Kültür Sanat Edebiyat Şiir

erzurum sizce ne demek, erzurum size neyi çağrıştırıyor?

erzurum terimi Bircan tarafından 08.07.2004 tarihinde eklendi

  • Dursun Çötoğlu
    Dursun Çötoğlu 07.04.2016 - 11:53

    HOŞÇAKAL ERZURUM / Dursun Çötoğlu

    Onunla güzeldi sende günlerim
    Onunla gülerdi sende gözlerim
    Onunla sıcaktı sende ellerim
    O gitti kalamam sende Erzurum

    Onsuz burada güneş doğmuyor
    Onsuz geceler saba olmuyor
    Onsuz acılarım bir son bulmuyor
    Hoşçakal herşeyim canım erzurum

    Ondan başkasıyla yapamam asla
    Onun sayesinde tanıştım aşkla
    Şimdi de bensiz günlere başla
    O gitti yaşamam sende Erzurum

    Sende benim gibi dertlisin dertli
    Sende benim gibi kötü kaderli
    Senide sarmış hüzün besbelli
    Yinede kalamam sende Erzurum

    Çanakkale /1994

  • Candle In The Wind
    Candle In The Wind 28.01.2011 - 14:35

    Eteğinde duman, zirvesinde kar
    Düşmanına hasım dostlarına yar
    Tüm dünyaya geniş, bir yüreğe dar

  • Bahar Daşkın
    Bahar Daşkın 25.08.2009 - 17:29

    Dört mevsim serin havasıyla,kışın yağan karıyla,bahardaki yeşil yaylalarıyla,sıcak insanlarıyla,Tortum Şelalesiyle,Palandökeniyle,çifte minareli medresesiyle,yakutiye medresesiyle,oltu taşıyla,ayran aşıyla,su böreğiyle,tatar böreğiyle,cağ kebabıyla,kuymağıyla,kadayıf dolmasıyla ve şuanda aklıma gelmeyen nice güzellikleriyle...memleketim.

  • Özerdemir
    Özerdemir 12.05.2009 - 13:13

    bence erzurum dadaşların diyarını çağrıştırıyor veerzurum bar ekibini çarıştırıyor

  • Sevil Kutman
    Sevil Kutman 12.12.2008 - 10:48

    Çok istediğim halde gidemediğim yerlerden birisi.

  • Ersen Ibıs
    Ersen Ibıs 22.11.2008 - 11:31

    Doğunun Parisi tabirini anlayabilmeniz için ahmet Hamdi Tanpınarın Beş Şehir isimli kitabını okumanızı tavsiye ederim. Gerçekten bir zamanlar Paris gibiymiş şehir. Osmanli İmparatorluğunun İstanbul ve İzmir'den sonra en büyük Gümrüğü Erzurum imiş. Onsekizinci yüzyılın sonlarına kadar bu ihtişamlı durumu devam etmiştir. Bu zenginliğini tahmin edebileceğiniz gibi İpekyolu'nun çok önemli bir istasyonu olmasına borçlu. Zira doğudan batıya, batıdan doğuya giden kervanlar hemen hemen bütün ihtiyaçlarını bu şehirden karşılarmış. Şehir 33 sanatı beslermiş. Başlıcaları, kazazlar, kavaflar, bezzazlar, nalbantlar, sarraflar, yağcılar vs... Esnafı gayet adilmiş. Coğrafi merkez olmasından dolayı Çinden Avrupaya kadar bütün kültür etkileşimlerine açıkmış. Uzun kış gecelerinin şehre bu gün bile etkisini sürdüren derin ve esaslı bir kültür bahşettiğini afaki bir bakışla da anlayabiliriz. Bu şifahi kültürün en belirgin hususiyeti insanının hazırcevaplığı,sıcakkanlılığı,yardımseverliği vs.'dir. Erzurum'da yalnız kalmak imkansızdır...

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 17.06.2008 - 17:06

    Cânım ülkemin kliması diyebiliriz...

    hava durumuna bakarsanız gecesi tüm şehirlerin gecelerinden serin...

    gündüzü de hâkezâ öyle.....

    Erzurum'u anlat diyene doğunun paris'i derler önce...

    Şimdi düşünüp kıyaslamaya geçiyorum...neden böyle demişler diye...

    Parise bakıyorum da sokaklarında parfüm kokuları eşliğinde yürürsünüz...Erzurumda tezek kokusu hakimdir...

    Parisin içinden koca Sen nehri geçer....Erzurumda koca bir nehir varda şehrin içinden geçen ben mi görmedim diye epey düşündüm ve hatta haritaya bile baktım gençliğimde ;)


    parisin eiffel'i var ki ne anlamı var ne manevi bir derinliği...Erzurumda buna mukabil çifte minareli medreseyi mi koydular bilemiyorum ama Erzurum bu konuda Paris'in eiffeliyle kıyas kabul etmez..etmemeli....

    parisin oltu taşına benzer bir doğal madeni var da ben mi bilmiyorum?

    yani efendim Erzurum ile Paris'in ortak hiçbir noktasını bulamamışken ben...herkes nasıl oluyor da böyle bir teşbihin altına imza atabiliyor hayretteyim...

    Erzurum Paris değildir...onun gibi hiç değildir...Bağrımızda hasreti yanan vatan toprağıdır...
    (bknz. vatan hasreti)

    *18 yıl aradan sonra şimdi tekrar giderek Erzurum'da,yerinde,bir kez daha gözlem yapıp bu yorumuma geri döneceğim bir hafta sonra inşaallah...

  • Oğuzhan Duvarcı
    Oğuzhan Duvarcı 11.10.2007 - 13:57

    erzurum demek can demek erzurumumuz VATANIMIZ TÜRKİYEMİZİN CANIDIR ATAR DAMARIR

  • Birgül Meral
    Birgül Meral 15.06.2007 - 20:47

    'ruhunu çıkarıp bıraktığı şehrin adını hatırlamaya çalıştı'(H.İ)

  • Birgül Meral
    Birgül Meral 14.06.2007 - 21:38

    Erzurum garında banklar üstünde uyku tutmuyor karanlıkları
    yitik düşlerimi kovalıyorum, gölgeler gidiyor
    ben kalıyorum
    sana ipek bir mendile sardığım yüreğimle
    şehzade gülleri gönderiyorum
    ...

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 17.01.2007 - 10:09

    Eğlence demek,keyif demek,Palndöken demek.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 17.01.2007 - 10:08

    Bir kültür ve kış spor merkezi olma adayı olimpiyat şehri.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 17.01.2007 - 10:07

    WINTER UNIVERSIADE 2011'in düzenleneceği yer.

  • Karizma uğruna güneşe Bakmayan Ayçiçeği
    Karizma uğruna güneşe Bakmayan Ayçiçeği 09.01.2007 - 21:01

    memleket namzedi güzel ama soğuk şehir
    kabullenebilirim artık
    ben erzurumluyum

  • Dadaş Ak
    Dadaş Ak 28.10.2006 - 21:58

    memleket ve hasret

  • __talebe__
    __talebe__ 14.10.2006 - 15:19

    Erzurum erzurum.. Ben sene ne diyim...

  • Bayram Arıcı
    Bayram Arıcı 07.10.2006 - 15:18

    DADAŞLAR DİYARI

  • Çetin Cenk
    Çetin Cenk 12.09.2006 - 12:03

    erzurum kelimesi manasını er-zulum dan aldığı söylenir

  • Eray İnman
    Eray İnman 22.08.2006 - 23:03

    Erzurum'da kışın binanın saçaklarında oluşan buzları kıracaklar ve gelen geçeni uyarması için bir kişiyi de yola koyuyorlar...
    yolda duran kişi birara başka bi yöne bakarken kendisine doğru birinin gelmekte olduğunu ve buzun saçaktan düşmek üzere olduğunu görünce bağırır:
    -ola ola ola ola......oolâââââ... :)))

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 22.08.2006 - 15:48

    küçük kardeşin doğum vakti yaklaşınca Mâi almanyadan uçağa bindirilir ve erzuruma dede ve babaanne yanına gönderilir...

    macera iyi güzel de almanyadan sonra varılan erzurumun ufak köyü pek de hoş gelmez ilkin..hele akabinde yaylasına da çıkılıncaa...kabuslar başlar... taş taş üstüne yığılarak yapılmış penceresiz evler.. içinde su akmaz...elektrik zaten yok.. ama tüm bunalra alışılır zamanla..nede olsa 4 yaşında bir ufak insan...

    aradan 6 ay geçer ve Mâi artık almanyaya geri gönderilecektir.. havalimanında hüzünlü veda sahneleri..ve herkesin ağa diye huzurunda elpençe divan durduğu,o sert mizaçlı dedenin gözlerinde görülen yaşlar....

    Mâi varır anne kucağına..ama ağzını bıçak açmamakta.. kimselerle konuşmuyor...küstü mü ne :) e kolay değil,sepetlen sen almanyadan erzuruma sonra gel bir de ne gör odanda bir ortak daha :))
    alırlar Mâi yi parka götürürler,belki açılır diye... gezerken etrafa bakarken birden konuşur Mâi:

    'vvıyyy gudik pisigi kovalir! ! ! '

    :)

  • Sultan Fatih Yağcı
    Sultan Fatih Yağcı 22.08.2006 - 15:37

    iki erzurumlu trene binip istanbula geliyorlar.
    otururken karşılarındaki adam çantasından muz çıkartıp yemeye başlar
    erzurumlular pür dikkat seyre dalarlar. nerden bilsin muzu.
    adam bakışlara dayanamaz ve iki
    muz daha çıkartıp ikram eder erzurumlulara
    fakat bir kurttur erzurumluların içine düşen bir türlü
    cesaret edip yiyemezler.
    içlerinden biri diğerine
    -gardaş önce sen ye eger bir şey olursa ben bu
    adamı vuracağam.
    kabul etmez diğeri.
    sen ye ben yiyim tartışırlar.
    derken karar kılarlar birinde
    dadaş muzu dişler ve tren tünele girer ve şöyle der diğerine
    -gardaş gardaş sahın yeme ben kör oldum!

  • Bilhan Erden
    Bilhan Erden 22.08.2006 - 15:20

    bir erzurumlu saatler süren tren yolculuğunun ardından haydarpaşaya iner..bu sırada trende içtiği çaylardan midesi bulanmış ve iner inmez hemen bir çay ocağı bulup adam gibi bir çay içme niyetiyle çay söyler lakin bu çay diğerindende beter olduğundan iyice midesi bulanır..bi süre sonra gar dan bunu alan hemşerilerine eve gitmeden önce erzurumlu kahvesi var mı diye sorar ve soluğu bu kahvede alırlar..erzumlunun tavşan kanı kıtlama çayı gelir..çaydan bi yudum alır, çay tam memeleket çayı gibi olduğunu anlar rehavetle ve çayın tadıyla iyice bir gerilir ve şöyle der,

    ''ohh, sanki s*kiyler''

  • Sultan Fatih Yağcı
    Sultan Fatih Yağcı 22.08.2006 - 14:54

    erzurumlu bir inşaat işçisi turistik bir yerde çalışıyor
    ramazanda oruçlu oruçlu
    güneşin alnında
    ter fırıl fırıl
    arada bir bakıyorki turistler yiyor içiyor gölgelik
    en sonunda dayanamıyor gidiyor yanlarına
    -gardaş pah hele şu halime
    dinizin gıymetin bilin

  • Meryem Sağdıç
    Meryem Sağdıç 18.08.2006 - 22:10

    bazılarının dediğinin aksine erzurumlular yobaz değil gayet vatansever ve adam gibi adamdır. tabi her memleketten iyide çıkar kötü de ama memleketimizin geneli çok insancıldır. DADAŞ tır: yani güvenilirdir,merttir! aç ve açıkta bırakmaz.misafire hürmet eder,elindekini esirgemez.türk milliyetçisidir! dinine bağlıdır ve kimseye karışmaz! aksine davrananları ayıplamaksa her yaşlıda vardır,çünkü onların yaşayışları başkadır elbette yadırgarlar! karşılaştığım kişilerin %99.9 u erzurumluları çok sever ve hürmetle bahseder.erzurum doğunun sağlam bir kalesidir!

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 11.08.2006 - 15:20

    Winter and Summer Universiades 2011
    Monday, 10 July 2006
    The International University Sports Federation (FISU) announced the list of countries which have confirmed their candidature for the 2011 Winter and Summer Universiade and have fulfilled all the requirements of the procedure. With great pride we see many EUSA members submitting their bid.
    Summer Universiade 2011 Candidate cities:
    1. Shenzhen - China
    2. Kaoshiung - Chinese Taipei
    3. Kazan - Russia
    4. Poznan - Poland
    5. Murcia - Spain

    Winter Universiade 2011 Candidate cities:
    1. Erzurum - Turkey
    2. Maribor - Slovenia

    The FISU Executive Committee will decide on the organisers of the 2011 Universiades
    on January 16, 2007 in Torino / ITA.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 11.08.2006 - 15:17

    İNŞAAT SEZONU BİTMEK ÜZERE KÜLTÜR MERKEZİNDEN HALA HABER YOK..

    Yazık oluyor

    2006 Yılı inşaat sezonunun tamlanmasına Bir aylık bir süre kalmasına rağmen, Erzurum için sosyal yönden hayati önem taşıyan Kültür Merkezi’nin yapımıyla ilgili olumlu hiçbir gelişme yok.

    ÖDENEK BEKLETİLİYOR

    Yapımı belediye tarafından üstlenen Kültür Merkezinin ilk ödeneğinin gelmesine rağmen, projelendirme de dahil olmak üzere, yapımla ilgili hiçbir adım atılmamış olması, Kültür Merkezi yapımının zamana terk edildiği izlenimini doğuruyor.

    MERKEZİN YAPIMI GELECEĞE TERKEDİLDİ

    Kültür ve Turizm Müdürlüğünü ilgilendirmesine rağmen, Büyükşehir Belediyesine devredilen Kültür Merkezi yapımı konusunda, Büyükşehir’in sessizliğini koruması ve sadece ileriye dönük olarak yapılacağının vaat edilmesi, merkez yapımının geleceğe terk edildiğini gösteriyor.

    KÜLTÜR, ULAŞIM KADAR ÖNEMLİ AMA..

    Erzurum bir kültür şehri olmasına ve kültür adına özenilecek düzeyde kaynak barındırmasına rağmen, merkez yapımına hala başlanılmamış olması, kentte kültürel değerlerin ikinci plana atıldığı şeklinde genel bir kanaatin oluşmasına yol açıyor. Köprülü kavşak yapımına ağırlık veren Büyükşehir, en az ulaşım sektörü kadar önemli olan kültürel projeleri ikinci planda tutarak, Erzurum’u hayati önem taşıyan bir yatırımdan yoksun bırakıyor.

    NİÇİN BEKLENİYOR?

    Kültür Merkezi yapımı konusunda somut bir adım atılmamış olması konusunda Büyükşehir net bir açıklama yapmıyor. Ayrılan ödenek bekliyor. Erzurum’da kültürel değerler birer ikişer kaybediliyor. Hınıs’ta bile tamamlanan Kültür Merkezi, Erzurum’da nedense hayata geçirilmiyor.

    ERZURUM RUHUNU YİTİRİYOR

    Erzurum’da kültürel alanda ciddi bir kayıp süreci yaşanıyor. Erzurum evlerini barındıran mahallerde yeni ve kontrolsüz yapılaşma yüzünden kültür mekanları yok oluyor. Kentte sadece Yeğenağa, Sultanmelik, Narmanlı Mahallesi ve kale civarında tarihi Erzurum evlerinin birkaç örneği ayakta kalmayı başarmış. Yok edilenlerin hesabını ne tutan ne de sorgulayan var. Tarih hazinesi Erzurum kimliğini yitirirken, geriye sadece ruhsuz bir kent kalıyor.

    KEMALİYE BİLE ERZURUM’U GEÇTİ

    Kültürel değerlerimize sahip çıkmamamız yüzünden, tarihi Erzurum evlerini süsleyen ve her biri birer sanat ve kültür şaheseri olan kapılarımıza da Erzincan’ın; Kemaliye ilçesi sahip çıktı. Üzerlerinde erkek, kadın ve çocuk tokmakları bulunan kapılarımızı artık biz değil Kemaliye sahipleniyor ve tanıtımını yapıyor.

    SIRADAN BİR ŞEHİR OLMAYA DOĞRU

    Hızlı bir şekilde vasıfsız göç alan Erzurum’da kültürel değerlerin sahipsizliği, yeni neslin Erzurum’a yabancılaşmasına yol açacak gibi görünüyor. Tarihi vasıf ve görünümüyle Türk İslam Medeniyetinin vizyonunu yansıtan Erzurum, kültürel değerlerin kaybedilmesi sürecinden kurtulmaz ve bu yolda özel çabalar sarf edilmezse, sıradan bir şehir olacak.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 11.08.2006 - 15:04

    Erzurum Aşıklık Geleneği

    Aşk bilindiği gibi insanlarda güçlü sevgi ve bağlılık duygusudur. Gerek bu yönüyle, gerekse sevgiliye bağlanma duygularını saz çalarak şiir söyleyen, çoğu diyar diyar dolaşan halk ozanlarına 'âşık' denilmiştir. 'Aşıkların başlıca özelliği, eskilerin 'irticalen' dedikleri yolla, düşünüp vakit geçirmeden şiir söylemeleridir. 'Âşık' kelimesinin, genel anlamı yanında, özel anlamı da vardır. Son yıllarda bu özel anlam yerine 'halk ozanı' sözü kullanılmaktadır. Önceleri 'saz şairi', 'halk şairi deyimleri yaygındır.'

    'Âşıkların deyişlerinde genellikle koşma, güzelleme, destan, ağıt ve tekellüm adı altında karşılıklı söylenen şiirler yer alır, 'Tecnis' adını alan cinaslı koşmalar ise Özellikle Doğulu âşıkların malıdır. Tecnislerde ayaklar cinaslıdır. Cinasların ayaklarda çift olması halinde deyiş 'cıgal tecnisi adını alır'

    Halk geleneğinde âşıklık gücünün rüyada Pir'in sunduğu 'aşk badesini' içmekle kazanıldığı inancı yaygındır. Böyle olağanüstü bir olayla aşıklık niteliği kazanmış olanlar 'badeli aşık' veya 'halk âşığı' olarak isimlendirilirler.

    Aşık, Türk halk edebiyatında, aşağı yukarı XVI. asrın başlarından İtibaren, beliren bir sanatçı tipidir. Bir yönüyle eski destan geleneğini sürdürmek, başka bir yönüyle 'sevda şiiri' söylemekle görevlendirilmiştir.

    XVI-XV. asırlar arasında din-tarikat konulan İle halk şiiri arasında çok yakın bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Hacı Bayram Veli vb. ele alacak olursak bu dönem şairlerinin şiirlerinin yalnız din ve tarikat konularıyla sınırlı kalmadıklarını görürüz. Ayrıca halk şiirinin nazım ölçüleri, dil, konu ve üslûp özelliklerine bağlı kaldığı da bir gerçektir. XVI. asırdan sonra, din ve tarikat dışı şiir akımı güç kazanmağa Hayali, Öksüz Âşık, Köroğlu, Pir Sultan Abdal bu dönemin usta sairleridir. Pir Sultan Abdal' ın tekke şiiri ile de ilgisi vardır.

    Kayıkçı Kul Mustafa, Karacaoğlan, Aşık Ömer, Kuloğlu, Demircioğlu bu dönemin önemli halk şairleri arasında yer alırlar. Bu zamanlarda ilginç bir durum ortaya çıkar. Divan şairleri halk şiirine yönelirken, halk şairlerinin de divan şiirlerine ilgi duyduklarını görüyoruz. Bunlardan divan şairi olan Nedim İstanbul ağzıyla türkü yazarken, Erzurumlu Emrah ve Gevheri gibi halk şairleri divan şiirine özenmişlerdir. Bu asırda Levnî, Bursalı Halil ve Abdi gibi usta şairler de yetişmiştir.

    'Doğu Anadolu'nun Türk kültür hayatında önemli bir yeri vardır. Kış mevsiminin uzun sürmesi, köy yollarının aylarca kapalı kalması, bu kültürün meydana gelmesinin başlıca amilidir. Bu şartlar, kültürümüzün bir kavramının gelişmesini sağlamış, geçmişimizi geleceğe bağlayan köprünün temel taşlarından birisini ortaya koymuştur.' Kış gecelerinin en vazgeçilmez eğlencesi olan hikaye dinlemeyi, sazıyla takviye eden aşıklarımız, birçok kanallı ve eğlence programlı televizyona rağmen Doğu Anadolu Bölgesi'nde varlıklarını sürdürebilmektedirler.

    Erzurum'da Kilisekapı semtindeki Âşıklar Kahvehanesinde, aşıklık geleneğini sürdürme gayreti devam etmektedir. Bu kahvehanede atışmalarına tanık olduğumuz âşıklar arasında; Yaşar Rayhanî, Mustafa Ruhani. Fuat Çerkezoğlu, Nuri Meramı. Nuri Çırağı, Hüseyin Sümmanioğlu, Giyas Yavuzer, Erol Şahiner. Erol Ergani, Ali Rahmaniyi vb. sayabiliriz.

    İbrahim Hakkı Hazretleri (1703)

    1703 yılında Erzurum' un Pasinler ilçesinde doğmuş olan İbrahim Hakkı Hazretleri de dünyaca ünlü tasavvuf bilginlerindendir. En önemli eseri 1756 tarihinde yazdığı Marifetnâme' dir. Kederli gönüllere teselli sunmaya çalıştığı 'Mevlâ gürelim neyler' nakaratlı şiirini aynen sunuyoruz;

    Hak serleri hayreyler, zannetmeki gayreyler, Arif anı seyreyler
    Mevlâ, görelim neyler, neylerse güzel eyler.

    Sen hakkı tevekkül kıl tefviz el ve rahat bul sabreyle ve razı ol.
    Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.

    Hiç kimseye hor bakma, incitme gönül yıkma sen nefsine yan çıkma.
    Mevlâ görelim neyler, nNeylerse güzel eyler.

    Naçar kalacak yerde, nagûh açar ol perde, derman eder ol derde.
    Mevlâ görelim neyler, neylerse güzel eyler.

    Erzurumlu Emrah (1799)

    1799 yılında Erzurum'un Tanbura köyünde doğan Erzurumlu Emrah, Anadolu'nun her yerinde sevilen bir gurbet şairidir. 1856 yılında Tokat'ın Niksar ilçesinde ölen Emrah, sonradan mezar taşına yazılmış olan bir dörtlüğünde gurbet duygularını şöyle dile getiriyor: “Gönül gurbet ele varma ya dönülür, ya dönülmez. Her güzele meys verme, ya sevilir, ya sevilmez.”

    Erzurumlu Emrah, Türk sanat müziği dalında bestesi yapılmış olan bir koşmasında da şöyle diyor;

    Tutum yar elinden tutam çıkam dağlara dağlara, Okun bir yaralı bülbül tütem bağlara bağlara.

    Birin bilir, binin bilmez. Bu dünya kimseye kalmaz. Yar ismini desem olmaz. Düşer dillere dillere.

    Emrah eder bu gûnûmdûr. Arşa çıkan tütünümdür. Yara gidecek günümdür. Düşeni yollara yollara.

    Aşık Sümmani (1860)

    Erzurum'un Narman ilçesinin Samikale köyünde doğan (1860) Âşık Sümmanî de bir gurbet şairidir. Sevgili hasretiyle yollara düşerken buna bir de sıla hasreti eklenir. Ona göre gurbet 'ayrılık' demektir. Sılada bıraktığı ana-baba, kardeş, bacı, yoldaş, oğul özlemini fırsat buldukça dile getirir. Gördüğü dağlar sıladaki dağları, yaşlı kadınlar annesini hatırlatır.

    “Su karşıki yüce dağlar, Acep bizim dağlar, mola kara benim anam oğul der de ağlar mo'la”. Sümmanî aynı zamanda güzelliğe vurgun bir şairdir. Kendisine yüz vermeyen güzellere sitem etmekten de geri kalmaz:

    El ele vermiş gelen güzeller. Bir Tanrı selâmın vermez misiniz?

    Kimi sevap için Kabe'ye varır. Kabe kapınızda bilmez misiniz?

    Karadır kaşınız yaydan nic olur. Bugün dünya yani ahiret nic olur?

    Bir gönül yapması yüzbû hac olur. Siz gönül yapmasın bilmez misiniz?

    Sümmanîyem ey dür, yâre niderim. Basın ahali diyar diyar giderim.

    Yarın mahşer günü dava ederim. Siz mahşer yerine gelmez misiniz?

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 09.08.2006 - 10:14

    enteresan diyaloglara şahit olabilirsiniz memleketimde.. şöyle ki:
    turist bilmez ama bıyıklarını ülkücü(!) bıyığı gibi kestirmiştir :) böyle hani uçları aşağı doğru kıvrık olanından :))
    bizim insan canlısı erzurumlu dadaşımız da laf atar bu abiye:

    -ülkücü turist kardaş! canın yeyim senin :)))))

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 09.08.2006 - 10:05

    Hedef Erzurumu kışturizmi cazibe merkezi haline dönüştürmek.

    2011 Üniversiteler arası kış olimpiyat oyunları bu işin reklamını yapmak için biçilmiş kaftan.

    Winter Universiade 2011 Erzurum

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 09.08.2006 - 10:03

    Hazırız
    İstiyoruz
    Başaracak güçteyiz.
    Yapabiliriz,
    Yapacağız.

    2011 e talibiz.Erzurumluyuz.Erzurumu biliyoruz.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 09.08.2006 - 10:00

    'Winter Universiade 2011 ERZURUM'

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 02.08.2006 - 13:33

    Erzurum 2011 kış olimpiyatlarını istiyor.

    Erzurum konukseverliği,
    Tarihi ve doğal güzellikleri,
    Turistik tesisleri ve altyapısı,
    Halkı ve insanlarıyla bunu yapabilecek güçtedir.

    Buna başta yerel yönetim,il ve bölge milletvekilleri ve genel Yönetim herkesin destek olması,

    İl ahalisine anlatılarak gerekli zeminin hazırlanması gereklidir.

    Herşeyden olduğu gibi buiştende yüzünün akıyla çıkacağına olan inancımız tamdır.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 02.08.2006 - 13:25

    Hedef, Doğu'da 'kış olimpiyatları'
    İstanbul Ticaret Odası tarafından, 'Türkiye'de Kış Turizmi ve Dağ Geliştirme Projeleri' konulu toplantı İTO'da yapıldı. Fransa Alpleri'nde dağ geliştirme projeleri deneyimleri ve Torino Kış Olimpiyatları'nın bölgeye kazanımlarının ele alındığı toplantıya, Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinden milletvekilleri, valiler, belediye başkanları da katıldı



    Toplantının açılışında konuşan Yalçıntaş, Doğu Anadolu kış turizmi projesinin özünde, bölgenin tarihi, turistik, coğrafi değerlerinin ekonomik değerlere dönüştürülmesinin bulunduğunu söyledi. Bölgedeki değerlerin ekonomik değerlere dönüştürülmesi sağlandığında bunun bir kartopu etkisi yapacağına inandığını belirten Yalçıntaş, 'Turizmin bir kartopu etkisi yapacağına inanıyorum. Hayalimiz, hedefimiz kış olimpiyatlarını Türkiye'de, o bölgede yapabilmek. Bu niyetle çıktık, bugün projede belli bir noktaya geldik' dedi.

    'BAŞBAKAN PROJEYE SICAK BAKIYOR'
    Projeyle ilgili teşvik paketi oluşturarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile görüştüklerini ve Başbakan'ın projeye sıcak baktığını kaydeden Yalçıntaş, onay çıktıktan sonra projenin önünde hiçbir engel kalmayacağını ifade etti.

    Oturumu yöneten AK Parti Erzurum Milletvekili Prof. Dr. Mustafa Ilıcalı da, Doğu Anadolu ifadesinin Karadeniz ve diğer bölgeleri de içerdiğini ifade etti. Bölgede 3 bin metre yüksekliğin üzerinde 120 dağ bulunduğuna, büyük nehirlerin, akarsuların bu dağlardan çıktığına işaret eden Ilıcalı, büyük potansiyele rağmen yeteri kadar bu dağlardan yararlanılamadığını ifade etti. Bölge milletvekilleri olarak projeye destek verdiklerini bildiren Ilıcalı, Alpler'deki dağ geliştirme projelerinin Fransa, İtalya ve İsviçre'ye sağladığı katma değerlere dikkat çekti. Ülkenin en önemli sorunun kalkınmışlık olduğunu vurgulayan Ilıcalı, kurtuluş mücadelesinde zor şartlarda büyük savaşlar kazanan Türkiye'nin, bölgenin ekonomik kalkınmasını da sağlayabileceğini vurguladı.

    Daha sonra, ünlü yabancı uzmanlar konu ile ilgili deneyimlerini aktardılar.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 01.08.2006 - 10:46

    Atatürk Üniversitesi'nin tarihçesi Türkiye Cumhuriyeti'nin önemli rüyalarından birinin gerçekleşmesidir. Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk 1 Kasım 1937 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yasama yılını açış konuşmasında Doğu Anadolu'da büyük bir üniversite kurmanın gereğini ifade ederek, bu husustaki çalışmaları başlatma talimatı vermiştir. Atatürk'ün ölümünün ardından bu çalışmalara 12 yıl ara verildikten sonra konu,1950 yılında tekrar gündeme getirildi. 1951 yılında oluşturulan bir komisyon Doğu Üniversitesi'nin Erzurum'da kurulmasını önerdi. 1954 yılında çıkarılan 6373 Sayılı Kanunla bu üniversitenin adının Atatürk Üniversitesi olması kararlaştırıldı. Aynı yıl Amerika Birleşik Devletleri A.I.D. (USAID) teşkilatı aracılığı sonucu Atatürk üniversitesi Nebraska Üniversitesi ile eşleştirilmiştir ve işbirliği anlaşması imzalanmıştır. Nebraska Üniversitesi Türkiye delegasyonu tarafından 1 Kasım 1954 de Atatürk Üniversitenin gelişmesi hakkında rapor hazırlamıştır. Delegasyon ilk olarak Ziraat, Fen Edebiyat, Mühendislik ve Mimarlık bölümlerinin açılmasında ve gerek duyuldukca ilave bölümlerin açılmasında hem fikir olmuştur.

    Neden Atatürk Üniversitesi?

    İki üniversite arasındaki ilişki fakülteler arasında karşılıklı yararlı fikirlerin alınıp verilmesi fikrini taşımaktadır. Nebraska ve Türkiyenin doğusu bir çok ortak yanlara sahiptir. Her iki bölge de farklı tahıl ve hayvancılık gibi ziraat ekonomisine bağımlıdır. Nebraska, Türkiyenin doğusu gibi gıda yöntem endüstrileri ve sulamalı ziraate bağlı potansiyel problemlere hitabetmeye yönelmiştir. Türkiye’de ki araştırmacılar Türkiyenin doğu bölgesinin ziraat ekonomisinin geliştirilmesi problemini aşabilme ile karşı karşıya kalmışlardır. Buna benzer olarak, Nebraska araştırmacıları da ziraata bağlı ekonominin uygulanabilirliğini sürdürmek ile karşı karşıyaydı. Her iki üniversite, Türkiye ve Nebraskanın tam ekonomik potansiyellerine ulaşabilmek için iyi eğitilmiş ve eğitimli genç bilimcilere, öğretmenlere ve işletmeci idarecilere olan gerekliliğine cevap vermek zorundaydılar.

    Atatürk üniversitesinin genç öğretim üyeleri Birleşik Devletlerde farklı araştırmalar yapma olanağını sunan kardeş üniversitenin teknik ve akademik tecrübelerinden yararlanmıştır. Üniversitenin kuruluş tarihi olan 1957 den itibaren 14 yıl boyunca maddi olarak USAID tarafından karşılanan 50 adet uzun-dönem görev kadrosu Nebraska personeli tarafından doldurulmuştur. Fakültedeki kadrolar 1968’e kadar Türk personeli tarafından doldurulmuş ve Atatürk Üniversitenin gelişmesine çok zaman ayıran Nebraska personeli açısından Üniversitenin tam bir Türk kurumu olarak olgunlaşması için gitme zamanı gelmişti.

    Üniversite Akademik Birimleri ve Sayıları
    Atatürk Üniversitesi 17 fakülte, 5 yüksek okul, 15 meslek yüksek okulu, 6 enstitü ve 16 araştırma merkezinden oluşmaktadır.

    Fakülteler: Ziraat Fakültesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, İktisadi ve İdarî Bilimler Fakültesi, Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi, Mühendislik Fakültesi, İlahiyat Fakültesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, İletişim Fakültesi, Eczacılık Fakültesi, Veteriner Fakültesi.

    Ağrı Eğitim Fakültesi, Bayburt Eğitim Fakültesi, Erzincan Hukuk Fakültesi, Erzincan Eğitim Fakültesi, Erzincan Fen-Edebiyat Fakültesi.

    Yüksek Okullar: Hemşirelik Yüksek Okulu, Beden Eğitimi ve Spor Yüksek Okulu, Erzurum Sağlık Yüksek Okulu, Erzincan Sağlık Yüksek Okulu, Ağrı Sağlık Yüksek Okulu.

    Meslek Yüksek Okulları: Erzurum Meslek Yüksek Okulu, Erzurum Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksek Okulu, Ağrı Meslek Yüksek Okulu, Aşkale Meslek Yüksek Okulu, Bayburt Meslek Yüksek Okulu, Erzincan İlahiyat Meslek Yüksek Okulu, Erzincan Meslek Yüksek Okulu, Hınıs Meslek Yüksek Okulu, İspir Hamza Polat Meslek Yüksek Okulu, Kelkit Aydın Doğan Meslek Yüksek Okulu, Narman Meslek Yüksek Okulu, Oltu Meslek Yüksek Okulu, Pasinler Meslek Yüksek Okulu, Refahiye Meslek Yüksek Okulu ve Tercan Meslek Yüksek Okulu.

    Enstitüler: Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Fen Bilimleri Enstitüsü, Güzel Sanatlar Enstitüsü, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türkiyat Araştırma Enstitüsü.

    Araştırma Merkezleri ve Kuruluş Yılları: Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi (1978) , Çevre Sorunları Araştırma Merkezi (1978) , Bilgisayar Bilimleri Araştırma ve Uygulama Merkezi (1997) , Üniversite-Sanayi İşbirliği Geliştirme Merkezi (1988) , Deprem Araştırma Merkezi (1989) , Avrupa Birliği İlişkileri Araştırma Merkezi (1989) , Dil Eğitimi Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi (1993) , Biyoteknoloji Araştırma Merkezi (1995) , Deneysel Tıp Uygulama ve Araştırma Merkezi (1996) , Tıbbî Aromatik Bitki ve İlaç Araştırma Merkezi (1998) , Türk - Ermeni İlişkileri Araştırma Merkezi (2000) , Stratejik Araştırmalar Merkezi (2002) , Girişimcilik Araştırma ve Uygulama Merkezi (2005) , Halıcılık Eğitim Merkezi (1962) , Organ Nakli Eğitim Araştırma ve Uygulama Merkezi (2005) , Türk Kültürü Araştırma ve Uygulama Merkezi (2005) , İbrahim Hakkı Araştırma Merkezi (1993) .

    Öğrenci Sayısı ve Dağılımı
    Atatürk Üniversitesi, 2005-2006 öğretim yılı itibariyle 41.613 öğrenciye eğitim vermektedir. 1958 yılında Ziraat ve Fen-Edebiyat Fakülteleriyle kurulan Üniversitenin, yıllık periyotlara göre incelendiğinde, yeni fakülteler, yüksek okullar ve meslek yüksek okullarının açılmasıyla öğrenci sayısının arttığı görülmektedir. Lisans öğrencilerinin sayısındaki bu artışa paralel olarak lisansüstü öğrenci sayısında da artış gözlenmektedir. Enstitüler bazında bir inceleme yapıldığında ise Fen Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitüsünde öğrenci sayılarının arttığı görülmektedir (EK– 3) .

    Atatürk Üniversitesi günümüzde şehirin en önemli kaynaklarından biridir. Kuruluşundan bu yana doğu bölgesinde eğitimsel ve kültürel temsilcilik görevi yapmıştır.

    Bu meşaleyi yakmak için büyük coşku, heyecan ve gayret gösterenleri şükranla anıyoruz:

    Cumhurbaşkanlarımız: Ulu Önder Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
    Celal BAYAR

    Başbakan: Adnan MENDERES

    Milli Eğitim Bakanları: Tevfik İLERİ
    Prof. Rıfkı Salim BURÇAK
    Celal YARDIMCI

    Nebraska Üniversitesi Rektörü: Professor Clifford M. HARDIN

    Ve bütün Atatürk Üniversitesinin yerleşkesi için sembolik fiyatlarla arazilerini veren veya bağışta bulunan, Erzurumlular ile katkıları olan tüm kişi, kurum ve kuruluşlar.

    .

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 01.08.2006 - 10:41

    Erzurumlu şair Sadeddin Akatay ‘Bar’ dan 'Yüzyılların ardından Kopup gelen bir vakar ' diye bahseder. 1948’de Anadolu’yu dolaşan İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Sir Davit Kelly Erzurum’da “Bar” tutan gençleri izler ve hayranlığını “Bana heyecanlı bir kuvvet ve kudret tesiri verdi” diye ifade eder...
    Büyükşehir Dergisi, izleyenleri büyüleyen ‘Bar’ı makamlarıyla irdeledi. Sonuç çarpıcı...

    Büyükşehir Dergisi'nin ilk sayısının 'Araştırma' bölümünde mertlik, yiğitlik ve kahramanlığın ön plana çıktığı Erzurum Barlarını farklı bir yönü ile ele aldık.
    Erzurumlu şair Sadettin Akatay'ın dizelerinde 'Yüzyılların ardından kopup gelen bir vakar ' diyerek altını çizdiği 'Bar' ın pek incelenmeyen makamını irdeledik.
    Genellikle güftenin bulunmadığı Erzurum erkek barlarının tamamına yakını Hüseyni makamında. Kadın oyunlarının bir bölümü ise yine Hüseyni makamını içeriyor.
    Nedir Bu Hüseyni makamı?
    Müzik otoriteleri, Hüseyni makamı için şu ifadeleri kullanıyorlar:
    'Dünya yüzünde nerede Türk varsa, orada Hüseyni makamı vardır. Meşhur Yemen Türküsü de Hüseyni'dir. Sarı gelin Türküsü on zamanlı Aksak Semâi usulüyle ölçülmüştür. Bu usûl, Azeri Kültür Dairesine giren bölgelerde bilinir ve uygulanır. Yemen Türküsü'nün usûlü de Aksak Semai'dir. Hüseyni makamını ve Aksak Semai usûlünü Türk olmayanlar çalamaz, söyleyemez, besteleyemez. Özenen olursa bozarlar. Şark dünyasındaki en yakın milletler için bile bu yargımız geçerlidir. Hatta bize göre ana makam niteliğindedir. Bazı kaynaklar, Harzemşahlar devletinin büyük hükümdarı Hüseyin Baykara'nın düzenlediği şiir ve musiki toplantılarına daha sonraları Hüseyin Baykara Meclisi adını vermişlerdir. Makamın adı buradan gelir.'
    Bar, bulunduğu muhitin insanının tabiatını dile getirirler. Erzurum bar oyunları 3, 5, 7, 9 kişi ile oynanmaktadır. Genellikle ayakta oynanmakta olan bu oyunlarda, dadaşlar özel ve geleneksel kıyafetleri ile elele tutuşurlar. Başta bulunan dadaşa Başbarı, sonda bulunan dadaşa da Son veya Poççık denir. Oyunların figürel özelliklerine göre, dadaşların birbirlerine sıkı sıkıya duruş ve oynamalarına kapalı bar, parmak uçlarından tutularak seyrekçe oynamalarına da açık bar denilir. Çalgı olarak davul, zurna kullanılır.
    BAR VE MAKAMLARI
    Başbar: Açık oynanır, güftesi yoktur. Bestede başlangıç ve son ayrı olmak üzere iki tür müzik vardır. Hüseyni makamındadır. Bu oyun dadaşın, ağır başlı, zevk ehli, eğlencede laubalilikten ziyade ağır başlı ve vakarlı olduğunu gösterir.
    İkinci Bar: Kapalı barlardandır. Güftesi yoktur. Hüseyni makamındadır.
    Dadaşların birbirlerine gönülden gönüle bağlı, birlik ve uyum içinde olduklarını ifade eder.
    Sekme (Tikine) : Güftesi yoktur. Hüseyni makamındadır. Dadaşın, yerine göre çok hareketli, fakat şuurlu ve müşterek sonuca ulaşma iradesini temsil eder.
    İkinci Aşırma: Güftesi yoktur. Hüseyni makamındadır. Dadaşların savaşta ve barışta hareket halinde, iş hayatında birlik ve beraberlik içinde olduklarını ifade eder.
    Nari: Güftesi vardır. Açık bardır. Hüseyni makamındadır. Dadaşın zevki selim, aşk, sevgi yaşantılarının ecdattan gelen hasletlerini çevreye aktarma duygularını sembolize eder.
    Koçeri: İki motif halinde oynanmaktadır. Birinci kısmın figürü de aynıdır. Aynı zamanda her kısmın müzik besteleri de ayrı ayrı özelliktedir. Hüzzam makamındadır. Birinci kısım kapalı, ikinci kısım açıktır. Adından da anlaşıldığı gibi, dadaşların savaşlara gönüllü katıldığını ve kahramanca döğüşmeden zevk aldıklarını sembolize etmektedir. Güftesi yoktur.

    bardır. Güftesi yoktur. Hüseyni makamındadır. Temirağa isimli ritmik oyunları ile meşhur bir dadaştan alındığı rivayet edilen bu bar, cesaret ve kahramanlığı sembolize eder.
    Tamzara: Güftesi yoktur. Hüseyni makamındadır. Yarı kapalı, yarı açık oynanmaktadır. Bu oyun Erzurum köylerinde, şehirde olduğundan başka bir takım figürler ekleyerek oynanmaktadır. Dadaşın beden ve kafa güçlülüğünü ifade etmektedir.
    Tavuk Barı: Hüseyni makamındadır. Güftesi yoktur. Menşeinin Orta Asya olduğu söylenir.

    Felek: Açık oynanır. Hüseyni makamındadır. Güftesi vardır.
    Çingeneler: Açık oynanır. Güftesi yoktur. Rast makamındadır.
    Uzundere: Açık oynanır. Güftesi yoktur. Hicaz makamındadır.
    Daldalar: Kapalı oyunlardandır. Hüseyni makamındadır. Güftesi vardır.
    Yayvan: iki kısım halinde oynanır. iki çeşit figür birleşerek bir bütün teşkil eder. Birinci kısım kapalıdır. Hüseyni makamında olan müzikle oynanır. Bu barın bitiminde içlerinden ikisi ortaya çıkar, diğerleri dışarda seyirci kalırlar. Bu oyunda pala ve kılıç kullanılır.
    Hancer Barı: iki kişi ile oynanır. Hüseyni makamındadır. Son bölümde melodi ve ritm değişir. Birinci kısımda düello halindeki dadaşlar, ikinci kısımda birbirlerini affederek, kusuru bağışlama ve hoşgörülü ruh yapısı içinde neşeli gösteri halinde oynarlar.
    Kadın barları
    Kavak: Gelin ve kızların elele tutuşarak oynadıkları bir oyundur. Güftesi vardır. Hüseyni makamındadır.
    Çift beyaz güvercin: Açık ve kapalı olarak oynanır. Güftesi vardır. Hüseyni makamındadır.
    Çember: Çember oyunu aynı ekip tarafından oynanır. Hüseyni makamındadır. Güftesi vardır.
    Döne: Hüseyni makamındadır. Güftesi vardır. Söylenerek ve çalgı eşliğinde oynanır.
    Hari: Hüseyni makamındadır. Güftesi vardır. Söylenerek ve çalgı eşliğinde oynanır.
    Çarşıda üzüm kara: Güftesi vardır. Çalgılar ve diğer oyunlarda olduğu gibi aynıdır.
    Sallama: Güftesi yoktur. Ekip tarafından yalnız çalgılarla oynanmaktadır.
    Mendilimde kişmiş ile badem var: Güftesi vardır. Aynı çalgılarla oynanır.
    Tortumun eğmeleri: Hüseyni makamındadır. Çalgılar aynıdır. Tortum ilçesine mahsustur.
    Aşşahtan gelirem: Hüseyni makamındadır. Aynı çalgılarla oynanır. Güftesi vardır.
    Köylü kızı: İki kişi tarafından oynanır. Bir köylü kızının günlük hayatını anlatan taklidi bir oyundur. Güftesi vardır.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 31.07.2006 - 13:29

    Bir zamanların meşhur ipek yolu üzerinde yer alması, zengin Batıya ve Anadolu'ya açılan kapı olması, stratejik değeri ve ticari potansiyeliyle Erzurum, tarihin her döneminde, önemli bir şehir olma özelliği taşımıştır.
    Söz konusu özellikler nedeniyle Erzurum, pek çok ülkenin ve bölgesel hakimiyet peşinde koşan büyük devletlerin ilgi odağı olmaktan, haliyle büyük sevinçler olduğu kadar çok büyük acılar yaşamaktan kurtulamamıştır.
    Urartular, Kimerler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar, Safaviler, Osmanlılar ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bu şehrin üzerinde kartal kanatlarını hep bu nedenle cömertçe açmış, ele geçirmek ve elde tutmak için, can, kan, acı ve hesapsız maddi kaynak olan her türlü bedeli cömertçe ödemekten çekinmemiştir.
    Osmanlılar, devletin ekonomik gidişatının en kötü olduğu zamanlarda bile, Rusların tarihi emellerine karşı duracak, Doğudaki en önemli kale şehir olan Erzurum'un savunulması amacıyla, büyük paralar harcamış ve şehrin etrafına tabyalar inşa ettirmiştir.
    Döneminin padişah adlarıyla anılan Topdağı tabyalarının meşhurları, Aziziye ve Mecidiye, işte bu, Tanzimat döneminin yadigârıdır. Ahali tabyası, Kiremitlik, Deveboynu istihkâm ve tabyaları, hepsi de Kırım Savaşı'ndan sonra projelendirilmiş ve 93 Harbi olarak tarihi geçen ünlü 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'na kadar, aralıklarla, adeta yaz kış denmeden çalışılarak, inşa edilmiştir.
    Bu tabya ve istihkâmların inşaatına Erzurum halkı kağnılarıyla taş taşıyarak, tabya duvarlarının yapımında, temellerin ve hendeklerin kazılmasında, ustalık ve işçilik yaparak, maddi ve manevi pek çok emek sarf etmiştir.
    Şehrin ebediyen Müslüman Türklerin bir yurdu olarak kalmasını sağlamak maksadıyla halk, askerin yanında cepheden cepheye koşmuştur. 1829, 1854, ve nihayet 1877-1878 ve 1914 savaşlarıyla Erzurum insanı, -Aziziye savunmasında olduğu gibi; gerektiğinde kadın, çocuk ve yaşlıları da cephelere koşarak- nizamî askerin yanında, Ruslara karşı cansiperane mücadele etmiş, destanlar yaratmıştır. Bu özelliğiyle de bir asker-şehir vasfı kazanmıştır.
    Mensubu olduğu milletin ve devletin kaderiyle yakından ilgili olduğunu hissetmesi, milli ve manevi refleksini güçlendirmiş, sorumluluğunu artırmıştır. İşte bu tarihi durum, Erzurum'u, iz düşümü günümüzde de süren, manevi bakımdan derinlikli bir şehir kılmıştır.
    Fırat topraklarının
    yarattığı heyecan
    93 Harbi'nde sözleşmeli hekim olarak Erzurum'a gelen ve yaralı asker ve subaylarımıza bakan, daha sonra 'Kızılay Emri Altında Plevne ve Erzurum' adlı kitapta hatıralarını toplayan Charles S. Ryan, Fırat nehrinin başlangıcı olan bu topraklara adımını attığında dini bir vecdle sarsıldığını belirterek, şunları yazıyor:
    'Geçidin tepesinde (Kop dağ) denilen mevkide bir saat durduk. Bu mevkiden tepeleri, vadileri aşarak uzak dağların tepelerine ulaşan muazzam bir manzara görünüyordu. Önümüzde, ta uzaklarda, ismi gönlümüzde heyecan ürpertisi uyandıran bir nehrin gümüş şeridi vardı. Bu, 'o büyük nehirdi, Fırat nehri' idi!

    Ve önümüzde ovaya bakarken, adeta bir hayat nidasıyla şu hakikati hatırladık: o anda, Cennet Bahçesi (Garden of Eden) in bulunduğu söylenen topraklara bakıyorduk! ..' (s.185)
    Bizim için maalesef sadece yıldırıcı uzun kış şartlarının yaşandığı, bir Doğu Anadolu yayla şehri olan Erzurum ve onun konumlandığı plato, Hıristiyan kültüründe Cennet bahçelerinin bulunduğu gizemli bir bölgedir.
    Yahudi dini inanışı ise bu topraklara, arz-ı mevud (vaat edilmiş topraklar) arazisi nazarıyla bakmakta ve Rab Yahova'nın Nil'den Fırat'a kadar olan coğrafi bölgeyi, üzerinde yaşayan milletlerle birlikte, İsrail oğullarına verdiğini savunmaktadır.-Ki, muharref Tevrat'ın iddiasına göre, zaten, arz-ı mev'ud halkları da, Tanrı'nın üstün nitelikli kulları olan İsrail oğullarına sunulmuş hizmetçilerdir.Aramoğulları için de bu bölge manevi bir ana rahmidir; Ermeni milleti, bu topraklarda neşvünema bulacak ve Ermeni krallığı yeniden bu topraklarda bir yıldız gibi, parlayacaktır!
    Öyle anlaşılıyor ki, Erzurum'un çektiği ve neredeyse tamamı ucuza giden o muazzam acıların kaynağında bu kadim kültürlerin vebali önemli yer tutmaktadır. Öyle ya; Cennet, kimin iştahını kabartmaz ki! ..
    İslami inanış da bölgeye kendi yorumunu getirmiştir: Soğuk gözelerinden Fırat'ın ilk parıltılı sularının kaynadığı Dumlu dağını 'mübarek' sıfatıyla anmış ve dağın zirvesindeki, el sokulmaz soğukluktaki bir billur gözesine de 'Dumluyu mübareke' tesmiyesini yakıştırarak, bu gözeyi Fırat'ın kaynağı bilmiş ve her ilk baharda coşkuyla kaynayan suyunun, Cennet'ten oluklanarak aktığını vehmetmiştir.
    Tarihin gölgesi…
    Erzurum, Cumhuriyet'in kurulduğu günlerden beri bir sulh ve barış toprağı olsa da, tarihin gölgesi şehrin üzerinde etkisini sürdürmektedir.
    Ermenilerin bu şehirle ilgili iddiaları bitmiş değildir. Hıristiyan ve Yahudilerin nazari dikkati de her zaman Erzurum'un üzerinde olmuşt

  • Yıldız Demirel
    Yıldız Demirel 31.07.2006 - 13:24

    Kırmızı ışıkta geçen erzurumlu teyzeye trafik polisi bağırmış..;
    - hoop teyze nereye gidiyooon...
    teyze..;
    - Erimden izin aldım gaynım gile gidiyom... Sene ne...
    demiş..... :))))

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 31.07.2006 - 13:11

    PALANDÖKEN KAYAK MERKEZİ PİSTLER ve GONDOL LİFTLER..
    PİSTLER:
    Palandökende günde toplam 32 bin kişinin kayak yapabileceği, uluslararası yarışmalar hatta kış olimpiyatlarının düzenlenebileceği, 6 bin kişinin doğrudan istihdam edilebileceği bir kapasiteye sahiptir. Palandöken Kayak Merkezindeki pistler dünyanın en uzun ve dik kayak pistleri arasında yer almaktadır. En uzun pisti 13 km. olan kayak pistlerinin toplam uzunluğu 28 km.yi bulmaktadır. Palandöken Dağı’nda yaklaşık 12 (Doğal) pist var. Bu pistlerin her biri farklı zorluk seviyelerinde. En zoru Ejder Pisti; Uluslararası Kayak Federasyonu’ndan da tescilli. Pistin 3125 metredeki zirvesinde.Başlangıç yeriyle varış noktası arasındaki yükseklik farkı 1000 m. olan Palandöken'de Slalom ve Büyük Slalom yarışmaları için 2 adet tescilli Kayak Pisti mevcuttur. (Ejder Pisti ve Kapıkaya Pisti) .

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 31.07.2006 - 13:09

    NEDEN PALANDÖKEN..?

    Palandökende günde toplam 32 bin kişinin kayak yapabileceği, uluslararası yarışmalar hatta kış olimpiyatlarının düzenlenebileceği ve 6 bin kişinin doğrudan istihdam edilebileceği bir kapasiteye sahiptir.


    Palandöken, Doğu’nun en popüler kayak merkezi. Hatta Türkiye’nin en iyi ilk üç kayak merkezinden birisidir. Yüksek irtifa, kaliteli kar, uzun kış, Palandöken’de sınırsız kayak keyfi sunuyor. Kayak zamanı kasımdan mayısa kadar tam altı ay sürüyor. Normal kış şartlarında iki ya da üç metre kar kalınlığı var. İkliminden dolayı da bu süre boyunca, kar kalitesi ‘toz kar’ özelliğini koruyor.
    Palandöken Kayak Merkezi’nin 3125 metrelik pisti, Türkiye’nin en yüksek rakımlı pisti. Ayrıca 3125 metreden 2100 metre rakıma, hiç durmadan kayarak inmek mümkün. 27 No’lu pist, sekiz kilometreye varan uzunluğuyla, Türkiye’nin en uzun pistlerinden. Palandöken’de snowboard’cular için de ezilmemiş, doğal pistler var. Bu pistlere teleski ya da telesiyejlerle ulaşılıyor.


    Palandöken’in özelliklerinden biri de uçak, otobüs ya da trenden indiğiniz andan itibaren, 20 dakika içinde, pist ve otellere ulaşabiliyorsunuz. Çünkü Palandöken Kayak Merkezi, Erzurum’a sadece 13 kilometre uzaklıkta. Bu yol en sert hava koşullarında bile, her zaman ulaşıma açıktır.


    Palandöken de Çeşitli kategorilerde kayak ve snowboard yarışmaları ile kar festivalleri de düzenlenmektedir. Ayrıca dağda 5 yıldızlı otellerin yanısıra kayak evi, günübirlik tesisler ve lokantalar bulunmaktadır. Kayak malzemesi kiralama hizmetleri verilmektedir ayrıca amatör kayakçılar için kayak hocalarından derslerde alınabilmektedir.


    2009 Winter Universiade oyunlarına aday olan kentimiz Avusturya' nın Innbursk kentinde yapılan tanıtımdan sonra seçimleri kaybetmiş olmasına rağmen palandöken dağının tüm dünya tarafından tanınmasını sağlamıştır. Erzurum Valisi Celalettin Güvenç in destekleri ile aynı yarışmanın 2011 yılına ait adaylık çalışmalarına başlanmıştır.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 28.07.2006 - 09:14

    Abov: Korku İle karışık hayret bildirir
    Ahan: İşte, şu
    Akabuka : Alafranga, (Mini şivesini değiştirme heveslisi)
    Anbağahan: İşte Burda
    Ander: Münasebetsiz
    Angıt: Vurdumduymaz
    Anorli: Kibirli gururuna düşkün
    Aşnafişna : Kur yapma, cilve yapma, oynaşma
    Ayınoyun : Düzensiz, tatsız tuzsuz
    Avel: Bunak, beceriksiz

    Babuş: Ördek
    Bahtavar : Mutlu, mesut bahtiyar
    Bayahıt: Demin, biraz önce
    Beleş: Bedava, karşılıksız
    Belevürt: Tahmin, mukayese
    Bıdılanmak: Kendi kendine konuşmak
    Bıldır: Geçen güz
    Bilibili: Kazları ve ördekleri çağırırken söylenir
    Bir oki: Allah'tan ki şu var ki
    Bocuzlamak: Küsmek
    Böğürme: Hayvanların bağırması
    Bunculah: Bu kadar

    Cıscıvlak: Çırılçıplak
    Cellobello: Ayak takımı, sıradan kimseler
    Cencir: Çok çelimsiz, sıska çocuk
    Cemre: Cereme, riziko
    Cıbıl: Az giyinmiş, çıplak fukara
    Cico: En güzel en iyisi
    Çıfıt: Kötü kalpli, kuşkulu
    Çığız: Oyunbozan
    Cırboğa : Yaramaz, huysuz küçük çocuk
    Cılh: Bozulmuş yumurta
    Cıncıklamak:Çimdikler gibi tırmalamak
    Cırbağa: Ufak tefek, küçük
    Cırnah: Tırnak
    Cıvıh: Sulu
    Cincevat : Zeki fakat güvenilmez

    Dadah: Çocuk Maması
    Dardük: Daracık Elbise
    Day Durmak: Bebeğin Ayakta Durabilmesi
    Dazlamak: İnce Eleyip Sık Dokumak
    Debertmek: Kurcalamak Ortaya Çıkarmak
    Deh: At ve Eşeği Yürütmek İçin Söylenir
    Densiz: Saygısız Münasebetsiz
    Dıbız: Tüysüz, Kel, Dazlak Kafa
    Dıllo: Külhabeyi Serseri
    Dımbıltı: Davul, Def, Darbuka gibi vurgulu çalgılar
    Dınaz: Alaya Alma
    Dındıklama: Çok Ağır İş Yapma
    Dıngıl Mıngıl: Karma Karışık
    Dıngılım Usul: Yerine Oturmamış Oynak
    Dıravanci: Aç Gözlü, Dilenci Yaradılışlı
    Dırçik Atmak: Hoplaya Zıplaya Yürümek
    Dırlamak: Gereksiz Yere Konuşmak
    Dıreş: Uzun Boylu
    Dızdığın Dızdığı: Birkaç Uzak Göbekten Akraba
    Dızdız: Çok Ağlayan Çocuk
    Diya: İşte Şurada
    Dummak: Suya Dalmak
    Dümsük: Yumruk


    Ecik-Ecük: Kasık
    Efilefil: Rüzgarın Serin Serin Esmesi
    Eke: Çok Bilmiş
    Elebele: Şöyle Böyle
    Endek Döndek: Evirip Çevirmek
    Eycemen: İyice Esaslı Biçimde

    Farfara: Saf, Çocuk Yaratılışlı
    Fanmaz: Uslanmaz
    Fenikmek: Telaşlanmak
    Fesat: Karıştırıcı
    Fıhfıhlamak: Kaynamak
    Fıldır Fıldır: Gözleri Kırpmadan Dikkatli Dikkatli Bakmak
    Fırt: Yudum
    Fıs: Boş
    Fıstik: Tekme Atma
    Fiddoz: Alımlı Çalımlı
    Fingirdemek: Oynamak
    Fit: Ödeşmek
    Fitlemek: Karıştırmak
    Fitleşmek: Anlaşmak
    Fitne: Karıştırıcı, Fesat


    Gak Kulak: İri Kulak
    Gamo: Kibirli, Gururlu, Kendini Beğenmiş

    Gıdırgıdır: Çekememek, Hazmedememek
    Gıdıl: Kısa Boylu
    Gıjgırdamak: Bir Şeye Yeltenmek
    Gıncıltmak: İncitmek
    Gındıllamak: Yuvarlanmak
    Gında Dönmek: Takla Atmak
    Gırgıt: Cimri
    Gorbagor: Azap Görmeye Layık Ölü
    Gucur: Cüce
    Gudik: Köpek Yavrusu
    Gulluk: Karakol, Polis Kulübesi
    Guzzikli: Kamburu Olan

    Haman: Hemen
    Henek: Şaka
    Hıllık: Çoban Köpeği
    Hınik: Genizden Konuşan, Burnundan Konuşan
    Hınk Mınk Etmek: Şaşkınlıktan Dili Dolaşmak
    Hırlı: Doğru Güvenilir Yaramaz
    Hışır: Çok Yorgun
    Hışırık: Ufak Dolu Tanesi
    Horata: Dedikodu
    Hotulamak: Çekememek, Çekiştirmek
    Hoyrat: Sevimsiz
    Hudik: Tedirginlik

    Kafter: Sevimsiz İhtiyar
    Kakart: Kümes Hayvanları veya Kuşların Burnu
    Kalik: Eskimiş Ayakkabı

    Karakura: Kabus
    Karmançorman: Birbirine Karışma
    Katakolli: Yağcılık Yapma
    Kelek: Güvenilir Olmayan
    Kunkul: Tavuğun Tepeliği
    Kırtik: Parça
    Kelloş: Dazlak
    Kıtmır: Kısa Burunlu
    Kokor: Çocukları Korkutmak İçin Kullanılan Korkuluk

    Lazot: Mısır
    Lılığ: Rafadan Yumurta
    Lıvır: Geveze
    Loloz: Havada Aç
    Loşo: İri Dudaklı

    Malamat: Rezil
    Mangıldamak: Ses Çıkarmak
    meymene: Gayet Soğukkanlı
    Mıllıhci: Yüze Gülen
    Mırlamak: Dırıltı Etmek Gevezelik Etmek

    Nanaher: İriyarı
    Nemkor: Nankör
    Nıhız: Cimri

    Oho: Sığırları Durdurmak İçin Kullanılan Ses
    Oşo: Köpek
    Odovs: Mandaları Durdurmak İçin Kullanılan Ses

    Öbelek: Yüksek Yer
    Pahıl: Kıskanç
    Paton: Biçimsiz, İrice
    Payhırmak: Yüzüne Karşı Bağırmak
    Perikmek: Alıştığı Yere Yabancı Olmak
    Pılıpırtı: Çul, Çaput Eski Eşya
    Pırh Etmek: Aniden Gülmek
    Pısılamak: Fısıldaşmak
    Portlak: Dışarıya Fırlamış, Çıkık


    Salahan: Başıboş
    Seme: Aptal Saf
    Sevo: Aptal Gerizekalı
    Soyha: İşe Yaramaz
    Sölpuk: Uyuşuk
    Suhra: Angarya

    Tanko: Sosyetik
    Tavtav: Kılıktan Kılığa Giren
    Teh: Atı Yürütmek İçin Söylenir
    Teheze: Eski

    Tikkoz: Süslü Püslü Sükseli
    Tıstımbıl: Karnı Doymuş
    Ubanma: Çabalama
    Ütük: Çok Çabuk Üşüyen

    Vesvese: Evhamlı Kuruntulu
    Vıcırgan: Kokan
    Vıdı Vıdı: Aralıksız Konuşan
    Vih: Vuy Anam
    Vığır Vığır: Kesilmeden Ağlayan Bebek
    Vırt Etmek: Bir Sözü Ağzına Sakız Etmek
    Vırışıh: Görgüsüz

    Yello: Hafif Meşref, Kendini Taşıyamayan
    Yelloz: Züğürt, Fakir, Kimsesiz
    Yangır Yungur: Abuk Sabuk

    Zehlenmek: Alay Etmek
    Zıbarmak: Saygısızca Yatıp Uyumak
    Zımbıtı: Çeşitli Çalgıların Bir Arada Çıkardığı Sesler
    Zırzımbık: Bir Cismin Önemsiz Parçası
    Zotlama: Bilemek

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 28.07.2006 - 09:11

    Erzurum’un geçmişi M.Ö. 4000 yıllarına tarihlenmektedir. Karaz, Pulur, Güzelova ve Soshöyük’te yapılan arkeolojik kazılarda elde edilen bulgular Erzurum ve çevresinin çok eski ve önemli yerleşim yeri olduğunu ortaya koymuştur. Tarihin en eski devirlerinden itibaren değişik kavim ve milletlerin hakimiyetine giren Erzurum, kültür varlıkları açısından zengin bir geçmişe sahiptir.

    Hurriler, Urartular, İskitler, Medler, Persler, Araplar, İranlılar, Sasaniler, Romalılar ve Bizanslılar dönemimini yaşayan Erzurum, 5. Yüzyıldan 10. Yüzyılın sonuna kadar, Bizanslılar, Romalılar ve Araplar arasında birkaç kez el değiştirmiştir. Bu dönemlere ait, Erzurum ve çevresinde çok sayıda kale, kilise, manastır topluluğu, kaya mezarlığı, arkeolojik sitler yapı kalıntıları bulunmaktadır.

    1071 Malazgirt Zaferi’nden sonra Bizans Hakimiyeti’ne son verilerek, şehir Alparslan’ın akıncı arkadaşlarından Saltuk Bey’in yönetimine verilmiştir. Böylece Türk çağının başladığı Erzurum’da sırası ile Saltukoğulları, Selçuklular ve İlhanlılar döneminde bir taraftan şehirde imar faaliyetleri devam ederken, diğer taraftan inşa edilen cami, medrese, kümbet ve köprülerle Erzurum bir kültür ve sanat kenti haline gelmiştir.

    Oğuz soyunun aydınlığını bugüne taşıyan, Anadolu’nun en eski Üniversitelerinden Yakutiye ve Çifte Minareli Medrese, 12-14 yy. da Erzurum’da Türk Mimarlık kültürünün ne kadar canlı ve kuvvetli olduğunu göstermektedir.

    1514 Yılında Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılan Erzurum’un esaslı bir biçimde imari Kanuni döneminde yapılmıştır. Devrinin birer sosyal ve kültürel kurumu olan zaviyeler, tekkeler ve medreselerin yanı sıra çok sayıda cami, han, hamam,çeşme ve köprü inşa edilmiştir. Siyasi istikrarın sağlanmasına bağlı olarak gelişen refah, nüfus artışını da beraberinde getirmiştir. 16. yy. dan itibaren şehrin, surların dışına taşması ile birlikte, yeni camiler inşa edilmiş, yapılan bu camilerin çevresinde mahalleler teşekkül etmiştir. Erzurum’un eski mahalleleri isimlerini camilerden almaktadır.

    Camileri, medreseleri, kümbetleri, türbeleri, hanları, hamamları, çeşmeleri, köprüleri ve tabyaları ile Erzurum, Selçuklu ve Osmanlı şehirlerinin güzel bir örneğini teşkil etmektedir. Kale, Ulu Cami, Üç Kümbetler, Çifte Minareli Medrese, Lala Mustafa Paşa Camii ve Rüstem Paşa Bedesteni şehrin merkezi yapıları arasında yer almaktadır.

    Saltuklu, Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı dönemlerine ait tarihi eserleriyle oldukça zengin bir mimarlık kültürüne sahip olan



    Erzurum, yüzlerce yılın imbiğinden süzülerek günümüze ulaşan ve bugün de canlı bir biçimde yaşayan halk türküleri, halk oyunları, el sanatları, yemekleri, gelenek ve görenekleriyle de zengin bir kültür mirasına sahiptir.

    Doğu Anadolu’nun yüksek yaylası olan Erzurum binlerce yıl önce parlayıp sönen eski medeniyetlerin bir kavşak yeri olduğu gibi, insanlık tarihinde, en eski çağlardan beri eşine az rastlanılan medeniyetlere sahip olmuştur.

    Erzurum yaylası ile merkezi şehir ve ulu kalesinin tarihte tanınmış şu beş adı taşıdığı görülmüştür.

    1- Karanitis/ Karanitide/ Garin/ Karin-Kalak-Karun(Yunan, Bizans, Roma kaynaklarında, Ermeni ve Gürcü tarihlerinde) ,

    2- Theodosiopolis (Bizans dönemi) ,

    3- Kali- Kala (k) , (Kali/Han Şehri İslam kaynaklarında) ,

    4- Arzan/ Arzen/Artze (şimdiki “ Karaarz/ karaz” yerinde) (Selçuklu Fethi sırasında) ,

    5- Erzen- Rum/ Erzen-ir-rüm ve Erzurum (Selçuklu, İlhanlı, Akkoyunlu, Osmanlı döneminde) ,

    Erzurum ve çevresi özellikle Kalkolitik ve eski Tunç çağından itibaren yoğun iskana ve siyasi olaylara tanık olmuştur. Bunun sebebi en eski çağlardan beri önemli ticari ve askeri yolların kavşak noktasında yer alması, zengin akarsu ağını bünyesinde bulundurması ve doğal savunma zeminine sahip olmasıdır. Çevredeki sert iklim şartlarına rağmen dağ silsileleri ve akarsu boylarındaki verimli ovalar, tarıma ve bilhassa hayvancılığa uygun bir ortam oluşturmuştur.

    Anadolu’ya yönelik Türk akınları ve bilhassa Doğu Anadolu ile Kafkasya ‘ da yurt tutma çabaları islamiyetten çok daha eski tarihlere inmektedir. M.Ö. VII. YY.da Kafkasya, Azerbaycan ve Doğu Anadolu Saka Türkleri (İskitler) ile Persler arasında paylaşılamayan bir ülke olduğu görülür.

    M.Ö. IV. Binde köklü bir kültürün orijin bölgesini oluşturan Erzurum ve çevresine Hurriler, Hayasalılar ve Urartu Krallıkları sırasıyla hakim olmuşlar, muhtemelen Hititler, Kimmerler ve İskitler de (Saka Türkleri) kısa bir süre kalmışlardı.

    395-398 yılları arasında cereyan eden Hun Türklerinin, Doğu Anadolu, Erzurum ve Fırat vadisine yönelik fetihleri tarihte Anadolu’ya ilk akınları olması açısından önemlidir.

    Bizans İmparatorluğu (Doğu Roma-395-1453) devrinde İran’dan Sasanilerin Doğu Anadolu’ ya saldırıları neticesi Theodosiopolis (Erzurum) 502 yılında Sasanilerin işgaline maruz kalmış, ancak 531 yılında tekrar ele geçirilmiştir. Çünkü strateji ve ticari siyaset bakımından çok önemli bir bölge olan Erzurum’a sahip olmak Bizans için her zamankinden büyük önem taşıyordu. Bizanslılar Erzurum’da su kemerleri, Kale’yi, Büyük Kilise’yi yaptırmış, Erzurum’u yeni baştan imar ettirmiştir.

    Halife Osman zamanında (651) Habib B. Mesleme komutasındaki İslam Ordusu Doğu Aanadolu topraklarını ele geçirmiştir ancak uzun süre Erzurum’da hakim olamamıştır. Halife Mansur zamanında 756 yılında Kalikala’yı (Erzurum) fethetmiştir. Ancak, Bizans İmparatoru tekrar işgal etmiştir. 3. Abbasi halifesi El-Mehdi zamanında Ermeniyye valisi olan Yezid, 799 yılında Kaikala’dan çıkarak, Bizans’a sefer düzenlenmiştir.

    Erzurum, Müslüman arapların eline geçtikten sonra Hıristiyan ahalinin bir kısmı şehirden uzaklaştı. Erzurum’a yerleşen arap kumandanları burasını Bizans’a karşı bir gana üssü haline getirdiler.

    949 yılında Bizanslıların Kalikala’yı (Erzurum) yeniden işgal ettikleri, surlarını yıktıkları görülmüştür.

    Müslümanların elinden çıkan Teodosipolis (Erzurum) Bizans İmparatorluğu’nun themalarından birinin merkezi olmuş ve doğudan gelecek islam akıncılarına karşı, yeniden tahkim edilmiştir.

    26 Ağustos 1071 Malazgirt Savaşı ile Alp Arslan’ın kesin zaferi sonucu Bizansın son seddi de yıkıldı. Türkmenlerin Türkleştirme ve yeni bir vatan haline getirme idealinde Erzurum bir hareket noktasıydı. Alparslan, Erzurum ve havalisini Saltuk beyliğine vermiştir. Saltuklular Erzurum Bölgesine Türklük vasfını kazandırmıştır. Saltuklular bölgede Anadolu’nun kapılarını korumakta ve Türkistan’dan gelen Türk göç yollarını açık tutmakta idiler.

    Anadolu’nun manen zayıf olduğu bir dönemi fırsat bilen ve Alaeddin Keyhubad’ın ölümünden (1237) Türk hudutlarını yoklayan Moğollar Ermeni ve Gürcülerden sonra Erzurum’u ele geçirerek halkını kılıçtan kırmış yağma, tahrip edip, ganimet ve sirlerle dönmüşlerdir. Selçuklu ordusu, 1243 yılında Kösedağ bozgununa uğrayınca Anadolu Selçuklu topraklarında Moğol hakimiyeti başlamıştır.

    Anadolu Selçuklu Devleti 1308’de tarih sahnesinden çekilmiştir. Zaten Erzurum ve çevresi Selçuklu yönetiminde olmasına rağmen İran ve Azerbaycan’da Moğolların yerini almış olan İlhanlı Hükümdarları tarafından yönetilmiştir. İlhanlılar zamanında Erzurum kültürel, siyasi, ticari ve sosyal hayatta büyük bir gelişme kaydetmiştir. Bu döneminin en önemli eseri Yakutiye Medresesi’ dir.

    İlhanlıların yıkılışı üzerine meydana gelen karışıklıklar sonrası Erzurum ve çevresi Sutay Noyan’ın oğlu Emirhan Togay tarafından ele geçirildi. Hacı Togay’ın oğlu Emir Hasan Erzurum-Tebriz yolu üzerinde Pasin ovasına hakim tepe üzerinde sıcak su kaynaklarına yakın, Avnik, Micingerol, Horosan ve Erzurum yollarını kontrol eden bu kaleye “Hasankale” denilmiştir.

    Çobanların hakimiyeti (Emir Çoban’ın torunu Şeyh Hasan 1340’da Erzurum’a geldi.) esnasında kalan en önemli Mimari anıt Çoban Köprüsü’dür.

    1336-1432 yılları arasında Erzurum’da Eratnalılar ve Celayirlilerin hakimiyeti görülmüştür.

    Yıldırım Beyazıt’ın çağdaşı olan Timur Karakoyunlu Türkmenlerinin ülkesini istila etmiş, nihayet Erzurum’u almıştır. Timur; Avnik Kalesi, Hasankale’yi ele geçirmişti. Timur; 1400’de ve 1402’de Anadolu’ya girerken, yine Erzurum’dan geçmiştir.

    Karakoyunlu İskender (1402-1438) ile Akkoyunluların savaşı Erzurum’un sosyal, siyasi ve iktisadi yapısını bozmuştur.

    Erzurum 1473-1478 yılları arasında Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’a bağlı kalmıştır.

    Şah İsmail 1502’de İran’ın tamamını kontrolü altına alması ile Safevi devleti kurulmuş oldu. Şah İsmail (1502-1514) Erzurum Sultaniye arasında Tebriz’i aldıktan sonra yerli ahaliye çok zulüm yaptı, servetlerini ellerinden aldı., halkı mezhep değiştirmeye zorladı. Doğu Anadolu ahalisi bölgeyi terk ederek iç bölgelere çekildi. Erzurum, Erzincan, Van ve Tebriz gibi kültür ve medeniyetin gözde şehirleri harabeye çevrildi.

    Erzurum, Hasankale, Avnik, Kağızman ve Kars gibi yerler Yavuz Sultan Selim’in gelişine kadar (1514) Şah İsmail’in hakimiyeti altında kaldı. Çaldıran zaferi ile Yavuz Sultan Selim Erzurum, Bayburt, Kamalı, Erzincan taraflarını Osmanlı sınırlarına katmıştır.

    Erzurum’da Dulkadırlı Mehmet Bey, Ferhatpaşa Beylerbeyliği ilklerdir. 1577’de başlayıp 12 yıl süren Osmanlı-İran harplerinde Erzurum, Osmanlı ordularının topladığı erzak ve mühimmatını yığdığı başlıca ihmal, hareket üssü olarak kaldı.Bu arada Erzurum’da bulunan yeniçeriler baskı, zulüm ve yolsuzlukla halkı bezdirdi.

    Kanunsuz vergiler halkı İstanbul’a başvurmasına yol açtı.

    1821’ de Osmanlı Devleti’nin gerileme döneminde İran’lılar Erzurum’a yürümüş Pasin Ovasına kadar gelmişlerdi.

    Rusya 1828’de Ruslar Erzurum’a kadar geldi., 1829’da Erzurum’u ele geçirdi. Erzurum Ermenileri ve gürcüleri Ruslara yardım etti. Edirne antlaşması ile Ruslar Erzurum’u Osmanlılara geri vermek zorunda kaldı, ancak 3 aylık Rus İşgali büyük zarar verdi.

    Osmanlı devrinde Erzurum Eyaleti 14 sancaktan ibaretti.

    1) Erzurum 2) Erzincan 3) Hınıs 4) Kelkit 5) Malazgirt 6) Tortum 7) Karahisar-ı Şarki 8) İspir 9) Karaçay10) Pasin 11) Mamervan 12) Kızuçan 13) Kığı 14) Mecingerd

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 27.07.2006 - 14:45

    Kültür
    Erzurumun mutfağı[2] Anadolu'nun her yöresinin kendine ait yöresel bir mutfağı vardır. Erzurum'da zengin bir mutfak kültürüne sahiptir.Bunlardan lor dolması, kadayıf dolması, özel yapılmış su böreği, ayran aşı ve cağ kebabı bu mutfağın baş yemekleridir. Erzurum'a yolu düşenlere bu yemekleri, özellikle Tortum Cağ kebabını tatmalarını tavsiye edelir.

    Erzurum'da oynanan halk danslarına Bar denir. Bar' ın tarihçesi çok eskilere Orta Asya' da Altay kavimlerine kadar uzanır. Erzurum halk oyunlar erkek ve kadınlarca ayrı ayrı oynanır. Atatürk Üniversitesi halk oyunları ile Erzurum halk oyunlar ve türküleri derneği bar ekibi çeşitli uluslararası halk dansları festivallerinde birincili ödülleri almışlardır. Bar oyunu mertlik ve yiğitlik sembolüdür. Erzurum ayrıca zengin bir halk türküleri kaynağına sahiptir.

    Erzurum El Sanatları[3] Erzurum kuyumculuğu ve Oltu Taşı işlemeciliği ile ünlüdür. Yarı değerli taş olan [[Oltu Taşı]] (kehribar) Erzurum'a özgüdür Altın ve gümüş ile birlikte Oltu Taşından kadınlar için bilezik, gerdanlık, broş, küpe, saç tokası ve tarağı yapılırken, erkekler için tespih, ağızlık, yüzük, vb. eşya imal edilmektedir. Bu ürünlerin satıldığı yer Rüstem Paşa Bedesteni'dir. Taşhan olarak ta adlandırılan bu eser Kanuni Sultan Süleyman'ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafında yaptırılmıştır. Osmanlı mimarisinin özelliklerini taşıyan iki katlı bina halen çarşı olarak kullanılmaktadır.

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 27.07.2006 - 14:44

    Coğrafi Özellikleri
    Anadolu'da deniz seviyesinden 1959 metre yükseklikteki tek büyük yerleşim yeri olan Erzurum yüksek bir yaylanın güney batı bölümünde yer alır. Yerleşme alanı yer yer 2000 metreye kadar yükselen bir ova üzerinde bulunur. Bölge kuzeyde Dumlu, güneyde Palandöken dağları ile çevrilmiştir. Buradan geçen İpek Yolu ve verimli ovaları bölgenin tarih boyunca yerleşme alanı olarak seçilmesinde önemli rol oynamıştır. Bu arada yer yer şiddetli depremlere maruz kalan şehir ve çevresi önemli ölçüde zarar görmüştür.

    Türkiye'nin en şiddetli iklimi bu bölgede hüküm sürer Baharları yağışlı, yazları sıcak ve kurak geçer, kışları soğuk ve karlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 6 derece, en soğuk ay ortalaması -8,3 derece'dir. En sıcak ay ortalaması 20.2 derece'dir. Yılın yaklaşık 220 günü boyunca ortalama sıcaklık 8 derce'nin altında seyreder. Yıllık yağış ortalaması 460.5 m2 olarak kaydedilmiş olup yağışlar düzensizdir. Nisbi nem %60.3 dür.

    İlin toplam nüfusu 1990 sayımına göre 848.201 dir. Şehir ve banliyölerinde oturan nüfus 362 bin civarındadır. Arazinin %20 si tarıma elverişlidir. Halkın başlıca geçim kaynağı hayvancılıktır.

    Erzurum'un jeolojik yapısından dolayı bölgede bir çok kaplıca mevcuttur. Bu kaplıcalardan en önemlileri Ilıca (15 km) Hasankale (Pasinler) (38 km) ve Soğukçermik (60 km) kaplıcalarıdır. Bu kaplıcalar romatizma, siyatik ve çeşitli kadın hastalıkları tedavisi için tavsiye edilmektedir. Bu kaplıca merkezlerinde konaklamak için otellerde mevcuttur...

  • Fikri Turan
    Fikri Turan 27.07.2006 - 14:43

    KISA TARİHCESİ

    Tarihin ilk dönemlerinden beri bir yerleşim yeri olan Erzurum, günümüzde de Doğu Anadolu Bölgesinin en büyük kentlerinden birisidir. Erzurum adının aslı erzeni-Rum (rum merkezi) dir.Bu bölge tarih boyunca; Urartular, Kimerler, İskitler, Medler, Persler, Partlar, Romalılar, Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Selçuklular, Moğollar, İlhanlılar ve Safaviler, gibi çok çeşitli kavimler ve milletler tarafından zapt ve idare edilmiştir.1514 yılında şehir ve çevresini fetheden Osmanlılar Türkiye Cumhuriyetinin Kurulduğu 1923 yılına kadar burada hüküm sürmüşlerdir. Erzurum ve çevresine hakim olan büyük şahsiyetler arasında Büyük İskender ve Timur'u sayabiliriz. Bölgenin savunmasında şehrin fonksiyonu coğrafi yapısı ile yakından ilgilidir. Zira şehir Doğudan gelebilecek saldırılara karşı kolayca savunulabilecek bir yerde kurulmuştur. 20. Yüzyılın başlarında batı güçlerine karşı girişilen direniş hareketi Atatürk'ün liderliğinde Erzurum'da başlamıştır. Atatürk milli birlik ve bağımsızlık hareketinin temelinin atıldığı kongreyi 23 Temmuz'da burada toplamıştır.

    Şehirde yukarıda bahsedilen kavim ve milletlere ait bir çok tarihi eser[1] bulunmaktadır.Bunların bir çoğu bozulmadan günümüze kadar gelmiştir. Şehre doğal güzellik katan bu eserlerin yanı sıra keşfedilmeyi bekleyen doğal güzellikler de mevcuttur.

  • Yıldız Demirel
    Yıldız Demirel 14.07.2006 - 13:04

    Erzurum'un kışı zorludur balam,
    tandırında tezek yakar Erzurum,
    buz tutar yiğitlerinin bıyığı
    ve geceleyin karlı ovada
    kaskatı katılaşmış, donmuş görürsün karanlığı.

    Erzurum'da kavaklar, balam,
    Erzurum'da kavaklar tane tane,
    kavaklarda tane tane yapraklar.
    Ve terden ve toz dumandan ve sinekten geçilmez
    Erzurum'da yaz gelip de bastı mıydı sıcaklar.

    Erzurum'un düzdür, topraktır damı.
    Erzurum güzelleri giyer, balam,
    incecik ak yünden ehramı.
    Yürek boynun büker, balam,
    Erzurumlu türkülere.
    Halim selimdir Erzurum'un adamı
    ve lâkin dönmesin gözü bir kere! ...

    N.H.Ran

  • Mâi Eflatun
    Mâi Eflatun 09.07.2006 - 13:23

    Almanya'dan Türkiye'ye ilk geliş...ve yurdumun içinde de ata diyârına ilk geliş...
    yolda anlatıyorlar:Erzurum Doğunun Paris'i (yıl 1984) :))

    Paris'i düşünüyor Mâi....klasik bir avrupa şehri..ortasından geçen bir nehir.. tarihi binalar şehir merkezinde..harika bir metro sistemi..bulvarlar vs.vs.:..hımm demek dedelerim de Paris gibi bir yerde yaşamış ha...
    heyecanlanıyor insan ister istemez...

    havalimanına iniyoruz...ilk intiba şaşkınlıkla karışık bir sükut-u hayal :))

    charles de gaulle nereee bura nere diyorum gülüyorlar...

    neyse gezmeye başlıyoruz şehri... tuhaf bir koku sokaklarda..at arabalarından mütevellit... paristeki parfüm gibi gelirmiş oraların insanına.. uçaktan inenler içlerine çekiyor bu tezek kokularını deriin deriin :)))

    mutaassıb bir kent..hanımefendiler o zamanlar terlikle dolaşmıyorlar dışarlarda..çorapsız dışarı çıkmak da edebe aykırı addediliyor...şimdilerde bir İstanbul oldu ya neyse...

    ilk izlenimler böyleydi..şehirden ziyade köylerini sevmişti Mâi..insanları sıcak...kaynak suları adım başı...suların tadı muhteşemm...lezzetli..ki başka hiçbiryerde o lezzette su içmedik...

    mis gibi tandır ekmeği...kazanlarda pişirilip yapılan civil peynirleri...tereyağı...


    hımm...Özlemişiz yaa...anlattıkça farkedildi :)

  • Fatih Kurt
    Fatih Kurt 09.06.2006 - 18:39

    erzurum...hiç gitmedim ama celal babyar üniversitesinde öğrenciyken bi sıra arakdaşım vardı,muhammet,erzurum aşkaleliydi..havasındanmı suyundanmıdır bu şehirden sağlam çıkar.

  • Memet Yadıcı
    Memet Yadıcı 14.03.2006 - 16:26

    Erzurum deyince Ankara tarafından seçimden seçime hatırlanan, dini ve milli duyguları kolayca istismar edilen adeta cezalandırılan bir halk ve şehir aklıma geliyor.

  • Memet Yadıcı
    Memet Yadıcı 14.03.2006 - 16:20

    Erzurum deyince Vatanperverlik akla gelir.İddia ediyorum Türkiye'nin en Vatansever insaları Erzurum'lulardır

  • Muvahhid Duranoglu
    Muvahhid Duranoglu 01.02.2006 - 14:01

    daglar sarmis erzurumun her yanini
    gelin ettik seni salini salini
    erzurumda anam biriktim canimi
    gidiyorsun yolunda duramiyorum

    bu odalar bir tek seninmi kaderin
    yuregine dert olmus butun kederin
    ne kadardi bu yaran ne kadar derin
    gorme anam halimi kanamiyorum

    --

    Şehir... Ey şehir...
    Yıllar var ki
    Gölgende uzayan şekilleri
    Sen sanmaktan usandım