Kültür Sanat Edebiyat Şiir

hac sizce ne demek, hac size neyi çağrıştırıyor?

hac terimi Cem Nizamoglu tarafından 10.01.2003 tarihinde eklendi

  • Candle In The Wind
    Candle In The Wind 17.09.2011 - 21:24

    MEKKE YOLCULUĞU

    Nabi, 1642 yılında Urfa’da doğar.Urfa’nın tanınmış ailelerindendir. Iyi bir eğitim görmüştür.Arapça’yı ve Farsça’yı çok iyi bilir. Devrinde “ Sultanü’ş-Şuara “ diye anılmıştır.

    Nabi ile ilgili, 1678 yılında hacca giderken yaşadığı rivayet edilen bir hadise vardır.

    Şair, hacca gitmeye niyet eder ve bir kafile ile yola koyulur. O dönemde günlerce süren meşakkatli bir yolculukla ancak menzile ulaşılabiliyordu.Şairin de içinde bulunduğu kafile Medine’ye yakın bir yerde vakit geç olduğu için mola verir. Nabi, mübarek yerlere yaklaşmış olmanın heyecanı ile uyuyamamıştır. Gözleri etrafta gezinirken bir kişinin ayakları kıbleye karşı yattığını görür. Böyle durumlarda çok hassas olan şair, irticalen şu mısraları söyler.



    Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

    Nazargah-ı Ilahi’dir makam-ı Mustafa’dır bu



    terk-i edeb: Edebi terketmek

    kuy-ı mahbub-ı Huda:Allah’ın sevgilisinin beldesi

    nazargah: Bakılan yer



    Bu beyti duyan kişi hemen toparlanır, ayağa kalkar. Davranışı kasti değildir ama çok utanır. Bir müddet sonra herkes toparlanır ve yola çıkarlar. Sabah ezanları okunurken Medine’ye yaklaşmışlardır.Fakat hayrete düşerler. Mescid-i Nebi’nin bütün minarelerinden müezzinler sala verir gibi şunları okumaktadır.



    Sakın terk-i edebden kuy-ı mahbub-ı Huda’dır bu

    Nazargah-ı Ilahi’dir makam-ı Mustafa’dır bu



    Namazlar kılındıktan sonra kafilede bulunanlar büyük bir şaşkınlık içinde müezzine sorarlar. “ Bu şiiri şair Nabi daha bu gece yolda iken söylemişti.Siz nereden biliyorsunuz? ” Aldıkları cevap hem enteresan, hem de muhteşemdir. “Peygamber efendimiz (sav) bu gece rüyamızda bize bu beyti öğretti ve sabah ezandan önce okumamızı istedi.”

  • Hasan Tan
    Hasan Tan 08.05.2009 - 16:00

    sonsuzluğa bağlanmak için her bağı koparmak..

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 08.05.2009 - 10:30

    HAC,
    arınmanın en güzel yolu
    HAC,
    tarifi imkansız duygu,
    HAC,
    anlatılmaz yaşanılır denen olgu.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 08.05.2009 - 10:30

    HAC,
    mahşerin en canlı provası.
    HAC,
    insanın hep olmak için hiç olmaya çalışması.
    HAC,
    varoluş gayesinin bilincinde oluş.

  • Onur Bilge
    Onur Bilge 07.05.2009 - 13:03

    ALLAH'IN ÇAĞRISIDIR.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 12.02.2009 - 21:34

    Haccı araba para kaptırmak olarak görenler,
    Haccı turistik seyahat olarak değerlendirenler,
    Hacca millet hacı desinler diye gidenler,
    Haccı ibadet yerine çarşı pazar alışverişte geçirenler,
    Haccı kuru ifade ve şekillerin ötesine geçiremeyenler,

    Mana iklimindeki Haccın ne olduğunu kavrayamamış kişilerdir.
    Yinede Allah tümünün hacclarını kabul eder inşallah.

  • Nurcan Bingöl
    Nurcan Bingöl 16.09.2008 - 06:00

    Hac ruhun arınması, bedenin günahlardan sıyrılması, dilin yakarışı, yüreğin huzuru, beynin odaklanması.....
    Allah herkese nasip etsin o kutsal topraklarda yaradanına sevgisini sunmasını... Peygamber efendimizin şefaatine nail olma hazzına ermeyi...

  • Hamza
    Hamza 08.01.2007 - 23:39

    aynen arkandayim mr. greyder :)
    suudi arabistan lazlara bağlı bi vilayet olsa :)

  • Bay Grey
    Bay Grey 08.01.2007 - 23:36

    milyonların kadın erkek ayrımsız tek yürek olup attıkları, tek ses olup haykırdıkları güzel organizasyon...
    Bide Suudilerde olmasa....

  • Gül Solmaz
    Gül Solmaz 08.01.2007 - 00:04

    hac ve haç

    bir nokta neleri değiştiriyor...........

  • Ebrar Hasene
    Ebrar Hasene 07.01.2007 - 16:05

    Muhammed İkbal, hacdan dönenlere sorarmış; “Bize Hacdan ne getirdiniz? ” diye. Onlar “Hurma, zemzem, takke ve seccade” diye cevap verince de İkbal, “Hayır, ben onları istemiyorum. Bana Hz. Ebu Bekir’in imanını ve sadakatini, Hz. Ömer’in cesaretini ve adaletini, Hz. Osman’ın hayasını ve edebini, Hz. Ali’nin ilmini ve cihad aşkını getireniniz yok mu? Ben sizlerden bunu beklerdim” dermiş.....(paylaşmak istedim)

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 20.12.2006 - 14:44

    Bismillâh...

    Hac ibadetine sadece İslamda değil diğer bildiğimiz pek çok dinde de rastlamak mümkündür..
    Efendim tıpkı namaz,oruç,sadaka vedahi bir çok ibadet gibi hac ibadeti de evrensel bir ibadet şeklidir...
    Üç büyük dinin temelinin de,hz. İbrahime dayandığı aşikârane bilgilerimizden olduğuna göre haccın da bu dinlerdeki varlığından kesinlikle söz edilebilir..
    Fakat her haccın merkezi farklıdır..Mekke,Kudüs,Roma vesaire..

    Merkezleri farklı da olsa Hac ibadetinin tüm dinlerdeki anlamları yine evrenseldir....
    Hac bir günahlardan arınma şeklidir...evet,salt bu özelliğinden bahsedeceğim ve hac ibadetinin artı getirilerini başka zamana saklıyacağım izninizle...

    şimdi sadece islam değil de tüm dinleri düşünerek bir genel izahata geçeceğim:

    kutsal yerler inanan insanlar için din hayatının merkezi, hayatlarına yön veren ve anlam kazandıran mekanlardır....kişinin dini ne olursa olsun insan fıtratı böylesi kutsal yerlere ihtiyaç duymuş ve bu ''kutsal'' duygusunu mabedlerinde daha ayyuka çıkarmıştır..daha derinden hissetmiştir..
    şimdi..neden bu yerlere kutsal demiştir insan?

    1- bu yerlerin Allah tarafından işaret edilmiş olması sebebiyle...
    misal hz. davud'a kudüsteki Süleyman mabedi melekler tarafından işaret edilmişti...
    Hâkezâ Kabe'nin yeri de hz. İbrahime işaret edilmişti....

    2-bu yerlerde Yaradanın kudretinin hissedilmesi,orda hazır bulunması bu kudretin...

    3- Allah'ın o yerde gücünü izhar etmesi,mesela sina dağında Hz. Musa ile konuşması hasebiyle sina dağını kutsal atfetmiştir yahudiler..

    belki maddeleri çoğaltabiliriz de...

    şimdi; bu mekanları insan neden ziyaret eder?
    bu kutsal sayılan beldelerin insana vereceği maddi,manevi ve ahlâki güzelliklerden nasiplenmektir asıl hedef..
    hac mefhumunu kabul eden tüm dinlerin ortak olgusu bu hac için ortak bir mekan olmasıdır..(zamanın ortak olması ise islamiyette keskin olarak ayetlerle ifade edilmiştir) ...
    belli ritüellerin olmasıdır...

    kutsalınız,kaynağınız nerdeyse hac ibadetinizi orada yaparsınız...

    Vesselâm..

  • Hilal Tekin
    Hilal Tekin 20.12.2006 - 08:43

    Allah' ım bu görevi yerine getirmeyi her müslümana nasip eder inşeallah.
    Amin.

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 19.12.2006 - 14:16

    Hac, İslâm’ın beş esasından birisidir. Hem malî ve hem de bedenî bir ibadettir.

    Hac, kelime olarak, 'yönelmek, kasdetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek' anlamlarına gelir.

    Dini bir terim olarak hac, 'Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat’ta vakfe yapmak, Kâbe’yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini görevleri yerine getirmek' suretiyle yapılan ibadeti ifade eder. Bu ibadeti yerine getirene hacı denir.

    Hac, hicretin IX. yılında farz kılınmıştır. Haccın farz olduğu hükmü, Kur’an ve Sünnette bildirilmiştir. Bu konuda tüm müslümanlar görüş birliği içerisindedirler. Kur’an-ı Kerîm’de, 'Gitmeye gücü yetenlerin Kâbe’yi haccetmeleri insanlar üzerinde Allah’ın bir hakkıdır.'buyurulmuştur. Hz. Peygamber de, “İslâm beş temel esas üzerine kurulmuştur.
    Bunlar, Allah’tan başka ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kâbe’yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmaktır.” buyurmaktadır.

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 14.12.2006 - 12:16

    'Ey Hacca gidenler, nereye böyle?

    Tez gelin çöllerden döne döne

    Aradığınız sevgili burada,

    Duvar bitişik komşunuz.

    Durun, gördünüzse suretsiz suretini O´nun

    Hacı da sizsiniz, Kabe de ev sahibi de”

    Mevlana

  • Hasan Ali Topçu
    Hasan Ali Topçu 12.12.2006 - 17:26

    BİR ÖNERİ.....
    1-Dinimizin şartlarından olan Hac görevi, bazı koşulları sağlayan müslümanların tamamına farzdır.
    2-Yüce Allah bu farzı bazı sonuçlar doğurması için emretmiştir.
    3-İslamın kalesi Kabe'de görülecek Hac vazifesi esnasında, müminler ekonomik güçlerinden bir kısmını bu topraklara bırakacaktır.(Kurban keserek, bir süre de olsa konaklama-yeme ihtiyaçlarını bu topraklarda gidererek)
    4-Bu ekonomik güç, islamın kalesini güçlendirecektir.
    5-Hac vazifesinin görüleceği coğrafi bölge, bir ülkenin, bir ırkın, bir siyasi düşüncenin ya da bir faklı gücün elinde olamaz. O kutsal coğrafyanın kontrolü sadece islama ait olmalıdır.
    6-O kutsal coğrafyaya aktarılan ekonomik güç, bir ülkenin, bir ırkın, bir siyasi düşüncenin ya da bir faklı gücün kullanımına tahsis edilemez. O kutsal coğrafyaya aktarılan ekonomik güç ile islamın kalesinin güçlenmesi, o kalede biriken güç ile islam ümmetinin sorunlarının giderilmesi gerekmektedir.
    7-ÖNERİM şudur.
    'Hac görevinin yerine getirileceği coğrafya(müştemilatıyla beraber) , oluşturulacak bir yönetim birimine devredilmelidir.
    Oluştrulacak yönetim birimi, biriken ekonomik gücü, geri kalmış, aç, yoksul, zavallı, cahil müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmalıdır.
    Müslüman nüfus barındıran ülkeler, müslüman nüfusları oranında yönetimde söz sahibi olmalıdır.'
    Lütfen bu öneriyi değerlendirin ve eleştirin.
    Ama eleştirilerinizi 'Buna amerika izin vermez, araplar bu işe karşı durur, öyle bir yönetim birimini oluşturmak mümkün olmaz vs' gibi umutsuzlukla ve karamsarlıkla yapmayın.
    Bu önerini olumlu ya da olumsuz sonuçları konusunda eleştiri yapın.
    Herkese selam ederim.

  • Nalan Bezirgan
    Nalan Bezirgan 11.12.2006 - 16:41

    İslamın beş şartından bırı,Her musluman ınsanın yapması farz olan ıs.Herkeze yapmayı Rabbım nasıp etsın! ! ! ! ! ! !

  • Hilal Yavuz
    Hilal Yavuz 01.12.2006 - 01:42

    en gidilesi,görülesi,önünde diz çöküp ağlanası yer..

  • İnci Yurdakul
    İnci Yurdakul 03.10.2006 - 17:03

    Gidilmesi gereken bir yer,iman dolu yureklerin buluştuğu yer,

  • İsmail Çınar
    İsmail Çınar 21.09.2006 - 20:59

    kutsal ziyaretin suudiler tarfından ticarete ve hayvanların gereksizce katli
    ile ziyana dönme olayı...taşlarken ölen insanlara bir şey demiyim artık :)

  • Zerrin Kalender
    Zerrin Kalender 03.06.2006 - 21:07

    Arınma pozitif enerji muhakkak gidilmesi gereken bir yer keşke imkanlar olsa.....

  • Ünal
    Ünal 22.05.2006 - 16:44

    Özlem

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 19.05.2006 - 02:12

    ..Arafat'tır..

  • Aydın Aydın
    Aydın Aydın 24.03.2006 - 14:12

    Hacc suresi:

    25. Küfre sapanlar, Allah'ın yolundan alıkoyarlar. Hem sürekli içinde kalan hem dışarıdan gelen tüm insanlar için oluşturduğumuz Mescid-i Haram'dan da geri çeviriyorlar. Kim orada zulmederek haktan sapmak isterse, biz ona acıklı bir azabı tattıracağız.

    26. Bir zamanlar İbrahim için, o evin yerini, şöyle diyerek hazırlamıştık: Bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi; tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükû-secde edenler için temizle.

    27. İnsanlar içinde haccı ilan et ki, gerek yaya olarak gerekse derin vadilerden gelerek, yorgunluktan incelmiş binitler üzerinde sana ulaşsınlar.

    28. Kendilerine ait bir takım yararlara tanık olsunlar. Kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanlar üzerinde belirli günlerde Allah'ın adını ansınlar. İşte bunlardan yiyin, sıkıntı içindeki fakiri de doyurun.

    29. Sonra, kirlerini atsınlar, adaklarını yerine getirsinler, saldırılardan korunmuş/tarihî/yüce evi tavaf etsinler.

    30..İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygılı olursa bu, Rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Karşınızda okunarak açıklananlar hariç, tüm hayvanlar size helal kılınmışır. Artık putların pisliğinden, yalan sözden uzak durun.

  • Hasan Ali Topçu
    Hasan Ali Topçu 10.03.2006 - 15:40

    BİR ÖNERİ.....
    1-Dinimizin şartlarından olan Hac görevi, bazı koşulları sağlayan müslümanların tamamına farzdır.
    2-Yüce Allah bu farzı bazı sonuçlar doğurması için emretmiştir.
    3-İslamın kalesi Kabe'de görülecek Hac vazifesi esnasında, müminler ekonomik güçlerinden bir kısmını bu topraklara bırakacaktır.(Kurban keserek, bir süre de olsa konaklama-yeme ihtiyaçlarını bu topraklarda gidererek)
    4-Bu ekonomik güç, islamın kalesini güçlendirecektir.
    5-Hac vazifesinin görüleceği coğrafi bölge, bir ülkenin, bir ırkın, bir siyasi düşüncenin ya da bir faklı gücün elinde olamaz. O kutsal coğrafyanın kontrolü sadece islama ait olmalıdır.
    6-O kutsal coğrafyaya aktarılan ekonomik güç, bir ülkenin, bir ırkın, bir siyasi düşüncenin ya da bir faklı gücün kullanımına tahsis edilemez. O kutsal coğrafyaya aktarılan ekonomik güç ile islamın kalesinin güçlenmesi, o kalede biriken güç ile islam ümmetinin sorunlarının giderilmesi gerekmektedir.
    7-ÖNERİM şudur.
    'Hac görevinin yerine getirileceği coğrafya(müştemilatıyla beraber) , oluşturulacak bir yönetim birimine devredilmelidir.
    Oluştrulacak yönetim birimi, biriken ekonomik gücü, geri kalmış, aç, yoksul, zavallı, cahil müslümanların ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmalıdır.
    Müslüman nüfus barındıran ülkeler, müslüman nüfusları oranında yönetimde söz sahibi olmalıdır.'
    Lütfen bu öneriyi değerlendirin ve eleştirin.
    Ama eleştirilerinizi 'Buna amerika izin vermez, araplar bu işe karşı durur, öyle bir yönetim birimini oluşturmak mümkün olmaz vs' gibi umutsuzlukla ve karamsarlıkla yapmayın.
    Bu önerini olumlu ya da olumsuz sonuçları konusunda eleştiri yapın.
    Herkese selam ederim.

  • Özge
    Özge 20.01.2006 - 14:10

    http://www.varliktanveriler.com/new/kitap/varlikyeni/

    KÂBE – TANRI EVİ
    Tanrı, kendi yüzünün her yönde olduğunu ve Tanrının her şeyi kapladığını buyurduğu halde, yine de Müslümanların Tanrı huzurunda “elpençe divan” durup Rabbına dua etmesi için, Peygambere hitaben “Ve akim vecheke şetrel mescidil haram- Yüzünü Mescid-i Haram’a Mekke’deki Kâbeye çevir” (Bakara, 144) demekle, Müslümanların kıblesinin Kâbe olduğunu kesinlikle açıklamıştır. Onun kıble ve Tanrı evi olmasının nedeni: Kabe’nin yukarıdan bakıldığı zaman bir nokta ve her tarafının kıble oluşunda, ayrıca duvarlarının örtüsünün siyah renkte olmasında gizlidir.İnsanın Kalbi ile de ilişkilidir.Bedenin orta kısmında sayılan kalp gibi, Kâbe de aşağı yukarı, dünyanın ortası sayılır. Orası 12 ay, her zaman bol ışık alır ve aydınlıktır.İnsan-ı Kâmil’in kalbi gibi, O da kutsal bir nokta, bir dairedir. İnsan-ı Kamil’in kalbine tecelli ettiği gibi,Tanrı, bu daireye de Zatı ile tecelli etmiştir.Tanrının “Vech Nuru-Yüzünün Nuru” bu kutsal dairede Peygamberlere ve Velilere gösterilmiştir.

    Onun etrafı – duvarları- siyah bir örtü ile örtülüdür.İslamın kutsal saydığı renk yeşil olduğu halde, O yine de siyah örtü ile örtülüdür.Siyah, perde sırrındandır. İnsan gözünü yumduğu zaman, kalbinin ve iç alemin manevi siyah bir örtü ile perdelendiğini görür.Kabe de böyledir. Gecenin siyahı, aydınlığa perdedir. Demek ki,bu perdenin ardında büyük bir aydınlık, büyük bir gerçek vardır.Bu nedenle siyah örtü ile örtülüdür.Gafillere perdelidir.O tıpkı İnsan-ı Kâmil’in kalbi gibidir.”Yere Göğe sığmam, gerçek Mü’minin kalbindeyim” sırrı ile kalp ve Kâbe’nin sırrı aynıdır.Tanrı nuru gafillere gizli, olduğu için, beden maddesinin kalbi gizlediği gibi (ki madde karanlığı temsil eder) Kabe de,Kabedeki Tanrı Nuru da, siyah bir örtü ile

    gizlenmiş, sır edilmiştir.Yani örtünün anlamı budur. Anlayan anlar, Arif olanlar bilir. Onun etrafında dönülüp tavaf edilmesi, Tanrının her yerde olduğu, hiçbir suret ve şekle benzetilmemesi gerçeğine dayanır. Gafil insan, gözünü yumduğu zaman, kalbini ve kalbindeki nuru göremediği gibi zaten, “gafilin kalbinde nur olmaz”. Kabeye baktığı zaman da Onun üstündeki siyah sır perdesini görür. Kabedeki Tanrı tecellisini göremez, hatta bu siyah perdenin neyi ifade ettiğini ve Onun derin anlamını da anlayamaz.

    Gafillere Kabe sırrı meçhuldür.Onu ancak kalbi, “Beytül Mamur- İmar edilmiş ev “ olan İnsan_ı Kâmil bilir ve anlar. Kâbedeki kutsallığı o büyük insanlar bilirler. Ne mutlu Onu anlayana ve ondaki Tanrı tecellisini görerekten Onu ziyaret eden gerçek Hacılara, Gerçeği bilmeden ve desinler için, şöhret için, bir insan Kabeye yüz yıl baksa ve onu bin defa ziyaret etse ne Ondan bir şey anlar, ne de fayda görür. Kabeye Tanrı Evi denilmesinin nedenleri yukarıda yeterince açıklanmıştır. “Yere göğe sığmam, Mümin- gerçek müminin kalbindeyim” kutsal Tanrı sözü ile de; “İnsan-ı Kâmil’in kalbi, Kabe ve hatta Beytül Mamur’dur. Kabeyi – Tanrı evini ziyaret eden, bizzat alemlerin Rabbı Allahü Azimi ziyeret etmiş olur. İşte bu nedenle Kabe’yi tavaf edenin tüm günahları af olur denmiştir.

    Allah hepimizi Ehl-i Kıble, Ehl-i İslam, Ehl-i Kur’an olarak Resulullah ve Ehl-i Beytinin muhabbetiyle yaşata ve öldüre……..
    Kâzım Yardımcı/ADIYAMAN

  • Fatma Sena Gündüz
    Fatma Sena Gündüz 12.01.2006 - 23:35

    mekkede hacılar gene birbirini taşlamış.
    gözleri kararıyo heral bu ne kinse?
    yav altı üstü bi şeytan timsali noldunuz.)

  • Tuba Gün
    Tuba Gün 22.12.2005 - 17:43

    Dünya üzerinde inan Rabbimi tanıyan,ama tam ama eksik,insanların buluştuğu gerçek ama gerçek olamayacak kadarda ulaşılmaz bir olay.Her nekedar Türkiyedekilere göre yaşlılıkla birlikte yapılan bir ibadet gibi görünsede asla öyle olmadı.
    Sadece içini boşalttılar ama Allah nurunu tamamlar biz biliyoruz ki o diyarlar kara parçası olamayacak kadar mucizevi değerli.Ne hükümetler arası protokol ne politika ne de maddi yeterlilik değil,sadece hac.
    Oraya gitmek istemekle gitmek arasında ciddi bir fark yok buna emin olun.Yollar sadece görüntü..Ama orası mucizenin ta kendisi........

  • Merve Koçak
    Merve Koçak 04.08.2005 - 18:33

    HAC SÛRESİ 27:İnsanları hacca çağır. Yürüyerek veya binekler üstünde uzak yolllardan sana gelsinler.
    29:Sonra kirlerini giderip temizlensinler. Adaklarını yerine getirsinler.Kabe’yi tavaf etsinler.
    Yani bazı cahil insanların dediği gibi hacc suudileri zengin etmek için değil, Allah’ın emri olduğu için müslümanların yaptığı bir ibadettir.
    İnanca saygı düşünceye özgürlük.

  • Bir Olalım
    Bir Olalım 14.07.2005 - 18:25

    Rasulallahın (S.A.V.) Hac konusundaki çok önemli açıklamaları için:

    http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/temel/temel16.htm



    Hac olayının altında yatan bilimsel gerçekler ve manevi yönü için:

    http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/temel/temel17.htm
    http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/temel/temel18.htm

    Mutlaka okuyunuz...

    Lütfen bu gibi dini kavramlara şartlanma ve ön yargılarımızla değil objektif bir şekilde, anlatılan eserlerden işin hakikatini öğrenmeye çalışarak yaklaşım...Hac olayı bu kavramların en hayati olanlarından biridir.Mutlaka işin doğrusunu öğrenmek mecburiyetindeyiz...

  • Ayca Şen
    Ayca Şen 09.06.2005 - 20:22

    arkadaşımn annesi hacdan elma getirmiş,yiyin ha yiyin mübarektir diye tutturdu.saman gibi,rezil bi elma ve üstünde made in france yazılı bi etiket barındıran :))

  • Jülide Emeklice
    Jülide Emeklice 16.02.2005 - 00:24

    Hac çok özel ve uylması zorunlu maddi imkanları elverenler için tabii bir olay anlatması mümkün olmayan yaşanması gereken olağan üstü güzellikte birşey....HAC gönülde oluşması gereken yaratıcıya vuslattır aslında tavaf önce gönül=biliçte oluşan bir olgudur nasibi olana ve uyanık olana tabiiki genç gitmekte çok fayda var yaşadığım için yazıyorum şükründen acizim.HACCIN önemini Ahmed Hulisinin temel esaslar kitabında bilimsel gerçekleriyle okuyabilirsiniz saygılarımla..

  • Fatih Öztütüncü
    Fatih Öztütüncü 20.09.2004 - 22:49

    Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Doç. Dr. Mehmet GÖRMEZ’in Arafat Konuşması - 31.01.2004



    HACCIN ANLAM HARİTASI

    Ey Allah’ın misafirleri, aziz kardeşlerim;

    Bizleri burada, huzurunda bir araya getiren Yüce Rabbime hamdolsun!

    Sevgili Peygamberimiz, gerçek yol göstericimiz, gönüllerimizin sultanı Muhammed Mustafa’ya sonsuz salât ve selâm olsun!

    Sevgili kardeşlerim!

    Bir ömür boyu bu yolculuğu beklemiştiniz. Daha önce belki defalarca kalbinizi oralara göndermiştiniz, hayalen tavaflar etmiştiniz. Ama şimdi ise Allah nasip etti, buradasınız. Kendi ayaklarınızla buraya geldiniz. Günde beş vakit yöneldiğiniz kıblenize, Kâbe’nize, kavuştunuz ve kendinizi keşfe karar verdiniz.

    Evinizden, yurdunuzdan, eşinizden, işinizden, çevrenizden, dostunuzdan ayrıldınız ve Hz. İbrahim’in, Hz. Muhammed’in (SAS) çağrısına karşılık vermek için buraya geldiniz. Yıllardır bunun için hazırlık yaptınız; yemediniz içmediniz, gezmediniz tozmadınız, tasarruflarınızı bir köşede biriktirdiniz; Allah’ın evini, Rasulünün doğup büyüdüğü, tevhit mücadelesi verdiği bu kutsal toprakları ziyaret etmek, hac etmek üzere bu yolculuğa hazırlandınız. Ama biliyorsunuz ki hacı olmak sıradan bir olay değildir. Büyük bir sınavdan, derin bir çileden geçip azgın bir ateşte pişerek eşsiz bir tanıklığın kıyısına varmaktır.

    İbadetlerimiz, Müslüman kalma şuurumuzu diri tutan sembollerdir. Çünkü bunlar bizi Allah’a yaklaştırır. Hac, bir niyetin karara, bir kararın eyleme dönüşmesidir. Bir semboller haritasıdır hac ve bu sembollerdeki manaları bilerek karar vermektir.

    Yola çıkarken ailenizle, eşinizle, dostunuzla helâlleştiniz. Dünyada iken ölüm elbisesine, ihrama büründünüz. Ahirete, mahşer gününe gider gibi kefeninizi giydiniz. Bu kefen ihramdır. Şimdiye kadar kıymet ölçüsü olarak bildiğiniz her şey; servet, makam, milliyet, cinsiyet, beşerî üstünlükleriniz ne varsa hepsi ihramın rengi içinde eridi ve sadece Rabbinize kul olduğunuzu gördünüz. Renksiz, dikişsiz, rozetsiz, bayraksız bir elbise! Bu elbise sizi dünyevî bütün güç ve imkânlardan soyutladı. Yeşil bir yaprağa, yürüyen bir karıncaya, uçan bir sineğe bile zarar veremez oldunuz.

    Mikad bölgesine, harem bölgeye böyle bir elbiseyle bütün insanlarla eşitlenerek ve telbiye getirerek; “Lebbeyk Allahumme lebbeyk! ” diyerek girdiniz; geldim, buyurun Allahım dediniz. Ayaklarınızda onun yolunun yorgunluğu, dudaklarınızda ona yakınlığın yankısı, gözlerinizde ona hasretin pırıltısı vardı. Yürüdünüz ve duaların eriştiği makama erdiniz. Yürüdünüz ve secdelerin biriktiği havuza aktınız! “Lebbeyk Allahumme lebbeyk! ” dedikçe kâinatın sesi dudaklarından taştı!

    Sonra Kâbe’ye koştunuz. Bütün sembollerin merkezinde yer alan ve fizikî yapısı sade, ama manevî değeri çok yüce; Hz. Adem’den Hz. İbrahim’e, Hz. İbrahim’den Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (SAS) doğru çok kadim, insanlık tarihi kadar eski bir merkeze; tevhit merkezine koştunuz! Kulluğunuzun keskin sıratlarla sınanacağı yere doğru uçtunuz. Bu uçuş size uzaklaşma duygusunu değil, yakınlaşma duygusunu yaşattı; gurbet değil, sıla oldu! Çünkü Kâbe’nin yüzü öylesine tanıdık, kokusu öylesine bildik, sıcaklığı öylesine kuşatıcı geldi ki size; başka hiçbir sevgi bu denli çekici olamazdı. Ona doğru koştunuz, ama kendinize, kendinizi aşarak sevgililer sevgilisine, Yüce Yaratıcıya vardınız.

    Allah’ın evini tavaf etmeye başladınız. Allah’ın evini, Kâbe’yi solunuza alarak; kalbinizi ona yakın kılarak, kalbinizi ona vererek tavaf ettiniz. Bakışlarınız her şartta kara bir taşın nuru ile buluştu. Kararan, taşlaşan kalpler bu nurla eridi. Düşündünüz; Peygamber Efendimiz bunun önünde durmuştu, sonra mübarek dudaklarıyla onu öpüp ağlamıştı. Bu taş hesap günü, o büyük gün gören gözünüz, konuşan diliniz, mutmain olmuş kalbiniz olur inşallah! Tavaf etmeye başladınız; zaman durmuş, mekân susmuş, siz ise ne yürüyor ne konuşuyorsunuz, âdeta sonsuzluğa doğru akıp gidiyorsunuz. Makam-ı İbrahimde Kâfirun suresini okuyarak tevhide ulaştınız, bir olanla birleştiniz. Bu ne büyük bir mutluluk! Safa ile Merve arasında sa’y ettiniz, kurtuluş suyunu aramak için tıpkı Hz. Hacer validemiz gibi koştunuz. Kimden kaçıp kime doğru koştunuz! Beşerî olandan ilâhî rahmete koştunuz. Nefes nefese bütün uzaklıkları yakınlaştırarak, Yüce Yaratıcının bize ne derece yakın olduğunu hissederek Safa ile Merve arasında koştunuz. Hz. Hacer validemizin telâşıyla umuda, Zemzeme koştunuz; ona kavuştunuz, ondan kana kana içtiniz. Birlik içinde yok olarak susuzluğunuzu gidermeye çalıştınız. Zemzem, Hz. Hacer validemizin susadığı yerde kevserdi. Onun mütevekkil kalbine akan bir ab-ı hayattı. Küçük İsmail’e, Hz. İsmail’e bir rahmet müjdesiydi. Babası Hz. İbrahim’in ayrılık ateşine ebedî bir serinlikti. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (SAS) dudağından âlemlere rahmet olarak taşan bir yağmurdu. Ve siz, bu suyu içtiniz. Varlığı-yokluğu, gurbeti-sılayı, kevseri-aşk ateşini, rahmeti-sonsuzluğu içtiniz. Ama sorumluluğu da içtiniz; insan olma sorumluluğunu, mümin olma sorumluluğunu içtiniz!

    Şimdi yolumuz uzaklaşa uzaklaşa Kâbe’nin sahibine yakın olma adına Arafat’a düştü. Arafat’tan Müzdelife’ye ve oradan da Mina’ya doğru gerçekleşecek bir akışa hazırlanıyoruz. Ulvî bir çağlayandan aşağı doğru akmak üzere basamak basamak yükseleceğiz. Bugün arife. Kâbe’den uzaklaşıp onun sahibine yakın olma günü. Hz. İbrahim’in kalbini kanatan Kâbe’den kopma günü. Hem ayrılık ham de vuslat günü. Bir duruş, bin duruluş ve diriliş günü. Yaratıcıyla muarefe günü. Cebel-i Rahme’nin eteğinde Hz. Adem ve Hz. Havva’nın çocukları, Hz. İbrahim’in davetlisi olarak şimdi Arafat’tasınız, Arafat’tayız. Arafat marifettir, marifetullahtır, Allah’ı bilmektir. Arafat bir mahşerdir. Ölüm elbisesini giymiş, sorguya hazır bir vaziyette Yüce Yaratıcıya yönelmek için toplanmaktır.

    Burada, Arafat’ta kendi kendinizi sorguluyorsunuz; hayata gelişin gayesini, bu hayatın sonunun ne olacağını, hatta giyim kuşama varana kadar değiştirerek, âdeta hayatın amacını yeniden sorgulama imkânı buluyorsunuz. Peygamber Efendimiz, “Dünyada her an yolcu gibi hareket et.” buyuruyor. Dünyada ebedî kalacakmış gibi değil, bir yolda olduğunu düşünerek hareket et.

    Sevgili kardeşlerim!

    Yarın akın akın Müzdelife’ye, Meş’ar-i Hareme gideceksiniz. “Lebbeyk Allahumme lebbeyk! ” diyerek telbiye getireceksiniz. Yarın, beyaz güvercinler misali Meş’ar-ı Hareme doğru uçma zamanıdır. Arafat’ta gündüz kaldık, Meş’ar-ı Hareme yoluculuk gece ve karanlıkta olacak. Sınav hâlâ devam ediyor. Taşları Meş’ar-ı Harem toprağından bizzat kendi ellerinizle toplayacaksınız. Başkasından medet ummak boşuna! Taş toplarken elinizle yaptıklarınızı düşüneceksiniz. Hayatınız bir film şeridi gibi gözünüzün önünden geçecek. Gecenin karasında, kalplerin karasını aklamak için kendinizi unutup Rahmana yöneleceksiniz. Dua edecek, namaz kılacak, vakfe yapacaksınız. Günahlarınız ve pişmanlıklarınız için bir taraftan tövbe ederken, bir taraftan da onları defetmek, taşlamak üzere Mina’yı arzulayacaksınız. Gece boyu Müzdelife’de kalırken bakışlarınızı afaktan enfüse çevirmeniz gerekecek. Kulağınızda Peygamber Efendimizin Veda Hutbesinden şu sözler yankılanacak: Hepiniz Âdem’densiniz, Âdem ise topraktandır!

    Mina’da Cemerat var, şeytan taşlama var. Mina zaten aşırı istek, arzu demektir. Günün ilk ışıklarının gecenizi ve gönlünüzü aydınlatmasıyla mahşerin kalabalığına karışma zamanı gelecek. Müzdelife’nin zahidi iken Mina’nın mücahidi olmaya çalışacaksınız. Yorgun bedenlere, çökmüş omuzlara, yaklaşan bayram sabahının muştusu imdat edecek. Göreceksiniz ki gece ay haccediyordu, gündüz ise güneş! Mina emniyet mekânı, sınavın sonucunu alacağınız mekândır. Sakın, o atmak için topladığınız taşları sadece taş sanmayınız. O taşlar, sizin bugüne kadar biriktirdiğiniz kusurlarınız, günahlarınız, kötülüklerinizdir. Şimdi o taşları atarken hem Şeytanı hem de kendi kötülüklerinizi taşlamış olacaksınız. Şeytanı ve kötülükleri uzaklaştırırken Rabbinize yakınlığı, kurbiyeti elde edeceksiniz. Bu kurbiyeti, kurbanla pekiştireceksiniz.

    Mina bayram sabahıdır, kurtuluş günüdür. Gözleriniz, bedeniniz yorgun, ama kalbiniz dipdiridir. Nefsin kötülüklerinden, dünyanın gelip geçiciliğinden, esaret zincirlerinden kurtulmak için şeytanı taşladıktan sonra Kâbe’yi tavaf edecek, Safa ile Merve arasında sa’y edeceksiniz. Artık sizin için bu bir bayramdır. Bayram günü müminlerin diriliş günüdür. O gün hacı olduğunuz gündür. Bayrama kavuştuğunuz için kurban keseceksiniz. İhramdayken bir otu koparmak yasaktı, şimdi Allah’a bağlılığın gereği bir canlıyı kurban edeceksiniz. Kurban ettiğin deve, koyun, inek değil; heva ve hevesiniz, şehvetiniz, iradenizdir. Onun rızası için hepsini kurban etmelisiniz ki bayramı yüreğinizde, yakınlığı öz benliğinizde hissedebilesiniz. Çünkü bu bayram Kurban Bayramı, bu bayram yakınlık bayramı, bu bayram kurbiyet ânıdır. Önce taş atacaksınız, attıkça paklanacaksınız. Bu da bir sınavdır. Sonra bir baş kurban edeceksiniz, can sınavından geçeceksiniz. Daha sonra tıraş gelecek; sembolik olarak kendi varlığınızın bir parçasını da kurban edeceksiniz. Kurban Bayramı haccın anlamını yaşayanların bayramıdır, velev ki çok uzak coğrafyalarda olsalar bile. Sizler burada, bu yakınlaşmayı yaşayanlar, kazandığınız güzellikleri gittiğiniz yerlere taşıyacaksınız. Kendi mekânlarınızda manevî bir kan dolaşımına sebep olacak, tertemiz kanlar olacaksınız. Damarlarda dolaşan taptaze kan! Daha sonra kimi hacılara hicran yolu, kimilerine hacılara hasret yolu gözükecek. Kimi hacılara ise hicret yolu.

    Değerli kardeşlerim!

    İşte bütün bunları hac ibadetiyle yaşayacaksınız. Siz böyle bir yola çıkarak yolda olduğunuzu gösteriyorsunuz. Böylece hac, sizin için bir yeniden diriliş provası oluyor.

    Şimdi haccı, bütün bu muhteşem sembollerle birlikte düşünelim. Evet, hac bir mahşerdir. Dünyada iken bir yere gidiyorsunuz, sembolik olarak kefeninizi giyiyorsunuz, Allah’ın huzuruna gidiyorsunuz, oradan mahşere çıkıyorsunuz, mahşerde bir sorgulamadan geçiyorsunuz! Sonra tekrar Allah’ın evine gidiyorsunuz, oradan da dünya hayatına, bu hayata geri dönüyorsunuz! Peygamber Efendimizin ifadesiyle annemizden doğmuş gibi; arınmış, temizlenmiş ve şuurlanmış olarak yeniden hayata dönüyorsunuz.

    Unutmayalım ki hac, aynı zamanda ilâhî aşka bir yöneliştir. Âşıkın maşuka doğru hareket etmesi, sevenin sevgilisine doğru gitmesidir. Bizim kültürümüzde sufîler, Kâbe’yle ilgili Kur’an’da ve Hadiste geçen bütün sıfatları insanın kalbi için kullanmıştır. Beytullah demişlerdir, Kâbe’nin adı Beytullah’tır. Çünkü Allah’ın tecelli edeceği en güzel mekân insan-ı kâmilin kalbidir. Yahut Beytulharam demişlerdir. Bunu da insanın gönlü için kullanmışlardır. Çünkü sevgiliden başkasının oraya girmesi haramdır, demişlerdir. Biliyorsunuz cemaatle kılınan namazda imamlar, yönünü cemaate dönerler. Kıbleyi, Kâbe’yi arkalarına alırlar. Sufiler der ki zaten bunun böyle olması gerekir; imamların arkasına aldığı bir Kâbe’dir, yönünü döndüğü cemaatte kaç kişi varsa o kadar Kâbe’dir. Çünkü gönül Allah’ın evidir.

    Bakınız bizim Yunus Emre’miz ne diyor:


    Ak sakallı bir koca

    Bilinmez hâli nice

    Emek vermesin hacca

    Bir gönül yıkar ise


    Yunus Emre der hoca

    Gerekse var bin hacca

    Hepisinden iyice

    Bir gönüle girmektir


    Bu, haccın anlamını geri plâna atmak değildir. Hac kelimesindeki asıl gayeyi, şuurlu kararı ifade etmektir.

    Bir iki cümleyle de haccın sosyal boyutuna değinmek istiyorum.

    Birincisi, hac insanları ahlâklı kılmak için bir eyleme tâbi tutmaktır. Yüce Mevlâmız, hacda şehvet yok, öfke yok, kötülük yok, haklı olsan dahi tartışma yok buyuruyor. Bunlar, İslâm’ın günlük hayatta da bizden istediği hasletlerdir. Bu manevî ortamda bunları uygulamaya koyarak bir alıştırma yapıyoruz. Yarın evinize, yurdunuza bu hasletleri kazanmış olarak dönmüş olacaksınız.

    Biliyorsunuz vakfe haccın farzlarından biridir. Peygamber Efendimiz, “Elhaccu arefe” buyuruyor. Yani hac tanışma, bilişme ve muarefedir. Dünyadaki bütün Müslümanlar bir araya geliyorlar, tanışıyorlar, bilişiyorlar, evrensel bir kongre gerçekleştiriyorlar, birlikte hareket ediyorlar, aynı kelimeyi “Lebbeyk Allahumme lebbeyk! ” terennüm ediyorlar, her biri tevhit nehrinin bir damlası oluyor.

    Hac ibadeti diğer ibadetlere benzemez; bütün ibadetleri içinde toplar. O bir eğitimdir; tevhit eğitimidir, ahlâk eğitimidir, sosyal eğitimdir. Neyi niçin yaptığını bilmektir.

    Yüce Rabbimize dua edelim. Bütün kardeşlerimize bizim gibi haccı nasip etsin. Yolumuzu, kalbimizi aydınlatsın. Bizi, terk ettiğimiz cahilliklerimize geri döndürmesin. Bütün dünya Müslümanlarına aydınlık gelecek nasip etsin. İnsanlık İslâm’la kurtuluşa ersin.

    Rabbim haccımızı makbul eylesin, gayretimizi karşılıksız bırakmasın, günahlarımızı bağışlasın! Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ver, bizi cehennem azabından koru, iyilerle birlikte cennete koy, hidayete erdikten sonra kalplerimizi saptırma; annemizi, babamızı ve bütün Müslümanları bağışla! Ülkemizi, cennet vatanımızı her türlü kötülükten koru. Milletimizin dirlik ve düzenini daim eyle. Velhamdu lillâhi rabbil âlemin...

  • F
    F 18.08.2004 - 12:01

    Hac bilinen aylardır. Yani haccın vakti öteden beri insanlar arasında belli olan aylardır. İslâm şeriatı, bu belli ayları değiştirmemiş, fakat cahiliye devri Arapları 'Nesî' dedikleri usûl ile bazan hac mevsimlerini değiştirdiklerinden dolayı, bilinen vaktin aslını tesbit edip iyice yerleştirmiştir. Bu bilinen aylar, Şevval ve Zilkâde ayları ile Zilhicce ayının onuna kadar olan süredir. İbnü Abbas, İbnü Ömer, Nehaî, Şa'bî, Mücâhid ve Hasenü'l-Basrî hazretleri, onuncu gününün de dahil olduğunu açıklamışlardır ki Hanefî mezhebinin görüşü de budur. Haccın son bir rüknü olan ziyaret tavafı bu gün yapılır. Bununla beraber İmam Şâfiî, Zilhiccenin ancak dokuzunu saymış; Arafat'ta vakfeye yetişemeyenin, kurban kesme günü olan onuncu günü, imsak vaktinin girişi ile, haccının geçmiş olacağını düşünerek bu günü hac vaktinden saymamıştır.

    İmam Malik hazretleri de cem'in (çoğulun) en az miktarı üçtür diye Zilhiccenin hepsinin, hac aylarına dahil olduğunu söylemiştir ki Urve b Zübeyr'in görüşüdür. Fakat gerek bu ve gerekse Şâfiî'nin görüşü, örf ve adete aykırıdır. Şu hâlde haccın vakti, bilinen bu iki ay on gündür. Üçüncü aydan bir kısmının hac vaktinde dahil olması, cem'i kıllet ile 'eşhür aylar' denmesine yeterli görülmüştür. Hac fiilleri, bir taraftan namaz vakitleri gibi zarfa, bir taraftan da oruç vakti olan gün gibi ölçüye benzeyen bu vakit içinde yapılır. Cahiliye devri Araplarının yaptığı gibi bu vakti değiştirmek caiz olamaz. Acaba haccın önceki şartlarından birine, yani ihrama da bu vakitten önce başlanamaz mı? Şâfiî: 'Hayır, böyle bir ihram, ancak umre olur.' demiştir. Fakat bütün Hanefiler, İmam Mâlik, Sevrî ve Leys b. Sa'd, hac vaktinden önce gerek umre ve gerekse hac için ihramın caiz olduğu ve ancak gerek ifrad, gerek temettu' ve gerekse kıran şekillerinde geri kalan fiillerin, bu aylar içinde yapılmasının lazım geldiği görüşündedirler. Yani hac vaktinden önce hac ihramı, haram değil; sünnete aykırı olduğundan mekruhtur. 'Ey Muhammed! Sana yeni doğan aylardan soruyorlar. De ki: Onlar, insanların vakitle ilgili işleri ve hac için zaman ölçüleridir.' (Bakara, 2/189) âyetinde bu izne işaret vardır ki geniş açıklaması, 'Ahkâm'ül-Kur'ân'da ve fıkıh kitaplarındadır.
    (Elmalılı tefsirinden..)

  • Doktor Civanım
    Doktor Civanım 12.06.2004 - 23:06

    SUUDLARI ZENGİN ETMEYE YARAR SADECE )))))))) parası olanların gezmeye alış veriş yapmaya gittikleri))))))))))) TİCARETHANEDİR )))))))))))

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin 19.04.2003 - 21:19

    Dünya üzerinde bütün ırkların eşit olduğu tek yer...
    Mavera yurdu...
    İlahi rahmet...
    Mahşerin dünya üzerindeki provası...
    İnsan ruhunun -materyalistler bunu anlayamaz- en temiz olduğu yer...
    TEK KELİMEYLE VİSAL...
    Oraya ve orada yapılan ibdetlere hakaret edenler, nasipsizlerdir. Onların cezasını Allah(c.c.) verir. Şüphesiz ki o, RAHMAN ve RAHİM olduğu gibi, KAHHAR ve ŞEDİDÜL İKAB'tır.
    Allah bütün inananları oraya bir kere kavuştursun! Amin!

  • İlker Eroglu
    İlker Eroglu 23.02.2003 - 13:10

    Arabistanin baslica turizm geliri...

  • Alim Vedat
    Alim Vedat 25.01.2003 - 01:03

    :)
    Eheheh Bilindiği kadarda güzel değil...
    Hac bana gidenlerin anlattıklarıyla şunları çağrıştırıyo...

    * Ayağına kuranı koyup okuyanları
    * Beyaz'ları giyen erkekler önceden etek giymediği için.. ve üstünde sadece o çarşaf olduğundan takım-taklavatlarını sergilediklerini...
    * Kutsal sayılan yerlere çıkarken Tuvalet ihtiyaçlarını ağaç altına yapanları....

    ....ve daha nicesi...

  • Esma Gürsoy
    Esma Gürsoy 13.01.2003 - 16:20

    Arınmak, sonsuz inanıyorum.Birgün eğer kısmet ise gitmek istiyorum.Her an bunu yapabilirim.Hep aklımda.

  • Nurdan Çubukçu
    Nurdan Çubukçu 11.01.2003 - 21:30

    ..gidebilmek için her türlü fedakarlığı yapabileceğim tek yer..