Kültür Sanat Edebiyat Şiir

anadolu sizce ne demek, anadolu size neyi çağrıştırıyor?

anadolu terimi Murat Sazak tarafından 01.06.2002 tarihinde eklendi

  • Seyhan Coşkunyurek
    Seyhan Coşkunyurek 10.08.2010 - 22:51

    Toprağın içinde insanı anlatan..gerçek insan kokan..mavi insanların özlem içindeki huzuru..en güzel içten yuvası..Anadolu sen kimleri aldın bağrınba..kimleri barındırdın içinde..kimlere kucak açtın..Anadolu özümüzsün..hamurumuzsun..gelensin..vazgeçemeyeceğimiz umutlarımızın en güzel bahçesindeki en güzel çiçekleri yetiştirensin..Anadolu anasın..düşlerimizin anlamı..bir yanın insan..bir yanın su..bizsin..

  • Nilüfer Aydemir
    Nilüfer Aydemir 16.12.2009 - 22:34

    medeniyetler beşiği, sahabeler ve peygamberler diyarı, arena.. kısacası burası benim ata toğrağım..

  • Osman Özütler
    Osman Özütler 09.06.2009 - 07:36

    Dünyanın en eski medeniyetlerini bağrında barından topraklar..

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 20.04.2009 - 12:14

    Beşikler vermişim Nuh'a
    Salıncaklar,hamaklar
    HavvaAna'n dünkü çocuk sayılır
    Anadoluyum ben
    Tanıyormusun?

  • Sümeyye Boztaş
    Sümeyye Boztaş 04.11.2008 - 19:18

    ANADOLU BANA YAŞADIĞIMIZ TÜRK TOPLUMUNU ANLATIYOR.TÜRK TOPRAKLARINI ZOR KAZANILAN TOPRAKLARIMIZI

  • Zeynep Yiğit
    Zeynep Yiğit 26.11.2007 - 16:00

    vurulmuş saldırmışım
    düşeni kaldırmışım
    gariplerin sağkoluyum

    nasırlıdır ellerim
    türkü söyler dillerim
    ben anadolu doluyum

  • Zeynep Yiğit
    Zeynep Yiğit 26.11.2007 - 13:38

    dümüz bu günümüz yarınımız..anamız babamız kardeşimiz sevgilimiz.

    canlar feda yoluna
    bu böylece biline
    kimin haddi kılına
    dokunsun ANADOLU

    sende tarih yazanlar
    başı hep dik gezenler
    gökkubende ezanlar
    okunsun ANADOLU

  • Raşit Özdemir
    Raşit Özdemir 14.05.2007 - 11:46

    dağı erittiğimiz o günden sonra
    sevgilinin hediyesi
    kutsal mabedimiz sinesi..,

  • Didem Yalçın
    Didem Yalçın 14.05.2007 - 10:06

    anadolu ne demektir.

  • Duffy Duck
    Duffy Duck 25.03.2007 - 22:46

    MÖ.2.BİN- MÖ.600 YILLARI ARASINDA ANADOLU MEDENİYETLERİ
    A) -HİTİTLER:
    • Anadolu'ya Kafkaslar'dan geldikleri tahmin edilmektedir.
    * Kızılırmak çevresinde kurulmuştur. Başşehirleri HATTUŞAŞ (Boğazköy) 'dır.
    * Hititler Suriye toprakları için Mısır ile yaptıkları savaş sonucunda KADEŞ ANTLAŞMASINI imzaladılar. Kadeş Antlaşması tarihte bilinen ilk antlaşmadır.
    * Hititler'de asillerden oluşan PANKUŞ denilen bir meclis vardı. Bu meclis kralın yetkilerini kısıtlıyordu.
    * Hititlerde kraldan sonra en yetkili kişi TAVANANNA denilen kraliçeydi.
    * Hititler krallarının hayatlarını anlatan ANAL adını verdikleri yıllıkları hazırlayarak, tarafsız TARİH YAZICILIĞI'nı başlatmışlardır.
    * Hititler kayaları düzleştirerek, tanrı kabartmaları yapmışlardır.(İvriz ve Yazılıkaya Kabartmaları Hititlere aittir.)
    * Hititler Asurlular tarafından yıkıldılar.

    B) -FRİGYALILAR(FRİGLER) :
    * Orta Anadolu'da(Sakarya nehri çevresinde) MÖ. 800 yıllarında devlet kurdular.
    * Başşehirleri GORDİON'du.
    * Kimmerler tarafından yıkıldı.
    * Friglerin en büyük Tanrıları KİBELE 'dir.
    * Frigler dokumacılıkta ileri gitmişlerdir. Frigyalılar TAPETES adı verilen halı ve kilimleri ile ünlüdürler.

    C) -LİDYALILAR:
    * Bugünkü Gediz ve Menderes ırmakları arasındaki bölgeye eski çağlarda LİDYA deniliyordu.
    * Başkentleri SARDES(Sard) 'dır.
    * Lidyalılar ticarette geliştiler. Tarihte PARA'yı ilk kez kullanan Lidyalılar'dır.
    * Lidyalılar Efes'ten başlayıp, Mezopotamya'daki Ninova'ya kadar uzanan KRAL YOLU'nun açılmasında
    etkili oldular.
    * Lidyalılara Persler son vermiştir.
    * Lidyalıların kısa zamanda yıkılmasının sebebi, ordularının çeşitli kavimlerden toplanan ücretli
    askerlerden oluşmasıdır.(Düzenli ve sürekli milli ordusunu oluşturamamıştır.)

    D) -İYONYALILAR(İYONLAR) :
    * İzmir Körfezinden, Güllük Körfezine kadar olan bölgeye İYONYA denilirdi.
    * Yunanistan'dan gelen AKALAR buradaki yerli halkla karışarak, şehir devletleri halinde yaşadılar.
    Başlıca İyon şehirleri şunlardır: Efes, Milet, İzmir, Foça, Bodrum.
    * Efeste'ki ARTEMİS tapınağı İyonlara aittir.
    * İyonlar deniz ticaretinde gelişmişlerdi.
    * İyon Edebiyatının en önemli eseri Homeros'un 'İlyada ve Odesa destanı' dır.
    * İyonlar bilim ve sanatta gelişmişlerdir. Matematikte Tales ve Pisagor, Tarihte Heredot, Tıpta Hipokrat, Felsefede Diojen)

    E) - URARTULAR:
    * Van Gölü ve çevresinde devlet kurmuşlardır. Başşehirleri TUŞBA(Van) 'dır.
    * Urartular'da kral ülkeyi savaş tanrısı HALDİ adına yönetirdi.
    * Urartular madencilik ve maden işletmeciliğinde ileri gitmişlerdi.
    * Urartular kaleler ve su kanalları ile ünlüdür. (Toprakkale, Çavuştepe, Patnos)

  • Ali Kaplan
    Ali Kaplan 25.02.2007 - 01:14

    Anadolu bence cefakarlığın vefakarlığın ve çilenin yoğrulup hamurlaştığı bir ekmek gibidir anadolu kadını gibi

  • Metin Toprak
    Metin Toprak 10.11.2006 - 22:27

    gözbebeğimiz

  • Oguz Kalan
    Oguz Kalan 22.09.2006 - 01:59

    Anadolu: Yunanca: α ν α τ ο λ η anatole, 'doğu' manasina gelir -Anadolu'nun tarih boyunca geçen isimleri şöyle sıralanabilir: Anatolia(Güneşin doğduğu yer) . Türkiye´de kabul edilmeyen, fakat uluslararası kamuoyunda kullanılan diğer tabirler: Ön Asya, Küçük Asya. Anadoluya bazı kaynaklarda Küçük Asya da denmektedir. Bu kelimenin Latincesi Asia Minor
    Selçuklu devrinde geçen Anadolu Efsanesi´nde kelimenin kökeni Türkçe ana ve dolu sözcükleri ile açıklanmakta.
    halbuki bu kelimenin türkce ve islam ile hicbir alakasi yoktur.
    www.yelpazeler.com

  • Selma Doğan
    Selma Doğan 28.07.2006 - 16:59

    anadolu biraz daha büyüyünce asya olacak.....
    yaşasın....
    hani murat 124 lerin arkasında yazar yaaa
    ' büyüyünce jeep olacam' diye....
    bizde ülkemizin üstüne bunu yasak büyüyünce asya olur mu? dersiniz? ............... :)))

  • Atakan Kartaltepe
    Atakan Kartaltepe 06.07.2006 - 00:05

    Ya madem Anadolu...baba'lar nerde peki? ..

  • Atakan Kartaltepe
    Atakan Kartaltepe 05.05.2006 - 19:18

    Yani...Analar dolu ise elbete kabahat baba'larındır :) ...

  • Göçmen Kızı
    Göçmen Kızı 05.05.2006 - 18:48

    feryad

  • Fatihözcan
    Fatihözcan 03.05.2006 - 19:42

    Bin yıldır Türk milletinin ve Allah(C.C) nin izniyle sonsuza kadar bizim kalacak

  • Oza
    Oza 25.04.2006 - 21:42

    peri kızı

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım 21.10.2005 - 14:04

    yol kardeşlik yolu

  • Elif Topraksüren
    Elif Topraksüren 13.10.2005 - 16:02

    Mert, temiz yürekli ve gözleri ışıl ışıl parlayan insanların diyarı.

    Bağrında nice yiğitler sakladın sen
    Nice sevdalar alevlendi göğsünde
    Kurak toprakların
    Zümrüt ormanların
    Nice zalimler gördü
    Anaları kuzusundan
    Sevdalıları yavuklusundan ayıran...

  • Hamza Ressam
    Hamza Ressam 13.10.2005 - 13:09

    anatolia'dır aslı...latince de güneşin doğduğu yer anlamına gelir

  • Düşünmüyorum Yine De Varım
    Düşünmüyorum Yine De Varım 30.07.2005 - 15:03

    Uğur IŞILAk ın şarkısı.

    Çok kızdırdı beni şarkıyı CHP ye vermekle

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz 24.06.2005 - 12:19

    Ecnebilerle ülkemiz hakkında sohbet ederken sadece Türkiye değil Anadolu ismini de kullanıyorum. Biri resmiyken, diğeri daha sıcak ve gerçek geliyor...Türkiye'nin başına herşey gelebilir ama Anadolu hep olacak. Bu kötümserliğin sebebi de belli...Başsızlık.

  • Sezgin Yeşiltaş
    Sezgin Yeşiltaş 28.04.2005 - 11:33

    Saftır, iyi niyetidir, temizdir...
    Bu dindir dersiniz ya,, ertesi gün tüm kurallarını değiştirir.. Öyledir işte..

    O yüzdendir, ona sağlam alt yapı vermezseniz maalesef foseptik çukurlarına düşersiniz.. İşimize geldiği gibi kullandık (padişahtan beter) , sonra da, işimize geldi saf bıraktık..

    Şimdilerde, hıristiyanlar da bizdendir diye öğütlediğimiz, belletiğimiz saf anadolunun,, hıristiyan olursa ya? ! diye korkumuz,, ya da olmasından çekincemiz nedir?

    Süleymancısı da, Nakşi'si de 2 güler yüze, 2 gönülden söze o temiz ruhu kandırırken ses yoktu da,, hıristiyanın sözüne kanmasından mıdır korkumuz..

  • Aslihan Sahin
    Aslihan Sahin 23.04.2005 - 10:48

    1923`ün ilik bir ekim sabahinda
    kayalarin topraga dikine saplandigi yerde dogdum
    toprak anayla kaya babanin ogluyum ben
    toprak anam sevgi dolu, bereket dolu
    toprak anam sessiz, ama toprak anam dopdolu
    toprak anam toprak anam anadolu

    BARIS MANCONUN 'KAYALARIN OGLU' ADLI SARKISINDAN

  • F
    F 16.06.2004 - 12:58

    Anadolu Türkmen beylikleri:

    Birinci dönem beylikleri 1071 malazgirt savaşı'ndan sonra kurulmuştur. Bunlar:
    1. mengücükoğulları (1071 - 1252) erzincan, kemah, şebinkarahisar ve çevreleri
    2. saltukoğulları (1080 - 1201) erzurum ve çevresi
    3. danişmentoğulları (1085 - 1179) malatya, tokat, sivas, amasya, çorum ve çevre-lerinde
    4. dilmaçoğulları (1085 - 1394) bitlis ve çevresinde
    5. inaloğulları (1096 - 1183) diyarbakır ve çevresinde
    6. ahlatşahlar (1100 - 1207) ahlat'da
    7. artukoğulları (1101 - 1408) mardin, harput ve çevrelerinde
    8. çobanoğulları (1227 - 1309) kastamonu ve çevresinde
    9. çaka beyliği (1082 - 1093) ege kıyıları

    İkinci dönem anadolu türkmen beylikleri ise, 1243 kösedağ savaşı'ndan sonra, Anadolu Selçuklu devleti'nin yok olma sürecine girmesiyle kurulmaya başlamışlardır. Bu beylikler:
    1. karamanoğulları (1257 - 1483) konya ve çevresinde
    2. germiyanoğulları (1300 - 1428) kütahya ve çevresinde
    3. candaroğulları (1292 - 1461) kastamonu ve çevresinde
    4. aydınoğulları (1308 - 1425) birgi ve çevresinde
    5. karasioğulları (1296 - 1336) balıkesir ve çevresinde
    6. saruhanoğulları (1310 - 1410) manisa ve çevresinde
    7. menteşoğulları (1261 - 1391) milas ve çevresinde
    8. hamitoğulları (1300 - 1391) isparta ve çevresinde
    9. eşrefoğulları (1280 - 1327) beyşehir ve çevresinde
    10. sahipataoğulları (1280 - 1341) afyon ve çevresinde
    11. pervaneoğulları (1277 - 1322) sinop ve çevresinde
    12. eretna beyliği (1327 - 1380) sivas ve çevresinde
    13. tekeoğulları (1300 - 1426) antalya ve çevresinde
    14. inançoğulları (1261 - 1368) denizli ve çevresinde
    15. tacettinoğulları (1348 - 1428) ordu ve çevresinde
    16. osmanoğulları (1299 - 1920) söğüt ve çevresinde
    17. alaiye beyleri (1293 - 1471) alanya ve çevresinde
    18. kadı burhanettin devleti (1380 - 1398) sivas ve çevresinde
    19. dulkadiroğulları (1339 - 1515) maraş ve çevresinde
    20. ramazanoğulları (1378 - 1608) adana ve çevresinde

  • F
    F 08.06.2004 - 16:39

    Tarih Öncesi Çağlar

    Paleolitik Çağ (M.Ö. 600.000-8000)
    İnsanın yavaş yavaş gelişmeye başladığı bu ilk uygarlık çağı Buzul Devri'ne rastladı. Yarım milyon yılı aşan bu uzun devre boyunca insan henüz üretime geçmemiş olup, doğada buldukları ile geçinen mağara ve ağaç kavuklarında barınan doğadaki taşlardan avlanma aletleri yapan ilkel bir durumdadır.Buzul Dönemi'nin izlerini Anadolu'da da bulmak mümkündür. Antalya çevresindeki Karain, Beldibi ve Belbaşı Mağaraları bu dönemin sonlarında (M.Ö 20.000-8000) kullanılmışlardır. Karain, Beldibi ve Belbaşı'nda bulunan eserlerin bir kısmı Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Karain Müzesi'nde sergilenmektedir.

    Neolitik Çağ (M.Ö. 8000-5000)
    İnsanoğlu bundan 40 bin yıl önce, bugünkü fizik yeteneklerine ulaşmaya başladığı ve ateş yakmasını da öğrendiği halde uygar denebilecek duruma ancak on iki bin yıl önce yerleşik hayat şekline geçmesiyle ulaşabilmiştir. Yerleşik olmak insana mal ve zahire biriktirme imkanları sağladı. Dünyanın bir çok yerinde bu çağdan kalma küçük yerleşmeler gün ışığına çıkarılmıştır. Bunlardan en ileri düzeyde olan ikisi Orta Anadolu'da Konya dolaylarındaki Çatalhöyük yerleşmeleridir. Çatalhöyük'te insanoğlu daha M.Ö. 7. ve 6. binlerde duvarları renkli resim ve renkli kabartmalarla kaplı kerpiçten evlerde oturuyor, odalarını pişmiş topraktan renkli vazolar ve heykelciklerle süslüyordu. Heykelciklerin büyük bir bölümü çıplak bir tanrı kadını, toprak anayı, tasvir etmektedir. Duvarcılar ve çeşitli meslek erbabı obsidyandan yapılmış aletleri kullanıyorlardı, çiftçiler öküzlerle sürdükleri tarlalarda buğday, arpa ve mercimek yetiştiriyorlardı. İş adamlarının pişmiş topraktan mühürleri, kadınların cilalanmış obsidienden aynaları vardı. Çatalhöyüklüler'in sofralarında ekmek, sebze ve meyveden başka keçi ve koyun eti de yer alıyordu. Evlerini, evcil hale getirdikleri köpekler koruyordu. Bu evlerden birinin duvarında patlama halinde bir yanardağın, muhtemelen Hasan Dağı'nın tasviri bulunuyordu. Bu eser, sanat tarihinin bu güne kadar bilinen en eski manzara (paysage) resmi olup, sözü edilen öteki buluntularla Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi'nde sergilenmektedir. Müzede ayrıca evlerden birisinin 'kült odası' orjinal şekline yakın hali ile yer almaktadır.

    Kalkolitik Çağ (M.Ö. 5000-3000)
    Kalkolitik Çağ'da, yani Maden - Taş çağında, Anadolu bir duraklama dönemi geçirir. Bu iki bin yıl içinde de güzel keramik örneklerine rastlanırsa da Mısır ve Mezopotamya yanında Anadolu artık geri kalmış bir ülkedir.

    Tunç Çağı (M.Ö.3000-2000)
    Bakır, çinko ve kalayın karışımı ile elde edilen tunçtan eserlerin ortaya çıktığı çağda Anadolu bir ölçüde olsun canlanmaya başlar. Troia II yerleşmesi erken Tunç Çağı'nın (M.Ö. 3000-2500) Anadolu'daki en parlak merkezidir; ancak Mısır'da ve Mezopotamya'da yazının kullanıldığı bir dönemde Anadolu hâlâ geri kalmış durumdadır.
    Anadolu 2500 yılı bulan bir duraklamadan sonra ilk önce Orta Tunç Çağı'nda (M.Ö. 2500-2000) yeniden gelişmeye başlar. Her ne denli yazı kullanmıyorlarsa da Orta ve Güneydoğu Anadolu'daki Hatti Uygarlığı ile kuzeybatı Anadolu'daki Troia II yerleşmesi dünya medeniyetinde müstesna bir yer alırlar.

    HATTİ UYGARLlĞl (M.Ö. 2500 - 2000)
    Hitit metinlerinde kalıntılarına rastladığımız Hatti dili kendine öz bir yapıya sahip olup, kendisi ile çağdaş olan dillerden hiç biriyle benzerlik göstermez. Hattiler Mezopotamya etkileri taşımakla birlikte sanat ve genellikle maddi kültür yönünden güçlü bir özgünlük gösterirler. Din, töre, mitoloji ve sanat bakımından büyük bir varlık sergileyen Hattilerin etkileri Anadolu'da iki bin yıla yakın bir süre boyunca yaşamıştır. Nitekim Anadolu M.Ö. 2500 - 700 tarihleri arasında bütün komşuları tarafından hep Hatti ülkesi adı ile anılmıştır. Yine bu nedenle Indo-Avrupa kökenli Hititler de bütün tarihleri boyunca yazılı kaynaklarında Anadolu'yu Hatti Ülkesi olarak anmışlardır. Eski Testament'deki Cheta (Kheta) ile de Anadolu'da oturan halkın kastedildiği sonradan, bu yüzyılın basında Boğazköy tabletlerinin keşfinden ve okunmasından sonra anlaşıldı.
    Hatti ülkesi küçük beyliklerden oluşmakta idi. Aynı zamanda en yüksek rahip sıfatını da taşıyan bu kralcıklar çok özgün sanat eserlerinin meydana gelmesini sağlamışlardır. Alacahöyük, Horoztepe ve Mahmatlar gibi Kızılırmak kavsi içindeki bölgelerde bulunmuş olan bu eserler hayvan şeklindeki tanrıları; boğalar fırtına tanrısını; geyikler onun karısı olan tanrı kadın Vuruşemu'yu; kral standartları ise evreni (Universium'u) tasvir etmektedirler. Çoğunlukla bir çift öküz boynuzu üstünde duran bu evren sembolü, Türkiye'de hâlâ yaşayan bir masalın 'Dünya bir öküzün boynuzları üzerinde durur ve öküz başını salladığında deprem olur' biçimindeki inancın kaynağı olmak gerektir.

    TROİA II YERLEŞMESİ (M.Ö. 2500- 2000)
    Orta tunç çağının Anadolu'daki ikinci büyük kültür merkezini yukarıda da Söylediğimiz gibi Çanakkale'deki Troia 2 yerleşmesi oluşturmaktadır. Troia'yı ilk kazan Schliemann'ın burada bulduğu ve yanlışlıkla Priamos'un hazinesi adını verdiği altından kaplar ve çeşitli ziynet eşyasından oluşup, Berlin Müzesi'ne götürülmüş olan eşsiz eserler ne yazık ki II. Dünya Savaşı'nda ortadan yok olmuşlardır. Bugün bu ünlü hazineden sadece İstanbul Müzesinde küçük fakat çok önemli bir bölüm kalmıştır. Ancak yitirilen altın kapların çok güzel galvanize kopyaları mevcuttur.
    H. Schliemann yaptığı kazılar sırasında Troia II 'yi büyük ölçüde tahrip etmiş olmakla birlikte bugün kazı yerinde bu yerleşmenin giriş rampası ve kent duvarı ile büyük megaronların bir bölümü ayakta durmaktadır.

    HATTİ - HİTİT BEYLİKLER DÖNEMİ (M.Ö 2000 - 1750)
    M.Ö. üçüncü binin sonlarında Kuzey Avrupa'dan sıcak ülkelere doğru olagelen Indoavrupalı kavimlerin büyük göçü sırasında aynı kökten olan Hititler, Kafkasya üzerinden Anadolu'ya geldiler. Ancak Hitit kabilelerinin bu göçü, istiladan çok sızma yolu ile gelişti. O dönemlerde Hatti beyliklerinin egemenliğinde olan Anadolu'da M.Ö. 2. binin ilk çeyreğinde Indoavrupalı kökenli beyliklerin de birdenbire yer aldığını görüyoruz. Giderek Hitit beylikleri çoğalmış ve böylece 1750 sıralarında Anadolu dışardan gelen Hititlerin eline geçerek Hitit Devleti kurulmuştur.

    HİTİT DEVLETİ (M.Ö 1750-1200)
    Yukarıda anlatıldığı üzere Anadolu'ya M.Ö 2000 tarihlerinde gelen Hint Avrupalı Hititler 1750 tarihlerinde ilk krallıklarını 2. bin ortalarında ise Hitit Büyük Krallığı'nı (Hitit İmparatorluğunu) kurdular.
    Hititler M.Ö 15 ve 14. yüzyıllarda yakın doğunun en büyük devletlerinden birini oluşturuyorlardı 13. yüzyılda ise dünya egemenliğini Mısır İle paylaşıyorlardı.
    M.Ö 1875'te Hititlerle Mısırlılar arasında Kadeş'te yapılan büyük savaşta Hitit kralı Muvattalli o çağın en güçlü vurucu silahı olan atlı savaş arabalarından 3500 tane kullanarak rakip orduyu bozguna uğrattı. Hattuşili 4 ile Ramses 2 arasında imzalanan muahedenin Hititce metni İstanbul arkeoleji müzesinde sergilenmektedir. Bu belge Dünya tarihinin iki büyük devlet arasında aktedilmiş ilk politik antlaşmasıdır.
    Hititlerin ilk merkezlerinden biri olan Kaneş'te (Kayseri yakınındaki Kültepe'de) M.Ö 18. yy da çivi yazısı kullanılmakta idi. Ayrıca halkın anlaması için kendi icatları olan hieroglifleri, yani resimli yazıları da vardı. Böylece Anadolu'da tarihi çağ Mısır ve Mezopotamya'dan 1000 yıl sonra, ilk önce Hititlilerle başlamış bulunuyordu.
    Yukarıda Hatti bölümünde Hititlerin Mezopotamyalılar gibi Anadolu'yu 'Hatti ülkesi' adı ile andıklarını ve eski Testamente de zikredilen Khetaların da bu Hatti adında geldiğini söylemiştik. Hitit dilinin çözülmesi sırasında filologlar hep Hatti adına rastladıkları için Hint-Avrupa kökenli olan ve aslında Nesi'ler denmesi gereken bu kavme, eski Testamenteki deyişten de esinlenerek yanlışlıkla Hitit adını taktılar. Hititlere İngilizce 'The Hitites' Almancada 'die Hethister', Fransızcada 'Les Hitites', İtalyancada ' Gli ititi ' denmektedir. Türkçede önceleri 'Eti' sözcüğü kullanılıyordu. Şimdi ise Hitit tabiri yerleşmiş bulunmaktadır.
    Hititler, din, mitoloji, töre, örf ve adet ile kültür ve sanatın bütün alanlarında Hattilerin etkisi altında kalmışlar; birçok tanrı adı ile ırmak ve kent adlarını da Hattilerden almışlardır. Örneğin Hitit başkenti Hattuşa'nın aslı Hattice olup Hattuş'tan gelmektedir. 4 büyük Hitit kralının adı olan Hattuşili de aynı kökten kaynaklanmaktadır.
    Büyük oranda Hatti ve Mezopotamya etkileri taşıdığı halde Hitit kültürü kendine has ilginç bir karakter sergiler. Tapınakları, özgün bir nitelikte olup, 'kent duvarları ise düşmana saldırı imkanına sahip bir savunma sistemi oluşturmaları bakımından Dünya'da eşsizdirler. Hitit figüratif sanatı da İkonografi bakımından Mezopotamya etkileri göstermekle birlikte orijinal ve ilginç bir sitil yaratmıştır.
    Hitit ülkesi yakın şarkta kadını önemli sosyal haklara sahip olduğu ve insan haklarının büyük ölçüde yasa güvencesi altında bulunduğu tek memleketti.

    HURRİ UYGARLIĞI
    Aşağı yukarı Hititlerle çağdaş olarak Doğu Anadolu'da egemen olan ve Hintli bir krallık ailesi tarafından idare edilen Mitanniler Hurrice konuşuyorlardı. Kendi başına bir tür oluşturan bu dil daha sonra adlarına 13. Yüzyılın ilk yarısından beri rastlanan Urartular (M.Ö 900-600) tarafından da kullanılmıştır. Hititler 13. yüzyılda da büyük ölçüde Hurri etkisinde kalmıştır.

    Troia 6 Uygarlığı (M.Ö. 1800 - 1275)
    Hitit büyük krallığı ile çağdaş ve üstün düzeyde bir krallık da Çanakkale'de Troia 6 uygarlığını geliştirmiştir. Myken'lerle akraba olan bu kavmin meydana getirdiği yerleşme Homeros'un Ilias destanına sahne olan Ilion kentdir. Troia 6'nın kent duvarı ve megaronları çok iyi korunmuş olup, Türkiye'nin en değerli ziyaret yerlerinden birini oluştururlar. Troia kazılarında bulunan önemli keramik eserler İstanbul Arkeoloji Müzelesi'nde sergilenmektedir.

    'Ege Göçü' ve Balkan halklarının Anadolu'yu istilası (MÖ 1200)
    MÖ 1200 tarihlerinde olagelen büyük 'Ege Göçü' sonu Balkanlardan gelen Indoavrupalı kavimler önce Troia 6'yı sonra Hattuşa'yı tahrib ederek bu iki özgün kültürlü devletin ortadan kalkmalarına neden olmuşlardır. M.Ö. 1200 den sonra yazı da kullanılmaktan çıkmış, Anadolu bölge bölge 300-400 yıl boyunca kültürden yoksun fakir bir seviyeye düşmüştür. Troia 7b1 bölümde de bulunan elle yapılmış kaba keramikle Troia 7b2'de ele geçen Buckelkeramik söz konusu Balkan kavimlerine ait olup İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
    O. birinci binin ilk yarısında küçük Anadolu Devletleri M.Ö. 2. Binin ilk çeyreğinde olduğu gibi demir çağında da (M.Ö. 1200-700) Anadolu yarımadası çeşitli topluluklara ait büyüklü küçüklü beyliklerin idaresinde idi. Güneydoğu Anadolu'da kısmen Suriye'de olmak üzere Geç Hititler, Doğu Anadolu'da Hurrilerin devamı olan Urartular, Orta Anadolu'da ise Frygler, Lydialılar ve Güneybatı Anadolu'da Kanalılar, ve Lykialılar üstün değerde uygarlıklar kurmuşlardır.

    Geç Hitit Beylikleri (M.Ö. 1200 - 700)
    Güneydoğu Anadolu'da ve bugünkü kuzey Suriye'de yerleşik olan Geç Hititler büyük oranda Anadolu Hitit kültürünü sürdürmüşlerdir. Giderek Babil, Asur, Aram ve Fenike etkisine girmiş olan Geç Hititler özellikle 8. ve 7. Yüzyıllarda henüz gelişme yolundaki Hellen sanatına büyük ölçüde etkili olmuşlardır.

    Urartu Uygarlığı (M.Ö. 900-600)
    Doğu Anadolu'da Van bölgesinde ve İran'la bugünkü Rusya'da yerleşik olan Urartular Sami, Hint avrupa ve Hatti dilinden de başka bir dil olan Hurrice'nin bir lehçesini konuşuyorlardı. Krallıkları 8. yüzyılın ortalarında kısa bir süre için Suriye kıyılarına dayanan Urartular özellikle maden işçiliğinde ileri bir düzeyde idiler. Urartu tunç eserleri Frygia ile Etrüsk kentlerinde bulunmuştur.

    FRİGYA UYGARLIĞI (M.Ö 750 - 300)
    Frigler Troya 6'nın tahribinden sonra Anadolu'ya gelen Balkan kökenli kavimlerden biridir. Ancak siyasal bir topluluk olarak ilk defa M.Ö 750'den sonra ortaya çıkmışlar, Midas döneminde ise (M.Ö 725 - 675) bütün Orta ve Güneydoğu Anadolu'ya egemen güçlü bir Krallık seviyesine ulaşmışlardır. Frigyalılar kısa bir süre içinde Anadolulaşmışlar ve büyük oranda Geç Hitit ve Hellen etkileri altında kalmış olmakla birlikte özgün bir kültür oluşturmuşlardır. Friglerin maden ve ağaç işçiliğinde, dokumacılıkta yarattıkları eserler Helen dünyasına örneklik yapmıştır. Frigler Helenlere ayrıca müzik alanında esinlenme kaynağı olmuşlardır.

    LİDYA UYGARLIĞI (M.Ö 700 - 300)
    Lidyalıların dili Hint Avrupa kökenli olmakla birlikte M.Ö 2. binden önceki yerli Anadolu dillerinin unsurlarımda taşır M.Ö 7. yüzyılda İon kentlerine zaman zaman egemen olmuşlarsa da büyük ölçüde Helen kültürünün etkisi altında kalmışlardır. Böyle olmakla birlikte yapı işçiliğinde ise onlara örnek olmuşlardır.

    KARYA & LİKYA UYGARLIKLARI (M.Ö 700 - 300)
    Lidyalılar gibi Karya ve Likyalılar da büyük ölçüde eski Anadolu dillerinden unsurlar taşıyan ancak Hint Avrupalı olan bir lehçe konuşuyorlardı. Karyalılar hakkındaki bilgimiz çok azdır. Buna karşılık Likyalıların Güney Batı Anadolu'da sağlam olarak ayakta duran fevkalade güzellikteki kaya mezarları, Türkiye'nin en göz alıcı anıtları arasında yer alırlar.

    İON UYGARLIĞI (M.Ö 1050 - 300)
    Eski İzmir kazılarının ortaya koyduğuna göre İon kentleri 1050 sıralarında kurulmuşlardır. 300 yıl boyunca ilkel bir düzeyde tarımcı topluluklar olarak yaşayan İonlar, 8. yüzyılın ikinci yarısında Mısır, Fenike, Asur ve Hitit merkezlerinin etkileri ile gelişmeye başlamışlar, ancak parlak dönemlerinin M.Ö 650 - 545 yıllarında idrak etmişlerdir.
    İonların Dünya tarihindeki önemleri özgür düşünce ile özgür bilimsel araştırmanın ilk önce onların kurdukları kentlerde doğmuş olmasından ileri gelmektedir. Özellikle Miletos kentinde doğan filozofları, doğayı ve doğa olaylarını dinsel kurallardan ve boş (batıl) inançlardan sıyrılmış bir davranışla araştırmaya başladılar. Annesi Helen, babası Karyalı Hexamyes olan doğa filozofu Thales başta olmak üzere Anaximondros ve Anaximenes gibi düşünürler. Mısır ve Mezopotamyadan öğrendikleri bilgilere dayanarak bu yeni özgür davranışla, felsefe, matematik, geometri ve astronomi gibi müspet ilimlerin İlk temellerini attılar. Mısır'ı ve Mezopotamya'yı gezmiş olan Thales, o ülkelerde elde ettiği bilgilerle dünya'da ilk defa bir doğa olayını, M.Ö. 28 Mayıs 585 tarihinde olagelen güneş tutulmasını, önceden hesap etti. Bu bilimsel tespit ilk adım oldu: İslâm dünyasında Arap, İran ve Türklerin M.S 9. ve 12. yüzyıllarda geliştirdikleri ilk Rönesans hareketiyle gelişti. Daha sonra Avrupa'da Rönesans çağında ve özellikle l9. ve 20. yüzyıllarda oluşturulan, nihayet Ay'a insan gönderme başarısına kadar uzanan bilimsel araştırmaların ilk adımı oldu.
    Bu çağda İonia, şiir ve sanat alanında da Dünya'nın bir numaralı merkezi idi. Gerçekten Efesos'daki 55 x 110 metre boyutlarındaki Artemis tapınağı Dünya'da ilk defa olmak üzere tamamıyla mermerden inşa edili, İon mimarlık düzeni Atina'ya da geçmiş ve sonraları Avrupa'nın ve Amerika'nın çeşitli dönemlerde tekrar etmekten zevk aldığı bir mimarlık düzeni olarak 20. yüzyıl başlarına kadar yaşamıştır.
    İon mimarlığının güzel ve iyi korunmuş kalıntıları bugün, Bergama, Sardis, Efes, Priene, Miletos, Didyma, Afhrodisias ve Aizanoi gibi eski kentlerde bütün güzellikleri ile ayakta durmaktadır. İon sanatının heykelleri de Türk müzelerinde korunmaktadır. İon vazoculuğu, Yunanistan'daki yaratıların yanında ikinci plânda kalırsa da taşıdıkları cana yakın mizah üslubu bakımından eşsizdirler.

    PERS EGEMENLİĞİ (M.Ö 545 - 383)
    Anadolu 6. yy'ın ortasından Büyük İskender'in Anadolu'ya gelişi ve Dara'yı 333 tarihinde İssos da yenmesine değin, İran egemenliği altında kalmıştır. İranlıların bütün Anadolu'yu ele geçirmeleri sonunda İon uygarlığının dünyadaki öncülüğü son bulmuştur. Ancak bazı İran satraplarının bağımsız krallar gibi hareket etmeleri nedeniyle M.Ö 5. yy Sonunda ve 4. yy da özellikle 'aryada, Likya'da ve Propontis de dünya çapında eserler meydana gelmiştir. Bunların en önemlileri Xanthos'daki Nereidler anıtı ile Bodrum'daki Maussoleum idi. Her iki anıtın mimarlık ve heykel eserleri şimdi büyük ölçüde British Museum da olmakla birlikte Bodrum'da da bazı buluntular mevcuttur.

    HELLENİSTİK ÇAĞ (M.Ö 333 - 30)
    Büyük İskender'in Anadolu'yu İranlıların alinden alıp Hellen kentlerine bağımsızlıklarını kazandırması ile Yarımada yeniden dünya sanatında ön sırada yer aldı. Gerçekten, Assos, Bergama, Magnesia, Efes, Tralleis (Aydın) Miletos ve Didyma gibi kentler yine ön plana geçti ve burada yaratılan mimarlık eserleri büyük ölçüde Roma sanatına da etkili oldu.

    ROMA ÇAĞI (M.Ö 30-M.S 395)
    Romalılar tuğlaları harçla birbirlerine bağlama (perçinleme) yöntemini geliştirerek inşa ettikleri kemerler, tonozlar ve kubbeler sayesinde geniş hacimli yapılar ortaya koymuşlar ve böylece tarihin ilk büyük mühendislik eserlerini yaratmışlardır. İlk önemli eserler Roma da geliştirilmiş olmakla birlikte, Anadolu da kısa sürede yeni inşa yönteminin büyük bir başarı ile uygulandığı ülke oldu. Batı ve Güney Anadolu'da olduğu gibi Yarımadanın içlerindeki birçok yerde de bayındır kentler gelişti. Bu kentlerin hepsinde Agora, Belediye binası, Gymnasium, Stadium, Tiyatro, Hamamlar ve Çeşmeler gibi birçoğu mermerden yapılmış olan anıtsal yapılar yer alıyordu. Yollar da mermer plakalarla döşeliydi ve iki yanlarında sütunlu revaklar bulunuyordu. Böylece kentliler yazın güneşten ve tozdan, kışın soğuktan ve çamurdan korunuyorlardı. Yarımadanın bütün bölgeleri sağlam ve iyi bakımlı yollar taş köprülerle birbirine bağlanmıştı. Tarihte ilk kez olmak üzere yollarda mesafeleri gösteren mil taşları da vardı. Özellikle M.S 2. yüzyıl süresince Anadolu dünyanın en bayındır ülkelerinden biri idi ve kentlerinin konforu ve güzelliği yönünden Roma ile boy ölçüşecek seviyeye ulaşmıştı. Batı ve Güney Anadolu'da bugün düzinelerce ören yeri Roma çağındaki durumları ile korunmuş olup, ziyaretçilerin hayranlıklarını çekmektedirler.

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz 03.06.2004 - 10:37

    buzul çağlarında hayvan ve bitki türlerine sığınak olmuş, dolayısıyla bitki örtüsünün % 30'u endemik olan caanım memleketim.

  • F
    F 01.06.2004 - 17:01

    Türkler’in de gelişiyle, Anadolu tarihi, Bizanslılar, Pontus Rumları, Ermeniler, Kürtler, Haçlılar, Araplar, Nesturiler, Asuriler, Moğollar, Gürcüler gibi, farklı etnik köken ve dinden insanların, karşılıklı etkileşip, yeni Anadolu toplumunun oluştuğu bir sürece girmiştir. Bütün bu değişik insan gurupları arasında, düşmanlıklar, dostluklar, büyüklü küçüklü savaşlar, barışlar, ittifaklar, ittifakların bozulup yeni cepheleşmelerin ortaya çıkışı, kız alıp vermeler, karşılıklı din değiştirmeler, çıkar çatışmaları, prenslerin/ağaların/beylerin taht kavgaları, zorda kalınca birbirine iltica etmeler ile tam bir kargaşa dönemi yaşanmış ve yeni bir kültür mozayiği ortaya çıkmıştır.

  • F
    F 25.05.2004 - 13:33

    Bir coğrafi bölgedir.Bugün doğu ve güney doğu Anadolu diye bilinen coğrafi bölgenin adı bazılarına göre Kürdistan'dır.

  • Gülçin Yilmaz
    Gülçin Yilmaz 07.05.2004 - 14:38

    okulum benim, güzel kampüslü üniversitem, bahar şenliği var hadi gelin!

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin 22.12.2003 - 22:52

    Madde üstü bir ruh remzidir Anadolu, ben de ona hasret!

  • Cem Nizamoglu
    Cem Nizamoglu 22.12.2003 - 15:56

    Anadolu adı:

    Ankara Türkiye demek, Anadolu demektir. Aslını ararsanız Anadolu adının kökü, kökeni de Ankara'dan doğmuştur. Biz söyleyelim, siz dinleyin:

    Şöyle Ankara'ya yakın Kızılcahamam'a kadar uzanınız. Biraz ötede Taşlıca köyü var, köyün yamacında taştan bir oluk, oluğun yanında da bir türbe. Sorarsanız size hemen öyküsünü anlatırlar, derler ki:

    Türk sultanı asker toplayıp sefere çıkar, dağ taş, dere tepe demez, aşar da aşarlar. Ağustos sıcağı dudakları çatlatır, damakları kurutur. Asker susuz, mataralar kuru. İşte bu sırada, boz-bulanık tepelerden, omuzunda ayran bakracı, ak saçlı ihtiyar bir ana görünür. Yanık bağırların, susuz mataraların tek umudu bu şefkat sembolü ihtiyar anada. Kadın yaklaşır:

    - Yavrucaklarım, der. Hoş geldiniz. Alın, ananızın ak sütü gibi hel'l olsun, için ayranımdan.

    Omuzundan bakracını indirir, buradaki taş oluğa doldurur. Asker oluğa üşüşür, mataralarını doldurur.

    - Doldur oğlum!

    - Dolu ana.

    - Doldurun yiğitlerim!

    - Ana dolu.

    İhtiyar ana: 'Doldur! ' dedikçe, askerler: 'Ana dolu! ' diyerek, buz gibi ayranla bağırlarını serinletirler. Bir bakraç ayran, bir orduya yeter de, artar bile.

    O günden sonra, bu kutsal topraklara 'Anadolu' deyiverir herkes.

    Oluğun yanıbaşındaki mezar, bu ihtiyar ananındır. Ziyaret ederler. Daha doğrusu bu mezar, bu toprakları kanıyla sulayan yiğitlerin anası, Anadolu'nun ta kendisi, tüm Türkiye'dir..
    ...

    http://www.kultur.gov.tr/portal/tarih_tr.asp? belgeno=6644.

  • Vahap Zeyrek
    Vahap Zeyrek 27.07.2003 - 15:46

    kültürler beşiği; mozaikler coğrafyası. her dinden, her dilden barındıran bir dünya.......

  • Ahmed Çetin
    Ahmed Çetin 16.06.2003 - 21:30

    Ben Anadoluluyum. Onun gibi mukaddesatçı, onun gibi bir insan.

  • Oğuzhan Keskin
    Oğuzhan Keskin 15.06.2003 - 23:33

    Anatolya, anatolya
    Kalemi kır, cezamı kes
    Onurumu geri ver

    (Pentagram, Anatolya)

  • Oğuzhan Keskin
    Oğuzhan Keskin 15.06.2003 - 23:32

    ne batılıyım ne doğulu
    ben Türk'üm Anadolulu! ...

  • Oğuzhan Keskin
    Oğuzhan Keskin 04.01.2003 - 22:07

    Anadolu=yaşam
    Anadolu=insanlık
    Anadolu=saflık
    Anadolu=Türkiye

  • Bülent Sedat Arslan
    Bülent Sedat Arslan 21.08.2002 - 18:09

    benim ülkem

  • Harun Kesik
    Harun Kesik 28.07.2002 - 17:23

    * Kapılarını herkeze açmış; bize miras bırakılmı$,
    * Uğruna çok kan dökülmü$ olan, cennet vatanım...

  • Ahmet Çağrı Özsema
    Ahmet Çağrı Özsema 18.07.2002 - 00:40

    1401-Sonsuz...

  • Deniz Canefe
    Deniz Canefe 03.06.2002 - 19:57

    Dünyanın merkezi, belki de evrenin merkezi. Kolay mı bu kadar çok uygarlığa hem beşik hem de mezar olmak ve yine de yaratıldığı günkü kadar büyüleyici ve cazip olmayı sürdürmek

  • Kubilay Devrim
    Kubilay Devrim 02.06.2002 - 21:56

    ülkem...

  • Murat Sazak
    Murat Sazak 01.06.2002 - 22:25

    cennetten bir köşe