Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Özcan İşler
Özcan İşler

Çılgınlıklarına nokta koymadan, Uzaklarda sevgi dileniyorsun...

  • serbest kürsü04.10.2021 - 16:18


    ÜŞENMEYİP BU YAZIYI OKURSANIZ ÖNEMLİ BİR KONUDA AYDINLANACAKSINIZ.

    Tanbûrî, bestekâr, hâfız ve hattat Kemal Batanay anlatıyor: (Müridoğlu Mehmed Kemaleddin, 1893-1981) ...

    Soğuk bir kış günü cuma namazı için hazırlık yaptıktan sonra biraz erken Üç Şerefeli Cami'ye gittim. Cami avlusu cuma için hareketlenmiş, cemaat camiye girmeye başlamıştı. Bu ulu mâbed karşısında ecdadımızın büyüklüğünü bir daha derinden hissettim. İçimde camiye girip Kur'an okumak arzusu uyandı. Doğruca müezzin mahfilinde yer almış bulunan müezzinlere yaklaşarak hâfız olduğumu ve Kur'an okumak istediğimi söyleyerek izin istedim.
    “Bir subay, hem de hâfız” diyerek çok sevindiler ve: - “Tabii lutfedersiniz, buyrunuz, okuyunuz efendim” dediler. Mahfile çıktım aralarında yer açtılar. Oturdum ve Kur'an okumaya başladım. Kısa zamanda da cami lebâlep doldu. Cemaat huşû içinde sessizce beni dinliyordu.
    Cuma saati geldi, ezan okundu ve ilk sünnet kılındı. Müezzinbaşı iç ezanı da benim okumamı işaret etti. Bu teklifi kabul ettim. Bütün vücudumu dinî bir heyecan sarmıştı. Hicaz makamında müessir bir ezan okudum.
    Namaz bittikten sonra cemaatin büyük ilgi ve sevgi gösterisi arasında kalmışken bir er bana yaklaşarak: - “Efendim, kumandanım sizi istiyor” deyince “Eyvah resmî elbise ile ezan okuduğum için usule aykırı bir iş yaptık” galiba diye endişe ve korkuya kapıldım.

    Maiyeti ile avluda bekleyen kumandana yaklaştım. Bu Anafartalar'da savaşın akışını değiştiren dâhi, efsane kumandan Albay Mustafa Kemal idi. Heyecanım bir kat daha arttı. Ne ile karşılaşacağımı bilemiyordum...

    Bana: - “Oğlum terbiye görmüş güzel bir sesin var. Okuduğun ezanı çok beğendim ve duygulandım. Seni tebrik ederim” deyince biraz rahatladım. - “İsmin?” - “Kemal Efendim” - “Adaşmışız. Hangi kıtada bulunuyorsun?” - “Efendim, 16. Telgraf Bölüğü’nün hesap memuru olarak tayin edildim.” Yaverine: - “İsmini ve kıtasını yaz” dedi, sonra bana dönerek: - “Oğlum! Edirne'de kaldığımız süre içinde ben cuma namazına hangi camiye gidersem sen de o camiye gelecek iç ezanı okuyacaksın.” - “Baş üstüne efendim” diyerek kumandanı selâmladım. Sonra Mustafa Kemal maiyetiyle beraber camiden uzaklaştı.
    Hafta içinde yaveri Ali Rıza Bey beni arayarak Mustafa Kemal'in cuma namazı için Selimiye Camii'ne gideceğini ve benim de orada hazır bulunmamı Kur'an ve ezan okumamı, ayrıca durumun cami görevlilerine de bildirildiğini söyledi. Cuma günü erkenden hazırlık yaptım. Selimiye Camii’ne gittim.
    Mimaride hacim, çizgi ve en güzel ölçülerin gerçekleştirildiği bir cami, dinî heyecanın en yüksek seviyeye ulaştığı bir mekân. Bu mâbedde Kur'an ve ezan okumayı ne kadar çok arzu etmiştim. Bu duygular içinde doğruca müezzin mahfiline çıktım. Müezzinbaşıya kendimi tanıttım. Bilgisi olduğunu, istediğim zaman Kur'an okumaya başlayabileceğimi söyledi. Mânen de okumaya hazırdım. Cuma vakti girinceye kadar Kur'an okudum. Sesime hâkim ve rahattım. Caminin iç mekânının güzellik ve ihtişamı, cemaatin kalabalık oluşu da beni coşturdu, okuyuşuma heyecanıma tesir etti. Duyduğum zevk ve huzuru anlatamam. İç ezanı da aynı hal içinde aşkla okudum.

    Namaz çıkışı etrafımı saran meraklı, takdir ve hayranlıklarını ifade eden cemaat arasından yine avluda maiyetiyle beni bekleyen Mustafa Kemal'e selâm verdim. Elini uzattı, hemen elini öptüm. Bana: - “Oğlum! Bugün yine bizi yaktın. Gelecek haftaya hangi camiye gidersem sen de oraya geleceksin.” Ertesi hafta Eskicami’ye gitmem emredildi. Orada da Kur'an ve ezan okudum. ***

    Hafta arası görev başındayken bir telefon geldi. Yüzbaşı Ali Rıza Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın yatsı namazından sonra ikametgâhında beni beklediğini, kendisinin de bana refakat edeceğini bildirdi. Ali Rıza Bey'le buluşarak Mustafa Kemal'in huzuruna çıktık. Oturmamı ve rahat olmamı söyledi. Sonra söz mûsikiden açıldı. Mûsikiyi kimlerden ve hangi eserleri meşkettiğimi sordu. Sonra bana: - “Birkaç eser oku da dinleyelim” dedi. - “Efendim, daha çok klasik formda eserler geçtim” dedim ve Dellâlzâde İsmâil Efendi'nin, Isfahan makamında nakış yürük semâisini okumaya başladım.

    "O güzel gözlerine hayran olayım, O şirin sözlerine hayran olayım." Sonra Tab‘î Mustafa Efendi'nin bayatî nakış ağır semâisini okudum. "Çıkmaz derûn-ı dilden efendim muhabbetin, Kurbanın olduğum, bize yok mu mürüvvetin."

    Mustafa Kemal de hafif bir sesle hatasız, usul vurarak bana eşlik etti. Kendisi, Leylâ Hanım'ın (Saz), hüzzam makamında: "Harâb-ı intizar oldum aman gel aman gel Yeter üzme efendim her zaman gel heman gel" şarkısını usul vurarak okumaya başladı. Benim de okumamı istedi.

    Mûsiki faslı böylece gece geç vakte kadar devam etti. Onun mûsiki bilgisi, zevki ve eserlere hâkimiyeti bende büyük hayranlık uyandırdı. Bende derin izler bırakan bu hâtırayı hiç unutamam. Onun Osmanlı kültürü içinde yetişmiş, yoğrulmuş bu şahsiyetine daima hayranlık duymuşumdur...

    Kemal Batanay II. Dünya Savaşı’nda yedek subay ve hesap memuru olarak Kilyos’ta Karadeniz Boğazı muhafızlığında on dokuz ay ihtiyat zâbiti olarak askerlik yaptı. 31 Ekim 1942'de terhis oldu.

    (Prof.Dr. Muhittin Serin, Kemal Batanay, Bestekâr, Tambûrî, Hattat, Hâfız, İstanbul 2006) ...''

  • bir söz bırak!15.09.2021 - 12:09

    "Hedef Güneşe Varmak Değil, Güneş Olmak. "
    Hasan Ali Yücel

  • serbest kürsü15.09.2021 - 12:07

    "HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL, GÜNEŞ OLMAK. "

    Hasan Ali Yücel

  • serbest kürsü15.09.2021 - 12:05

    “HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL,GÜNEŞ OLMAK”

    Anadolu bozkırından, Çorum’un bir köyünden Hasanoğlan’a öğrenci olarak gelen Ali Çuhadar. Köyünden okula yeni gelmiş. Öğretmeni ona basımevinin sobasını yakma görevi vermiş. Yakıt kömürdür. Ali, köyünde tezek, odun yakardı. Kömürü öğretmeni anlatmıştı ama, nasıl yakılacağını bilmiyordu.
    İşin acemisi çocuk, kömürü sobaya doldurur, altından kibriti çakar, kömür bir türlü yanmaz. Bir kutu kibrit biter, ama çocuk sobayı yakamaz. Odada bulunan orta yaşlı bir adam küçük Ali’yi izlemektedir.
    - Oğlum, sobayı yakamadın. Beraber yakalım mı?
    Ali, soba yakma işini kendisine görev olarak veren öğretmenine mahcup olmamalıydı. Odadaki adamın önerisi canına minnet oldu. Kömürü birlikte boşalttılar.
    - Bak oğlum, şu köşede tahta parçaları var, onları getir. Orada keser var, onu da getir.
    İstenenleri getirdim. Tahtaları birlikte kırdık. Sobaya yerleştirdik. Aralarına kağıt koyduk.
    - Haydi şimdi yak, dedi.
    Verdiği kibriti çaktım, kağıtlar anında tutuştu.
    - Nerelisin?
    - Çorumluyum, amca.
    - Kızlar da geldi mi?
    - Gelmedi amca.
    Odunlar iyice tutuştu. Soba küreğini aldı, gözüme bakarak bir kürek kömürü sobaya koydu. Beklerken, bana okula ve bana dair başka sorular da sordu.
    - Haydi, bir kürek de sen at bakalım, dedi.
    Soba yanmıştı. Bana yardım eden amca artık gitse, iyi olur, diye düşünüyordum. Tam o sırada, bana görev veren öğretmenim içeri geldi. Amcayı görünce hemen hazır ola geçti. Şaşırdım kaldım doğrusu. Amca “Allaha ısmarladık! ” diyerek elimi sıktı. O, daha pek uzaklaşmadan öğretmenimin ceketini tuttum, yavaşça:
    - Bu amca kim?” diye sordum.
    - Hasan Ali Yücel, oğlum. Milli Eğitim Bakanımız. Okulumuzu ziyarete gelmiş.
    Kibirsiz, alçak gönüllü, davranışları içten adam işte böyle olur. Tam bir halk adamıydı Yücel. Baba adamdı.
    Bu olayı, anlatan ve anlatırken de bizzat yaşayan Mehmet Şener, Yücel’e dair konuşmasına şöyle devam etti:
    Milli Eğitim Bakanımız Hasan Ali Yücel, Aksu’ya da geldi. Okulu gezip görmesi bittikten, gerekli denetimleri tamamladıktan sonra, bizleri idare binasının önünde topladılar. Hepimize hitaben güzel bir konuşma yaptı. Çeşitli nasihatlerde bulundu, bilgece sözler söyledi. Ayrılmadan önce bize son sözü şu oldu:
    - “HEDEF GÜNEŞE VARMAK DEĞİL, GÜNEŞ OLMAK”
    Kendisi güneş olmuş, bizlere güneş olmayı hedef göstermiş aydınlık insan Hasan Ali Yücel.

    Böyle Yaşayanlar Ölmez ki!

  • sağlık13.09.2021 - 20:22

    Sağlık en büyük mutluluk...

  • Kalbinden koptuğu gibi yaz13.09.2021 - 17:42

    Sevgin yüreğimde al da öyle git.

  • hayat size neler öğretti?09.09.2021 - 16:05


    Gönlünü karalar bağlayan bilir,
    Yüzü, gülen gözü, ağlayan bilir,
    Dışı, suskun içi, çağlayan bilir,
    Sabır, sığınağı çaresizliğin.

  • Kendinizi bir dörtlükle ifade edebilir misiniz?09.09.2021 - 16:04


    Her çıkmaza düşen bir liman arar,
    Derde şifa değil, ne yara sarar,
    Züğürdü teselli etmeye yarar,
    Sabır, sığınağı çaresizliğin.

  • serbest kürsü09.09.2021 - 15:59


    Susar, zayıf olan; korkar zulümden,
    Kalbinden geçeni dökmez dilinden,
    Bir tas suda boğar gelse elinden,
    Sabır, sığınağı çaresizliğin...

    Özcan İŞLER

  • tevekkül08.09.2021 - 21:01


    Özellikle tasavvuf ekolü tevekkül ve sabır kavramlarını tahrif etmiştir. Tevekkülün “gassâl önünde meyyit” benzetmesiyle açıklanması tasavvuf literatüründe geniş kabul görmüş, Gazzâlî de bunu tevekkülün en yüksek derecesi diye nitelemiştir.
    Yunus'un "vurana elsiz gerek, sövene dilsiz gerek" anlayışı tamamen Kur'an'a aykırıdır. Bilakis Kur'an zulme karşı direnmeyi ve misliyle mukabele etmeyi emreder (?Nisa 148, Nahl 126, Bakara 190, Hac 39).
    Yine israiliyat ürünü Mehdi/Mesih inancı için merhum Aliya, müslümanların tembelliğinin adıdır der.
    Aynı şekilde "beni Sen saptırdın" diyen şeytanın inancı olan" alınyazısı/kadercilik inancı malesef akide olarak kabul edilmiş ve imanın şartlarına yerleştirilmiştir. Oysa bu inanç da Kur'an'a aykırıdır ve müslümanların tembelliğinin diğer adıdır.
    Tevekkül; "Yeryüzünde yaşayan hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah'a ait olmasın (?Hud 6)" ayetini yanlış anlayan mutasavvuflar gibi yan gelip yatmak değil, rızkı için çalışmak, üretmek, gayret göstermektir. Tarlayı temizlemek, ekmek, sulamak, ilaçlamak, velhasılı üstüne düşen herşeyi yaptıktan sonra hasadın bereketini Allah'a bırakmaktır.
    Unutulmamalıdır ki; Allah kimseye torpil geçmez. Denizde dua eden değil yüzme bilen kurtulur. Dua eden değil; bilim, fen, teknoloji, sanayi üreten topluluklar refah bulur, güçlü olur.