Siyonizm:Temeli şeytana dayanan bir ideolojidir.Beslendiği kaynak şeytanidir.Siyonistler şeytanın çocuklarıdır. Peygamber katili olan bir milletin sapıklıkta,fitnede,asilikte aşırı derecede ileri gidenlerinin oluşturduğu şeytani bir harekettir. Amaçları: Va’d edilmiş toprakları ele geçirmek Süleyman tapınağını tekrar inşa etmek. Mehdinin gelişini hızlandırmak ve neticesinde Dünyanın tek hakimi en üstün ırk olmak.İnsanları köle yapmak. İzledikleri Yol ve Bu yolda şu anki durumları: Öncelikle inançları gereği dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. (Abd’nin keşfi dahil) Gittikleri yerlerde ekonomik olarak güçlendiler. Yeşil kağıt parçasını bütün dünyada geçen ve değeri olan bir güç haline getirdiler. İdealleri uğrunda önlerine çıkan engelleri yok etmekten,öldürmekten,soykırım yapmaktan-yada soykırımı finanse etmekten- çekinmediler.Önlerine çıkan Yahudi bile olsa onlar için fark etmez. Siyaset, Kültür-Sanat, Medya, Sivil toplum kuruluşları alanlarını söz sahibi oldular. Lobi faaliyetleri güçlendi. Dünya Ticaretinde dönen parayı yönetmeye başladılar. Devletlere faizle borç verebilecek hale geldiler. CFR-TRiLATERAL-BİLDERBERG ‘ i kurdular. UNESCO-ROTARY-LİONS gibi kuruluşları kurdular. Komünizm onların kontrolünde olan bir düşmandı son kullanma tarihi bitti rafa kalktı.Şimdi Kontrol edemedikleri ve gün geçtikçe güçlenen İslam’ı ve Müslümanları hedef aldılar. Ecelleri geldi ki cami duvarına pislik yapmaya kalkıştılar. Şu an son rötuşları yapıyorlar.Bir çok hedeflerini gerçekleştirdiler.Ama son noktayı onlar değil biz koyacağız. Antisiyonistler…..Yani Müslümanlar….Onlar istemese de Rabbim nurunu tamamlayacak.
UNUMADAN! Antisemitizm ile Antisiyonizmi karıştırmayalım. Yahudiler Siyonistlerden nefret eder.
siyonizm dünya üzerindeki yahudilerin paylastıkları ortak sapık düşünce biçimidir.zamanla bu insanlar siyonizmi yasam biçimi olarak seçmişlerdir.onların baslıca hedefleri yahudiyi efendi müslümanı köle haline getirmektir.onlar müslümanların asla güçlü olmasını istemezler.ve bunun için ekonomiyi ellerinde tutarlar.her yahudi böyle düşünmez diyenler var ama bu masumluk gösterisidir.siyonizmi yasam tarzı olarak benimseyen yahudiler müslümanın dostu olamaz.....
Yahudi düşmanı çevrelerin “best-seller” kitabı olan “Sion Bilgelerinin Protokolleri” (ya da “Sion Önderlerinin Protokolleri” ya da kısaca “Protokoller”) , bu tür düşmanca yayınlarda sürekli olarak alıntılarla yinelenen bir demirbaş “kaynak” (!) kitaptır. Bu kitabın Yahudi bilgelerince yapılan toplantıların tutanakları olduğu ve bu kişilerin verdiği talimatlar doğrultusunda Yahudi ulusunun “Dünya Egemenliği” sağlayabilmesi için kullandığı bir “elkitabı” niteliği taşıdığı, Yahudi karşıtı çevreler tarafından ileri sürülmüştür. Dünyanın hemen tüm dillerine çevrilerek yayınlanmış olan bu kitaptan Türkiye’de kendisine düşen payı fazlasıyla almıştır.
Çağdaş Anti-Semitizmin en ilgi çeken ve en başarılı ürünü olan Sion Bilgelerinin Protokolleri’nin köklerini, Haçlı Seferleri sırasında Ortaçağ Avrupa’sında ortaya çıkan popüler Yahudi düşmanlığı akımında bulmak olasıdır. Bu dönemde, Yahudilerin “Hamursuz” Bayramlarında Hıristiyan çocukların kanlarını içtikleri, kuyuları zehirledikleri ve salgın hastalıklar yaydıkları biçiminde oluşturulan iftiralar, tüm Avrupa’daki Yahudi topluluklarının toptan yok edilebilmesi için bahane edilmişlerdir. Hıristiyanların boyun eğdirilmeleri ve yok edilmeleri amacıyla gizli haham toplantıları düzenlendiği biçiminde uydurulan masallar halkın arasında kulaktan kulağa yayılmıştır. Benzer motifler, erken Anti-Semitik edebiyatta sıkça görülebilir.
Son iki yüz yıl içinde bir çok kez Mason karşıtlığı, çok daha eskiden beri süren Yahudi düşmanlığı ile, Yahudilere karşı beslenen nefret duyguları, yani Anti-Semitizm ile iç içe geçmiştir. Bu iki korkunun bir araya gelmesine, belki de her ikisinin de kökeninde yatan mantıkdışı özellikler neden olmuştur. Yine de, 19. yüzyılın ortalarından bu yana Mason karşıtı ve Yahudi karşıtı propaganda dalgalarının giderek artan bir biçimde geliştiği gözlemlenmektedir. Bu tür propaganda yazımının büyük olasılıkla zirvesini oluşturan tipik örnek “Sion Bilgelerinin Protokolleri” adlı metindir.
“Sion Bilgelerinin Protokolleri”, tarih boyunca en iyi bilinen saptırmalardan biridir ve en başından beri sahtekarlık ve aşırmaya dayanan bir uydurmacadan ibarettir. Ne var ki bu aldatmaca, çeşitli nedenlere bağlı olarak Yahudilik ve Masonluk ile bağıntılı belirli bir duyarlılık sahibi olan bir çok kişinin hayal gücünü etkilemiş, Yahudi ve Mason karşıtlarının ellerinde vazgeçilmez bir “bilgi kaynağı” (!) biçimine dönüşmüştür.
Öncüller
Mason karşıtlığı ile Yahudi karşıtlığı bağlantısı, Protokoller ile başlamaz. 1894 Yılında ortaya çıkan ve 1906 yılına dek kesintisiz süren Dreyfus olayını fırsat bilen Fransız basını ve diğer ülkelerdeki gazeteler, Dreyfus’un Yahudiliği ile onun sadık savunmacılarının bir çoğunun mason olmasını birbirine bağlamışlardır.
Protokollerin esinlendiği temel kavramların izini, geriye doğru, 18. yüzyıl sonundaki Fransız Devrimi’ne kadar sürmek olasıdır. 1797 Yılında, devrim karşıtı unsurları temsil eden Abbé Augustin Barruel adında bir Fransız Cizvit’inin yazdığı bir inceleme yayınlanmıştır: “Memory to Serve the History of Jacobinisme” (Jakobenizm Tarihine Hizmet Eden Anılar) adlı yapıtında Augustin Barruel, İlluminatiler ile karıştırdığı Masonluğu, Tampliyeler’in mirasçısı ve Fransız Devrimi’ni yaratan gizli güç olarak suçlamıştır. Ne var ki, Fransız soylularının büyük çoğunluğunun mason olması, Abbé Barruel’in bu savının saçmalığını ortaya çıkarmaktadır. Barruel, söz konusu yapıtının hiçbir yerinde Yahudileri suçlayamamıştır. Devrimciler arasında Yahudilerin olmaması ve böylece aradığı tarihsel verilerin bulunmaması yüzünden, saldırılarını Yahudilere kadar yaymak fırsatını yakalayamayan Barruel’e karşın, kendisinden sonra gelen propaganda yazarları o denli titiz davranmamışlar ve gerçekte olmayan olguları uydurmakta hiç sıkıntı çekmemişlerdir. Ancak 1806 yılında, önceden tümüyle masonlara dayandırdığı komploda, Yahudilerin de rolü bulunduğunu ileri süren sahte bir mektup Barruel tarafından yayınlamıştır. Aslında bu mektubun, NapoleonBonapart’ın Yahudilere yönelik takındığı liberal tutumdan hoşnut olmayan gizli polis tarafından düzenlendiği sanılmaktadır. Uluslararası Yahudi komplosu miti, 19. yüzyılda Almanya ve Polonya gibi ülkelerde sık sık yinelenmiştir.
Protokoller’den önce ya da sonra yayınlanan sayısız kitap, Masonluğun kökeninde Yahudiliğin bulunduğunu ileri sürer. Port-Louis Başpiskoposu Leon Meurin tarafından yazılmış ve 1893 yılında yayınlanmış olan “La Franc-Maçonnerie,Synagogue de Satan” (Masonluk, Şeytanın Sinagogu) adlı kitap bunlardan biridir. Yazar, kitabın 260. sayfasında şunları söylemektedir: “Masonlukta başından sonuna her şey; esas olarak Yahudi’dir, özellikle Yahudi’dir, hevesle Yahudi’dir.”
Masonluk tarihi hakkında yazılan tüm ciddi yapıtlarda kolaylıkla bulunabilecek olan tarihsel gerçek, mason localarının köken olarak tümüyle ve özellikle Hıristiyan olmalarıdır. Ancak 1717 yılında Londra Büyük Locası’nın kurulmasından sonra, Masonluğun Hıristiyanlıktan uzaklaşması başlamış ve bu süreç 1813 yılında doruğuna ulaşmıştır. İki rakip Büyük Loca’nın birleşmeleri ve İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın oluşması zamanında, ritüeller incelenmiş ve kalan son Hıristiyanlık simgeleri de ayıklanarak örgüt bugün bilinen evrensel niteliğine kavuşmuştur. Ek bir yorum olarak, özellikle İskandinav ülkelerinde İsveç Riti’ni uygulayan bazı Büyük Locaların, bugüne dek Hıristiyan dinine bağlı olmayan kişileri üye olarak kabul etmediklerini anımsatmak yararlı olacaktır. Üstelik, Yahudilerin ve diğer din mensuplarının üye olabildikleri mason localarında bile bazı dereceler, örneğin York Riti’nin “Konstantin Haçı”, “Malta Şövalyesi” ve “Tampliye Şövalyesi” gibi bazı üst dereceleri özellikle Hıristiyanlara özgü tutulmaktadır ve diğer dinlerden olanlar bu derecelere kabul edilmemektedirler. Kimi Süprem Konseyler de (örneğin İngiltere, İskoçya, İrlanda ve Avustralya Süprem Konseyleri) , Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’ni özellikle Hıristiyan bir rit olarak değerlendirmekte ve diğer din mensuplarını aralarına kabul etmemektedirler. Bu seçicilik öylesine gelişmiştir ki, adaylar sadece Hıristiyan inancına bağlılıklarını bildirmekle kalmazlar, ayrıca “Kutsal Üçlü Birlik” üzerine de yemin etmek zorunda tutulurlar.
“Protokoller”in Ortaya Çıkışı
“Protokoller” ilk olarak Çar II. Nikola döneminde 1905 yılında Saint Petersburg yakınlarında bir sayfiye kenti olan Tsarskoe Selo’da yayınlandığı kabul edilir. İlk baskılarında yazar olarak belirtilen kişi hukukçu, yargıç ve aynı zamanda bir Ortodoks papazı olan Sergey Aleksandroviç Nilus’tur (1862-1930) .
Önceleri bir tanrıtanımaz olan Nilus, 1900 yılında Fransa’dan Rusya’ya Tanrı inancına yeniden kavuşmuş olarak geri döndü ve manastırdan manastıra yolculuk yapmaya başladı. Bu yolculuklar sırasında “Velikoe v Malom” (Küçüğünİçinde Büyük) adlı kitabını yazdı. Bu kitap tanrıtanımaz bir aydının yeniden imana dönüşünü ve mistik yeniden doğuşunu anlatmaktaydı. Kitap, basında olumlu tepkiler topladı ve yankıları Büyük Düşes YelizavetaFeodorovna’ya kadar ulaştı. Büyük Düşes, Çar II. Nikola’nın çevresini saran gizemciler ile mücadele ediyor ve Çar’ın günah çıkardığı özel rahibini de hiç sevmiyordu. Feodorovna, Nilus’un özel rahip konumuna kavuşmasını istiyor, böylece Çar’ın üzerinde olumlu bir etki yaratabileceğini düşünüyordu.
Nilus, Paris’i terk ederken geride sevgilisi Bayan K.’yı bırakmıştı. Bayan K., tüm servetini yitirmiş ve Nilus’un ayrılığı ile psikolojik açıdan çökmüş olduğundan gizemci konulara ve çevrelere ilgi göstermeye başlamıştı. Bu çevrelerde GeneralRatçkovski’ye rastladı. General Ratçkovski, Çarlık Rusya’sının korkunç gizli polis örgütü Okhrana’nın Paris’teki ajanlarından biriydi. Protokoller’in el yazmasını Ratçkovski’den alan bayan K. bunları Nilus’a gönderdi. Belki de Ratçkovski, Nilus’un yakında Çar’ın özel rahibi olacağını duymuş ve bu geleceği parlak kişinin gözüne girmek gerektiğini düşünmüştü.
Özgün olarak Protokoller, Nilus tarafından yazılan “Velikoe v Malom” (Küçüğün İçinde Büyük) adlı kitabın ikinci baskısına ek olarak yayınlanmıştır (1901 yılında yayınlanan ilk baskıda Protokoller yer almamıştır) . O dönemde adet olduğu biçimiyle Nilus kitabına bir de alt başlık vermiştir: “Yakın bir Politik Olasılık Olarak Deccal”. Alt başlık doğrudan kitabın ekine, yani Protokoller’e gönderme yapmaktadır.
Yirmi dört ayrı protokol ya da bölümden oluşan ve ilk tam metin olarak değerlendirilen 1905 baskısı Protokoller’in doğuşu olarak kabul edilmektedir. Nilus, kitabın temel aldığı Fransızca yazılmış el yazmalarının özgün ve gerçek olduklarını ileri sürmekteydi. El yazmaları, değişik renkte mürekkep kullanılarak ve değişik el yazıları ile kaleme alınmışlardı. Nilus, Protokoller’i kaleme alan yazmanların nöbetleşe çalıştıklarını ve bu yüzden yazmaların değişik nitelikli yazılardan oluştuğunu açıklamıştı.
İzleyen değişik baskılarda (tümü Rusça olarak 1911, 1912, 1917 ve 1919 baskıları) Nilus, kendisinin sadece çevirisini yapmış olduğunu özellikle belirttiği Protokoller’in metninin eline nasıl ulaştığı konusunda farklı açıklamalar sunmuştur. Başkaları tarafından yapılan diğer baskılar ve diğer çeviriler de, metnin kökeni hakkında değişik öyküler sunmuşlardır. En sık rastlanan “sonradan eklenen” açıklama, Protokoller’in 1897 yılında Basel’de Dr. Theodor Herzl tarafından toplanan “Birinci Siyonist Kongresi”nin gizli tutanakları oldukları biçimindedir.
Protokoller’de, Yahudilerin çeşitli komplolar sayesinde tüm dünya hükümetlerini denetimleri altına alacakları, Hıristiyan uygarlığını yok ederek dünyanın efendileri olacakları görüşü ileri sürülmektedir. Protokoller, bu amaçlara ulaşmakta kullanılacak olan yöntemleri ayrıntıları ile açıklamaktadır. “Sion Bilgeleri” tarafından insanlığı aldatmak ve dünyaya egemen olmak için geliştirilen hilelerden biri de Masonluktur.
Aslında “Sion Bilgeleri” ya da “Sion Yaşlıları” (Elders of Sion) adında bir örgüt hiç bir zaman var olmamıştır. Yine de, doğrulayacak en küçük bir kanıtın bulunmamasına karşın, Protokoller’in bu örgütün gizli tutanakları olduğu inatla ileri sürülmüştür.
Protokollerin biçimi incelenince, tarafsız okurun dikkatini çeken ilk nokta, bu metnin daha önceden bilinen hiçbir protokol metni ile bir benzerlik göstermemesidir. Protokol bir tutanaktır, yani bir toplantıda olanların aktarılmasıdır; bir toplantı yeri, toplantı tarihi ve saati, toplantının başkanı ve genellikle toplantıya katılanların isimleri protokolde yer alır; tartışmaların anlatımı, söz alanlar, özet olarak da olsa nelerin söylendiği ve hangi kararların alındığı belirtilir; sonuç olarak tutanakların son bölümünde, protokollerin doğruluğunu sağlamakla görevli olan kimselerin imzaları bulunur. Oysa bu “Protokoller”de bu sayılanların hiçbiri yer almamaktadır. Yalnızca metnin sonunda, imza yerine basit bir satır biçiminde: “33 Dereceli Sion Temsilcileri tarafından imzalanmıştır.” diye yazılıdır.
Üstelik, Protokoller’de duyulan yalnızca tek bir kişinin sözleridir. Öyleyse bu, çeşitli kişilerin söze karıştığı bir görüşmenin metni değil, en fazla monolog ya da bir kişinin okuması biçiminde uzun bir söylev olabilir. Bu nitelikteki bir metni gerçek protokoller olarak kabul eden okuyucuların ya kötü niyetli ya da saf olduklarını düşünmek gerekir.
İçeriğe gelince, dünya üzerindeki kitlesel iletişimi denetimi altında tuttuğu ileri sürülen ve her nedense gizli planlarının sürekli olarak yayınlanmasını engelleyemeyen, bir örgütün hazırladığı böyle bir suç planının saçmalığına ancak gülünebilir.
Protokoller’in Filizlenmesi
Nilus’un kitabı, Yahudilerin dünyaya egemen olma planlarının varlığını ileri süren ilk kitap değildir. Daha önceleri de çeşitli yazarların kaleme aldığı başka kitaplar yayınlanmıştır. Özellikle, Hermann Goedsche adlı bir Alman’ın “Sir John Retcliffe” takma adıyla yazdığı ve 1868 yılında yayınlanan “Biarritz” adındaki kitap dikkat çekicidir. Goedsche, Prusya gizli polisi adına casusluk yapan bir posta memurudur, 1849 yılında demokrat lider BenedictWaldeck’e karşı yürütülen soruşturmada belge sahtekarlığı yaptığı gerekçesi ile bir süre tutuklanmış ve posta memurluğundan uzaklaştırılmıştır. Bu hayal ürünü yapıtın bir bölümünde, Prag’da bulunan Yahudi mezarlığında korkutucu bir sahne geçer; on iki Yahudi kabilesinin temsilcileri her yüz yılda bir bu mezarlıkta toplanarak Şeytan ile buluşmaktadırlar (Goedsche, on iki Yahudi kabilesinden on tanesinin iki beş yüz yıllık tarih içinde ortadan kaybolduğunu unutmuş görünmektedir) . Yahudi kabilelerinin temsilcileri, planlarının son durumu hakkında Şeytana bilgi verirler ve projelerinin devamı için onun desteğini isterler. Kitabın, “Prag Yahudi Mezarlığı ve İsrail’in On İki Boyunun Temsilcileri Konseyi” adlı bölümünde, yüz yılda bir gerçekleşen bu gizli hahamlar toplantısı fantezisi kurgulanmış ve gece yarısı mezarlıkta düzenlenen bu toplantının amacını, geçmiş yüz yılın değerlendirilmesi ve gelecek yüz yılın planlanması olarak sunulmuştur.
Bu Yahudi karşıtı fantezi, kısa süre içinde ayrı bir el kitabı biçiminde ve hayal ürünü olarak değil, gerçekliği ünlü İngiliz soylusu “Lord Retcliffe” tarafından garantilenen bir belge olarak yeniden yayınlandı. Oysa bu adın ardında gerçek bir kişi yoktu; “Retcliffe” adı Goedsche tarafından takma isim olarak kullanılmıştı. Bu kitabın ilk Rusça çevirisi 1872 yılında Saint Petersburg’da gerçekleşti. 1876 Yılında Moskova’da yeni bir baskısı yapıldı. Bunları, 1880 yılında Odessa ve Prag’da yapılan baskılar izledi. 1891 yılında Prag mezarlığındaki temsilciler konseyi bölümü “Hahamın Konuşması” adı ile yayınlanmıştır. Bu yapıtlar hiç kuşkusuz Rus gizli polisi Okhrana’ya, Çar II. Nikola’nın durumunu güçlendirmek ve Yahudilerle iyi geçinen liberallerin reformlarını gözden düşürmek için olanak sağlamıştır.
Gougenot de Mousseaux 1869 yılında Paris’te, bu kitaptan yaptığı alıntıları “Le Juif, le Judaisme et la Judaisation des Peuples Chretiens” (Yahudi, Yahudilik ve Hıristiyan Halkların Yahudileştirilmesi) adlı kendi kitabında yayınladı ve Yahudi Kabalacıları dünyayı ele geçirmek istemekle itham etti. Bu kitabı, Poitou bölgesindeki San Andres kenti papazı Chabauty tarafından yazılan ve 1881 yılında yayınlanan “Les Franc-Maçons et les Juifs” (Masonlar ve Yahudiler) adlı kitap izledi. Papaz Chabauty kitabında, Şeytanın Yahudi-Mason komploları sayesinde Deccal’ın gelişini hazırladığını ve pek yakında dünyayı Yahudilerin ele geçireceklerini ileri sürdü.
Yaklaşık aynı zamanda, 1880’lerin başlarında Papa XIII. Leo, İtalyan Masonluğu ile acımasız bir savaşa girişmişti. Her ne kadar Papanın kendisi Yahudi karşıtı propaganda yapacak kadar alçalmasa da, başkalarının benzer propagandalarına izin vermekteydi. Özellikle “Civilta Cattolica” adlı derginin yayınından sorumlu olan Cizvitler, dünya çapında bir Yahudi komplosunun bir parçası biçiminde nitelendirerek, Masonluğu halkın gözünden düşürmeyi meşru görmekteydiler. Bu Cizvit ileri gelenlerinden ikisi; Ballerini ve Rondina adlı papazlar, 1890’a dek sürecek Masonluk karşıtı bir kampanya başlatmışlardı.
Son olarak, Protokoller’e çok benzeyen, ancak bir ölçüde kısaltılmış olan bir metnin 26 Ağustos ile 7 Eylül 1903 tarihleri arasında (Nilus’un kitabından yaklaşık iki yıl önce) Saint Petersburg’da yayınlanan 'Znamya” (Bayrak) adlı dergide tefrika edildiğini belirtmek gerekiyor. “Znamya” adlı dergi, ünlü Yahudi düşmanlarından P. A. Kruşevan ve yardımcısı George V. Butmi tarafından yayınlanmaktaydı. Kruşevan, dergide yayınlanan metnin aslında Fransa’da yazılmış olduğunu ve çevirmenin bu metni “Sion Bilgeleri ve Masonların Evrensel Toplantısının Tutanakları” diye adlandırdığını belirtmiştir. Aynı metin 1905 yılında bu kez Saint Petersburg’da imzasız bir broşür biçiminde “Belalarımızın Kaynağı” adı altında yayınlanmıştır.
Protokoller 1905 yılına kadar pek dikkati çekmemiştir. Aynı yıl, Rus-Japon savaşının yenilgiyle son bulması, bir anayasanın yürürlüğe konmasını ve Duma’nın (Meclis) kurulmasını sağlayan bir ihtilale yol açmıştır. Bu gelişmeler sırasında, “Rus Ulusunun Birliği” ya da “Kara Yüzler” adlı tepkisel bir örgüt, ihtilal ve anayasanın sorumlusu olarak gördüğü Yahudiler aleyhine halkın duygularını ateşlemek için propagandaya başlamıştır. Bu amaçla “Protokoller” kullanılmış ve kitabın gizemci keşiş Nilus tarafından 1905 yılında yayınlanması sağlanmıştır. “Protokoller” Okhrana tarafından hazırlanan 1905 Pogromlarını (Yahudi kıyımı) ateşleyen propaganda kampanyasının parçası olmuştur.
1906 Yılında George V. Butmi, “Protokoller”in farklı bir metnini kitap biçiminde yayınlamıştır. Aynı metin 1907 yılında bir kez daha basılmıştır. 1906 baskısının bir örneği Çarın kitaplığında bulunmuştur. Daha sonra yapılan baskılarda Nilus, “Protokoller”in 1897 yılında Basel’de düzenlenen “Birinci Siyonist Kongresi”nde gizlice okunduğunu ileri sürmüştür. Oysa Butmi, kendi hazırladığı baskılarda kitabın Siyonist hareketi ile bir bağlantısının olmadığını, fakat bir mason komplosunun parçası olduğunu belirtmiştir.
1917 Yılındaki Bolşevik devrimini izleyen iç savaş sırasında, karşı devrimci “Beyaz Ordular”, yaygın Yahudi katliamlarını kışkırtmak için Protokoller’i yoğun biçimde kullanmışlardır. Aynı süre zarfında, Rus göçmenleri Protokoller’i Batı Avrupa'ya taşımışlardır. 1920 Yılında başlayarak, Nilus’un hazırladığı baskılar, Avrupa’da gerçekleştirilen çok sayıda çeviriye kaynak olmuştur.
Protokoller’i gerçek anlamı ile dünyaya tanıtan yazı Londra’da yayınlanan “London Times” gazetesinin 8 Mayıs 1920 tarihli nüshasında yer aldı. Burada Protokoller’in yeni yayınlanan İngilizce çevirisine gönderme yapılarak “…şimdiye dek hiçbir ırk ve din bundan daha karanlık bir komplo savı ile karşılaşmadı” deniliyordu. Ciddi bir gazetede yayınlanan bu yazı ile “Yahudi tehlikesi” ve “Yahudilerin dünya egemenliği” komplosu bir ölçüde kabul edilebilir, tartışılabilir ve saygın bir konuma yükseliyordu. Bu makale sayesinde Protokoller, tescilli Yahudi düşmanlarının oluşturduğu çerçeveden çıkarak geniş halk kitlelerine ulaşıyor, kültürel bir kabul edilebilirlik niteliği kazanıyordu.
Protokollerin Kısa Vadeli Amacı
Protokoller, ilk kez Rusya’da Yahudilere karşı nefret duygularını uyandırmak için kullanılmıştır. En önde gelen amaç, dönemin hükümetinin en önde gelen bakanlarından KontWitte’nin politik gücünü baltalamaktır. Çarın pek güvendiği bir kişi olan Witte, kültürlü ve geniş görüşlü bir politikacıdır; çağdaş ve aydınlık bir devlet politikasını yürürlüğe koymak amacındadır. Witte’nin eşi Yahudi olduğu için genel kanı, uzun yıllardır baskı ve zulüm altında yaşayan Rus Yahudilerini koruduğu biçimindedir. Başta Büyük Düşes Feodorovna olmak üzere siyasi rakipleri, Witte’nin soyluların ve Çarın gözünden düşmesi için ellerinden geleni yapmışlardır. Witte’nin en yırtıcı düşmanlarından biri de, adı Protokoller’in yayınına karışmış olan George V. Butmi idi.
Doğrudan İtiraf
8 Ocak 1935 tarihinde Chicago’da gazeteci yazar Sigmund Livingston, Gleb Verşobski adlı Katolik bir rahip ile bir röportaj yapar. Livingston, daha önceden Protokoller’in sahteliğini açıklayan bir yazı yayınlamıştır. Rahip Verşobski, o zamana kadar gizli kalmış bazı bilgileri ve kişisel deneyimlerini Livingston’a aktarmak istemiştir. Rahip, söylediklerinin doğruluğu konusunda yazılı yemin vermiştir. Sonradan Livingston, bu röportajın ayrıntılarını tümüyle “Must Men Hate? ” (İnsanlar Nefret Etmeli mi?) adlı kitabında yayınlamıştır.
Verşobski, 1888 yılında Saint Petersburg’da doğmuş, 1913 yılında İstanbul’a göç etmiştir. Daha sonra Amerika’ya yerleşen Verşobski, çeşitli kentlerde kalmış ve 1929’da Katolik Kilisesine bağlı olarak rahiplik görevini sürdüreceği Chicago’ya taşınmıştır. Çarlık Rusya’sında yaşadığı dönemde George V. Butmi, Verşobski’lerin yakın bir aile dostu olmuştur.
Dreyfus olayının hemen ardından Butmi Paris’e gitmiş ve bir süre sonra Saint Petersburg’a geri dönerken Rusça’ya çevirtmek istediği bazı el yazmalarını beraberinde getirmiştir. Çeviriler, Butmi’nin karısı ve Verşobski’nin annesi tarafından yapılmıştır. Bu çalışma kısa bir süre sonra “Sion Bilgelerinin Protokolleri” adı altında yayınlanmıştır. Yeminli ifadesinde Verşobski, Protokoller’in bir sahtekarlık ürünü olduğunu belirtmiştir. Verşobski, bu belgelerin yayınlanmasında görev alan başka kişileri de tanıdığını açıklamıştır. Bu kişiler arasında, “Russky Trud” (Rusya Gerçeği) adlı, özellikle Kont Witte’ye karşıt yayınlar yapan, haftalık bir derginin yöneticisi Sergey Şarapov da bulunmaktadır. Bu grup, yabancı yatırımları ülkeye çekmeye çalışan ve altın standardını getirmeye çabalayan Witte’ye ateşli bir biçimde muhalefet etmektedir. Witte, Rusya’nın Fransa ile bir bağdaşma kurmasını istemekte, oysa rakipleri Rusya ile Almanya arasında bir dayanışmayı arzulamaktadırlar. Witte’nin Rusya’da yaşayan Yahudilerin yaşam koşullarını iyileştirmeye çalıştığı ve kimi baskıcı yasaları kaldırmak istediği iyi bilinir. Verşobski’ye göre Protokoller’in yayını, Witte’nin Çar üzerindeki etkisini baltalamayı amaçlamıştır.
Nilus’un Saçmalıkları
Lucien Wolf, “The Trivialities of Nilus” (Nilus’un Saçmalıkları) adlı 1920 tarihli makalesinde Protokoller’in kökeni konusunda Nilus’un sunduğu açıklamaları özetlemiştir:
“Bir açıklamaya göre, Nilus Protokolleri bir arkadaşından almıştır; Nilus’un bu arkadaşı ölmüştür. Aslında Nilus’un arkadaşı da bu belgeleri Bayan K. adlı bir kadından almıştır. Kadın ise bu belgeleri önde gelen bir Fransız masondan çalmıştır. Ne var ki, o kadın da çoktan ölmüştür… Nilus’un diğer bir açıklamasına göre; işin içinde bir kadın yoktur; her şeyi Nilus’un arkadaşı halletmiştir; Fransa’da Sion Derneği’nin merkez bürosuna girmeyi başarmış ve bu belgeleri oradan çalarak Nilus’a vermiştir… 1911 Yılında gerçekleşen üçüncü genişletilmiş baskıda yer alan açıklamaya göre; belgeler Fransa’dan değil İsviçre’den gelmiştir; Mason belgeleri değil Siyonist belgelerdir ve 1897 yılında Basel’de yapılan Siyonist Kongresinin gizli tutanaklarıdır.”
Tüm bu açıklamalardan çıkan sonuç; Protokoller büyük olasılıkla Fransızca olarak Paris’te Okhrana ajanları tarafından düzenlenmiştir. El yazmaları Butmi’ye verilmiş; Butmi ise, bir rahip olduğu için yayına daha fazla prestij katacağı düşüncesi ile çevirileri Nilus’a aktarmıştır. Rusya’daki politik önderler Protokoller’in gerçekliğine asla inanmamışlardır, ancak Yahudilere karşı beslenen nefreti körükledikleri için yayınlanmaları işlerine gelmiştir.
Basel’deki Siyonist Kongresi
Kimi yazarların Protokoller’i Theodor Herzl tarafından düzenlenen Birinci Siyonist Kongresine ısrarla bağlamaları nedeniyle, söz konusu toplantının tümüyle belgelenmiş olan gerçek amaçları, tasarıları ve kararları hakkında burada açıklamalar yapmak yersiz olmayacaktır.
Herzl ve birkaç yandaşı tarafından oluşturulan Siyonist akım, en basit anlamıyla, Yahudilere atalarının yurduna, 19. yüzyıl sonlarında hala Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olan Judea’ya geri dönmeleri çağrısından ibaretti. Asıl amaç, Avrupa ülkelerinin başının derdi olan Yahudi Sorununu, Yahudileri göç ettirerek çözümlemekti. Filistin’e geri dönecek olan Yahudiler, dağıldıkları ülkelerde kendilerine yüzyıllardır yasaklanmış olan ziraat ve inşaat gibi etkinliklerde bulunacaklardı. “Siyonizm” sözcüğü ilk kez 1 Nisan 1890 tarihinde “Autoemancipation” adlı dergide gazeteci Nathan Birnbaum tarafından kullanılmıştır.
Dünya çapında Birinci Siyonist Kongresi İsviçre’nin Basel kentinde 29, 30 ve 31 Ağustos 1897 tarihinde toplandı. Toplantılar, Basel Belediye Gazinosu’nda günde iki seanstan toplam altı seans biçiminde gerçekleştirildi. Kongre, İbrani’ce ve Almanca dillerinde yapıldı ve birkaç yüz sayfa tutan tutanaklar da bu iki lisanda basıldı. Oysa Protokoller’in özgün olduğu ileri sürülen el yazmaları Fransızca idi.
Kongreye katılan delegelerin çoğunluğu Avrupa ülkelerinden gelmişlerdi (İspanya ve Portekiz hariç) . Arap ülkeleri arasından yalnızca Cezayir’den on delege vardı. Amerika anakarasından bir tek Amerika Birleşik Devletleri dört delege göndermişti, diğer Amerika ülkelerinden hiç delege bulunmuyordu.
Bu kongrenin gerçek kararları arasında, bir örgüt oluşturma (Dünya Siyonist Örgütü) , Siyonist programı eyleme geçirme, Filistin’de toprak satın almak üzere bir ulusal fon kurulması, anayurtta bataklıkların kurutulması, yol yapımı, ağaç dikilmesi gibi tasarılar vardı. Siyonist akımın en yetkili organı olarak Siyonist Kongresinin düzenli biçimde toplantılara devamı da alınan kararlar arasındaydı.
Gerçek Ortaya Çıkıyor
1921 Yılında “London Times” gazetesinin İstanbul muhabiri Philip Graves, “Dialogues aux Enfers entre Machiavel et Montesquieu” (Cehennemde Makyavel ile Montesquieu Arasında Diyaloglar) adında eski bir Fransızca kitap bulur. Kitabın yazarı belirsizdir; basımı 1864 yılında Brüksel’de “A. Martens ve Oğulları Yayınevi” tarafından yapılmıştır. Times ekibinin kısa sürede ortaya çıkardığı kadarıyla “Diyaloglar” 1858 yılında MauriceJoly adında bir Fransız avukat tarafından yazılmıştır. Bu yapıtta Joly, Makyavel ile Montesquieu arasında ölümden sonra geçen konuşmaları kullanarak III.Napoleon’a ve politikalarına saldırmaktadır. Yahudilikle ilgisi olmayan Joly, bu yapıtında, İmparator III. Napoleon’un siyasi ihtiraslarını eleştirmek için, cehennemde düzenlenen şeytani bir komplo imgesini kullanmıştır. Yapıtta Yahudilerden hiçbir bahis yoktur. “Diyaloglar” yayınlanmasından kısa bir süre sonra Fransız yetkililerce toplatılmış, Joly ise yargılanmış ve yazdıkları yüzünden on beş ay boyunca hapsi boylamıştır.
Graves, “Diyaloglar” ile Nilus’un “Protokoller”i arasındaki olağanüstü benzerliğin hemen farkına varmıştı. Protokoller’de bütünüyle Diyaloglar’dan kopya edilen paragraflar bulunuyordu; yalnızca diyaloglar, monolog biçimine getirilmişti. Graves büyük bir buluş yapmıştı. 16, 17 ve 18 Ağustos 1921’de peş peşe yayınlanan üç büyük makale ile Graves, Protokoller’in içerdiği sahtekarlığı herkese duyurdu. Graves’e göre Nilus, Joly’nin “Diyaloglar”ından çeşitli bölümleri aşırmış, bazı değişiklikler ve Goedsche’den yaptığı ek kopyalar ile kendi amacına uygun biçime getirmişti.
Graves, “London Times” gazetesinde yayınlanan dizi makalelerinde özetle şunları belirtiyordu: İstanbul’da bir gün bir Rus vatandaşı olan Bay “X”, Graves’i ziyarete gelir. Bay X., bir süre önce eski bir Okhrana mensubu olan bir Rus mülteciden bir parti eski kitap satın almıştır. Bu kitaplar arasında 1860’lı yıllarda Brüksel’de yayınlanmış, ilk sayfası eksik bir kitap vardır. Bay X., ilk bakışta, bu eski kitabın intihal ile Protokoller biçimine dönüştüğünü anlamıştır.
Graves, tüm bunların sonucu olarak şunları belirtiyordu:
Protokoller, Diyalogların bir intihalidir. Protokoller, Rusya’da saray çevresindeki baskı grupları tarafından Çar’ı etkilemek ve liberallere karşı mücadele etmek için hazırlanmıştır. İntihal, acele ve dikkatsiz yapılmıştır. Protokoller’in bir kısmı Diyaloglar’dan alınma değildir; herhalde Okhrana tarafından eklenmiştir. Sahte belgeler hakkında daha sonraları da bir çok açıklama yayınlandı. 1933 Yılında Joly ve Nilus’un metinlerini paragraf paragraf karşılaştıran; iki metnin benzerliklerini, hatta aynılıklarını ortaya koyan bir çalışma yayınlandı. Jose Antonio Ferrer Benimelli tarafından kaleme alınan “El Contubernio Judeo-Masonico-Comunista” (Yahudi-Mason-Komünist Komplosu) adlı kitapta da, iki metnin paralellikleri seçilmiş bazı paragrafların karşılaştırılmaları ile kanıtlanmaktadır.
Katolik Kilisesinin, ne Yahudilere ne de masonlara pek fazla sempati beslememesine karşın, Protokoller’in kesinlikle sahte olduğunu ileri süren bir açıklamanın Belçikalı Rahip Pierre Charles tarafından kaleme alınmış olması oldukça şaşırtıcıdır. Bu açıklama, Ocak 1938’de “Nouvelle Revue Théologique” adlı dergide yayınlanmıştır. Yazının zamanlamasında dikkat çeken husus, 2. Dünya Savaşı’nın arifesinde Hitler, Franco ve Mussolini rejimlerinin şiddetli bir Yahudi-Mason aleyhtarı propaganda yaptıkları dönemde yayınlanmış olmasıdır. Olayların akışını izleyen herkes, savaşın kaçınılmaz olduğunu ve Alman askeri gücünün kısa sürede tüm komşuları gibi Belçika’yı da perişan edeceğini görüyordu. Böyle bir dönemde Protokoller’in sahteliği hakkında yazı yazmayı göze alan Pierre Charles, olağanüstü cesur bir kişi olmalıdır. Bu yayına izin veren dergi yöneticileri de, o günlerde Avrupa’da pek görülmeyen bir adalet ve insancıllık sergilemişlerdir.
Koşutluklar
Bu yazının çerçevesi içinde Joly’nin yapıtı ile Nilus’un Protokoller’i arasında ayrıntılı bir karşılaştırma yapma olanağı bulunmamasına karşın, yine de belirli bir fikre ulaşılması için bazı seçilmiş paragraflar aşağıda sunulmuştur:
-Diyaloglar, Joly, s. 75:
Örneğin muazzam mali tekeller örgütlerdim; tüm özel sağlık konularının sıkıca bağlı olacağı kamu sağlığı fonları oluştururdum. Her politik felaketten sonra Devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacaktır. Sen bir ekonomistsin Montesquieu, bu tertibin değerini ölçersin.
-Protokoller, Nilus, s. 42:
Çok yakında koskoca tekeller kuracağız – devasa sağlık fonları – tüm Hıristiyanların, en büyüklerinin bile, sağlığı bu fonlara bağlı olacak; öylesine ki, bir politik felaketten sonra Devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacak. Burada bulunan baylar, sizler ekonomistsiniz: bu tertibin önemini tasavvur ediniz.
-Diyaloglar, Joly, s. 77
Devletin sadece işçilere, birkaç milyonere ve askerlere sahip olacak duruma gelmesini sağlamak gerekir.
-Protokoller, Nilus, s. 45
Devletin sadece işçilere, birkaç milyonere ve askerlere sahip olması gerekir.
-Diyaloglar, Joly, s. 159:
Sylla tanrılaşarak geri döndü, hiç kimse kafasındaki saçlara dokunamadı.
-Protokoller, Nilus, s. 93:
Sylla tanrılaşmıştı (Sylla’nın saçına kimse dokunamadı) .
Kimi zaman Nilus’un hata yaptığını, olayların akışını ve kimin konuştuğunu şaşırarak, Joly’nin yapıtındaki iki kişinin çelişkili yargılarını yan yana kullandığını belirtmek gereklidir.
Protokoller’de toplam olarak 160 bölüm, yani metnin yaklaşık yüzde kırkı, açıkça Joly’nin yazdıklarından alınmıştır. Dokuz bölümde, kopya çekme oranı yüzde ellinin üzerine ulaşmaktadır.
Protokoller’de yer alan tek Latince deyiş olan “Per me reges regnant” (Krallar benimle hükmeder) ilgi çeken bir ayrıntıdır. Bu deyiş, Eski Ahit’in Katolik versiyonu olan Vulgata’nın “Proverbs 8, 15” bölümünden yapılan bir doğrudan alıntıdır. Hemen tüm katılanların İbrani’ce konuştuğu Basel Kongresinde, bu deyişin özgün İbrani’ce biçimi olan “Bi Melakhim Yimlekhu” yerine Latince çevirisinin kullanılmış olması mantıksızdır.
Joly’nin kitabında yer almayan, Masonluk karşıtı saldırılar Protokoller’in bir çok bölümünde yinelenir. Örneğin Protokol No. 11’de: “Politikamız gizli Masonluk örgütlerine temel olmuştur. Bu örgüt gizlidir ve amaçlarından Hıristiyanlar kuşku bile duymazlar; kardeşlerinin gözlerini boyamak için locaların açık ordularına bizim vasıtamızla kaydedilmişlerdir“ denilmektedir. Protokol No. 15 belki de Masonluk açısından en ilginç sözleri içermektedir: “Dünyanın tüm ülkelerinde mason locaları kuracağız ve sayılarını arttıracağız… Tüm bu locaları yalnızca bizim bildiğimiz merkezi bir yönetimin emrine vereceğiz… Locaların üyeleri arasında neredeyse tüm uluslararası ve ulusal polis örgütlerinin ajanları bulunacak “.
Bu bölümlerde komplo kuramlarının tüm öğeleri bulunmaktadır. Bu anlamsızlıklara inanmaya hazır olanlarla tartışmaya kalkışmakta yarar yoktur. Bu tür kişilerle konuşurken; örneğin, dünya çapında tüm Büyük Locaların bağımsızlıklarına ne kadar kıskançlıkla değer verdiklerini ya da baskıcı rejimlerde gizli polislerin Masonluğun en büyük düşmanları olduklarını belirtmek yersiz olacaktır.
İlk Elden Bir İtiraf
Protokoller’in bir sahtekarlık ürünü ve bir intihal oldukları konusunda mahkemeler birden çok karar vermişlerdir. Örneğin, Mayıs 1935’te Bern kentinde İsviçreli bir yargıç, Protokoller’i yayınladığı için yıkıcı yayın yapmakla yargılanan bir kişi için şunları söylemiştir: “Protokoller bir sahtekarlık, intihal ve saçmalıktır”. Ne var ki, Nazi propagandası ırkçı politikalarını doğrulamak uğruna Protokoller’i yoğun olarak kullanmış ve bugüne dek dünyanın hemen her yerinde, Protokoller’in basım ve dağıtımı Yahudi düşmanlarının ana uğraşlarından biri olmuştur.
Bu mahkeme sırasında Kont A. M. du Chayla, yakından tanıdığı Nilus hakkında ilginç ve önemli bilgiler vermiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Chayla, Don Kazaklarından oluşturulmuş bir birliğe komuta etmiş ve kahramanlık madalyası kazanmıştır. 1909 Yılında “Optina Poustina” manastırında dokuz ay kalmış ve burada Nilus ile yakın bir dostluk geliştirmiştir. Nilus, Chayla’ya sık sık Protokoller’den söz etmiş, özgün belgeleri göstererek, hazırlamakta olduğu yeni yorumları açıklamıştır. Chayla, el yazmalarını Nilus’un evinde incelemiş ve metnin bazı tuhaf yanları dikkatini çekmişti. Fransızca yazım hataları ve özellikle Fransızca dilbilgisi yapısına uymayan tümceler, bu el yazmalarının Fransız olmayan bir kişi, yani bir yabancı tarafından kaleme alındığını gösteriyormuş.
Herman Bernstein 1935 yılında yayınlanan “The Truth About the Protocols of Sion” (Sion Protokolleri Hakkındaki Gerçek) adlı kitabında bu konuda şu ayrıntıları vermektedir:
“Nilus, Chayla’yı Bayan K. adında bir kadınla tanıştırdı. Bu kadın Paris’teyken Nilus’un sevgilisi olmuştu. Hatta Nilus evlendikten sonra bile bu kadın gelip Nilus’un evine yerleşmişti. Nilus’un karısı zayıf karakterli bir kadındı ve bu duruma ses çıkartamamıştı. Nilus Chayla’ya, Paris’teyken kadının General Ratçkovski adında bir arkadaşı olduğunu, Protokoller’i Ratçkovski’nin kendisine verdiğini söylemişti Ratçkovski, bu belgelerin masonların gizli arşivinden çalındığını belirtmişti”.
Protokoller’in Joly’nin kitabından aşırıldığı ortaya çıkınca, Yahudi düşmanları buna da bir kılıf uydurdular: güya Joly sonradan Hıristiyan olmuş bir Yahudi idi; asıl adı Moses Joel’di ve elbette bir komünistti; dünyayı ele geçirmek için düzenlenen Yahudi-Mason komplosunu doğal olarak biliyordu. İşte bu yüzden, Joly’nin Diyalogları ile Protokoller birbirine benzemekteydiler.
Tarihsel gerçek ise bunun tam tersiydi: Maurice Joly aslında bir monarşist ve Yahudi düşmanıydı, bir çoğu hükümet memuru olarak görev almış olan eski bir Fransız Katolik ailesinden gelmekteydi.
Protokoller Yayılıyor
Protokoller’in yayın başarısı tartışmasızdır. Londra’da British Museum’da 43 ayrı baskısı bulunmaktadır. Özellikle Nazi ve Faşist rejimlerin yükseldiği 1930'u yıllarda, dünyanın dört bir yanında 28 ayrı baskısı yapılmıştır.
Protokoller’in Rusça’dan bir diğer dile ilk çevirisi Müller von Hausen adlı bir Alman tarafından “Die Geheimnisse der Weisen von Sion” (Sion Bilgelerinin Gizi) adıyla yapılmıştır. Gottfried zur Beck takma ismiyle yazan bu kişi Protokoller’e sayısız notlar ve yorumlar da eklemiştir. Von Hausen, kitabını “Avrupa’nın Prenslerine” ithaf etmiş; böylece tahtlarını tehdit eden tehlike hakkında onları uyarmak istemiştir. Kitabın yayını Alman soyluları tarafından paraca desteklenmiş, çok sayıda dağıtım yapılabilmesi amacıyla broşür biçiminde basılması sağlanmıştır.
1920 Yılında Protokoller Polonya’da basılmıştır. Aynı yıl İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanmıştır. Kısa süre sonra İsveç, Japonya, Portekiz ve Fransa’da da Protokoller yayınlanmıştır. 1925’te Şam’da ilk Arapça baskısı yapılmış ve Ortadoğu’ya yaygın biçimde dağıtılmıştır. İspanya’da ilk baskı “Yahudi-Mason Tehlikesi” adı altında 1927 yılında gerçekleşmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Protokoller, ünlü otomobil sanayicisi Henry Ford’un kişiliğinde önemli bir destekçi kazanmıştır. Ford’un Yahudi düşmanlığının nedenleri belirsizdir; ancak Ford, Protokoller’in bir çok baskısını mali yönden desteklemekle yetinmemiş, ayrıca Yahudi tehlikesini açığa çıkartmak için “The Dearborn Independent” adıyla bir de dergi çıkartmıştır. Ayrıca kendi yazdığı bir çok Yahudi karşıtı makaleyi “The International Jew” (UluslararasıYahudi) adlı bir kitapta toplamıştır. Bu kitap hemen Theodor Fritsch tarafından Almanca’ya çevrilmiş ve 1922 yılına dek tam 22 baskı yapmıştır. Hem Protokoller, hem de Ford’un kitabı Nazilerin Yahudi karşıtı propagandalarının vazgeçilmez unsurları olmuştur.
Hitler ve Protokoller
Hitler, Protokoller’i ırkçı baskı politikasının bir aracı olarak kullanmış, bu durum “Son Çözüm” ile yani Yahudilerin kitle halinde öldürülmeleri ile sonuçlanmıştır. Nora Levin, “The Holocaust: The Destruction of European Jewry 1933-1945” adlı 1973 basımı kitabında, Hitler’in Yahudi ırkını yok etmek için Protokoller’i bir el kitabı gibi kullandığını ileri sürer:
“Protokoller, kaba bir sahtekarlık örneği olduğunun kesin olarak kanıtlanmasına karşın, 1920-1930’larda dikkat çeken bir popülerliğe ve büyük satışlara ulaşmıştı. Avrupa’nın tim dillerine çevrilmiş, Arap ülkelerinde yaygın olarak dağıtılmış, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerinde basılmıştı. Ancak en büyük başarıyı Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya’da sağladı. Protokoller, Almanya’nın başına gelen tüm felaketleri; savaş yenilgisi, açlık, yıkıcı enflasyon gibi ulusal sıkıntıların nedenlerini açıklamakta kullanıldı.”
Hitler, “Mein Kampf” (Kavgam) adlı ünlü kitabında Protokoller hakkında şu yorumu yapmıştı:
“Yahudilerin sınırsız biçimde nefret ettikleri Protokoller, bu ulusun ne ölçüde varlığını yalana bağladığını eşsiz bir şekilde göstermektedir. “Frankfurter Zeitung”Protokoller’in sahte olduğunu neredeyse her hafta haykırıyor; bu da Protokoller’in gerçek olduğunun en iyi kanıtıdır. Önemli olan da budur. Bu açıklamaların hangi Yahudi beyninden kaynaklandıkları fark etmez; önemli olan, Yahudi ulusunun doğasını ve eylemlerini korkutucu bir kesinlikle açığa çıkarmaları, gizli düşünceleri ile nihai amaçlarını ortaya dökmeleridir. Protokoller’e yöneltilecek en iyi eleştiri gerçeğin ta kendisidir. Bu kitabın bakış açısından son yüzyılın tarihsel gelişmelerini inceleyen herkes, Yahudi basınının çığlıklarının nedenini anlar. Bir kez Protokoller, bir ulusun ortak malı biçimine dönüşürse, o ulus için Yahudi tehdidi ortadan kalkmış olur.”
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Nazi Almanya’sının insanlığa karşı işlediği suçlar açığa çıktığı zaman, sahte oldukları defalarca kanıtlanmış olan Protokoller’e karşı daha eleştirel bir tutumun gelişmesi beklenmekteydi. Savaş sırasındaki Yahudi kıyımı, en trajik ve en somut biçimde Protokoller’de öngörülen Yahudilerin dünya egemenliği projesinin saçmalığını ortaya çıkarmıştır. Yahudi ve mason karşıtı nefretin mantıkla değil, aslında psikopatoloji ile bağıntısı vardır. Yahudi karşıtları, yine de toplu mezarlar, gaz odaları, binlerce tanıklık, fotoğraf, film ve itiraflara karşın, Yahudi kıyımının aslında hiç gerçekleşmediğini ileri sürmekten çekinmeyerek, tüm bunların uydurma olduklarını savunmaktadırlar.
Sanki hiç bir şey olmamışçasına Protokoller’in çeşitli basımları sürüp gidiyor; bu nefret saçan yazılar popülerliğini hiç yitirmeden günümüze kadar ulaştılar. Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri, Estonya, Slovakya, Ukrayna, İran, Danimarka gibi ülkelerde yeni baskıları piyasaya sürüldü; Avustralya’da Yunanca bir çevirisi bile yayınlandı.
Türkiye’de Protokoller
Protokoller, Türkiye’de ilk kez 1943 yılında Sami Sabit Karaman’ın çevirisi ile “Yahudi Tarihi ve Siyon Önderlerinin Protokolleri” adı altında yayınlandı. Almanya’da eğitim görmüş ve tümgeneral rütbesi ile emekli olmuş bir subay olan Sami Sabit Karaman, çevirisine Will Durant’ın “Histoire de la Civilisation” (Uygarlık Tarihi) adlı yapıtının Yahudi Tarihi bölümünü de eklemiş ve böylece Protokoller’e biraz da bilimsel bir nitelik kazandırmaya çalışmıştır. Çevirmen tarafından yazılan ilk sözden anlaşıldığı kadarı ile kitap 1941 yılında hazırlanmaya başlanmış, ancak çeviri için 1943 yılında Roger Lambelin’in Rusça’dan Fransızca’ya çevirdiği nüsha esas alınmıştır.
Bu ilk yayından sonra Protokoller’in giderek artan bir hızla Türkiye’de de yeni baskılarının yapılması sürdürülmüştür. 1943 – 1994 yılları arasında Protokoller, ya tam metinleri ile ya da kısaltılmış olarak tam 45 kez basılmışlardır. Üstelik bu baskıları yapan yayınevleri, kitabın başına koydukları sunuş yazılarında yer alan açıklamaları ile Protokoller’in özgün olduğunu her seferinde “teyit” etmişlerdir.
Protokoller’in bu denli çok sayıda basılmış olmalarına karşılık, düzmece oldukları hakkında tek kapsamlı yanıt, 1948 yılında Avram Galanti tarafından “İki Uydurma Eser, I-Siyon Önderlerinin Protokolleri. II- Beynelmilel Yahudi” adlı kitapla verilmiştir. Bu kitabın dışında, Protokoller’in sahte olduklarına bir dönemin polemikçi yazarı Yesevizade de “Yahudilik ve Dönmeler” adlı kitabında dikkati çekmiştir. Yesevizade bu kitabında, Prof. Hikmet Tanyu tarafından yazılan “Tarih Boyunca Türkler ve Yahudiler” adlı kitabı eleştirirken şunları söylemiştir: “Siyon Hükemasının Protokolleri hakkında verilen haberde onun kaynağı hakkındaki iddia safsatadır. Gerçekte Protokoller’in düzmece olma ihtimali, sahih olma ihtimalinden daha fazladır. Yahudiyat, yani Yahudiliği tedkik ilmi asla böyle şüpheli vesikalara istinad ettirilemez”.
Sonuç
Bir program olarak ele alındığında Protokoller, konunun özünden uzaklaşan, yazarın çelişkilerini ve en basit olguları bile bilmediğini ortaya koyan önemsiz bir dizi sözden ibarettir. Hiç kimse böyle bir programı uygulamaya koyamaz zira mantıksızlıklar ve çelişkilerle doludur.
Protokoller’in sahte olduğu, Joly’nin yapıtından intihal edildiği, Yahudilere karşı nefret uyandırmak ve kalabalıkların kör tutkularını kışkırtmak için yazıldıkları kanıtlanmıştır.
Basel’deki Siyonist Kongresinin Protokoller ile hiç bir bağlantısı yoktur.
Protokoller’in yazarlarının gerçekleştirdikleri saptırmalardaki gerçek amaçları, o dönemde Çarlık Rusya’sının içinde bulunduğu iç politika koşulları ile bağlantılıdır.
Protokoller, Yahudilik ile Masonluk arasında bir ilişki bulunduğunu ileri sürerek açık bir saptırmada bulunmaktadır. Aynı biçimde, Masonluk ile Komünizm arasında bir bağlantı bulunduğunu varsaymak da saçma ve gariptir. Masonluk tüm komünist ülkelerde yasaklanmış ve üyeleri kovuşturmaya uğramıştır. 1922 Yılında Dördüncü Komünist Enternasyonal, Masonluk ile komünizmin birbirini dışladıklarını açıklamıştır. Bundan birkaç yıl sonra Sovyet gizli polisi, son mason örgütlerini de yok etmiş, masonları tutuklamıştır. Sovyet uydusu olan diğer ülkelerde de benzer olaylar yaşanmış, Masonluk kesin biçimde yasaklanmıştır. Bu genel kuralın tek istisnası, Masonluğun halen çalışmayı sürdürdüğü ve baskı altında tutulmadığı tek komünist ülke olan Küba’dır.
Işığın çocukları masonlar ile nefret ve hoşgörüsüzlük grupları arasındaki savaş sona ermek şöyle dursun, giderek şiddetleniyor. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri gibi uzun demokratik geleneklere sahip ülkelerde bile mason düşmanlığı yeniden yeşeriyor ve yeni fanatik eylemler ortaya koyuyor. Mason karşıtları ile Yahudi düşmanları yeni elektronik olanaklardan, özellikle Internet’ten hızla yararlanıyorlar. Oysa Masonluk tepki vermekte oldukça yavaş kalıyor. Dünya sahnesinde, eski Sovyet uydusu ülkelerde Masonluğun Rönesans’ı pek yavaş ve zor gerçekleşmekte. Diğer taraftan, dünyada birçok ülkede, özellikle Müslüman ülkelerde, Masonluk hala yasak tutuluyor. kaynak: http://filistindavasi.netfirms.com/harun/Sion-Protokol/Sion1.htm
Bir rivayete göre New York taki Özgürlük Anıtı nın kafasindan yayilan yedi ışık hüzmesi, Yahudiliğin sembolü olan yedi kollu şamdanı, kaidesi ise Süleyman Mabedinin kulelerini sembolize etmektedir.
MUHARREF TEVRAT EMİRLERİNE GÖRE YAHUDİ DÜNYA GÖRÜŞÜ: SİYONİZM
Yahudiliğin kaynağını teşkil eden muharref (tahrif edilmiş) Tevrat ifadelerine göre kendi Tanrıları 'Yehova' tarafından oğullarına miras olarak verilen yeryüzünü mülk edinmek, devlet kurmak, hürriyet sahibi olmak yalnız yahudi olanların haklarıdır. Yahudi olmayanlar (goyimler) için bu haklar sözkonusu olamaz. Bu felsefeye göre Hz.Adem oğulları, Yehova oğulları olan Yahudilerin olması gereken çeşitli toprakları işgal etmişler ve gayrimeşru bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu felsefeye göre yahudi olmayanların elinde bulunan mal,Yehova'nın mirasından çalınmış maldır. Kısaca Siyonizm adı altında özetlenebilecek bu inanışa göre, doğuştan günahkar olan diğer milletlerin, Yehova'nın oğulları tarafından 'Sion' (Kudüs yakınlarındaki bir dağın adı olan bu kelime, Tanrı Yehova'nın yeryüzünde kurulacak krallığını simgeler) da kurulacak ' Dünya Krallığı' na yerlerini terk etmeleri, yeryüzünün yahudilerin eline geçmesi ve Yahudilerin bu gizli savaşın sonunda 'Yeryüzü İlahı' ilan edilmeleri 'din' anlayışlarının temelini oluşturur.
'Ve o kralların günlerinde göklerin Allahı (yehova) edediyen harap olmayacak bir krallık kuracak ve onun hakimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak; ancak bu krallıkların hepsini o parçalayacak ve bitirecek' (Daniel, Bab:2 Ayet:44)
'O zaman Rab Yehova bütün bu milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük bir kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak.' (Tesniye, Bab:11 Ayet:23-4)
Temelde şiddetli bir ırkçılığa ve maddeciliğe dayanan bu inançla yüzyıllardan bu yana yahudiler, Hz. Adem oğullarının elinden kendilerinin tabii hakkı olan bu malı geri almaları yolunda gerek sosyalizm, gerek kapitalizm sahalarında mücadele etmektedirler Ancak kendilerinden sayıca çok daha güçlü olan diğer milletlerin devletlerini ve mülklerini ele geçirmek için kaba kuvvetten ve açıkça onlarla karşı karşıya gelmenin fayda sağlamayacağını çok iyi bilen yahudiler masonluk, felsefe, siyaset, basın, propaganda, ekonomi, bankacılık, anarşizm, savaşlar ve ahlaki dejenerasyon gibi stratejik silahlar kullanarak bu görünmez istila hareketini sürdürmektedirler.
'Eğer kendi yüreğinde bu milletler benden çokturlar, nasıl onların mülkünü alabilirim dersen, onlardan korkmayacaksın' (Tesniye, Bab: 7 Ayet:17-18)
Yahudiler için yeryüzünde iki tür canlı vardır. İnsanlar ve Hayvanlar.. Yahudiler insanlardır. Diğer insanlara karşı girişilen ve kuralları 'Yehova' tarafından tespit edilen bu savaşta, hiç şüphesiz birinci plandaki hedef siyonist hareketin karşısına büyük engeller olarak çıkan, din-ahlâk- gibi mukaddes değerlerin insanların gözünde alçaltılması, parçalanması ve nihayet tamamıyla ortadan kaldırılmasıdır.
'Şimal taraflarında büyük kralın şehri yüksekliği güzel olan Sion Dağı bütün yerin meserretidir. (Mezmurlar, Bab:48, Ayet:2-3)
'İşte şimdi bildim ki; bütün dünyada Allah yoktur, ancak israilde Allah vardır.'(II.Krallar; Bab:5, Ayet:15)
Dini kıyafetleri içinde her sene Sion Dağı'nı ziyaret eden Yahudiler.
'Rab Yehova saltanat sürüyor, kavmler titresinler, Kerubiler üstünde tahtındadır; yer sarsılsın. Rab Sion' da büyüktür.' (Mezmurlar; Bab:99,Ayet:1-2)
'Saf altında toplanan Sion'un değerli oğulları.' (Y.Mersiyeleri; Bab:4/2)
Muharref (tahrif edilmiş) tevrattan kaynaklanan üstün ırk fikri, diğer milletlerin değersizliği ve dinin milli olması, sadece Yahudi ırkından olanlara musevi olma hakkını vermektedir. Bu durum diğer musevi dinine mensup ırklara (Habeşliler, Hazer Türkleri vb) Yahudilerin büyük kin tutmalarına sebeb olmaktadır. İsrail' in Habeş'li musevileri ölüme terk etmesinin kökeninde bu gerçek yatmaktadır.)
Aslında sadece İslam düşmanı değildir.Barışı huzuru sevgiyi kardeşliği getirecek herşeye düşmandır siyonizm.Tek amacı 'Sion'istlerle dünyaya hakim olmaktır.
Her musevi(Musa'ya inanan) , her yahudi, her ibrani, her İsrail'li SİYONİST değildir.Kimse doğarken milletini seçmiyor.Siyonizm IRKÇI ve YAYILMACI-SALDIRGAN bir düşüncedir.
İsrailli bir çok barışsever, hoşgörülü İNSAN vardır.
Siyonizmin kendisine malzeme haline getirmek istediği diğer bazı Eski Ahit pasajları şöyledir:
TESNİYE BAB: 14 AYET 12 S: 191 Siz Allahiniz Rabbin ogullarisiniz.' Çünkü sen Allah'in Rabbe mukaddes bir kavimsin, ve Rab yer üzerinde olan bütün kavimlerden üstün olarak kendisine has bir kavim olmak üzere seni seçti. LEVILILER BAB: 26 AYET: 12 S: 127 Ve aranizda yürüyecegim ve sizin Allahiniz olacagim ve siz benim kavmim olacaksiniz. LEVILILER BAB: 2 AYET: 24-26 S: 120 ... ve onlardan nefret ettim. Fakat size dedim: Siz onlarin topraklarini o miras olarak alacaksiniz ve ben size onu mülk olmak üzere verecegim, ben sizi milletlerden ayirt eden Allahiniz Rabbim,. ve bana mukaddes olacaksiniz, benim olmaniz için sizi kavimlerden ayirt ettim. YEREMYANIN MERSIYELERI BAB: 4 AYET: 2 S.785 Saf altinda tartilan Sionun degerli ogullari ÇIKIS BAB: 19 AYET: 5-6 S: 73 Bana bütün kavimlerden has kavim olacaksiniz ve siz bana kahinler melekutu ve mukaddes millet olacaksiniz. TESNİYE BAB: 15 AYET: 6 S: 192 Çünkü Allahin Rab sana vadetmis oldugu gibi seni mübarek kilacaktir; ve çok milletlere ödünç vereceksin, fakat sen ödünç almayacaksin ve çok milletlere saltanat edeceksin fakat onlar sana saltanat etmeyecekler. MEZMURLAR BAB: 82 AYET 6-8 Ben dedim. Siz Ilahlarsiniz ve hepiniz yüce olanin ogullarisiniz. Kalk ey Allah yeryüzüne hükmet. Zira milletlerin hepsine sen varis olacaksin. İŞAYA BAB: 60 AYET: 10-16 S: 709 Ve ecnebiler senin duvarlarini yapacaklar ve kirallari sana hizmet edecekler. Ve kapilarin daima açik duracak, milletlerin servetini ve sürgün getirilen kirallarini sana getirsinler diye gece gündüz kapanmayacaklar. Çünkü sana kulluk etmeyen millet harap olacak. Ve seni sikistiranlarin ogullari sana egilerek gelecekler ve seni hor görenlerin hepsi senin ayaklarinin tabaninda yere kapanacaklar, ve sana Rab bin sehri Israil Kuddüsunun Sionu, diyecekler. Ve milletleriri sütünü emeceksin ve kirallarin memelerini emeceksin. ÇIKIŞ BAB: 10 AYET: 3 S: 63 Ibranilerin Allahi Rab söyle diyor:. II. KIRALLAR BAB: 5 AYET: 15 Iste, simdi bildim ki bütün dünyada allah yoktur, ancak Israil'de vardir. TESNİYE BAB: 10 AYET: 15 S: 188 Sizi bugün oldugu gibi bütün kavmlerin arasindan seçtim. TESNİYE BAB: 23 AYET: 20 S: 200 Yabanciya faizle ödünç verebilirsin, fakat kardesine faizle ödünç vermeyeceksin, taki mülk olarak almak üzere gitmekte oldugun diyarda elini atacagin her seyde Allahin Rab seni mübarek kilsin MEZMURLAR BAB: 89 AYET: 27-29 S: 593 Bende onu ilk oglum Dünya kirallarinin en yüksegi kilacagim, Onun için inayetihi ebediyen tutacagim. Ve ahdim onun ile sabit olacak. Onun zürriyetini de ebedi, ve tahtini göklerin günleri gibi kilacagim. MEZMURLAR BAB: 99 AYET: 1-2 S: 599 Rab (Yehova) saltanat sürüyor; kavimlar titresinler; Kerubîler üstünde tahtindadir; yer sarsilsin Rab Sionda büyüktür. DANIEL BAB: 2 AYET: 44 S: 842 Ve o kirallarin günlerinde göklerin Allahi ebediyen harap olmayacak bir kirallik kuracak ve onun hakimiyeti baska bir kavma birakilmayacak; ancak bu kiralliklarin hepsini o parçalayacak ve bitirecek, ve kendisi ebediyen duracak. MEZMURLAR BAB: 67 AYET: 6 S: 576 Yeryüzü mahsülünü verdi. Allah bizim Allahimiz, bizi mübarek kilacaktir. İŞAYA BAB: 9 AYET: 6 S: 679 Çünkü bize bir çocuk dogdu, bize bir ogul verildi; ve reislik onun omuzu üzerinde olacak, ve onun adi; Acîp Ögütçü, Kadir Allah, Ebediyet basi, Selâmet reisi çagrilacaktir. MEZMURLAR BAB: 48 AYET 2-3 Simal taraflarinda büyük kralin sehri yüksekligi güzel olan Sion Dagi bütün yerin meserretidir.
6 köşeli yıldız ile sembolize edilir. esasında bu biri ters biri düz duran iki üçgenin içiçe geçmiş halidir. düz duran üçgen siyon dağını, diğeri ise siyon dağı merkezli dünya hükümranlığı (emelleri) ni ifade eder. tanrıları yahovanın sadece kendi tanrıları olduğunu, diğer insanların (süt veren inek, ürün veren ağaç gibi) kendilerine hizmet etmek için yaratıldıklarını düşünen, buna inanan kapalı bir toplumun ideolojisidir bu. bu amaçla gün be gün zengin olup, dünya iktidarını ele geçirmeye soyunmuşlardır dünyanın dört bir yanına dağılarak.
Siyonizm, dusunyapisini theodore herzlin gelistirdigi ırkçı bir ieolojidir. (şimal taraflarında büyük kralın şehri yüksekliği güzel olan sion dağı bütün yerin meserretidir.- mezmurlar, bab:48, ayet:2-3)
siyonizmin referansi bizzat carpiltilmis Tevrattir, bu çarpiltilmis kaynağa göre, israiloğulları Allah tarafindan secilmis ve 'Filistin' onlara yurt olarak verilmistir (vaadedilmis topraklar,büyük israil) . yahudilerin elinde olmayan topraklar, onlardan calinmis olarak kabul gorur. iste, siyonizm, hukuk olarak tevrat'a (eski ahit) isaret eder.
Özellikle 19.yy sonu ve 20.yy basinda, teskilatlanmalarini hizlandiran yahudiler, kutsal filistin topraklarina gocler tertiplemislerdir. ikinci dunya savasi esnasinda yasananlar, göçü - isgali hizlandirmistir (filistin'e gitmeyi kabul etmeyen yahudiler, yine ırkdaşlari tarafindan olüme terkedilmistir) .
Aşama aşama gercekleştirilen göçler neticesinde (yahudi yerlesim bölgeleri) filistin isgale hazir hale gelmis ve 1948'de yayilmacilarin destegiyle de filistin isgal edilerek, siyonist bir devlet kurulmustur.
Gunümüzde ise, Ariel Şaron önderliginde siyonizm Filistin isgaline hız vermis, ve isgal soykırima donusmustur.
Siyonizm, ortadogu ve tüm dünya'nin varligini-güvenligini tehdit eden dogmatik-fasist bir oluşumdur.
yahudilere bagımsız bir yurt saglamyı hedeflleyen bir düşüncedir.kutsal toprak olarak filistin seçilmiştir
Siyonizm:Temeli şeytana dayanan bir ideolojidir.Beslendiği kaynak şeytanidir.Siyonistler şeytanın çocuklarıdır.
Peygamber katili olan bir milletin sapıklıkta,fitnede,asilikte aşırı derecede ileri gidenlerinin oluşturduğu şeytani bir harekettir.
Amaçları: Va’d edilmiş toprakları ele geçirmek
Süleyman tapınağını tekrar inşa etmek.
Mehdinin gelişini hızlandırmak ve neticesinde Dünyanın tek hakimi en üstün ırk olmak.İnsanları köle yapmak.
İzledikleri Yol ve Bu yolda şu anki durumları:
Öncelikle inançları gereği dünyanın dört bir tarafına dağıldılar. (Abd’nin keşfi dahil) Gittikleri yerlerde ekonomik olarak güçlendiler. Yeşil kağıt parçasını bütün dünyada geçen ve değeri olan bir güç haline getirdiler. İdealleri uğrunda önlerine çıkan engelleri yok etmekten,öldürmekten,soykırım yapmaktan-yada soykırımı finanse etmekten- çekinmediler.Önlerine çıkan Yahudi bile olsa onlar için fark etmez.
Siyaset, Kültür-Sanat, Medya, Sivil toplum kuruluşları alanlarını söz sahibi oldular.
Lobi faaliyetleri güçlendi. Dünya Ticaretinde dönen parayı yönetmeye başladılar. Devletlere faizle borç verebilecek hale geldiler. CFR-TRiLATERAL-BİLDERBERG ‘ i kurdular. UNESCO-ROTARY-LİONS gibi kuruluşları kurdular. Komünizm onların kontrolünde olan bir düşmandı son kullanma tarihi bitti rafa kalktı.Şimdi Kontrol edemedikleri ve gün geçtikçe güçlenen İslam’ı ve Müslümanları hedef aldılar. Ecelleri geldi ki cami duvarına pislik yapmaya kalkıştılar.
Şu an son rötuşları yapıyorlar.Bir çok hedeflerini gerçekleştirdiler.Ama son noktayı onlar değil biz koyacağız.
Antisiyonistler…..Yani Müslümanlar….Onlar istemese de Rabbim nurunu tamamlayacak.
UNUMADAN! Antisemitizm ile Antisiyonizmi karıştırmayalım. Yahudiler Siyonistlerden nefret eder.
siyonizm dünya üzerindeki yahudilerin paylastıkları ortak sapık düşünce biçimidir.zamanla bu insanlar siyonizmi yasam biçimi olarak seçmişlerdir.onların baslıca hedefleri yahudiyi efendi müslümanı köle haline getirmektir.onlar müslümanların asla güçlü olmasını istemezler.ve bunun için ekonomiyi ellerinde tutarlar.her yahudi böyle düşünmez diyenler var ama bu masumluk gösterisidir.siyonizmi yasam tarzı olarak benimseyen yahudiler müslümanın dostu olamaz.....
Yahudi Milliyetçili?i.
Dindar Yahudiler Siyonizmi sevmez
TÜM DÜNYA HALKLARININ-DİRENENLERİN-MÜCADELENİN ATEŞİ KAHRAMANI BAGIMSIZLIĞIN ŞİARI YASER ARAFAT VEFAT ETTİ ! ! ! !
FİLİSTİN HALKININ BAŞI SAGOLSUN ! ! ! ! !
Yahudi düşmanı çevrelerin “best-seller” kitabı olan “Sion Bilgelerinin Protokolleri” (ya da “Sion Önderlerinin Protokolleri” ya da kısaca “Protokoller”) , bu tür düşmanca yayınlarda sürekli olarak alıntılarla yinelenen bir demirbaş “kaynak” (!) kitaptır. Bu kitabın Yahudi bilgelerince yapılan toplantıların tutanakları olduğu ve bu kişilerin verdiği talimatlar doğrultusunda Yahudi ulusunun “Dünya Egemenliği” sağlayabilmesi için kullandığı bir “elkitabı” niteliği taşıdığı, Yahudi karşıtı çevreler tarafından ileri sürülmüştür. Dünyanın hemen tüm dillerine çevrilerek yayınlanmış olan bu kitaptan Türkiye’de kendisine düşen payı fazlasıyla almıştır.
Çağdaş Anti-Semitizmin en ilgi çeken ve en başarılı ürünü olan Sion Bilgelerinin Protokolleri’nin köklerini, Haçlı Seferleri sırasında Ortaçağ Avrupa’sında ortaya çıkan popüler Yahudi düşmanlığı akımında bulmak olasıdır. Bu dönemde, Yahudilerin “Hamursuz” Bayramlarında Hıristiyan çocukların kanlarını içtikleri, kuyuları zehirledikleri ve salgın hastalıklar yaydıkları biçiminde oluşturulan iftiralar, tüm Avrupa’daki Yahudi topluluklarının toptan yok edilebilmesi için bahane edilmişlerdir. Hıristiyanların boyun eğdirilmeleri ve yok edilmeleri amacıyla gizli haham toplantıları düzenlendiği biçiminde uydurulan masallar halkın arasında kulaktan kulağa yayılmıştır. Benzer motifler, erken Anti-Semitik edebiyatta sıkça görülebilir.
Son iki yüz yıl içinde bir çok kez Mason karşıtlığı, çok daha eskiden beri süren Yahudi düşmanlığı ile, Yahudilere karşı beslenen nefret duyguları, yani Anti-Semitizm ile iç içe geçmiştir. Bu iki korkunun bir araya gelmesine, belki de her ikisinin de kökeninde yatan mantıkdışı özellikler neden olmuştur. Yine de, 19. yüzyılın ortalarından bu yana Mason karşıtı ve Yahudi karşıtı propaganda dalgalarının giderek artan bir biçimde geliştiği gözlemlenmektedir. Bu tür propaganda yazımının büyük olasılıkla zirvesini oluşturan tipik örnek “Sion Bilgelerinin Protokolleri” adlı metindir.
“Sion Bilgelerinin Protokolleri”, tarih boyunca en iyi bilinen saptırmalardan biridir ve en başından beri sahtekarlık ve aşırmaya dayanan bir uydurmacadan ibarettir. Ne var ki bu aldatmaca, çeşitli nedenlere bağlı olarak Yahudilik ve Masonluk ile bağıntılı belirli bir duyarlılık sahibi olan bir çok kişinin hayal gücünü etkilemiş, Yahudi ve Mason karşıtlarının ellerinde vazgeçilmez bir “bilgi kaynağı” (!) biçimine dönüşmüştür.
Öncüller
Mason karşıtlığı ile Yahudi karşıtlığı bağlantısı, Protokoller ile başlamaz. 1894 Yılında ortaya çıkan ve 1906 yılına dek kesintisiz süren Dreyfus olayını fırsat bilen Fransız basını ve diğer ülkelerdeki gazeteler, Dreyfus’un Yahudiliği ile onun sadık savunmacılarının bir çoğunun mason olmasını birbirine bağlamışlardır.
Protokollerin esinlendiği temel kavramların izini, geriye doğru, 18. yüzyıl sonundaki Fransız Devrimi’ne kadar sürmek olasıdır. 1797 Yılında, devrim karşıtı unsurları temsil eden Abbé Augustin Barruel adında bir Fransız Cizvit’inin yazdığı bir inceleme yayınlanmıştır: “Memory to Serve the History of Jacobinisme” (Jakobenizm Tarihine Hizmet Eden Anılar) adlı yapıtında Augustin Barruel, İlluminatiler ile karıştırdığı Masonluğu, Tampliyeler’in mirasçısı ve Fransız Devrimi’ni yaratan gizli güç olarak suçlamıştır. Ne var ki, Fransız soylularının büyük çoğunluğunun mason olması, Abbé Barruel’in bu savının saçmalığını ortaya çıkarmaktadır. Barruel, söz konusu yapıtının hiçbir yerinde Yahudileri suçlayamamıştır. Devrimciler arasında Yahudilerin olmaması ve böylece aradığı tarihsel verilerin bulunmaması yüzünden, saldırılarını Yahudilere kadar yaymak fırsatını yakalayamayan Barruel’e karşın, kendisinden sonra gelen propaganda yazarları o denli titiz davranmamışlar ve gerçekte olmayan olguları uydurmakta hiç sıkıntı çekmemişlerdir. Ancak 1806 yılında, önceden tümüyle masonlara dayandırdığı komploda, Yahudilerin de rolü bulunduğunu ileri süren sahte bir mektup Barruel tarafından yayınlamıştır. Aslında bu mektubun, NapoleonBonapart’ın Yahudilere yönelik takındığı liberal tutumdan hoşnut olmayan gizli polis tarafından düzenlendiği sanılmaktadır. Uluslararası Yahudi komplosu miti, 19. yüzyılda Almanya ve Polonya gibi ülkelerde sık sık yinelenmiştir.
Protokoller’den önce ya da sonra yayınlanan sayısız kitap, Masonluğun kökeninde Yahudiliğin bulunduğunu ileri sürer. Port-Louis Başpiskoposu Leon Meurin tarafından yazılmış ve 1893 yılında yayınlanmış olan “La Franc-Maçonnerie,Synagogue de Satan” (Masonluk, Şeytanın Sinagogu) adlı kitap bunlardan biridir. Yazar, kitabın 260. sayfasında şunları söylemektedir: “Masonlukta başından sonuna her şey; esas olarak Yahudi’dir, özellikle Yahudi’dir, hevesle Yahudi’dir.”
Masonluk tarihi hakkında yazılan tüm ciddi yapıtlarda kolaylıkla bulunabilecek olan tarihsel gerçek, mason localarının köken olarak tümüyle ve özellikle Hıristiyan olmalarıdır. Ancak 1717 yılında Londra Büyük Locası’nın kurulmasından sonra, Masonluğun Hıristiyanlıktan uzaklaşması başlamış ve bu süreç 1813 yılında doruğuna ulaşmıştır. İki rakip Büyük Loca’nın birleşmeleri ve İngiltere Birleşik Büyük Locası’nın oluşması zamanında, ritüeller incelenmiş ve kalan son Hıristiyanlık simgeleri de ayıklanarak örgüt bugün bilinen evrensel niteliğine kavuşmuştur. Ek bir yorum olarak, özellikle İskandinav ülkelerinde İsveç Riti’ni uygulayan bazı Büyük Locaların, bugüne dek Hıristiyan dinine bağlı olmayan kişileri üye olarak kabul etmediklerini anımsatmak yararlı olacaktır. Üstelik, Yahudilerin ve diğer din mensuplarının üye olabildikleri mason localarında bile bazı dereceler, örneğin York Riti’nin “Konstantin Haçı”, “Malta Şövalyesi” ve “Tampliye Şövalyesi” gibi bazı üst dereceleri özellikle Hıristiyanlara özgü tutulmaktadır ve diğer dinlerden olanlar bu derecelere kabul edilmemektedirler. Kimi Süprem Konseyler de (örneğin İngiltere, İskoçya, İrlanda ve Avustralya Süprem Konseyleri) , Eski ve Kabul Edilmiş İskoç Riti’ni özellikle Hıristiyan bir rit olarak değerlendirmekte ve diğer din mensuplarını aralarına kabul etmemektedirler. Bu seçicilik öylesine gelişmiştir ki, adaylar sadece Hıristiyan inancına bağlılıklarını bildirmekle kalmazlar, ayrıca “Kutsal Üçlü Birlik” üzerine de yemin etmek zorunda tutulurlar.
“Protokoller”in Ortaya Çıkışı
“Protokoller” ilk olarak Çar II. Nikola döneminde 1905 yılında Saint Petersburg yakınlarında bir sayfiye kenti olan Tsarskoe Selo’da yayınlandığı kabul edilir. İlk baskılarında yazar olarak belirtilen kişi hukukçu, yargıç ve aynı zamanda bir Ortodoks papazı olan Sergey Aleksandroviç Nilus’tur (1862-1930) .
Önceleri bir tanrıtanımaz olan Nilus, 1900 yılında Fransa’dan Rusya’ya Tanrı inancına yeniden kavuşmuş olarak geri döndü ve manastırdan manastıra yolculuk yapmaya başladı. Bu yolculuklar sırasında “Velikoe v Malom” (Küçüğünİçinde Büyük) adlı kitabını yazdı. Bu kitap tanrıtanımaz bir aydının yeniden imana dönüşünü ve mistik yeniden doğuşunu anlatmaktaydı. Kitap, basında olumlu tepkiler topladı ve yankıları Büyük Düşes YelizavetaFeodorovna’ya kadar ulaştı. Büyük Düşes, Çar II. Nikola’nın çevresini saran gizemciler ile mücadele ediyor ve Çar’ın günah çıkardığı özel rahibini de hiç sevmiyordu. Feodorovna, Nilus’un özel rahip konumuna kavuşmasını istiyor, böylece Çar’ın üzerinde olumlu bir etki yaratabileceğini düşünüyordu.
Nilus, Paris’i terk ederken geride sevgilisi Bayan K.’yı bırakmıştı. Bayan K., tüm servetini yitirmiş ve Nilus’un ayrılığı ile psikolojik açıdan çökmüş olduğundan gizemci konulara ve çevrelere ilgi göstermeye başlamıştı. Bu çevrelerde GeneralRatçkovski’ye rastladı. General Ratçkovski, Çarlık Rusya’sının korkunç gizli polis örgütü Okhrana’nın Paris’teki ajanlarından biriydi. Protokoller’in el yazmasını Ratçkovski’den alan bayan K. bunları Nilus’a gönderdi. Belki de Ratçkovski, Nilus’un yakında Çar’ın özel rahibi olacağını duymuş ve bu geleceği parlak kişinin gözüne girmek gerektiğini düşünmüştü.
Özgün olarak Protokoller, Nilus tarafından yazılan “Velikoe v Malom” (Küçüğün İçinde Büyük) adlı kitabın ikinci baskısına ek olarak yayınlanmıştır (1901 yılında yayınlanan ilk baskıda Protokoller yer almamıştır) . O dönemde adet olduğu biçimiyle Nilus kitabına bir de alt başlık vermiştir: “Yakın bir Politik Olasılık Olarak Deccal”. Alt başlık doğrudan kitabın ekine, yani Protokoller’e gönderme yapmaktadır.
Yirmi dört ayrı protokol ya da bölümden oluşan ve ilk tam metin olarak değerlendirilen 1905 baskısı Protokoller’in doğuşu olarak kabul edilmektedir. Nilus, kitabın temel aldığı Fransızca yazılmış el yazmalarının özgün ve gerçek olduklarını ileri sürmekteydi. El yazmaları, değişik renkte mürekkep kullanılarak ve değişik el yazıları ile kaleme alınmışlardı. Nilus, Protokoller’i kaleme alan yazmanların nöbetleşe çalıştıklarını ve bu yüzden yazmaların değişik nitelikli yazılardan oluştuğunu açıklamıştı.
İzleyen değişik baskılarda (tümü Rusça olarak 1911, 1912, 1917 ve 1919 baskıları) Nilus, kendisinin sadece çevirisini yapmış olduğunu özellikle belirttiği Protokoller’in metninin eline nasıl ulaştığı konusunda farklı açıklamalar sunmuştur. Başkaları tarafından yapılan diğer baskılar ve diğer çeviriler de, metnin kökeni hakkında değişik öyküler sunmuşlardır. En sık rastlanan “sonradan eklenen” açıklama, Protokoller’in 1897 yılında Basel’de Dr. Theodor Herzl tarafından toplanan “Birinci Siyonist Kongresi”nin gizli tutanakları oldukları biçimindedir.
Protokoller’de, Yahudilerin çeşitli komplolar sayesinde tüm dünya hükümetlerini denetimleri altına alacakları, Hıristiyan uygarlığını yok ederek dünyanın efendileri olacakları görüşü ileri sürülmektedir. Protokoller, bu amaçlara ulaşmakta kullanılacak olan yöntemleri ayrıntıları ile açıklamaktadır. “Sion Bilgeleri” tarafından insanlığı aldatmak ve dünyaya egemen olmak için geliştirilen hilelerden biri de Masonluktur.
Aslında “Sion Bilgeleri” ya da “Sion Yaşlıları” (Elders of Sion) adında bir örgüt hiç bir zaman var olmamıştır. Yine de, doğrulayacak en küçük bir kanıtın bulunmamasına karşın, Protokoller’in bu örgütün gizli tutanakları olduğu inatla ileri sürülmüştür.
Protokollerin biçimi incelenince, tarafsız okurun dikkatini çeken ilk nokta, bu metnin daha önceden bilinen hiçbir protokol metni ile bir benzerlik göstermemesidir. Protokol bir tutanaktır, yani bir toplantıda olanların aktarılmasıdır; bir toplantı yeri, toplantı tarihi ve saati, toplantının başkanı ve genellikle toplantıya katılanların isimleri protokolde yer alır; tartışmaların anlatımı, söz alanlar, özet olarak da olsa nelerin söylendiği ve hangi kararların alındığı belirtilir; sonuç olarak tutanakların son bölümünde, protokollerin doğruluğunu sağlamakla görevli olan kimselerin imzaları bulunur. Oysa bu “Protokoller”de bu sayılanların hiçbiri yer almamaktadır. Yalnızca metnin sonunda, imza yerine basit bir satır biçiminde: “33 Dereceli Sion Temsilcileri tarafından imzalanmıştır.” diye yazılıdır.
Üstelik, Protokoller’de duyulan yalnızca tek bir kişinin sözleridir. Öyleyse bu, çeşitli kişilerin söze karıştığı bir görüşmenin metni değil, en fazla monolog ya da bir kişinin okuması biçiminde uzun bir söylev olabilir. Bu nitelikteki bir metni gerçek protokoller olarak kabul eden okuyucuların ya kötü niyetli ya da saf olduklarını düşünmek gerekir.
İçeriğe gelince, dünya üzerindeki kitlesel iletişimi denetimi altında tuttuğu ileri sürülen ve her nedense gizli planlarının sürekli olarak yayınlanmasını engelleyemeyen, bir örgütün hazırladığı böyle bir suç planının saçmalığına ancak gülünebilir.
Protokoller’in Filizlenmesi
Nilus’un kitabı, Yahudilerin dünyaya egemen olma planlarının varlığını ileri süren ilk kitap değildir. Daha önceleri de çeşitli yazarların kaleme aldığı başka kitaplar yayınlanmıştır. Özellikle, Hermann Goedsche adlı bir Alman’ın “Sir John Retcliffe” takma adıyla yazdığı ve 1868 yılında yayınlanan “Biarritz” adındaki kitap dikkat çekicidir. Goedsche, Prusya gizli polisi adına casusluk yapan bir posta memurudur, 1849 yılında demokrat lider BenedictWaldeck’e karşı yürütülen soruşturmada belge sahtekarlığı yaptığı gerekçesi ile bir süre tutuklanmış ve posta memurluğundan uzaklaştırılmıştır. Bu hayal ürünü yapıtın bir bölümünde, Prag’da bulunan Yahudi mezarlığında korkutucu bir sahne geçer; on iki Yahudi kabilesinin temsilcileri her yüz yılda bir bu mezarlıkta toplanarak Şeytan ile buluşmaktadırlar (Goedsche, on iki Yahudi kabilesinden on tanesinin iki beş yüz yıllık tarih içinde ortadan kaybolduğunu unutmuş görünmektedir) . Yahudi kabilelerinin temsilcileri, planlarının son durumu hakkında Şeytana bilgi verirler ve projelerinin devamı için onun desteğini isterler. Kitabın, “Prag Yahudi Mezarlığı ve İsrail’in On İki Boyunun Temsilcileri Konseyi” adlı bölümünde, yüz yılda bir gerçekleşen bu gizli hahamlar toplantısı fantezisi kurgulanmış ve gece yarısı mezarlıkta düzenlenen bu toplantının amacını, geçmiş yüz yılın değerlendirilmesi ve gelecek yüz yılın planlanması olarak sunulmuştur.
Bu Yahudi karşıtı fantezi, kısa süre içinde ayrı bir el kitabı biçiminde ve hayal ürünü olarak değil, gerçekliği ünlü İngiliz soylusu “Lord Retcliffe” tarafından garantilenen bir belge olarak yeniden yayınlandı. Oysa bu adın ardında gerçek bir kişi yoktu; “Retcliffe” adı Goedsche tarafından takma isim olarak kullanılmıştı. Bu kitabın ilk Rusça çevirisi 1872 yılında Saint Petersburg’da gerçekleşti. 1876 Yılında Moskova’da yeni bir baskısı yapıldı. Bunları, 1880 yılında Odessa ve Prag’da yapılan baskılar izledi. 1891 yılında Prag mezarlığındaki temsilciler konseyi bölümü “Hahamın Konuşması” adı ile yayınlanmıştır. Bu yapıtlar hiç kuşkusuz Rus gizli polisi Okhrana’ya, Çar II. Nikola’nın durumunu güçlendirmek ve Yahudilerle iyi geçinen liberallerin reformlarını gözden düşürmek için olanak sağlamıştır.
Gougenot de Mousseaux 1869 yılında Paris’te, bu kitaptan yaptığı alıntıları “Le Juif, le Judaisme et la Judaisation des Peuples Chretiens” (Yahudi, Yahudilik ve Hıristiyan Halkların Yahudileştirilmesi) adlı kendi kitabında yayınladı ve Yahudi Kabalacıları dünyayı ele geçirmek istemekle itham etti. Bu kitabı, Poitou bölgesindeki San Andres kenti papazı Chabauty tarafından yazılan ve 1881 yılında yayınlanan “Les Franc-Maçons et les Juifs” (Masonlar ve Yahudiler) adlı kitap izledi. Papaz Chabauty kitabında, Şeytanın Yahudi-Mason komploları sayesinde Deccal’ın gelişini hazırladığını ve pek yakında dünyayı Yahudilerin ele geçireceklerini ileri sürdü.
Yaklaşık aynı zamanda, 1880’lerin başlarında Papa XIII. Leo, İtalyan Masonluğu ile acımasız bir savaşa girişmişti. Her ne kadar Papanın kendisi Yahudi karşıtı propaganda yapacak kadar alçalmasa da, başkalarının benzer propagandalarına izin vermekteydi. Özellikle “Civilta Cattolica” adlı derginin yayınından sorumlu olan Cizvitler, dünya çapında bir Yahudi komplosunun bir parçası biçiminde nitelendirerek, Masonluğu halkın gözünden düşürmeyi meşru görmekteydiler. Bu Cizvit ileri gelenlerinden ikisi; Ballerini ve Rondina adlı papazlar, 1890’a dek sürecek Masonluk karşıtı bir kampanya başlatmışlardı.
Son olarak, Protokoller’e çok benzeyen, ancak bir ölçüde kısaltılmış olan bir metnin 26 Ağustos ile 7 Eylül 1903 tarihleri arasında (Nilus’un kitabından yaklaşık iki yıl önce) Saint Petersburg’da yayınlanan 'Znamya” (Bayrak) adlı dergide tefrika edildiğini belirtmek gerekiyor. “Znamya” adlı dergi, ünlü Yahudi düşmanlarından P. A. Kruşevan ve yardımcısı George V. Butmi tarafından yayınlanmaktaydı. Kruşevan, dergide yayınlanan metnin aslında Fransa’da yazılmış olduğunu ve çevirmenin bu metni “Sion Bilgeleri ve Masonların Evrensel Toplantısının Tutanakları” diye adlandırdığını belirtmiştir. Aynı metin 1905 yılında bu kez Saint Petersburg’da imzasız bir broşür biçiminde “Belalarımızın Kaynağı” adı altında yayınlanmıştır.
Protokoller 1905 yılına kadar pek dikkati çekmemiştir. Aynı yıl, Rus-Japon savaşının yenilgiyle son bulması, bir anayasanın yürürlüğe konmasını ve Duma’nın (Meclis) kurulmasını sağlayan bir ihtilale yol açmıştır. Bu gelişmeler sırasında, “Rus Ulusunun Birliği” ya da “Kara Yüzler” adlı tepkisel bir örgüt, ihtilal ve anayasanın sorumlusu olarak gördüğü Yahudiler aleyhine halkın duygularını ateşlemek için propagandaya başlamıştır. Bu amaçla “Protokoller” kullanılmış ve kitabın gizemci keşiş Nilus tarafından 1905 yılında yayınlanması sağlanmıştır. “Protokoller” Okhrana tarafından hazırlanan 1905 Pogromlarını (Yahudi kıyımı) ateşleyen propaganda kampanyasının parçası olmuştur.
1906 Yılında George V. Butmi, “Protokoller”in farklı bir metnini kitap biçiminde yayınlamıştır. Aynı metin 1907 yılında bir kez daha basılmıştır. 1906 baskısının bir örneği Çarın kitaplığında bulunmuştur. Daha sonra yapılan baskılarda Nilus, “Protokoller”in 1897 yılında Basel’de düzenlenen “Birinci Siyonist Kongresi”nde gizlice okunduğunu ileri sürmüştür. Oysa Butmi, kendi hazırladığı baskılarda kitabın Siyonist hareketi ile bir bağlantısının olmadığını, fakat bir mason komplosunun parçası olduğunu belirtmiştir.
1917 Yılındaki Bolşevik devrimini izleyen iç savaş sırasında, karşı devrimci “Beyaz Ordular”, yaygın Yahudi katliamlarını kışkırtmak için Protokoller’i yoğun biçimde kullanmışlardır. Aynı süre zarfında, Rus göçmenleri Protokoller’i Batı Avrupa'ya taşımışlardır. 1920 Yılında başlayarak, Nilus’un hazırladığı baskılar, Avrupa’da gerçekleştirilen çok sayıda çeviriye kaynak olmuştur.
Protokoller’i gerçek anlamı ile dünyaya tanıtan yazı Londra’da yayınlanan “London Times” gazetesinin 8 Mayıs 1920 tarihli nüshasında yer aldı. Burada Protokoller’in yeni yayınlanan İngilizce çevirisine gönderme yapılarak “…şimdiye dek hiçbir ırk ve din bundan daha karanlık bir komplo savı ile karşılaşmadı” deniliyordu. Ciddi bir gazetede yayınlanan bu yazı ile “Yahudi tehlikesi” ve “Yahudilerin dünya egemenliği” komplosu bir ölçüde kabul edilebilir, tartışılabilir ve saygın bir konuma yükseliyordu. Bu makale sayesinde Protokoller, tescilli Yahudi düşmanlarının oluşturduğu çerçeveden çıkarak geniş halk kitlelerine ulaşıyor, kültürel bir kabul edilebilirlik niteliği kazanıyordu.
Protokollerin Kısa Vadeli Amacı
Protokoller, ilk kez Rusya’da Yahudilere karşı nefret duygularını uyandırmak için kullanılmıştır. En önde gelen amaç, dönemin hükümetinin en önde gelen bakanlarından KontWitte’nin politik gücünü baltalamaktır. Çarın pek güvendiği bir kişi olan Witte, kültürlü ve geniş görüşlü bir politikacıdır; çağdaş ve aydınlık bir devlet politikasını yürürlüğe koymak amacındadır. Witte’nin eşi Yahudi olduğu için genel kanı, uzun yıllardır baskı ve zulüm altında yaşayan Rus Yahudilerini koruduğu biçimindedir. Başta Büyük Düşes Feodorovna olmak üzere siyasi rakipleri, Witte’nin soyluların ve Çarın gözünden düşmesi için ellerinden geleni yapmışlardır. Witte’nin en yırtıcı düşmanlarından biri de, adı Protokoller’in yayınına karışmış olan George V. Butmi idi.
Doğrudan İtiraf
8 Ocak 1935 tarihinde Chicago’da gazeteci yazar Sigmund Livingston, Gleb Verşobski adlı Katolik bir rahip ile bir röportaj yapar. Livingston, daha önceden Protokoller’in sahteliğini açıklayan bir yazı yayınlamıştır. Rahip Verşobski, o zamana kadar gizli kalmış bazı bilgileri ve kişisel deneyimlerini Livingston’a aktarmak istemiştir. Rahip, söylediklerinin doğruluğu konusunda yazılı yemin vermiştir. Sonradan Livingston, bu röportajın ayrıntılarını tümüyle “Must Men Hate? ” (İnsanlar Nefret Etmeli mi?) adlı kitabında yayınlamıştır.
Verşobski, 1888 yılında Saint Petersburg’da doğmuş, 1913 yılında İstanbul’a göç etmiştir. Daha sonra Amerika’ya yerleşen Verşobski, çeşitli kentlerde kalmış ve 1929’da Katolik Kilisesine bağlı olarak rahiplik görevini sürdüreceği Chicago’ya taşınmıştır. Çarlık Rusya’sında yaşadığı dönemde George V. Butmi, Verşobski’lerin yakın bir aile dostu olmuştur.
Dreyfus olayının hemen ardından Butmi Paris’e gitmiş ve bir süre sonra Saint Petersburg’a geri dönerken Rusça’ya çevirtmek istediği bazı el yazmalarını beraberinde getirmiştir. Çeviriler, Butmi’nin karısı ve Verşobski’nin annesi tarafından yapılmıştır. Bu çalışma kısa bir süre sonra “Sion Bilgelerinin Protokolleri” adı altında yayınlanmıştır. Yeminli ifadesinde Verşobski, Protokoller’in bir sahtekarlık ürünü olduğunu belirtmiştir. Verşobski, bu belgelerin yayınlanmasında görev alan başka kişileri de tanıdığını açıklamıştır. Bu kişiler arasında, “Russky Trud” (Rusya Gerçeği) adlı, özellikle Kont Witte’ye karşıt yayınlar yapan, haftalık bir derginin yöneticisi Sergey Şarapov da bulunmaktadır. Bu grup, yabancı yatırımları ülkeye çekmeye çalışan ve altın standardını getirmeye çabalayan Witte’ye ateşli bir biçimde muhalefet etmektedir. Witte, Rusya’nın Fransa ile bir bağdaşma kurmasını istemekte, oysa rakipleri Rusya ile Almanya arasında bir dayanışmayı arzulamaktadırlar. Witte’nin Rusya’da yaşayan Yahudilerin yaşam koşullarını iyileştirmeye çalıştığı ve kimi baskıcı yasaları kaldırmak istediği iyi bilinir. Verşobski’ye göre Protokoller’in yayını, Witte’nin Çar üzerindeki etkisini baltalamayı amaçlamıştır.
Nilus’un Saçmalıkları
Lucien Wolf, “The Trivialities of Nilus” (Nilus’un Saçmalıkları) adlı 1920 tarihli makalesinde Protokoller’in kökeni konusunda Nilus’un sunduğu açıklamaları özetlemiştir:
“Bir açıklamaya göre, Nilus Protokolleri bir arkadaşından almıştır; Nilus’un bu arkadaşı ölmüştür. Aslında Nilus’un arkadaşı da bu belgeleri Bayan K. adlı bir kadından almıştır. Kadın ise bu belgeleri önde gelen bir Fransız masondan çalmıştır. Ne var ki, o kadın da çoktan ölmüştür… Nilus’un diğer bir açıklamasına göre; işin içinde bir kadın yoktur; her şeyi Nilus’un arkadaşı halletmiştir; Fransa’da Sion Derneği’nin merkez bürosuna girmeyi başarmış ve bu belgeleri oradan çalarak Nilus’a vermiştir… 1911 Yılında gerçekleşen üçüncü genişletilmiş baskıda yer alan açıklamaya göre; belgeler Fransa’dan değil İsviçre’den gelmiştir; Mason belgeleri değil Siyonist belgelerdir ve 1897 yılında Basel’de yapılan Siyonist Kongresinin gizli tutanaklarıdır.”
Tüm bu açıklamalardan çıkan sonuç; Protokoller büyük olasılıkla Fransızca olarak Paris’te Okhrana ajanları tarafından düzenlenmiştir. El yazmaları Butmi’ye verilmiş; Butmi ise, bir rahip olduğu için yayına daha fazla prestij katacağı düşüncesi ile çevirileri Nilus’a aktarmıştır. Rusya’daki politik önderler Protokoller’in gerçekliğine asla inanmamışlardır, ancak Yahudilere karşı beslenen nefreti körükledikleri için yayınlanmaları işlerine gelmiştir.
Basel’deki Siyonist Kongresi
Kimi yazarların Protokoller’i Theodor Herzl tarafından düzenlenen Birinci Siyonist Kongresine ısrarla bağlamaları nedeniyle, söz konusu toplantının tümüyle belgelenmiş olan gerçek amaçları, tasarıları ve kararları hakkında burada açıklamalar yapmak yersiz olmayacaktır.
Herzl ve birkaç yandaşı tarafından oluşturulan Siyonist akım, en basit anlamıyla, Yahudilere atalarının yurduna, 19. yüzyıl sonlarında hala Osmanlı İmparatorluğunun bir parçası olan Judea’ya geri dönmeleri çağrısından ibaretti. Asıl amaç, Avrupa ülkelerinin başının derdi olan Yahudi Sorununu, Yahudileri göç ettirerek çözümlemekti. Filistin’e geri dönecek olan Yahudiler, dağıldıkları ülkelerde kendilerine yüzyıllardır yasaklanmış olan ziraat ve inşaat gibi etkinliklerde bulunacaklardı. “Siyonizm” sözcüğü ilk kez 1 Nisan 1890 tarihinde “Autoemancipation” adlı dergide gazeteci Nathan Birnbaum tarafından kullanılmıştır.
Dünya çapında Birinci Siyonist Kongresi İsviçre’nin Basel kentinde 29, 30 ve 31 Ağustos 1897 tarihinde toplandı. Toplantılar, Basel Belediye Gazinosu’nda günde iki seanstan toplam altı seans biçiminde gerçekleştirildi. Kongre, İbrani’ce ve Almanca dillerinde yapıldı ve birkaç yüz sayfa tutan tutanaklar da bu iki lisanda basıldı. Oysa Protokoller’in özgün olduğu ileri sürülen el yazmaları Fransızca idi.
Kongreye katılan delegelerin çoğunluğu Avrupa ülkelerinden gelmişlerdi (İspanya ve Portekiz hariç) . Arap ülkeleri arasından yalnızca Cezayir’den on delege vardı. Amerika anakarasından bir tek Amerika Birleşik Devletleri dört delege göndermişti, diğer Amerika ülkelerinden hiç delege bulunmuyordu.
Bu kongrenin gerçek kararları arasında, bir örgüt oluşturma (Dünya Siyonist Örgütü) , Siyonist programı eyleme geçirme, Filistin’de toprak satın almak üzere bir ulusal fon kurulması, anayurtta bataklıkların kurutulması, yol yapımı, ağaç dikilmesi gibi tasarılar vardı. Siyonist akımın en yetkili organı olarak Siyonist Kongresinin düzenli biçimde toplantılara devamı da alınan kararlar arasındaydı.
Gerçek Ortaya Çıkıyor
1921 Yılında “London Times” gazetesinin İstanbul muhabiri Philip Graves, “Dialogues aux Enfers entre Machiavel et Montesquieu” (Cehennemde Makyavel ile Montesquieu Arasında Diyaloglar) adında eski bir Fransızca kitap bulur. Kitabın yazarı belirsizdir; basımı 1864 yılında Brüksel’de “A. Martens ve Oğulları Yayınevi” tarafından yapılmıştır. Times ekibinin kısa sürede ortaya çıkardığı kadarıyla “Diyaloglar” 1858 yılında MauriceJoly adında bir Fransız avukat tarafından yazılmıştır. Bu yapıtta Joly, Makyavel ile Montesquieu arasında ölümden sonra geçen konuşmaları kullanarak III.Napoleon’a ve politikalarına saldırmaktadır. Yahudilikle ilgisi olmayan Joly, bu yapıtında, İmparator III. Napoleon’un siyasi ihtiraslarını eleştirmek için, cehennemde düzenlenen şeytani bir komplo imgesini kullanmıştır. Yapıtta Yahudilerden hiçbir bahis yoktur. “Diyaloglar” yayınlanmasından kısa bir süre sonra Fransız yetkililerce toplatılmış, Joly ise yargılanmış ve yazdıkları yüzünden on beş ay boyunca hapsi boylamıştır.
Graves, “Diyaloglar” ile Nilus’un “Protokoller”i arasındaki olağanüstü benzerliğin hemen farkına varmıştı. Protokoller’de bütünüyle Diyaloglar’dan kopya edilen paragraflar bulunuyordu; yalnızca diyaloglar, monolog biçimine getirilmişti. Graves büyük bir buluş yapmıştı. 16, 17 ve 18 Ağustos 1921’de peş peşe yayınlanan üç büyük makale ile Graves, Protokoller’in içerdiği sahtekarlığı herkese duyurdu. Graves’e göre Nilus, Joly’nin “Diyaloglar”ından çeşitli bölümleri aşırmış, bazı değişiklikler ve Goedsche’den yaptığı ek kopyalar ile kendi amacına uygun biçime getirmişti.
Graves, “London Times” gazetesinde yayınlanan dizi makalelerinde özetle şunları belirtiyordu: İstanbul’da bir gün bir Rus vatandaşı olan Bay “X”, Graves’i ziyarete gelir. Bay X., bir süre önce eski bir Okhrana mensubu olan bir Rus mülteciden bir parti eski kitap satın almıştır. Bu kitaplar arasında 1860’lı yıllarda Brüksel’de yayınlanmış, ilk sayfası eksik bir kitap vardır. Bay X., ilk bakışta, bu eski kitabın intihal ile Protokoller biçimine dönüştüğünü anlamıştır.
Graves, tüm bunların sonucu olarak şunları belirtiyordu:
Protokoller, Diyalogların bir intihalidir.
Protokoller, Rusya’da saray çevresindeki baskı grupları tarafından Çar’ı etkilemek ve liberallere karşı mücadele etmek için hazırlanmıştır.
İntihal, acele ve dikkatsiz yapılmıştır.
Protokoller’in bir kısmı Diyaloglar’dan alınma değildir; herhalde Okhrana tarafından eklenmiştir.
Sahte belgeler hakkında daha sonraları da bir çok açıklama yayınlandı. 1933 Yılında Joly ve Nilus’un metinlerini paragraf paragraf karşılaştıran; iki metnin benzerliklerini, hatta aynılıklarını ortaya koyan bir çalışma yayınlandı. Jose Antonio Ferrer Benimelli tarafından kaleme alınan “El Contubernio Judeo-Masonico-Comunista” (Yahudi-Mason-Komünist Komplosu) adlı kitapta da, iki metnin paralellikleri seçilmiş bazı paragrafların karşılaştırılmaları ile kanıtlanmaktadır.
Katolik Kilisesinin, ne Yahudilere ne de masonlara pek fazla sempati beslememesine karşın, Protokoller’in kesinlikle sahte olduğunu ileri süren bir açıklamanın Belçikalı Rahip Pierre Charles tarafından kaleme alınmış olması oldukça şaşırtıcıdır. Bu açıklama, Ocak 1938’de “Nouvelle Revue Théologique” adlı dergide yayınlanmıştır. Yazının zamanlamasında dikkat çeken husus, 2. Dünya Savaşı’nın arifesinde Hitler, Franco ve Mussolini rejimlerinin şiddetli bir Yahudi-Mason aleyhtarı propaganda yaptıkları dönemde yayınlanmış olmasıdır. Olayların akışını izleyen herkes, savaşın kaçınılmaz olduğunu ve Alman askeri gücünün kısa sürede tüm komşuları gibi Belçika’yı da perişan edeceğini görüyordu. Böyle bir dönemde Protokoller’in sahteliği hakkında yazı yazmayı göze alan Pierre Charles, olağanüstü cesur bir kişi olmalıdır. Bu yayına izin veren dergi yöneticileri de, o günlerde Avrupa’da pek görülmeyen bir adalet ve insancıllık sergilemişlerdir.
Koşutluklar
Bu yazının çerçevesi içinde Joly’nin yapıtı ile Nilus’un Protokoller’i arasında ayrıntılı bir karşılaştırma yapma olanağı bulunmamasına karşın, yine de belirli bir fikre ulaşılması için bazı seçilmiş paragraflar aşağıda sunulmuştur:
-Diyaloglar, Joly, s. 75:
Örneğin muazzam mali tekeller örgütlerdim; tüm özel sağlık konularının sıkıca bağlı olacağı kamu sağlığı fonları oluştururdum. Her politik felaketten sonra Devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacaktır. Sen bir ekonomistsin Montesquieu, bu tertibin değerini ölçersin.
-Protokoller, Nilus, s. 42:
Çok yakında koskoca tekeller kuracağız – devasa sağlık fonları – tüm Hıristiyanların, en büyüklerinin bile, sağlığı bu fonlara bağlı olacak; öylesine ki, bir politik felaketten sonra Devletin varlıkları bunlar tarafından hortumlanacak. Burada bulunan baylar, sizler ekonomistsiniz: bu tertibin önemini tasavvur ediniz.
-Diyaloglar, Joly, s. 77
Devletin sadece işçilere, birkaç milyonere ve askerlere sahip olacak duruma gelmesini sağlamak gerekir.
-Protokoller, Nilus, s. 45
Devletin sadece işçilere, birkaç milyonere ve askerlere sahip olması gerekir.
-Diyaloglar, Joly, s. 159:
Sylla tanrılaşarak geri döndü, hiç kimse kafasındaki saçlara dokunamadı.
-Protokoller, Nilus, s. 93:
Sylla tanrılaşmıştı (Sylla’nın saçına kimse dokunamadı) .
Kimi zaman Nilus’un hata yaptığını, olayların akışını ve kimin konuştuğunu şaşırarak, Joly’nin yapıtındaki iki kişinin çelişkili yargılarını yan yana kullandığını belirtmek gereklidir.
Protokoller’de toplam olarak 160 bölüm, yani metnin yaklaşık yüzde kırkı, açıkça Joly’nin yazdıklarından alınmıştır. Dokuz bölümde, kopya çekme oranı yüzde ellinin üzerine ulaşmaktadır.
Protokoller’de yer alan tek Latince deyiş olan “Per me reges regnant” (Krallar benimle hükmeder) ilgi çeken bir ayrıntıdır. Bu deyiş, Eski Ahit’in Katolik versiyonu olan Vulgata’nın “Proverbs 8, 15” bölümünden yapılan bir doğrudan alıntıdır. Hemen tüm katılanların İbrani’ce konuştuğu Basel Kongresinde, bu deyişin özgün İbrani’ce biçimi olan “Bi Melakhim Yimlekhu” yerine Latince çevirisinin kullanılmış olması mantıksızdır.
Joly’nin kitabında yer almayan, Masonluk karşıtı saldırılar Protokoller’in bir çok bölümünde yinelenir. Örneğin Protokol No. 11’de: “Politikamız gizli Masonluk örgütlerine temel olmuştur. Bu örgüt gizlidir ve amaçlarından Hıristiyanlar kuşku bile duymazlar; kardeşlerinin gözlerini boyamak için locaların açık ordularına bizim vasıtamızla kaydedilmişlerdir“ denilmektedir. Protokol No. 15 belki de Masonluk açısından en ilginç sözleri içermektedir: “Dünyanın tüm ülkelerinde mason locaları kuracağız ve sayılarını arttıracağız… Tüm bu locaları yalnızca bizim bildiğimiz merkezi bir yönetimin emrine vereceğiz… Locaların üyeleri arasında neredeyse tüm uluslararası ve ulusal polis örgütlerinin ajanları bulunacak “.
Bu bölümlerde komplo kuramlarının tüm öğeleri bulunmaktadır. Bu anlamsızlıklara inanmaya hazır olanlarla tartışmaya kalkışmakta yarar yoktur. Bu tür kişilerle konuşurken; örneğin, dünya çapında tüm Büyük Locaların bağımsızlıklarına ne kadar kıskançlıkla değer verdiklerini ya da baskıcı rejimlerde gizli polislerin Masonluğun en büyük düşmanları olduklarını belirtmek yersiz olacaktır.
İlk Elden Bir İtiraf
Protokoller’in bir sahtekarlık ürünü ve bir intihal oldukları konusunda mahkemeler birden çok karar vermişlerdir. Örneğin, Mayıs 1935’te Bern kentinde İsviçreli bir yargıç, Protokoller’i yayınladığı için yıkıcı yayın yapmakla yargılanan bir kişi için şunları söylemiştir: “Protokoller bir sahtekarlık, intihal ve saçmalıktır”. Ne var ki, Nazi propagandası ırkçı politikalarını doğrulamak uğruna Protokoller’i yoğun olarak kullanmış ve bugüne dek dünyanın hemen her yerinde, Protokoller’in basım ve dağıtımı Yahudi düşmanlarının ana uğraşlarından biri olmuştur.
Bu mahkeme sırasında Kont A. M. du Chayla, yakından tanıdığı Nilus hakkında ilginç ve önemli bilgiler vermiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Chayla, Don Kazaklarından oluşturulmuş bir birliğe komuta etmiş ve kahramanlık madalyası kazanmıştır. 1909 Yılında “Optina Poustina” manastırında dokuz ay kalmış ve burada Nilus ile yakın bir dostluk geliştirmiştir. Nilus, Chayla’ya sık sık Protokoller’den söz etmiş, özgün belgeleri göstererek, hazırlamakta olduğu yeni yorumları açıklamıştır. Chayla, el yazmalarını Nilus’un evinde incelemiş ve metnin bazı tuhaf yanları dikkatini çekmişti. Fransızca yazım hataları ve özellikle Fransızca dilbilgisi yapısına uymayan tümceler, bu el yazmalarının Fransız olmayan bir kişi, yani bir yabancı tarafından kaleme alındığını gösteriyormuş.
Herman Bernstein 1935 yılında yayınlanan “The Truth About the Protocols of Sion” (Sion Protokolleri Hakkındaki Gerçek) adlı kitabında bu konuda şu ayrıntıları vermektedir:
“Nilus, Chayla’yı Bayan K. adında bir kadınla tanıştırdı. Bu kadın Paris’teyken Nilus’un sevgilisi olmuştu. Hatta Nilus evlendikten sonra bile bu kadın gelip Nilus’un evine yerleşmişti. Nilus’un karısı zayıf karakterli bir kadındı ve bu duruma ses çıkartamamıştı. Nilus Chayla’ya, Paris’teyken kadının General Ratçkovski adında bir arkadaşı olduğunu, Protokoller’i Ratçkovski’nin kendisine verdiğini söylemişti Ratçkovski, bu belgelerin masonların gizli arşivinden çalındığını belirtmişti”.
Protokoller’in Joly’nin kitabından aşırıldığı ortaya çıkınca, Yahudi düşmanları buna da bir kılıf uydurdular: güya Joly sonradan Hıristiyan olmuş bir Yahudi idi; asıl adı Moses Joel’di ve elbette bir komünistti; dünyayı ele geçirmek için düzenlenen Yahudi-Mason komplosunu doğal olarak biliyordu. İşte bu yüzden, Joly’nin Diyalogları ile Protokoller birbirine benzemekteydiler.
Tarihsel gerçek ise bunun tam tersiydi: Maurice Joly aslında bir monarşist ve Yahudi düşmanıydı, bir çoğu hükümet memuru olarak görev almış olan eski bir Fransız Katolik ailesinden gelmekteydi.
Protokoller Yayılıyor
Protokoller’in yayın başarısı tartışmasızdır. Londra’da British Museum’da 43 ayrı baskısı bulunmaktadır. Özellikle Nazi ve Faşist rejimlerin yükseldiği 1930'u yıllarda, dünyanın dört bir yanında 28 ayrı baskısı yapılmıştır.
Protokoller’in Rusça’dan bir diğer dile ilk çevirisi Müller von Hausen adlı bir Alman tarafından “Die Geheimnisse der Weisen von Sion” (Sion Bilgelerinin Gizi) adıyla yapılmıştır. Gottfried zur Beck takma ismiyle yazan bu kişi Protokoller’e sayısız notlar ve yorumlar da eklemiştir. Von Hausen, kitabını “Avrupa’nın Prenslerine” ithaf etmiş; böylece tahtlarını tehdit eden tehlike hakkında onları uyarmak istemiştir. Kitabın yayını Alman soyluları tarafından paraca desteklenmiş, çok sayıda dağıtım yapılabilmesi amacıyla broşür biçiminde basılması sağlanmıştır.
1920 Yılında Protokoller Polonya’da basılmıştır. Aynı yıl İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanmıştır. Kısa süre sonra İsveç, Japonya, Portekiz ve Fransa’da da Protokoller yayınlanmıştır. 1925’te Şam’da ilk Arapça baskısı yapılmış ve Ortadoğu’ya yaygın biçimde dağıtılmıştır. İspanya’da ilk baskı “Yahudi-Mason Tehlikesi” adı altında 1927 yılında gerçekleşmiştir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde Protokoller, ünlü otomobil sanayicisi Henry Ford’un kişiliğinde önemli bir destekçi kazanmıştır. Ford’un Yahudi düşmanlığının nedenleri belirsizdir; ancak Ford, Protokoller’in bir çok baskısını mali yönden desteklemekle yetinmemiş, ayrıca Yahudi tehlikesini açığa çıkartmak için “The Dearborn Independent” adıyla bir de dergi çıkartmıştır. Ayrıca kendi yazdığı bir çok Yahudi karşıtı makaleyi “The International Jew” (UluslararasıYahudi) adlı bir kitapta toplamıştır. Bu kitap hemen Theodor Fritsch tarafından Almanca’ya çevrilmiş ve 1922 yılına dek tam 22 baskı yapmıştır. Hem Protokoller, hem de Ford’un kitabı Nazilerin Yahudi karşıtı propagandalarının vazgeçilmez unsurları olmuştur.
Hitler ve Protokoller
Hitler, Protokoller’i ırkçı baskı politikasının bir aracı olarak kullanmış, bu durum “Son Çözüm” ile yani Yahudilerin kitle halinde öldürülmeleri ile sonuçlanmıştır. Nora Levin, “The Holocaust: The Destruction of European Jewry 1933-1945” adlı 1973 basımı kitabında, Hitler’in Yahudi ırkını yok etmek için Protokoller’i bir el kitabı gibi kullandığını ileri sürer:
“Protokoller, kaba bir sahtekarlık örneği olduğunun kesin olarak kanıtlanmasına karşın, 1920-1930’larda dikkat çeken bir popülerliğe ve büyük satışlara ulaşmıştı. Avrupa’nın tim dillerine çevrilmiş, Arap ülkelerinde yaygın olarak dağıtılmış, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletlerinde basılmıştı. Ancak en büyük başarıyı Birinci Dünya Savaşından sonra Almanya’da sağladı. Protokoller, Almanya’nın başına gelen tüm felaketleri; savaş yenilgisi, açlık, yıkıcı enflasyon gibi ulusal sıkıntıların nedenlerini açıklamakta kullanıldı.”
Hitler, “Mein Kampf” (Kavgam) adlı ünlü kitabında Protokoller hakkında şu yorumu yapmıştı:
“Yahudilerin sınırsız biçimde nefret ettikleri Protokoller, bu ulusun ne ölçüde varlığını yalana bağladığını eşsiz bir şekilde göstermektedir. “Frankfurter Zeitung”Protokoller’in sahte olduğunu neredeyse her hafta haykırıyor; bu da Protokoller’in gerçek olduğunun en iyi kanıtıdır. Önemli olan da budur. Bu açıklamaların hangi Yahudi beyninden kaynaklandıkları fark etmez; önemli olan, Yahudi ulusunun doğasını ve eylemlerini korkutucu bir kesinlikle açığa çıkarmaları, gizli düşünceleri ile nihai amaçlarını ortaya dökmeleridir. Protokoller’e yöneltilecek en iyi eleştiri gerçeğin ta kendisidir. Bu kitabın bakış açısından son yüzyılın tarihsel gelişmelerini inceleyen herkes, Yahudi basınının çığlıklarının nedenini anlar. Bir kez Protokoller, bir ulusun ortak malı biçimine dönüşürse, o ulus için Yahudi tehdidi ortadan kalkmış olur.”
İkinci Dünya Savaşı sonrasında, Nazi Almanya’sının insanlığa karşı işlediği suçlar açığa çıktığı zaman, sahte oldukları defalarca kanıtlanmış olan Protokoller’e karşı daha eleştirel bir tutumun gelişmesi beklenmekteydi. Savaş sırasındaki Yahudi kıyımı, en trajik ve en somut biçimde Protokoller’de öngörülen Yahudilerin dünya egemenliği projesinin saçmalığını ortaya çıkarmıştır. Yahudi ve mason karşıtı nefretin mantıkla değil, aslında psikopatoloji ile bağıntısı vardır. Yahudi karşıtları, yine de toplu mezarlar, gaz odaları, binlerce tanıklık, fotoğraf, film ve itiraflara karşın, Yahudi kıyımının aslında hiç gerçekleşmediğini ileri sürmekten çekinmeyerek, tüm bunların uydurma olduklarını savunmaktadırlar.
Sanki hiç bir şey olmamışçasına Protokoller’in çeşitli basımları sürüp gidiyor; bu nefret saçan yazılar popülerliğini hiç yitirmeden günümüze kadar ulaştılar. Son yıllarda Amerika Birleşik Devletleri, Estonya, Slovakya, Ukrayna, İran, Danimarka gibi ülkelerde yeni baskıları piyasaya sürüldü; Avustralya’da Yunanca bir çevirisi bile yayınlandı.
Türkiye’de Protokoller
Protokoller, Türkiye’de ilk kez 1943 yılında Sami Sabit Karaman’ın çevirisi ile “Yahudi Tarihi ve Siyon Önderlerinin Protokolleri” adı altında yayınlandı. Almanya’da eğitim görmüş ve tümgeneral rütbesi ile emekli olmuş bir subay olan Sami Sabit Karaman, çevirisine Will Durant’ın “Histoire de la Civilisation” (Uygarlık Tarihi) adlı yapıtının Yahudi Tarihi bölümünü de eklemiş ve böylece Protokoller’e biraz da bilimsel bir nitelik kazandırmaya çalışmıştır. Çevirmen tarafından yazılan ilk sözden anlaşıldığı kadarı ile kitap 1941 yılında hazırlanmaya başlanmış, ancak çeviri için 1943 yılında Roger Lambelin’in Rusça’dan Fransızca’ya çevirdiği nüsha esas alınmıştır.
Bu ilk yayından sonra Protokoller’in giderek artan bir hızla Türkiye’de de yeni baskılarının yapılması sürdürülmüştür. 1943 – 1994 yılları arasında Protokoller, ya tam metinleri ile ya da kısaltılmış olarak tam 45 kez basılmışlardır. Üstelik bu baskıları yapan yayınevleri, kitabın başına koydukları sunuş yazılarında yer alan açıklamaları ile Protokoller’in özgün olduğunu her seferinde “teyit” etmişlerdir.
Protokoller’in bu denli çok sayıda basılmış olmalarına karşılık, düzmece oldukları hakkında tek kapsamlı yanıt, 1948 yılında Avram Galanti tarafından “İki Uydurma Eser, I-Siyon Önderlerinin Protokolleri. II- Beynelmilel Yahudi” adlı kitapla verilmiştir. Bu kitabın dışında, Protokoller’in sahte olduklarına bir dönemin polemikçi yazarı Yesevizade de “Yahudilik ve Dönmeler” adlı kitabında dikkati çekmiştir. Yesevizade bu kitabında, Prof. Hikmet Tanyu tarafından yazılan “Tarih Boyunca Türkler ve Yahudiler” adlı kitabı eleştirirken şunları söylemiştir: “Siyon Hükemasının Protokolleri hakkında verilen haberde onun kaynağı hakkındaki iddia safsatadır. Gerçekte Protokoller’in düzmece olma ihtimali, sahih olma ihtimalinden daha fazladır. Yahudiyat, yani Yahudiliği tedkik ilmi asla böyle şüpheli vesikalara istinad ettirilemez”.
Sonuç
Bir program olarak ele alındığında Protokoller, konunun özünden uzaklaşan, yazarın çelişkilerini ve en basit olguları bile bilmediğini ortaya koyan önemsiz bir dizi sözden ibarettir. Hiç kimse böyle bir programı uygulamaya koyamaz zira mantıksızlıklar ve çelişkilerle doludur.
Protokoller’in sahte olduğu, Joly’nin yapıtından intihal edildiği, Yahudilere karşı nefret uyandırmak ve kalabalıkların kör tutkularını kışkırtmak için yazıldıkları kanıtlanmıştır.
Basel’deki Siyonist Kongresinin Protokoller ile hiç bir bağlantısı yoktur.
Protokoller’in yazarlarının gerçekleştirdikleri saptırmalardaki gerçek amaçları, o dönemde Çarlık Rusya’sının içinde bulunduğu iç politika koşulları ile bağlantılıdır.
Protokoller, Yahudilik ile Masonluk arasında bir ilişki bulunduğunu ileri sürerek açık bir saptırmada bulunmaktadır. Aynı biçimde, Masonluk ile Komünizm arasında bir bağlantı bulunduğunu varsaymak da saçma ve gariptir. Masonluk tüm komünist ülkelerde yasaklanmış ve üyeleri kovuşturmaya uğramıştır. 1922 Yılında Dördüncü Komünist Enternasyonal, Masonluk ile komünizmin birbirini dışladıklarını açıklamıştır. Bundan birkaç yıl sonra Sovyet gizli polisi, son mason örgütlerini de yok etmiş, masonları tutuklamıştır. Sovyet uydusu olan diğer ülkelerde de benzer olaylar yaşanmış, Masonluk kesin biçimde yasaklanmıştır. Bu genel kuralın tek istisnası, Masonluğun halen çalışmayı sürdürdüğü ve baskı altında tutulmadığı tek komünist ülke olan Küba’dır.
Işığın çocukları masonlar ile nefret ve hoşgörüsüzlük grupları arasındaki savaş sona ermek şöyle dursun, giderek şiddetleniyor. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri gibi uzun demokratik geleneklere sahip ülkelerde bile mason düşmanlığı yeniden yeşeriyor ve yeni fanatik eylemler ortaya koyuyor. Mason karşıtları ile Yahudi düşmanları yeni elektronik olanaklardan, özellikle Internet’ten hızla yararlanıyorlar. Oysa Masonluk tepki vermekte oldukça yavaş kalıyor. Dünya sahnesinde, eski Sovyet uydusu ülkelerde Masonluğun Rönesans’ı pek yavaş ve zor gerçekleşmekte. Diğer taraftan, dünyada birçok ülkede, özellikle Müslüman ülkelerde, Masonluk hala yasak tutuluyor.
kaynak:
http://filistindavasi.netfirms.com/harun/Sion-Protokol/Sion1.htm
İNANÇSIZLARIN SIĞINDIĞI KAPI
ayrıca bakınız: Masonluk, Tapınak şovalyeleri, Yeni Dünya Düzeni...
saçma ve boş hayal.bu dünya sultan süleyman'a kalmamış,dolayısıyla kimseye kalmaz.
Bir rivayete göre New York taki Özgürlük Anıtı nın kafasindan yayilan yedi ışık hüzmesi, Yahudiliğin sembolü olan yedi kollu şamdanı, kaidesi ise Süleyman Mabedinin kulelerini sembolize etmektedir.
MUHARREF TEVRAT EMİRLERİNE GÖRE YAHUDİ DÜNYA GÖRÜŞÜ: SİYONİZM
Yahudiliğin kaynağını teşkil eden muharref (tahrif edilmiş) Tevrat ifadelerine göre kendi Tanrıları 'Yehova' tarafından oğullarına miras olarak verilen yeryüzünü mülk edinmek, devlet kurmak, hürriyet sahibi olmak yalnız yahudi olanların haklarıdır. Yahudi olmayanlar (goyimler) için bu haklar sözkonusu olamaz. Bu felsefeye göre Hz.Adem oğulları, Yehova oğulları olan Yahudilerin olması gereken çeşitli toprakları işgal etmişler ve gayrimeşru bir şekilde kullanmaktadırlar. Bu felsefeye göre yahudi olmayanların elinde bulunan mal,Yehova'nın mirasından çalınmış maldır. Kısaca Siyonizm adı altında özetlenebilecek bu inanışa göre, doğuştan günahkar olan diğer milletlerin, Yehova'nın oğulları tarafından 'Sion' (Kudüs yakınlarındaki bir dağın adı olan bu kelime, Tanrı Yehova'nın yeryüzünde kurulacak krallığını simgeler) da kurulacak ' Dünya Krallığı' na yerlerini terk etmeleri, yeryüzünün yahudilerin eline geçmesi ve Yahudilerin bu gizli savaşın sonunda 'Yeryüzü İlahı' ilan edilmeleri 'din' anlayışlarının temelini oluşturur.
'Ve o kralların günlerinde göklerin Allahı (yehova) edediyen harap olmayacak bir krallık kuracak ve onun hakimiyeti başka bir kavme bırakılmayacak; ancak bu krallıkların hepsini o parçalayacak ve bitirecek' (Daniel, Bab:2 Ayet:44)
'O zaman Rab Yehova bütün bu milletleri önünüzden kovacak ve sizden büyük bir kuvvetli milletlerin mülkünü alacaksınız. Ayak tabanınızın basacağı her yer sizin olacak.' (Tesniye, Bab:11 Ayet:23-4)
Temelde şiddetli bir ırkçılığa ve maddeciliğe dayanan bu inançla yüzyıllardan bu yana yahudiler, Hz. Adem oğullarının elinden kendilerinin tabii hakkı olan bu malı geri almaları yolunda gerek sosyalizm, gerek kapitalizm sahalarında mücadele etmektedirler Ancak kendilerinden sayıca çok daha güçlü olan diğer milletlerin devletlerini ve mülklerini ele geçirmek için kaba kuvvetten ve açıkça onlarla karşı karşıya gelmenin fayda sağlamayacağını çok iyi bilen yahudiler masonluk, felsefe, siyaset, basın, propaganda, ekonomi, bankacılık, anarşizm, savaşlar ve ahlaki dejenerasyon gibi stratejik silahlar kullanarak bu görünmez istila hareketini sürdürmektedirler.
'Eğer kendi yüreğinde bu milletler benden çokturlar, nasıl onların mülkünü alabilirim dersen, onlardan korkmayacaksın' (Tesniye, Bab: 7 Ayet:17-18)
Yahudiler için yeryüzünde iki tür canlı vardır. İnsanlar ve Hayvanlar.. Yahudiler insanlardır. Diğer insanlara karşı girişilen ve kuralları 'Yehova' tarafından tespit edilen bu savaşta, hiç şüphesiz birinci plandaki hedef siyonist hareketin karşısına büyük engeller olarak çıkan, din-ahlâk- gibi mukaddes değerlerin insanların gözünde alçaltılması, parçalanması ve nihayet tamamıyla ortadan kaldırılmasıdır.
'Şimal taraflarında büyük kralın şehri yüksekliği güzel olan Sion Dağı bütün yerin meserretidir. (Mezmurlar, Bab:48, Ayet:2-3)
'İşte şimdi bildim ki; bütün dünyada Allah yoktur, ancak israilde Allah vardır.'(II.Krallar; Bab:5, Ayet:15)
Dini kıyafetleri içinde her sene Sion Dağı'nı ziyaret eden Yahudiler.
'Rab Yehova saltanat sürüyor, kavmler titresinler, Kerubiler üstünde tahtındadır; yer sarsılsın. Rab Sion' da büyüktür.' (Mezmurlar; Bab:99,Ayet:1-2)
'Saf altında toplanan Sion'un değerli oğulları.' (Y.Mersiyeleri; Bab:4/2)
Muharref (tahrif edilmiş) tevrattan kaynaklanan üstün ırk fikri, diğer milletlerin değersizliği ve dinin milli olması, sadece Yahudi ırkından olanlara musevi olma hakkını vermektedir. Bu durum diğer musevi dinine mensup ırklara (Habeşliler, Hazer Türkleri vb) Yahudilerin büyük kin tutmalarına sebeb olmaktadır. İsrail' in Habeş'li musevileri ölüme terk etmesinin kökeninde bu gerçek yatmaktadır.)
Aslında sadece İslam düşmanı değildir.Barışı huzuru sevgiyi kardeşliği getirecek herşeye düşmandır siyonizm.Tek amacı 'Sion'istlerle dünyaya hakim olmaktır.
Her musevi(Musa'ya inanan) , her yahudi, her ibrani, her İsrail'li SİYONİST değildir.Kimse doğarken milletini seçmiyor.Siyonizm IRKÇI ve YAYILMACI-SALDIRGAN bir düşüncedir.
İsrailli bir çok barışsever, hoşgörülü İNSAN vardır.
Füzeyle adam öldüren bir topluluk, heralde avcılarıda G3 lerle kuş avına çıkıyordur
Hey allahım diyorum sen akıl ver şu insanımsı şarona.
Siyonizmin kendisine malzeme haline getirmek istediği diğer bazı Eski Ahit pasajları şöyledir:
TESNİYE
BAB: 14
AYET 12
S: 191 Siz Allahiniz Rabbin ogullarisiniz.' Çünkü sen Allah'in Rabbe mukaddes bir kavimsin, ve Rab yer üzerinde olan bütün kavimlerden üstün olarak kendisine has bir kavim olmak üzere seni seçti.
LEVILILER
BAB: 26
AYET: 12
S: 127 Ve aranizda yürüyecegim ve sizin Allahiniz olacagim ve siz benim kavmim olacaksiniz.
LEVILILER
BAB: 2
AYET: 24-26
S: 120 ... ve onlardan nefret ettim. Fakat size dedim: Siz onlarin topraklarini o miras olarak alacaksiniz ve ben size onu mülk olmak üzere verecegim, ben sizi milletlerden ayirt eden Allahiniz Rabbim,. ve bana mukaddes olacaksiniz, benim olmaniz için sizi kavimlerden ayirt ettim.
YEREMYANIN MERSIYELERI
BAB: 4 AYET: 2
S.785 Saf altinda tartilan Sionun degerli ogullari
ÇIKIS
BAB: 19
AYET: 5-6
S: 73 Bana bütün kavimlerden has kavim olacaksiniz ve siz bana kahinler melekutu ve mukaddes millet olacaksiniz.
TESNİYE
BAB: 15
AYET: 6
S: 192 Çünkü Allahin Rab sana vadetmis oldugu gibi seni mübarek kilacaktir; ve çok milletlere ödünç vereceksin, fakat sen ödünç almayacaksin ve çok milletlere saltanat edeceksin fakat onlar sana saltanat etmeyecekler.
MEZMURLAR
BAB: 82
AYET 6-8 Ben dedim. Siz Ilahlarsiniz ve hepiniz yüce olanin ogullarisiniz. Kalk ey Allah yeryüzüne hükmet. Zira milletlerin hepsine sen varis olacaksin.
İŞAYA
BAB: 60
AYET: 10-16
S: 709 Ve ecnebiler senin duvarlarini yapacaklar ve kirallari sana hizmet edecekler. Ve kapilarin daima açik duracak, milletlerin servetini ve sürgün getirilen kirallarini sana getirsinler diye gece gündüz kapanmayacaklar. Çünkü sana kulluk etmeyen millet harap olacak. Ve seni sikistiranlarin ogullari sana egilerek gelecekler ve seni hor görenlerin hepsi senin ayaklarinin tabaninda yere kapanacaklar, ve sana Rab bin sehri Israil Kuddüsunun Sionu, diyecekler. Ve milletleriri sütünü emeceksin ve kirallarin memelerini emeceksin.
ÇIKIŞ
BAB: 10
AYET: 3
S: 63 Ibranilerin Allahi Rab söyle diyor:.
II. KIRALLAR
BAB: 5
AYET: 15 Iste, simdi bildim ki bütün dünyada allah yoktur, ancak Israil'de vardir.
TESNİYE
BAB: 10
AYET: 15
S: 188 Sizi bugün oldugu gibi bütün kavmlerin arasindan seçtim.
TESNİYE
BAB: 23
AYET: 20
S: 200 Yabanciya faizle ödünç verebilirsin, fakat kardesine faizle ödünç vermeyeceksin, taki mülk olarak almak üzere gitmekte oldugun diyarda elini atacagin her seyde Allahin Rab seni mübarek kilsin
MEZMURLAR
BAB: 89
AYET: 27-29
S: 593 Bende onu ilk oglum Dünya kirallarinin en yüksegi kilacagim, Onun için inayetihi ebediyen tutacagim. Ve ahdim onun ile sabit olacak. Onun zürriyetini de ebedi, ve tahtini göklerin günleri gibi kilacagim.
MEZMURLAR
BAB: 99
AYET: 1-2
S: 599 Rab (Yehova) saltanat sürüyor; kavimlar titresinler; Kerubîler üstünde tahtindadir; yer sarsilsin Rab Sionda büyüktür.
DANIEL
BAB: 2
AYET: 44
S: 842 Ve o kirallarin günlerinde göklerin Allahi ebediyen harap olmayacak bir kirallik kuracak ve onun hakimiyeti baska bir kavma birakilmayacak; ancak bu kiralliklarin hepsini o parçalayacak ve bitirecek, ve kendisi ebediyen duracak.
MEZMURLAR
BAB: 67
AYET: 6
S: 576 Yeryüzü mahsülünü verdi. Allah bizim Allahimiz, bizi mübarek kilacaktir.
İŞAYA
BAB: 9
AYET: 6
S: 679 Çünkü bize bir çocuk dogdu, bize bir ogul verildi; ve reislik onun omuzu üzerinde olacak, ve onun adi; Acîp Ögütçü, Kadir Allah, Ebediyet basi, Selâmet reisi çagrilacaktir.
MEZMURLAR
BAB: 48
AYET 2-3
Simal taraflarinda büyük kralin sehri yüksekligi güzel olan Sion Dagi bütün yerin meserretidir.
6 köşeli yıldız ile sembolize edilir. esasında bu biri ters biri düz duran iki üçgenin içiçe geçmiş halidir. düz duran üçgen siyon dağını, diğeri ise siyon dağı merkezli dünya hükümranlığı (emelleri) ni ifade eder. tanrıları yahovanın sadece kendi tanrıları olduğunu, diğer insanların (süt veren inek, ürün veren ağaç gibi) kendilerine hizmet etmek için yaratıldıklarını düşünen, buna inanan kapalı bir toplumun ideolojisidir bu. bu amaçla gün be gün zengin olup, dünya iktidarını ele geçirmeye soyunmuşlardır dünyanın dört bir yanına dağılarak.
Siyonizm, dusunyapisini theodore herzlin gelistirdigi ırkçı bir ieolojidir.
(şimal taraflarında büyük kralın şehri yüksekliği güzel olan sion dağı bütün yerin meserretidir.- mezmurlar, bab:48, ayet:2-3)
siyonizmin referansi bizzat carpiltilmis Tevrattir, bu çarpiltilmis kaynağa göre, israiloğulları Allah tarafindan secilmis ve 'Filistin' onlara yurt olarak verilmistir (vaadedilmis topraklar,büyük israil) . yahudilerin elinde olmayan topraklar, onlardan calinmis olarak kabul gorur. iste, siyonizm, hukuk olarak tevrat'a (eski ahit) isaret eder.
Özellikle 19.yy sonu ve 20.yy basinda, teskilatlanmalarini hizlandiran yahudiler, kutsal filistin topraklarina gocler tertiplemislerdir. ikinci dunya savasi esnasinda yasananlar, göçü - isgali hizlandirmistir
(filistin'e gitmeyi kabul etmeyen yahudiler, yine ırkdaşlari tarafindan olüme terkedilmistir) .
Aşama aşama gercekleştirilen göçler neticesinde (yahudi yerlesim bölgeleri) filistin isgale hazir hale gelmis ve 1948'de yayilmacilarin destegiyle de filistin isgal edilerek, siyonist bir devlet kurulmustur.
Gunümüzde ise, Ariel Şaron önderliginde siyonizm Filistin isgaline hız vermis, ve isgal soykırima donusmustur.
Siyonizm, ortadogu ve tüm dünya'nin varligini-güvenligini tehdit eden dogmatik-fasist bir oluşumdur.
Genel anlamda, kabaca tarif etmek gerekirs yahudilerin(bazı) dünyayı ele geçirme planı.