Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Bir bukle şiir bırak sizce ne demek, Bir bukle şiir bırak size neyi çağrıştırıyor?

Bir bukle şiir bırak terimi Kasır Galı tarafından tarihinde eklendi

  • Elisa Elmira
    Elisa Elmira

    Tutunma
    Miguel Hernandez' e

    “biz hepimiz
    birer yalnızlık şarkısıyız.
    içimize bakarak
    dört yaramızın üstünden
    aşk yaramızın
    umut yaramızın
    korku yaramızın
    unutma yaramızın…
    dünyaya tutunmaya çalışıyoruz.

    biz hepimiz
    bir mutsuzluk töreninde
    varlığıyla yaralı
    birer yeryüzü ağrısıyız.
    gözlerimizde
    boğulmuş birer yeraltı fotoğrafı
    bir ışıklı kalabalık ağzımızda
    boşluğa tanrılar yontuyoruz.”

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    DAVET

    Dörtnala gelip Uzak Asya'dan
    Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket, bizim

    Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak
    ve ipek bir halıya benziyen toprak, bu cehennem, bu cennet bizim

    Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın,
    yok edin insanın insana kulluğunu, bu dâvet bizim

    Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hürve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim...


    Nâzım HİKMET

  • Elisa Elmira
    Elisa Elmira

    Fransiz arkadasim Kevin ile siir uzerine konusurken
    Argon icin ifadesi communist man oldu:). Ama soz verdi bana daha cok siir okuyacagina. Dunya bir insan daha kazandi. Hayatina siiri ceken :)

    Bana Baktın Gözlerinle (Sait Maden çevirisi)

    Bana baktın gözlerinle ıssız ufka dek
    Anılardan yıkanmış gözlerinle
    Bana baktın saf unutuş olan gözlerinle
    Bana baktın üzerinden belleğin
    Başıboş nakaratlar üzerinden
    Solmuş güller üzerinden
    Aldanmış mutluluklar üzerinden
    Yürürlükten kalkmış günler üzerinden
    Mavi unutuş olan gözlerinle baktın bana
    Bir şeycikler anımsamıyorsun olan bitenden
    Sevgilim
    Anımsamıyorsun insanları görünümleri
    Gittin kendi kendinden duman dalgaları gibi

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    HAN DUVARLARI

    -Osmanzade Hamdi Bey'e-

    Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
    Bir dakika araba yerinde durakladı.
    Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
    Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
    Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
    Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
    İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
    Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
    Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
    Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
    Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
    Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...

    Ellerim takılırken rüzgârların saçına
    Asıldı arabamız bir dağın yamacına.
    Her tarafta yükseklik, her tarafta ıssızlık,
    Yalnız arabacının dudağında bir ıslık!
    Bu ıslıkla uzayan, dönen kıvrılan yollar,
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu.
    Serpilmeye başladı bir yağmur ince ince.
    Son yokuş noktasından düzlüğe çevrilince
    Nihayetsiz bir ova ağarttı benzimizi.
    Yollar bir şerit gibi ufka bağladı bizi.
    Gurbet beni muttasıl çekiyordu kendine.
    Yol, hep yol, daima yol... Bitmiyor düzlük yine.
    Ne civarda bir köy var, ne bir evin hayali,
    Sonunda ademdir diyor insana yolun hali,
    Arasıra geçiyor bir atlı, iki yayan.
    Bozuk düzen taşların üstünde tıkırdıyan
    Tekerlekler yollara bir şeyler anlatıyor,
    Uzun yollar bu sesten silkinerek yatıyor...
    Kendimi kaptırarak tekerleğin sesine
    Uzanmış kalmışım yaylının şiltesine.

    Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan;
    Geçiyordu araba yola benzer bir sudan.
    Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu,
    Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu:
    Ağır ağır önümden geçti deve kervanı,
    Bir kenarda göründü beldenin viran hanı.
    Alaca bir karanlık sarmadayken her yeri
    Atlarımız çözüldü, girdik handan içeri.
    Bir deva bulmak için bağrındaki yaraya
    Toplanmıştı garipler şimdi kervansaraya.
    Bir noktada birleşmiş vatanın dört bucağı,
    Gurbet çeken gönüller kuşatmıştı ocağı.
    Bir pırıltı gördü mü gözler hemen dalıyor,
    Göğüsler çekilerek nefesler daralıyor.
    Şişesi is bağlamış bir lambanın ışığı
    Her yüzü çiziyordu bir hüzün kırışığı.
    Gitgide birer ayet gibi derinleştiler
    Yüzlerdeki çizgiler, gözlerdeki cizgiler...
    Yatağımın yanında esmer bir duvar vardı,
    Üstünde yazılarla hatlar karışmışlardı;
    Fani bir iz bırakmış burda yatmışsa kimler,
    Aygın baygın maniler, açık saçık resimler...
    Uykuya varmak için bu hazin günde, erken,
    Kapanmayan gözlerim duvarlarda gezerken
    Birdenbire kıpkızıl birkaç satırla yandı;
    Bu dört mısra değil, sanki dört damla kandı.
    Ben garip çizgilere uğraşırken başbaşa
    Raslamıştım duvarda bir şair arkadaşa;
    "On yıl var ayrıyım Kınadağı'ndan
    Baba ocağından yar kucağından
    Bir çiçek dermeden sevgi bağından
    Huduttan hududa atılmışım ben"
    Altında da bir tarih: Sekiz mart otuz yedi...
    Gözüm imza yerinde başka ad görmedi.
    Artık bahtın açıktır, uzun etme, arkadaş!
    Ne hudut kaldı bugün, ne askerlik, ne savaş;
    Araya gitti diye içlenme baharına,
    Huduttan götürdüğün şan yetişir yârına!...

    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
    Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk.
    Ufku tutuşturmadan fecrin ilk alevleri
    Arkamızda kalıyor şehrin kenar evleri.
    Bulutların ardında gün yanmadan sönüyor,
    Höyükler bir dağ gibi uzaktan görünüyor...
    Yanımızdan geçiyor ağır ağır kervanlar,
    Bir derebeyi gibi kurulmuş eski hanlar.
    Biz bu sonsuz yollarda varıyoruz, gitgide,
    İki dağ ortasında boğulan bir geçide.
    Sıkı bir poyraz beni titretirken içimden
    Geçidi atlayınca şaşırdım sevincimden:
    Ardımda kalan yerler anlaşırken baharla,
    Önümüzdeki arazi örtülü şimdi karla.
    Bu geçit sanki yazdan kışı ayırıyordu,
    Burada son fırtına son dalı kırıyordu...
    Yaylımız tüketirken yolları aynı hızla,
    Savrulmaya başladı karlar etrafımızda.
    Karlar etrafı beyaz bir karanlığa gömdü;
    Kar değil, gökyüzünden yağan beyaz ölümdü...
    Gönlümde can verirken köye varmak emeli
    Arabacı haykırdı "İşte Araplıbeli!"
    Tanrı yardımcı olsun gayrı yolda kalana
    Biz menzile vararak atları çektik hana.

    Bizden evvel buraya inen üç dört arkadaş
    Kurmuştular tutuşan ocağa karşı bağdaş.
    Çıtırdayan çalılar dört cana can katıyor,
    Kimi haydut, kimi kurt masalı anlatıyor...
    Gözlerime çökerken ağır uyku sisleri,
    Çiçekliyor duvarı ocağın akisleri.
    Bu akisle duvarda çizgiler beliriyor,
    Kalbime ateş gibi şu satırlar giriyor;

    "Gönlümü çekse de yârin hayali
    Aşmaya kudretim yetmez cibali
    Yolcuyum bir kuru yaprak misali
    Rüzgârın önüne katılmışım ben"

    Sabahleyin gökyüzü parlak, ufuk açıktı,
    Güneşli bir havada yaylımız yola çıktı...
    Bu gurbetten gurbete giden yolun üstünde
    Ben üç mevsim değişmiş görüyordum üç günde.
    Uzun bir yolculuktan sonra İncesu'daydık,
    Bir handa, yorgun argın, tatlı bir uykudaydık.
    Gün doğarken bir ölüm rüyasıyla uyandım,
    Başucumda gördüğüm şu satırlarla yandım!
    "Garibim namıma Kerem diyorlar
    Aslı'mı el almış haram diyorlar
    Hastayım derdime verem diyorlar
    Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış'ım ben"
    Bir kitabe kokusu duyuluyor yazında,
    Korkarım, yaya kaldın bu gurbet çıkmazında.
    Ey Maraşlı Şeyhoğlu, evliyalar adağı!
    Bahtına lanet olsun aşmadınsa bu dağı!
    Az değildir, varmadan senin gibi yurduna,
    Post verenler yabanın hayduduna kurduna!..
    Arabamız tutarken Erciyes'in yolunu:
    "Hancı dedim, bildin mi Maraşlı Şeyhoğlu'nu?"
    Gözleri uzun uzun burkuldu kaldı bende,
    Dedi:
    "Hana sağ indi, ölü çıktı geçende!"
    Yaşaran gözlerimde her şey artık değişti,
    Bizim garip Şeyhoğlu buradan geçmemişti...
    Gönlümü Maraşlı'nın yaktı kara haberi.

    Aradan yıllar geçti işte o günden beri
    Ne zaman yolda bir han rastlasam irkilirim,
    Çünkü sizde gizlenen dertleri ben bilirim.
    Ey köyleri hududa bağlayan yaşlı yollar,
    Dönmeyen yolculara ağlayan yaslı yollar!
    Ey garip çizgilerle dolu han duvarları,
    Ey hanların gönlümü sızlatan duvarları!..

    Faruk Nafiz ÇAMLIBEL

  • Elisa Elmira
    Elisa Elmira

    Paul Eluard, Şiirde Sürrealizimin babasi olarak adlandırılır. La liberte - özgürlük şiirini yazan, aslında biz onu Livaneli'nin söylemiş olduğu "dağlara taşlara adini yazarim, hey özgürlük" şarkısının aslını yazan şairdir... Şiirin Dolambaçlı Yolları’nda şöyle der:

    "Sevmenin ateşi dingin suyun üstüne düşer yakmadan tutuşturmak için. Eti elde etmek kolaya kaçmak demektir, onu herkesin kılmak demektir. Sevmek ve sevilmeyi istemek, gözü kara doğanın önüne geçmek, yaratıya giden en kestirme yolu seçmek demektir. Sen sensin, ben benim, ama sen ve ben, önüne geçilemez bir biçimde, biz denen şey olacağız... Zevkin zincirine vurulup can verirken aşkın çekimiyle yeniden canlanıp yeniden doğmuş gibi oluruz. Ve böylelikle, dinsel baskıların koyduğu engelleri, haçın o soğuk düz çizgilerinin koyduğu engelleri, ölümden yaşama giden uçurumların üstünden aşar gideriz... Sevmek ve sevilmek çocuksu gizler, kutsal gizlerdir. Kendime yakın bulduğumu sevecek, kendimi sevdireceğim, ömrümü uzatacağım böylelikle. Erkek ve kadın bu yolla güçlerini ve güçsüzlüklerini tanırlar, şu üç aynada aydınlanırlar: üreme aynası, toplumsal ayna ve düşünsel ayna. Üretim ve yine üretim, sevgi ve dostluk, düşünme ve düşündüğünü uygulama.
    ...Tutkunun çekiminin ulaşamadığı yer yoktur. Mutlu mutsuz aşk diye bir şey yoktur, platonik aşk, yaşanmış aşk, işe yaramaz aşk, zorunlu aşk diye bir şey de yoktur. Ölümün ve yaşamın habercisi, evrimin yaratıcısı olan aşk vardır ve dünyanın “çehresi” onunla değişir hiç durmadan. Kalıcı aşk vardır, gelip geçici aşklar vardır. Yaşayan her varlık sevmek zorundadır. Ve bu kaçınılmaz zorunluluk aşkın her biçimine hayranlık duymamızı gerektirir. Yaşamı yaşanmaya değer kılan tek duygu budur. "

    Özgürlük - La liberte

    Okul defterlerime
    Sırama ağaçlara
    Kumlar karlar üstüne
    Yazarım adını

    Okunmuş yapraklara
    Bembeyaz sayfalara
    Taş kan kağıt veya kül
    Yazarım adını;

    Yaldızlı tasvirlere
    Toplara tüfeklere
    Kralların tacına
    Yazarım adını

    Ormanlara ve çöle
    Yuvalara çiğdeme
    Çın çın çocuk sesime
    Yazarım adını

    En güzel gecelere
    Günün ak ekmeğine
    Nişanlı mevsimlere
    Yazarım adını

    Gök kırpıntılarına
    Güneş küfü havuza
    Ay dirisi göllere
    Yazarım adını

    Tarlalara ve ufka
    Kuşların kanadına
    Gölge değirmenine
    Yazarım adını

    Fecrin her soluğuna
    Denize vapurlara
    Azgın dağın üstüne
    Yazarım adını

    Bulutun yosununa
    Kasırganın terine
    Tatsız kaba yağmura
    Yazarım adını

    Parlayan şekillere
    Renklerin çanlarına
    Fizik gerçek üstüne
    Yazarım adını

    Uyanmış patikaya
    Serilip giden yola
    Hıncahınç meydanlara
    Yazarım adını

    Özgürlük

    Paul Eluard

    M. C. Anday - O. V. Kanık


  • Elisa Elmira
    Elisa Elmira

    Dunya bir orkestra olsaydi eger, kalbi kesinlikle Azerbeycan olurdu.

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Beni Candan Usandırdı

    Beni candan usandırdı cefâdan yâr usanmaz mı
    Felekler yandı âhımdan murâdım şem'i yanmaz mı

    Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan
    Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı

    Şeb-i hicran yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
    Uyarır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı

    Gûl-i ruhsârına karşu gözümden kanlu akar su
    Habîbim fasl-ı güldür bu akar sular bulanmaz mı

    Gâmım pinhan tutardım ben dedîler yâre kıl rûşen
    Desem ol bî-vefâ bilmem inanır mı inanmaz mı

    Değildim ben sana mâil sen ettin aklımı zâil
    Beni tan eyleyen gafîl seni görgeç utanmaz mı

    Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
    Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı

    Fuzuli

  • Elisa Elmira
    Elisa Elmira

    Ay Saatleri

    Zeytinlerin çınarlarla seviştiği
    Tanrıya değen bir deniz atlasında
    Ağzım gözüm köpük köpük dudakların
    Otlarla konuşup durdum sabaha kadar

    Yedi yolun uzaklığından bir ayrılık
    Hüma kuşlarından bir gökyüzü şarkısı
    Göğsünün çatalında terlemiş bir güneş
    Çın çın soyundum günlerin yalnızlığını

    Soluğumda gövdenin rayiha bahçeleri
    Avuçlarım otlardan kumlara yıldız şenliği
    Parmaklarından canıma yürüyen karıncalar
    “Öyle düşündüm ki seni yitirdin gerçekliğini” *

    Sonra sabahın ağzı çimenlerin koynunda
    Çıplak ayakların yürüdüğü uykular
    At kestanelerinden bir şehir acısı
    Üç zaman birden ışıdı boynunun lambasında

    Ben bir simli cümleyim Hayal Hanım
    Kirpiğinden topuğuna harf harf işlenmiş
    Senden uzak bir gerçeğim kalmadı
    Uyandım dünyanın bütün uykularını.

    Ölüm sensin bundan sonra sabahın sahibi…

    Şükrü Erbaş
    2014
    -pervane-
    * Robert Desnos

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Göğe Bakma Durağı


    İkimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da
    Göğe bakalım

    Falanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    İnecek var deriz otobüs durur ineriz
    Bu karanlık böyle iyi afferin Tanrıya
    Herkes uyusun iyi oluyor hoşlanıyorum
    Hırsızlar polisler açlar toklar uyusun
    Herkes uyusun bir seni uyutmam bir de ben uyumam
    Herkes yokken biz oluruz biz uyumayalım
    Nasıl olsa sarhoşuz nasıl olsa öpüşürüz sokaklarda
    Beni bırak göğe bakalım

    Senin bu ellerinde ne var bilmiyorum göğe bakalım
    Tuttukça güçleniyorum kalabalık oluyorum
    Bu senin eski zaman gözlerin yalnız gibi ağaçlar gibi
    Sularım ısınsın diye bakıyorum ısınıyor
    Seni aldım bu sunturlu yere getirdim
    Sayısız penceren vardı bir bir kapattım
    Bana dönesin diye bir bir kapattım
    Şimdi otobüs gelir biner gideriz
    Dönmiyeceğimiz bir yer beğen başka türlüsü güç
    Bir ellerin bir ellerim yeter belliyelim yetsin
    Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
    Durma kendini hatırlat.


    Turgut Uyar

  • Elisa Elmira
    Elisa Elmira

    zemheri estirme kıyılarımda




    sen yoksun...
    ses yok...
    resmin yok....
    o zaman ben;
    kime bakıyorum böyle boş boş
    neden buralardayım halâ
    kimin içindir bu bekleyişler
    niçindir bu iç çekişler
    kimdir benim sevdalım
    nedendir bu devasız kuruntularım...




    ahh yâr...
    çok şey mi istiyorum senden
    artılarla donattığım belleğimin
    eksilere hiç yeri olmadığı için mi bütün bunlar...
    çarpmalarla
    bölmelerle hiç uğraşmadığım için mi?
    eksikliyim sende...




    yok diyorsun ya birde
    hiç kimse yok hayatımda
    peki, sürekli önüme çıkan o ket ne?
    akışıma çekilen bu set ne?
    bilirim güneş balçıkla sıvanmaz derler
    hele önü hiç kesilmez
    o zaman nedir bu çığırtkan sesler
    kime ve niye?
    bilseydim ki iş böyle
    düşer miydim peşine
    kapılır gider miydim bu sevda seline...
    iç çeker miydim
    oflar mıydım hiç yok yere...




    söylesene sevgili;
    hadi konuş susma!..
    konuş ki
    yüreğim buz kesmesin ağustos ortasında...
    sıcağına alışmışken tam
    zemheri estirme kıyılarımda...
    ya donarsam!
    bir donarsam...
    billahi çözünemem sıcağında...
    İbrahim’in ataşe atıldığı
    onlarca odun olup yansam da cayır cayır
    bir daha asla!
    asla ısınamam otağında...


    Kardelen
    29-08-2010
    Saat:00.04

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Gül Bestesi

    Gül mevsimi geldi mi her şey bize yâr olur
    Gönüller gül kokarken geceler nehâr olur

    Bad-ı saba getirir diyâr-ı gülden koku
    Figan eden bülbüle şifayâb rüzgâr olur

    Gözyaşıyla yoğrulur şebnemler yanağında
    Dönüşür yağmurlara damlalar cuybâr olur

    Yağmur damlalarıyla yıkanırken gülistan
    Dile gelir goncalar çiçekler gülnâr olur

    Gül derip gül yüzünden armağanlar taşısam
    Çoraklaşan şu dünya yemyeşil diyâr olur

    Gül renginle boyanır kuşanır özlemini
    Kalbim aşkınla yanıp tutuşarak var olur

    Ey bülbülün sevdası sultanı gülistanın
    Sensiz bütün mevsimler bize sonbahar olur

    Rıfkı Kaymaz

  • Filiz Şahin
    Filiz Şahin

    Bukle ne denek ya da kuble ne demek nerelerde kullanılır diye baksaydınız keşke...

  • Canay Erdem
    Canay Erdem 02.07.2022 - 12:09

  • Canay Erdem
    Canay Erdem

    I

    içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
    varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
    varsın yarı yolda uyuya kalsın
    bize gönderilen bahar

    içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
    varsın gölgemiz olsun hüzün
    dilediği gibi uzatsın canevimize ayaklarını
    varsın annemiz olsun tütün
    hayat daha sert vursun yumruklarını

    II

    içimden dedim ilmeği kaçmış bir hayat bizimkisi
    nedir alnımızdan öpmek için izimizi süren
    kalmış mıdır kalesi düşmüş bir şehrin cazibesi
    nedir yalnız bize yakışan bu serüven

    bu serüven ki
    bizden biri yaptı sırtımızdaki hançeri
    ve terketti bizi huzur denen sevgili
    kalakaldık, şaşkınlığın avuçlarında
    billur bir kuş gibi

    III

    içimden dedim gömülü bir ırmağın yalnızlığıdır bu
    beraber yürüyelim olur mu…

    İbrahim Tenekeci





  • Buğu Duyusu
    Buğu Duyusu

    KUŞUN ÖLÜMÜ

    Kuş damdan düşünce
    sarışın bir yürüyüşüdür artık ölümün
    bir yağmurdur açılan kuraklığa
    bir yağmurdur kulübesi nisandan
    ve onun ayaklarına dolanan o gökyüzü
    kansız yüzleridir diri kuşların
    kuş düşünce damdan

    kuş düşünce damdan
    kızlar saçlarıyla ölümü düşünürler
    uzun bacaklı tanrılar koşuşur sokaklarda
    kuş öldü herkes mi arıyor
    gençlik mi yürüyor herkese ve mi arıyor
    onun gözlerini satılan çarşılarda
    kuş öldü kanadının altındaki o yara
    yağmurun karanlığını getiriyor geceye
    yağmurun ırmaklarını getiriyor geceye
    kuş öldü
    küçücük bir yorgunluktu ölmeden önce.

    öldü, kim ısıtır artık onun ellerini
    suların aynasında üşüyen ellerini
    suların saygısıyla üşüyen ellerini.

    İsmet Özel

  • Kasır Galı
    Kasır Galı

    Taşıma toprağıma toz konduranın
    Alnını karışlarım.
    Şairim şair olmasına,
    Canım kurban şiirin gerçeğine, hasına.
    İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum,
    Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter,
    Eğri büğrü, kör topal kabulüm.
    Şairim,
    Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası,
    Ayak seslerinden tanırım.
    Ne zaman bir köy türküsü duysam,
    Şairliğimden utanırım.

    Bedri Rahmi Eyuboğlu

  • Özcan İşler
    Özcan İşler

    Selam Olsun
    "Cüneyt Arkın'a"

    Ölçüp ölçüp sözlerini,
    Biçenlere selam olsun.
    Kör kalplerin gözlerini,
    Açanlara selam olsun.

    Halkla ağlayıp gülmeyi,
    Kendi kendini bilmeyi,
    Ödünsüz insan olmayı,
    Seçenlere selam olsun.

    Doğruluğu sayıp övünç,
    Gönüllere neşe, sevinç,
    Hep umudu avuç avuç,
    Saçanlara selam olsun.

    Bencilliğin surlarından,
    Seve seve kârlarından,
    Vatan için varlarından,
    Geçenlere selam olsun.

    Doğrusuna yalan ekten,
    Bile bile hak yemekten,
    İncinsede, incitmekten,
    Kaçanlara selam olsun.

    Kul olup da tam hakkıyla,
    Örnek yaşam, ahlakıyla,
    Bu dünyadan yüz akıyla,
    Göçenlere selam olsun.

    Özcan İşler
    28 Haziran 2022 Ankara