile böyle yapıyorsa, ya yaşaması... Durdu.. Olduğu yerde.. bir heykel gibiydi. Gözler donuk. Bedeni kaskatı kesilmişti. O hızlı atan kalpten eser kalmamış, varla yok arası bir ses, tın..
    Korkuyorum. Evet korkuyorum dedi küçük kız titreyen kısık sesiyle.. Aşık olmaktan korkuyorum.. Ben aşka dayanamam ki..

  • Yitikler Sokağı
    Yitikler Sokağı 05.01.2016 - 15:48

    öyle şey mi olur, hikayelerde de olmaz, masallar da bile olmaz. Deniz gülüyor du falan o iyiydi..

  • İnci Can
    İnci Can 25.12.2015 - 17:39

    Bugün deniz kenarına gittim,öyle ki denize sevgimi fısıldayacak kadar yaklaştım,sessizce selam verdi bana, ben de ona gülümsedim :))

    Sonra sahilde çay içtim,çıtır simit yedim. Çıtır kızlar geçtiler,kıyafetlerini süzdüm,içimden sizi rüküşler dedim, deniz bile güldü bu sözüme :) Hele biri yok muydu, cart yaşil üzerine çingene pembesi çiçekli bir elbise giymiş,mor bir şapka takmıştı. Füme pabuçları,siyah rücu,mavi oceleri vardı. Yaa biraz garip oldu,ama kendime hakim olamadım ve ben bile ıslık çaldım :))) Deniz kahkaya boğuldu, o hengamede öyle bir dalgalanmış ki, koca bir su kütlesi kızın üzerine bocalandı.ŞIRRAAPP :))) Kızın üzerindeki bütün renkler aktı, brbirine karıştı,ünlü bir ressamın tuvalinden çıkmış modern bir resim gibi anlaşışlamsı zor bir hal aldı.

    Aman Allah'ım bir hikaye değil,bir masal gibiydi. Öylesine güzeldi :)))

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 11.12.2015 - 20:47

    Yoksul.. Adini sorsalar bile hep yoksul ya da yoksulun cocugu demeyecekler mi? Ya da yetim.. Kamcilar gibi acinla,oksuzlugunle vurur gibi. Hem yoksul hem yetim... Halini sorarlar mi? Sorsalar dermanin verirler mi? Gozyaslarini silen olur mu? Ya omuzlar kucaklayabilir mi huzunleri cok olan seni.. Adi yoksul.. Adi yetim.. Adi huzun.. Gozlerinde silinmeye bekler yaslari.. Yuregi dindirmek ister huzunleri..

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 08.12.2015 - 00:33

    Şiirler suskun kalır,türküler,ağıtlar yarım.. Kolay mı bu hikayenin kahramanı olmak. Sevda dedin mi duracaksın bir kere. Yanacaksın ahh demeden.. Gözlerin kapalı gireceksin yanmaya.. Kül oluncaya dek..
    Bir kere girmişsin bu hikayeye. Olmuşsun kahramanı hem de. Öyleyse titre, kendi alevlerinle yak kül et kendini. Ama bir kez ahh deme.
    Ne bir ateş ne de kül.. Sadece sevdalanmış küçük kızdır o..

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 08.12.2015 - 00:20

    Bakamaz gözlerinin içine derin derin. Dokunamaz, hayalini bile kuramaz. Anlatamaz ki halini,lal kesilir dili. Konu açılırsa sevdiğinden eğer mahçupca başını önüne. Diyemez sevdiğini,lal olmuştur dili. Göremez başka kimseyi,ama olmuştur gözleri.
    Ne bir ölüdür o ne de bir diri.. Zamanını mekanını yitirmiş bir küçük kızdır o...

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 07.12.2015 - 21:53

    Kalemin bile yazarken ağladığı bir hikayeydi bu. Bedenin zangır zangır titrediği ve kalbin yerli yersiz attığı.. Dil susar. Konuşmak istese de tıkanır kalır. Gözler buğulu bir cam misali. Dokunsan ellerini ıslatacakmış gibi.. Ne bir dilencidir o. Ne de bir savaşçı..sevdasını yüreğinde küçücük bir odaya hapsetmiş, bir küçük kızdır o..

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 06.12.2015 - 23:25

    Güzeller güzeli bir kız, yiğitler yiğidi bir oğlana sevdalanmış....
    Ya da
    Yiğitler yiğidi delikanlı güzeller güzeli ay kıza sevdalanmış...
    Ya da
    Öyle bir kara sevdaya düşmüşler ki, güzeller güzeli ay kız ve yiğitler yiğidi yağız..

    Sözün kısası en güzel hikaye, sevdaya düşenlerin hikayesi olsa gerek...

  • Çöl Şulesi
    Çöl Şulesi 06.12.2015 - 17:48

    Her insanın hayatı bir hikayedir aslında. Bir varmış bir yokmuş.. Bebekmiş büyümüş ve ölmüş.. Sadece şimdi dediklerimiz kaldı.

  • Zuhru Addidi
    Zuhru Addidi 02.06.2015 - 00:22

    Tümsek var kalbimde.

  • Kadir Yıldız
    Kadir Yıldız 27.02.2015 - 16:50

    rivayet hikaye veya roman.. alayına karşıyım.. çünkü gerçek dışı olma ihtimalleri yüksek.. tabi Kur'an, hadisler ve atalarımızın eserleri gibi gerçekliği kabul edilmişler hariç. kulaktan kulağa oynayanlar iyi bilirler yani.. hani ilk söyleyen ile son söyleyenin arasında dağlar kadar fark vardır ya. işte ondan bahsediyorum..

  • Sultan Şeker
    Sultan Şeker 08.12.2014 - 23:21

    her insanın bir hikayesi var.en son okuduğum Livaneli _kardeşimin hikayesi güzel bir hikayeydi

  • Mine Azel
    Mine Azel 24.03.2014 - 02:03

    Bitmesini istedikleriniz bitmez
    Başlamasını istedikleriniz başlamaz
    Hep içinde olduğunuzu dinlemek zorunda kalırsınız

  • Nazlı Menşur
    Nazlı Menşur 22.03.2014 - 23:27

    yaşandığında gerçek,anlatıldığında yalan olan.

  • Ayhan Dalmış
    Ayhan Dalmış 23.01.2014 - 22:23

    Ben, bu hikayeden sessiz sedasız nasıl çıkıp gideceğim?

    Nar ağacı - Nazan Bekiroğlu

  • Levent Karakaş
    Levent Karakaş 31.01.2013 - 13:09

    benim en zor en kötü hikayemi; en güvendiğim insanlar yazdı.........

  • Cemali Hikmet Aksu
    Cemali Hikmet Aksu 02.04.2012 - 01:36

    Geşmişte yaşanmış, şimdilerde tanığı kalmamış anıları, olayları anlatan hikaye, konusunu günümüzden alanlar ise öyküdür. Hikaye öykünün eskisi, masalı, antikasıdır. Yani nasıl ve nerewsinden bakarsanız bakın bu üçüncü yorumum ve yine öykü hikaye, hikaye öykü değildir. Yaprak solar gazel olur, gazel çürür toprak olur; toprak yaprak, yaprak toprak değildir.

  • Cemali Hikmet Aksu
    Cemali Hikmet Aksu 05.09.2010 - 00:50

    hikaye asla öykü değildir.

  • Şüheda Nur
    Şüheda Nur 03.05.2010 - 19:29

    Daha düne kadar yüzüm açıktı sana.
    Aramızda masumiyet ihlaline dair bir hece yoktu.
    Çünkü senin farkında olmadığım gibi benim farkımda olduğunun da farkında değildim.
    Ama şimdi bir bilmek halindeyim ki yüzüm, keskin inen bir satırın gürültüsünde, her şeyi karanlığa boğan bir perdenin düşüşü kadar ani ve kesin, senin yüzüne kapalı bundan böyle....

    Çünkü beni fark ettiğin anda ve bunu benim de bildiğim anda ne senin senliğin ne de benim benliğim kalır.
    Geriye sadece içimizde taşıdığımız Âdem ve Havva ve aramızdaki ezel olasılığı kalır.
    Bu yüzden şimdi sadece yüzümü değil kalbimi de her an izleyen bir çift göze dair terbiyeyle, aramıza bir uçurum koyuyorum.
    Senden kaçıyor, kendimi senden gizliyorum.

    Ama...

    Aşkın koşulanda değil kaçılanda, açılanda değil kapananda olduğunun da bilgisindeyim.
    Peçemi örterek açıyorum sana kapılarımı.
    Dahası ezeli bir bilginin ürpertisi yüzüme sinerken aramıza bir senlik ve benlik davası sokuyorum.
    Seni ben karşısında tanımlıyorum yani.
    Sana yer veriyor, baha biçiyorum.
    O dairede kendimi tamamlıyorum.
    Senden gizlenerek seni sen, beni ben yapıyorum.
    Böylece benim için taşıyabileceğin bütün anlamların farkında olduğumu da beyan ederek benim kadın senin erkek olduğumuzu yüzüme indirdiğim şu peçede aşikâr ediyorum.
    Bu halimle seni bir mümkün olarak gördüğümü itiraf ediyor, senle ben arasındaki bütün ihtimallere evet diyorum.

    Nazan Bekiroğlu...

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 16.11.2009 - 12:01

    Müzik çalarak vahşi hayvanları afsunlamakla”büyülemek” ünlü genç bir kemancı,gidip Afrika ormanlarına yerleşmiş.Gorillerin en korkunçları,yılanların en zehirlileri,kaplanların en yırtıcıları her gün kemancının etrafında toplanıyor,saatlerce onun kemanını dinleyerek,zaman zaman göz yaşları içinde,kendilerinden geçiyorlarmış.Bir gün,balta girmemiş ormanların içinden yaşlı bir aslan çıkagelmiş.Şöyle bir bakmış genç kemancının çevresinde toplanıp kendisini dinleyen vahşi hayvanlara…Sonra da biraz aç olduğu için,bir pençede kemancıyı devirip yiyivermiş.Tüm vahşi hayvanlar öfkeli, aslana dönüp:Ne yaptın sen,demişler; sen de hiç mi duygu yok,neden yedin o güzelim kemancıyı? Yaşlı aslan ön pençelerinden birini kaldırıp kulağının arkasına götürmüş ve kükremiş:Ne? Ne diyorsunuz be? Sağırım ben duyamıyorum.

  • Enes Meral
    Enes Meral 17.02.2009 - 08:17

    süper

  • Enes Meral
    Enes Meral 17.02.2009 - 08:16

    çokkkkkkkkkkk güzel

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 25.10.2008 - 15:59

    Geleceğini biliyordum…

    Savaşın en kanlı günlerinden biriydi. Asker, en iyi arkadaşının az ilerde kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanın başını bir saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru altındaydılar. Tam siperden dışarı doğru bir hamle yapacağı sırada, başka bir arkadaşı onu omzundan tutarak tekrar içeri çekti,
    -Delirdin mi sen? Gitmeye değer mi? Baksana delik deşik olmuş. Büyük bir ihtimalle ölmüştür. Artık onun için yapabileceğin bir şey yok. Boşuna kendi hayatını tehlikeye atma.
    Fakat asker onu dinlemedi ve kendisini siperden dışarıya attı. İnanılması güç bir mucize gerçekleşti, asker o korkunç ateş yağmuru altında arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa geri döndü. Birlikte siperin içine yuvarlandılar. Fakat cesur asker yaralı arkadaşını kurtaramamıştı. Siperdeki diğer arkadaşı;
    -Sana değmez demiştim. Hayatını boşu boşuna tehlikeye attın.
    -Değdi, dedi, gözleri dolarak, -değdi…
    -Nasıl değdi? Bu adam ölmüş görmüyor musun?
    -Yine de değdi. Çünkü yanına ulaştığımda henüz sağdı. Onun son sözlerini duymak, dünyalara bedeldi benim içim.
    Ve hıçkırarak arkadaşının son sözlerini tekrarladı:
    -Geleceğini biliyordum… Geleceğini biliyordum…

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 25.10.2008 - 15:57

    En iyi Buğday...

    Her yıl yapılan 'en iyi buğday' yarışmasını yine aynı çiftçi kazanmıştı. Çiftçiye bu işin sırrı soruldu. Çiftçi:
    -Benim sırrımın cevabı, kendi buğday tohumlarımı komşularımla paylaşmakta yatıyor, dedi.
    -Elinizdeki kaliteli tohumları rakiplerinizle mi paylaşıyorsunuz? Ama neden böyle bir şeye ihtiyaç duyuyorsunuz? diye sorulduğunda,
    -Neden olmasın, dedi çiftçi.
    -Bilmediğiniz bir şey var; rüzgâr olgunlaşmakta olan buğdaydan poleni alır ve tarladan tarlaya taşır. Bu nedenle, komşularımın kötü buğday yetiştirmesi demek, benim ürünümün kalitesinin de düşük olması demektir. Eğer en iyi buğdayı yetiştirmek istiyorsam, komşularımın da iyi buğdaylar yetiştirmesine yardımcı olmam gerekiyor.

  • Ferruh Safak
    Ferruh Safak 25.10.2008 - 15:56

    Kavak Ağacı ile Kabak...

    Ulu bir kavak ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş. Bahar ilerledikçe bitki kavak ağacına sarılarak yükselmeye başlamış. Yağmurların ve güneşin etkisiyle müthiş bir hızla büyümüş ve neredeyse kavak ağacı ile aynı boya gelmiş. Bir gün dayanamayıp sormuş kavağa:
    -Sen kaç ayda bu hale geldin ağaç?
    -On yılda, demiş kavak.
    -On yılda mı? Diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
    -Ben neredeyse iki ayda seninle aynı boya geldim bak!
    -Doğru, demiş kavak.
    Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgârları başladığında kabak üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış. Sormuş endişeyle kavağa:
    -Neler oluyor bana ağaç?
    -Ölüyorsun, demiş kavak.
    -Niçin?
    -Benim on yılda geldiğim yere, iki ayda gelmeye çalıştığın için.

  • Bora Aslan
    Bora Aslan 10.09.2008 - 22:39

    Bu hikayenin başrolünü ben kaptım
    Sana bıraktım figüran halimi
    Yansıttım kara renkli perdeye
    Tüm yaşan/ama/mışlığı

  • Elif Sena
    Elif Sena 04.11.2007 - 09:03

    Hikayedir Hikaye
    Birazcıkta şelale
    İnsanoğlu Anlamaz
    Sevinçten Uçamaz

  • Sinem Şeker
    Sinem Şeker 02.11.2007 - 13:18

    HİKÂYE

    Senin dudakların pembe
    Ellerin beyaz,
    Al tut ellerimi bebek
    Tut biraz!

    Benim doğduğum köylerde
    Ceviz ağaçları yoktu,
    Ben bu yüzden serinliğe hasretim
    Okşa biraz!

    Benim doğduğum köylerde
    Buğday tarlaları yoktu,
    Dağıt saçlarını bebek
    Savur biraz!

    Benim doğduğum köyleri
    Akşamları eşkıyalar basardı.
    Ben bu yüzden yalnızlığı hiç sevmem
    Konuş biraz!

    Benim doğduğum köylerde
    Kuzey rüzgârları eserdi,
    Ve bu yüzden dudaklarım çatlaktır
    Öp biraz!

    Sen Türkiye gibi aydınlık ve güzelsin!
    Benim doğduğum köyler de güzeldi,
    Sen de anlat doğduğun yerleri,
    Anlat biraz!


    Cahit KÜLEBİ

  • Can Cimsit
    Can Cimsit 13.07.2007 - 03:09

    Bir hikayenin nerede bittigini bilmek onemlidir.
    Insanlar iste bunu bilemezler; hikayenin nerede bittigini.
    Cogu zaman bilemezler....
    Bütün yikimlarin,mutsuzluklarin,üzüntülerin esrari buradadir.......

    Hayatlarini hikayelere benzetmeye calistiklari icin mutsuz olurlar...

  • Ahmet Bayrak
    Ahmet Bayrak 22.05.2007 - 18:44

    'O Yahudi, bir kadını çocuğu ile putun önüne getirdi, ateş yalımlanmıştı. Çocuğu anasından alıp ateşe attı. Kadın korkup gönlünü imandan ayırdı. Kadın put önünde secde etmek isteyince çocuk ateş içinde 'ben ölmedim' diye haykırdı.
    'Ana gel. Gerçi zahirde ateş içinde isem de ben burada iyiyim, hoşum. Bu ateş; perde olarak zahirde bir gözbağıdır. Fakat hakikatte mana yakasından baş çıkartmış, zuhur etmiş bir rahmettir. Ana gel, Allah'ın buhranını gör ki bu suretle Hak hastalarının zevk ve işaretini göresin.
    Ana hakikatte ateş olan, fakat zahiren suya benzeyen bir âlemden çık, bu ateşe gir de ateşe benzeyen suyu gör. Ateşe gir de ateş içinde gül ve yasemin bulan İbrahim'in sırlarını gör. Senden doğarken ölümü görüyordum, senden ayrılmaktan çok pek korkuyordum. Hâlbuki senden doğunca havası hoş, rengi güzel bir âleme gelip dar bir zindandan kurtuldum. Şimdi şu ateş içindeki sükûn ve rahatı bulunca dünyayı ana rahmi gibi görmeye başladım.
    Bu ateş içinde bir âlem gördüm ki her zerresinde bir İsa nefesi var. Şekli yok kendisi var bir cihan... O zahiren var olan dünya ise sebatsız şekilden ibaret.
    Ana, analık hakkı için gel, gir... Bu ateşin ateşlik hassası yok. Ana, gel, gir... tam talih ve devlet zamanı. Ana, gel, gir... Devleti elinden kaçırma.'...............................................................................mesnevi

  • Fatih Aga
    Fatih Aga 21.05.2007 - 16:28

    bence hikaye dedelerimizin ve ebelerimizin bizleri avutmak amcıylaanlattıkları hayal ürünü kişilerin hayatlarıdır bu anlatılanlar zaman zaman kulaktan kulaga nlatıldıgında bircok deyişiklikler ortaya cıkmıştır bunu engellemek içi yazıya dökülmüşyür...

    (saygılarımla arz ederim)

  • Haydar Sevimsiz
    Haydar Sevimsiz 26.04.2007 - 22:39

    Üst üste anlatıcıları var bu hikâyelerin.

  • Duffy Duck
    Duffy Duck 10.04.2007 - 14:42

    Sanırım en çok hikaye anlatan adam Dede Korkut'muş. La fonteine daha çok masal anlatırmış. Her ikisi de ders alınası şeyler anlatırmış. Biri masal diğeri hikaye.

  • Anna Çilinğir
    Anna Çilinğir 09.04.2007 - 22:16

    her an her saat hikaye anlatıp duruyoruz
    birde anlasak hikayeleri ne iyi olacak..
    tabikki birde okudugumuz hikayeler var...
    ne bileyim hikaye işte

  • Cgl Cgl
    Cgl Cgl 08.04.2007 - 14:35

    bana hikayee annatmaaa! ben çok dinledim bu hikayeleri.....
    bana felsefe de yapma, önüme gelen sokrat kesildi başıma......tezine bişey yapmıyayım şimdi.....

  • Hasan Telli
    Hasan Telli 08.04.2007 - 14:30

    kahramanları... kazananları..kaybedenleri...
    küçük şeylerin büyük hikayelere dönüşebileceğini...

    iki ezan... iki isim...

    kulağa okunan, menareden okunan sala...
    nufusa kağıtına yazılan isim...mezar taşına yazılan isim...

    arasında yaşanan her şey bir hikayedir...

    hikaye yaşamaktır...

  • Saliha Yadigar
    Saliha Yadigar 02.04.2007 - 21:32

    Leyla Erbil.

  • Lanet Herif
    Lanet Herif 29.03.2007 - 21:46

    denize doğru apansız döndü beyaz mantolu adam ve yürüdü. sonra gözden kayboldu.