aşk iyi duygularının yanında kız ve erkeğin birbirine büyük yada küçük yalan söyleme, kendini olduğundan asil gösterme devresidir bence önemli olan 2-3 aydan sonraki birbirini tanıdıktan sonraki sevginin olduğu ilk zamanlardaki kurmacaların yaşanmadı dönem önemlidir
bir anda karşına çıkıverir ne yapacağını şaşırırsın.o günden sonra herşey değişir.artık hayat sana pembe görünür..ne heyecanlar ne fırtınalar kopar içinde..kelimeler yetmez anlatmaya içindekilerini dile getiremezsin..kalbin kitlenir beynin uyuşur...neler olmaz ki...neler düşünmezsin ki..tüm kapılar açılır sana.artık tanıyamazsın kendini ve nereye göz atsan karşına hep 'o' çıkar..işte aşk böyledir...ne başı vardır ne de sonu.
Aşk bir yaz günü birden bastıran yağmurdur.Kış günü açan nilüfer.Aşk mantığın dışıdır ve çok bilinmeyenli bir denklemdir.Aşk dokununca biten, ayrılık varsa çoğalan, gururun önemsenmediği ve kendimizi, duygularımızı kullanabilmeyi istediğimiz çalışma alanıdır.
Bilir misin Aşk tek kişiliktir. Yani ben divane olsam ne kilometrelerce uzakta Sen kendi dünyanı kuruyorsun Hiç ölmeyecekmiş gibi Oysa ben hep senden haber bekledim Yalnız gecelerde. Sen yine aynı sen Zaman istiyorsun benden Halbuki ben bütün zamanlarımı sana bıraktım Zadece zamanları bıraksam iyi Hayatım iki dudağının arasında Olsa ne yazar Sen yine aynı sen Ben yine aşığım umursamayışına Ama seninle ortak yönümüz de yok değil Dediği gibi şairin İkimizde seni çok seviyoruz Ve aşk yanmakmış sevgili tek kişi için Ve ben yanıyorum Bir gün bulursan küllerimi karadenizde Bil ki Bunlar seni sen kadar seven Bu garibin yüreğinin tükenmiş halidir Ve sakın üzülme aşk tek kişiliktir
Aşk mı? bizim mahalleye hiç uğramadı.aşkı tanımlayamam, yaşamadık aşkı...belki bir gün kapımızı çalarsa belki tanışırız.işte o zaman tanımlarız aşkı...
aşk bence hayatın her anında aşık olduğun kişiye duyduğun saygı ve sevgidir. Onu her an hatırlama ve özlemaktir. Ve ona duyduğun bağlılıktır. Eğer karşılık alıyorsanız bu gittikçe güçlenmelidir. Her yaşadığını onunla paylaşmaktır aşk.hiç birşey gizlemeden ona duyduğun sevgiyi söylemektir aşk.
aşk..bence karsıdaki insana karsı duyulan ilk heyecanın bi zaman sonra alışkanlık yapmasıdır.. :) (evlenince neden yoksa hersey laçkalaşsın ki...?) alışkanlığa donusmesinden kaynaklandığı ichin..
belki bi gün yine beni bulur uğrar yanıma. ama ben onu bu kadar hırpalamışken bu duygu gelir mi acaba yine bana. yanında beklediğimi getirerek...........
hala onu deliler gibi sevmemdir.. ben sana hep aşıktım vede hep aşık kalıcam galiba..2 senedir sana aşığım bebeğim vede bundan sonrada öyle olucak sanırım çünkü seni her gördüğümden aynı şeyi hissediyorum, uzakta olman, yakınımda olman, kavga etmemiz, gülmeemiz hiçbişey bunu değiştirmedi..
sen birtek şunu anlayamadın; aşık olunca kızlar hırçınlaşır.. hep kafan karıştı, yaptıklarıma bir anlam veremedin.. ama ben seni çok sevdim...sana aşık olduğumdandı bunlar hepsi aşktandı....
aşkımın hiç son bulmadığı tek insan sensin.. aradan geçen zamansa önemsiz nolursa olsun. ister 1 gün ister 1 yıl
Elde Edilişi: Aşkı elde etmek için türlü yöntemler vardır. Birinci yöntem için ilkel maddeler, para, bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahalı olduğu için, endüstride başka yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasında aşk, parasız-pulsuz, belirli bir süre 'gözleme' yardımı ile elde edilir. Bu şekilde elde edilen aşk saf değildir. Çeşitli randevularla kristalleştirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.
Fiziki Özellikleri: Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerleşir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. İlk resmi tanımı Adem ile Havva tarafından yapılmış, sonra insanlar tarafından geliştirilmiştir.
Kimyasal Özellikleri: Kaba sözlerden alınır. Formülü hemen değişir. Aslında aşk dayanıklı bir madde değildir. Parasızlık, sefillik, yalancılıkla 'geçimsiz' bir ilaçtır.
Saflık Muayenesi: Aşkın ne ölçüde 'saf' olduğunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanıklı olduğu anlaşılır.
Miktar Tayini: Aşk enjekte edilmiş ve hassas tartılmış bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararası ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun aşkına eşittir.
Kullanışı: Nisan ve nikahta az dozlarla alınmalı, fazla miktarı, magandalardan para kopartmada kullanIılır. Aşk çeşitli biçimlerde görülebilir. Bilim aşkı, sanat aşkı, doğa aşkı gibi..
Teşhisi: Kalp çarpıntısı. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiğinden başkasını görememe şeklinde özel bir körlük. Mantık kaybı. Uykusuzluk, iştahsızlık, terleme..
Kullanışı: Kalbi hızlandırmak için, alçak dozda.Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neşelendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alınmazsa kişide kompleks yaratır.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda guldurucu etkisi vardIr.
İlacın Reklamı İçin Uygun Slogan: Karanfilim ez beni, çift kanatlı tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz beni...
ask, duyguların en yogun oldugu kıskanclıgın, uzuntunun, anlamsızlıgın, uykusuzlugun en cok ta ozlemlerın oldugu bır anlam kargasası.kargasa cunku kımsenın tam olarak ne anlama geldıgını bılmedıgı bır sey
aşk acısının güzel bir ilacı vardır.... tıpkı çok sevdiğim bir dostun dediği gibi... bir sorunun olduğunda uzaya çık ve oradan sorununa bir daha bak derdi....o zaman sorununun diğer insanların sorunları yanında aslında ne kadar küçük olduğunu göreceksin......
ama başarabilmiş mi insanoğlu...hayır...neden? çünkü aşka aşık olmuşuz....tıpkı bir esrarkeşin aradığı gibi arıyoruz onu çünkü....hem fiziksel hem psişik bağımlılık yapmış bizde.....kaçış yok...sonu da yok..öleceksin.....
ama ben oldum olası sevmem platonik aşkları.....aşkın da karşılıklı olanı mutludur çünkü....mazoşist olmadığımıza göre.....karşılıklı olmayan herşeyi verdiğim değeri hak etmeyen herşeyi siler atarım hayatımdan....böylesi ruh sağlığım için daha iyi...çünkü aşık olan savaşır....sevgi bunu gerektirir...
çünkü birinin uğrunda ölemiyorsan yaşamış sayma kendini...
Aşk yok olmaktır var olmak adına.İnsanın iç dinamiklerini harekete geçiren bir erdem, büyü ya da kutlu bir bakış...Gücü sembolize eder...Yaşama haykırış, titrek bir selamdır belki de...
Çay içerken sigaranın dumanının sana kimi hatırlattığını tahmin etmemek, telefonun rehberini kurcalarken beni kimse aramıyor dememek, saatlerce bilgisayarın başında oturup insanları eykileyebilecek sözcük bulmakta güçlük çekerek chat yapmamak, hayatın acımasız, insanların vahşi ve gaddar olduğunu söylemeden ve düşünmeden sohbetlere devam edebilmek, kendini dünyanın en romantik ve düşencili insanı olmadığını bilebilmek ve yalan söylememek olsa gerek...
Ask bu duyguyu yasama potansiyeli olan bireyin, libidosundaki artisin ihtiyac fazlasini kanalize edecegi bir aktarim objesini bulur bulmaz hedefe kilitlenmesidir. Bazen platonik düzeyde sadece gönülle oldugu gibi bazen de oldukca (yüksek) düzeyli iliski seklinde de gerceklesebilir. Özellikle son zamanlarda gereksiz ayrintilarla kayb edecek zamani´miz yok, fast food caginda yasiyoruz fikrinden gidip, gereksiz gönül fasliyla vakit harcanmasina yüz verilmiyor... Isin özüne, et, süt ve bilumum proteinli ürünlerden maximum yararlanma kaygisina ask deniyor... Düzeyli olmazsa, duygu düzeyinde kalirsa buna torbadan hangisi cikarsa psikolojik marazlardan bir tanesinin ismi yapistiriliyor. Ask dedigin düzeyli olmalidir yani... (adil düzenle ilgisi yok, benzerlik sadece sizin cagrisim siisteminizin fesadligi)
Tanimindaki vurgu faydalilik vurgusu siddetini artirdikca, eski felsefelerden miras kalan aska verilen önem de siddetini artirmaktadir.
'Her ne var ise alemde ask imis ancak'
gibi bir dizenin hakliligi da ici yeniden doldurulmus ask baglaminda en baba bicimde ispatlanmaktadir, filmler vs.ler vasitasiyla...
Pencerenin camlari icerdeki iki varligin duygu yogunlundan dolayi buzlu cam gibi görünene kadar bugulanmazsa, yukaridaki dizenin geregi olan felsefi derinlikten tamamen yoksun oluyor o film... Derinlik önemli...
'Her ne var ise alemde ask imis ancak'
madame ki öyle, o zaman alemin ayakta kalmasi, kurtulmasi da bu kavramin derinligi ile baglantili olmalidir...
felsefeyi (hikmet) modern zamanlara uyarlayan Hollywood bu felsefi gereklilik (determinisme) baglaminda, hemen gerekli boslugu doldurmak icin beynin kivrimlarini harekete gecirdi...
Bu amacla 5. element adli film ortaya cikti... Filmde dünya tehlikededir... Birileri ebesini bellemek üzere harekete gecmektedir ve dünyanin ebesinin bellettirilmemesi lazimdir.. (fistik gibi seyler varken niye dünyanin ebesi bellensin ki? .. logik degildir... ne bellenmesi lazimsa o bellenmelidir yani..)
lafi toparlarsak.. dünyanin ebesinin bellettirilmemesi lazimdir, yani dünya kurtarilmalidir...
bu amacla, dünyayi bir cok kereler kurtarmis olan bruce beye rica edilir. o da 'yine mi kurtariciiz, ya adami birakmiyorsunuz ki iki dakka cay icek, zirt birt sunu da kurtariver bunu da kurtariver abii, yani bizim özel hayatimiz yok mu' gibisinden nazlanmalardan sonra bir kerre daha kurtarmak üzere 'bu son olsun ha' deyip ise girisir.. Ama yeni trendden haberi yoktur. bu defa dünya o kaddar felsefi bicimde kurtarilacaktir ki, bilseydi bruce, naz etmeden atlardi felsefe askindan...
Dünyanin kurtarilmasi icin ugrasilirken en önemli kurtarma araci olan 5. element bir makine marifetiyle yeniden üretilir (reproduktion) .... Arac mükemmeldir (biber kirmizisi saclari, pürüzsüz gövde aksami vs..) .. Ama is bu araci kullanmaktadir.. E bu isi de burce abimiz yapacaktir yani.. memleketimizde multifunktionel elemanlar vardir, her türlü araci kullanabilirler ya.. bruce da o cinsten.. her türlü arac itina ile kullanilir türünden.. Ama bu arac baska arac... ama yine olsunnn.... dag ne kadar yüksek olursa yol üstünden asar, bruce beyde de bu aracin farkliligina uygun da donanim vardir..
zira ki bruce abimiz, bu gibi araclari kullanmak icin gerekli olan tastesteron denilen yeterlilik belgesinden gereginden fazla nasibedar oldugundan saclari dökkülmüstür de, konu ile ilgili olarak mesela bruce diye resmi bassilmistir konu mankeni olarak..
e yani birakin da bu araci da o kullansin...
neyse efeeemmm, , , (günes de dogmak üzere, paralari söyle kesenin icine ativerin bu arada hanci, serbbetlerimizi tazeleyiver)
alemin temeli olan askin, dünyayi kurtarmak icin gerekli oldugu, filmde bir yerlerdeki yazilardan tamamen tesadüfi yollarla ögrenilir (ögretici sinema, shakespearin tiyatroya bakisindan esinlenmistir.- yazarin palavrasi) ve bruce bey abimiz de insanligin iyiligi icin alemin iyiligi icin dünyayi kurtarmak icin gereklli aygitin üzerine cikar... gaz debriyaj el fireni vs. gerekli aygitlari bir iyi yokladiktan sonra sööle bir üst kontak yapar ve veeeeee...
düzeyli askin alameti olan yararlilik prensibinin hasosu olan protein aktarimi gerceklesirken, alet coskuyla calismanin, ve askin etinden sütünden ve proteinli sair ürünlerinden yararlanmanin bir nisanesi olarak helecan icinde sarsilmaya baslayinca, hasil olan enerji ile
'Her ne var ise alemde ask imis ancak'
dizesinin neo version kommentarlari (yorum) geregi alem, temeli olan askin olusturdugu enerji ile pür nur olur... ortalik aydinlanir ve dünyanin ebesini bellemeye azm etmis cümle mefsedet bir anda yok olur, butlana erer...
(dünyanin ebesinin bellenmemesi icin, ayni eski caglardaki kurban gelenegi gibi, bir baska seyin bellenmesi gerekiyordu, bruce bey de onu yapti gibi fesad yorumlar olsa da..) bu direkt olarak alemin temeli olan aaskla ilintili bir durumdur...
dünyanin kurtulmasi icin ask yapilmalidir.. evrensel düzeyde oldugu gibi lokal ve national düzlemde... ayni sekilde türkiyemizin de kurtarilmasi icin ask lazimdir.. netekim türkiyeyi kurtarmak icin kollari sivayan her fedakar yerli bruce'larimiz illa da memleket sevdasindan bahs etmektedirler.. memleketlerimize olan askllarini ifade etmektedirler ve memleketi kurtarmak icin hemen en kestirme yoldan da aska baslarlar...
kurtarilmasi icin ask sarttir, zira ki memleketimizin ismi zaten feminen bir isimdir..
Islam dünyasinin da kurtarilmasi icin ask sarttir.. bu gün bu ise soyunan(!) büyüklerimiz de senelerdir islam dünyasina olan asklarini dile getiriyorlardi... Ama kendileine firsat verilmediiginden asklarini eyleme dökemiyorlardi..
simdi firsat buldular ve kurtarilmasi gereken ilk yer olarak ortadogudan basladilar.. aska baslamak icin gereken sey bir teskere kaldi,
onun icin de yattigi siperde gez göz arpaciktan askinin et ve süt aksamini tahayyül eden mehmetciklerimiz gibi 'gel teskere gel, bitsin bu hasreeetttt' makaminda terennüm eylemektedirler..
çok sürmeyen bazen bizi biz olmaktan çıkaran yüksek bir yerden düşmek üzere oldumuzdaki gibi korkutan yeni doğmuş bebeği elimize aldığımızda hissettiğimiz heyecanla karışık mutluluk hayata sarılma isteği ve son olarak ölünün arkasından duyulan acı ve unutulmuşlukkkkk
aşk iyi duygularının yanında kız ve erkeğin birbirine büyük yada küçük yalan söyleme, kendini olduğundan asil gösterme devresidir bence önemli olan 2-3 aydan sonraki birbirini tanıdıktan sonraki sevginin olduğu ilk zamanlardaki kurmacaların yaşanmadı dönem önemlidir
bir anda karşına çıkıverir ne yapacağını şaşırırsın.o günden sonra herşey değişir.artık hayat sana pembe görünür..ne heyecanlar ne fırtınalar kopar içinde..kelimeler yetmez anlatmaya içindekilerini dile getiremezsin..kalbin kitlenir beynin uyuşur...neler olmaz ki...neler düşünmezsin ki..tüm kapılar açılır sana.artık tanıyamazsın kendini ve nereye göz atsan karşına hep 'o' çıkar..işte aşk böyledir...ne başı vardır ne de sonu.
Aşk bir yaz günü birden bastıran yağmurdur.Kış günü açan nilüfer.Aşk mantığın dışıdır ve çok bilinmeyenli bir denklemdir.Aşk dokununca biten, ayrılık varsa çoğalan, gururun önemsenmediği ve kendimizi, duygularımızı kullanabilmeyi istediğimiz çalışma alanıdır.
AŞK
Bilir misin
Aşk tek kişiliktir.
Yani ben divane olsam ne
kilometrelerce uzakta
Sen kendi dünyanı kuruyorsun
Hiç ölmeyecekmiş gibi
Oysa ben hep senden haber bekledim
Yalnız gecelerde.
Sen yine aynı sen
Zaman istiyorsun benden
Halbuki ben bütün zamanlarımı sana bıraktım
Zadece zamanları bıraksam iyi
Hayatım iki dudağının arasında
Olsa ne yazar
Sen yine aynı sen
Ben yine aşığım umursamayışına
Ama seninle ortak yönümüz de yok değil
Dediği gibi şairin
İkimizde seni çok seviyoruz
Ve aşk yanmakmış sevgili tek kişi için
Ve ben yanıyorum
Bir gün bulursan küllerimi karadenizde
Bil ki
Bunlar seni sen kadar seven
Bu garibin yüreğinin tükenmiş halidir
Ve sakın üzülme aşk tek kişiliktir
Aşk mı? bizim mahalleye hiç uğramadı.aşkı tanımlayamam, yaşamadık aşkı...belki bir gün kapımızı çalarsa belki tanışırız.işte o zaman tanımlarız aşkı...
yaşama biçimidir
aşk bence hayatın her anında aşık olduğun kişiye duyduğun saygı ve sevgidir. Onu her an hatırlama ve özlemaktir. Ve ona duyduğun bağlılıktır. Eğer karşılık alıyorsanız bu gittikçe güçlenmelidir. Her yaşadığını onunla paylaşmaktır aşk.hiç birşey gizlemeden ona duyduğun sevgiyi söylemektir aşk.
aşk..bence karsıdaki insana karsı duyulan ilk heyecanın bi zaman sonra alışkanlık yapmasıdır.. :) (evlenince neden yoksa hersey laçkalaşsın ki...?) alışkanlığa donusmesinden kaynaklandığı ichin..
belki bi gün yine beni bulur uğrar yanıma. ama ben onu bu kadar hırpalamışken bu duygu gelir mi acaba yine bana. yanında beklediğimi getirerek...........
Özlemim....gel artık....
Kurtar bu zavallı ruhumu zalimlerin elinden....
Elimden tut...ve mavi ummanlara götür beni....
Yeşil ormanlara götür...
Gökkuşaklarını göster bana....
Göster ki...
Artık üşümesin yüreğim....
Ağlamasın gözlerim.....
Varlığınla....can ver bana......
O kadar ki....
Ana rahmine dönen kalbimden...
Bir bebek doğsun dünyaya...
Ve o bebeğin adı....AŞK....olsun....
eternalflame/kasım 2003
aşk a bak bee en çok msj sana yazılmış aşkk..canım ülkemde ne kadar da aşkı yaşayan aşık insan var. ne seninle ne sensiz.... :)
'düşümde aşkı gördüm; insanları arıyordu
uyandım insanları gördüm; aşkı arıyorlardı'
(Özdemir Asaf)
hala onu deliler gibi sevmemdir.. ben sana hep aşıktım vede hep aşık kalıcam galiba..2 senedir sana aşığım bebeğim vede bundan sonrada öyle olucak sanırım çünkü seni her gördüğümden aynı şeyi hissediyorum, uzakta olman, yakınımda olman, kavga etmemiz, gülmeemiz hiçbişey bunu değiştirmedi..
sen birtek şunu anlayamadın; aşık olunca kızlar hırçınlaşır.. hep kafan karıştı, yaptıklarıma bir anlam veremedin.. ama ben seni çok sevdim...sana aşık olduğumdandı bunlar hepsi aşktandı....
aşkımın hiç son bulmadığı tek insan sensin.. aradan geçen zamansa önemsiz nolursa olsun. ister 1 gün ister 1 yıl
hiç bişeyden çok herşeyden az
Bilmiyorum 18 yaşında biraktım sonrada hiç tatmadım nasıl birşey olduğunu unuttum gitti güzel birşey olsa gerek.
kelimeler ile ifade edilebilinir mi ki bu kadar cok satirlar dolmus buraya? Belki de söyle düsünmek lazim fiziksel aksülamel...baska birsey degil...
Aşk doğa eczanesinde nasıl elde edilir?
İlacın Adı: Aşk
Familya: Sevdaca
Bitki Adı: Aşkus Tadarus
Elde Edilişi: Aşkı elde etmek için türlü yöntemler vardır. Birinci yöntem için ilkel maddeler, para, bir çift söz ve bir çift kesici gözdür. Fakat bu yöntem pahalı olduğu için, endüstride başka yollarla elde edilir. Özellikle orta insanlar arasında aşk, parasız-pulsuz, belirli bir süre 'gözleme' yardımı ile elde edilir. Bu şekilde elde edilen aşk saf değildir. Çeşitli randevularla kristalleştirilir ve daha sonra saf olarak elde edilir.
Fiziki Özellikleri: Pembe renkli kristallerden olusur. Kalpte yerleşir. Keskin lezzetlidir. Özellikle iç organlarda hissedilir. İlk resmi tanımı Adem ile Havva tarafından yapılmış, sonra insanlar tarafından geliştirilmiştir.
Kimyasal Özellikleri: Kaba sözlerden alınır. Formülü hemen değişir. Aslında aşk dayanıklı bir madde değildir. Parasızlık, sefillik, yalancılıkla 'geçimsiz' bir ilaçtır.
Saflık Muayenesi: Aşkın ne ölçüde 'saf' olduğunu anlamak için ihanet, aldatma, matrak geçmeyle ne ölçüde dayanıklı olduğu anlaşılır.
Miktar Tayini: Aşk enjekte edilmiş ve hassas tartılmış bir insan, bir haftada kilo kaybederse bu uluslararası ölçülere göre en az Romeo-Juliet, Türk ölçülerine göre Leyla Mecnun aşkına eşittir.
Kullanışı: Nisan ve nikahta az dozlarla alınmalı, fazla miktarı, magandalardan para kopartmada kullanIılır. Aşk çeşitli biçimlerde görülebilir. Bilim aşkı, sanat aşkı, doğa aşkı gibi..
Teşhisi: Kalp çarpıntısı. Uçma hissi, gözlerde kararma, sevdiğinden başkasını görememe şeklinde özel bir körlük. Mantık kaybı. Uykusuzluk, iştahsızlık, terleme..
Kullanışı: Kalbi hızlandırmak için, alçak dozda.Sinir sistemini uyarmak için yüksek dozda. Moral ve cesaret verici neşelendirici. Ancak belli dozu yoktur. Hiç alınmazsa kişide kompleks yaratır.Yüksek dozda öldürücü, alçak dozda guldurucu etkisi vardIr.
İlacın Reklamı İçin Uygun Slogan: Karanfilim ez beni, çift kanatlı tülbentten süz beni, sen kalem ol ben divit, reçeteye yaz beni...
matem
siyahlara bürünmek.yani ACI.
özlemi ve kıskanclıgı hatırlatıyor
ask, duyguların en yogun oldugu kıskanclıgın, uzuntunun, anlamsızlıgın, uykusuzlugun en cok ta ozlemlerın oldugu bır anlam kargasası.kargasa cunku kımsenın tam olarak ne anlama geldıgını bılmedıgı bır sey
ask iki insanin sadece birbirlerini dusunup hayatin kucuk bir bolumunde takili kalmanin gostergesidir
ask bencilligin en asiri seklidir
aşk acısının güzel bir ilacı vardır....
tıpkı çok sevdiğim bir dostun dediği gibi...
bir sorunun olduğunda uzaya çık ve oradan sorununa bir daha bak derdi....o zaman sorununun diğer insanların sorunları yanında aslında ne kadar küçük olduğunu göreceksin......
ama başarabilmiş mi insanoğlu...hayır...neden? çünkü aşka aşık olmuşuz....tıpkı bir esrarkeşin aradığı gibi arıyoruz onu çünkü....hem fiziksel hem psişik bağımlılık yapmış bizde.....kaçış yok...sonu da yok..öleceksin.....
ama ben oldum olası sevmem platonik aşkları.....aşkın da karşılıklı olanı mutludur çünkü....mazoşist olmadığımıza göre.....karşılıklı olmayan herşeyi verdiğim değeri hak etmeyen herşeyi siler atarım hayatımdan....böylesi ruh sağlığım için daha iyi...çünkü aşık olan savaşır....sevgi bunu gerektirir...
çünkü birinin uğrunda ölemiyorsan yaşamış sayma kendini...
Bir lamba yanıyor hafif ve sarı:
Açıyor ellerini göğe bir kadın.
Uzuyor, uzuyor altın saçları
Uğrunda ölünen güzel kızların...
Bir lamba yanıyor hafif ve sarı:
Garip bir yolculuk:tren ve Geyve.
Bir hançer bölüyor, ah rüyaları
Bir rüya, bir hançer, bir el, ve, ve, ve....
Sezai Karakoç
Ask nedir ki, bir nefes alip vermek misali ölümdür.
Aşk yok olmaktır var olmak adına.İnsanın iç dinamiklerini harekete geçiren bir erdem, büyü ya da kutlu bir bakış...Gücü sembolize eder...Yaşama haykırış, titrek bir selamdır belki de...
narsizm miş eter öyle diyo...
Çay içerken sigaranın dumanının sana kimi hatırlattığını tahmin etmemek, telefonun rehberini kurcalarken beni kimse aramıyor dememek, saatlerce bilgisayarın başında oturup insanları eykileyebilecek sözcük bulmakta güçlük çekerek chat yapmamak, hayatın acımasız, insanların vahşi ve gaddar olduğunu söylemeden ve düşünmeden sohbetlere devam edebilmek, kendini dünyanın en romantik ve düşencili insanı olmadığını bilebilmek ve yalan söylememek olsa gerek...
A s k v e d ü n y a y i k u r t a r m a k
Ask bu duyguyu yasama potansiyeli olan bireyin, libidosundaki artisin ihtiyac fazlasini kanalize edecegi bir aktarim objesini bulur bulmaz hedefe kilitlenmesidir. Bazen platonik düzeyde sadece gönülle oldugu gibi bazen de oldukca (yüksek) düzeyli iliski seklinde de gerceklesebilir. Özellikle son zamanlarda gereksiz ayrintilarla kayb edecek zamani´miz yok, fast food caginda yasiyoruz fikrinden gidip, gereksiz gönül fasliyla vakit harcanmasina yüz verilmiyor... Isin özüne, et, süt ve bilumum proteinli ürünlerden maximum yararlanma kaygisina ask deniyor... Düzeyli olmazsa, duygu düzeyinde kalirsa buna torbadan hangisi cikarsa psikolojik marazlardan bir tanesinin ismi yapistiriliyor. Ask dedigin düzeyli olmalidir yani... (adil düzenle ilgisi yok, benzerlik sadece sizin cagrisim siisteminizin fesadligi)
Tanimindaki vurgu faydalilik vurgusu siddetini artirdikca, eski felsefelerden miras kalan aska verilen önem de siddetini artirmaktadir.
'Her ne var ise alemde ask imis ancak'
gibi bir dizenin hakliligi da ici yeniden doldurulmus ask baglaminda en baba bicimde ispatlanmaktadir, filmler vs.ler vasitasiyla...
Pencerenin camlari icerdeki iki varligin duygu yogunlundan dolayi buzlu cam gibi görünene kadar bugulanmazsa, yukaridaki dizenin geregi olan felsefi derinlikten tamamen yoksun oluyor o film... Derinlik önemli...
'Her ne var ise alemde ask imis ancak'
madame ki öyle, o zaman alemin ayakta kalmasi, kurtulmasi da bu kavramin derinligi ile baglantili olmalidir...
felsefeyi (hikmet) modern zamanlara uyarlayan Hollywood
bu felsefi gereklilik (determinisme) baglaminda, hemen gerekli boslugu doldurmak icin beynin kivrimlarini harekete gecirdi...
Bu amacla 5. element adli film ortaya cikti... Filmde dünya tehlikededir... Birileri ebesini bellemek üzere harekete gecmektedir ve dünyanin ebesinin bellettirilmemesi lazimdir.. (fistik gibi seyler varken niye dünyanin ebesi bellensin ki? .. logik degildir... ne bellenmesi lazimsa o bellenmelidir yani..)
lafi toparlarsak..
dünyanin ebesinin bellettirilmemesi lazimdir,
yani dünya kurtarilmalidir...
bu amacla, dünyayi bir cok kereler kurtarmis olan bruce beye rica edilir. o da 'yine mi kurtariciiz, ya adami birakmiyorsunuz ki iki dakka cay icek, zirt birt sunu da kurtariver bunu da kurtariver abii, yani bizim özel hayatimiz yok mu' gibisinden nazlanmalardan sonra bir kerre daha kurtarmak üzere 'bu son olsun ha' deyip ise girisir.. Ama yeni trendden haberi yoktur. bu defa dünya o kaddar felsefi bicimde kurtarilacaktir ki, bilseydi bruce, naz etmeden atlardi felsefe askindan...
Dünyanin kurtarilmasi icin ugrasilirken en önemli kurtarma araci olan 5. element bir makine marifetiyle yeniden üretilir (reproduktion) .... Arac mükemmeldir (biber kirmizisi saclari, pürüzsüz gövde aksami vs..) .. Ama is bu araci kullanmaktadir.. E bu isi de burce abimiz yapacaktir yani..
memleketimizde multifunktionel elemanlar vardir, her türlü araci kullanabilirler ya.. bruce da o cinsten.. her türlü arac itina ile kullanilir türünden..
Ama bu arac baska arac...
ama yine olsunnn....
dag ne kadar yüksek olursa yol üstünden asar, bruce beyde de bu aracin farkliligina uygun da donanim vardir..
zira ki bruce abimiz, bu gibi araclari kullanmak icin gerekli olan tastesteron denilen yeterlilik belgesinden gereginden fazla nasibedar oldugundan saclari dökkülmüstür de, konu ile ilgili olarak mesela bruce diye resmi bassilmistir konu mankeni olarak..
e yani birakin da bu araci da o kullansin...
neyse efeeemmm, , ,
(günes de dogmak üzere, paralari söyle kesenin icine ativerin bu arada hanci, serbbetlerimizi tazeleyiver)
alemin temeli olan askin, dünyayi kurtarmak icin gerekli oldugu, filmde bir yerlerdeki yazilardan tamamen tesadüfi yollarla ögrenilir (ögretici sinema, shakespearin tiyatroya bakisindan esinlenmistir.- yazarin palavrasi) ve bruce bey abimiz de insanligin iyiligi icin alemin iyiligi icin dünyayi kurtarmak icin gereklli aygitin üzerine cikar...
gaz debriyaj el fireni vs. gerekli aygitlari bir iyi yokladiktan sonra
sööle bir üst kontak yapar ve veeeeee...
düzeyli askin alameti olan yararlilik prensibinin hasosu olan protein aktarimi gerceklesirken,
alet coskuyla calismanin, ve askin etinden sütünden ve proteinli sair ürünlerinden yararlanmanin bir nisanesi olarak helecan icinde sarsilmaya baslayinca,
hasil olan enerji ile
'Her ne var ise alemde ask imis ancak'
dizesinin neo version kommentarlari (yorum) geregi alem, temeli olan askin olusturdugu enerji ile pür nur olur... ortalik aydinlanir ve dünyanin ebesini bellemeye azm etmis cümle mefsedet bir anda yok olur, butlana erer...
(dünyanin ebesinin bellenmemesi icin, ayni eski caglardaki kurban gelenegi gibi, bir baska seyin bellenmesi gerekiyordu, bruce bey de onu yapti gibi fesad yorumlar olsa da..)
bu direkt olarak alemin temeli olan aaskla ilintili bir durumdur...
dünyanin kurtulmasi icin ask yapilmalidir..
evrensel düzeyde oldugu gibi lokal ve national düzlemde...
ayni sekilde türkiyemizin de kurtarilmasi icin ask lazimdir.. netekim türkiyeyi kurtarmak icin kollari sivayan her fedakar yerli bruce'larimiz illa da memleket sevdasindan bahs etmektedirler.. memleketlerimize olan askllarini ifade etmektedirler ve memleketi kurtarmak icin hemen en kestirme yoldan da aska baslarlar...
kurtarilmasi icin ask sarttir, zira ki memleketimizin ismi zaten feminen bir isimdir..
Islam dünyasinin da kurtarilmasi icin ask sarttir..
bu gün bu ise soyunan(!) büyüklerimiz de senelerdir islam dünyasina olan asklarini dile getiriyorlardi... Ama kendileine firsat verilmediiginden asklarini eyleme dökemiyorlardi..
simdi firsat buldular ve kurtarilmasi gereken ilk yer olarak ortadogudan basladilar..
aska baslamak icin gereken sey bir teskere kaldi,
onun icin de yattigi siperde gez göz arpaciktan askinin et ve süt aksamini tahayyül eden mehmetciklerimiz gibi
'gel teskere gel,
bitsin bu hasreeetttt' makaminda terennüm eylemektedirler..
bilmem anlatabildim mi?
çok sürmeyen bazen bizi biz olmaktan çıkaran yüksek bir yerden düşmek üzere oldumuzdaki gibi korkutan yeni doğmuş bebeği elimize aldığımızda hissettiğimiz heyecanla karışık mutluluk hayata sarılma isteği ve son olarak ölünün arkasından duyulan acı ve unutulmuşlukkkkk