Kuranda,"Araf 172 de" Hani Rabbin Âdem oğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şâhit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da: “Evet, şâhitlik ederiz ki sen bizim Rabbimizsin” demişlerdi. Böyle yaptık ki kıyâmet günü: “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz"
Herkes bu ayetteki elestu bi rabbikum sorusunu, ben sizin ilahiniz degilmiyim diye anlar. Oysa kuranda her kelime hikmetle secilmistir. Ilahligini kast etseydi Allahimiz, elestu bi ilahikum derdi, elestu bi rabbikum yerine. Aslinda inkarcilarin cogu, hatta musriklere Allahiniz ilahiniz kim diye soruldugunda Allah diyorlardi. Kuranda da musrikler icin Ankebut suresinde: Andolsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?' diye sorsan, mutlaka 'Allah' derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?"
Musrikler putlardan meded umarak, Allah’ın rabligine nankorluk ediyorlardi. O yuzden bismillahtan sonraki ilk ayet kuranda "Elhamdulillahi rabbil alemin. Alemlerin rabbinedir her turlu ovgu " ayetidir. Cunku alemleri sana seni alemlere uygun kilan Allahimizin rabligidir.
Ben araf 172 ayeti okudugumda dedim rabbim bu konusmayi hatirlamiyorum. Nasil olacak....
Herkes bu konusmanin ruhlar aleminde gerceklestigini dusunur. Peki kim hatirliyor rabbiyle arasinda gecen bu konusmayi. Ozaman dunyada hatirlamadigimiz birseyi Allah sormaz. O halde bize anlatilanlar eksik. Aslinda bu soru insan rahme dustugunde sorulan, ve rahimden baslayip dogumla devam eden bir omur boyunca rabbinin insana verdigi nimetlere, yani dogumuna, ona anne baba vermesine, kucukken buyutmesine, hasta iken sifa vermesine, konusmayi ogretmesine, sogukta sicak tutmasina, beden nimeti, rizik, evladi iyal, omur, varlik alemine cikarma nimeti, ve daha nice nimetleri kullanarak her daim dunya hayatinda Rabbimizin nimetlerine sahitlik etmis oluyoruz. Kiyamette biz inkar etsek bile, elimiz ayagimiz gozumuz dilimiz midemiz sahitlik edecek rabbimizin verdigi nimetlere dolayisi ile rabbimizin rabligine. Bu tefekkuru dogrulayan bir diger delil de, kabirde sorgu sual melekleri, men rabbike, rabbin kim diye soracak. Men ilahike diye degil. Yani seni, var eden, dogurtan, buyuten, yediren, iciren, cevreni sana uygun ve seni de cevrene uygun kilan (rabligin icerigi) kim. Iste o cevabi hayatinda rabbini taniyip ona hamd ve sukur edenler cevap verebilecekler. Simdi gelelim asil konuya meryem suresi 44 ve 45 te babacigim seytana tabi olma, tapma, cunku seytan rahmana asi olmustur" diyor. 45 te de hz Ibrahim babasina ben sana rahmandan bir azap gelmesinden korkuyorum diye devam ediyor.
Neden hz ibrahim rab degil, de rahman diyor. Oysa sanki seytana taparak rabbe asi olmus oluyor. Demekki aslinda insan rabbini inkar etmeden rahmana asi olabilir. Seytan biliyor rabbini. Ama hala isyaninda devam ediyor. Rabbini inkar etmeden rahmana nasil asi olunur. ? Hata yaptiginda, hatandan donmez tevbe etmezsen rahmana, yani rabbimizin affina merhametine isyan etmis oluyorsun. Seytan da tam bunu yapti. Hala daha rahman olan rabbimize bu dunyada muhlet varken donmuyor hatasindan. Af dilemiyor. Fiili isyan devam ediyor. O yuzden mesela bir seye baslarken Bismillahirrahmanirrahim deriz. Oysa Bismillahirabbilalemin denmesi gerekir gibi gozukuyor ilk bakista. Cunku ben sizin rabbiniz degilmiyim diye sorduya hani galubelada, Kabirde de men rabbike rabbiniz kim diye sorulacak ya.... Ozaman neden bir seye basladigimiz da rahman ve Rahimin adiyla deriz rabbimizin adiyla degil de. Cunku Bismillâhirahmanirrahim. Bir nevi " afedersin Aĺlahim demek. Musadenle Allahim demek. Hani olur ki bir hata yapariz. Bastan rahmandan af diliyoruz. Medet diliyoruz. Iste bismillahirrahmanirrahim hikmetlerinden biri... Meryem suresi 44. Ve 45 ayetlerin tefekkurunu hem yaziya dokmek, hem de paylasmak istedim. Rabbimizin hikmeti ne guzel
Tevazu kendini baskalarinin yaninda kucuk dusurmek yada kendini baskalarinin yaninda asagi gostermek degildir. baskalarini kendinden ustun gormek de degildir. Tevazu kendi degerini bilirken baskalarina da kendin kadar deger vermektir. Bir aile reisi ailedeki konumunu hatirlatmak icin kendi faziletlerini soyleyebilir bu da kibir degildir. Ya da bir patron iscisine, ya da bir mudur memuruna sinirlari korumak icin kendi bilgi beceri ve tecrubesini, konumunu hatirlatabilir. Peygamber efendimiz s.a.v. Ben adem ogullarinin efendisiyim demistir. Bunun gibi kendi faziletlerini ummetine bildirdigi bir cok sahih hadis var. Mutavazi olurken izzeti korumak lazim. Izzet Allaha, resulune ve muminlere aittir der kuranda yuce yaradanimiz. Izzet insanin kendisini degersizlestirmemesi, vakarini korumasidir. Kibir ise insanlari kucumsemek hakki reddetmektir. Izzetten bahsederken Kendini oldugundan ustun gostermek te izzetsizlik ve hakki reddetmektir. Malesef mutavaziligin zayiflik olarak algolandigi gunumuzde izzeti korumak mutavizi olmaktan once gelir bence. Varsin insanlar sana kibirli desinler. Neticede kalbinde olani Allah bilir.
Anne babalar comert olur evlatlarina genelde. Yemez yedirirler. Giymez giydirirler. Allah ise butun comertliklerin kaynagi, ve kuluna anne babadan daha cok seven, vedud, daha cok duskun. Kiyas dahi olmaz Hani bazen insan dara duser, nerdesin ey Allahim diye yalvarir. Darlandikca darlanir... Aslinda Allah en comert en zengin. En cok sevendir kulunu comertlik para ile mal ile olculdugi icin bazen insan maddi darliga dustugunde Allahin ona vermedigini dusunur. El hak ayette "Allah mulkun sahibidir. Mulkunu diledigine verir. Dilediginden kisar. Der hatta mal mulk ile izzeti de ardindan sayar. Diledigini aziz yapar diledigini zelil.butun hayirlar onun elindedir. O herseye kadirdir " der. Ama madem rabbimiz bizi anne babamizdan daha cok seviyor. Ve onlardan cok daha comert ozaman nasil vermez...vermemezlik yapar Aslinda Allah her daim verir. Belki de en cok vermedigini sandigin anda veriyordur. Sahilden dalgalara kapilip sahili selametteb uzaklastigini gorup mali mulku kisar belki, sana "yakin " e cekmek yakin vermek icin... Allah her seyi verendir. Cokluk azlik zamana, kula ve verdigi seye gore degisebilir Surasi mutlak ki rabbimiz bir hikmet cervevesinde verir. Zaman zaman mal mulk verir. Bazen Hidayet verir. Bazen Af verir. Tecrube verir. Ilim verir. Verir de verir. Insan sadece isin maddi yonune odaklandigi icin digerlerini goremez. Benim comert rabbim, ki butun comerliklerin toplami comertliginin yaninda hic kalir, kuluna vermeden durmaz. Verir, terbiye verir. Ders verir. Yeni dostlar verir. Yeni cevreler verir. Verir de verir. Sana rabbimin vermedigini dusunuyorsan bilki en cok o vermedigini sandigin an veriyordur. Soyle bir dur ve sor once kendine ve comert rabbine..." rabbim ben biliyorum ki sen cok comertsin. Vermemezlik etmezsin. Nerden nasil verdigini bana goster. Gosterki kalbim tatmin olsun. Seytana ve nefsime dayanagim olsun." Kerim, ekrem, vehhâb, latif, rezzak, cevad, gani, mugni, berr, rahman, rahim, fettah, vasi, vedud, fettah, muiz ilk akla gelenler... Comertler comerti rabbim. Comertleri seven rabbim, kendisi nasil vermesin cimri olsun. Hasa Her daim bize comertce veren rabbine mevcudatin zerrelerince hamd olsun. Sukur olsun.
Istanbul gecmis olsun. Camurbaskanin umurunda oldugunuzu sanmiyorum Ona gore komur medeninde calisan ölur, tedbirsizlikten olsa dahi Askere giden harcanabilir, yanlis politikadan olsa dahi, Ankaranin ortasinda bomba patlatip yuzlerce kisi oldurulebilir, secim kazanmak icin Depremin dogasinda olum var uc gun mudahale etmek icin asker bekletilse dahi Istanbulu seller alir sular alir, Istanbulun belediye baskanligini yapmis olsa bile Fan fini fin Fon yaplir milletin parasi, ac gozlu olduklari için hem de bismillah, insallah masallah basortuleri ile. Cunku bas ortu herseyi kapatiyor. En cok da namussuzlari Millet her turlu rezillige layik, ama kendileri elestirilmeye bile layik degil butun bu pisliklere ragmen. Tirlar dolusu paralari sifirlarken ogluyla... Ne diyeyim. Gercekten uzulmekten baska birsey gelmkyor elden.
Ayrica uzaktan bir selale gordugunuzu dusunun. (Benim omrumde selaleler hep olmustur. Cunku bizim koy tortum selalesinin yanindadir.) Yaklastikca ses gelmeye baslar. Yaklastikca ses artar. Yaklastikca suyun zerrecikleri suratiniza vurmaya baslar. Ve oyle bir noktaya varirsiniz ki selalenin buyusu sizi icine alir. Mest olursunuz. Ben kurani selaleye onu anlamaya calisani da selaleye yaklasana benzeriyorum. Kurana yaklastikca kuran kendini size acar. Yaklastikca kurandan dokulen hikmetleri duyarsiniz. Ve artik oyle bir noktaya varirsiniz ki adeta kuran hikmetleri yuzunuze, dilinize halinize vurur. Ve her gun o muhtesem selale sizi mest eder.
Niagara selalesini defalarca gorme imkanim oldu. Ozellikle tur teknesiyle suyun aktigi yere iyice yanasiyorsun. U seklinde o muazzam selalenin su kutlesi o kadar kocaman uguktuluki insan insani duaymiyor. O muhtesem hengame insani muthis zayif, kucuk ve caresiz hissettiriyor. Ve Allahin kadir ismi ve kayyum isimlerinde bir yolculuk yaptirir bana her zaman. O suyun vahsi ve gemsiz hali aslinda bir hic, gunesteki patlamalar yaninda. Gunesteki patlamalar da sagitarus a karadeliginin olay ufkuyla karsilastirilinca bir hic... Niagara Şelalesi, Saniyede yaklaşık 2.400 ton su devasa bir yükseklikten dökülür ve müthiş bir mekanik enerji üretir. Yakınına gittiğinizde hissettiğiniz o titreşim ve uğultu insanı tamamen aciz caresiz hissettiriyor Güneş Patlaması, Güneş'teki ortalama bir patlamada açığa çıkan enerji, yaklaşık 100 milyar megaton TNT veya milyonlarca hidrojen bombasının aynı anda patlamasına eşdeğerdir. Niagara Şelalesi'nin milyarlarca yıl boyunca üretebileceği toplam enerjiden çok daha fazlası Güneş'te birkaç dakika içinde uzaya savrulur. Niagara bu yanında tam anlamıyla bir "hiç" kalır.
Güneş Patlaması, Devasedır ama nihayetinde bir yıldızın yüzeyinde gerçekleşen yerel bir manyetik olaydır. Kara Delik ve Olay Ufku, Süper kütleli bir kara deliğin (örneğin galaksimizin merkezindeki Sagittarius A Olay Ufku sınırında kütleçekim kuvveti o kadar ezicidir ki, bildiğimiz fizik kuralları zorlanır. Bir kara deliğin çekim alanına giren gaz ve maddeler ışık hızına yakın hızlarda dönmeye başladığında (yığılma diski), Güneş'teki patlamaların milyonlarca katı enerji sürekli olarak uzaya yayılır (Kuazarlar gibi). Olay ufkunun içindeki kütleçekim potansiyeli ise sonsuz bir çöküşü ifade eder; oradan ışık bile kaçamaz. Güneş’teki tüm nükleer füzyon ve patlama süreçleri, bir kara deliğin olay ufku etrafındaki uzay-zaman bükülmesinin ve enerji yoğunluğunun yanında son derece cılız kalır. Özetle Niagara bizi büyüler; ancak Güneş bir yıldız devasallığını, kara deliğin olay ufku ise evrenin en ekstrem ve mutlak kütleçekim sınırını temsil eder. Bu bir Niagara selalesinden bir gunes patlamasina oradan bir karadelik olay ufkuna bu denli muazzam bir guc ve kudret sergilerken ya tryonlarca galaksiyi iclerindeki belki katrilyonlarca kara deligi yuldizi gezegenleri icinde barindiran donduren esir maddesinin kuvvetini dusun. Bir de mesela buyuk olceklerde kaba saba isler yapan insan bir isvech saatini yapmasi beklenmez. Odun kesen bir elin isvec saatin ince isciligini kiviramaz. Oyle bir yaraticikj, galaksiler, karadelikler gibi muaazam olcekleri tutmus adeta atomun icine yerlestirmis. Adeta her atom etrafinda donen/ tiresen electronlari ile merkezinde protonlari ile notronlari ile quarklari ile atom alti parcaciklari ile her atomu bir galaksi yapmis. Insani da bu sanatina seyirci yapmis. Ne muthis bir seref.
butun bunlari yaratmis yaraticinin kayyum ismini dusunun. Kadir ismini dusun Kayyûm, varlığı kendi zatıyla kaim olan ve yarattığı her şeyi her an, her saniye ayakta tutan, muhafaza eden demektir. Bir an bile bu tecelli çekilse, evrendeki tüm düzen çöker. Kara delikleri, galaksileri ve uzayın tüm enerjisini bir düzen içinde tutan şey, işte bu mutlak ayakta tutma sıfatıdır. Kadîr, dilediğini dilediği gibi yapmaya gücü yeten demektir. Yaratan açısından bir tek atomun çekirdeğindeki kuvvet ile trilyonlarca galaksinin dönme dinamiğini yaratmak arasında hiçbir zorluk veya fark yoktur.
Yıldızların ve kara deliklerin devasalığı karşısında insan kendini "hiç" gibi hisseder. Ancak bu devasa evreni anlayabilen, sorgulayabilen galaksilerden atoma ve bu yolculugu yapip ve kudret, kuvvet ve mimar ve muhendisligin ihtisamini azametin arkasındaki Sanatçı'yı tefekkür edebilen tek varlık insandır. Insan atomla galaksiler arasindaki baglantiyi goren, ve kuran kavsaktir. Oyleki fiziksel varligi ile bile "Insan varlığın en küçük sınırı ile en büyük sınırı (mikro alem ile makro alem) arasındaki logaritmik orta noktadır". Dolayısıyla insan, bedenen küçücük bir nokta olsa da, bilinci ve tefekkürüyle evren kadar geniş bir manaya bürünür. Bu kadar buyuk bir seref verilmis insan nelerle ugrasiyor.
Ali imran: 191 O akıl sahipleri, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken dâimâ Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” derler. 192: “Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, onu gerçekten rezil rüsvâ edersin. Zâlimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.” 193 Rabbimiz! Gerçekten biz, «Rabbinize iman edin!» diye imana çağıran Peygamber’i işittik ve hemen iman ettik. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört. Vefatımızla bizi hayırlı, fazilet sahibi ve itaatkâr kullarının arasına kat!”
Kuranda,"Araf 172 de" Hani Rabbin Âdem oğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şâhit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da: “Evet, şâhitlik ederiz ki sen bizim Rabbimizsin” demişlerdi. Böyle yaptık ki kıyâmet günü: “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz"
Herkes bu ayetteki elestu bi rabbikum sorusunu, ben sizin ilahiniz degilmiyim diye anlar. Oysa kuranda her kelime hikmetle secilmistir. Ilahligini kast etseydi Allahimiz, elestu bi ilahikum derdi, elestu bi rabbikum yerine.
Aslinda inkarcilarin cogu, hatta musriklere Allahiniz ilahiniz kim diye soruldugunda Allah diyorlardi. Kuranda da musrikler icin
Ankebut suresinde: Andolsun ki onlara: 'Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?' diye sorsan, mutlaka 'Allah' derler. O halde nasıl (haktan) çevrilip döndürülüyorlar?"
Musrikler putlardan meded umarak, Allah’ın rabligine nankorluk ediyorlardi. O yuzden bismillahtan sonraki ilk ayet kuranda "Elhamdulillahi rabbil alemin. Alemlerin rabbinedir her turlu ovgu " ayetidir. Cunku alemleri sana seni alemlere uygun kilan Allahimizin rabligidir.
Ben araf 172 ayeti okudugumda dedim rabbim bu konusmayi hatirlamiyorum. Nasil olacak....
Herkes bu konusmanin ruhlar aleminde gerceklestigini dusunur. Peki kim hatirliyor rabbiyle arasinda gecen bu konusmayi. Ozaman dunyada hatirlamadigimiz birseyi Allah sormaz.
O halde bize anlatilanlar eksik. Aslinda bu soru insan rahme dustugunde sorulan, ve rahimden baslayip dogumla devam eden bir omur boyunca rabbinin insana verdigi nimetlere, yani dogumuna, ona anne baba vermesine, kucukken buyutmesine, hasta iken sifa vermesine, konusmayi ogretmesine, sogukta sicak tutmasina, beden nimeti, rizik, evladi iyal, omur, varlik alemine cikarma nimeti, ve daha nice nimetleri kullanarak her daim dunya hayatinda Rabbimizin nimetlerine sahitlik etmis oluyoruz. Kiyamette biz inkar etsek bile, elimiz ayagimiz gozumuz dilimiz midemiz sahitlik edecek rabbimizin verdigi nimetlere dolayisi ile rabbimizin rabligine.
Bu tefekkuru dogrulayan bir diger delil de, kabirde sorgu sual melekleri, men rabbike, rabbin kim diye soracak. Men ilahike diye degil. Yani seni, var eden, dogurtan, buyuten, yediren, iciren, cevreni sana uygun ve seni de cevrene uygun kilan (rabligin icerigi) kim.
Iste o cevabi hayatinda rabbini taniyip ona hamd ve sukur edenler cevap verebilecekler.
Simdi gelelim asil konuya
meryem suresi 44 ve 45 te babacigim seytana tabi olma, tapma, cunku seytan rahmana asi olmustur" diyor.
45 te de hz Ibrahim babasina ben sana rahmandan bir azap gelmesinden korkuyorum diye devam ediyor.
Neden hz ibrahim rab degil, de rahman diyor. Oysa sanki seytana taparak rabbe asi olmus oluyor.
Demekki aslinda insan rabbini inkar etmeden rahmana asi olabilir. Seytan biliyor rabbini. Ama hala isyaninda devam ediyor. Rabbini inkar etmeden rahmana nasil asi olunur. ?
Hata yaptiginda, hatandan donmez tevbe etmezsen rahmana, yani rabbimizin affina merhametine isyan etmis oluyorsun. Seytan da tam bunu yapti. Hala daha rahman olan rabbimize bu dunyada muhlet varken donmuyor hatasindan. Af dilemiyor. Fiili isyan devam ediyor.
O yuzden mesela bir seye baslarken Bismillahirrahmanirrahim deriz. Oysa Bismillahirabbilalemin denmesi gerekir gibi gozukuyor ilk bakista. Cunku ben sizin rabbiniz degilmiyim diye sorduya hani galubelada, Kabirde de men rabbike rabbiniz kim diye sorulacak ya....
Ozaman neden bir seye basladigimiz da rahman ve Rahimin adiyla deriz rabbimizin adiyla degil de. Cunku Bismillâhirahmanirrahim. Bir nevi " afedersin Aĺlahim demek. Musadenle Allahim demek. Hani olur ki bir hata yapariz. Bastan rahmandan af diliyoruz. Medet diliyoruz.
Iste bismillahirrahmanirrahim hikmetlerinden biri...
Meryem suresi 44. Ve 45 ayetlerin tefekkurunu hem yaziya dokmek, hem de paylasmak istedim.
Rabbimizin hikmeti ne guzel
Tevazu kendini baskalarinin yaninda kucuk dusurmek yada kendini baskalarinin yaninda asagi gostermek degildir. baskalarini kendinden ustun gormek de degildir. Tevazu kendi degerini bilirken baskalarina da kendin kadar deger vermektir.
Bir aile reisi ailedeki konumunu hatirlatmak icin kendi faziletlerini soyleyebilir bu da kibir degildir.
Ya da bir patron iscisine, ya da bir mudur memuruna sinirlari korumak icin kendi bilgi beceri ve tecrubesini, konumunu hatirlatabilir.
Peygamber efendimiz s.a.v. Ben adem ogullarinin efendisiyim demistir. Bunun gibi kendi faziletlerini ummetine bildirdigi bir cok sahih hadis var. Mutavazi olurken izzeti korumak lazim. Izzet Allaha, resulune ve muminlere aittir der kuranda yuce yaradanimiz. Izzet insanin kendisini degersizlestirmemesi, vakarini korumasidir. Kibir ise insanlari kucumsemek hakki reddetmektir. Izzetten bahsederken Kendini oldugundan ustun gostermek te izzetsizlik ve hakki reddetmektir. Malesef mutavaziligin zayiflik olarak algolandigi gunumuzde izzeti korumak mutavizi olmaktan once gelir bence. Varsin insanlar sana kibirli desinler. Neticede kalbinde olani Allah bilir.
Anne babalar comert olur evlatlarina genelde. Yemez yedirirler. Giymez giydirirler.
Allah ise butun comertliklerin kaynagi, ve kuluna anne babadan daha cok seven, vedud, daha cok duskun. Kiyas dahi olmaz
Hani bazen insan dara duser, nerdesin ey Allahim diye yalvarir. Darlandikca darlanir...
Aslinda Allah en comert en zengin. En cok sevendir kulunu
comertlik para ile mal ile olculdugi icin bazen insan maddi darliga dustugunde Allahin ona vermedigini dusunur. El hak ayette "Allah mulkun sahibidir. Mulkunu diledigine verir. Dilediginden kisar. Der hatta mal mulk ile izzeti de ardindan sayar. Diledigini aziz yapar diledigini zelil.butun hayirlar onun elindedir. O herseye kadirdir " der.
Ama madem rabbimiz bizi anne babamizdan daha cok seviyor. Ve onlardan cok daha comert ozaman nasil vermez...vermemezlik yapar
Aslinda Allah her daim verir. Belki de en cok vermedigini sandigin anda veriyordur. Sahilden dalgalara kapilip sahili selametteb uzaklastigini gorup mali mulku kisar belki, sana "yakin " e cekmek yakin vermek icin...
Allah her seyi verendir. Cokluk azlik zamana, kula ve verdigi seye gore degisebilir
Surasi mutlak ki rabbimiz bir hikmet cervevesinde verir.
Zaman zaman mal mulk verir. Bazen Hidayet verir. Bazen Af verir. Tecrube verir. Ilim verir. Verir de verir. Insan sadece isin maddi yonune odaklandigi icin digerlerini goremez.
Benim comert rabbim, ki butun comerliklerin toplami comertliginin yaninda hic kalir, kuluna vermeden durmaz. Verir, terbiye verir. Ders verir. Yeni dostlar verir. Yeni cevreler verir. Verir de verir. Sana rabbimin vermedigini dusunuyorsan bilki en cok o vermedigini sandigin an veriyordur. Soyle bir dur ve sor once kendine ve comert rabbine..." rabbim ben biliyorum ki sen cok comertsin. Vermemezlik etmezsin. Nerden nasil verdigini bana goster. Gosterki kalbim tatmin olsun. Seytana ve nefsime dayanagim olsun."
Kerim, ekrem, vehhâb, latif, rezzak, cevad, gani, mugni, berr, rahman, rahim, fettah, vasi, vedud, fettah, muiz ilk akla gelenler...
Comertler comerti rabbim. Comertleri seven rabbim, kendisi nasil vermesin cimri olsun. Hasa
Her daim bize comertce veren rabbine mevcudatin zerrelerince hamd olsun. Sukur olsun.
KAYIP ILANI
Bir zamanlar bir kalpte yasayan,
Adi sevgi, soyadi sadakat olan
Bir his kaybolmustur.
En son bir cift gozde gorulmus,
Bir cift sozle incinmis,
Sessizce cekip gitmistir.
Gorenlerin insanliga,
Bulanlarin vicdanina basvurmasi rica olunur.
Isbu ilan hukumusuzdur.
Kendine cellat kendine gardiyan
Başkalarını yargılamak kolay,
Kendi nefsinle yüzleşmek zor.
İnsan başkasında arar suçu,
Kendi içinde büyürken kor...
Başkalarının kusurunu dağ eder,
Kendi günahını gölgeye gömer.
Kendi vicdanından kaçan insan,
Her aynada kendine kör.
Kendi içine bakmaya korkan,
Dünyayı suçlar, kendini saklar.
Nefsini bir kez sorgulamayan,
Kendi yalanına kurdale takar
Dusunki
Zindanın kapısı içeriden kilitliyse,
Dışarıdan hangi el açabilir?
İnsan karanlığına gönüllü esirse,
Hangi güneş ruhunu aydınlatabilir?
Hakikate sağır olan kalbe,
Bin nasihat bile ulaşamaz.
Kendi yalanını gerçek sayan
Kendi duvarını aşamaz.
Ve en acısı, bilir misin nedir?
Başkalarına hüküm veren insan,
Kendi nefsinin mahkemesinde,
Hâlâ kendini masum sanır.
Adalet yalanin temeli mahkemesinde
savcida sensin hakim de
sende avukat cubbesi de
Masumda sensin mahkumda
Her ruhun içinde bir hâkim,
Her vicdanın içinde bir mahkûm.
İnsan başkasına hüküm verirken,
Kendi yargısına olur mağlup.
En karanlık zindan taşla örülmez,
Duvarı yalandır, kilidi inkâr.
İnsan kendi özünden kaçtıkça,
Hakikat tekler, kurtulus aksar
Kendi yalanına inandığı an,
Vicdan susar, sucluluk baslar
Ruh kendi elleriyle hüküm giyer,
ozgurluk hafakanlari baslar
Bir ömür kapı arar durur,
Hatta göğe bile uzanır titreyen eller
Oysa anahtar avucunda, gözleri kör,
Karanlıkta ariyordur aydınlık günleri.
İnsan karanlığına öyle alışır ki
Güneş doğsa bile geceyi seçer.
Kendi ördüğü duvarı kader sanır,
Kendi kilitlediği kapıdan geçemez.
İşte en büyük esaret budur
Kendi yalanını hakikat sanmak,
Kendi karanlığını aydınlık bilmek,
Kendi hükmüne boyun egmek...
Kendi ellerinle kapıyı kilitle,
Anahtarı avucunda unut.
Sonra mahpusluk agitlari yakarak
Ah ozgurluk vah ozgurluk de
Kederin kaderden degil kendinden
Ne evrenden ne de cevrenden
Kendi zindaninda kendine mahkûmsun
Kendine celat, kendine gardiyansin
Aynayi birak da bir kendine bak
Bak ki icinde kandiller yansin
Yalana dolup tasmis ruhun
Buz gibi hakikate uyansin
Istanbul gecmis olsun.
Camurbaskanin umurunda oldugunuzu sanmiyorum
Ona gore komur medeninde calisan ölur, tedbirsizlikten olsa dahi
Askere giden harcanabilir, yanlis politikadan olsa dahi,
Ankaranin ortasinda bomba patlatip yuzlerce kisi oldurulebilir, secim kazanmak icin
Depremin dogasinda olum var uc gun mudahale etmek icin asker bekletilse dahi
Istanbulu seller alir sular alir, Istanbulun belediye baskanligini yapmis olsa bile
Fan fini fin Fon yaplir milletin parasi, ac gozlu olduklari için hem de bismillah, insallah masallah basortuleri ile. Cunku bas ortu herseyi kapatiyor. En cok da namussuzlari
Millet her turlu rezillige layik, ama kendileri elestirilmeye bile layik degil butun bu pisliklere ragmen.
Tirlar dolusu paralari sifirlarken ogluyla...
Ne diyeyim. Gercekten uzulmekten baska birsey gelmkyor elden.
Ne me lazim liman
Bakislarin okyanus dalgalari kalbime vuran
hazirim bogulmaya sende, ne me lazim liman
bu guz aksaminda ellerim yaniyor ellerine
Zamanim kayip mekanim teslim tsunamine
konustukca aciyor, gul goncasi dudaklarin
ask siriltisi ruhuma, o sahil huzuru sesin
Gecede sirin yakamoz saclarinla oynasirken
Nefes verisim sensizlik, alisim mis kokulu sen.
yanaklarim yaz kis, Sen yeserir sen acar
seni seyrediyor bak, gokteki berrak yıldızlar
Bu ask bir atesse, ortasindaki ibrahimim ben
yakabildimi ibrahimi ates kalbindeki ask ilen
Omurler yetmez gidermeye hasretimi sana dair
Hem dunyada hem ahirette sana meftun bir şair
Ben balik, sen okyanus, ben elma sen bahcem
Sen bensiz olursun ama ben sensiz var olamam
Balık için okyanus,
Ağaç için toprak,
Bebek için anne,
Benim için Sensin Allah’ım.
Ömür için zaman,
Beden için kalp,
Göz için ışık,
Ruhum için Sensin Allah’ım.
Tohum düşer toprağa,
Nehir erer denize,
Gece çıkar sabaha,
Ya ben... ya ben Allah’ım?
Göğe baksam Kayyûm,
Yere baksam hayy
Kelebekte Sâni,
Ne kadar da ganisin Allahim
Melekler kuddussun der
Kâinat Hû ile doner
Subhanallahi Allahu ekber
Elhamdülillâh Allah’ım.
Günahkâra Gafursun
Mahlûkata Latîf’sin.
Bu dünyada Rahmânim
Ahirette de Rahîmimsin Allah’ım.
Ayrica uzaktan bir selale gordugunuzu dusunun. (Benim omrumde selaleler hep olmustur. Cunku bizim koy tortum selalesinin yanindadir.)
Yaklastikca ses gelmeye baslar. Yaklastikca ses artar. Yaklastikca suyun zerrecikleri suratiniza vurmaya baslar. Ve oyle bir noktaya varirsiniz ki selalenin buyusu sizi icine alir. Mest olursunuz.
Ben kurani selaleye onu anlamaya calisani da selaleye yaklasana benzeriyorum.
Kurana yaklastikca kuran kendini size acar. Yaklastikca kurandan dokulen hikmetleri duyarsiniz. Ve artik oyle bir noktaya varirsiniz ki adeta kuran hikmetleri yuzunuze, dilinize halinize vurur. Ve her gun o muhtesem selale sizi mest eder.
Niagara selalesini defalarca gorme imkanim oldu. Ozellikle tur teknesiyle suyun aktigi yere iyice yanasiyorsun. U seklinde o muazzam selalenin su kutlesi o kadar kocaman uguktuluki insan insani duaymiyor. O muhtesem hengame insani muthis zayif, kucuk ve caresiz hissettiriyor. Ve Allahin kadir ismi ve kayyum isimlerinde bir yolculuk yaptirir bana her zaman.
O suyun vahsi ve gemsiz hali aslinda bir hic, gunesteki patlamalar yaninda.
Gunesteki patlamalar da sagitarus a karadeliginin olay ufkuyla karsilastirilinca bir hic...
Niagara Şelalesi, Saniyede yaklaşık 2.400 ton su devasa bir yükseklikten dökülür ve müthiş bir mekanik enerji üretir. Yakınına gittiğinizde hissettiğiniz o titreşim ve uğultu insanı tamamen aciz caresiz hissettiriyor
Güneş Patlaması, Güneş'teki ortalama bir patlamada açığa çıkan enerji, yaklaşık 100 milyar megaton TNT veya milyonlarca hidrojen bombasının aynı anda patlamasına eşdeğerdir. Niagara Şelalesi'nin milyarlarca yıl boyunca üretebileceği toplam enerjiden çok daha fazlası Güneş'te birkaç dakika içinde uzaya savrulur. Niagara bu yanında tam anlamıyla bir "hiç" kalır.
Güneş Patlaması, Devasedır ama nihayetinde bir yıldızın yüzeyinde gerçekleşen yerel bir manyetik olaydır.
Kara Delik ve Olay Ufku, Süper kütleli bir kara deliğin (örneğin galaksimizin merkezindeki Sagittarius A Olay Ufku sınırında kütleçekim kuvveti o kadar ezicidir ki, bildiğimiz fizik kuralları zorlanır.
Bir kara deliğin çekim alanına giren gaz ve maddeler ışık hızına yakın hızlarda dönmeye başladığında (yığılma diski), Güneş'teki patlamaların milyonlarca katı enerji sürekli olarak uzaya yayılır (Kuazarlar gibi).
Olay ufkunun içindeki kütleçekim potansiyeli ise sonsuz bir çöküşü ifade eder; oradan ışık bile kaçamaz. Güneş’teki tüm nükleer füzyon ve patlama süreçleri, bir kara deliğin olay ufku etrafındaki uzay-zaman bükülmesinin ve enerji yoğunluğunun yanında son derece cılız kalır.
Özetle Niagara bizi büyüler; ancak Güneş bir yıldız devasallığını, kara deliğin olay ufku ise evrenin en ekstrem ve mutlak kütleçekim sınırını temsil eder.
Bu bir Niagara selalesinden bir gunes patlamasina oradan bir karadelik olay ufkuna bu denli muazzam bir guc ve kudret sergilerken ya tryonlarca galaksiyi iclerindeki belki katrilyonlarca kara deligi yuldizi gezegenleri icinde barindiran donduren esir maddesinin kuvvetini dusun.
Bir de mesela buyuk olceklerde kaba saba isler yapan insan bir isvech saatini yapmasi beklenmez. Odun kesen bir elin isvec saatin ince isciligini kiviramaz.
Oyle bir yaraticikj, galaksiler, karadelikler gibi muaazam olcekleri tutmus adeta atomun icine yerlestirmis. Adeta her atom etrafinda donen/ tiresen electronlari ile merkezinde protonlari ile notronlari ile quarklari ile atom alti parcaciklari ile her atomu bir galaksi yapmis. Insani da bu sanatina seyirci yapmis. Ne muthis bir seref.
butun bunlari yaratmis yaraticinin kayyum ismini dusunun. Kadir ismini dusun
Kayyûm, varlığı kendi zatıyla kaim olan ve yarattığı her şeyi her an, her saniye ayakta tutan, muhafaza eden demektir. Bir an bile bu tecelli çekilse, evrendeki tüm düzen çöker. Kara delikleri, galaksileri ve uzayın tüm enerjisini bir düzen içinde tutan şey, işte bu mutlak ayakta tutma sıfatıdır.
Kadîr, dilediğini dilediği gibi yapmaya gücü yeten demektir. Yaratan açısından bir tek atomun çekirdeğindeki kuvvet ile trilyonlarca galaksinin dönme dinamiğini yaratmak arasında hiçbir zorluk veya fark yoktur.
Yıldızların ve kara deliklerin devasalığı karşısında insan kendini "hiç" gibi hisseder. Ancak bu devasa evreni anlayabilen, sorgulayabilen galaksilerden atoma ve bu yolculugu yapip ve kudret, kuvvet ve mimar ve muhendisligin ihtisamini azametin arkasındaki Sanatçı'yı tefekkür edebilen tek varlık insandır. Insan atomla galaksiler arasindaki baglantiyi goren, ve kuran kavsaktir.
Oyleki fiziksel varligi ile bile "Insan varlığın en küçük sınırı ile en büyük sınırı (mikro alem ile makro alem) arasındaki logaritmik orta noktadır".
Dolayısıyla insan, bedenen küçücük bir nokta olsa da, bilinci ve tefekkürüyle evren kadar geniş bir manaya bürünür. Bu kadar buyuk bir seref verilmis insan nelerle ugrasiyor.
Ali imran:
191
O akıl sahipleri, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken dâimâ Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” derler.
192:
“Rabbimiz! Doğrusu sen, kimi cehenneme koyarsan, onu gerçekten rezil rüsvâ edersin. Zâlimlerin hiçbir yardımcısı olmayacaktır.”
193
Rabbimiz! Gerçekten biz, «Rabbinize iman edin!» diye imana çağıran Peygamber’i işittik ve hemen iman ettik. Rabbimiz, günahlarımızı bağışla, kusurlarımızı ört. Vefatımızla bizi hayırlı, fazilet sahibi ve itaatkâr kullarının arasına kat!”