Kültür Sanat Edebiyat Şiir

muhammed sizce ne demek, muhammed size neyi çağrıştırıyor?

muhammed terimi Cem Nizamoglu tarafından 17.12.2002 tarihinde eklendi

  • Aşkın Romansı
    Aşkın Romansı 29.05.2017 - 11:41

    gelseydin
    ve yürüyüp geçseydin önümüzden
    gülleri bayıltan o enfes kokunu çekerdik içimize.

  • Aşkın Romansı
    Aşkın Romansı 29.05.2017 - 11:35

    en sevgilinin adı.

    huzurun şefkatin, merhametin
    tebessümün
    gülün adı.

  • Kafamda Bir Tuhaflık
    Kafamda Bir Tuhaflık 24.06.2012 - 23:14

    Geride bıraktığı acı vefatını takip eden ilk günlerle sınırlı kalmamıştı. Arkadaşlarının bir kısmı hala aynı şehirde oturmaya ve her gün O’na ait bin çeşit anıyı yaşamaya güç yetiremeyeceklerini anladılar. Medine’yi terk ettiler. Bunlardan biri Habeş’li Bilal’di. Şam’a gitti ve o günden sonra bir daha ezan okuyamadı. Çünkü ezanın içinde “Muhammed” vardı. Bir istisna hariç. Şam’da bir gece rüyasında O’nu gördü.
    -“Ey Bilal” diyordu, “beni üzdün. Komşuluğumu bıraktın. Beni ziyaret etmiyorsun.”

    Bilal üzerinden örtüyü attı ve Medine yoluna düştü. Ezan okumasını istediler. Israr ettiler. Dayanamadı. O’nun günlerindeki yerine çıktı. Vakit öğleydi. Elini kulağına götürdü.
    - “Allahuekber”, dediğinde Bilal’in sesini çok iyi tanıyan, suskunluğunun sebebini çok iyi bilen ve yıllardır Bilal’in sesine de vefatıyla onu susturan sebebe de hasret duyan Medine halkı bir kıyamet manzarasını andırır biçimde sokaklara döküldü. Hz. Muhammed’in dirildiğini düşünmüşlerdi. Ezanı bitiren Bilal:
    - “Dostlar, sizlere müjdeler olsun” dedi, O’na ağlayan göz cehenneme girmez”

    Arkadaşlarından birinin ayağının siniri kasılmıştı. Yanındaki bir tavsiyede bulundu.
    - İnsanlardan en sevdiğinin ismini an, iyileşsin.
    - “Muhammed”, dedi

    Hz.Ömer’in oğlu Abdullah O’nun ardından kendi vefatına kadar yıllarca O’nun adını her andığında, ağladı.

    On sene hizmetine bakan o haşarı çocuk Enes, yüz yaşındaydı, çevresini saran torunlarına anlatıyordu.
    - Sevgilimden ayrılalı seksen sene oldu ve Allah’a yemin ederim O’nu rüyamda görmediğim bir tek gece geçirmedim.

    Uzun söze ne gerek… Bir Fransız tarihçinin deyimiyle “O insandan büyük, Tanrıdan küçüktü. O, Hz. Muhammed’di. Binler selam…

  • Sinan Serdar Bostancı
    Sinan Serdar Bostancı 15.05.2011 - 01:08

    ateşten ve topraktan gelenlerin efendisi!

  • Rumuz Rumuz
    Rumuz Rumuz 23.09.2009 - 12:02

    Yorgun gecelerde titreyen,
    Bir yetim bir öksüz yüreğimle sevdim Seni.
    Ey gönül bahçemde büyüttüğüm nazlı çiçek
    Ey sevdamın adı, aşkın gerçek anlamı
    Bu hasret bu gurbet söyle, söyle ne zaman bitecek
    Ben Seni görmeden sevdim
    Yolunu gözledim bir Medine sabahı
    Ellerimde güller, güllerki kokunu aldığım
    Kokunu alıp yandığım, yanıp yanıp ağladığım
    Ben Seni görmeden sevdim
    Gözlerini gözlerime deydir Efendim, ellerini ellerime
    Sevmeyi Senden öğrendim ilkin
    Sevilmesi gereken her şeyi Senden
    Şefkat Seninle mana buldu
    Buz çöllerini Seninle aştım
    Abı-hayat sundum sıcak ikliminde
    Gözlerini gözlerime deydir, ellerini ellerime Efendim
    Ben Seni görmeden sevdim
    Bahar yüzlü insanlar bildim etrafında pervane
    Onlardan biri olmak istedim hep, her emrine amade
    Seninle yaşamak, Seninle ölmek,
    Seninle ağlamak ve Seninle tebessüm etmek
    Aynı sofrayı Seninle paylaşmak istedim
    Ama en çok Seni, Seni görmek istedim
    Göremesemde!
    Ben Seni görmeden sevdim
    Kokunu aldım güllerden
    Ben Seni görmeden sevdim
    Adını andım yürekten
    Sevgiliii, en Sevgiliii
    Görmeden, görmeden sevdim ben Seni ey Sevgili
    Ben Seni görmeden sevdim
    Veysel Karani sabrıyla büyüttüm sevgimi
    Yüzünü yoldaş ettim
    Kah yeller gibi estim Yemende
    Kah mecnun gibi düştüm çöllere
    Bil ki ölüm kapımı çalıp geldiğinde
    Ne zaman? Nasıl? Kim bilir nerede?
    Ben Seni görmeden sevdim
    Rüyalarım var Sana dair
    Özlemlerin var Sana
    Al yüreğim senin olsun Sultanım
    Uyandır beni aşka
    Ey gülü vefa, Ey rahmet sağanağı
    Yağmur yağmur, tane tane düştünde gönlüme
    Kurak topraklarım hayat buldu gelişinle
    Ben Leyla çölünde seraplar gördüm çok zaman
    Boş hülyalara daldım kayboldum
    Su içtiğim pınarlara ateşler dokundu
    Ben aşkımın hicranını sırtımda taşıdım
    Ben Seni görmeden sevdim
    Seni görmeden seven milyonlarca sevdalı gibi
    En berrak duyguları besledim Sana, en nadide hisleri
    Gell Efendim, al götür beni uzaklara
    Düşmeden gülüm tuzaklara
    Gözlerimde yaş akar durur
    Bu ayrılık beni yakar vurur
    Gözlerini gözlerime deydir
    Ellerini ellerime Efendim
    BEN SENİ GÖRMEDEN SEVDİM...

  • Esra Gök
    Esra Gök 22.08.2009 - 18:54

    Allahu Teala Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) 'e verdiği önemi hiç bir yaratığa vermemiştir. Yerde, gökte, melekler, Peygamberler onsekizbin alem bütün mükevvenat yaratılan her şeyi Peygamberimiz (Sallallahu aleyhi vesellem) hürmetine yaratmıştır.

    «Ey Habibim! Sen olmasaydın yerleri, gökleri bütün mükevvenatı yaratmazdım.» (Mir'at-ı Kainat, Cild 1, Sayfa: 414)

  • Osman Özütler
    Osman Özütler 28.05.2009 - 22:14

    Son Peygamber..

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 28.04.2009 - 01:22

    Hz Peygamber buyurmuş ki; şüphesiz ümmetimi üç defa,yüzleri geniş, çehreleri sanki derilerle kaplanmış kalkanlar gibi olan bir kavimkovalayacak ve sonunda Arap yarımadasına yerleşeceklerdir.İşta onlar Türklerdir.Nefsim yedi kudretinde olan Allah'a yemin ediyorum ki,onlar mutlaka atlarını mescitlerin direklerine bağlayacaklardır.Size dokunmadıkça onlara dokunmayın. Z.Kitapçı hadislerde Türk varlığı.

  • Şerife Duman
    Şerife Duman 14.04.2009 - 15:47

    Hz Muhammed (s.a.v.) ehlibeyt ve dostlarına selam.....
    Alemlerin yaratılma sebebi.....
    Nurun nuru.....
    Habibullah.....

  • Mustafa Yıldırım
    Mustafa Yıldırım 28.03.2009 - 16:46

    Dünya üzerindeki gelmiş-geçmiş en büyük, etkili ve sürekli inkılabın mimarı.

  • Efsane Katet
    Efsane Katet 19.02.2009 - 20:35

    Yaradanımın habibi benim gönlümün ince gül'ü...

  • Tarık Belenli
    Tarık Belenli 01.02.2009 - 04:17

    Şefaat ister her kul, Ya Ahmed,
    Havzana koşar her kül, Ya Muhammed(S.A.V.) ,
    İki cihan nurusun, ya Resulullah,
    En güzel resulsun, ya Habiballah...
    ***

  • Feya
    Feya 31.01.2009 - 12:57

    Bulunmayan sensin benzeri e$i
    Sensin sensin iki cihan gune$i

  • Esra Dağ
    Esra Dağ 30.09.2008 - 12:13

    Bir sevdaya tutulup bir deryaya atılmışsak,

    bu derya ateş ummanıdır,bilesin ey nefis!

    Gafletin koynundan har vurup harman savurmak ta neymiş?

    çile kazanlarında yanmaya geldik...

    gah mecnun gibi çöller olur vatanımız,

    sürgünlerden sürgünlere...

    gah yunus gibi hicret olur karıımız ilden ile...

    gah kuytu bir mağaradır mekanımız inziva inziva ağırlar bizi..

    belki bir kara zindandır uğruna SEVGİLİ'nin yıllarca katlandığımız

    . Kim bilir belki boylu boyunca bir şehadettir,

    aşk maratonunda mükafatımız.... Kimbilir...

  • Kara Dut
    Kara Dut 10.09.2008 - 16:51

    gül bahçesinin nadide çicegi.............

  • Cevriye Cebiryırtılmaz
    Cevriye Cebiryırtılmaz 08.07.2008 - 23:11

    ' Dünyanın ağırlığına eklesek yıldızları ayı güneşi
    Gene de ağır basarsın ey kalbim, ey kalbimin güneşi '

  • Büşra Nur Çiçek
    Büşra Nur Çiçek 14.06.2008 - 22:02

    muhammed yerde gökte en cok övülen 'emin'anlamı kazandırır.

  • Selcen Yalçınkaya
    Selcen Yalçınkaya 25.03.2008 - 16:07

    Ruhun bu dünyadan çıkıverirse,bilirim kainat aklını kaybedecek..........

  • **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav
    **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav 16.03.2008 - 11:43

    YA RASULALLAH...
    Firkatin acısına can dayanmaz,
    Bir gece geliver, Ya Rasulallah...
    Tabibler yarama çare bulamaz,
    Derdimin dermanı, Ya Rasulallah...

    Kalplerin bağı, gönlümün huzuru,
    Kaşın hilal, gözlerin çeşm-i ahu,
    Yüzün güneş, rayihan gül kokusu,
    Sen ayın ondördü, Ya Rasulallah...

    Taş, toprak dekor canlı bir ahenksin,
    Ulvi bir nasip, yegane rehbersin,
    Hürmetle beklenen gül misafirsin,
    Sen bahar müjdesi, Ya Rasulallah...

    Ilgıt ılgıt esersin gönüllerde,
    Davetin nurdur feyyaz şebnemlerde,
    Sevgin büyüdü, devleşti kalplerde,
    Sevgini çok görme, Ya Rasulallah...

    Yoktur mislin, vücud-i mübareksin,
    Gidilecek yol, en parlak çizgimsin,
    Ummanlar gibi en derin fikrimsin,
    Salat, selam sana, Ya Rasulallah...

  • **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav
    **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav 16.03.2008 - 11:42

    SuLTan'lar SuLTanı'na (sav)

    şu her doğan insanın doğduğu gün duyulan sevinç
    Siz Alemlere Rahmet olarak gönderilen Nur...
    Nasıl anlatalım Sana sevdamızı..
    Bu gün dökülen gözyaşları adına YA RASUL
    Kurban olduğum hasret adınadır senin
    Gönül dergahında sinede yazılmış aşkın
    Ne hayat isteriz ne Cennet in güzelliğini
    Kim istiyorsa onları versin Allah ım
    Biz Sen'i istiyoruz Ya Rasul
    Aşkını Sevdanı Sonsuzluğun ömrüne taşımıyoruz
    Biz Seni Seviyoruz Ya Rasul...
    şu canlar ki nefes nefes adını haykırır
    öksüzlük, yetimlik bize vurmaz Ya Rasul
    Sensizlik kadar vurmadı yüreğimize ıslak yağmurlar
    Doğumunuz Kutlu Olsun Efendim
    Bu gün semanın en güzel düğünü var..
    Yeryüzünde adını anıyoruz
    Gökyüzünde de Sen bizi unutma Ya Rasul...
    çatladı sinelerimiz Sultanın sevdasından
    Kutlu Doğum Sana dır..
    öyle ki En güzel Doğum Senindir Efendim...
    Doğumunuz Kutlu Olsun YA Rasul..

  • **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav
    **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav 15.03.2008 - 11:18

    ey nebi sensiz yaşamayı sevmiyoruz nerdesin yanıyor dünya yanıyor kainat

  • **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav
    **gel Ya Muhammed Dünya Yanıyor sav 15.03.2008 - 11:15

    enn çoook sevdiğim isimlerden biri muahmmed kurban oldugum ismine

  • Aylin
    Aylin 02.12.2007 - 17:56

    İSMİNE kurban oldugum ya MUHAMMED

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 14.09.2007 - 22:09

    Efendim....

    Kalemim,ellerim nasıl ifade etsin...

    Bitmez tükenmez kokusuyla,solmaz bozulmaz duruşuyla bir çölde açmış güldür Gül....

    Ehl-i aşk diyordu ki:

    Muhabbetten Muhammed oldu hasıl;

    Muhabbetsiz Muhammed'den ne hasıl?

    Ölmeden önce ölmenin,öldükten sonra da neşv ü nemâ bulmanın sırrını öğreten cânım Efendim...

    Ondan öğrendiğim aşk öyle bir aşktır ki; diğer öğreticilerimin gösterdiği aşk beni prangalı bir köle ederken,Efendimin öğrettiği aşk büsbütün özgür kılıyordu...

    ''birbirinizi sevmedikçe gerçekten iman etmiş sayılmazsınız''...

    Sevmenin elzem oluşunu ifade ediyordu sözleriyle her defasında...

    Yaradılışın tohumu Sevgiydi.. Öğrendim...

    Uhud bir dağken onu da sevendin Efendim...Sevmenin boyutlarını derinleştirensin....

    Vesselâm...

  • Fatih Gizli
    Fatih Gizli 08.09.2007 - 18:12

    KAINATIN SERVERİ NEBILER SULTANI VELILERIN BAŞ KOMUTANI

    SULTANLAR SULTANI.SEVGILILILER SEVGILISI ADIYLA SANIYLA COK YUKSEK SEREFLİ VEDE PAKI ZİŞAN HZ MUHAMMED S.A.V

    EVLIYAULLAHIN SEVGILISI ONLARIN İŞİGI ONLARIN CANI CANANI

    ÜMMETİNİN SEFAATCISI CANLAR FEDA OLSUN YOLUNA YA RESULULLAH S.A.V.SEFAAT EYLE BU KEMTER ACIZE.


    admin@ismailaga.com

  • Bilal Büyükılgaz
    Bilal Büyükılgaz 01.09.2007 - 04:08

    Nur Saçan Kandil”

    Onun aslı nurdur. Allah-u Teâlâ o nurda tecellî ettiği için: “Sirâc-ı münîr = Nur saçan kandil” olmuştur.

    Allah-u Teâlâ kulu ve Resul’ü Muhammed Aleyhisselâm’ın bizzat mübarek şahsını; mücessem bir hidayet, bir rehber ve bir önder kılmıştır.

    Mübarek vücudu serâpâ nurdur. Bu nur ile körler bile görür, duymayan kulaklar duyar, kapalı kalpler açılır, yolunu şaşıranlar yol bulur.

    Bu hususta Allah-u Teâlâ, Zât-ı risaletpenâhî’yi muhatap kılarak şöyle buyuruyor:

    “Ey Peygamber! Biz seni bir şâhit, bir müjdeci, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle Allah’a çağıran ve nur saçan bir kandil olarak gönderdik.” (Ahzâb: 45-46)

    Bunun içindir ki vücud-ı şerif’leri, ruhları, lisanları, kalpleri, ahlâk ve amelleri, ilim ve fehimleri nur kaynağıdır.

    Bu öyle bir nur ki, bu nur Allah-u Teâlâ’nın nurudur. Bu öyle bir kandil ki, bütün âlemleri nurlandıran bir kandildir.

    Her ne kadar görünüşü beşer ise de, fıtrî yapısı ayrıdır.

    Cismin beşer oluşu hakkında Âyet-i kerime’de şöyle buyurulmaktadır:

    “Resul’üm! De ki: Ben de sizin gibi bir beşerim. Ancak bana vahyolunuyor.” (Kehf: 110)

    İşte onun hakkındaki bütün yanılmalar bu noktadan doğuyor.

    “Ben de sizin gibi bir beşerim.” beyanı, onun beşer yönüdür, zâhirî görünüşüdür, dışıdır.

    İşte bu perdenin ötesine geçemeyenler:

    “Allah’tan size bir NUR ve apaçık bir kitap gelmiştir.” (Mâide: 15)

    Âyet-i kerime’sinde geldiği haber verilen bu “Nur”u göremediler, cisimde takılıp kaldılar, “Nur”a inemediler, hidayete eremediler ve iman etmiş de olmadılar. Onlar öteye geçemedikleri için, ilâhî nurdan, rahmetten, merhametten mahrum kaldılar.

    Âyet-i kerime’de geçen; “Nur” Muhammed Aleyhisselâm’dır, zira ancak onun vasıtası ile hidayete erilir.

    “Kitap” ise Kur’an-ı kerim’dir, o da hidayet rehberidir.

    “Ben de sizin gibi bir beşerim.” Âyet-i kerime’sini görerek: “O da bizim gibi bir insandır.” diyenler, onun:

    “Asluhu nur, cismuhu âdem” olduğunu, “Sirâc-ı münîr” olduğunu, “Nur saçan kandil” olduğunu bildiren ve buna benzer Âyet-i kerime’leri görememektedirler. Nefisleri onlara onu göstermiş, diğerini göstermemiş. Hakikati göremediklerinden ötürü de Âyet-i kerime’lere iman etmediler ve imandan kaydılar. Bu ise Allah-u Teâlâ’nın onların kalplerini döndürmesinden ileri gelmektedir.

    Resulullah Aleyhisselâm’ı hükümsüz ve hiçe sayanlar;

    “Aslıhu kâfir, cismuhu necis”tir.

    Bu necasetliklerinden ötürü o “Nur”a leke sürmeye çalışıyorlar. Bu necaset halleri ile o “Nur”u görmeleri mümkün değildir. Amma kendilerinin necis olduğunu da bilmiyorlar.

  • Elif Sirac
    Elif Sirac 20.08.2007 - 08:36

    'Muhammed' ismi ne güzel bir isimdir; efendimiz (s.a.v) ’in ismidir.
    peygamber efendimize (s.a.v) ,
    Muhammed ismi ile beraber; Ahmed, Mahmud ve
    Mustafa da deniliyor; hepsi de güzel isimlerdir..
    Zaten bu isimleri de efendimiz (s.a.v) güzelleştiriyor..
    Muhammed isminin anlamı ise 'tekrar tekrar övülmüş'
    anlamına gelmektedir..

    'Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl,
    Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl? '

  • Sebahattin Zorlu
    Sebahattin Zorlu 13.08.2007 - 20:16

    Hz. Muhammed (sav) yasadigi müşaheden sonra bu güzelligi, bu müjdeli haberi, bütün insanlik ile paylasmayi diledi. ilmi yaymak ugruna evinden, malindan, yurdundan oldu, taşlandi, öldürülmek istendi. Yilmadi, yildiramadilar, yildiramazlardi. Mekke´nin ileri gelen müsrikleri bu irade karsisinda caresiz kalmis, bari anlasma yoluna gidelim belki vazgeçer düsüncesi ile, ya Muhammed dön bu davandan, sana ne istesen verelim dediklerinde “'Bir elime güneşi, öteki elime ayı verseniz yine de bu davadan vazgeçmem”' diye karsilik vermistir.

    Neydi müşahede ettigi, ne yasamisti da böylesine gözü hic bir seyi görmez olmustu?

  • Bilal Büyükılgaz
    Bilal Büyükılgaz 10.08.2007 - 03:15

    Hâtemü'r-Rüsul'ü Mîraç'ta Öne Geçiren Velâyet'in,
    'İlmullah'a Mazhar Olan Ârifteki Tecellîsi:

    Hüseyin bin Abdullah el-Abbâsî -kuddise sırruh- Hazretleri 'el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs'un başka bir noktasında Hâtemü'r-rüsul'ü Mîraç'ta öne geçiren şeyin 'Hâtemü'l-velâye' olduğuna işâret etmiş; bu velâyetin, âriflerden 'İlmullah'la desteklenen bir kimseye daha tevdî edildiğini haber vermiştir:

    'Âriflerden birinin makâmı hakkındaki bu üstünlük, zihnindeki kuvvetle ve keşfinin kendisine hükmetmesiyle bir tahsise sâhip olup, Mîrâç'ta onu ileriye geçiren velâyet-i Muhammediyye'nin Hâtem'inin iktizâsı olan ibârenin, zihinde zâhiren meydana getirdiği şeyin dışında anlaşılamaz. Zîrâ bu, Hakk'a mutâbık bir keşif karşılığında, Ömer'in Ebu Bekir üzerine -radıyallâhu anhümâ- Bedir esirleri hakkında hükmettiği şeye nisbetle tahsis edilmiştir ki, konuşma ilmi bakımından 'İlmullah'; yâni 'Allah'ın ilmi' hakkında âriflerden biri için de aynı şey geçerlidir.' ('el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs', İ.Ü. Ktp., AY, nr.: 4480, vr. 52a)



    'Kâf' Harfinin Sırrı, Hâtemü'r-Rüsul ve
    Hâtemü'l-Evliyâ'ya Verilmiştir:

    Velîlerin sonuncusu olan Hâtemü'l-evliyâ'nın, Allah'ı bilen âriflerin en üstünü olduğuna dikkati çeken Hüseyin bin Abdullah el-Abbâsî -kuddise sırruh- Hazretleri, onun tâbî olduğu Hâtemü'r-rüsul'le birlikte, etrâfı çepeçevre kuşatan hazîreye vâsıl ve 'Kâf' harfinin sırrına mazhar olduğunu ifşâ ederek, 'el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs' adlı eserinde şöyle buyurmuştur:

    'O, O'nu başka bir şeyle değil, kendi nefsiyle bilir. Allah'ı bilmenin en üstünü işte budur (ve bu) velîlerin hakîkatlerini tasvir eden Hâtem'e müyesser olmuştur. Dolayısıyla Allah'ı bilenlerin en üstünü de odur. Bu ilim, Hâtemü'r-rüsul ve Hâtemü'l-evliyâ'dan başkası için geçerli olamaz. Hâtemü'r-rüsul'ün Hâtemü'l-evliyâ'dan daha önde olduğu husûsunda, Hâtemü'l-evliyâ'nın 'tâbi' olması bir işârettir. Hâtem yalnız iki olduğu için, etrâfı çepeçevre kuşatan hazîreye ancak onlar vâsıl olmuşlar ve kendilerine 'Kâf'ı müşâhade ettiren 'Kâf' harfinin sırrına yalnız onlar vâkıf olmuşlardır.' ('el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs', İ.Ü. Ktp., AY, nr.: 4480, vr. 52b-53a)



    İlmi 'Kâf' Harfinden Çıkarılan ve
    Hâtemü'r-Rüsul'ün 'İhvân'ı Olan
    'Ezelî İnsan'ın Hakîkati:

    Hüseyin bin Abdullah el-Abbâsî -kuddise sırruh- Hazretleri yukarıdaki beyanlarının hemen ardından, tıpkı Hâtemü'r-rüsul gibi ilmi 'Kâf' harfinden çıkarılan Hâtemü'l-evliyâ'nın da; 'Âdem su ile toprak arasında iken ben peygamberdim.' sözünü söylemeye salâhiyetli, ezelî bir insan olduğuna işâret etmiş ve onun Resulullah Aleyhisselâm'ın 'İhvân'ından, nefsini görmeyen bir kişi olduğunu haber vermiştir:

    'Nebîlerden, resullerden ve onların dışındakilerden herhangi biri (bu sırrı) ancak, hakîkatlerin hakîkati ve ilmi 'Kâf' harfinden, mişkâtı ise ilk Nûr'un kandilinin içinden olan Hâtemü'r-rüsul'ün mişkâtından görebilir. O kadîm (ilk) insan sınıflarının ezelîsi olarak takdir edilmiş, bildirilmiş olan insandır ki, kendisinden:

    'Âdem su ile toprak arasında iken ben peygamberdim.' diye sözetmiştir.

    Onun mişkâtından iktibasta bulunanlarla ilgili olan bu sözü, onun 'İhvân'ından (kardeşlerinden) başkası söyleyemez. Onlardan biri kendi nefsini görmez ki, o da, ondan başka bir 'Kadîm' (ezelî) insandır. Onlar kısa bir dille o, uzun bir dille ondan başkası olmuşlardır. Onlara 'Hakîkatü'l-Muhammediyye'nin cüzleri', belki de 'O'nun sûretinin âzâları' denilir. O ise, kendisiyle tamamlanan bu sûretin kalbidir. İşte ilmi 'Kâf' harfinden vâr edilen Velâyet-i Muhammediyye'nin 'Hâtem'i de aynen böyledir.' ('el-Husûs bi-Edâti'n-Nusûs fî Şerhi'l-Fusûs', İ.Ü. Ktp., AY, nr.: 4480, vr. 53a)

  • Fatih Gizli
    Fatih Gizli 04.08.2007 - 19:55

    SENİ ANLATMAYA NE DILLER NEDE GOZLER NEDE GONULLER ANLAR. SEN BU GUNAHKARLARIN KURTARICISI SEFAATCISISIN..

    SONSUZ SALAT SELAM OLSUN ŞANLI RESULU ZISAN S.A.V SANA VEDE SEREFLİ AL VEDE ASHABINA..

    NE MUTLU UMMETI MUHAMMEDIM DİYENE..SEN EŞİ OLMAYAN BİR GÜLSÜN.

  • Tuğçe Kaya
    Tuğçe Kaya 14.07.2007 - 23:47

    HZ.MUHAMMED(S.A.V.) ... kainatın yaratılış sebebi...O'nun ümmetinden biri olduğum için gurur duyuyorum.. Rabbim inş O'na layık ümmet, Kendisine layık kul olmayı nasip etsin hepimize..

  • Bora Aslan
    Bora Aslan 06.07.2007 - 11:00

    O'nu bu kelimelerle anlatamazsınız,haddimizde değildir zaten O rabbimin övdüğü yücelttiği gibidir....

  • Mehlika Ersan
    Mehlika Ersan 14.06.2007 - 23:50

    Dünyada en çok kullanılan isimmiş, galiba 1 milyonu aşkın kişinin adı Muhammed imiş...
    güzel bir isim daha da güzeli Muhammed Mustafa

  • Guga Sssss
    Guga Sssss 14.06.2007 - 14:35

    saymakla bitiremeyeceğimiz kadar çok insanın dostudur. o hala Allah'ın lütfuyla yeryüzünde hayır ve bereket için dolaşıyor

  • Leyla Gül
    Leyla Gül 29.04.2007 - 22:19

    Efendim;
    Kalem hicap eder yazamam..
    Kalb hicap eder sezemem..
    Dil hicap eder konuşamam..
    Şairin mısralarına sığınırım, kuytuna sığınır gibi..
    ''Ma medahtü bi-mekaleti Muhammeda
    Ve lakin medahtü mekaleti bi-Muhammeda''

  • H3pp4n
    H3pp4n 27.04.2007 - 21:15

    BİRİNCİ REŞHA: Arkadaş! Hâlıkımızı tarif eden,
    pek büyük bir şahsiyet-i maneviyeye mâlik,
    bürhan-ı nâtık dediğimiz “Hazret-i Muhammed
    Aleyhissalâtü Vesselâm kimdir? ”
    diye yapılan suale cevaben deriz ki:

    Hazret-i Muhammed (A.S.M.) öyle bir zâttır ki,
    azamet-i maneviyesinden dolayı sath-ı arz,
    o zâtın Mescid-i Aksa'sıdır.

    Mekke-i Mükerreme onun mihrabı,
    Medine-i Münevvere onun minber-i fazl-ı kemalidir.
    Cemaat-ı mü'minîne en son ve en âlî imam ve
    nev'-i beşerin hatib-i şehîridir; saadet düsturlarını beyan ediyor.
    Ve bütün enbiyanın reisidir; onları tezkiye ve tasdik ediyor.
    Çünki dini bütün dinlerin esasatına câmi'dir.
    Ve bütün evliyanın başıdır. Şems-i risaletiyle
    onları terbiye ve tenvir ediyor.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 26.04.2007 - 23:02

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakiş da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım
    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım


    Nurullah Genç'in Hz Muhammed Efendimizi yağmur (=rahmet) olarak imgelediği şiirinden alıntıdır.

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 17.04.2007 - 02:33

    AYYÜZLÜ RESULE HİTABIMDIR! …
    M.NİHAT MALKOÇ

    Bedbahtım; zamanın köhnesinde yaşamaya mecbur olduğum için
    Bedbahtım; senin saadet asrından ve nur ikliminden uzak kaldığım için
    Bedbahtım; hakikat güneşinin altında nefsimin buzlarını eritemediğim için
    Bedbahtım; nurunla cilalanamadığım ve varlığında yok olamadığım için
    Bedbahtım; senin iman göğünde sönük de olsa bir yıldız olamadığım için
    Bedbahtım; ayaklarının değdiği kızgın kum tanelerine yüzümü süremediğim için
    Bedbahtım; arkanda el bağlayıp Hakk’a yönelen cemaatine dâhil olamadığım için
    Bedbahtım; fezayı kuşatan mübarek dualarına yürekten ‘âmin’ diyemediğim için
    Bedbahtım; gönül pervazlarına konup adını terennüm eden bir ak güvercin olamadığım için
    Bedbahtım; yüreğim hicret duygularının sancısıyla kıvranıyor, doğranıyor şimdi…

    Sen gidince; güneşin ziyası değmez oldu üstümüze, yıldızlar iyice kıstı o berrak ışığını
    Sen gidince; yeşilin büyüsü siyahın mateminde eriyip buz kesildi ebemkuşağı
    Sen gidince; dindi rahmet yağmurları, kirlendi gönül evimiz, tarumar oldu hanemiz
    Sen gidince; kanadı kırıldı yetimlerin, yüreği burkuldu gariplerin ve mazlumların
    Sen gidince; çağların üstüne kâbus misali kalın bir paçavra örtüldü, yırtıldı perdeler…
    Sen gidince; riya, inkâr ve hıyanet altın devrini yaşamaya başladı toz duman içinde
    Sen gidince; ümmetinle birlikte Hira Dağı da gözyaşı döktü buz tutan eteklerine
    Sen gidince; zamanın bağrına düştü ateş, sessizliğin çığlığı tuttu yedi kat göğü
    Sen gidince; çıkmaz oldu Bilâl-i Habeşilerin yanık sesi, yas tuttu arşın direği minareler
    Sen gidince; düşmez oldu cemreler toprağa, hayat hayatını kaybetti her dem nefes alsak da…

    Ey Sevgili; şimdi bir yağmur damlacığında berraklaşıp düş, kavrulan gönül çölümüze
    Ey Sevgili; yoluna revan olanların safında yer almak bahtiyarlığın tarifsiz şahikasıdır
    Ey Sevgili; senin rayihana muhtacız, suretine ve siretine hasrettir gönül gözlerimiz
    Ey Sevgili; hasretin dayanılmaz oldu gayri, doğ ne olur güneş olup kararan göğümüze
    Ey Sevgili; yaratılan cümle mevcudat senin bitimsiz aşkına Kerem olmuştur
    Ey Sevgili; cismine hayran, yoluna kurban olduğum, gül yaprağına sinmiş teninin kokusu
    Ey Sevgili; sensizliğin gurbetinde mahkûm duygularım; Muhammed’im, can Ahmed’im…
    Ey Sevgili; sensin mevsimlerin ilkbaharı, rüzgârların kıbleden eseni, cennetin müjdecisi
    Ey Sevgili; Miraç gecesi sana açılmıştı yedi kat gökler, sidretül müntehaya değmişti başın
    Ey Sevgili; sürmeli gözlerinden süzülen şehla bakışlar, ateşe duvar olur ruz-i mahşerde

    En Sevgili; senin nurun güneşin aydınlığını bile gölgede bıraktı, bulutlar sana ağladı
    En Sevgili; aşkınla, hasretinle, eleminle yanmayan yürekler yüktür tarumar sinelerde
    En Sevgili; güllerin nebisi, nebilerin gülü, hakikat güneşinin süveydaya düşen gölgesi
    En Sevgili; hissiz, sevgisiz, muhabbetsiz, aşksız gönülleri aydınlatan ışıksın sen…
    En Sevgili; acizdir kalemler, seni anlatmaya muktedir değil şair, kâğıtlar yetmez methine
    En Sevgili; bir gece, tek bir gece rüyalarıma misafir ol, doyasıya seyredeyim o gül cemalini
    En Sevgili; içimizi yakar müşfik bakışların, kalp göğünden doğar gül yüzlü hayalin
    En Sevgili; gül kokusunu senden alır, herkes sana hayran kalır, sana dönen yolu bulur
    En Sevgili; göklere adın yazılıdır, senden alır yıldızlar ışığını, bulutlar rahmetini…
    En Sevgili; nurun dolar gönül hanemize, ağarır tan vakti karanlığın koynundaki düşlerimiz

    Hasretim; payıma düşmeyen o doyumsuz sevdanın her dirhemine nefes kadar…
    Hasretim; kıpkızıl güneşin kavurucu sıcağında şefkatli gölgenin altında serinlemeye
    Hasretim; ashabın seni yücelten ve gök kubbeye sığmayan sınırsız sevgisine
    Hasretim; nefreti silip süpüren aşk iklimine, engin hoşgörüne ve şiddetin panzehiri sevgine…
    Hasretim; hasat mevsiminde ağırlaşan başağını yere eğen buğday misali ağır başlılığına
    Hasretim; hıçkırıklardan tebessümler çıkaran, umarsızlığı umuda dönüştüren duruşuna
    Hasretim; seherlerde gül dalı işlemeli seccadelerde Allah’a dönüp yakaran titrek sesine
    Hasretim; yağmalanan duygularımızı, cam kırıkları arasından toplayıp kalbimize serpişine
    Hasretim; bir kılını koca dünyayla değişmediğim saçının her bir teline, ahirine, evveline…
    Hasretim; nurdan cemaline, erişilmez kemaline, anlatılmaz ahvaline, ikbaline, her şeyine…

    Dön artık; serpildi nifak ağacı, günahlar boyumuzu aştı, hakikat yuvadan uçtu
    Dön artık; kurudu pınar başları, akmaz oldu nurlu oluklardan hayat suyu
    Dön artık; gayya çukurlarından temenna dileyenler uyansın gaflet uykularından
    Dön artık; Kisra saraylarındaki sütunları yeniden imar ediyor asrın Ebu Cehilleri
    Dön artık; ayağa kaldır zulmün önünde diz çökmüş ümmetini, bir kez ruhundan üfle
    Dön artık; bitsin gönül gurbetleri, dinsin hüzün sağanağı, kanatlansın yetim hissiyatımız
    Dön artık; merhem ol yaralanmış bilinçlerimize; sula, kuruyan gönül pınarlarımızı
    Dön artık; şafaklarımız hüzne boğulmasın, dağıt ruhumuzda çöreklenen karanlığı
    Dön artık; gecelerin efkârı bitirdi bizi, dinmiyor kalbimizi saran o yetim sızı
    Dön artık; haybeye kürek çeken ellerimiz, hakikat mumunun fitilini tutuştursun

    Gel ki; dinsin yüreklerin sızısı, kırılsın hakikati tersyüz eden kiralık kalemler
    Gel ki; yeşersin dualar, can bulsun ahların gökleri kuşattığı raddede uhrevi arzular
    Gel ki; hüznün alevleri sönsün rahmet damlalarının çepeçevre kuşattığı yerde
    Gel ki; esrik düşünceler can suyuyla çelikleşsin, diri kalsın biteviye
    Gel ki; hayra tebdil olsun serencamımız, yol alsın bulutlara, buharlaşsın gamımız
    Gel ki; durulsun hercai duygularımız, hedefini bulsun taş yerine attığımız gonca güller
    Gel ki; tek bedende toplansın cümle canlar, yetim kalmasın minarelerde ezanlar
    Gel ki; ihtiraslar dinsin, sabrın ve şükrün bayrağı dalgalansın ruhun maviliklerinde
    Gel ki; açılsın üzeri is bağlamış, duvarlara çivilenmiş, ölülere adanmış nurlu sahifeler
    Gel ki; hafiflesin serçelerin kanatlarına yüklenen kurşundan ağır yükler…

    Sen ki; gönül bahçelerimizin solmayan gülüydün, dikenlerin ensesinde açan
    Sen ki; putların taşlardan çok olduğu bir Mekke gecesinin alacakaranlığına doğmuştun
    Sen ki; çaresizlerin çaresi, umarsızların gözyaşlarını silen şefkat ve umut eliydin
    Sen ki; karakışlarımıza baharın gülen yüzünü nakşettin, diriliş muştusuydu getirdiklerin
    Sen ki; paçavralar altında kıvranan ve ruhuna prangalar vurulan kimsesizlerin kimsesiydin.
    Sen ki; bir damla gözyaşında okyanuslar saklardın, kirlenen hislerimizi paklardın
    Sen ki; kâinat kitabının içine sığdıramadığı, bulutların kıyıp da yağdıramadığı nursun
    Sen ki; korunaktın, limandın imanımızı sakladığımız, küfrün kalelerini yokladığımız…
    Sen ki; yüreklere altın yaldızla işlenen suretinle, adınla kalp tahtının güçlü padişahıydın
    Sen ki; naatlarımızı anlamlandıran, sözü kıymetli kılan, mana eriydin berzahımızda

    Sensiz daralıyor yürek denizlerimizin kararan ufukları, fırtınalar dinmiyor ateş deryalarında
    Sensiz daralıyor asumanın nefesleri, büküyor boynunu kutlu bahçedeki peygamber çiçekleri
    Sensiz daralıyor vakit, yanıyor muhayyel saraylarım, intizara gömülüyor alevden âhlarım
    Sensiz daralıyor görüş alanım, fırtınalarda inciniyor, kırılıyor ipekten kanatlarım…
    Sensiz daralıyor kalbimizin saçakları, uhrevi bakışın yakıyor kirpiklerimi, soluyor gamzelerim
    Sensiz daralıyor yürek dağlarım, leyli düşünceler kurşuna diziliyor, eşkıyalar çalıyor hislerimi
    Sensiz daralıyor mevsimlerin soluğu, çatlıyor tohum, çürüyor olgunlaşan meyveler dallarında
    Sensiz daralıyor göğüs kafeslerimiz, şehrayinler karanlığa el pençe divan duruyor sabahlarda
    Sensiz daralıyor gönül kıyılarım, sadağında paslanıyor oklar, kumlar şimdi kırgındır denize
    Sensiz daralıyor sesimizin değdiği coğrafyanın nazenin ervahı, kül oluyor coşkumuz tende

    Ey gölgesi fecre kadar uzayan, melali aynalara yansıyan güzel, karanlığımıza hükmet! ..
    Ey gökleri gezen seyyah, uğra bizim de iklimimize, damıt ve dağıt içimizdeki hüzünleri
    Ey gönüllere köprü olan, kin köprülerini yıkan dost, dökülmesin umut ağacımızın yaprakları
    Ey ilham pınarlarının eşsiz kaynağı, esirgeme can suyunu, serp çatlayan yüreğimize
    Ey korkularımızı silip süpüren, sol yanımda taşıyorum alev parçasına dönüşen yokluğunu
    Ey bereketli yağmurlarla gelen nur damlası, çölleşen gönül atlasımıza ruhundan can ver
    Ey gönüllerin mümbit topraklarında açan yetim gül, çağlasın nehirlerin her kum tanesinde
    Ey göklerdeki yıldızları devşiren nurlu elçi, ışığını gönder kapkaranlık atmosferimize
    Ey varlığı yoklukta bulan sevgili, gözlerin çağırsın beni dar vakitlerde gönül hapsine
    Ey tarihin gülen talihi, götür hülyalarımızı teslim eyle sözün çoğalan keremine…

    Esselatü Vesselamü Aleyke ya Resûlullah! ...Esselatü Vesselamü Aleyke ya Habiballah!

  • Zainab
    Zainab 16.04.2007 - 22:09

    en-nour

    en yüce varlık, ins ve cinin peygamberi,
    senden daha üstün insan gelmedi gelemez

  • Zainab
    Zainab 16.04.2007 - 21:22

    خ ا ت م ا ل ن ب ي ي ن , hatamul-enbiya, mühür, son

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 11.04.2007 - 00:02

    Efendim;
    Sana değen rüzgârı,
    Seni örten bulutu özledim.
    Özlemeyi,
    Özlenilmeyi,
    Sevmeyi,
    Sevilmeyi,
    Sevindirmeyi,
    Sevindirilmeyi,
    Özledim..
    Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler,
    Yokluğunun ızdırabını nasıl duysunlar?
    Efendim,
    Seni çok seviyorum,
    Seni çok özlüyorum...

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 07.04.2007 - 22:04

    в ι η у ıℓ öм я üм σ ℓ ѕ α в ι η у ι ℓ ѕ є η ι ѕ є ν є я ∂ ι м в ι η у ıℓ ѕ є η ι ѕ є ν ѕ є у ∂ ι м в ι η у ıℓ ∂ α н α ι ѕ т є я ∂ ι м

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 30.03.2007 - 18:41

    Ey güller ülkesinin sultanı,
    Ey en büyük sevgilinin sevgilisi,
    Sana aşkımı ilan ediyorum.
    Sen seviyorum ya râsulallah....

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 18.03.2007 - 21:52

    Hangi gecenin sabahında bulurum ben seni,
    Günde beş defa iyi - kötü savaşı çıkartır kelimelerim,
    On dört asırlık uzaklıktan geliyorum kapına
    Suskunluğum, susuzluğum bu yüzden
    Bu yüzden sensizliğinde gurbetlerin dili lâl şairiyim.

    alıntıdır

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 05.03.2007 - 22:09

    Ey aşıkı dildade
    Gel nuş edelim bade
    Bir bade gerek amma
    Ki içilem ma’vade
    Can Allah canan Allah
    Canlar sana kurban Allah
    Hay kalbim zikrullah
    La ilahe illallah Muhammed rasûlallah

  • Kaan Terli
    Kaan Terli 22.02.2007 - 02:14

  • Kaan Terli
    Kaan Terli 22.02.2007 - 02:09

    Filistinli küçük şehit...

    suskunluğun bedeli
    çaresizliğin diyetidir Muhammed

    Ve şimdi Kudüs şahittir ki
    semaların küçük şehidi nazlı çiçeğidir Muhammed...


    Kudüste puslu bir yaz günü
    Birazdan kıyamet kopacak
    Küçücük bir şehit cennete uçacak
    Birazdan…

    Muhammed yaralı ceylanım
    Kapatma Gözlerini…
    Muhammed kurbanın olayım
    Bırakma Elimi…
    Muhammed ne olur duy beni
    Baba gel gidelim de
    Daha çok görecek günün var
    Acelen ne diye…

    Kapıda annen bekliyor
    Yolunu gözlüyor
    Muhammed Muhammed…

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 17.02.2007 - 22:23

    Arayı arayı bulsam izini
    İzinin tozuna sürsem yüzümü
    Hak nasip eylese görsem yüzünü
    Ey sevdiğim
    Ya Muhammed canım arzular seni

    der Yunus Emre..

  • Tolga Mert
    Tolga Mert 16.02.2007 - 15:49

    Aşkımın zirve insanı.. Örnek şahsiyet.. Ayaklı Kur'an.. Şefaat Ya Resulallah..

  • Mustafa Nihat Malkoç
    Mustafa Nihat Malkoç 11.02.2007 - 18:06

    MUHAMMET(SAV) MUHABBETTİR

    M.NİHAT MALKOÇ

    İman göğünün parlayan yıldızıdır Hz. Muhammed(sav) … Çölde susamışlara çağlayandır. Yolda kalmışlara kervansaraydır, handır. Uykusuzluktan gözleri kapananlara kuştüyü yastık… Kızgın güneş altında terden su olan bedenleri okşayan tatlı ve yumuşak bir saba yelidir. Güneşin kavurucu sıcağında gökleri kaplayan pamuk tarlası misali salkım salkım buluttur. Aşk bağının solmaz gülüdür. Karanlıklara tutulan billurdan bir avizedir.

    Onun mübarek aydınlığı karanlığa neşter vurdu. Ruhlarımız onun saadet ve nur ummanında aydınlandı. Karanlık karanlığından utanırken aydınlık senin aydınlığınla iftihar etti. Kâinatın özü olan sen, daralan ruhlarımıza da soluk oldun. Dünya sende buldu cemalini… İman senin nefesinle coğrafyamıza can verdi. Kum tanelerinden ibaret olan çöller bereketinle gülşene döndü. Varlık varlığınla hayat buldu şüphesiz…

    Senin ahlakın Kur’an’dan ibaretti. Onun için ahlak coğrafyan kusursuzdu. Geceni de gündüzünü de rahman ve rahim olan Allah’a adamıştın. Duygu, düşünce ve hayallerin, ilhamını göklerden alıyordu. Sen hususi bir edebe maliktin. Nurlu mürebbilerin tezgâhından geçmişti mübarek kalbin. Kur’an’ın nuruyla bezenmişti her bir hücren…

    İman ışığıyla aydınlanan gönüllerin azığıydın sen. Övülenlerin ve özgüye layık olanların şahikasıydın. İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem olsa da gerçekte yaşam seninle başladı. Sen Allah’ın insanlığa sunduğu eşsiz bir lütufsun. İslam’la şereflenenlere göre sevilmeye layık olanların başında gelensin. Her şey seninle irtibatlıdır hayatta. Seninle irtibatını kesenlerin sonu ne kadar da kötüdür. Ahh keşke bilseler ve dönseler! ...

    Muhammet(sav) muhabbettir dünyaya iman ışığıyla bakanlar için… Bizim gözbebeklerimize onun gölgesi düşer. Eşyaya onun penceresinden bakarız. Onun kokusu siner ayetlerin her bir hurufatına… Ümmi olsa da O, gelmiş geçmiş en büyük münevverdir düşünce ufuklarını kuşatan… Ledünni ilmin sarsılmaz kalesidir O…Sidretu’l-Münteha’da onun izleri silinmemiştir hâlâ… Rahman katına bu kadar yaklaşan bir fani gelmemişti cihana…

    Yetimleri koruyup kollayan bir yetimdin sen. Dünya gözüyle görmemiştin evin direği olan babanı… Körpeyken kaybetmiştim sevgili anneni… İçinde koca bir boşluk olarak kalmıştı onların sevgi ve hasreti. Deden Abdulmuttalip’le amcan Ebu Talip şefkat ve merhamet kanatlarının altında büyütmüştü seni. Sütannen Halime’nin evine bolluk ve bereket getirmiştin. Durum bundan ibaretken kimsesizlerin kimsesiydin, gariplerin sığınağıydın yine. Senden eli boş dönen olmamıştı ömrün boyunca. Rahmettin, yeri göğü yeşerten berekettin… Dalında işveyle duran mübarek ve muazzez bir güldün. Güllerin en irisiydin.

    Kin ve nefretin karşısında çelikten bir tabyaydın. Sözlerin müjdeler ve esintiler taşırdı çoraklaşan gönüllerimize. Adaletin uzun düşen gölgesiydin yeryüzünde. Umutlar senin gül kokuları sinen bahçende yeşerirdi ancak. Sen öldükten sonra ölümün de güzel olduğuna şeksiz inandık. Sen öldüysen ölüm güzel demektir. “Ölüm güzel şey budur perde ardından haber/ Hiç güzel olmasaydı ölür müydü Peygamber? ”diyen büyük şaire şimdi daha çok hak veriyoruz. Sen, bir zamanlar bize soğuk gelen ölümü bile sevdirdin.

    Senin ikliminde büyüyen ruhlar hayatın ilacı oldular. Ashab senin getirdiğin tükenmez solukla dağları, tepeleri, çorak arazileri aşarak menzile ulaştı. Cahiliye Arapları islamın nurlu iklimine girince bütün kirlerinden arındılar. Hayata kin ve nefretle bakan gözler ilahi ışıkla bezenince, kardeş oldu birbirine sırt çeviren yürekler… Birbirinin kuyusunu kazanlar; kâinatı kuşatan, canlı cansız her zerreye hayat veren ilahi mesajınla, kazılan kuyuları kapatmanın gayreti içerisine girdiler. Herkes kazdığı kuyuyu kapatmakla kalmadı, açılan diğer kör kuyuları da bertaraf ettiler. Kapatılan her kuyunun üzerine karanfiller, menekşeler ve gonca güller dikildi. Gül rayihaları kan ve barut kokusunu bastırdı.

    Ne kadar da güzel söylemiş şair: “Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl, Muhammedsiz muhabbetten ne hâsıl? ” diye… Evet, sohbetlerimiz seninle laf-ı güzaf olmaktan kurtuldu. Seni anlattıkça ve senin anlattığın nurlu hakikatleri, ilahi mesajından haberdar olamamış bahtsız insanlara ulaştırdıkça hayat daha da tazelendi. Somurtkan güzler tebessümle can buldu.

    Hz. Muhammed(sav) ruhlara vurulan iman mührünün mühürdarıdır. O mühürden yoksun ruhlar gerçekte bir viranedir. Zira o mühür imanın hayat suyuyla yıkanmıştır. Çocuklarını diri diri toprağa gömecek kadar kararan kalpler, bu mührün gölgesinde yumuşayarak mübarek insanlar zincirinin eşsiz halkaları olma bahtiyarlığına erişmişlerdir. Bu değişim gerçek manada bir yenilenme ve tazelenmedir.

    Arap çöllerinin nazlı kum taneleri bile seni dünya gözüyle göremeyen, sana dokunamayan, senin mübarek kokunu içine çekemeyen biz ahir zaman ümmetinden daha bahtiyardır. Topuklarına değen o kumlar kadar şanslı değiliz. Senin ayaklarının altındaki kumlara bile gıptayla bakan biz asi ahir zaman ümmetini şefkat ve merhametinden mahrum etme bari… Dünyaya geç gelişimiz ve suretini temaşa edemeyişimiz bizi eziyor. Bari ukbada doyasıya seyrettir o gül yüzlü cemalini biz bahtı kara ümmetine… Gerçi senin mübarek cemaline bakacak kadar arı değil gözbebeklerimiz… Yine de bu ziyafeti çok görme bize.

    Senin zamanında yaşayıp da sana inanmayanlara ve o mübarek kalbini yaralayanlara hem şaşarım, hem de acırım. Öte yandan seninle dost olan ve sana elverenlere gıptayla bakarım. Onlar yeryüzüne gelmiş en bahtlı insanlardır. ‘Ashab’ diye adlandırdığımız bu nurlu çehreler, yaşadığın müddetçe elin ayağın olmuşlardı. Sana yürekten bağlanan ve seni bütün değerlerin ve değerlilerin fevkinde tutan bu güzel insanlar bir yeryüzü cenneti inşa etmişlerdi.

    Resulullah’ı sevmek sevgilerin en isabetlisidir. Çünkü o sevginin kaynağı olan Allah’ın elçisidir. Allah’ı seven onun ‘Habibim’ dediği elçisini de sever. Zira Allah’ın en çok sevdiği ve değer verdiği kul Hz. Muhammed(sav) ’dir. Onu sevmekle Allah’a yakınlaşırız.

    Sevmek her şeye katlanmaktır; bütün zorluklara göğüs germektir. Sevgi ‘seviyorum’ demekle olmaz şüphesiz… Sevdiklerimize karşı fedakâr ve vefalı olmalıyız. Allah’ı ve Peygamberini sevmek, emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla mümkündür. Uyulması gerekenlere titizlikle uyuyor ve kaçınılması gerekenlerden kaçınıyorsanız bilin ki ilahi sevgi imtihanından alnınızın akıyla çıkmışsınız demektir.

    Seven sevdiğine layıkıyla itaat edendir. Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah’a gösterilecek sevginin, Resulüne itaat ile mümkün olabileceğini şöyle vurgulamaktadır: “De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki: Allah’a ve peygamberine itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah kâfirleri sevmez.” (Âl-i İmran, 31–32)

    Dünyanın gelmiş geçmiş en hayırlı insanları olan ashabın Resulullah’a duyduğu sevgi, şefkat ve merhamet dillere destandı. Onlar Efendimize yâr olmak için birbiriyle yarışmışlardı. Bunu dünyevi bakış açısıyla ele almak muhayyilemizi zorlayabilir. Çünkü o engin sevgiyi ve bağlılığı bizim gibi dünya menfaatleriyle ruhu kararmış fanilerin anlaması mümkün değildir.

    Sahabelerin mübarek hayat sahifelerine göz attığımızda Hz. Muhammed(sav) ’e olan bağlılıkları ve fedakârlıkları karşısında adeta küçük dilimizi yutarız. Zira onlar çocuklarını, eşlerini, mallarını ve canlarını hiçe sayarak Peygamber Efendimizin yüce saflarında yer tutmuşlardır. Resulullah’ı korumak için kendilerini gönül rahatlığıyla ölümün kucağına atabilmişlerdir. Böyle bir ruhun nasıl gerçekleştiğini bizlerin anlaması pek mümkün değildir. Demek ki tahkiki iman, insanı bu mertebelere getirebiliyor. Şüphesiz ki bu belli bir süreç gerektirir. Bizler emekleme devresinde olduğumuz için hafızamız bunlara yetişmiyor.

    Sahabelerin her biri birer yıldızdı. Fakat onların da birbirine göre daha üstün olanları vardı. Hulefa-i Raşidin bunlardandır. Bu dört mübarek zatın peygamber sevgisi, kelimelerle ifade edilemeyecek derecede büyüktü. Onlar kendilerini Resulullah’a adamışlardı.

    Dört halifeden ilki olan Hz. Ebubekir, Peygamber Efendimize diğer sahabelerden çok daha yakındı. O, aynı zamanda damadı olan Efendimizi canından aziz bilmiştir. Ona sonsuz bir sevgisi ve güveni vardı. Hz. Peygamber’in bir gecede Mekke’den Kudüs’e, oradan da Sidretü’l Münteha’ya gittiğini, İsra ve Mirâc hâdisesini gerçekleştirdiğini duyan müşrikler bunu Hz. Ebû Bekir’e yetiştirdikleri zaman; “O dediyse doğrudur.” demiştir. Bekledikleri bir açığı bulmuşçasına sevinen ve alaycı bir tavırla hareket eden müşrikler, böylelikle ondan arzuladıkları cevabı alamamışlardır. Hz. Ebubekir’in bu sadakat ifade eden cevabı onun her halükârda Peygamberimize olan sonsuz güvenini ve itimadını gösteren bir misaldir.

    Hz. Ömer’in Resulullah’a olan aşkı ve muhabbeti dillere destandı. Resul-i Ekrem’e söylenen her kötü sözün sahibi, karşısında Hz. Ömer’i bulurdu. Peygamberimizi, canından aziz bilen Hz. Ömer, bir ara Peygamber Efendimizin huzuruna gelmiş ve: “Ey Allah’ın Resulü! Sen bana nefsimden başka her şeyden daha sevimlisin”, demişti. Peygamberimiz de: “Ömer! Kendinden de! ” buyurmuş, bunun üzerine Hz. Ömer: “Kendimden de! ”, deyince Hz. Peygamber (sav) : “Ey Ömer, işte şimdi oldu! ” cevabını vermişti.

    Hz. Muhammed(sav) ashabın gözbebeğiydi. Büyük küçük herkes onu anasından, babasından, malından mülkünden daha çok seviyordu. Bununla ilgili olarak Uhud Savaşı sonrasında yaşanan bir hadise Resulullah’a duyulan sevgi ve muhabbetin derecesini göstermesi bakımından dikkate şayandır. Bilindiği gibi Uhud Savaşı İslam tarihinin önemli hadiselerindendir. Bu savaşta Müslümanlar önemli kayıplar vermişti. İslam’ın şanlı kılıcı Hz. Hamza da bu savaşta şehit olmuştu. Bu savaşla ilgili olarak anlatılan şu kıssa, Peygamberimize duyulan sevginin derecesini göstermesi açısından ehemmiyetlidir.

    İslâm ordusu Medine’ye döndüğü zaman karşılayanlar arasında, Beni Dinar kabilesi mensuplarından Müslüman bir kadın da vardı. Bu kadının babası, kardeşi ve kocası harpte şehit olmuştu. Onu görenler bu haberi kendisine veren kişi olmamak için gözlerini ondan kaçırıyor, ona bakmamaya çalışıyorlardı. Sonunda kendisine önce babasının şehit olduğunu söylediler. O, “Hz. Peygamber sağ mı? ” diye sordu. Arkasından kardeşinin vefatını haber verdiler. Kadın ise, “Resulullah nasıldır? ” dedi. Sonunda, “Kocan da şehit oldu” dediler. O hanım bütün bunları duymamış gibi hâlâ, “Allah’ın Resulü nasıl, ona bir şey olmadı ya? ” diye soruyordu. Hz. Peygamberin sağ ve salim olduğunu bildirdiklerinde ise şöyle dedi: “O, sağ ve selâmette olduktan sonra, her felâket benim için bir hiçtir.” (İbn Hişam, Siret, III/178–181)

    Resulullah Efendimiz de diğer insanlar gibi bu dünyada bir faniydi. O da zamanı gelince bütün insanlar gibi bu imtihan sahnesinden ayrıldı. Fakat onun ölümü ashabı derin bir üzüntüye gark etti. Onun varlığını küfre karşı bir kalkan olarak gören müminler, ölümüyle elem denizine düştüler. Hz. Peygamberin ölümüne en çok üzülen ve bunu bir türlü kabullenemeyen Hz. Ömer’in tepkisi enteresandır. Hz. Ömer, O’nun Hz. Musa gibi Rabbi ile buluşmaya gittiğini, O’nun için ‘öldü’ diyen olursa ellerini keseceğini söylüyordu.

    Resulullah’ın ölümü esnasında gözlerden oluk oluk yaşlar dökülüyordu. Ebû Bekir, Rasûlullah’ın iyi olduğu bir sırada ondan izin alarak kızının yanına gitmişti. Vefat haberini duyar duymaz hemen geldi, Resûlullah’ı alnından öptü ve “Babam ve anam sana feda olsun ya Resulullah... Ölümünde de yaşamındaki kadar güzelsin. Senin ölümünle peygamberlik son bulmuştur. Şanın ve şerefin o kadar büyük ki, üzerinde ağlamaktan münezzehsin. Ya Muhammed, Rabbinin katında bizi unutma; hatırında olalım” dedi. Sonra dışarı çıkıp Ömer’i susturdu ve ayakta durmaya mecali olmayan sahabelere şunları söyledi:

    “Ey insanlar, Allah birdir, O’ndan başka ilâh yoktur, Muhammed O’nun kulu ve elçisidir. Allah apaçık hakikattir. Muhammed(sav) ’e kulluk eden varsa, bilsin ki o ölmüştür. Allah’a kulluk edenlere gelince, şüphesiz Allah diri, bâkî ve ebedîdir. Size Allah’ın şu buyruğunu hatırlatırım: “Muhammed sadece bir elçidir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ökçelerinizin üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim ökçesi üzerinde geriye dönerse Allah’a hiçbir ziyan veremez. Allah şükredenleri mükâfatlandıracaktır” (Âl-i İmrân, 3/144) .Allah’ın kitabı ve Resûlullah’ın sünnetine sarılan doğruyu bulur, o ikisinin arasını ayıran sapıtır. Şeytan, peygamberimizin ölümü ile sizi aldatmasın, dininizden saptırmasın. Şeytanın size ulaşmasına fırsat vermeyiniz”

    Saadet asrının İslamla şereflenen her bir ferdi, Peygamberinin gönüllü askeriydi. Onun için yapamayacakları bir fedakârlık yoktu. En büyük sermayeleri ona duydukları sevgi ve muhabbetti. Fakat onlar karşılıksız ve çıkarsız seviyorlardı. Bir gün ashabdan biri gelerek Allah Resulüne: “Kıyamet ne zaman kopacak? ” diye sorar. O da: “Kıyamet için ne hazırladın? ” buyurur. Sahâbi: “Öyle çok fazla amelim yok. Lâkin Allah ve Resulünü çok seviyorum” deyince, Allah Resulü: “Kişi sevdiğiyle beraberdir.” buyurur. O zat, bunu bir müjde olarak kabul eder, içi tarifsiz bir huzurla dolar.

    Sahabelerin Hz. Muhammed(sav) ’e duydukları sevgiyi kelimelerle anlatmak müşküldür. Bununla ilgili olarak yüzlerce örnek kıssa anlatabiliriz. Fakat asıl maksadımızı bu kadar misalle de ifade ettiğimiz kanaatindeyim. Allah bizleri onun şefaatine nail eylesin. Sözlerimi, şiirde İslam’ın gür sesi olan Mehmet Akif’in, Resulullah Efendimizi tavsif ettiği, dua niteliği de taşıyan bir dörtlülüğüyle bitirmek istiyorum:

    “Dünya neye mâlikse O’nun vergisidir hep,
    Medyûn O’na cemiyeti, medyûn O’na ferdi;
    Medyûndur O masuma bütün bir beşeriyet,
    Yâ Rab, mahşerde bizi bu ikrar ile haşret! ”