Dördüncü halife Hz. Ali'nin soyundan gelen, onu diğer sahâbeden ve diğer üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse. Alevîlik düşüncesi, ister açıkça, ister gizlice, Ali'ye uyup onun Kur'an'daki nâs ve Resulullah (s.a.s.) 'ın vasiyetiyle imamlığa tayin edildiğini ileri süren; imametin* onun soyundan dışarı çıkmayacağına inanan ve onu diğer sahâbeden üstün gören zümrelerin başlattığı fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çıkan' hareketin genel adıdır. Bu fikir ve harekete katılanlar, Ali'ye (r.a.) uydukları ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da 'tarafını tutan' anlamında 'Şia'* denilmiştir. Şia, Alevîliğin ifade ettiği katılıktan daha mûtedîl bir kelimedir ve İslâm âlimleri Alevîlik için Şia'dan farklı olarak 'Râfıza' 'Ravâfız' tabirlerini kullanırlar. İslâm tarihinde Hz. Peygamber'den sonra halîfe olarak Hz. Ali'yi tanıyanlara, Ali'ye mensup, inancı bakımından, Ali taraflısı anlamında 'Alevî' tabiri kullanıldı. Alevîlik, halifelikte Hz. Ali'nin hakkının yendiğini, sahâbenin Hz. Peygamber'den sonra Ebû Bekr*'e bey'at etmekle, İslâm'a aykırı hareket ettiği iddiasını yansıtır. Alevîler Hz. Ali'nin hilâfette hak sahibi olduğunu şu sebeplere dayandırırlar: Ali*, Hz. Peygamber'in tabii olarak varisiydi. O, İslam'ı ilk kabul eden kimsedir. Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in amcasının oğlu ve damadıdır. İslâm savaşlarının kahramanıydı. Yaşadığı sürece Hz. Muhammed'in en yakın yardımcısıydı. Onun bütün işlerine bakardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) Ali'ye olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halîfe olacağına işaret etmiştir. Bu yüzden onlar, Ebû Bekir, Ömer* ve Osman*'ın işbaşına getirilişini batıl saydılar. Yani bunu şerîat kurallarına ve Hz. Peygamber'in sünnetine aykırı görerek bununla savaşmayı dinî bir görev kabul ettiler. Ancak, Hz. Peygamber'in, Hz. Ali hakkında söyledikleri ve Ali'nin üstünlükleri doğru olmakla birlikte, Allah Resulü benzer sözleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi diğer büyük Sahâbîler hakkında da söylemiştir. Üstelik, hastalandığında imamlığa Hz. Ebû Bekr'i geçirmiştir. Diğer yandan Hz. Peygamber, kendisinden sonra müslümanların başına kimin geçeceğini isim vererek belirtmeden bu dünyadan ayrılmıştır. Böyle bir hadîs olsaydı, Hz. Ebû Bekr'in halife seçildiği sırada yapılan konuşma ve müzâkerelerde bu hadîsin sözkonusu edilmesi gerekirdi. Çünkü ashâb-ı kîrâm, kendi aleyhine bile olsa, Hz. Peygamber'den işittiğini nakletmekten çekinmeyecek derecede üstün mezîyetlere sahiptir. Ancak, Allah Resulü'nün cenaze işleriyle uğraşması yüzünden, halîfe seçimi sırasında hazır bulunamayan Hz. Ali ile bu kadar önemli bir konunun istişare edilmemiş olması bir eksiklik sayılabilir. Fakat, Ensâr'ın hilâfet konusunu müzâkere etmekte olduğu topluluğa Hz. Ömer'le Hz. Ebû Bekr bile sonradan katılmıştı. Bu çok önemli meselede yanlış bir adımın atılması endişesi ve işin kısa sürede çözülmesi zarûreti, seçimin Hz. Ebû Bekir lehine yapılmasını gerekli kılmıştır. Nitekim daha sonra Hz. Ali de Ebû Bekr'e bey'at* etmiştir.
Müslümanlar, Ehl-i Beyt denen 'Ali ve ailesini' öteki Ashâb-ı Kîram'dan ve Allah Resulü'nün öteki halîfelerinden ayırmadan severler. Onun ailesine yapılan haksızlığa ve zulme karşıdırlar ve tarih içinde de karşı olmuşlardır. Meselâ, Ahmed b. Hanbel* (rh.a) , 'Ehlü's-Sünne ve'-l Hadîs' taraftarlarının Hz. Muhammed (s.a.s.) ' in ailesine hak ettikleri muhabbeti gösterdikleri ve Ali İbn Ebî Tâlib'in (r.a.) haklarını tanıdıkları için 'Ali'nin 'şiası, taraftarı' olduğunu ifade etmektedir. Aynı tavrı İmam-ı Â'zam da takınarak Abbasîlere karşı İmam Zeyd'i desteklemiştir. Bu anlamda Şia, îtikâdî ve siyasî bir mezhep olarak kabul edilirken, Alevîlik, Hz. Ebû Bekr es-Sıddık'a (r.a.) , Ömer el-Faruk'a (r.a.) ve Osman Zünnureyn (r.a.) 'e ve daha pek çok ashâb-ı kirâm'a buğz ve düşmanlık taşıyan fikirlerle dolu bir tarîkat görünümündedir. Bu ifrata sebep olan Emevilerdi. Emeviler devrinde, Ömer İbn-i Abdulaziz'in hilâfetine kadar cuma hutbelerinde Ali İbn Ebî Tâlib'e (r.a.) ve ehl-i beytine hakaret edilir ve lânetler okunurdu. Onların bu yanlış hareketleri öteki müslümanları bağlamazdı. Çünkü onlar, bütün müslümanları temsil edemezlerdi. Hele hilâfet konusundaki olayları göze alarak öteki, müslümanları zalim görmek ve göstermek haksızlıktır ve hakdan sapmadır. Ne Resulullah'ın üç halifesi ne de Ashâb-ı Kirâm, Ali İbn Ebi Talib hakkında düşmanlık eseri bırakmamışlardır. Alevîlik, zaman içinde parçalanmış ve sayısı yüze varan tarîkatlara ve yollara ayrılmıştır. Ancak bunları İmam Ebu Câ'fer es-Sâdık'ın içtihatlarıyla amel eden ve müslümanlarla aralarında bir fark görmediklerini söyleyen, yeryüzünde Allah'ın hâkimiyetini istediklerini haykıran Ca'feriyye ve Zeydiye kollarına bağlı müslümanlarla karıştırmamak gerekir. Câferî müslümanları Şia içerisinde incelerken, dünü, bugünü ve îman-amel ilişkisiyle gözönüne almak ve ona göre değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Câferîlerle, Zeydîleri Alevîliğin diğer kolları olan Batînîler, * Karmatîler, * hatta kuzey Afrika ve Mısır'da uzun yıllar hüküm süren Fâtımîlerden, bugün Anadolu'da yaşayan Alevîler'den, Lübnan ve Suriye'deki Dürzî ve Nusayrîlerden ayırt etmek gerekir.
Alevîlerden Gulât olanlar yani aşırı gidenler Hz. Ali'de, diğer halifelerde bulunmayan ilâhî nitelikler ve özellikler olduğuna inanıyorlar. İslâm tarihinde bu görüşü ve inancı daha da ileri götürerek, Allah'ın Ali'nin varlığında, insan suretinde görünüş alanına çıktığını, onun bir ilâh-insan olduğunu söyleyenler bile çıktı. Ali'nin mehdi olduğunu, ölmediğini ve kıyamet gününden önce çıkarak dünyada adaleti sağlayacağını öne sürdüler. Bunlar 'sebeîler'dir. İslâm'da ilk dînî ayrılık hareketini teşkil eden ilk Alevîlik, Hz. Ali daha hayatta iken San'alı bir Yahudi olan İbn Sebe'nin telkini ile başlamıştır. Bundan sonra Ali'nin ve soyunun, hatta İbn Sem'an, Ebû Mansur el-İclî, Ebu'l-Hattâb, Horasanlı Ebû Müslim gibi Ali ile aile bağı bulunmayan ve sadece taraftarlık yapan birtakım yabancıların öncülük ettiği tenâsüha, ibâhaya, farzları terketmenin caiz olduğuna ve imanın, imamı bilmekten ibaret bulunduğuna inanan birçok Alevî kolları meydana çıkmıştır.
Dağınık Alevî kollarını birleştiren Câ'fer es-Sâdık'*a bir aralık gidip gelen ve inanışlarında İslâm'a aykırı şeyler bulunduğu için kovulan, İmam Câfer'in lânetlemesine uğrayan Ebî Mansur el-İclî ile Ebû'l-Hattâb'ın ekolü, 'İsmâiliye*' veya 'Yedi İmam' mezhebini oluşturmuştur. Batınîlik adı verilen bu mezhep Yemen'de kökleşmiş, Irak, İran, Horasan ve Türkistan'a kol atmış ve batıda Endülüs'e kadar yayılmıştır. Bu mezhepten olanlar Bahreyn'de ve Ahsâ'da Karmatiyye mezhep ve hükümetini, Kûfe'de ve Basra'da birçok ihtilâlleri, Mağrip'te önce 'Alevî Hükûmeti'ni, sonra Mısır'da Fâtımî halifeliğini vücûda getirmişlerdir. Cebel-i Dürûz'da Lübnan'da yaşamakta olan 'Dürzîlik'le daha birçok fırka ve mezhepler Batınîlikten doğmuştur. Muhammed b. Nusayr de bu arada bugün Suriye, Lübnan ve Adana yöresinde sâlikleri bulunan 'Nusayrîlik'i kurmuştur.
Hz. Ali'nin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbelâ olayı Hz. Hüseyin'in şehid edilmesi, Alevî topluluğun siyasî bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı. Sonraları Şia (Şiîlik) adını alan ve daha çok İran'da gelişen Alevî mezhebinin özünü besleyen bu olaylar zinciri oldu. İslâm ordusunun doğuya doğru ilerlediğini gören İran, bağımsızlığını kaybedeceğini anlayınca, İslâm'ın içinde doğan ve gelişen Hz. Ali taraftarlığını eski dîn ve siyasetleriyle kaynaştırarak benimsedi. Bundan Alevîliğin, bir başka kolu doğdu. Alevî inancı bu yeni ad altında hızla gelişti. Bu inanca, ruhun bedenden bedene geçişini (tenâsüh) kabul eden Hind inançları da yine İran etkisiyle karıştı.
Anadolu Alevîliği ise, sadece Batınîlik'in devamı değildir. Yesevî, Kalenderî, Hayderî gibi Türk tarikatlarının, Hurûfiliğin, Vücûdiyye ve Dehriyye inançlarının karıştığı, bazı Türk gelenek ve göreneklerinin ve halk şiirinin yaşadığı bir dünyadır. Onda 'tenâsüh', 'hulûl', 'ibâha' ve bir çeşit 'iştirak' ilkeleriyle birlikte, Türk şölenlerini andıran âyinler de görülür. XIII. yüzyılda Anadolu'nun fikir hayatında Orta Asya'dan ve Horasan'dan göçen bilgin ve mutasavvıfların derin etkileri olmuştur. Bu arada Harezm'li göçmenler, köylere varıncaya kadar Anadolu'nun dînî havasının değişmesine yol açmışlardır. Bu tarihi kökenlere dayanan Alevîlik günümüzde varlığını sürdürmektedir. Şiîlik, Bektâşîlik ve Kızılbaşlık gibi Alevî kollarının özel törenleri, toplantıları bulunmaktadır. Bu kolların hepsinde Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid edildiği 10. Muharrem günü kutsal olup, matem günü kabul edilir. Şiîler o gün, özel anma törenleri düzenler, dövünür, ağlar, yakınırlar. Kızılbaş ve Bektâşîler bu günün acısını çeker, fakat dövünmezler. Alevî törenlerinin en büyüğü kadınların da katıldığı 'cem âyini'dir. Bu tören cuma günleri düzenlenir. Cem âyininin küçüğüne 'dernek' denir. Bu toplantılar sazlısözlü, içkili olur. Özel zikirler yapılır. Töreni yöneten dede tarafından bir sure veya ayet okunur. Ayrıca cem'âyininden başka 'görgü âyini', canlardan birinin diğerini şikâyeti hâlinde 'sorgu âyini' düzenlenir. Nevrûz, hem bahar bayramı, hem de Hz. Ali'nin doğum günü sayıldığı için, genellikle kutsal kabul edilir ve törenler düzenlenir.
Alevîlik İran'da olduğu gibi Anadolu'da da daha çok şiir ve edebiyatla yayılmıştır. Alevîlerin büyük tanıdığı yedi şair; Nesimî, Fuzûlî, Hatâî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yeminî ve Virânî'dir. Bunlardan Nesimî ve Fuzûlî dışındakiler tam batinîdirler.
Yollarını müstakil bir dîn ekolü ve İslâmiyetin esası kabul eden Alevîler, Hz. Peygamber, Hz. Ali, Oniki İmam ve Hacı Bektaş Velî'yi kendi yorumcu ve düşünürleri sayarlar.
Burada anlatılanlara göre ALEVİLİK dinsel bir olgu,etnik bir özellik değil, Türk alevi de olabilir, Kürt alevi de.. ATEİST olduklarını söyleyip biz aleviler diye konuşan arkadaşlar lütfen okuyun... ya ATEİST siniz yada ALEVİ. Karar verin lütfen..
Bilgi veren, satırlar dolusu yazıp emek verenlere teşekkürler..
aleviliği tartışacak kadar bilmiyorum ama hümanist olmak gerekir eğer allahın varlığını kabul ediyorsan inananıda inanmayanıda gayrimüslimide kabul etmek zorundasın islamiyetin özü budur herkes kendinden sorumludur ve kimse kimseyi yargılayamaz yargılamak zaten en büyük günahlardan biridir naçizhane fikrim budur
Öncelikle çok mutluyum, çünki aleviyim. Alevilik eşsiz bir kültür, insancıl bir yaklaşım, gönül ibadetidir. Şekilsel olmayan inançsal bir ibadettir. Alevilik insanı sevmektir. Böyle bir kültürü olan kişi zaten ayrım yapamaz. Ayrımı yapan saçma sapan inanışları beyin yıkamada kullananlardır. Peygamber efendimizin en sevdiği kişinin Hz.Ali oladuğunu her mezhep kabul ediyor ama gel gör ki Hz.Ali taraftarı pek sevilmiyor. Bu nasıl bir kaostur anlamam. Ben aleviyim bugüne kadar hiç ayrım yapmadım, sevgililerimin hepsi sünni idi, en yakın dostum da öyle. Bizler böyle dostça insanca yaşarken kim o zaman bizi birbirimize düşüren, burada antolojide alevi üzerine sünnilik üzerine yazılar yazdıran kim. Bu yazıyı okuyacak herkesten şunu rica ediyorum, başkalarının sizi etkilemesine izin vermeyin. Hepimizin herşeyi anlayacak kadar düşünsel kabiliyeti var. Bu ülkede biz aleviler olduğu sürece Cumhuriyet ilkeleri, demokrasi, laiklik ve hoşgörü olacaktır.
Açılın Kapılar Şaha Gidelim
Hızır paşa bizi berdar etmeden Açılın kapılar şaha gidelim Siyaset günleri gelip yetmeden Açılın kapılar şaha gidelim
Gönül çıkmak ister, şahın köşküne Can boyanmak ister, Ali müşküne Pirim Ali on ik'imam aşkına Açılın kapılar şaha gidelim
Her nereye gitsem, yolum dumandır Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır Zincir boynum sıktı hayli zamandır Açılın kapılar şaha gidelim
Yaz selleri gibi akar çağlarım Hançer aldım, ciğerciğim dağlarım Garip kaldım, şu arada ağlarım Açılın kapılar şaha gidelim
Ilgın ılgın eser seher yelleri Yare selam eylen urum erleri Bize peyik geldi, şah bülbülleri Açılın kapılar şaha gidelim
PİR SULTAN'ım eydür mürvetli şah'ım Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım Arşa direk direk olmuştur ahım Açılın kapılar şaha gidelim
Bir Alevi çıktı; Ben camiye de giderim Cemevine de, dedi. Aleviler ayaklandı: Sen Aleviliği Sünni yoluna sokmaya çalışan bir provakatörsün dediler...
İrdeleyelim: Hz Ali birçok siyer kitabında mevcut olan bir hadiseye göre bir gün sabah namazında, önündeki yürüyen ve sonradan gayrı müslim olduğu anlaşılan bir ihtiyara hürmeten yavaş yürüdüğü için mescide gecikmiş, bunun üzerine Allah Resulü Hz Ali namaza yetişinceye kadar rükuda beklemiş...
Bu bile Hz Ali'nin Mescide veya bugünkü deyimle Camiye sadakatine işaret ederken Alevi dedeleri hangi mantıkla Camide namaz kılmak yerine Cemevinde deyiş söylemeyi uygun görür ve sonra hangi mantıka dayanarak Aliyi sevdiklerini söyler...
allah rasulunun emirleri allahın emirleridir allah rasulunun vekillerinin emri rasulun emirleridir dolayısıyla hz.ali hakkında hiç bir kul hakkına tecavüz yaşanmamıştır eğer olsaydı allah ve rasulu buna müsade etmezlerdi
Hz Muhammed, sağlında kendisinden sonra islam dünyasina önderlik edecek kişi olarak Hz. Ali’yi görüyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ den sonraki ilk müslümandi. Hz. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve birlikte büyüdügü, kardeşi gibi sevdiği bir kişiydi. Hz. Muhammed vefatindan önce bazı hadislerinde ve çeşitli yerlerde yaptığı toplantılardaki konuşmalarında kendisinden sonra ümmetine yol gösterecek kişinin, rehberin, Hz. Ali olmasi gerektiğinin üstünde durarak vurguluyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ in canıgibi sevdiği ve değer verdiği sağ kolu idi. bu sevginin ve saygının en güzel örneğide Hz. Muhammed’ in çok sevdigi değerli varlığı sevgili kızı Hz. Fatma ile Hz. Ali’yi evlendirmesiydi. Hz. Muhammed vefatından sonra da kendi yerine Hz. Ali’yi düşünmesine ve bunu çeşitli vesilelerle açıklamasına karşın kendisinin dünya değiştirmesinden sonra olaylar düşündüğü gibi gelişmemiştir. Hz. Muhammed hasta yatarken durumunun ağır olduğunu fark edince çevresindekilere; ”bana yazmak icin bir şeyler getirin. size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der. Peygamberin bu isteğinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda tartışma çıkar. Orada bulunan Hz. Ömer ve çevresi peygamberin kendinde olmadığını, yazacaklarının geçersiz olacağıve hatta peygamberin “ sara nöbeti “ geçirdiğini söyleyerek vasiyetin yazılmasına engel olurlar. Böyle olunca Hz. Muhammed vasiyetini yazmadan dünyasını değiştirir. Hz.Muhammed’in vefatı karşısında; başta Hz. Ali ve Hz. Fatma olmak üzere yakın çevresi şok olur. Peygamberin ölümü karşısında sevenleri şaşkına dönerler. Bu şaşkınlık atlatılmadan büyük bir üzüntü hali yaşanırken; Hz. Ali, Hz. Fatma, Selman-ı Faris ve aile yakınları acı içinde Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile uğraşırken, Hz.Ömer etkisi altına aldığı bazı kimselerle Hz. Ebu Bekir’i halife ilan eder. Arkasından da önüne geleni kılıç korkusu ile Hz. Ebu Bekir’e biat’a zorlar. Bunlardan sonra yaşanılan olaylarda Hz.Ali nin halifeliği kabul edilmez. Çıkan isyanlar ve tarafların çatışması sonucu aleviler ile sunniler aynı şeyi savunmalarına karşın birbirlerinin birlikteliklerinden bir türlü haz almazlardır. Konu da asıl dikkat çekmek istediğim olay; Aleviler müslamanlığın bir mezhebidir. Geçmişten günümüze kadar yapılan baskı ve zulümler nedeni ile mezheplerini tanıtamamış ve diğer müslümanlar tarafından çeşitli iftiralara uğramışlardır. İsteyen arkadaşlarıma daha detaylı bilgi verebilirim.
sevdiğim aleviydi, ben değilim.. benden aylarca sakladı bunu.. öğrendiğimseyse hiçbirşey olmadı.. sevgide, aşkta böyle ayrım olmaz.. lütfen kimse insan ayırmasın...sevdim onu sonsuza kadarda sevicem galiba nolursa olsun...sırf bu yüzden çoğu insanın nolduğunu saklamasına sebep oluyorsunuz yapmayın!
Hararet nârdadır, sacda değildir, Keramet baştadır, tacda değildir, Her ne arar isen kendinde ara, Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
İnsana insan olmayı öğretmek için gereken eğitim dört aşamadır:
1.Benlikten arınmak (Mürşitte erimek)
2.Allah’a ulaşmak (Ölmeden önce ölmek)
3.Allah’ta erimek (Hak’ta Hak olmak)
4.O’ndan bize ulaşmaktır (Hak’tan halka inmektir) .
Bu yolculukta sevgi rehberdir; önemli olan bilmek değil, olmaktır. Kişi nasip alır almaz ona “Seni senden aldık, sana teslim ettik” denilir.
“Bizim yolumuz irfan yoludur; İlimden gitmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen Hacı Bektaş şu öğütleri verir, duymak isteyenlere:
“....İnsan olmanın yolu kolay değildir ey dost! Senlik benlik bilmeyeceksin. İyiliği başa kakmayacaksın, kötülük dahi etseler cevabın iyilik olacaktır. Gösterişten kaçacaksın. Örtücülükte gece gibi olacaksın. Göz ile görmediğini dilin ile söylemeyeceksin.Herkesi eşit göreceksin. İnsanların hayrına koşmayı kendine iş edineceksin, hor görmeyeceksin başkasını. Gönlün, elin açık olacak. Dirliği, birliği akıldan ırak tutmayacaksın.”
“.....Hayatın akışında insan her şeyi kendinde aramalıdır. Kendini sorumlu tutmalıdır. Hak’tan emir oldu dünyaya geldim. O halde insanları severim. Hiç ölmeyecek gibi çalışırım. Benim üç dostum var. Bunun birisi ben öldüğüm zaman evde kalır. Evde kalan bellidir. Birisi yoldadır, yoldaki dostlarım benimle mezarıma kadar gelir. Öteki kıyamete kadar benimle beraberdir; yapabildiğim iyilikler! ...”
Hacı Bektaş Veli’nin temel saydığı ilkelerden biri de şudur:
İbadet başka, iş başkadır. Dünya için ahiret, ahiret için de dünya feda edilmemelidir.
Bazı görüşlere göre İslam’a ters düştüğü iddia edilse de, O İslam’ın özünü, ruhunu kavramış ve yaşamış bir er kişidir.
Sakin ol kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin izinden çıkma
Eğer adam isen ölmezsin korkma
Aşığı kurt yemez uc’da değildir.
Sözleri ile yüzyıllar boyunca gönüllere sevgi tohumlarını ekerek “Adam” olmanın tanımını kendi hayatıyla örneklemiş, nice gönüllerde diri kalmıştır.
İnsanı temel alan bu barışçı felsefenin dünyaya yayılması uygarlıklar arasındaki çatışma olasılığını azaltacaktır.
Hacı Bektaş Veli'nin insanı temel alan, sevgi, barış ve hoşgörünün yüceliğini herşeyin üstünde tutan düşünceleri, yenilikçi ve gelişimci nitelikleriyle bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Anadolu'da Türk dili ve kültürünün korunmasına büyük önem veren Hacı Bektaş Veli, tüm Anadolu'yu dolaşarak gelenek ve göreneklerimizi özümsemiş, bu zenginlikleri öğretilerinde kullanmış, düşünceleri ve yaşam felsefesiyle gönüllerdeki saygın yerini almıştır.
Hacı Bektaş Veli'nin, insan sevgisine, hoşgörüye ve barışa dayalı, geniş kitleleri etkileyen düşünceleri, farklı inançların ve grupların odağı durumundaki Anadolu'da toplumsal kimlik ve birliğin oluşmasına ve sürdürülmesine önemli katkı sağlamıştır.
Bilime inanan, insana sevgi duyan, bilgisizliğin yenilmesine büyük önem veren Hacı Bektaş Veli, 'Yolumuz ilim, irfan ve insan sevgisi üzerine kurulmuştur' sözüyle düşüncesinin özünü yalın biçimde anlatmıştır.
Gelecek kuşakların yetiştirilmesinde, yarınlarımızın barışçı sağlam temeller üzerinde biçimlendirilmesinde, Hacı Bektaş Veli, engin dünya görüşüyle yol gösterici olmayı sürdürecektir.
Yüce Atatürk önderliğinde evrensel değerleri temel alarak çağdaş uygarlığın güçlü ortağı olma ereğiyle kurulan Cumhuriyet, Türk aydınlanmasının en önemli dönemidir.
Hacı Bektaş Veli ve diğer düşün adamlarımızın fikirleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik ve çağdaş kimliğinin oluşmasına ve bu aydınlanma hareketinin sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.
Hiç kimse, dini inanç ve düşüncelerinden ve dini inancının gereklerini yerine getirip getirmemesinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
.
'Bilgi çağı' olarak tanımlanan 21. yüzyılın başlangıcında Yüce Atatürk'ün 'Gerçek yol gösterici ilimdir' sözü gibi, Hacı Bektaş Veli'nin 'İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu' sözleri de yalnızca yaşadıkları zamanları ve geçmişimizi değil, bugünümüzü ve geleceğimizi de aydınlatmaktadır.
Yaşamı, düşünceleri ve dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun insana insan olduğu için değer veren Hacı Bektaş Veli, birlik, kardeşlik, sevgi ve hoşgörü çağrısıyla, farklılıklara karşın huzur içinde birarada yaşamanın yolunu göstermiştir.
Daha güzel yarınlar için, yaşamın her alanında çatışma yerine uzlaşmayı, kavga yerine hoşgörüyü, karanlık yerine aydınlığı seçmeli, Hacı Bektaş Veli'nin belirttiği gibi, geçmişe, bugüne ve geleceğe akılcı bir yaklaşımla bakmayı bilmeliyiz.
Tüm dünyayı Hacı Bektaş Veli ve diğer düşün adamlarımızın insan sevgisine dayanan evrensel iletilerini anlamaya ve tüm farklılıklara karşın barış içinde birarada yaşamaya çağırıyorum.
laikliğin, demokrasinin, Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusu ve güvencesi olan tüm ulusa saygılar.
İnandiğımız tek yüce varlık ALLAH Peygamberimiz O'nun resülü Hz. MUHAMMED Kitabımız O'nun kelamı KUR'AN Dinimiz İSLAM Şahımız Hz. ALİ Pirmiz Hz. HÜNKAR HACI BEKTAŞ-İ VELİ
Bunların dışında Alevilere atfen söylenen herşey yalandır. Bizim inancımızı tartışacağınıza ilk önce 'yezitin' (lanet olsun yezitin canına) Hz. Muhammed'in göz nuru olan Hz. Hüseyin'i Kerbelada nasıl 72 insanla suzuzluktan öldürdüğünü öğrenin.
Cami konusuna gelince orası nasıl kutsal bir mekansa Cem Evleride aynı şekilde kutsal mekanlardır. Alevilik şekli ibadete karşıdır. İnsanlar Allah'a nasıl, nerde, ne şekilde isterlerse orada ibadetlerini yapabilirler. Tartışmak isteyenlerle bu konuyu tartışabilirim.
Atatürk'e gelince O bizim için ulu bir candır. Her Cem Evinde mutlaka Türk bayrağı ve Atatürk'ün resmi asılıdır. Alevilik O'nun kurduğu Cumhuriyet sayesinde özgürlüğüne kavuşmuştur.
en yakın arkadaşım.... hepsi de çok çağdaş son derece kültürlü. tabi bu dediğim türk alevileri için geçerli. bi de arap alevileri ve kürt alevileri var. unutmadan mum söndü olayına gelince böyle bi saçmalık olabilir mi yaaaa. böyle düşünenlerin beyninde bi hasar olmalı bu tamamen aldatmacadır. alevileri kötülemek için yapılan bi karalamadır. o kadar çok alevi tanıdığım var ki. size alevilerden hiç bi zarar gelmez. hepsi kendilerini sürekli geliştiren son derece çağdaş insanlar.
nihayet anlayabildik alevi-sunni ayrımının TÜRKİYE'nin iç ve dış düşmanlarının bu vatanın evlatlarına kurguladıkları kötü bir oyun olduğunu...ne mutlu bizlere...
şimdi birleşme zamanıdır artık...inşallah buda gerçekleşecek.bundan eminim...
Ya sinir oluyorum kardeşim şu aleci, sunlu cart curt ayrımına! ! ! Kardeşim o da müslüman o da ne fark eder? Uğraşmayın böylr şeylerle ya insan insandır..Böyle ayrımlar hem insanlar arasında önyargılı tavırlara neden oluyor....
Alevilerde sunniler kadar müslüman. İçlerinden farkli kişiler (sunniler oldugu gibi) çıkabilir. Onlara bakarak aleviligi kötüleminizi yadirgiyorum. Sadece şamanist türk ögretilerinden arınamamışlar o kadar! Bu gerçegi gören alevi arkadaslar bu konuda calismalarini sürdürüyorlar. Mum söndü olayida alevilikle bagdastirmak dogru degil. Bu aslinda yahudilikteki bir mezhebin fiiliyati iken bilinçsiz kişilerce aleviler üzerine atilmak istenmiş.
Hiç bir kültür din ötesi olamaz.Din ötesi kültür vardır diyenlerin dini olduğundan şüphe duyarım.Alevîlik? bu topraklardayız.Türkiyedeyiz.VATANIMI SEVİYORUM! Diyen ve bunu gösteren herkes benim kardeşimdir.Ötesi yok.
Bu konuda pek bir araştırmam yok fakat şunu iyi biliyorum: Aleviler diğer herhangi bir din veya mezhebe mensup insanlardan daha geri değiller, ve bu diğer gruplardan birine bağlı olmadıkları için küçümsenecek bir yanları yok...
Ben alevi bir ailede büyümüş olarak rahatça söyleyebilirim ki anlatılanlar kesinlke saçmalıktan ibaret.. Aleviler Hz.Muhammed e kesinlike insanıyor, Mum ışık gibi saçma terimleri yok.. Alevilik bir bakıma da Müslümanlığın biraz daha pekişmiş hâli diyebiliriz, çünkü dinizce bir olan kardeşlik duygusu alevilikte had safhadadır.Büyük Namaz, Aşure günleri, mileytütet zamanı gib zamanlarla kardeşlik duygusu çok daha pekiştiğine insanıyorum, tabi bu benim kendi görüşüm, çünkü açıkça söyleyebilirim ki ben araştırma yapmadım sadece yaşadıklarımı anlatıyorum..
Türkiye, üzülerek söylüyorum ki, artık insanların beyin ve kişilik kalitesinden çok, etnik ve dini kimliklerine, giyim ve kuşamlarına prim verildiği bir ülke haline geldi. Kimse başka sebep aramasın. Şu anda olmamız gereken kalitede ve gelişmişlikte bir ülke değilsek, bunun en önemli nedeni budur bence... Bırakalım artık insanlar inançlarını istediği gibi rahat ve özgür yaşayabilsinler. Aleviymiş, sünniymiş, ateistmiş... Bizi ilgilendiren bu değil, insanların beyin ve kişilik kalitesi olsun artık. Herşeyden önce bu topraklarda birbirine saygılı ve tahammülü yüksek bireyler olarak yaşamayı öğrenmemiz gerek.
Burada yapılan ayrımcılık dinden imandan kaynaklanmıyor. Hataları kavramlara yüklemek hata olurdu doğrusu. İnsan ile dini ayrı tutmak imkansız birşey. Hem dinler ayrımcılık yapmaz. ayrımcılığı dinine bağlı olmayan, ondan ve hükümlerinden habersiz olan insanlar meydana getirir.
Sonucta ınsanız hepimiz en önemlisi bu değildi. öyle ya da böyle olmak insan olmadıktan sonra hiçbirseyin önemi yok. dinler le ugrasmayı bırakıp once İNSAN olalım........
aleviller de tıpkı kürtler gibi ezilen ve daima yanlış anlaşılan bir mezhebin insanları.yok ne bileyim mum söndüyle bilmem kardeş kardeşe bilmem ne yapıyorlarmış.tövbe deyin ya böyle saçmalık olur mu? hayvan mı ya bu insanlar? bu kadar geri zihniyetli olmayın ya.insanları eleştiriyorsanız bile birikimlerinize yada araştırmalarınıza güvenerek konuşun.umarım herkez benim gibi düşünüyordur.yoksa vay bu milletin haline.
her zaman her parti tarafından kullanılmışlardır..herkes kendi çıkarına göre yönlendirmişdir onları..
okadar çok insan aleviler adına tvlerde konuşuyor ki, okadar çok aydın bizim adımıza ahkam kesiyor biz ne diyelim...
yarattı mülcemi sandı ki yaran
ALİ'ye kastetti oldu bin pişman
hangi kitapta var ömerle osman
kuranda okunan ALİ değil mi
çok değerli ve elleri öpülesi insanlar...
ALEVÎ-ALEVÎLİK
Dördüncü halife Hz. Ali'nin soyundan gelen, onu diğer sahâbeden ve diğer üç halîfeden üstün tutan mezhebe mensup kimse. Alevîlik düşüncesi, ister açıkça, ister gizlice, Ali'ye uyup onun Kur'an'daki nâs ve Resulullah (s.a.s.) 'ın vasiyetiyle imamlığa tayin edildiğini ileri süren; imametin* onun soyundan dışarı çıkmayacağına inanan ve onu diğer sahâbeden üstün gören zümrelerin başlattığı fikir ve siyasî kavgalarla ortaya çıkan' hareketin genel adıdır. Bu fikir ve harekete katılanlar, Ali'ye (r.a.) uydukları ve onu, öteki sahâbîlerin önüne geçirdikleri için Alevî; buna taraftar olanlara da 'tarafını tutan' anlamında 'Şia'* denilmiştir. Şia, Alevîliğin ifade ettiği katılıktan daha mûtedîl bir kelimedir ve İslâm âlimleri Alevîlik için Şia'dan farklı olarak 'Râfıza' 'Ravâfız' tabirlerini kullanırlar. İslâm tarihinde Hz. Peygamber'den sonra halîfe olarak Hz. Ali'yi tanıyanlara, Ali'ye mensup, inancı bakımından, Ali taraflısı anlamında 'Alevî' tabiri kullanıldı. Alevîlik, halifelikte Hz. Ali'nin hakkının yendiğini, sahâbenin Hz. Peygamber'den sonra Ebû Bekr*'e bey'at etmekle, İslâm'a aykırı hareket ettiği iddiasını yansıtır. Alevîler Hz. Ali'nin hilâfette hak sahibi olduğunu şu sebeplere dayandırırlar: Ali*, Hz. Peygamber'in tabii olarak varisiydi. O, İslam'ı ilk kabul eden kimsedir. Hz. Muhammed (s.a.s.) 'in amcasının oğlu ve damadıdır. İslâm savaşlarının kahramanıydı. Yaşadığı sürece Hz. Muhammed'in en yakın yardımcısıydı. Onun bütün işlerine bakardı. Hz. Muhammed (s.a.s.) Ali'ye olan sevgisini ve güvenini bildirerek, onun kendisinden sonra halîfe olacağına işaret etmiştir. Bu yüzden onlar, Ebû Bekir, Ömer* ve Osman*'ın işbaşına getirilişini batıl saydılar. Yani bunu şerîat kurallarına ve Hz. Peygamber'in sünnetine aykırı görerek bununla savaşmayı dinî bir görev kabul ettiler. Ancak, Hz. Peygamber'in, Hz. Ali hakkında söyledikleri ve Ali'nin üstünlükleri doğru olmakla birlikte, Allah Resulü benzer sözleri Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi diğer büyük Sahâbîler hakkında da söylemiştir. Üstelik, hastalandığında imamlığa Hz. Ebû Bekr'i geçirmiştir. Diğer yandan Hz. Peygamber, kendisinden sonra müslümanların başına kimin geçeceğini isim vererek belirtmeden bu dünyadan ayrılmıştır. Böyle bir hadîs olsaydı, Hz. Ebû Bekr'in halife seçildiği sırada yapılan konuşma ve müzâkerelerde bu hadîsin sözkonusu edilmesi gerekirdi. Çünkü ashâb-ı kîrâm, kendi aleyhine bile olsa, Hz. Peygamber'den işittiğini nakletmekten çekinmeyecek derecede üstün mezîyetlere sahiptir. Ancak, Allah Resulü'nün cenaze işleriyle uğraşması yüzünden, halîfe seçimi sırasında hazır bulunamayan Hz. Ali ile bu kadar önemli bir konunun istişare edilmemiş olması bir eksiklik sayılabilir. Fakat, Ensâr'ın hilâfet konusunu müzâkere etmekte olduğu topluluğa Hz. Ömer'le Hz. Ebû Bekr bile sonradan katılmıştı. Bu çok önemli meselede yanlış bir adımın atılması endişesi ve işin kısa sürede çözülmesi zarûreti, seçimin Hz. Ebû Bekir lehine yapılmasını gerekli kılmıştır. Nitekim daha sonra Hz. Ali de Ebû Bekr'e bey'at* etmiştir.
Müslümanlar, Ehl-i Beyt denen 'Ali ve ailesini' öteki Ashâb-ı Kîram'dan ve Allah Resulü'nün öteki halîfelerinden ayırmadan severler. Onun ailesine yapılan haksızlığa ve zulme karşıdırlar ve tarih içinde de karşı olmuşlardır. Meselâ, Ahmed b. Hanbel* (rh.a) , 'Ehlü's-Sünne ve'-l Hadîs' taraftarlarının Hz. Muhammed (s.a.s.) ' in ailesine hak ettikleri muhabbeti gösterdikleri ve Ali İbn Ebî Tâlib'in (r.a.) haklarını tanıdıkları için 'Ali'nin 'şiası, taraftarı' olduğunu ifade etmektedir. Aynı tavrı İmam-ı Â'zam da takınarak Abbasîlere karşı İmam Zeyd'i desteklemiştir. Bu anlamda Şia, îtikâdî ve siyasî bir mezhep olarak kabul edilirken, Alevîlik, Hz. Ebû Bekr es-Sıddık'a (r.a.) , Ömer el-Faruk'a (r.a.) ve Osman Zünnureyn (r.a.) 'e ve daha pek çok ashâb-ı kirâm'a buğz ve düşmanlık taşıyan fikirlerle dolu bir tarîkat görünümündedir. Bu ifrata sebep olan Emevilerdi. Emeviler devrinde, Ömer İbn-i Abdulaziz'in hilâfetine kadar cuma hutbelerinde Ali İbn Ebî Tâlib'e (r.a.) ve ehl-i beytine hakaret edilir ve lânetler okunurdu. Onların bu yanlış hareketleri öteki müslümanları bağlamazdı. Çünkü onlar, bütün müslümanları temsil edemezlerdi. Hele hilâfet konusundaki olayları göze alarak öteki, müslümanları zalim görmek ve göstermek haksızlıktır ve hakdan sapmadır. Ne Resulullah'ın üç halifesi ne de Ashâb-ı Kirâm, Ali İbn Ebi Talib hakkında düşmanlık eseri bırakmamışlardır. Alevîlik, zaman içinde parçalanmış ve sayısı yüze varan tarîkatlara ve yollara ayrılmıştır. Ancak bunları İmam Ebu Câ'fer es-Sâdık'ın içtihatlarıyla amel eden ve müslümanlarla aralarında bir fark görmediklerini söyleyen, yeryüzünde Allah'ın hâkimiyetini istediklerini haykıran Ca'feriyye ve Zeydiye kollarına bağlı müslümanlarla karıştırmamak gerekir. Câferî müslümanları Şia içerisinde incelerken, dünü, bugünü ve îman-amel ilişkisiyle gözönüne almak ve ona göre değerlendirme yapmak faydalı olacaktır. Câferîlerle, Zeydîleri Alevîliğin diğer kolları olan Batînîler, * Karmatîler, * hatta kuzey Afrika ve Mısır'da uzun yıllar hüküm süren Fâtımîlerden, bugün Anadolu'da yaşayan Alevîler'den, Lübnan ve Suriye'deki Dürzî ve Nusayrîlerden ayırt etmek gerekir.
Alevîlerden Gulât olanlar yani aşırı gidenler Hz. Ali'de, diğer halifelerde bulunmayan ilâhî nitelikler ve özellikler olduğuna inanıyorlar. İslâm tarihinde bu görüşü ve inancı daha da ileri götürerek, Allah'ın Ali'nin varlığında, insan suretinde görünüş alanına çıktığını, onun bir ilâh-insan olduğunu söyleyenler bile çıktı. Ali'nin mehdi olduğunu, ölmediğini ve kıyamet gününden önce çıkarak dünyada adaleti sağlayacağını öne sürdüler. Bunlar 'sebeîler'dir. İslâm'da ilk dînî ayrılık hareketini teşkil eden ilk Alevîlik, Hz. Ali daha hayatta iken San'alı bir Yahudi olan İbn Sebe'nin telkini ile başlamıştır. Bundan sonra Ali'nin ve soyunun, hatta İbn Sem'an, Ebû Mansur el-İclî, Ebu'l-Hattâb, Horasanlı Ebû Müslim gibi Ali ile aile bağı bulunmayan ve sadece taraftarlık yapan birtakım yabancıların öncülük ettiği tenâsüha, ibâhaya, farzları terketmenin caiz olduğuna ve imanın, imamı bilmekten ibaret bulunduğuna inanan birçok Alevî kolları meydana çıkmıştır.
Dağınık Alevî kollarını birleştiren Câ'fer es-Sâdık'*a bir aralık gidip gelen ve inanışlarında İslâm'a aykırı şeyler bulunduğu için kovulan, İmam Câfer'in lânetlemesine uğrayan Ebî Mansur el-İclî ile Ebû'l-Hattâb'ın ekolü, 'İsmâiliye*' veya 'Yedi İmam' mezhebini oluşturmuştur. Batınîlik adı verilen bu mezhep Yemen'de kökleşmiş, Irak, İran, Horasan ve Türkistan'a kol atmış ve batıda Endülüs'e kadar yayılmıştır. Bu mezhepten olanlar Bahreyn'de ve Ahsâ'da Karmatiyye mezhep ve hükümetini, Kûfe'de ve Basra'da birçok ihtilâlleri, Mağrip'te önce 'Alevî Hükûmeti'ni, sonra Mısır'da Fâtımî halifeliğini vücûda getirmişlerdir. Cebel-i Dürûz'da Lübnan'da yaşamakta olan 'Dürzîlik'le daha birçok fırka ve mezhepler Batınîlikten doğmuştur. Muhammed b. Nusayr de bu arada bugün Suriye, Lübnan ve Adana yöresinde sâlikleri bulunan 'Nusayrîlik'i kurmuştur.
Hz. Ali'nin ölümünden sonraki gelişmeler, özellikle Kerbelâ olayı Hz. Hüseyin'in şehid edilmesi, Alevî topluluğun siyasî bir görüş çevresinde toplanmasına yol açtı. Sonraları Şia (Şiîlik) adını alan ve daha çok İran'da gelişen Alevî mezhebinin özünü besleyen bu olaylar zinciri oldu. İslâm ordusunun doğuya doğru ilerlediğini gören İran, bağımsızlığını kaybedeceğini anlayınca, İslâm'ın içinde doğan ve gelişen Hz. Ali taraftarlığını eski dîn ve siyasetleriyle kaynaştırarak benimsedi. Bundan Alevîliğin, bir başka kolu doğdu. Alevî inancı bu yeni ad altında hızla gelişti. Bu inanca, ruhun bedenden bedene geçişini (tenâsüh) kabul eden Hind inançları da yine İran etkisiyle karıştı.
Anadolu Alevîliği ise, sadece Batınîlik'in devamı değildir. Yesevî, Kalenderî, Hayderî gibi Türk tarikatlarının, Hurûfiliğin, Vücûdiyye ve Dehriyye inançlarının karıştığı, bazı Türk gelenek ve göreneklerinin ve halk şiirinin yaşadığı bir dünyadır. Onda 'tenâsüh', 'hulûl', 'ibâha' ve bir çeşit 'iştirak' ilkeleriyle birlikte, Türk şölenlerini andıran âyinler de görülür. XIII. yüzyılda Anadolu'nun fikir hayatında Orta Asya'dan ve Horasan'dan göçen bilgin ve mutasavvıfların derin etkileri olmuştur. Bu arada Harezm'li göçmenler, köylere varıncaya kadar Anadolu'nun dînî havasının değişmesine yol açmışlardır. Bu tarihi kökenlere dayanan Alevîlik günümüzde varlığını sürdürmektedir. Şiîlik, Bektâşîlik ve Kızılbaşlık gibi Alevî kollarının özel törenleri, toplantıları bulunmaktadır. Bu kolların hepsinde Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehid edildiği 10. Muharrem günü kutsal olup, matem günü kabul edilir. Şiîler o gün, özel anma törenleri düzenler, dövünür, ağlar, yakınırlar. Kızılbaş ve Bektâşîler bu günün acısını çeker, fakat dövünmezler. Alevî törenlerinin en büyüğü kadınların da katıldığı 'cem âyini'dir. Bu tören cuma günleri düzenlenir. Cem âyininin küçüğüne 'dernek' denir. Bu toplantılar sazlısözlü, içkili olur. Özel zikirler yapılır. Töreni yöneten dede tarafından bir sure veya ayet okunur. Ayrıca cem'âyininden başka 'görgü âyini', canlardan birinin diğerini şikâyeti hâlinde 'sorgu âyini' düzenlenir. Nevrûz, hem bahar bayramı, hem de Hz. Ali'nin doğum günü sayıldığı için, genellikle kutsal kabul edilir ve törenler düzenlenir.
Alevîlik İran'da olduğu gibi Anadolu'da da daha çok şiir ve edebiyatla yayılmıştır. Alevîlerin büyük tanıdığı yedi şair; Nesimî, Fuzûlî, Hatâî, Pîr Sultan Abdal, Kul Himmet, Yeminî ve Virânî'dir. Bunlardan Nesimî ve Fuzûlî dışındakiler tam batinîdirler.
Yollarını müstakil bir dîn ekolü ve İslâmiyetin esası kabul eden Alevîler, Hz. Peygamber, Hz. Ali, Oniki İmam ve Hacı Bektaş Velî'yi kendi yorumcu ve düşünürleri sayarlar.
Burada anlatılanlara göre ALEVİLİK dinsel bir olgu,etnik bir özellik değil, Türk alevi de olabilir, Kürt alevi de..
ATEİST olduklarını söyleyip biz aleviler diye konuşan arkadaşlar lütfen okuyun... ya ATEİST siniz yada ALEVİ. Karar verin lütfen..
Bilgi veren, satırlar dolusu yazıp emek verenlere teşekkürler..
aleviliği tartışacak kadar bilmiyorum ama hümanist olmak gerekir eğer allahın varlığını kabul ediyorsan inananıda inanmayanıda gayrimüslimide kabul etmek zorundasın islamiyetin özü budur herkes kendinden sorumludur ve kimse kimseyi yargılayamaz yargılamak zaten en büyük günahlardan biridir naçizhane fikrim budur
Öncelikle çok mutluyum, çünki aleviyim. Alevilik eşsiz bir kültür, insancıl bir yaklaşım, gönül ibadetidir. Şekilsel olmayan inançsal bir ibadettir. Alevilik insanı sevmektir. Böyle bir kültürü olan kişi zaten ayrım yapamaz. Ayrımı yapan saçma sapan inanışları beyin yıkamada kullananlardır. Peygamber efendimizin en sevdiği kişinin Hz.Ali oladuğunu her mezhep kabul ediyor ama gel gör ki Hz.Ali taraftarı pek sevilmiyor. Bu nasıl bir kaostur anlamam. Ben aleviyim bugüne kadar hiç ayrım yapmadım, sevgililerimin hepsi sünni idi, en yakın dostum da öyle. Bizler böyle dostça insanca yaşarken kim o zaman bizi birbirimize düşüren, burada antolojide alevi üzerine sünnilik üzerine yazılar yazdıran kim. Bu yazıyı okuyacak herkesten şunu rica ediyorum, başkalarının sizi etkilemesine izin vermeyin. Hepimizin herşeyi anlayacak kadar düşünsel kabiliyeti var. Bu ülkede biz aleviler olduğu sürece Cumhuriyet ilkeleri, demokrasi, laiklik ve hoşgörü olacaktır.
Açılın Kapılar Şaha Gidelim
Hızır paşa bizi berdar etmeden
Açılın kapılar şaha gidelim
Siyaset günleri gelip yetmeden
Açılın kapılar şaha gidelim
Gönül çıkmak ister, şahın köşküne
Can boyanmak ister, Ali müşküne
Pirim Ali on ik'imam aşkına
Açılın kapılar şaha gidelim
Her nereye gitsem, yolum dumandır
Bizi böyle kılan, ahd-ü amandır
Zincir boynum sıktı hayli zamandır
Açılın kapılar şaha gidelim
Yaz selleri gibi akar çağlarım
Hançer aldım, ciğerciğim dağlarım
Garip kaldım, şu arada ağlarım
Açılın kapılar şaha gidelim
Ilgın ılgın eser seher yelleri
Yare selam eylen urum erleri
Bize peyik geldi, şah bülbülleri
Açılın kapılar şaha gidelim
PİR SULTAN'ım eydür mürvetli şah'ım
Yaram baş verdi, sızlar ciğergahım
Arşa direk direk olmuştur ahım
Açılın kapılar şaha gidelim
Pir Sultan Abdal
Bir Alevi çıktı; Ben camiye de giderim Cemevine de, dedi. Aleviler ayaklandı:
Sen Aleviliği Sünni yoluna sokmaya çalışan bir provakatörsün dediler...
İrdeleyelim:
Hz Ali birçok siyer kitabında mevcut olan bir hadiseye göre bir gün sabah namazında, önündeki yürüyen ve sonradan gayrı müslim olduğu anlaşılan bir ihtiyara hürmeten yavaş yürüdüğü için mescide gecikmiş, bunun üzerine Allah Resulü Hz Ali namaza yetişinceye kadar rükuda beklemiş...
Bu bile Hz Ali'nin Mescide veya bugünkü deyimle Camiye sadakatine işaret ederken Alevi dedeleri hangi mantıkla Camide namaz kılmak yerine Cemevinde deyiş söylemeyi uygun görür ve sonra hangi mantıka dayanarak Aliyi sevdiklerini söyler...
allah rasulunun emirleri allahın emirleridir allah rasulunun vekillerinin emri rasulun emirleridir dolayısıyla hz.ali hakkında hiç bir kul hakkına tecavüz yaşanmamıştır eğer olsaydı allah ve rasulu buna müsade etmezlerdi
Hadis:
Sahabilerimin hepsi birer yıldız gibidir...
Sahabilerden herhangi birini reddeden, hakaret edenin efendimizin şefaatinden mahrum kalacağı hadisle sabittir...
alevi, allar giyinmiş insanların evi anlamındadır. bu evlerde yaşayanlara isen alevicik denir. Alev ismi ise bu evde yaşayan kızlardan birinin adıdır
Hz Muhammed, sağlında kendisinden sonra islam dünyasina önderlik edecek kişi olarak Hz. Ali’yi görüyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ den sonraki ilk müslümandi. Hz. Ali, peygamberin amcasının oğlu ve birlikte büyüdügü, kardeşi gibi sevdiği bir kişiydi. Hz. Muhammed vefatindan önce bazı hadislerinde ve çeşitli yerlerde yaptığı toplantılardaki konuşmalarında kendisinden sonra ümmetine yol gösterecek kişinin, rehberin, Hz. Ali olmasi gerektiğinin üstünde durarak vurguluyordu. Hz. Ali, Hz. Muhammed’ in canıgibi sevdiği ve değer verdiği sağ kolu idi. bu sevginin ve saygının en güzel örneğide Hz. Muhammed’ in çok sevdigi değerli varlığı sevgili kızı Hz. Fatma ile Hz. Ali’yi evlendirmesiydi. Hz. Muhammed vefatından sonra da kendi yerine Hz. Ali’yi düşünmesine ve bunu çeşitli vesilelerle açıklamasına karşın kendisinin dünya değiştirmesinden sonra olaylar düşündüğü gibi gelişmemiştir. Hz. Muhammed hasta yatarken durumunun ağır olduğunu fark edince çevresindekilere; ”bana yazmak icin bir şeyler getirin. size bir şey yazdırayım ki, benden sonra asla yol yitirmeyesiniz” der. Peygamberin bu isteğinin yerine getirilip getirilmemesi konusunda tartışma çıkar. Orada bulunan Hz. Ömer ve çevresi peygamberin kendinde olmadığını, yazacaklarının geçersiz olacağıve hatta peygamberin “ sara nöbeti “ geçirdiğini söyleyerek vasiyetin yazılmasına engel olurlar. Böyle olunca Hz. Muhammed vasiyetini yazmadan dünyasını değiştirir. Hz.Muhammed’in vefatı karşısında; başta Hz. Ali ve Hz. Fatma olmak üzere yakın çevresi şok olur. Peygamberin ölümü karşısında sevenleri şaşkına dönerler. Bu şaşkınlık atlatılmadan büyük bir üzüntü hali yaşanırken; Hz. Ali, Hz. Fatma, Selman-ı Faris ve aile yakınları acı içinde Hz. Muhammed’in cenaze işleri ile uğraşırken, Hz.Ömer etkisi altına aldığı bazı kimselerle Hz. Ebu Bekir’i halife ilan eder. Arkasından da önüne geleni kılıç korkusu ile Hz. Ebu Bekir’e biat’a zorlar. Bunlardan sonra yaşanılan olaylarda Hz.Ali nin halifeliği kabul edilmez. Çıkan isyanlar ve tarafların çatışması sonucu aleviler ile sunniler aynı şeyi savunmalarına karşın birbirlerinin birlikteliklerinden bir türlü haz almazlardır. Konu da asıl dikkat çekmek istediğim olay; Aleviler müslamanlığın bir mezhebidir. Geçmişten günümüze kadar yapılan baskı ve zulümler nedeni ile mezheplerini tanıtamamış ve diğer müslümanlar tarafından çeşitli iftiralara uğramışlardır. İsteyen arkadaşlarıma daha detaylı bilgi verebilirim.
sevdiğim aleviydi, ben değilim.. benden aylarca sakladı bunu.. öğrendiğimseyse hiçbirşey olmadı.. sevgide, aşkta böyle ayrım olmaz.. lütfen kimse insan ayırmasın...sevdim onu sonsuza kadarda sevicem galiba nolursa olsun...sırf bu yüzden çoğu insanın nolduğunu saklamasına sebep oluyorsunuz yapmayın!
Hararet nârdadır, sacda değildir,
Keramet baştadır, tacda değildir,
Her ne arar isen kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hac’da değildir
İnsana insan olmayı öğretmek için gereken eğitim dört aşamadır:
1.Benlikten arınmak (Mürşitte erimek)
2.Allah’a ulaşmak (Ölmeden önce ölmek)
3.Allah’ta erimek (Hak’ta Hak olmak)
4.O’ndan bize ulaşmaktır (Hak’tan halka inmektir) .
Bu yolculukta sevgi rehberdir; önemli olan bilmek değil, olmaktır. Kişi nasip alır almaz ona “Seni senden aldık, sana teslim ettik” denilir.
“Bizim yolumuz irfan yoludur; İlimden gitmeyen yolun sonu karanlıktır” diyen Hacı Bektaş şu öğütleri verir, duymak isteyenlere:
“....İnsan olmanın yolu kolay değildir ey dost! Senlik benlik bilmeyeceksin. İyiliği başa kakmayacaksın, kötülük dahi etseler cevabın iyilik olacaktır. Gösterişten kaçacaksın. Örtücülükte gece gibi olacaksın. Göz ile görmediğini dilin ile söylemeyeceksin.Herkesi eşit göreceksin. İnsanların hayrına koşmayı kendine iş edineceksin, hor görmeyeceksin başkasını. Gönlün, elin açık olacak. Dirliği, birliği akıldan ırak tutmayacaksın.”
“.....Hayatın akışında insan her şeyi kendinde aramalıdır. Kendini sorumlu tutmalıdır. Hak’tan emir oldu dünyaya geldim. O halde insanları severim. Hiç ölmeyecek gibi çalışırım. Benim üç dostum var. Bunun birisi ben öldüğüm zaman evde kalır. Evde kalan bellidir. Birisi yoldadır, yoldaki dostlarım benimle mezarıma kadar gelir. Öteki kıyamete kadar benimle beraberdir; yapabildiğim iyilikler! ...”
Hacı Bektaş Veli’nin temel saydığı ilkelerden biri de şudur:
İbadet başka, iş başkadır. Dünya için ahiret, ahiret için de dünya feda edilmemelidir.
Bazı görüşlere göre İslam’a ters düştüğü iddia edilse de, O İslam’ın özünü, ruhunu kavramış ve yaşamış bir er kişidir.
Sakin ol kimsenin gönlünü yıkma
Gerçek erenlerin izinden çıkma
Eğer adam isen ölmezsin korkma
Aşığı kurt yemez uc’da değildir.
Sözleri ile yüzyıllar boyunca gönüllere sevgi tohumlarını ekerek “Adam” olmanın tanımını kendi hayatıyla örneklemiş, nice gönüllerde diri kalmıştır.
İnsanı temel alan bu barışçı felsefenin dünyaya yayılması uygarlıklar arasındaki çatışma olasılığını azaltacaktır.
Hacı Bektaş Veli'nin insanı temel alan, sevgi, barış ve hoşgörünün yüceliğini herşeyin üstünde tutan düşünceleri, yenilikçi ve gelişimci nitelikleriyle bugün de geçerliliğini korumaktadır.
Anadolu'da Türk dili ve kültürünün korunmasına büyük önem veren Hacı Bektaş Veli, tüm Anadolu'yu dolaşarak gelenek ve göreneklerimizi özümsemiş, bu zenginlikleri öğretilerinde kullanmış, düşünceleri ve yaşam felsefesiyle gönüllerdeki saygın yerini almıştır.
Hacı Bektaş Veli'nin, insan sevgisine, hoşgörüye ve barışa dayalı, geniş kitleleri etkileyen düşünceleri, farklı inançların ve grupların odağı durumundaki Anadolu'da toplumsal kimlik ve birliğin oluşmasına ve sürdürülmesine önemli katkı sağlamıştır.
Bilime inanan, insana sevgi duyan, bilgisizliğin yenilmesine büyük önem veren Hacı Bektaş Veli, 'Yolumuz ilim, irfan ve insan sevgisi üzerine kurulmuştur' sözüyle düşüncesinin özünü yalın biçimde anlatmıştır.
Gelecek kuşakların yetiştirilmesinde, yarınlarımızın barışçı sağlam temeller üzerinde biçimlendirilmesinde, Hacı Bektaş Veli, engin dünya görüşüyle yol gösterici olmayı sürdürecektir.
Yüce Atatürk önderliğinde evrensel değerleri temel alarak çağdaş uygarlığın güçlü ortağı olma ereğiyle kurulan Cumhuriyet, Türk aydınlanmasının en önemli dönemidir.
Hacı Bektaş Veli ve diğer düşün adamlarımızın fikirleri, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik ve çağdaş kimliğinin oluşmasına ve bu aydınlanma hareketinin sürdürülmesine önemli katkıda bulunmuştur.
Hiç kimse, dini inanç ve düşüncelerinden ve dini inancının gereklerini yerine getirip getirmemesinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.
.
'Bilgi çağı' olarak tanımlanan 21. yüzyılın başlangıcında Yüce Atatürk'ün 'Gerçek yol gösterici ilimdir' sözü gibi, Hacı Bektaş Veli'nin 'İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu' sözleri de yalnızca yaşadıkları zamanları ve geçmişimizi değil, bugünümüzü ve geleceğimizi de aydınlatmaktadır.
Yaşamı, düşünceleri ve dili, dini, rengi, ırkı ne olursa olsun insana insan olduğu için değer veren Hacı Bektaş Veli, birlik, kardeşlik, sevgi ve hoşgörü çağrısıyla, farklılıklara karşın huzur içinde birarada yaşamanın yolunu göstermiştir.
Daha güzel yarınlar için, yaşamın her alanında çatışma yerine uzlaşmayı, kavga yerine hoşgörüyü, karanlık yerine aydınlığı seçmeli, Hacı Bektaş Veli'nin belirttiği gibi, geçmişe, bugüne ve geleceğe akılcı bir yaklaşımla bakmayı bilmeliyiz.
Tüm dünyayı Hacı Bektaş Veli ve diğer düşün adamlarımızın insan sevgisine dayanan evrensel iletilerini anlamaya ve tüm farklılıklara karşın barış içinde birarada yaşamaya çağırıyorum.
laikliğin, demokrasinin, Atatürk devrimlerinin yılmaz savunucusu ve güvencesi olan tüm ulusa saygılar.
Seyredelim Horasan'ın ilini
Gördüm iki turna güzel turnalar
Tavaf ettim imamların yerini
Gördüm iki turna güzel turnalar
Muhammet bizimdir Ali bizimdir
Erkanı bizimdir yolu bizimdir
Değmesin yad avcı teli bizimdir
Gördüm iki turna güzel turnalar
Muhammet Ali'den parıldar damlar
Elinde doğar ol şems ile kamer
Yaylağı Yıldız'dır gözleği Kemer
Gördüm iki turna güzel turnalar
Şu gelen avcıdan hazerim deyu
Ezel ki ikrarı bozarım deyu
Çığrışır Tebriz'de öterim deyu
Gördüm iki turna güzel turnalar
Pir Sultan Abdal'ım kendi halinde
Kalmadılar evliyanın yolunda
Kalkıştı da gitti Ali gölünde
Gördüm iki turna güzel turnalar
Pir Sultan Abdal
İnandiğımız tek yüce varlık ALLAH
Peygamberimiz O'nun resülü Hz. MUHAMMED
Kitabımız O'nun kelamı KUR'AN
Dinimiz İSLAM
Şahımız Hz. ALİ
Pirmiz Hz. HÜNKAR HACI BEKTAŞ-İ VELİ
Bunların dışında Alevilere atfen söylenen herşey yalandır. Bizim inancımızı tartışacağınıza ilk önce 'yezitin' (lanet olsun yezitin canına) Hz. Muhammed'in göz nuru olan Hz. Hüseyin'i Kerbelada nasıl 72 insanla suzuzluktan öldürdüğünü öğrenin.
Cami konusuna gelince orası nasıl kutsal bir mekansa Cem Evleride aynı şekilde kutsal mekanlardır. Alevilik şekli ibadete karşıdır. İnsanlar Allah'a nasıl, nerde, ne şekilde isterlerse orada ibadetlerini yapabilirler. Tartışmak isteyenlerle bu konuyu tartışabilirim.
Atatürk'e gelince O bizim için ulu bir candır. Her Cem Evinde mutlaka Türk bayrağı ve Atatürk'ün resmi asılıdır. Alevilik O'nun kurduğu Cumhuriyet sayesinde özgürlüğüne kavuşmuştur.
en yakın arkadaşım.... hepsi de çok çağdaş son derece kültürlü. tabi bu dediğim türk alevileri için geçerli. bi de arap alevileri ve kürt alevileri var. unutmadan mum söndü olayına gelince böyle bi saçmalık olabilir mi yaaaa. böyle düşünenlerin beyninde bi hasar olmalı bu tamamen aldatmacadır. alevileri kötülemek için yapılan bi karalamadır. o kadar çok alevi tanıdığım var ki. size alevilerden hiç bi zarar gelmez. hepsi kendilerini sürekli geliştiren son derece çağdaş insanlar.
iyi insanlardır, hiç bir yanlış haraketlerini görme
alevi değilim ama hala bir aleviye aşığım, içimde kor bir yara......
nihayet anlayabildik alevi-sunni ayrımının TÜRKİYE'nin iç ve dış düşmanlarının bu vatanın evlatlarına kurguladıkları kötü bir oyun olduğunu...ne mutlu bizlere...
şimdi birleşme zamanıdır artık...inşallah buda gerçekleşecek.bundan eminim...
Ya sinir oluyorum kardeşim şu aleci, sunlu cart curt ayrımına! ! !
Kardeşim o da müslüman o da ne fark eder?
Uğraşmayın böylr şeylerle ya insan insandır..Böyle ayrımlar hem insanlar arasında önyargılı tavırlara neden oluyor....
Alevilerde sunniler kadar müslüman. İçlerinden farkli kişiler (sunniler oldugu gibi) çıkabilir. Onlara bakarak aleviligi kötüleminizi yadirgiyorum. Sadece şamanist türk ögretilerinden arınamamışlar o kadar! Bu gerçegi gören alevi arkadaslar bu konuda calismalarini sürdürüyorlar. Mum söndü olayida alevilikle bagdastirmak dogru degil. Bu aslinda yahudilikteki bir mezhebin fiiliyati iken bilinçsiz kişilerce aleviler üzerine atilmak istenmiş.
Hiç bir kültür din ötesi olamaz.Din ötesi kültür vardır diyenlerin dini olduğundan şüphe duyarım.Alevîlik? bu topraklardayız.Türkiyedeyiz.VATANIMI SEVİYORUM! Diyen ve bunu gösteren herkes benim kardeşimdir.Ötesi yok.
Bu konuda pek bir araştırmam yok fakat şunu iyi biliyorum: Aleviler diğer herhangi bir din veya mezhebe mensup insanlardan daha geri değiller, ve bu diğer gruplardan birine bağlı olmadıkları için küçümsenecek bir yanları yok...
Ben alevi bir ailede büyümüş olarak rahatça söyleyebilirim ki anlatılanlar kesinlke saçmalıktan ibaret..
Aleviler Hz.Muhammed e kesinlike insanıyor, Mum ışık gibi saçma terimleri yok..
Alevilik bir bakıma da Müslümanlığın biraz daha pekişmiş hâli diyebiliriz, çünkü dinizce bir olan kardeşlik duygusu alevilikte had safhadadır.Büyük Namaz, Aşure günleri, mileytütet zamanı gib zamanlarla kardeşlik duygusu çok daha pekiştiğine insanıyorum, tabi bu benim kendi görüşüm, çünkü açıkça söyleyebilirim ki ben araştırma yapmadım sadece yaşadıklarımı anlatıyorum..
Tanrı Türkü Korusun Ve Yüceltsin..!
Türkiye, üzülerek söylüyorum ki, artık insanların beyin ve kişilik kalitesinden çok, etnik ve dini kimliklerine, giyim ve kuşamlarına prim verildiği bir ülke haline geldi. Kimse başka sebep aramasın. Şu anda olmamız gereken kalitede ve gelişmişlikte bir ülke değilsek, bunun en önemli nedeni budur bence... Bırakalım artık insanlar inançlarını istediği gibi rahat ve özgür yaşayabilsinler. Aleviymiş, sünniymiş, ateistmiş... Bizi ilgilendiren bu değil, insanların beyin ve kişilik kalitesi olsun artık. Herşeyden önce bu topraklarda birbirine saygılı ve tahammülü yüksek bireyler olarak yaşamayı öğrenmemiz gerek.
Burada yapılan ayrımcılık dinden imandan kaynaklanmıyor. Hataları kavramlara yüklemek hata olurdu doğrusu. İnsan ile dini ayrı tutmak imkansız birşey. Hem dinler ayrımcılık yapmaz. ayrımcılığı dinine bağlı olmayan, ondan ve hükümlerinden habersiz olan insanlar meydana getirir.
Sonucta ınsanız hepimiz en önemlisi bu değildi. öyle ya da böyle olmak insan olmadıktan sonra hiçbirseyin önemi yok. dinler le ugrasmayı bırakıp once İNSAN olalım........
aleviller de tıpkı kürtler gibi ezilen ve daima yanlış anlaşılan bir mezhebin insanları.yok ne bileyim mum söndüyle bilmem kardeş kardeşe bilmem ne yapıyorlarmış.tövbe deyin ya böyle saçmalık olur mu? hayvan mı ya bu insanlar? bu kadar geri zihniyetli olmayın ya.insanları eleştiriyorsanız bile birikimlerinize yada araştırmalarınıza güvenerek konuşun.umarım herkez benim gibi düşünüyordur.yoksa vay bu milletin haline.