Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Srebrenitsa katliamı sizce ne demek, Srebrenitsa katliamı size neyi çağrıştırıyor?

Srebrenitsa katliamı terimi Seu Kuyt tarafından 02.07.2005 tarihinde eklendi

  • Osman Aslan
    Osman Aslan 11.07.2018 - 15:52

    Ne zaman bir yerlerde Srebrenitsa kelimesini duysam aklıma bu katliamda vurulan dört yaşında bir çocuğun ölmeden önce annesine sorduğu "Çocukları küçük kurşunla öldürürler değil mi anne?" sözü gelir ve ben bunu yapan canilerle aynı gezegende yaşadığımız için kahrolur, insanlık adına onlardan nefret ederim..

  • Sondraktaki Şaşkınyolcu
    Sondraktaki Şaşkınyolcu 11.07.2018 - 12:28

    Allah Rahmet etsin, avrupanın iki yüzlülüğün resmidir srebrenitsa

  • Ters Tepki
    Ters Tepki 11.07.2018 - 12:24

    "İnsan" sıfatı hem katleden hem de katledilen için kullanılabilir mi? Akla, mantığa en önemlisi de vicdana sığar mı?

  • Nazlı Menşur
    Nazlı Menşur 09.11.2017 - 17:27

    Bereket adalet olmasada cehennem inancımız var.Yoksa insan aklını kaybeder tüm bu yaşananlara..

  • Atilla İlhan
    Atilla İlhan 18.07.2017 - 02:28

    İnsanların sistematik olarak katledikleri her yerde insanlığın vicdanı kanamalıdır... Ermenistan ın Azerilere yaptıkları Afrika'da müslümanlara yapılanlar daha masum katliamlarmıydı... Ermenistanla maç izleyenlere ve par(p)ayla el sıkışanlara ve bunlara taraftarlık yapanlara sormak lazım...

  • Osman Aslan
    Osman Aslan 11.07.2017 - 21:13

    Düşündükçe ağlamaklı olduğumdur, yüreğimden bir parçanın koptuğunu hissettiğimdir..

  • Osman Aslan
    Osman Aslan 11.07.2017 - 21:12

    1995 yılının Temmuz ayında Sırp güçleri sistematik olarak yürüttükleri katliamlarda sadece Srebrenitsa’da beş gün içinde 8.372 Boşnak’ı öldürdü, yüzlerce kadın ve küçük yaştaki kız çocuğuna tecavüz etti. Bir gün içerisinde 20.000’in üzerinde mülteci Srebrenitsa’dan zorla çıkarıldı. İnsanlık adına bunları unutma, unutturma zira tarih tekerrürden ibarettir... Allah hepsinin mekanlarını cennet eylesin...

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 11.07.2017 - 14:35

    Bu hüzünle fazla uzağa gitmiş olamazsın Neretva, Mostar kollarına kederden bir kelepçe gibi vurulmuşken. Şimdi her gece Mostarla fısıldaşıp durduğunu duyar gibiyim. Nasıl da öldük biz, ne güzel öldük...

  • Azize Suat
    Azize Suat 11.07.2017 - 12:34

    insana çirkin uzanan eller kurusun.

  • Ters Tepki
    Ters Tepki 11.07.2017 - 11:29

    İnsan olmanın en zor yanı sen katledilirken diğerlerinin seyirci kalması... onlar insansa biz neyiz?

  • Sondraktaki Şaşkınyolcu
    Sondraktaki Şaşkınyolcu 11.07.2017 - 10:57

    11 Temmuz insanlar anladıki avrupaya güven olmaz , Allahtan rahmet etsin , müslüman olmanın en agır mücadelesini veren bosna halkı , Allah mekanlarını cennet etsın

  • Ömürlük Misafir
    Ömürlük Misafir 09.07.2010 - 22:34

    11 temmuz 1995, Bosna Savaşı'nda uygulanan soykırımın yaşandığı Srebrenitsa..insan denilen mahluk medeni ve muhteşem olduğu kadar vahşi ve ilkel..
    böyle bir katliamın üzerinden sadece 13 yıl geçmiş olması, tarihin bu kadar yakın olması ne kadar şaşırtıcı.

  • Esra Kaya
    Esra Kaya 22.08.2008 - 23:27

    insanın insana yaptıkları..

  • İbrahim Yener
    İbrahim Yener 12.07.2006 - 07:04

    Yine bir 11 Temmuz'du.

    Sıcaktı.

    Hasan panik halinde Birleşmiş Milletler'in Bosna'daki askeri karargâh binasına girdi.

    Hollandalı Binbaşı Franken'in odasına daldı.

    Elindeki listeyi Binbaşı'ya verdi.

    Binbaşı, listeyi önüne çekip incelemeye başladı.

    Bu, Srebrenica'daki Potoçari kampında görevli personelin listesiydi.

    Kampı kuşatan Sırplar içeri sığınan Boşnak mültecilerin kendilerine teslimini istiyorlardı. 'Sadece kamp görevlileri içeride kalabilecek, aksi takdirde kamp bombalanacak'tı.

    Hollandalı komutan bu baskıya direnememiş ve hemen personelin bir listesinin hazırlanmasını istemişti.

    Listedekiler kalacak, diğerleri Sırplara teslim edilecekti.

    Kamptaki 25 bin mülteci arasında Hasan'ın annesi, babası ve kardeşi de vardı. Hasan kampta tercüman olarak çalışmaya başlayınca onları da kampa aldırmıştı.

    Burada güvende olduklarını düşünüyorlardı.

    Ama şimdi Hollandalı komutan onları Sırplara teslime karar vermişti. Kararı mültecilere bildirme işi de Hasan'a kalmıştı.

    Hasan, 'Sizi teslim edecekler' deyince mültecilerden feryatlar yükseldi. Kimi isyan ediyor, kimi Sırplara verilmektense ölmeyi tercih edeceğini söylüyordu.

    Ama, Hollandalı komutan kararlıydı.

    13 Temmuz günü kamp boşaltılmaya başlandı. Boşnaklar, Hollandalı askerlerin gözetiminde tek sıra halinde kamptan çıkarılıyor ve kapıda Sırp askeri araçlarına bindirilip götürülüyorlardı. Götürülenlerin hemen öldürüldüğü haberleri geliyordu.

    Hasan panikteydi.

    Kendisi görevli olduğu için kampta kalabilirdi, ama ailesi gidecekti.

    Hiç olmazsa kardeşini kurtarabilmek için bir formül düşündü. Komutana götürdüğü personel listesinin sonuna 19 yaşındaki kardeşi Muhammed Nuhanoviç'in adını yazdı.

    Listeyi inceleyen Hollandalı komutan parmağını listenin sonundaki bu isme basıp sordu:

    'Kim bu? '

    'Yeni alınan temizlikçi' dedi Hasan, 'İki hafta önce alınmıştı, ama Sırp kuşatması nedeniyle işe giriş formaliteleri tamamlanamadı.'

    'Hayır. Bizde böyle biri çalışmıyor' dedi Komutan...

    Pembe bir kalem aldı ve listeden 'Muhammed' ismini sildi.

    Bu kalem hareketiyle onu hayattan da silmiş oluyordu.

    Hasan kanı donmuş bir şekilde ayrıldı odadan...

    Çılgın gibi sağa sola koşturdu. Bütün yetkililere yalvardı.

    Olmadı.

    Ailesiyle birlikte kamptan ayrılmaya karar verdi. Ancak babası vazgeçirdi onu bundan:

    'Sen kalmalısın ve bu yaşananları tüm dünyaya anlatmalısın' dedi.

    Kucaklaştılar.

    Hasan, babasının, annesinin ve kardeşinin kamp çıkışında bir otobüse bindirildiğini gördü.

    Bu, onları son görüşü olacaktı.

    Hasan, babasının vasiyetine uyup ömrünü Bosna katliamını dünyaya duyurmaya adadı.

    Sonunda başardı. Ama çok geçti.

    Srebrenica katliamında, aralarında Hasan'ın ailesinin de bulunduğu 8 bin Boşnak katledilmişti.

    Katliama seyirci kalan Hollanda hükümeti istifa etti.

    Kamptan alınanların kurşunlanıp gömüldüğü toplu mezarın olduğu yere yıllar sonra Clinton tarafından bir anıt dikildi.

    Hasan, katliamın 11. yıldönümü olan bugün, Saraybosna'da halkının mücadelesine devam ediyor.

    Dünya, Bosna'yı unuttu bile...

    Şimdi İsrail'in Filistin'deki katliamını seyrediyor.

    Not: Hasan Nuhanoviç, yaşadıklarını 1999'da BM Bosna-Hersek Polis Görev Gücü'nde birlikte görev yaptığı Türk Emniyet Müdürü Ali Dikici'ye anlattı. Dikici de bunları kaleme aldı. Ali Dikici'nin bu konudaki makalesinin tam metnine (www.candundar.com.tr) adresinden ulaşabilirsiniz.

    (Can Dündar)

  • Demet Sunger
    Demet Sunger 26.02.2006 - 13:58

    avrupanın ortasında
    soykırım
    vahşet
    insanlık dıramı
    türkiyenin utancı
    arka bahçesini kontrol edememesi
    türkiyeye gelme sebebimiz bilmiyorum biradaha ne zaman gideriz evimiz toprağımız talan edildi vahşeti yaşadım toplu mezarlardan binlerce ceset cıktı o anı yasadım hangisi kardeşimdi hangisi okul arkadaşımdı, hangisi kankim, komsum:((evet kaçtık sığınacak bir kucak bir yer dost eli aradı insanlar kardeşim öldürüldü nerdeydin türkiye nerdesiniz avrupa hollanda yazıklar olsun kıydılar canlara sustu insanlan unutturmaya calışan avrupa kendi utancı sırp kasapları hala saklanıyorlar

    yasasın bağımsız kosova, yaşasın u.ç.k.

  • Fehmi Yakut
    Fehmi Yakut 01.08.2005 - 16:09

    Katliamın 10. Yılında törene katılanlara bakmak yeterli.
    -Dünya Bankası Başkanı: Henüz Irak'taki kanlar kurumadı..
    -Fransa Dışişleri Bakanı: Cezair mimarları
    -İngiltere Dışişleri Bakanı: Iraktaki ustanın çırağı (Coni ile Toni)
    ........ Listeyi istediğiniz kadar uzatabiliriz...
    Yani 'ÖNCE VUR, SONRA -PARDON- DERSİN' olur biter..
    Uyuyan beyinlerin uyanması umuduyla...
    Fehmi YAKUT

  • Serkan Yürekli
    Serkan Yürekli 14.07.2005 - 22:33

    1.kısım/Aksiyon/sayı:553

    SREBRENİTSA - 11 Temmuz, tarihin gördüğü en büyük soykırımlardan biri olan Srebrenitsa’nın onuncu yıldönümü. Birkaç günde katledilen 8 bini aşkın erkek ve gençten geriye, kimliği dahi tespit edilemeyen ve çoğu torbalarda saklanan milyonlarca kemik kaldı. Katiller serbest, öldürülen masum insanların kemikleri torbalarda, yakınlarını kaybetmiş Boşnak kadınlar ise gözyaşlarıyla kayıplarını arıyor.Tuzla kent merkezinde prefabrik bir yapı... Sokağa girildiği anda burun direğini kıran kesif bir koku yükseliyor binalardan.Soğuk hava tertibatına sahip binalar, araçlar; bir uzay üssünde çalışıyormuş gibi özel kıyafetler giymiş, ağızları maskeli insanlar...

    Yoğun bir tempoda çalışıyor insanlar; çünkü raflarda bekleyen 6 bini aşkın ceset torbası var. Burası Srebrenitsa’nın bakiyesi. Çalışanlar adli tıp uzmanları, ceset torbalarında bekleyenler ise Srebrenitsa’daki toplu mezarlardan çıkartılan Boşnaklara ait kemikler. Merkez, görenlerin kanını donduracak cinsten. Poşetlerde milyonlarca kemik incelenmeyi bekliyor. Türkiye’de patates poşetlemekte kullanılan kırmızı filelerde kafatasları, kemikler, cesetlere ait eşyalar var. Uluslararası Kayıp Kişiler Komisyonu’nun proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç, depolarında kimliği tespit edilmeyi bekleyen 6 bini aşkın insana ait milyonlarca kemik olduğunu, bir cesedin kime ait olduğunu bulabilmek için bazen yıllarca uğraştıklarını, bütün akrabaları öldüğü için DNA testi yapılamayacak, dolayısıyla kimliği hiç belli olmayacak yaklaşık 4 bin kişi olduğunu anlatıyor. Poşetlerde kemikler, sabırla çalışan adli tıp uzmanları, dışarıda ‘bulduk’ haberini bekleyen binlerce Boşnak.

    Visoko, Saraybosna’ya 45 dakika mesafede küçük bir kasaba. Buradaki bir hangarda da yoğun bir çalışma var. Bir yandan üzerinde barkod olan ceset torbaları giriyor, bir yandan da tabutlar. Tuzla ve Saraybosna’daki DNA merkezlerinde kimlikleri tespit edilen 610 Boşnak’a ait kemikler özenle tabutlara yerleştiriliyor. Sonra da yeşil örtüyle kapatılan tabutların üzerine barkod numarası yazılıyor. Görüntü, tsunami benzeri felaket yaşamış bir bölgeye aitmiş gibi. Fakat, yaşanan doğal bir afet değil. Dünyanın gözü önünde katledilen binlerce Boşnak’ın son yolculuğuna hazırlandığı yer burası. Toplu mezardan çıkartılan bir Boşnak’ın DNA merkezinde 4 yıl kadar süren bekleyişi son buluyor.

    Bosna’nın Sırbistan sınırına yakın şehirlerinden Srebrenitsa yakınlarındaki Potaçari köyü girişi... İş makineleri sıra sıra mezarlar kazıyor. Ellerinde harita olan işçiler yerleri belirliyor, diğerleri de kazma kürekle mezarları hazırlıyor. Manzara ürpertici. Sıra sıra kazılmış yüzlerce mezar. İşçiler acele ediyor; çünkü hazırlanması gereken 610 mezar var.

    Srebrenitsa’da, Tuzla’da, Saraybosna’da ve diğer şehirlerde... Binlere evde acılar tazeleniyor. Yüzlerce aile yıllardır beklediği güne hazırlanıyor. Anneler evlatlarını, genç kadınlar eşlerini ve çocuklarını son yolculuğuna uğurluyor. En azından başında dua okuyabilecekleri bir mezar olduğu için şükrediyorlar. Bu manzaralar Srebrenitsa’da yaşanan soykırımının onuncu yıldönümünde gelinen noktanın özeti. Dünyanın gördüğü en büyük katliamlardan birine şahit olan Srebrenitsa’da gündem hâlâ kayıplar, dönülemeyen evler, kimliği belirlenemeyen cesetler ve bir türlü bulunamayan savaş suçluları.

    Geliyorum diyen katliam

    BM koruması altında olmasına rağmen İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da görülen en büyük katliamın yaşandığı Srebrenitsa’da olaylar aslında adım adım gelişiyordu. Şehir aylardır abluka altındaydı. Çok ciddi ilaç, gıda, su ve elektrik sıkıntısı vardı. Üstelik katliamdan bir ay önce Amerikan istihbaratı Sırp General Ratko Mladiç ile Yugoslav genelkurmay başkanı arasında saldırı planlarının yapıldığına dair istihbaratı da iletmişti. 8 Temmuz’da Sırplar Barış Gücü binaları dahil şehri bombardımana tutar. Bir gün sonra da kasabanın güneyindeki mülteci kampları bombalanır. Hollanda askerlerine ait bir ileri karakolu ele geçiren Sırplar, 30 Hollanda askerini esir alır. 10 Temmuz’da Hollandalı Yarbay Ton Karremans hava desteği ister; ama bu talep Saraybosna’daki BM Barış Gücü Komutanı Fransız General Bernard Janvier tarafından reddedilir.

    Yarbay Karremans’ın yoğun talepleri üzerine uçaklar havalandı ve Sırplar geri adım attı. Bu tablo karşısında hava harekâtını erteleyen BM, ertesi gün yaşanacaklara davetiye çıkarıyordu aslında. Hollandalı Yarbay, Sırp Çetniklere, ertesi sabah 6’ya kadar Potaçari’deki ablukayı kaldırmazlarsa hava akınının tekrar başlayacağını bildirdi. Fakat, Sırp güçleri çekilmediği gibi hava akını da düzenlenmedi. Sırplar kendilerini korumakla görevli Hollanda askerlerine sığınmış Boşnakları öldürmeye başlamıştı ki iki uçak tekrar havalandı. Sırplar esir aldıkları 30 askeri öldürmekle tehdit edince hava operasyonları yine durdu. Saat 16.30’a gelindiğinde Sırp komutan Ratko Mladiç, Hollandalı askerlere bir ültimatom vererek Boşnaklara ait silahlarla birlikte teslim olmalarını istedi. 12 Temmuz’da kadın ve çocukları Tuzla’ya götürecek otobüs ve kamyonlar Srebrenitsa’ya geldi. Sırplar 9-70 yaş arasındaki bütün erkekleri sorgulamak üzere alıkoydu. 23 bin kadın ve çocuğun nakli tam 30 saat sürdü.

    13 Temmuz’da Sırplar ellerindeki Hollandalı esirleri serbest bıraktı. BM ve Sırp güçleri arasında yapılan görüşmeler sonunda, Hollanda askerlerinin şehri terk etmesine izin verildi. Srebrenitsa ve çevresinde, çoğunluğu erkek 8 bini aşkın Boşnak etnik temizliğin kurbanı oldu. Sonradan ortaya çıkan video kasetlerinde Hollandalı tabur komutanı Tom Karremans ile Hollandalı General Kees Nicolai’nin kenti teslim ettikten sonra Ratko Mladiç’le bir araya geldikleri, şakalaştıkları hatta kadeh kaldırdıkları görüldü. Bunlar olurken Sırp Çetnikler Potaçari’de Müslümanları kurşuna diziyordu. Sırp milislerin sistematik tecavüzüne uğrayan kadınların Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne taşıdığı davalar halen devam ediyor. Katliamın baş mimarı Sırp lider Radovan Karadziç ve General Ratko Mladiç’in Savaş Suçları Mahkemesi’ne teslimi içinse bekleyiş sürüyor.

    Sadece üç günde 8 bini aşkın insanın katledildiği Srebrenitsa’da bir isim var ki pozisyonu diğer binlerce Boşnak’tan farklı. Çünkü o iyi derecede bildiği İngilizce sayesinde BM askerlerine tercümanlık yapıyordu ve Sırp askerleriyle BM askerleri arasındaki tartışmaların, pazarlıkların ve işbirliğinin şahidiydi. Hasan Nuhanoviç (35) , 1993’te BM askerlerine tercümanlık yapmak için NATO bünyesinde işe başlamıştı ve memleketi olan Srebrenitsa’da BM askerleriyle birlikte çalışıyordu. NATO için çalıştığı 3 yıl boyunca bütün olaylara birinci elden şahitlik yaptı. Bugünlerde piyasaya çıkacak olan “BM bayrağı altında” başlıklı bir kitapta yaşadıklarını detaylarıyla anlatacak. Hasan Nuhanoviç, Bosna’da katliamın Srebrenitsa ile sınırlı olmadığını; savaşın başladığı 1992’den itibaren kademeli olarak katliamların yapıldığını, fakat toplu ölümler olmadığı için dikkat çekmediğini söylüyor.

  • Serkan Yürekli
    Serkan Yürekli 14.07.2005 - 22:32

    2.kısım

    BM askerlerine güvenmekle hata ettik

    Srebrenitsa’daki Boşnakların kendilerini koruyan BM askerlerine güvenmekle büyük hata ettiğini belirterek, “Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre saldırdılar. BM askerleri tek kurşun bile atmadı. Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az sayıdaki silaha da el koydular.” diyor. Sürekli BM askerlerinin yanında olduğu için hadiselerin içinde yaşayan Hasan Nuhanoviç, Sırpların gelişmiş tank ve toplarına rağmen şehirdeki Boşnakların bir top ve sadece 56 mermileri olduğunu, BM askerlerinin bu topu Sırp askerlerine bildirerek imha etmelerine göz yumduğunu söylüyor.

    En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediğini; fakat Srebrenitsa’da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını hatırlatıyor: “Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla trajediydi.” Nuhanoviç, Hollanda askerlerinin olanları izlediğini; hatta bazılarının yardım ettiğini ileri sürüyor: “Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti. 13 Temmuz’da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar. Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün, aynı yerde hem annemi hem kardeşimi kaybettim. Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi. Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre, Potaçari’de katliamlar yaşanırken şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.

    10 yıldır her gün ağlıyorum

    Pek çok olayı yaşamasına rağmen Savaş Suçları Mahkemesi’ne tanık olarak çağrılmadığını, kendisini dinleyecek makam bulmakta zorlandığını belirten Hasan Nuhanoviç, “Kitabı 2002’de bitirdim, ama bastıracak yayınevi bulamadım. 1998 ve 2000’de Amerikan Kongresi’nde ifade verip yaşananları anlattım. Ama, Batı dünyası görmek istemediği için bütün anlattıklarım havada kaldı.” diyor. Soykırımını ayrıntılarıyla anlattığı için Sırplardan sürekli “Seni o zaman öldürmeliydik.” şeklinde tehdit aldığını belirten Nuhanoviç, Sırpların Boşnakları öldürürken “Türklerden intikamımızı aldık.” diye konuştuğunu, olaylar sonrasında cesetlerin yerlerinin birkaç kez değiştirildiğini anlatıyor: “Srebrenitsa’nın polis şefi Mane Curiç, BM askerlerinin gözü önünde ölüme gönderilecekleri seçen kişiydi. Savaş bitti ama o Srebrenitsa’nın güvenlik şefi olarak kaldı. Ne ABD ne de AB bu konuda bir şey yaptı. Mladiç’in yeri biliniyorken ABD askerleri gidip almadı.”

    “Haberleri izlemek için televizyonu açtığımda on yıldır ardından gözyaşı döktüğüm küçük oğlumu gördüm. Çok zayıflamış, bitkin düşmüştü. Sırp Çetnikleri onları bir arabadan indiriyordu. Önce dördünü kurşuna dizdiler. Sonra oğlumu gördüm. Yanındakini de öldürdükleri zaman geriye döndü. Sanki yardım istiyordu. Oturduğum yerden televizyona doğru koştum ama ikinci adımda bayılmışım. Oğlumu da kurşuna dizmişlerdi.”

    Bu ifadeler Nura Alispahiç’e (61) ait. Çocuklarını kaybeden binlerce Boşnak anne gibi aradan geçen yıllar acısını dindirmemiş. Onu diğerlerinden daha fazla etkileyen olay, iki yıl önce DNA testiyle kemikleri bulunan küçük oğlunun katledilişini televizyondan izlemek zorunda kalması. Tuzla kenti yakınlarındaki mülteci kampında kızı Makbule ile yaşayan Nura Alispahiç, haberleri dinlemek için açtığı televizyonda, küçük oğlu Azmir’in öldürülüşüne şahit oldu. Aslında oğlunun şehit edildiğini biliyordu ama görüntülere kadar kabullenmek istememişti: “Binlerce kişi Hollanda askerlerinin bulunduğu fabrikaya sığınmıştık. Fakat, onlar bizi Sırplara teslim etti. Oğlum kuşatmayı yarmak için ormandan çıkış arıyordu. Ona son kez sarıldığım anı unutamıyorum.”

  • Serkan Yürekli
    Serkan Yürekli 14.07.2005 - 22:32

    3.kısım

    Azmir’in cesedi 1999’da toplu mezarda bulunur, 2003’te de Potaçari’deki şehitliğe defnedilir. Büyük oğlu ise Tuzla bombardımanında şehit olur. Eşi Aliya ise 1993’te şehit olmuştur. Nura Alispahiç, kalp rahatsızlığına iki evladını şehit vermenin verdiği acı eklendiği için ciddi sağlık sorunları yaşıyor, çocuklarının mezarına gidip dua okuyamıyor, mahkemeye tanık olarak çıkamıyor. Hiçbir sosyal güvencesi yok; “Kızım ve torunlarımla birlikte bize 175 Euro veriyorlar. Üç yılda iki kez evimiz değişti. Seneye de bu evden çıkartacaklar. Nereye gideceğimizi bilmiyorum. Bütün dünyanın gözleri önünde katledildik. Yıllardır çile çekiyoruz.”

    Nura Alispahiç’in kızı Makbule o dönemde 26 yaşındaymış. Yaşanan hadiseler için “Sırplar her şeyi planlamış. BM askerleri bizi uyuttu. Biz ölüme giderken onlar şakalaşıyordu. Bizi Tuzla’ya götürecek otobüslerin şoförleri bile Sırp’tı. Yolda Çetnikler otobüsü durdurduğunda şoför, seçip istediğinizi alın, diye kapıları açıyordu.” diyor.

    Katliama göz yuman Batı

    dünyasından umudum yok

    Katliam mağdurları için çalışan örgütlerin başında Srebrenitsalı Anneler Derneği geliyor. Dayton Anlaşması’ndan sonra 1996’da yakınlarını kaybeden Srebrenitsalı annelerin kurduğu derneğin amacı, Sırpların katlettiği 10 bin 701 Boşnak’ın kimliklerini tespit etmek ve mezarlarını yapmak. Şimdiye kadar yaklaşık 4 bin kişinin kimliği belirlenmiş. Derneğin başkan yardımcısı Kada Hotiç, hâlâ açılmayı bekleyen 30 ayrı toplu mezar olduğunu, son Müslümanın kimliğinin belirlenip mezarı yapılıncaya kadar çalışmalarının süreceğini söylüyor. Uluslararası kuruluşlar ve Bosna’da çalışan çokuluslu güçlerle işbirliği yaptıklarını belirterek, “Bir bilgi merkezi oluşturduk. Yaklaşık 12 bin kişi bize yakınlarının bulunması için dilekçe verdi. Kayıpların kaybolma tarihini, nerede nasıl kaybolduğunu, hayatta kalan yakınlarının irtibat bilgilerini toplayıp kayıplar komisyonuna veriyoruz.” diyor.

    Konuşurken zaman zaman gözyaşlarına hakim olamayan Hotiç, kocasını, çocuklarını ve çok sayıda yakın akrabasını 11 Temmuz’da kaybetmiş. Yakın zamanda toplu mezarlarda eşi ve eşinin yakınlarının kemiklerini bulmuş; ama oğlu ve kardeşinden hâlâ haber yok. Savaş Suçları Mahkemesi’nden umutlu olmadığını söylüyor: “Katliama göz yuman Batı dünyası suçluları bulup yargılayacak mı? Hayır. Yaşananlar bütün çıplaklığı ile ortada; ama muhatap bulamıyoruz. Hiçbir Batılı kurum yaşananları katliam olarak kabul etmek istemiyor. 1042 çocuk hâlâ kayıp. 570 kızımız tecavüz edilip öldürüldü. Gözlerimizin önünde erkeklerimizi kurşuna dizdiler. Ortamdan korkup ağlayan küçük bir çocuğu annesinin kucağından alıp öldürdüler. Bunların şahidi binlerce kişi var; ama muhatap alan yok.”

    Hayatta tek başına kalmak!

    Srebrenitsalı Anneler Derneği çalışanlarının tamamının benzer hikayeleri var. Her anne ortalama 10 dan fazla yakınını kaybetmiş, ardından hiçbir iz bulamamış. Munira Sipahiç’in ailesinden 24 kişi, Necibe Salihoviç’in ailesinden 30 kişi kaybolmuş. Salihoviç ailesinden hiç kimseye ulaşılamamış.

    Bugün Sırpların yoğunlukta olduğu bir kent olan Srebrenitsa’ya dönebilen birkaç yüz Boşnak’tan biri Hatice Muhammedoviç. Aynı zamanda Srebrenitsalı Anneler Derneği temsilcisi olan Hatice Hanım, kocası ve çocukları başta olmak üzere kendisinin ve eşinin ailesinden yüzden fazla şehit vermiş. Şimdi hayatta tek başına. Yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarına hakim olamıyor. Eşinin ve oğullarının kuşatmadan çıkmak için ormana dağıldığını ve bunun onları son görüşü olduğunu anlatırken, “On yıldır her gün aynı acıyı yaşıyorum. Onları büyütüp düğünlerini yapmayı hayal ederken şimdi bir mezarları olması için çalışıyorum.” diyor. Hatice Muhammedoviç geçtiğimiz günlerde aldığı bir haberle buruk bir sevinç yaşadı. Çünkü iki oğlunun kemikleri bulunmuştu. DNA testleri sonucu çocuklarına ait olduğu tespit edilebilen kemikler bu yılki törenlerde defnedilecek. Artık başlarında Fatiha okuyabileceği mezarlara sahip olduğu için şükrediyor.

    Kezzap dökülen cesetler var

    Binlerce kayıp yakınının gözü aslında yıllardır Amur Marşoviç’in üzerinde. Zira, Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu Başkanı olan Marşoviç, bütün mesaisini kayıp kişileri bulmaya harcıyor. Onun verdiği bilgilere göre, savaş sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu. Bunların yüzde 92’si Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si Bosna Hırvatlarından. Kayıplar arasında bir de Şaban Hüseyinov adlı bir Makedon Türkü var. Bu kayıpların yüzde 13’ü bayan. Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil. Amur Marşoviç’e göre, bu veriler yapılanın planlı bir imha çalışması olduğunu ortaya koyuyor: “366 toplu mezar tespit ettik. Hepsi de Sırp bölgesinde. Crni mezarlığından 629 kişi çıkardık. Çançari’den 506 kişi... Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin cesedine ulaştık. Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait ceset 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıktı. Üstelik birkaç kez yer değiştiren cesetlere de rastladık. İş makineleriyle parçalanmış kemikler bulduk. Böyle bir caniliği Naziler bile yapmamıştı.”

    Yaptıkları çalışmalar sayesinde cesedi bulunan 20 bin kişiden 13 bininin kimliğini tespit ettiklerini, halen 6 bin 500 kişinin de cesetlerinin kimlik tespiti için laboratuvarlarda beklediğini; fakat asıl zorluğu DNA örneği alacak hiçbir yakını kalmayan kişilerin kimlik tespitinde yaşadıklarını söylüyor. Amur Marşoviç’e göre, yaklaşık 4 bin kişinin kimliği asla bilinemeyecek: “İki tür kemikten kimlik belirleyemeyeceğiz. Birincisi Zvornik yakınlarında bulduğumuz bir toplu mezardaki kemikler. Bunlar gömüldükten sonra üzerine kezzap dökülüp eritilmişler. İkincisi ise DNA örneği alacak bir tek ferdi bile kalmayan aileler. Yaşayan hiçbir ferdi kalmayan ailelere ait kemiklerden kimlik tespiti yapamayacağız.”

    Bosna’da bulunan büyükelçilere toplu mezarları tek tek gezdirdiğini, çalışmalarını rapor halinde hepsine sunduğunu, yapılanın planlı bir soykırımı olduğunu her platformda anlattığını; fakat Batı dünyasının katliama göz yumduğu gibi gerçeği kabul etmeye de yanaşmadığını söyleyen Marşoviç, “Her gün binlerce insan ‘Acaba oğlum, eşim, babam bulunacak mı? ’ diye güne başlıyor. Yaşananlar delilleriyle ortada. Ama kimse katliam ve Srebrenitsa kelimelerini yan yana getirmeye yanaşmıyor. Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte yaşayacak isek bunun yolu katliamın kabulünden geçer.” diyor. Marşoviç’e göre, Srebrenitsa konusunda bir başka çelişki ise şöyle: “Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyorlar. Oysa olayı tarihçiler değil parlamentolar tartışıyor. Tamamen siyasi kararlar alınıyor. Oysa Srebrenitsa katliamı on yıl önceydi ve bütün şahitleri daha burada. Srebrenitsa’yı tarihe gömmek ve örtbas etmek istiyorlar.”

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 14.07.2005 - 12:50

    4.kısım

    Raflarda 6 bin 500 ceset bekliyor

    Sırpların vahşice öldürdüğü binlerce Boşnak’ın kimlik tespit çalışmaları ancak ileri DNA teknikleriyle mümkün olabiliyor. Çünkü cesetler bulunmasın diye birkaç farklı mezara parça parça gömüldü. Bosna genelinde kaybolan 25 bin 753 kişi için çalışmalarını sürdüren Uluslararası Kayıplar Komisyonu (International Commissions of Missing Persons) bugüne kadar 7 bin 767 kişinin kimliğini tespit edebildi. 2000 yılından bu yana yapılan çalışmalarda 71 bin kişiden DNA örnekleri aldıklarını, bu verileri mezarlardan çıkan kemiklerin DNA’ları ile karşılaştırdıklarını anlatan ICMP Direktörü Adin H. Jasarogiç, “Komisyon 1996’da kuruldu. Şimdiye kadar Srebrenitsa başta olmak üzere tüm eski Yugoslavya’dan kan örnekleri topladık. Onları, kemiklerden aldığımız örneklerle karşılaştırıyoruz.” diyor.

    Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz

    Srebrenitsa ve Tuzla’da birer merkezi bulunan organizasyonun bünyesinde çok geniş bir adli tıp uzmanı kadrosu var. Ülke genelinde bulunan bir tek kemik parçası bile burada detaylı bir değerlendirmeye tabu tutuluyor, binlerce örnekle karşılaştırılıyor. Milyonlarca kemik parçası tek tek barkodlanıyor ve her bir cesede ait bütün kemikler tamamlanıncaya kadar depolarda tutuluyor. Çok titiz bir çalışma yürüttüklerini anlatan Jasarogiç, “Ülke geneline yayılmış sahra ekiplerimiz verileri toplayıp merkeze yolluyor. Fakat DNA örneği alacak bir tek aile bireyi bile bulamadığımız binlerce vaka var. Boşnakların dağıldığı Avrupa ülkelerinde de DNA örnekleri topladık. Ama, hiçbir DNA örneğine ulaşamadığımız çok sayıda vaka var. Ailelerin çok dağılması da bir başka önemli faktör. Dosyalarını kapatamadığımız için de araziden yeni kemikler getiremiyoruz, yeni mezarlar açılamıyor.” diyor.

    Proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç ise depolarında halen 6 bin cesede ait kemik örneklerinin olduğunu hatırlatarak, “İşimiz hiç kolay değil. Çünkü cesetler paramparça olmuş. Bazen tek cesede ait kemikleri birden fazla bölgeden topluyoruz. Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz. Bu da katliamın delili.” diyor.

    Dönülemeyen evler

    Savaşın üzerinden neredeyse on yıl geçti. Yerlerinden ayrılan yüz binlerce mülteci Bosna için hâlâ ciddi bir sorun. Dönüşün neredeyse yok denecek kadar az olduğu bölge ise Srebrenitsa. Müslümanların yoğun olarak yaşadığı bölgede dönüşler ciddi oranlarda sağlansa da Srebrenitsa gibi sıkıntılı şehirlerde dönüşler çok az. Şehir merkezine bugüne kadar 600 kadar Boşnak dönebilmiş, köylere ise 1300 civarında kişi... Bosna genelinde mültecilerin geri dönüşleriyle ilgili en yetkili kurum BM Mülteciler Yüksek Komiserliği. Komiser Semih Bülbül’ün verdiği bilgiye göre, 1992’den itibaren yaklaşık 2 milyon insan yerinden oldu. Bu insanların geri dönüşleri ancak 1996’da başladı. Bugün, 450 bini yurtdışından olmak üzere 1 milyon kişinin evlerine döndüğünü belirten Bülbül, geri dönüşlerin önünde ciddi engeller olduğunu söylüyor: “En büyük engel döndüklerinde oturacak bir evlerinin olmaması. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği dönmek isteyenler için mali destek sağlıyor. Çok yaşlı ve kendi kendine bakamayacak durumda olanların olanların evleri restore ediliyor ve bunlara iş kurmaları için bir miktar yardımda bulunuluyor. Şu anda 6 tane Srebrenitsa’da, 12 tane de Bratunats’ta ev inşa ediyoruz.”

    Uluslararası camianın Bosna’da sorunların çözümü için geri dönüşlerin bir an önce bitirilmesi gerektiğine inandığını; bu sebeble Avrupa Kalkınma Bankası’nın mültecilerin konut sorununun çözümü için 8 milyon Euro ayırdığını anlatan Semih Bülbül, 2006 sonuna kadar eski evlerine dönmek isteyenlerin yerleştirilmesinin planlandığını söylüyor.

    Srebrenitsa’yı yeniden inşa edeceğiz

    Bosna Hersek’in Sırp bölgesinde yer alan Srebrenitsa aslında oldukça küçük bir kasaba. Savaş başlamadan önce 36 bin kişi yaşıyordu ve nüfusun 20 bini Boşnaklardan, 8 bini Sırplardan, geri kalanlarsa Hırvatlar ve diğer etnik gruplardan oluşuyordu. Savaşın başlamasıyla civar köylerdeki Boşnaklar da Sreprenitsa’ya sığındı ve nüfus 50 bini aştı. 11-16 temmuz 1995 tarihinde meydana gelen olaylarda 8 bin Srebrenitsalı hayatını kaybetti. Korunmuş bölge olarak kabul edilen civar bölgelerde ise yaklaşık 5 bin kişi hayatını kaybetti.

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 14.07.2005 - 12:49

    5.kısım

    10 bini aşkın insanı birkaç günde kaybeden Srebrenitsa bugünlerde yaralarını sarmaya çalışıyor. Şehrin Boşnak Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç, katliamın üzerinden on yıl geçmesine rağmen Boşnakların dönemediğini, bugün şehrin nüfus dengesinin Sırpların lehine değiştiğini söylüyor: “2000’den bu yana sadece 3 bin Boşnak şehre dönebildi. Şu anda şehirde 10 bin kişi yaşıyor ve 6 bini Sırp. Müslümanlar dönemiyor çünkü ne evleri, ne işleri, ne de aileleri kaldı. Belediyenin bütün evleri yapmaya yetecek kadar imkanı yok. Bu yüzden dış destek şart.” Güvenlik sağlansa da katliam yüzünden Boşnakların artık Sırplara sırtını dönemeyeceğini belirterek, “Burada tarihte eşi benzeri olmayan bir katliam yaşandı. Eskisi gibi olması mümkün değil. Ben 5 ay esir kampında kaldım, bunun bir ayı hücre cezasında geçti. Çekmediğim işkence yok. Ama biz buradan giden bütün Boşnakları geriye getirmek istiyoruz.” diyor. Sırp tehdidinin sürdüğünü, şimdiye kadar ciddi olay olmasa da bunun Sırpların uslandığı anlamına gelmediğini dile getiriyor.

    1992-1995 arasında inanılmaz bir vandalizme sahne olan, çoluk çocuk binlerce insanın öldürüldüğü Bosna’da yaralar henüz sarılmış değil. Aradan geçen 10 yılda başarı sağlanmış çok fazla konu yok. Adeta sorunların üzeri örtülmüş. Her gün “Acaba bugün bir haber alır mıyım? ” diyen binlerce Boşnak anne ise gözyaşlarını içine akıtmaya devam ediyor. Binlerce insanın öldürülmesi emrini veren Mladiç ve Karadziç ise hâlâ serbest.



    SEVLiYA FEYZiÇ: ALLAH’TAN TEK DiLEĞiM BiR ARADA ÖLEBiLMEKTi



    Katliamda eşini kaybeden, dört çocuğu ile günlerce süren bir yolculuktan sonra Tuzla’ya Selviya Feyziç’in Srebrenitsa Günlüğü:

    “3 Mart 1992’de Sırplar ültimatom yayınlamıştı silahlarınızı bırakın diye. Ailecek Bayramoviç köyüne gittik. Ertesi gün Arkan’ın Çetnikleri geldi. Bütün köy halkı ormana çekildik. 3 Mayıs’a kadar orada yaşadık. Boşnak direnişçilerin mücadelesi başarılı oldu ve Bratunats köyüne geri döndük. Halk da Srebrenitsa’ya döndü. Fakat şehir sürekli bombalanıyordu. 1992 yazında büyük bir açlık başlamıştı. Otları kaynatıp yiyorduk. Açlıktan çok sayıda bebek hayatını kaybetmişti. Su ve elektrikler kesikti. Ocak 1993’te nadiren yardımlar gelmeye başladı. O da haftalık yarım kilo un bir paket süttü. Bu esnada civar kasabalar Sırpların eline geçti. Halk Srebrenitsa’ya akın etti. Aylardan temmuzdu. Top sahasının yanına bomba düştü ve 50 kişi öldü. 1994 başında tekrar yardımlar başladı. Fakat Sırplar yardım konvoylarına el koyuyordu. Olanlara BM askerleri seyirci kalmıştı. Sırplar kenar mahallelere kadar gelmişti. Hatta Akif isimli bir Müslüman genci öldürüp kafasıyla top oynadılar. 25 kişiyi öldürüp cesetlerine işkence ettiler aynı yerde. Her geçen gün şartlar zorlaştı. Köylerle irtibatımız kesilmişti. Daha sonra Bratunats köyündeki tüm erkeklerin öldürüldüğünü duyduk. Babam ve eşim tarafından 60’a yakın akrabam bu saldırılarda öldürüldü. 1995’in altıncı ayına geldiğimizde Sırplar artık iyice azmıştı. Solutuşa köyüne girdiler. Çember giderek daralıyordu. 6 Temmuz sabahı büyük gürültülerle uyandık. Tanklar sokaklardaydı. Srebrenitsa’da panik başlamıştı. Civar köylerden dumanlar yükseliyor, sokaklarda insanlar öldürülüyordu. 10 Temmuz’a geldiğimizde kocam ‘Artık ayrılıyoruz.’ diyerek benimle ve çocuklarla vedalaştı. Sabah erken Tuzla yoluna çıkıyorsunuz demişti. Sabah erkenden bütün halk BM askerlerinin bulunduğu fabrikaya doğru gittik. Yanımda kızım Elvisa, oğullarım Elvis, Roma ve 14 aylık kızım Adisa vardı. Fabrikada ve civarında 15 bin kişi olmuştuk. BM askerleri vardı ama hiçbir şey yapmadılar. Genç kızlara tecavüz etmeye başladılar, bazı erkekleri fabrika önünde kurşuna diziyorlardı. Allah’tan tek dileğim bir arada ölmekti. Sırp komutan Mladiç geldi ve hiçbir şey olmayacak dedi. Fakat inanmıyorduk çünkü erkekler öldürülüyor, kızlara tecavüz ediliyordu. 12 Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi. Erkekleri alıkoydular. Sırp ve BM askerleri koridor oluşturmuştu otobüs yolunda. Sırp askerleri arasında Zlatan ve Cvetin isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek tekmeler savuruyordu. Bir otobüsün koridorunda zorlukla yer buldum. Çocuklarım ağlıyordu. Sımsıkı ellerini tuttum. Sırpların taşladığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı. Yol boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri indirip kurşuna diziyordu. Bizim arabayı kullanan komşumuz Milan Miçiç adlı şoför kapıyı açıp, ‘Benim için de öldürün.” diye bağırdı. Sırplar genç kızları da arabalardan indiriyordu. Teyzemin kızı da aynı arabadaydı ve onu da indirip tecavüz ettiler.”



    ELViSA LOKMAN: BABAMA SARILAMADAN AYRILDIĞIM iÇiN KENDiMi AFFETMEYECEĞiM



    Savaş başladığı zaman çocukluğum kesildi. En çok ihtiyacım olduğunda babam yanımda yoktu. Bodrumlar, tank sesleri, patlamalar vardı çocukluğumda. Ben cılız olduğum için su bulmaya gidiyordum. Hiç unutmayacağım ise Sırpların Akif abiyi öldürüp kafasıyla top oynamalarıydı. Srebrenitsa koruma altına alınınca çocukluğuma devam edeceğimi sanıyordum. Babamın ölümüyle yıkılmıştım. Babamı son gördüğümde sarılıp onu öpmediğim için kendimi asla affetmeyeceğim. Onu son kez gördüğüme inanmak istememiştim. Ama onu bir daha hiç göremedim. Kamplar, sefalet, oradan oraya sürüklendik. Bugün hâlâ karanlıktan korkuyorum, evde en küçük bir gürültüde çığlıkla uyanıyorum.

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 14.07.2005 - 12:44

    Srebrenitsa’yı unutturmayalım

    Srebrenitsa adlı şehrin adını bundan 10 yıl önce kim bilirdi acaba? Bu şehirde yaşayanlar ve bulunduğu ülkenin vatandaşlarından başka herhalde kimse bilmezdi.


    Ama şimdi Doğu Bosna’nın bu şehrinin adını bilmeyen ya da duymayan insan kalmamıştır herhalde bana göre.

    Srebrenitsa bugün bütün dünyaca biliniyor; tam 10 yıl önce yaşadığı, uğradığı şerden, kötülükten dolayı. Bu kötülük, bu şer bu şehre ve insanlarına Sırp zulmü, Sırp katliamı, Sırp soykırımı olarak uğramış, burasını, insanlarını yakın tarihte görülmeyen acılarla yok etmişti.

    Srebrenitsa’ya gelen şer, insanların İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görmedikleri, yaşamadıkları bir büyük şerdi; Yahudi soykırımı ya da katliamından bu yana dünya yaklaşık 50 yıldır böyle sistematik bir şer yaşamamış, görmemişti.

    Üstelik bu şer, dünyanın insan hakları, demokrasi, hoşgörü ve bunları koruyacak BM, NATO gibi teşkilatların en ileri, en yüksek, en organize durumda olduğu zamanlarda gerçekleştirilmişti ne yazık ki...

    Bugün Srebrenitsa’dan bu cümlelerle söz etme gereğini bir kere daha duydum; zira Srebrenitsa’da 1995’in 11-17 Temmuz günleri arasında işlenen kötülük, bugünlerde bu büyük kötülüğün 10. yılı dolayısıyla anılıyor, hatırlanıyor. Şu yazıyı yazdığım sıralarda EuroNews’den Srebrenitsa’nın hemen dışındaki Potoçari’de yapılan anma törenlerini, kılınan cenaze namazını, ardından yapılan helallık çağrılarını hüzünle, acıyla izliyor, katliamın baş sorumlularının hâlâ firarda olduklarını da hatırlamadan edemiyorum.

    Esasen, katliamdaki sorumluğundan dolayı bugüne kadar sadece Sırp General Radislav Krstiç, 2001 yılı Ağustos ayında Lahey’deki Milletlerarası Savaş Suçları Mahkemesi tarafından soykırım suçlusu olarak suçlu bulunup 46 yıl hapisle cezalandırılmış ve böylece Srebrenitsa’da yaşananlar modern tarihin ilk soykırımı olarak resmen tarihe geçmişti.

    Portekizli hakim Almiro Rodrigues, mahkemenin kararını General Krstiç’in yüzüne, ‘... General Radislav Krstiç, siz soykırım suçundan, insanlığa karşı işlenen suçlardan ve savaş kurallarını çiğnemek suretiyle cinayet işlemekten dolayı suçlu bulundunuz... General Krstiç, siz oradaydınız. Siz binlerce Bosnalı Müslüman’ın katledilmesinden suçlusunuz; siz insanlara inanılmaz acılar yaşatmaktan dolayı suçlusunuz. General Krstiç, siz 1995 yılının Temmuz ayında kötülüğe, şerre rıza gösterdiniz. İşte bu yüzden mahkeme sizi suçlu bulmuş ve sizi 46 yıl hapse mahkum etmiştir.’ şeklinde okuyarak Srebrenitsa’da o meş’um temmuz günleri yaşananları temelde kötülük, şer olarak tanımlamıştı.

    Srebrenitsa’da yaşananlar modern tarihin en büyük kötülüklerinden biriydi elbette; nitekim şehri güvenli bölge olarak koruması altına alan ama bunu beceremeyen Birleşmiş Milletler de Srebrenitsa’da işlenen kötülüğü anlayamadığını kendi raporuyla itiraf etmiş, şöyle demişti: ‘... Hatalar, yanlış değerlendirmeler ve karşımızda bulunan kötülüğün kapsamını anlama yetersizliğimizden dolayı Birleşmiş Milletler olarak biz, Srebrenitsa halkını Sırpların kitlesel cinayetlerinden kurtarmak için üzerimize düşen görevi yapamadık.’

    Bu acı ve ibret dolu hükmün yanı sıra aynı rapor hem dünya ve hem de BM’nin çok geç anladığı şu gerçeğe de dikkat çekmişti hatırladığım kadarıyla: ‘Bosna, askerî bir ihtilaf olduğu kadar ahlakî bir davaydı da...’

    Raporun da itiraf ettiği gibi Bosna ve burada yaşananlar ahlakî bir davaydı da; ama ne yazık ki dünya milletlerinin hak-hukuk, insanlık anlayışının en üst, en güçlü ortak temsilcisi BM bu konularda aciz kalmış ve Bosna’yı, Srebrenitsa’yı Sırp kötülüğüne teslim etmişti.

    Srebrenitsa’da yaşanan kötülüğün üzerinden bugün 10 yıl geçmiş bulunuyor. General Krstiç gibi kötülüğü işleyenlerden birisi mahkûm olmuş bulunuyor. Ama şüphesiz bu yeterli değil; kötülüğün tamamen cezalandırılması için daha pek çok şeyin yapılması gerekiyor. En başta, kötülüğün esas mimarlarından, faillerinden Karadziç ve Mladiç’in de yakalanıp adalete teslim edilmeleri; sonra da hareketleriyle Srebrenitsa’daki kötülüğe katkıda bulunan, bu kötülüğün yolunu bilerek, bilmeyerek açanların da adalete hesap vermesi gerekiyor.

    10 yıl önce işlenen bu kötülük, bütün yönleriyle mutlaka ortaya çıkarılmalı ve herkes bundan ibret ve ders almalı. Srebrenitsa’yı unutmayalım, unutturmayalım...

    TEBRİK: Srebrenitsa’nın 10. yılını Türk basınında (hatta dünya basınında) en kapsamlı, en ayrıntılı, en başarılı, en güzel şekilde ele alan Zaman Dış Haberler ekibini ve Aksiyon Dergisi’ni burada huzurunuzda tebrik ediyor, bu değerli kardeşlerime içten teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ olsunlar...



    12.07.2005/Fikret Ertan/Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 13.07.2005 - 11:47

    The Wall Street Journal
    13.07.2005 ÇARŞAMBA

    BM ve Avrupa’nın Srebrenitsa’daki payı

    On yıl önce bugün, General Ratko Mladiç komutası altındaki Bosnalı Sırp güçleri, Bosnalı Müslümanların kasabası Srebrenitsa’ya girdi, kasaba o dönemde Hollandalı barış gücü askerleri tarafından korunuyordu.


    General Mladiç üç talepte bulunmuştu: Kasabadaki erkekler silahlarını teslim edecek; 12-77 yaş arasındaki tüm erkekler “sorgulanmak” üzere ayrılacak ve geri kalan nüfus da Müslüman bölgelere sürülecekti. İki gün içinde 23 bin kadın ve çocuk sürüldü. Geri kalan 5 bin Müslüman erkek ve genç, Hollanda askeri üssü yakınında Mladiç güçlerine teslim edildi. Bildiğimiz gibi, Hollandalılar tarafından Sırplara teslim edilen insanların pek çoğu katledildi. Bu katliamın rakamı aşağı yukarı 7 bin 200. Ancak bizim şu anda andığımız sadece vahşetin ölçeği değil. Aynı zamanda, sözde koruyucuları tarafından ihanet edilen Srebrenitsa erkeklerini de anıyoruz ve bu aynı zamanda bugün için de dersler taşıyor. İlk ders Birleşmiş Milletler’in o dönemdeki işlerliğine dair. BM, Balkanlar’a ilk müdahalesini tüm taraflara eşit bir şekilde uygulandığı varsayılan silah ambargosu ile gerçekleştirdi; ancak bu durum Bosna’nın Müslümanlarını çok daha iyi donanmış ve Slobodan Miloseviç tarafından yönetilen Belgrad hükümetinin desteğini alan Sırplara karşı savunmasız bırakmaktan başka bir işe yaramadı.

    Bunu, BM’nin Sarejevo ve Srebrenitsa da dahil tehdit altındaki etnik gruplar etrafında “güvenli bölgeler” oluşturma gibi felaket getiren kararı takip etti. 1993 yılındaki BM Sekreterliği raporuna göre, güvenli bölgeler “öfke uyandıran yaşam kayıplarını ve yoksulluğu sınırlamada, uluslararası kaygıları gidermede, politik müzakere başlatılmasında ve insani yardımların dağıtılmasında faydalı oldu.” Ancak bununla birlikte başlangıcından beri BM askerlerinin neredeki yerleşim bölgelerini koruyacağı net değildi; o dönemin ABD Başkanı Clinton, ABD kara birliklerinin bölgeye yerleştirilmesi kararı aldı. Aynı zamanda güvenli bölgedeki BM askerlerinin gerçekte kendi bölgelerindeki insanları korumak için güç kullanma yetkisiyle donatılıp donatılmadığı da belirsizdi. Daha da kötüsü, “güvenli bölgelerin” kurulmasından birkaç hafta sonra, Müslümanların BM koruması için verdikleri bedel silahlarını bırakmaları oldu. Bu katliamda, Avrupalılar da rol oynadı elbette. 1990’ların başlarında Balkanlar krizi patlak verdiğinde, Avrupa toplumunun yabancı temsilcileri, örneğin Jacques Poos, “Avrupa’nın zamanının geldiğini” ilan etmişti. O anda yeni ve kararlı bir Avrupa izlenimi doğmuştu. Ancak bunun aksine, Avrupalılar müzakerelerle Sırpları durdurmaya çalıştı. O dönem İngiltere Başbakanı olan Margaret Thatcher, Sırpların işlediği vahşeti “şeytan” olarak niteledi ve “insani yardımın yeterli olmadığını” söyledi. Ancak onun bu görüşü Savunma Bakanı Malcolm Rifkind tarafından, “duygusal saçmalık” olarak nitelendirildi.

    Sonuç olarak, yönetime geldiğinde ilk Bush yönetiminin “Belgrad kasaplarına” verdiği tavizi sona erdirme sözü veren Clinton yönetimiydi. Bugün pek çok insan, 1995 yılındaki Dayton Antlaşması ile Bosna Savaşı’nın sona erdirilmesini sağlayan diplomatik çabayı anar. Aynı şekilde 1999 yılındaki başarılı askerî müdahaleyi de. Ancak Bill Clinton bir şey yapmadan önce Balkanlar’ın üç yıl boyunca kanamasına izin verdi. BM ve Avrupa’nın işi ele almasına ve Balkan çatışmasının tarihi kökenleri hakkında uzun uzun düşünme zamanı verdi. 1995 yılında ABD sınırlı bir bombalama kampanyası ile soruna müdahale etti, hızlı ve kararlı bir sonuç elde etti. Clinton sözlerini daha önce tutsaydı, binlerce Bosnalının yaşamı kurtulabilir ve Srebrenitsa katliamı da yaşanmayabilirdi. Amerikalı politikacılar bir başka Srebrenitsa ile karşılaşmak istemiyorsa, BM’nin görev konusunda belirleyici olmasına bir daha asla izin vermemeli. Avrupalılara da “liderlik etme” görevi vermek kötü bir fikirdi. Hepsinden öte, Srebrenitsa Batılı politikacıların koruyucu önlemler almayı reddettiği, bir araya toplanan tehlikenin büyüklüğünü göremediği ya da görmezden geldiği kötü bir örnek. (The Wall Street Journal - Başyazı, 11 Temmuz 2005)

    13.07.2005/Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 13.07.2005 - 11:47

    2. Dünya Savaşı'ndan sonra, son 60 yıllık dönemin en büyük 'soykırımı' (jenosid) 'nın yaşandığı Srebrenica (Srebrenicsa) 'dayız. Srebrenica Belediyesi tarafından düzenlenen 'Srebrenica Soykırımı 10. Yıl Anma Etkinlikleri'ne katılmak üzere, Pazartesi sabahı saat 05.00'te Saraybosna'dan yola çıktık. Hava kapalı ve yağmurlu. Sanki gökler de 10 yıl önce 11 Temmuz 1995'te Sırp yamyamları tarafından vahşkatledilen 12 bin Müslüman Boşnağın matemini tutuyor.
    Saraybosna-Srebrenica arası 130 km.den biraz fazla. Aslında normal şartlarda arabayla 1,5 saatte gidebilirsiniz. Fakat bu mesafeyi, ancak 6 saatte kat edebiliyoruz. Çünkü, yol binlerce araba ve otobüs tarafından doldurulmuş durumda. Müslüman Bosna'dan ve dünyanın her yerinden gelen 150 bin civarında olduğunu tahmin ettiğimiz topluluk defin merasiminin yapılacağı şehitliğin içinde toplanmış. Dünyanın çeşitli devletlerinin cumhurbaşkanları, başbakanları, dışişleri bakanları protokolde yerlerini aldılar. Balkanlar'dan ve Avrupa ülkelerinden bir çok tanıdık simayı görebiliyorsunuz. Türkiye'den Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül merasime iştirak ediyor. Ayrıca 3 milletvekilimiz de gelmişler. Bunun haricinde Türkiye'den, çoğunluğunu Bosna Dayanışma Grubu'nun organize ettiği 300 kadar Bosna dostu ulaşmış bulunuyor.

    ***

    Şehitlik, tam bir mahşer günü görüntüsü içerisinde. Soykırım neticesinde işkenceyle öldürülmüş 610 şehidin tabutları Kelime-i Tevhbayraklarına sarılmış vaziyette sıralanmış. Diğer tarafta da, mezarlar açılmış ve defni bekliyorlar. Gürül gürül okunan YâsŞerve Tebâreke, insanın tüylerini diken diken ediyor. Değerli dostum Nadir Lâtif İslâm, 'Burası Arafat'a ne kadar benziyor değil mi? ' dedi. BBP Genel Başkanı sevgili Muhsin Yazıcıoğlu ile gözgöze geldik: Gözlerinden yaşlar akıyordu. Nihat Genç de aynı durumdaydı.

    ***

    Türk heyeti olarak şehitliğe, Bosna ve Türk Bayraklarıyla tekbir getirerek girdik. Herkes alkışlıyordu. Kulağıma 'Osmanlı', 'Türk' lafları çalındı. Bizim arkamızdan, şehitliğe Bosnalı yetimler girdiler.
    Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Süleyman Tehiç'in açış konuşmasından sonra ABD Başkanı Bush'un temsilcisi Dünya Bankası Başkanı Wolfowitz, İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, Lahey İnsanlık Aleyhine İşlenen Suçlar Mahkemesi Başkanı Thedor Meron ve Srebrenica Belediye Başkanı Malkiç konuştular. Lahey Mahkeme Başkanı'nın, bunun katliâm değil soykırım olduğunu vurgulaması ilgi çekiciydi.

    ***

    Savaştan sonra, Sırp ve Hırvat soykırımlarını araştırmak ve şehitleri bulmak için 'Toplu Mezarları ve Kayıpları Araştırma Komisyonu' kurulmuş ve İzetbegoviç'in SDA Partisi'nden Sarayova Milletvekili Amor Maşoviç (Türkmenoviç) , Komisyon'un başkanlığına getirilmiş. Maşoviç'in gayretiyle Srebrenica'da toplu mezarlar bulunmaya başlanmış. Bugüne kadar 6.187 şehidin gömüldüğü toplu mezarlar ortaya çıkarılmış. Bugün yeni bulunan 610 şehidin defin merasimi yapılıyor. Komisyon, her şehidin tek tek DNA testlerini yaptırarak hüviyet tespitini sağlamış. Ancak, bunun dışında henüz kimliği tespit edilememiş binlerce şehit bulunuyor. Srebrenica halkı, özellikle kadınlar, mezarların üstündeki isimleri okuyarak yakınlarını bulmaya çalışıyorlar.

    ***

    1991'le 1995 yılları arasında yaklaşık 5 sene devam eden Sırp ve Hırvat saldırıları sonucunda 250 bin Müslüman Boşnak şehit olmuş. 85 bin Müslüman Boşnak kadını, kin ve nefreti aksettiriyor.
    Srebrenica'da 11 ve 12 Temmuz 1995 günleri 12 bin kişi, akla gelmedik işkencelerle şehit edilmiştir. Depolara, ambarlara toplanan binlerce kişi, organları kesilerek, derileri yüzülerek, yakılarak ve diri diri toprağa gömülerek öldürülüyor. Erkeklerin gözleri önünde bütün kadınların ırzına geçiliyor. Hâmile kadınların karınlarını deşerek cenkesmek de, bu Sırp alçaklarının çok hoşlandıkları işkencelerden... Kaçmayı başaranları köpeklere parçalatıyorlar. Sorarım size annesinin önünde 1,5 yaşındaki bebeği parçalayıp derisini yüzerek etini kızartıp annesine zorla yedirmek için ne türlü bir canavar olmak gerekir? ...
    Srebrenica soykırımında ve Bosna'da Bosna'da uygulanan bütün vahşet, hâlen yargılanan eski Sırbistan Cumhurbaşkanı Miloseviç ile şimdi kaçak(!) olarak serbestçe dolaşan Bosna Sırplarının lideri Karaziç ve Sırp ordusunun başındaki General Mladiç adlı kâtillerin emriyle gerçekleştirilmiştir.
    Ancak, bütün bu alçak kâtiller sadece tetikçilerden ibarettir. Ne yazık ki, bu soykırımın gerçek fâilleri, herbiri bir 'tek dişi kalmış canavar' olan Hristiyan Batı dünyasıdır. BM Barış Gücü (aslında Sırp ve Hırvat gücü) , NATO ve başta Hollanda olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinin askerleri bu vahşete seyirci kalmış; hattâ bir çok olayda Sırplarla birlikte soykırıma iştirak etmişlerdir. Srebrenica'da, sokaktaki adama sorarsanız; size Hollandalı askerlerin Boşnak kadınlarına nasıl tecâvüz ettiklerini anlatacaktır.

    Bu soykırımda asıl sorgulanması ve yargılanması gerekenler Sırp cânilerinden çok; Srebrenica'yı 'Güvenli Bölge' ilân ederek Boşnakların silâhlarını toplayıp onları Sırp kâtillere teslim eden; hava harekâtını kasıtlı olarak engelleyen BM Genel Sekreteri Butrosgali, Barış Gücü Komutanı Fransız Generali Janvier ve BM Bosna temsilcisi Japon Akashi gibi kişilerdir.

    ***

    Srebrenica'da ve Bosna'nın heryerinde bu soykırımları yapanların, kurbanları olan Müslüman Boşnaklara hep aynı lâfı söyledikleri naklediliyor: 'Siz Türkleri artık burada görmek istemiyoruz'. Sırplar, açıkça Osmanlı'dan intikam aldıklarını söylüyorlarmış. Yani, sizin anlayacağınız sevgili okuyucular, Bosna'da işkenceyle öldürülenler bizim insanımız, ırzına geçilenler de bizim kadınlarımızdır. Lâkin, bu şuur ancak milletimizde var. O sırada devleti idare edenlerimizde ise aslâ olmadı. Son olarak, 'Boğaziçi allâmeleri'ni, Ermeni iftiralarını bırakıp gerçek 'Soykırım' görmek için Bosna'ya çağırıyorum. Bunu söylediğimde, Türk heyetindeki bir dostum, 'Bunu yapmazlar. Çünkü, fukara Boşnakların, onları satın almak için Ermeni diyasporası gibi parası yoktur ki! ' dedi.

    Hasan Celal Güzel
    Tercüman
    12-07-2005

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 13.07.2005 - 11:38

    'Cumhuriyet 13.07.2005
    GENİŞ AÇI
    HİKMET BİLA

    Srebreniça Sadece Katliam Değil...

    Srebreniça katliamı, onuncu yılında bir kez daha hatırlandı. Gelecek yılın temmuzuna kadar yine unutulacak. Gelecek yılın anma töreni de benim gözümde yine yalancılığın resmi töreni olacak.

    Bu yalanın altını çizmek gerek. Çünkü olay, sadece 8 bin masum insanın katledilmesi olayı değil.

    On yıl önce Bosna-Hersek'te iç savaş yaşanıyordu. Daha doğrusu ülkedeki Müslüman Bosnalılar, Sırp ordusu tarafından kuşatılmıştı. Birleşmiş Milletler, silahsızlandırma kararı almış ama bu karar sadece Bosnalılar için uygulanmıştı. Ve yine Birleşmiş Milletler, Srebreniça'yı sözümona 'güvenli bölge' ilan etmişlerdi. Birleşmiş Milletler tarafından güvenli bölge ilan edilen bir yerde silaha ne gerek olabilirdi ki? .. Sırp birlikleri, önce kuşatıp, aç-susuz bıraktıkları Srebreniça'yı ele geçirmek üzere saldırdıklarında Bosnalılar hâlâ silahsızdı.

    Bölgede Birleşmiş Milletler gücünün başında bir Fransız generali vardı. Srebreniça 'güvenli bölge' sinden de Hollandalı askerler sorumluydu.

    10 Temmuz 1995'te saldırıya geçen Sırplar, kenti top ateşine tuttular. NATO, Sırplara karşı hava saldırısı düzenledi. Sırplar başka bir silaha başvurdular. Karakolları basıp 14 Hollandalı askeri rehin aldılar. Hava saldırısı durdurulmazsa bu askerleri öldüreceklerini söylediler. Hava saldırısı durdu. Çünkü Hollandalı askerlerin hayatı, Hollanda için de, NATO için de, Birleşmiş Milletler için de çok önemliydi.

    Sırplar için bu kadarı yeterli değildi. Kentten kaçmaya çalışan Bosnalıların kendilerine teslim edilmesini istediler. Yoksa? ..

    Yoksa Hollandalı askerler öldürülecekti. Hollandalı askerlerin hayatı Hollanda için de, NATO için de, Birleşmiş Milletler için de çok önemliydi. Sırpların istediği aslında çok 'basit' ti. 16 ile 77 yaş arasındaki bütün erkekler teslim edilirse diğerlerinin gitmesine izin verilecekti.

    Ve Bosna'daki Birleşmiş Milletler'in yetkilileri, askeri gücünün generalleri, o generallerin hükümetleri bu basit isteği kabul ettiler. Hollanda askerleri, 16-77 yaş arası erkekleri katliam yapılacağını bile bile Sırplara teslim ettiler. Kadınlarla erkeklerin, yalvarış yakarış arasında ayrılması işlemi Hollanda askerlerinin gözetim ve denetiminde yerine getirildi.

    Sırplar, 'Birleşmiş Milletler askerleri' nden teslim aldıkları 8 bin Bosnalı erkeği gruplar halinde öldürüp toplu mezarlara gömdüler. Srebreniça ve çevresinden hâlâ toplu mezarlar fışkırıyor.

    14 Hollandalı askere karşılık 8 bin Bosnalı sivil katliama terk edildi. Çünkü Hollandalı askerlerin canı, Hollanda için, NATO için ve Birleşmiş Milletler için çok önemliydi.

    İşte iki gün önce Srebreniça'da bu olayın anma töreni vardı. İlginç olan, Fransız ve Hollanda dışişleri bakanları da oradaydı. Sahte gözyaşları döktüler.

    Katliamın baş sorumluları Karadziç ve Mladiç on yıldır ellerini kollarını sallayarak gezerken, Fransa, Hollanda, Birleşmiş Milletler, hiçbir şey olmamış gibi davranırken, yalandan gözyaşları.

    Bu yalanın altını çizmek gerek. Çünkü olay sadece 8 bin kişinin öldürülmesi olayı değil. Bir zihniyet bir siyaset olayı. '

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 12.07.2005 - 16:24

    [HABER İZLENİM] Özür, acıları unutturur mu?


    Bir acı ne zaman diner? Eğer birkaç ay, birkaç yıl şeklinde cevap verenlerdenseniz yanıldığınızın örneği Srebrenitsa’dır.

    Katliamın üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen Boşnak annelerin, çocukların acısı dinmediği gibi azalmamış bile. Her tabut, her haber gözyaşlarının dökülmesi için yeterli oluyor. 40 bin kişinin toplandığı Potoçari Şehitliği’nde görenlerin zihnini allak bullak eden bir manzara ile başladı bu yılki anma törenleri. Çimler üzerine dizilmiş yüzlerce tabut ve gözyaşları içinde tabutların başına gelen anneler, eşler ve yetim çocuklar... Hepsinin gözleri bir elindeki kağıtta bir de tabutların başındaki rakamlarda. Anneler on yıldır ‘bir mezarı olsa’ dediği çocuğuna kavuşmanın, en azından tabutuna el sürebilmenin fırsatını yakalamış olmanın karmaşık duyguları içinde. Birkaç adım, kontrol edilen birkaç tabut ve sonunda kavuşma anı. Gözyaşları usul usul yağan yağmura karışıp tabutların üzerine düşüyor. On yıldır kayıpları için ağlayan Boşnak anneler, sessizce gözyaşı döküyorlar. Bu esnada dünyanın dört bir tarafından gelmiş ‘ciddi’ giyinen ‘önemli’ insanlar mikrofonlardan dünya barışına yapılacak katkıdan, katillerin hesabının sorulacağından bahsediyor; fakat şehit annelerinden hiçbiri onları duymuyor bile. Şehit yakınları kendi dünyalarına o kadar dalmıştı ki bu yıl ilk kez törenlere katılan Sırbistan-Karadağ Cumhurbaşkanı Boris Tadiç bile fark edilmedi. Tadiç, başı önde geldi; sessizce çelenk koyup başı önde ayrıldı Potoçari’den.

    Katliamın yaşandığı Potoçari köyü yakınlarındaki şehitlikte düzenlenen törenlere bu yıl Batı dünyasının özrü damgasını vuruyordu aslında. Uygar dünyanın failleri bulacağı sözü veriliyordu kürsüde; fakat manzara söylenenlerle çelişiyordu. Tüm dünya liderleri savaş suçluları mahkemeye çıksın derken, Sırp bölgelerinden gelen silah seslerğ Sırpların yaptıklarından pişman olmadıklarını gösterir gibiydi. Verilen sözlere güvenilmişti ve bugün benzer sözlere güvenmenin bir sonucu olarak 610 tabut defin için bekliyordu. Binlerce insanın hep birden ‘hakkımızı helal ettik’ nidalarından sonra tabutlar yüklenildi omuzlara. Çok hafif, çok küçüktü tabutlar. Çünkü hepsi on yıl önce bugün Crni köyü yakınlarında topluca katledilen 610 Boşnak’a aitti ve içinde sadece birkaç parça kemik vardı. Yıllarca kimlik tespiti için bekleyen kemikler, nihayet ebedi istirahatgahına doğru yol alıyordu. Bu esnada çığlıklar hıçkırıklara karışıyordu, aynı anda binlerce insandan... Yüreğine gömdüğü acısını artık dizginleyemeyenler, bayılanlar, çocuğunun, babasının tabutunu gösteren anneler...

    Mahşeri bir kalabalık, mahşeri bir telaş. Her adımda ayrı bir trajik hikâye var üstelik. Srebrenitsalı Hatice Muhammedoviç de kocasıyla oğlunu defnediyordu törenlerde. Onları yolcu ederken on yıl önce kaybettiği yakınlarını sayıyordu bize: “Eşim, çocuklarım ve onların akrabaları. 100’ü aşkın yakınımı kaybettim birkaç gün içerisinde. Ben ölünce de soy ismim tarihe karışacak.” diyor. Hemen yanındaki başka mezarlarda başka hikâyeler var; ama dün Potoçari’de dil ortaktı: Gözyaşı...



    12.07.2005
    ADEM YAVUZ ARSLAN-SREBRENİTSA /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 12.07.2005 - 16:24

    Srebrenitsa’nın 10. yılında dünya özür diledi

    Srebrenitsa katliamının 10. yıldönümü, Potoçari’de düzenlenen mahşerî törenlerle anıldı. Yapılan DNA çalışmaları ile kimlikleri tespit edilebilen 610 şehidin de defnedildiği törenlere 50’yi aşkın ülkeden üst düzey katılım gerçekleşti.


    Törende konuşan yetkililer, yaşanan katliamda Batı dünyasının hatası ve utancı olduğunu kabul ederek Boşnaklardan özür diledi.

    Yaklaşık 40 bin kişinin katıldığı törenler için 250’ye yakın otobüs ve binlerce otomobille Potoçari’ye akın eden Boşnaklar, şehitlerini görkemli şekilde uğurladı. Törenlerden önce Türkiye tarafından yollanan 15 bin beyaz başörtüsü dağıtıldı. Anma programı Bosna Cumhurbaşkanı Süleyman Tihiç’in konuşmasıyla başladı. Tihiç “Yeni bir Bosna’nın inşası için savaş suçlularının hesap vermesi gerekir. Burada acıları tazelemekle birlikte hakkın, adaletin yerine gelmesi yönündeki talepleri dile getirmek için varız.” dedi.

    Yoğun kalabalık sebebiyle gecikmeli başlayan programda konuşan Dünya Bankası Başkanı Paul Wolfowitz ise katliamda Sırplar kadar Batı dünyasının da hatası olduğunu söyledi. Konuşmasına “Esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü” diyerek başlayan Wolfowitz, “Biz Batı dünyası olarak, yapmamız gereken her şeyi yapsaydık bu katliam yaşanmayacaktı. Srebrenitsa özgür dünyanın utancı ve ayıbıdır. Savaş suçlularının yakalanması ve gerekli cezayı alması için elimizden geleni yapacağız. Dünya Bankası olarak da bu ülkenin yeniden inşası için projeler geliştireceğiz.” dedi.

    AB Dönem Başkanı İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw da “Srebrenitsa bizim utancımızdır. Bu şeytanca eylem gözlerimizin önünde oldu ve biz bunu önlemek için yeterince çalışmadık.” diye konuştu ve Karadziç ile Mladiç’in yakalanamamasından duyduğu üzüntüyü dile getirdi.

    “Bosna barışının mimarı” Amerikalı eski diplomat Richard Holbrooke ise Srebrenitsa’yı “uluslararası toplumun utancı” diye niteleyerek, “Karadziç ile Mladiç yakalanmadan görev tamamlanmayacaktır.” dedi. Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Gül’ün başkanlığında kalabalık bir parlamenter grubu ve sivil toplum kuruluşlarının temsil ettiği törenlere Sırp Cumhurbaşkanı Boris Tadiç, Richard Holbrooke, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Mesiç başta olmak üzere 50’yi aşkın ülkeden yüzden fazla üst düzey devlet adamı katıldı. Tören anıtına çelenk bırakan devlet adamları Bosna Hersek Diyanet İşleri Başkanı Mustafa Çeriç’in kıldırdığı cenaze namazına eşlik ettiler. Çeriç, dünya barışı için dua ettiği konuşmasında ise Srebrenitsa benzeri bir katliamın yaşanmaması için tüm dünyanın tedbir alması gerektiğini söyledi.

    Tarihî törenler sırasında Sırbistan’dan gelen bir grup sivil toplum kuruluşu ise Srebrenitsalı annelere destek verdi. ‘Acınızı paylaşıyoruz.’ diyen Sırp Savaş Karşıtı Kadınlar Örgütü üyeleri savaş suçlularının da adalet önünde hesap vermesi gerektiğini söylediler.



    12.07.2005
    Adem Yavuz Arslan
    Srebrenitsa/Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 12.07.2005 - 16:16

    ‘O korkunç anları unutamıyorum bize sığınan insanları savunamadık’

    Srebrenitsa katliamı sırasında kenti Sırp çetniklere teslim ederek kıyımın önünü açan Hollanda barış gücü taburunda görevli bir asker Zaman’a konuştu.

    “Bize güvenip sığınan masumları savunamadık. Kendimi sorumlu hissediyorum; o korkunç anları hâlâ unutamıyorum.” diyen Wim Dıjkma adlı asker, 600 kişilik taburda psikolojik tedavi gören 250’ye yakın Hollandalıdan sadece biri. 16 Ocak-21 Temmuz 1995 arasında Srebrenitsa’daki askeri birliğin iç istihbarat sorumlusu olarak görev yapan Dıjkma, ülkesine döndükten sonra 6 ay tedavi gördüğünü belirtiyor.

    6 aylık Bosna serüvenini “Hayatımın en acı ve korkunç görevi.” diye niteleyen Hollandalı eski asker, Sırpların yaptığına “tam anlamıyla vahşi bir katliam” derken, kendisini şahsen ‘suçlu’ görmüyor. “Suçlu değilim; ama kendimi sorumlu hissediyorum.” diyen Wim Dıjkma, asıl sorumluluğun BM’de olduğunu savunarak, kendilerinin “ellerinin kollarının bağlı olduğunu” şu ifadelerle savunurken itiraflarını sürdürüyor: “Bizim gidiş amacımız çok farklıydı. Oraya vardığımızda elimiz kolumuz bağlıydı. Çünkü bütün yetkiler BM’de idi. Bizi kimseye ateş açmamamız konusunda uyardılar. ‘Sadece size ateş edenlere caydırıcı olarak karşılık verin.’ dediler. Zaten yeterince ağır silahımız da yoktu. Biz oraya bir nevi ‘geri hizmet’ vazifesiyle gönderildik. Yani bizden beklenen, caydırıcılık ve koruma idi. Ama bunları da tam anlamıyla yapamadık.” Kendilerine verilen emre göre, “sadece Sırpların ateş etmesine karşılık ateş açabileceklerini” savunan Hollandalı askerin, bu noktada Hollandalı komutanlarını suçlamaktan kaçınması dikkat çekiyor. Wim Dıjkma, “Bizi gönderenler ve yetki vermeyenler suçlu. İçeriye konvoy ve takviye gelemiyordu. Toplam 600 kişi ne yapabilirdik? ... Bütün bu sebeplerden dolayı silahsız masum Boşnak Müslümanları koruyamadık. Bundan suçlu olmasam da orada olduğum için kendimi sorumlu hissediyorum.” ifadelerini kullandı. Srebrenitsa vahşetini “gerçekten çok korkunç” diye niteleyen eski asker, “Masum insanlar bize güvenmişlerdi. Hep bize sığınıyorlardı. Onları yeterince savunamadık. Ben de burada sorumluyum. Ama sorumlu hissetmekle suçlu hissetmek çok farklıdır. Eğer insanlar savaşın dehşetini bilselerdi savaşa başlamadan önce bin defa oturup düşünürlerdi.” ifadeleriyle adeta günah çıkartıyor.

    Kurbanların kimlik tespitinin önemini vurgulayan eski asker, Srebrenitsa’daki bütün kayıpların ortaya çıkmasının “çok uzun zaman alacağını” vurgulayarak şöyle devam ediyor: “Gerçekten vicdan azabı çekiyorum. Uyuyamıyorum. Psikolojik tedavi gördüm. Hâlâ da devam ediyor.” Dıjkma’nın aksine Hollanda yönetiminin, katliamın 10. yılında olaylarla ilgili olarak hâlâ sorumluluk kabul etmemesi dikkat çekiyor.

    Dıjkma, yıldönümü dolayısıyla Hollanda’nın Vugt şehrinde bir konferans da verdi. Davetlilerin, “Bu masumlar niçin savunulamadı, BM niye onları başıboş bıraktı? ” sorularına maruz kalan eski asker, bunun “üç” sebebini, “Askerlere sadece kendilerini savunma görevi verilmesi, BM’nin acziyeti ve askerlerin tecrübesizliği” diye sıralarken şöyle konuştu: “Uluslararası sistemde de gerçekten bir başıbozukluk var. Göz göre göre katliam ‘geliyorum’ dedi. Gerçekten savunamadık onları.”



    12.07.2005
    Basri Doğan
    Amsterdam /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 11.07.2005 - 18:29

    Fransız raporu: Boşnaklar göz göre göre ateşe atıldı


    Srebrenitsa’da 1995 yılında gerçekleşen katliama göz yumdukları gerekçesiyle Hollanda ile birlikte suçlanan Fransa’nın ulusal meclisi tarafından hazırlanan araştırma raporu, olayla ilgili bazı önemli karanlık noktalara ışık tutuyor.

    Çünkü, burada yaşananlar “insanlık hafızasının kavrama kapasitesinden çok uzakta”. Fransız Meclisi Araştırma Komisyonu, 2000’de başta Fransa’nın katliamdaki sorumluluğu olmak üzere, on yıldır “Avrupa vicdanının yakasını bırakmayan” sorulara cevap bulmaya çalıştı: Srebrenitsa’yı korumakla görevli Hollanda askerleri neden savunma yapmadı? Bosna’da BM güçlerinin komutanı Fransız General Bernard Janvier bütün yetkiler elinde olduğu halde niçin hava saldırısı başlatmadı? Fransa, Sırplarla gizli bir anlaşma mı yaptı? Bosnalıların, BM tarafından oluşturulan güvenlik alanlarına toplanması toplu katliamlar için mi planlanmıştı? Komisyon, 9 ay süren araştırma sonunda 1200 sayfalık bir rapor yayınladı. Srebrenitsa’daki barbarlığı anlamak için önemli ipuçları veren rapor BM, NATO ve Fransız Savunma Bakanlığı gibi kurumların işbirliğine yanaşmamasından dolayı birçok soruya net cevap getiremedi.

    Hollanda askerleri Boşnakların silahlarını toplayarak katliamı kolaylaştırdı

    Bütün sorumluluğun Janvier’in üzerine atılamayacağını belirtilen raporda, Srebrenitsa’yı korumakla görevli Hollandalı askerlerin Sırplara karşı hiçbir savunmada bulunmamasına dikkat çekiliyor. Bunun Sırplara büyük bir psikolojik destek verdiğini belirten komisyon, üstelik Hollandalı askerlerin Bosnalıların ellerindeki silahları alarak ve zayıf savunma sistemlerini dağıtarak onları Sırplara teslim ettiğini dile getiriyor. Hollandalı askerlerin Tuzla’da da ‘bocaladıklarını’ hatırlatan rapor, Hollandalı yetkililerin Srebrenitsa’daki katliama şahit oldukları halde bunu saklamalarını da eleştiriyor.

    Raporda, uluslararası gücün komutanlarından İngiliz Rupert Smith de üstü kapalı suçlanıyor. Janvier’in NATO ile bağlantılardan sorumlu yardımcısı İngiliz subayın bu kritik dönemde izne ayrıldığı hatırlatılan raporda, FORPRONU yetkililerinin kriz sırasında hiçbir tepki vermemelerinin de cevaplanmayan önemli bir soru olarak kaldığı belirtiliyor. Smith’in Srebrenitsa’da katliam yapan Mladiç ile 15 ve 19 Temmuz 1995’te iki kez görüştüğünü hatırlatan komisyon, konuşmaların içeriğini doğrudan kendisine sormak istediklerini; fakat Smith’in görüşme taleplerine cevap vermediğini bildiriyor. Fransız komisyon raporu, BM’nin Bosna temsilcisi Yasushi Akashi’nin de BM Güvenlik Konseyi’ne yanlış bilgilerle dolu raporlar sunduğunu vurguluyor.

    Raporda BM’nin savaşın ortasında ‘barışı koruma’ misyonuna giriştiğine dikkat çekilerek, yetkililerinin ‘tarafsız olma’ ilkesinden dolayı BM konvoylarını engelleyen Sırplara tepki bile veremediği belirtiliyor. Uluslararası gücün ‘fizikî’ olarak Bosna’da bulunmasına rağmen hiçbir zaman ‘askerî’ olarak bulunmadığını iddia eden komisyon, katliamın sebebinin Fransa, İngiltere ve ABD’li siyasetçilerin müdahale yönündeki isteksizliğinde aranması gerektiğinin altını çiziyor.

    ‘Srebrenitsa ve Zepa, müzakerelerin yolunu açmak için Sırplara peşkeş mi çekildi? ’

    BM’nin güçsüzlüğünün ‘güvenli alanlar’ oluşturulması politikasında net bir şekilde görüldüğünü ifade eden Fransız parlamenterler, Bosnalı Müslümanların güvenli diye getirildikleri bu bölgelerde yeterli koruma sağlanmadığına dikkat çekerek, Srebrenitsa katliamının temellerinin bu uygulamada aranması gerektiğine vurgu yapıyor. Komisyon, raporun sonuç kısmında “Şok bir soru ama sormamak daha şoke edecek” denilerek “Srebrenitsa, Bosna-Hersek’in etnik haritasını netleştirerek diplomatik müzakereleri kolaylaştırmayı amaçlayan bir politikanın sonucu mu idi? Şehir, Paris’te, Londra’da, Washington’da ve hatta Saraybosna’da alınan bir karar doğrultusunda mı düştü? ” soruları yöneltiliyor. Bunu görmek için Bosna-Hersek’in Temmuz 1995’ten önceki ve sonraki haritalarına ve olayların kronolojisine bakmanın yeterli olacağı belirtilerek, ‘düşman kardeşlerin’ Srebrenitsa’nın düşmesinden dört ay sonra Bosna topraklarının paylaşımı konusunda anlaşmaya varmasına dikkat çekiliyor. Srebrenitsa’daki olayların ardından Sırpların etnik temizliğe giriştiği yönünde tartışmaların artmasına rağmen Batılı liderlerin Srebrenitsa’nın hemen arkasından bir başka ‘güvenli bölge’ olan Zepa’nın da düşmesine sessiz kalmasının bu tezi güçlendirdiği belirtiliyor. Fransa meclisinin raporunda, yine de uluslararası bir plandan kesin olarak söz edebilmek için yeterli delillerin olmadığı kaydediliyor.



    11.07.2005
    Ali İhsan Aydın
    Paris /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 11.07.2005 - 18:28

    ‘Ermeni meselesine odaklananlar 10 yıl önceki katliamı örtbas etmeye çalışıyor’


    Bosna Savaşı’nın sonlarına doğru BM korumasındaki bölge olan Srebrenitsa’da 8 binden fazla Müslüman Boşnak’ın katledilişinin 10. yıldönümünde düzenlenen törenler katliama şahit olanların da acılarını tazeliyor.


    Aksiyon dergisinin “10. yılında tanıkların ağzından Srebrenitsa soykırımı’’ başlığıyla bugün piyasaya çıkan sayısında kapaktan verdiği haberinde, katliama tanıklık edenler olayları bütün vahşetiyle bir kez daha gözler önüne seriyor. BM Barış Gücü’nde görevli Hollandalı askerlerin gözü önünde cereyan eden katliam, tanıkların gözünden şöyle aktarılıyor:

    Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu Başkanı Amur Marşoviç: Savaş sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu. Bunların yüzde 92’si Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si Bosna Hırvatlarından. Kayıplar arasında bir de Şaban Hüseyinov adlı bir Makedonyalı Türk var. Bu kayıpların yüzde 13’ü bayan. Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil. Bu veriler yapılanın planlı bir imha çalışması olduğunu ortaya koyuyor. 366 toplu mezar tespit ettik.

    ‘Bir kişiye ait kemikler, üç farklı yerdeki toplu mezardan çıkabiliyor’

    Hepsi de Sırp bölgesinde. Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin cesedine ulaştık. Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait ceset 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıktı. Üstelik birkaç kez yer değiştiren cesetlere de rastladık. İş makineleriyle parçalanmış kemikler bulduk. Böyle bir caniliği Naziler bile yapmamıştı. Batı dünyası ise katliama göz yumduğu gibi gerçeği kabul etmeye de yanaşmıyor. Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte yaşayacak isek bunun yolu katliamın kabulünden geçer. Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyorlar. Oysa olayı tarihçiler değil parlamentolar tartışıyor. Tamamen siyasi kararlar alınıyor. Oysa Srebrenitsa katliamı on yıl önceydi ve bütün şahitleri daha burada. Srebrenitsa’yı tarihe gömmek ve örtbas etmek istiyorlar.

    Curiç hâlâ kentin polis şefi

    Hollanda askerlerine tercümanlık yapan Hasan Nuhanoviç: Sırplar adım adım şehre yakın köyleri alıyor, kenti bombalıyorlardı. Bunlar olurken BM komutanları ‘Korkmayın, siyasi çözüm bulununcaya kadar korumamız altındasınız. Sırplar saldırırsa uçaklarımızla onları bombalarız.’ diyordu. Ama, 6 Temmuz’da dört bir taraftan şehre saldırdılar. Hollanda askerleri tek kurşun bile atmadı. Üstelik kendini savunmak isteyen Boşnaklara engel oldular, az sayıdaki silaha da el koydular. En büyük katliam 11-12 Temmuz 1995’te yaşandı. Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Hollanda askerleri ise olanları izliyor; hatta bazıları yardım bile ediyordu. 13 Temmuz’da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar. Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı yerde hem annemi hem kardeşimi kaybettim. Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi. Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi. Srebrenitsa’nın polis şefi Mane Curiç, BM askerlerinin gözü önünde ölüme gönderilecekleri seçen kişiydi. Savaş bitti; ama o Srebrenitsa’nın güvenlik şefi olarak kaldı. Ne ABD ne de AB bu konuda bir şey yaptı. Mladiç’in yeri biliniyorken ABD askerleri gidip almadı.

    Nura Alispahiç: Geçtiğimiz ay haberleri izlemek için televizyonu açtığımda on yıldır ardından gözyaşı döktüğüm küçük oğlumu gördüm. Lahey’deki mahkeme tarafından Srebrenitsa katliamına ilişkin ilk kez yayınlanan görüntülerdi bunlar. Oğlum çok zayıflamış, bitkin düşmüştü. Sırp Çetnikleri onları bir arabadan indiriyordu. Önce dördünü kurşuna dizdiler. Sonra oğlumu gördüm. Yanındakini de öldürdükleri zaman geriye döndü. Sanki yardım istiyordu. Oturduğum yerden televizyona doğru koştum; ama ikinci adımda bayılmışım. Oğlumu da kurşuna dizmişlerdi. Onu son kez Sırplar kente girdiğinde görmüştüm. Binlerce kişi Hollanda askerlerinin bulunduğu fabrikaya sığınmıştık. Fakat, onlar bizi Sırplara teslim etti. Oğlum kuşatmayı yarmak için ormandan çıkış arıyordu. Ona son kez sarıldığım anı unutamıyorum.

    Nura Alispahiç’in kızı Makbule: Sırplar her şeyi planlamış. BM askerleri bizi uyuttu. Biz ölüme giderken onlar şakalaşıyordu. Bizi Tuzla’ya götürecek otobüslerin şoförleri bile Sırp’tı. Yolda Çetnikler otobüsü durdurduğunda şoför, seçip istediğinizi alın, diye kapıları açıyordu.

    Srebrenitsalı Anneler Derneği Başkan Yardımcısı Kada Hotiç: Kocamı, çocuklarımı ve çok sayıda yakın akrabamı 11 Temmuz’da kaybettim. Yakın zamanda toplu mezarlarda eşimin ve onun yakınlarının kemikleri bulundu; ama oğlum ve kardeşinden hâlâ haber yok. Savaş suçlarını yargılamak için Lahey’de kurulan Savaş Suçları Mahkemesi’nden umutlu değilim. Katliama göz yuman Batı dünyası suçluları bulup yargılayacak mı? Hayır. Yaşananlar bütün çıplaklığı ile ortada; ama muhatap bulamıyoruz. Hiçbir Batılı kurum yaşananları katliam olarak kabul etmek istemiyor. 1042 çocuk hâlâ kayıp. 570 kızımız tecavüz edilip öldürüldü. Gözlerimizin önünde erkeklerimizi kurşuna dizdiler. Ortamdan korkup ağlayan küçük bir çocuğu annesinin kucağından alıp öldürdüler. Bunların şahidi binlerce kişi var; ama muhatap alan yok.

    Elvisa Lokman: Savaş başladığı zaman çocukluğum kesildi: En çok ihtiyacım olduğunda babam yanımda yoktu. Hiç unutmayacağım ise Sırpların Akif abiyi öldürüp kafasıyla top oynamalarıydı. Srebrenitsa koruma altına alınınca çocukluğuma devam edeceğimi sanıyordum. Babamı son gördüğümde sarılıp onu öpmediğim için kendimi asla affetmeyeceğim. Onu son kez gördüğüme inanmak istememiştim. Ama onu bir daha hiç göremedim. Bugün hâlâ karanlıktan korkuyorum, evde en küçük bir gürültüde çığlıkla uyanıyorum.

    Sırp komşumuz, ‘Benim için de öldürün’ diye bağırıyordu

    Sevliya Feyziç’in Srebrenitsa günlüğünden: Sabah erkenden bütün halk BM askerlerinin bulunduğu fabrikaya doğru gittik. Fabrikada ve civarında 15 bin kişi olmuştuk. BM askerleri vardı; ama hiçbir şey yapmadılar. Sırplar, genç kızlara tecavüz etmeye başladı. Bazı erkekleri fabrika önünde kurşuna diziyorlardı. 12 Temmuz sabahı onlarca kamyon ve otobüs geldi. Sırp askerleri arasında Zlatan ve Cvetin isimli iki komşumu gördüm. Bize küfrederek tekmeler savuruyordu. Sırpların kullandığı otobüs Bratunats’a doğru yola çıktı. Yol boyunca otobüsleri durduran Çetnikler bazı erkekleri indirip kurşuna diziyordu. Arabayı kullanan komşumuz Milan Miçiç, kapıyı açıp, ‘Benim için de öldürün.” diye bağırdı. Sırplar, aralarında teyzemin kızının da yer aldığı genç kızları indirip tecavüz ettiler.

    Srebrenitsa’nın Boşnak Belediye Başkanı Abdurrahman Malkiç: Savaştan önce Srebrenitsa’da 36 bin kişi yaşıyordu. 20 bini Boşnak, 8 bini Sırp, geri kalanlarsa Hırvatlar ve diğer etnik gruplardan oluşuyordu. Sadece 3 bin Boşnak şehre dönebildi. Şu anda şehirde 10 bin kişi yaşıyor ve 6 bini Sırp.

    Dış Haberler Servisi

    11.07.2005 /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 11.07.2005 - 18:28

    Mitterrand, Müslümanların idaresinde bir Bosna istemedi


    Gecikmeli de olsa Bosna’daki savaşı durduran Dayton Antlaşması’nın mimarı dönemin ABD Başkanı Bill Clinton da hatıralarında Avrupa’nın Bosna katliamındaki rolüne değiniyor.


    Clinton, “Hayatım” isimli hatıratında özellikle dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ı eleştiriyor. Clinton, Mitterrand’la ilk görüşmelerinde Fransa Devlet Başkanı’nın Sırplara kendisinden daha fazla sempati duyduğunu belli ettiğini ve Müslümanların idaresinde birleşmiş bir Bosna’ya sıcak bakmadığını kaydediyor. Clinton, “1930’lardan bu yana Batı’nın en büyük kolektif güvenlik başarısızlığı.” dediği Bosna’daki katliamların önemli sebeplerinden birinin bazı Avrupalı liderlerin Balkanlar’da bir Müslüman devlet görmek istememeleri olduğuna işaret ediyor. Bill Clinton, bazı Avrupalı liderlerin İslami terör ihraç eder korkusu ile “Balkanlar’ın kalbinde” bir İslam devletine sıcak bakmadıklarını; ancak sonuçta Bosna’yı ihmal ettikleri için aynı sonuçla karşılaştıklarını vurguluyor.

    11.07.2005 /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 11.07.2005 - 18:27

    Dünya, 10. yıldönümünde katliamı anıyor


    Bosna’da 1995’te gerçekleştirilen Srebrenitsa katliamında hayatını kaybedenler, 10. yıldönümünde Potoçari’de düzenlenen uluslararası törenle anılacak.


    Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül başkanlığındaki kalabalık bir heyetle temsil edileceği törenlere AB Dönem Başkanı İngiltere ‘nin Dışişleri Bakanı Jack Straw, Fransa Dışişleri Bakanı Filip Dust Blazi ve Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot’un yanı sıra 50 ülkeden çok sayıda delege katılıyor. Katılımcılardan en dikkat çekeni ise Sırbistan Karadağ Cumhurbaşkanı Boris Tadiç. Sırp milliyetçilerin yoğun muhalefetine rağmen törenlere katılma kararı alan Tadiç, Srebrenitsa katliamında hayatlarını kaybedenlere saygısını göstermek istediğini söyledi. Tadiç, “Eğer ben bu törenlere katılmazsam, barış için adım atmazsam olayların tekrarına engel olamayız.” dedi. Belgrad’da gazetecilerin sorularını cevaplayan Boris Tadiç, törenlere katılarak Boşnak halkına saygısını göstereceğini belirterek, “Savaş döneminde bazı Sırpların yaptığı kötülükler için özür dilerim.” dedi. Tadiç, ayrıca katliamın baş aktörleri olan Karadziç ve Mladiç’in savaş suçları mahkemesine götürülmesi gerektiğini belirterek, “Mladiç yüzünden yaşanan olaylar tüm Sırp halkına mal ediliyor.” şeklinde konuştu.

    Srebrenitsa kenti yakınlarındaki Potoçari kasabasında yapılacak anma törenleri öncesinde geniş güvenlik önlemleri alınırken bölgeye gelecek heyetler eskortlar eşliğinde tören alanına getirilecek. Şehit yakınları Saraybosna’dan hareket edecek 221 otobüsle Potoçari’ye getirilirken, Avrupa’nın değişik şehirlerinden çok sayıda Boşnak da törenlere katılacak. Törenler öncesinde Türkiye’den getirilen 15 bin beyaz başörtüsü şehit yakınlarına dağıtılacak. Protokol konuşmaları ve cenaze namazını takiben 610 Boşnak’ın cenazeleri Potoçari’deki şehitliğe defnedilecek. 600’den fazla gazetecinin akredite olduğu anma törenlerine ülke genelinden de 60 binden fazla kişinin katılması bekleniyor. Srebrenitsa katliamından kaçanların sığındığı Tuzla kentinden başlayan ‘özgürlük yürüyüşü’ de bugün sona erecek. Aralarında katliamdan kurtulanların da bulunduğu yaklaşık 300 kişi, Srebrenitsa’dan kaçmak için kullandıkları patika yollardan Potoçari’ye geri dönüyor.

    11.07.2005
    Adem Yavuz Arslan
    Srebrenitsa /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 11.07.2005 - 18:26

    Srebrenitsa Avrupa’nın utancı /Zaman

    Avrupa Birliği, 8 bin Müslüman Boşnak’ın öldürüldüğü Srebrenitsa katliamının 10. yıldönümünde ilk defa anma törenlerine katılıyor.


    AB Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu komiseri Olli Rehn, Birliği temsilen törenlerde hazır bulunacak. AB yetkilileri daha önce Bosna’nın değişik şehirlerindeki anma törenlerine katıldı; ancak Srebrenitsa’ya ilk defa bir komiser gidiyor. AB dönem başkanı İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw’un da törenlerde hazır olması bekleniyor.

    Zaman’a konuşan Avrupa Parlamentosu Güneydoğu Avrupa Heyeti Başkanı Doris Pack, Avrupa’nın Srebrenitsa’da yaşananlar nedeniyle utanç duyması gerektiğini söyledi. “AB’nin üç ayrı utancı var.” diyen Pack, bunları şöyle sıraladı: “Avrupa öncelikle katliamlara müdahale etmedi. Avrupa’daki bir katliama ABD son verdi. Katliamın sorumluları hâlâ yakalanamadı.”

    Bazı Avrupalı siyasetçilerin katliamın baş aktörleri Mladiç ve Karadziç’in adaletin önüne çıkmasını istemediğini ifade eden AP’nin bölge heyeti başkanı Pack, “İki sanığı da yakalamaya ramak kala her defasında kendilerine haber verildi ve kaçmaları sağlandı.” dedi. Pack, “Kim bu Avrupalı siyasetçiler? ” sorusuna ise “O zaman bu iki kişi ile kim el sıkıştıysa onlar.” cevabını vererek, özellikle Fransız ve Hollandalıların Mladiç’le çok sıkı ilişkileri olduğuna dikkat çekti.

    Bosna’daki savaşı durduran Dayton Antlaşması’nın mimarı ABD Başkanı Bill Clinton da “Hayatım” isimli hatıratında dönemin Fransa Cumhurbaşkanı François Mitterrand’ı eleştiriyor. Clinton’a göre katliamın önemli sebeplerinden biri bazı Avrupalı liderlerin Balkanlar’da bir Müslüman devlet görmek istememeleri.

    Pack, “Hem Fransızlar hem de Hollandalılar Mladiç’in çok iyi dostlarıydı. Bu iki ülkenin temsilcileri Mladiç ile kabul edilemeyecek, çok sağlıksız ilişkiler geliştirmişlerdi. Mladiç, Fransız ve Hollandalılar tarafından seviliyordu.” dedi. Dayton Antlaşması ile ortaya çıkan Bosna-Hersek devlet sistemini sert bir şekilde eleştiren Pack, sadece Bosna-Hırvat Federasyonu’nda 147 bakan olduğuna dikkat çekti. Pack, 16 yıldır bölgeyle yakından ilgili. Son 11 yıldır ise Güneydoğu Avrupa heyeti başkanlığı yapan Pack, ayda en az bir defa bölgede temaslarda bulunuyor. AP’nin en büyük ikinci siyasi grubu olan Sosyalistlerin başkan yardımcısı Hollandalı Jan Marinus Wiersma ise AB’nin 1992’de Bosna’daki katliamlar yerine ortak para birimi “Euro”ya odaklandığını hatırlatıyor. Srebrenitsa’yı korumakla sorumlu Hollandalı BM askerlerinin şehri savunmak yerine 8 bin Boşnak erkeği Sırplara teslim etmesi Wiersma’yı yakından ilgilendiriyor.

    ZAMAN’a bir mülakat veren Wiersma, Hollandalıların özel bir utanç duyması gerekmediğini, suçun meselenin vahametini kavrayamayan bütün milletlerarası camiaya ait olduğunu savunuyor. Srebrenitsa’nın Hollandalı komutanı Hans Karremans’ın Sırp Komutan Ratko Mladiç ile şampanya içerken görülen fotoğraflarına ise Wiersma, “Karremans’a yönelik suçlamalar adil değil. Görev çerçevesi son derece dardı, yetkileri çok sınırlıydı. Ancak yine de Mladiç’in bütün erkekleri öldüreceğini bilseydi şehri terk etmezdi.” yorumunu yapıyor. Wiersma, asıl utancın katliamın sorumluları Mladiç ve Karadziç’in hâlâ yakalanamamış olmasında aranması gerektiğini vurguluyor. İki sanığın hâlâ adalet önüne çıkarılamamış olmasının Boşnakların yarasını canlı tuttuğuna işaret eden Wiersma, ikisinin de yakında yakalanacağına inanıyor.





    11.07.2005
    Selçuk Gültaşlı
    Brüksel

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 10.07.2005 - 18:37

    ‘Müslümanları öldürerek tatmin oluyorduk’


    Bosna’da Sırp askerleri saflarında savaşan Yunan gönüllü milisi Yorgos Muratidis, Bosna Savaşı’nın en şiddetli döneminde Ekim 1994-Temmuz 1995’te 9 ay cephede savaştığını söylüyor.

    13 kişi olduklarını söyleyen Muratidis, Zaman’a yaptığı açıklamada, Sırplardan 20 mark aylık aldıklarını belirtiyor. Srebrenitsa’nın düşmesinden sonra o dönemde Yunan basınında çıkan haberlerde de önemli ayrıntılar yer alıyordu. “İ Elliniki Fonini”ye cepheden bildiren Yorgos Muratidis adlı Yunan, “Ortodoks kilisesinin kalıntıları üzerine, Sırp, Yunan, Virjinya ve Bizans olmak üzere dört bayrak dikildi. Bayraklar Yunan ve Sırp halklarının yardımlaşma ve sevgisini temsil ediyordu. Srebrenitsa katliamında daha ilk günden itibaren Sırpların yanında 10 Yunanlı vardı: Andonis Mitkos (Yunan Gönüllü Taburu Komutanı) , Trifonas Vasilyadis (Komutan yardımcısı) , S. Canapulos, Y. Liberidis, K. Kiryakidis ve Romanyalı Yunan Ana Frorin.’’ ifadelerini kullanıyor. Srebrenitsa katliamında yer alan bir Yunanlı da Kasım 2004’te yerel “Tahidromos” gazetesinde yayınlanan bir röportajda, “Müslümanları öldürürken kendimizi tatmin olmuş hissediyorduk.” ifadelerini kullanıyordu. Başbakan Andreas Papandreu’yla görüşmek için 21 Ocak 1994’te Atina’ya gelen Bosnalı Sırpların siyasi lideri Radovan Karadziç’in kardeşi de “Bize sadece Yunanlılar yardım ediyor.” demişti.

    10.07.2005 /Zaman

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 10.07.2005 - 18:36

    Srebrenitsa’da Yunan gönüllüler vardı


    Avrupa’nın İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gördüğü en feci kıyım olan 8 binden fazla Müslüman’ın öldürüldüğü Bosna’daki Srebrenitsa katliamına, Yunan Gönüllüler Taburu’nun da katıldığı belirtiliyor.

    Bosna Savaşı’nda Yunanistan’ın oynadığı rol konusunda Zaman’a konuşan Yunan yazar Takis Mihas, Atina’nın Bosna Savaşı’nda (1992-1995) Sırbistan’a her türlü desteği sağladığını ifade ediyor. Bosna Savaşı’na katılan Yunan gönüllülerden Yorgos Muratidis ise Temmuz 1995’e kadar dokuz ay boyunca Müslümanlara karşı savaştığını vurguluyor. Yunanistan hükümeti, katliamın üzerinden ancak 10 yıl geçmesinin ardından konuyla ilgili bir soruşturma başlattı. Takis Mihas, bunun sadece göz boyama amaçlı olduğunu düşünüyor. “Kutsal Olmayan İttifak: 1990’larda Yunanistan ve Miloseviç’in Sırbistan’ı” adlı kitabın yazarı olan Takis Mihas, Bosna Savaşı ve Srebrenitsa katliamında Yunanistan’ın “Ortodoks Sırp kardeşleri”ne her konuda destek verdiğini belirtiyor. Sırbistan, Yugoslavya’nın eski Devlet Başkanı Slobodan Miloşeviç ve Yunanistan arasındaki ilişkinin çok derinlere gittiğini söyleyen yazar, Srebrenitsa katliamını “vahşice işlenmiş bir soykırım” olarak değerlendiriyor. Bosna Savaşı’nda Sırbistan ve Miloşeviç’in, Yunan işadamı, politikacı, avukat ve tüm siyasi partileri tarafından desteklendiğinin altını çizen Mihas, şu görüşleri savunuyor: “Konstantin Miçotakis, Andreas Papandreu gibi başbakanlar liderliğindeki Yunan hükümetlerinin o dönemde Sırbistan’a verdikleri destek 1996’da Kostas Simitis liderliğindeki PASOK hükümetinde de devam etti.”

    ‘Soruşturma geçiştirilecek’

    Yüzden fazla Yunan gönüllünün Bosna Savaşı ve Srebrenitsa katliamında yer aldıklarını belirten Mihas, Hollanda hükümetinin 2002’de açıkladığı raporda yer alan Sırp General Ratko Mladiç’in Yunan milislere Yunan bayrağını dikmelerini söylediği konuşması ile kitabında yer alan gönüllülerle yapılmış söyleşilerin bunu açıkça ortaya koyduğunu belirtiyor. Yunan yazar, bu konudaki bilgilerin üç önemli kaynakta bulunduğunu da ifade ediyor: Yunan İstihbarat Teşkilatı, gönüllülere yüklü miktarda maaş veren Yunanistan Belgrad Büyükelçiliği ve Sırbistan. Mihas, Srebrenitsa katliamına katılan milislerle ilgili her şeyin bilindiği halde şimdiye kadar herhangi bir girişimde bulunulmamasını hayretle izlediğini söylüyor. Atina’daki savcılık, katliama Yunan vatandaşlarının karışıp karışmadığını araştırmak için iki hafta önce ön soruşturma başlatmıştı. Soruşturmanın uzun süre devam edeceği belirtiliyor. Mihas ise “Yanılmayı çok isterim; ama Yunan devletinin bu soruşturmasından hiçbir şey çıkmaz. Bu girişim, Srebrenitsa katliamının 10. yılında konunun üzerine giden basın ve kamuoyuna, bir şeyler yapıldığı mesajını vermeyi amaçlıyor.” yorumunda bulunuyor. Yunanistan’ın Sırbistan’a BM tarafından ambargo uygulandığı dönemde yardım edip etmediğine ilişkin de değerlendirme yapan Mihas’a göre eski Yugoslavya’ya uygulanan ambargonun delinmesi için Miloseviç’e Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nde banka hesapları açması ve off-shore şirketler kurma imkanı sağlandı. Bu yolla Miloseviç, petrol, para ve askerî ihtiyaçlarını karşılıyordu.

    10.07.2005 /Hasan Hacı /Zaman
    Atina

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 10.07.2005 - 18:35

    Boşnaklar 610 şehidi 10 yıl sonra yolcu etti


    Srebrenitsa yakınlarındaki Potoçari kasabasında Sırp askerlerince katledilen 8 bini aşkın Boşnak’tan 610’unun daha kimlikleri tespit edilebildi.
    Bunlar yarın anma törenlerinde defnedilecek. Crni köyü yakınlarındaki toplu mezardan çıkartılan cenazeler dün Saraybosna’dan Potoçari’ye gönderildi. TIR’lara yerleştirilen tabutlar yolcu edilirken binlerce Boşnak yolların etrafına dizilerek gözyaşı döktü, dua etti. Cumhurbaşkanı Süleyman Tihiç’in de katıldığı uğurlama töreninde bazı şehit yakınları baygınlık geçirdi.

    Boşnak annelerin başında, anma töreni için Türkiye’nin gönderdiği beyaz başörtüleri vardı. Başkanlık binasından kortej eşliğinde yola çıkarılan TIR’lar yol boyunca dizilmiş binlerce Boşnak’ın arasından geçerek Potoçari’ye doğru yola çıktı. Sırp çetniklerin vahşice öldürdüğü binlerce Boşnak’ın kimlik tespiti ancak ileri DNA teknikleri ile yapılabiliyor. Çünkü cesetler bulunmasın diye birkaç farklı mezara parça parça gömülmüş. Bosna genelinde kaybolan 25 bin 753 kişi için çalışmaları sürdüren Uluslararası Kayıplar Komisyonu (International Commissions of Missing Persons) , bugüne kadar 7 bin 767 kişinin kimliğini tespit edebildi. 2000 yılından bu yana yapılan çalışmalarda 71 bin kişiden DNA örnekleri aldıklarını, bu verileri mezarlardan çıkan kemiklerin DNA’ları ile karşılaştırarak kimlik tespiti yaptıklarını anlatan ICMP Direktörü Adin H. Jasarogiç, “Komisyon 1996’da kuruldu. Srebrenitsa başta olmak üzere tüm eski Yugoslavya çapında kan örnekleri topladık. Bunları kemiklerden aldığımız örneklerle karşılaştırıyoruz.” diyor. Srebrenitsa ve Tuzla’da birer şubesi bulunan merkez bünyesinde güçlü bir adli tıp kadrosu var. Bosna’da bulunan tek kemik parçası bile burada detaylı bir değerlendirmeye alınıyor, binlerce örnekle karşılaştırıyor. Milyonlarca kemik parçası tek tek yaftalanıyor ve her bir cesede ait tüm kemikler tamamlanıncaya kadar depolarda tutuluyor. ICMP Direktörü Jasarogiç, “Ülke geneline yayılmış sahra ekiplerimiz verileri toplayıp merkeze yolluyor. Fakat DNA örneği alacak tek aile bile bulamadığımız binlerce vaka var. Boşnakların dağıldığı Avrupa ülkelerinde de DNA örnekleri topladık. Ama hâlâ DNA örneğine ulaşamadığımız çok sayıda vaka var. Dosyalarını kapatamadığımız için de araziden yeni kemikler getiremiyoruz, yeni mezarlar açılamıyor.” diyor.

    Karadziç’in çemberi daralıyor

    Proje koordinatörü Zlatan Şabanoviç ise depolarında halen 6 bin cesede ait kemik örneklerinin olduğunu söylüyor: “İşimiz hiç kolay olmuyor; çünkü cesetler paramparça olmuş. Bazen tek cesede ait kemikleri birden fazla bölgeden topluyoruz. Birbirine karışmış kemiklerle karşılaşıyoruz. Bu da katliamın delili.” diyor. Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu Başkanı Amur Marşoviç, DNA örneği alınacak yakını kalmayan binlerce insan olduğunu doğruluyor ve bütün çalışmalara rağmen kimliği tespit edilemeyecek binlerce kişinin bulunduğunu söylüyor. Marşoviç, bu durumda rakamın 4 bin kişiye tekabül ettiğini ve bunun da tam anlamıyla bir soykırımı gösterdiğini belirtiyor. Pazartesi günü yapılacak tören için çalışmalar bütün hızıyla sürüyor. Türkiye’nin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve kalabalık bir parlamenter grup tarafından temsil edilecek törenlere aralarında İngiltere Dışişleri Bakanı Jack Straw’ın da bulunduğu 50 ülkeden üst düzey katılım gerçekleşecek. Geçtiğimiz günlerde bulunan patlayıcılar sebebiyle tören alanında sıkı güvenlik tedbirleri alınırken, 600’den fazla gazeteci akredite oldu. Bosna hükümeti de bir kararla 11 Temmuz’u yas günü ilan etti. Bu arada Srebrenitsa katliamından kaçanların sığındığı Tuzla’dan başlayan ve pazartesi günü sona erecek ‘özgürlük yürüyüşü’ de sürüyor. Aralarında katliamdan kurtulanların da bulunduğu yaklaşık 300 kişi, Srebrenitsa’dan kaçmak için kullandıkları patika yollardan Potoçari’ye geri dönüyor.

    Soykırımın yıldönümü yaklaşırken Bosna’daki NATO askerleri de operasyonlarını sıklaştırdı. Önceki gün Sırp bölgesinde bulunan Pale şehrinde bir operasyon gerçekleştiren NATO askerleri Radovan Karadziç’in oğlu Aleksandr Şaşa Karadziç’i gözaltına aldı. 30’a yakın özel tim askeriyle yapılan baskın sonucunda evde bulunan Şaşa Karadziç gözleri bağlanarak askerî bir merkeze götürüldü. Zaman’ın NATO kaynaklarından aldığı bilgiye göre Karadziç ve Mladiç’i yakalamak için sıklaştırılan operasyonlarda sona yaklaşıldığı, katliamın elebaşlarının yakalanabileceği ifade ediliyor.

    10.07.2005
    ADEM YAVUZ ARSLAN /Zaman/yorum/10.07.05

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 10.07.2005 - 18:34

    Katliam ‘geliyorum’ dedi

    Bosna Hersek’in Srebrenitsa kentinde Temmuz 1995’te Sırpların 8 binden fazla Müslüman Boşnak’ı öldürdüğü olaylar, 2. Dünya Savaşı’ndan beri Avrupa’da yaşanan en büyük katliam olarak tarihe geçti
    Geçen 10 yıllık süreye rağmen, asıl sorumlular Radko Mladiç ile Radovan Karadziç’in henüz yargı önüne çıkarılamadığı katliamın en trajik yönü ise Birleşmiş Milletler’in güvenli bölge ilan ederek Boşnakların silahlarını topladığı bir yerde gerçekleşmiş olması. Katliam adım adım şöyle gerçekleşti:

    6-8 Temmuz 1995: Bosna Sırp güçleri, ülkenin kuzeydoğusundaki çatışmalar nedeniyle mülteci konumuna düşen on binlerce sivil Müslüman Boşnak’ın sığındığı Srebrenitsa kenti ve civarını kuşattı. Boşnaklar, yaklaşık 600 Hollanda BM barış gücü askerinin koruması altında bulunuyordu. Sırp birlikleri kenti topçu ateşine tutmaya başlayınca, Boşnak savaşçılar barış gücü askerlerine teslim ettikleri silahlarını geri istedi. Ancak istekleri geri çevrildi. Top mermilerinin ve roketlerin barış gücü askerlerinin gözlem noktaları ve mülteci merkezleri yakınlarına düşmeye başlaması üzerine Hollandalı komutan, Saraybosna’daki BM merkezine yakın hava desteği sağlanması çağrısı yaptı.

    9 Temmuz 1995: Sırp birlikleri bombardımanlarını şiddetlendirince kentin güneyindeki mülteci kamplarında bulunan binlerce sivil kent merkezine kaçmak zorunda kaldı. İlerleyen Sırplar, Hollanda gözlem karakollarına saldırarak 30 askeri rehin aldı.

    10 Temmuz 1995: Hollandalı komutan Albay Karremans, Sıpların Hollanda birliklerini bombalamaya başlaması üzerine BM’den hava desteği istedi. BM Barış Gücü’nün Fransız komutanı General Janvier ilk başta teklifi reddetti; ancak ikinci bir talep üzerine kabul etmek zorunda kaldı. Sırplar, savaş uçaklarının gelmesinden önce saldırılarını durdurunca hava saldırısı ertelendi. Akşam saatlerinde kent sokaklarında panik havası hakimdi. Hollanda birliklerinin bulunduğu yerlerin etrafında büyük kalabalıklar oluşmuştu. Karremans, kent liderlerine Sırpların sabah saat 6.00’ya kadar güvenli ilan edilen bölgeden geri çekilmemeleri halinde NATO uçaklarının ağır hava harekatı düzenleyeceğini söyledi.

    11 Temmuz 1995: Sırp birlikleri söz konusu saat geldiğinde çekilmedi. Ancak Albay Karremans sabah saat 9.00’da Saraybosna’dan aldığı bir mesajla, yakın hava desteği talebinin yanlış bir formda iletildiğini öğrendi. Karremans’ın yenilediği talep saat 10.30’da General Janvier’e ulaştığında sabah saat 6.00’dan beri havada olan NATO uçakları yakıt ikmali için İtalya’daki üslerine dönmekteydi. Öğle vakti olduğunda çoğunluğunu kadın, çocuk ve hastaların oluşturduğu 20 binden fazla mülteci Hollanda birliğinin ana üssü konumundaki Potoçari’deki üsse sığındı. Saat 14.30’da iki Hollanda F-16 uçağı Srebrenitsa etrafındaki Sırp mevzilerine iki bomba bıraktı. Ancak Sıpların, ellerindeki Hollandalı rehine askerleri öldürme ve mültecileri bombalama tehditleri üzerine sonraki hava akınları askıya alındı. İki saat kadar sonra Bosnalı Sırpların komutanı General Radko Mladiç, Srebrenitsa’ya girdi. Albay Karremans ile görüşen Mladiç, Müslümanların hayatlarını garanti edebilmeleri için silahlarını teslim etmeleri gerektiği yolunda bir ültimatom verdi.

    12 Temmuz 1995: Otobüsler kadın ve çocukları Müslüman bölgesine götürmek için geldi. Bu sırada Sırplar 12 ile 70 yaşları arasındaki bütün Müslüman erkekleri ‘savaş suçu sorgusundan geçirmek üzere’ ayırıyordu. Erkekler kamyonlara ve depolara dolduruldu. Kaçmaya çalışanlar topçu ateşine tutuldu.

    13 Temmuz 1995: Silahsız Müslümanların katledilmesi sürecine ilk olarak Kraviça köyünde başlandı. Hollanda barış gücü askerleri de Potoçari’deki üsse sığınmış bulunan 5 bin kadar Boşnak mülteciyi Sırplara teslim etti. Karşılığında Sırplar da rehin tuttukları 14 Hollanda askerini serbest bıraktı.

    16 Temmuz 1995: Hollanda askerlerine silahlarını, yiyeceklerini ve tıbbi malzemelerini geride bırakmak şartıyla kenti terk etme izni verildi. Sırp birlikleri bu arada 8 binden fazla Boşnak’ı katletti.



    10.07.2005

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 10.07.2005 - 18:33

    Katliama seyirci kaldık

    Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük trajedi olarak nitelendirilen Srebrenitsa katliamının üzerinden 10 yıl geçti.
    Temmuz 1995’te Sırpların 8 binden fazla Müslüman Boşnak’ı katlettiği olayla ilgili resmî anma törenleri yarın gerçekleştirilecek. Birleşmiş Milletler Barış Gücü askerlerinin ‘güvenli bölge’ ilan ederek sivilleri koruma sözü verdikleri bir bölgede yapılan Srebrenitsa katliamıyla ilgili her gün yeni gerçekler ortaya çıkıyor. Kenti ve Boşnak sivilleri Sırplara teslim eden Hollandalı askerlerin, soykırımın 10. yılında yaptığı açıklamalar olayın dehşet veren boyutunu gözler önüne seriyor. Hollanda yönetimi bu konuda sorumluluk kabul etmezken, askerler, koruma sözü verdikleri Boşnak sivillerin gözleri önünde katledilmesinden duydukları pişmanlık ve utancı dile getiriyor. Önemli bir kısmı şahit oldukları olaylar nedeniyle psikolojik tedavi gören 600 askerden 171’inin açıklamaları “Srebrenitsa Anıları” adıyla piyasaya yeni çıkan bir kitapta toplandı.

    Steve van de Veer de bu askerlerden biri. Kamyonlarla teslim ettikleri Boşnak sivilleri Sırpların nasıl katlettiğini şöyle anlatıyor: “Arka kasası Boşnak asıllı Müslüman insanlarla dolu bir kamyona bindik. Kasanın üstünü sıkıca oturttuk. Maksat bu masum Boşnak insanların Sırplar tarafından görülmesini engellemekti. Bağırmak ve ağlamaktan başka hiçbir şey yapamıyorlardı. Yolun yarısında 40 yaşlarında bir adam kamyona atladı. “Her şey düzelecek” dedim. Birazdan 12-60 yaşları arası tüm erkeklerin kurşuna dizileceğini bilmiyordu. Ve durdurulan kamyondan indirilen Boşnaklar kurşuna dizildiler. Çok acı, çok acı unutamıyorum o anı.” Van de Veer, Hollanda’ya döndükten sonra olayın etkisinden kurtulamadığı için karısı ve çocukları tarafından terk edilmiş. İş göremez raporu ile ordudan emekli edilen Hollandalı asker, halen bir merkezde psikolojik tedavi görüyor.

    Manolo Serrano Yvan der Hoeven de olayın etkisinden hâlâ kurtulamayıp tedavi gören askerlerden. Hoeven, katliamı ve nasıl seyirci kaldıklarını şu cümlelerle aktarıyor: “Etrafta sadece koşuşan kadınlar, çocuklar ve çaresiz insanlar vardı. Hepsi de bizden güvenlik sözü almıştı. Ve biz onları savunamamıştık.” Hoeven, Hollanda’ya döndükten sonra yıllarca psikolojik tedavi görmesine rağmen kendisine gelememiş. Hissettiği suçluluk duygusunu ise, “Ölmek istiyordum. Masum insanları koruma sözü verdiğimiz halde bunu gerçekleştiremediğim için utanıyorum.” sözleriyle ifade ediyor. Hollandalı asker hislerini hiç göndermediği bir mektupla Srebrenitsa çocuklarına ifade etmeye de çalışmış: ‘… Umarım bizi affedersiniz ve bize tüm suçu vermezsiniz. Umarım sizi düşündüğümde içimde oluşan acıyı duyarsınız. Sizi seviyorum.”

    Yaralılarla dolu bir konvoyu Srebrenitsa’dan Tuzla kentine götüren konvoyda yer alan Hollandalı asker Werner van der Dungen’in anlattıkları da diğerleri kadar dehşet verici: “Konvoyda yaklaşık 45 ağır yaralı vardı. Yol boyu Sırp askerlerinin katliamlarını ve kalıntılarını görmek mümkündü. Sonunda Sırp askerleri yolumuzu kesip bizi durdurdu. Kamyonun içinde bazı yaralıları çıkarıp yürümeye zorladılar. Kamyonda kalanlara bakmak mümkün değildi.”

    Konvoyun geri döndürüldüğünü ifade eden Dungen, “Fakat gece şehre girişimiz yasaklandı ve bir gece kamyonda sabahlamak zorunda kaldık. Sabah kalktığımda manzara dehşetti. Ölen Boşnak erkek kamyonun kasasını öyle sıkı tutmuştu ki eli oraya sanki yapışmıştı. Elini bir şeylerle kırmak zorunda kaldım. Silah sesleri duyuyordum. Muhtemelen Sırp askerleri Boşnak yaralıları kurşuna diziyordu. Aldırmadım ve ailemi arayarak iyi olduğumu söyledim.” Asker Marco Koper de Boşnak mültecileri taşıyan bir araçta yedek şoförlük yaparken tanık olduğu olayları şöyle anlatıyor: “İçi mülteci erkek dolu bir otobüs daha geldi. Bunlar yakalanan erkekler olsa gerekti. Otobüsün içindeki bir erkek çocuk terler içinde ve korku doluydu. Parmağımı ona doğrultup “Kes artık! ” dedim. Sonrasında onlara neler olduğunu duymuştuk. Hepsi Sırplar tarafından katledilmişti.” Koper, kendilerinin barış gücü askeri olarak oraya gönderilmelerinin yanlış olduğunu da vurguluyor. Hollandalı diğer asker Leo van Engelen ise Boşnak mültecilerin canlarını kurtarmak için sığındığı Potoçari’deki merkez üste Sırplara teslim ettiği bir hemşirenin başına gelenleri hatırladıkça fenalık geçirdiğini belirtiyor: “Başhemşire Sabrina adlı 22 yaşında bir Boşnak Müslüman kadındı. Gitmesi gerekiyordu. Panikledi ve ne yapacağını sordu. Onu sakinleştirdim ve boynunda takılı olan kızılhaçın işaretini belirginleştirmesini söyledim. Çünkü Cenevre Anlaşması’nda kızılhaçı boynunda taşıyan kişilere dokunulmayacağı yazıyordu. Yanına bir hemşire daha aldı ve onları otobüse götürdüm. Otobüsün etrafı silahlı Sırp askerleriyle doluydu. Ertesi sabah kumandandan otobüsteki iki hemşirenin tecavüze uğradığını duydum. Çok ağır gelmişti… Onları otobüse ben götürmüştüm. Sonraları başhemşireyi arayıp, soruşturmama rağmen hakkında hiçbir bilgiye ulaşamadım. Hâlâ aklıma geldikçe çıldıracak gibi oluyor, yumruklarımı savuruyorum etrafa.”

    Srebrenitsa’da o dönemde görev alanlar arasında Uğur Zengin adlı Türk asıllı bir asker de bulunuyor. Uzun süre kapalı ortamlarda duramadığını, kâbuslar gördüğünü belirten Zengin, Sırpların Boşnak erkek ve kadınları ayırmaları sırasında ve son olaylar sırasında çektiği fotoğraflarını çıkarttırmak için verdiği yerde yandığını vurguluyor. Diğer askerler de Srebrenitsa’ya Sırpların gelmesi sırasında çektikleri fotoğrafların banyo sırasında kaybolmasını anlatıyor. Hollanda Savunma Bakanlığı, söz konusu filmlerin banyo sırasında kaza sonucu yandığını bildirmişti. Kitapta, Srebrenitsa’da yaşananlara şahit olan Hollandalı askerlerin 3’te 2’sinin, ordudaki görevlerini bıraktığı da belirtiliyor.

    10.07.2005 /Zaman/Yorum/10 Haziran 05
    Basri Doğan
    Amsterdam

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 08.07.2005 - 23:51

    FINANCIAL TIMES
    08.07.2005 CUMA

    Srebrenitsa unutulmasın!

    1945 yılından beri Avrupa’daki en büyük kitle katliamı olan Srebrenitsa vahşetinin 10’uncu yıldönümü insanın insana karşı insanlık dışı davranışının acı bir hatırlatıcısı.


    Adriyatik kıyılarından birkaç saat uzaklıkta; Roma’ya, Viyana’ya, Atina’ya birer saat uçuş mesafesindeki bu kentte 7 bin silahsız Bosnalı Müslüman katledildi. Eğitim, medeniyet ve hukuk cilası sınırlanmayan barbarlığın ortaya çıkmasıyla bir anda yok olup gitti.

    Bu suçun failleri büyük ölçüde Bosnalı Sırplardı. Ancak onlar insanoğlunun ilk temsilcileriydi. Onların suçu tüm insanlığı, hepimizi küçük düşürdü ve 1995 yılı Temmuz ayındaki olayların bir daha tekrarlanmamasını garanti altına almak için önlem almayı gerekli kıldı.

    Birincisi, kurbanların adalete ihtiyacı var. Savaş suçlusu olduğu iddia edilen pek çok kişi daha önce savaş suçları mahkemesine çıkarıldı; ancak Srebrenitsa soykırımının büyük ölçüde organize edicileri General Ratko Mladiç ve onun politika yapıcısı Radovan Karadziç mahkemeye çıkarılana kadar Srebrenitsa’da gerçek barışın gerçekleşmesi mümkün olmayacaktır.

    İkincisi, eski Yugoslavya’nın halkları 1990’lı yıllarda tüm taraflarca yapılan hataları bütünüyle kabul etmeli ve bu konudaki ahlaki sorumluluklarını hesaba katmalı. Savaş sonrası politik liderler uzlaşma için gerekli adımları attı, bu nedenle 11 Temmuz’da Srebrenitsa’da yapılacak uluslararası anma töreni doğru bir davranış. Ancak politik deklarasyonlar yeterli değil. Sıradan insanlar da kendi adlarına neler yapıldığını kabul etmek zorunda; tıpkı Sırpların, bir Sırp televizyon kanalının son dönemlerde bir Sırp polisinin Srebrenitsa’da bir Müslüman’ı öldürdüğünü gösteren bir film konusunda yaptığı gibi. Hükümetler gelecek nesilleri çatışma konusunda eğitmek zorunda, tıpkı Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı’nın ardından uygulamaya koyduğu gibi.

    Batılı ülkeler de Bosna krizinde kendilerine düşen payı kabul etmek zorunda. Srebrenitsa’daki Hollandalı barış koruyucu askerler kendi görev yerlerini korumada başarısızlığa mahkum oldular. Bununla birlikte, gerçek hata Batılı hükümetlerin yaptığıydı; çünkü onlar Srebrenitsa katliamı yaşanana kadar kararlı bir biçimde bölgeye müdahale etmeyi hep erteledi.

    Bir olayın önemini sonradan anlamak büyük bir avantajdır; ancak şurası da bir gerçek ki, Srebrenitsa öncesindeki diplomatik sözler Bosna krizini daha da ağırlaştırdı. 1999 yılında Kosova’da, olaya kısa sürede müdahale etti ve çatışmayı hızlı bir biçimde sonlandırdı. 2001 yılında Makedonya’da, aynı müdahale ciddi bir şiddetin önüne geçti ve bir ulus iç savaştan kurtarıldı. Bu dersler belki her yerde uygulanmayabilir; ancak Avrupa Birliği ile sınır olan böylesi küçük ülkelerde erken müdahale açık bir biçimde hayatları kurtardı.

    Batı’nın bölgedeki sorumlulukları şiddeti sona erdirmekle bitmiyor. Eski Yugoslavya ancak insanların istikrarlı ve refah dolu bir geleceğe gözlerini dikmeleri ile gerçek bir barışı başarabilir. Bunun için de açık bir biçimde Avrupa Birliği üyeliği ihtimaline ihtiyaçları var. AB genişlemesi, Orta Avrupa’daki eski komünist ülkelerdeki dönüştürücü gücünü ortaya koydu. Süreci Balkanlar’a doğru genişletmek sadece bir yardım sorunu değil, aynı zamanda bir bütün olarak Avrupa’nın güvenliğini güçlendirmek demektir.

    Aynı zamanda AB’nin sözlerini tutması meselesidir. Bunun aksi herhangi bir şey Srebrenitsa’ya ihanet olur.

    (BAŞYAZI - 7 Temmuz 2005)



    08.07.2005 /Zaman/Yorum

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 08.07.2005 - 23:49

    Gül, Srebrenitsa Katliamı’nın 10. yılında Boşnakların acısını paylaşacak

    İkinci Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da yaşanan en büyük katliamın 10. yıldönümünde uluslararası anma töreni düzenlenecek. 11 Temmuz'da 8 bin Boşnak'ın hunharca katledildiği olayların anılacağı Srebnitsa'daki törende Dışişleri Bakanı Abdullah Gül de yer alacak. Programda, Srebrenitsalı kadınlar Saraybosna'dan katliam mahalline kadar olan 130 km'lik yolu beyaz başörtüleriyle yü- rüyecek.

    Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı Konseyi'nin Boşnak üyesi Süleyman Tihiç, bu sene yapılacak '10. Anma Töreni' için Türkiye'ye de bir davet mektubu gönderdi. Türkiye'yi Dışişleri Bakanı Gül'ün temsil etmesi kararlaştırıldı. Gül'ün katılacağı törende, AB adına Dönem Başkanı İngiltere'nin Dışişleri Bakanı Jack Straw da hazır bulunacak. 11 Temmuz Pazartesi günü yapılacak törenlerde, önce toplu mezarlar ziyaret edilecek, ardından katliam bölgesine geçilecek. Bu bölgede bulunan ve binlerce Boşnak'ın şehit edildiği akü fabrikasının 'anma müzesi' olarak düzenlenmesi de öngörülüyor. Bakan Gül ve törene katılacak diğer isimlere söz konusu fabrikada katliamla ilgili bir belgesel izlettirilecek. Daha sonra, anıtmezarın bulunduğu bölgeye geçilecek.

    Toplu mezarlardan son dönemde çıkarılan ve kimlikleri tespit edilen 600 Boşnak şehit, anıtmezara nakledilecek ve bu şehitler için cenaze namazı kılınacak. Törenlerde, Süleyman Tihiç'in yanı sıra Avrupa Birliği adına İngiltere Dışişleri Bakanı Straw ve ABD adına üst düzey bir yetkilinin konuşma yapması planlanıyor. 2001 yılında dönemin ABD eski Başkanı Bill Clinton'ın da katıldığı törenle açılan anıtmezarda halen bin 237 Boşnak şehit yatıyor. Buraya defnedilenlerin kimlikleri DNA yöntemi ile belirlenebilmişti. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, Mayıs 1993'te Saraybosna, Tuzla, Jepa, Gorajde ve Bihaç ile birlikte Srebrenitsa'yı 'güvenli bölge' ilan etmesine rağmen iki yıl sonra Srebrenitsa'da hunharca bir katliam yaşanmıştı.

    1995 Temmuz'unda Avrupa kıtasında İkinci Dünya Savaşı'ndan sonraki en büyük katliam suçu işlenirken neredeyse bütün dünya olayların boyutundan habersizdi. Sırp General Ratko Mladiç'in komutasındaki 'Sırp Cumhuriyeti Ordusu' 11 Temmuz'da Srebrenitsa'ya saldırdı, 8 bin Müslüman-Boşnak erkeği katlederek şehri harabeye çevirdi. Savaş sırasında Boşnakların bulunduğu bölgeyi korumakla yükümlü olan Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne bağlı Hollandalı askerlerin, bir haftadan fazla süren kıyım sırasında kenti 'Sırplara teslim etmesi' de büyük nefret uyandırmıştı. Ölenlerin büyük kısmı, toplu mezarlara gömülürken bölgede hâlâ yeni mezarlara rastlanıyor. Sırpların katliama başladığı 11 Temmuz, o tarihten bu yana 'Srebrenitsa Katliamını Anma Günü' olarak Boşnak Müslümanlar tarafından gözyaşlarıyla hatırlanıyor.

    Katliamın geçtiğimiz ay yayınlanan ilk görüntüleri de dünyayı şoke etmişti. Yugoslavya eski diktatörü Slobodan Miloseviç'in Lahey’de yargılanmakta olduğu mahkemede gösterilen ilk görüntülerin dışında önümüzdeki günlerde başka görüntülerin de kamuoyuna açıklanacağı belirtiliyor.


    05.07.2005
    Süleyman Kurt
    Ankara

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 08.07.2005 - 23:48

    'Katiamda Hollanda ve BM sorumlu'
    Hollanda hükümeti tarafından yapılan araştırmada, BM ve Hollanda'nın, Srebrenitsa katliamında sorumluluğu paylaştığı bildirildi.


    'Hollanda Savaş ve Dokümantasyon Merkezi (NIOD) ' tarafından, yaklaşık 6 yıl süren bir çalışma sonucu hazırlanan ve Avrupa'da 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana meydana gelen en kötü katliamla ilgili araştırma raporunda, BM'nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa'da, 1995'de yaklaşık 7500 Müslüman'ın katledilmesinin sorumluluğunu Hollanda hükümeti ve BM'nin paylaşması gerektiği belirtildi.

    Araştırma, Bosna Savaşı'nda Boşnak Müslümanların Sırplar tarafından katledilmesinde Hollanda birliğinin rolünü ve sorumluluğunubelirlemek amacıyla yapıldı.

    Hollanda siyasi ve askeri tarihinde 'kara bir sayfa' olarak nitelendirilen Srebrenitsa katliamı, 1995 yılı Temmuz ayı ortalarında,bölgede BM adına koruma görevi yapan Hollandalı birliği, Sırp saldırıları karşısında kaçan Boşnak mültecileri savunmak yerine Zagrep'e geçmesi üzerine olmuştu.

    http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid~3@tarih~2002-04-12-m@nvid~114577,00.asp

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 08.07.2005 - 23:45

    Srebrenitsa katliamı Hollanda mahkemesinde

    Geraldine Coughlan
    BBC Lahey muhabiri

    Hollanda'da bir mahkeme, Hollanda devletinden tazminat talebiyle açılan bir davada, ilk tanıkları dinlemeye başladı.



    Dava, 1995 yılında Bosna'nın Srebrenitsa kasabasında katledilen yedi binden fazla Boşnağın yakınları tarafından açıldı.

    Olay, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana Avrupa'nın gördüğü en büyük katliam olarak nitelendiriliyor.

    Birleşmiş Milletler Barış Gücü'ne bağlı Hollandalı askerler, savaş sırasında Boşnakların bulunduğu bölgeyi korumakla yükümlüydü.

    Katliamdan kurtulanlar ise askerlerin görevlerini yerine getirmediklerini ve bu nedenle özür dilemeleri gerektiğini savunuyor.

    Ölenlerin yakınları,Srebrenisa katliamını hazırlayan süreçte kimin hangi emri verdiğinin kamuya açıklanmasını talep ediyor.

    Davacıların avukatı, Hollandalı askerlerin, aslında korunma hakkına sahip olan Müslüman işçileri, yaşadıkları bölge Sırplar tarafından kuşatıldığı sırada Birleşmiş Milletler binası dışına çıkmalarına izin verip vermediklerinin açığa kavuşmasını istedi.

    Duruşmaya katılan ilk tanık kasabada yaşanan infazlardan bazılarının fotoğraflarını çektiğini ancak daha sonra üstlerine verdiği filmin ortadan kaybolduğunu anlattı.

    Davada yedi üst düzey askeri yetkili ifade verecek.

    Wim Kok liderliğindeki Hollanda kabinesi, 2002 yılında ülkenin Srebrenitsa'da yaşananlardan kısmen sorumlu olduğunu kabul ettikten sonra istifa etmişti.

    Yargıçlar, olayın kurbanlarının ilk kez sorularına yanıt arama fırsatı elde ettiklerini söylüyor.

    Söz konusu aileler, Hollanda hükümetinden 2.6 milyar dolar tazminat talep ediyor.

    Bu dava başarıya ulaşırsa, benzeri yaklaşık 50 davaya daha örnek teşkil edebilir.

  • Seu Kuyt
    Seu Kuyt 05.07.2005 - 21:09

    Ben yazmıştım

    Yakın Avrupa tarihinin en büyük, en hunhar katliamının 10. yıldönümüne sadece 10 gün kaldı. Bu katliam asla unutulmaması gereken Srebrenitsa katliamı tabii.


    Bilindiği gibi, 11 Temmuz 1995 günü General Ratko Mladiç komutasındaki bir Bosna-Sırp kolordusu Müslümanların yaşadığı Srebrenitsa şehrine girmiş ve BM koruması altında olmasına rağmen bir hafta içinde şehirde yaşayan 8 bin Boşnak erkeğini vahşice katletmiş, şehri yakıp yıkmış, harabeye çevirmişti.

    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa kıtasında yapılan bu en büyük katliam, başkalarını bilmem; ama önümüzdeki günlerde ZAMAN ve AKSİYON tarafından etraflıca ele alınacak. Katliam şüphesiz Srebrenitsa ve çevresinde birçok milletlerarası şahsiyetin de katılımıyla anılacak, konuşulacak; ama bugün hâlâ karanlıkta olan katliamla ilgili konular ne kadar aydınlatılacak doğrusu bilmiyorum.

    Katliam sırasında görevli UMPROFOR Komutanı Fransız General Bernard Janvier, BM Temsilcisi Japon Akaşi, Srebrenitsa’yı korumakla görevli Hollanda taburu komutanı Tom Karremans’ın katliamla ilgili sorumluluk ve rolleri bugüne kadar tam anlamıyla aydınlığa kavuşturulamadı, Fransız Parlamentosu’nda 4 yıl kadar önce Srebrenitsa konusunda yapılan kapalı oturumun sonuçları ve tespitleri de hâlâ bilinmiyor mesela.

    Katliamla ilgili hâlâ karanlıkta kalan bir başka konu da katliamda yer alan Yunan gönüllü taburunun katliamda oynadığı rol ve bu taburla ilgili önemli bilgi ve ayrıntılar. Neyse ki bu konu bundan sonra galiba biraz aydınlatılacak. Bunu da İngiliz The Independent gazetesinin Daniel Howden imzalı haberinden öğrenmiş bulunuyoruz. Howden’e göre, Yunanlı bir savcı, katliamda Yunan gönüllülerinin nasıl ve ne kadar rol aldıklarını öğrenmek için bir ön adli soruşturma başlatmış birkaç gün önce.

    Esasen ben bundan 4 yıl önce tam da 10 Temmuz günü bu konu hakkında bu köşede yazmış ve yazının sonlarında şöyle demiştim:

    ‘... Eleftherotypia adlı Yunan gazetesinde yazan Takis Michas’ın yazdığı ve geçen gün Teksas Üniversitesi yayınları arasında çıkan “Kutsal Olmayan İttifak: 1990’larda Yunanistan ve Miloseviç’in Sırbistan’ı” adlı bu kitap, bu yeni bilgilerin kaynağı.

    Kitabın ilk bölümlerinde Michas, Srebrenitsa’nın ele geçirilmesine katılan bir Yunanlı milisin açıklamalarına yer veriyor. Srebrenitsa’nın düşüşünden hemen sonra televizyona konuşan bu Yunanlı heyecanla ve sevinçle, ‘Topçular bombardımanı durdurduktan sonra biz şehre girdik ve şehri temizledik.’ diyor. Yazıldığına göre, 100 kadar Yunanlı gönüllü Bosna’da savaşmış. Srebrenitsa’nın düşüşünden sonra Yunan medyasına göre şehre çekilen Sırp bayrağının yanına bir de Yunan bayrağı çekilmiş ve medya da bunu büyük bir zafer olarak kutlamış. Daha sonra 1995 Eylül ayında Bosnalı Sırp lider Radovan Karadziç söz konusu birliğe mensup 4 milisi Sırp Beyaz Kartal madalyası takarak ödüllendirmiş.

    Michas’ın kitabında başka çok önemli bilgiler de var. Mesela, Yunan hükümetinin himayesindeki Yunan-Sırp Dostluk Derneği’nin başkanı Aris Mousionis’in Yunan Başbakanı Andreas Papandreou’ya NATO tarafından verilen çok gizli askerî bilgileri Papandreou’dan mühürlü bir zarf içinde alıp bunu General Mladiç’e nasıl ulaştırdığı gibi Yunan hükümetinin klasik ikiyüzlü davranışını sergileyen ibretlik bilgiler...

    Srebrenitsa’nın 7. yıldönümünde benim aklıma gelen bunlar. Sözünü ettiğim kitap da muhakkak Türkçeye çevrilmeli ve bizim öteden beri savunduğumuz gibi Yunanistan’ın ne kadar ikiyüzlü olduğu buradaki saflarca da görülmeli, anlaşılmalı...’

    Evet, katliamdaki Yunan rolünü sadece ben yazmıştım.

    02.07.2005 /Zaman/Fikret Ertan