Atanamayan öğretmenler için bütçede yer ayırmayan milli eğitim bakanlığı haramzade diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hakkının gasp edilmesine sesini çıkaramıyor.. Camilerde cemaat bırakmayan imamların sadece bayramdan bayrama cumadan cumaya o da adına cemaat denirse gördüğü cemaat için milli güvenlik sağlık ve eğitimden fazla bütçeyi alıyor.. İşin ilginci dinsizlik kendine dindar veya muhafazakar diye tanımlayan hükümet döneminde daha çok artıyor... Haram zıkkım olsun başkanlığından imamına kadar kim varsa çocuk ve yetimlerin hakkını gasp edip Allah rızası için yapılması gereken işleri üç bakanlıktan daha fazla bütçe alarak yapamayan haramzadelere Allah iki dünyada hesabını sorar inşallah..
Erken emeklilik de yaşa takılanları eleştirenlerin aldıkları maaşları sorgulamayan adalet sistemini Allaha havale eden Allahsızlar Allah Haktır aklınızda bulunsun..
ben seni okadar, ama, okadar çok sevdimki, sevdamın büyüklüğü, zaman,zaman beni bile korkuttu, başlangıçta hep sen derdin, seni çok seviyorum diye, okadar çok derdin ki hatta bazen öf bile dedirtirdin bana, ama zamanla kalbime öylesine derin,öylesine çok,öylesine sonsuz girdinki,anlamadım,farketmedim, sevdamın büyüklüğünü, yavaş,yavaş sinsice ve bir cam kırığı gibi nasılda derinlere inmiş,kök salmışsın. beni sevildiğime böylesine inandırmışken, ben sevdamın büyüklüğüne değer bile bulamazken dünyaları az,ummanları yetersiz,uzayı bile, kifayetsiz bulurken onun adını koymakta, meğerse sendeki ateş saman aleviymiş, sen her birkaç senede kendine bir aşk,yaratır sevdayı oyun sanır,oynar dururmuşsun, ben seni sevdim ya hemde çok... şu yaşamda en çok, bir babama,birde sana en fazla değeri verip, güvenmiştim, babam benim babammmm... biliyormusun? beni hiç ama hiç yanıltmadı. peki sen,sen ya sen, ilk zorda beni bırakıp kaçan sen, sensiz ölürüm ben, yaşamam diyen sen.. nerdesin şimdi ? yoksun,... ve bu kalp hala sensiz, çok mahzun, anlatamadım zamansız ve ani gidişini, yada bir nevi kaçışını, nekadar ödlek, meğerse,.. nekadar korkakmışsın. varmıydı mertlikte, sudan bir bahaneyle, çekip gitmek,bu denli sevgiye, arkanı dönmek..... olsun hadi git bakalım... gitte acıdan yanıp,yanıp sönsün bu yürek,,, böyle aptalca sevmeye yakışır anca, ÖLMEK...
yok yok bidahakinde ağlamıyacağım diyorum, demesinede,mümkün olmuyor ki, yankılanınca kulağımda hafif cilveli, alo diyen sesin, sanki bir alarm verilmişçesine canlanıyor tüm senli anılarım, helede uçaktan korkan benim koşa koşa binip o demirden kuşa, özlem ve merakla sana gelişim, ahhhhh be can ciğerim ahhhhhhh, aklıma geldikçe motorun arkasında ben, direksiyonda sen ve şen,şen ıslık çalışın,uçuşan saçlarının o kendine has kokusu içimdeki o,ya biterse korkusu, ağlatıyor işte beni.. söz ama söz ağlamıyacağım, ağlayıpta ne kendim üzüleceğim, nede seni üzeceğim... nefesime nefes olan yar, dilime pelesenk gelsen artık gelsen, ömrüme neşe,gözüme şavk versen bitse şu yüreğimin delice hasreti bitse... sesin sesime, ses etse, ahhhh beklenen yar biranevvel gelse... gelse.. ismiyle ters orantılı Gülen de bir gülse...
merhabalar herkesin kürsüsünün cemaati : Bir öğretmen, derslerinden birinde şu hikayeyi anlatır: “Seyir halinde bir gemi... Yolcular, güverteye çıkmışlar eğleniyorlardı... Ancak, işler her zaman yolunda gitmez! .. Gemi, aniden bir kazaya uğradı ve denizin derinliklerine doğru batmaya başladı... Güvertedeki yolcuların arasında evli bir çift bulunuyordu, korku içinde can havliyle kurtarma botuna doğru koştular... Ancak botta sadece bir kişilik yer kalmıştı... Adam, o an karısını ardında bırakarak botun içine atladı... Kadın, güvertede yapayalnız kalmıştı... Gemi, neredeyse batmak üzereydi... Deniz, kadını kendine çekiyordu... Kadın, bir yandan dalgalarla boğuşurken diğer yandan eşine sesini duyurmak istiyordu... Söylemek istedikleri vardı... Bağırmaya çabalıyordu...” Öğretmen, bu noktada sustu, hikayeye devam etmedi. Sınıfa şu soruyu yöneltti: “Sizce, kadın ne söylemiş olabilir? ” Herkes bir şey söyledi. Kadının söylemiş olabileceği cümleyle ilgili tahminler çoğunlukla şöyleydi: “Senden nefret ediyorum. Ne kadar da körmüşüm seni hiç tanımamışım...” Aldığı cevaplar öğretmeni memnun etmedi... Öğretmenin dikkatini bu süreç zarfında sessiz, sakin ve yorumsuz kalan bir erkek öğrenci çekti... Ona doğru yöneldi, aklına gelen bir şey varsa söylemesini cevabını öğrenmek istediğini söyledi. Çocuk bir süre sessizlik içinde kaldı ve sonra dedi ki: “Öğretmenim, benim düşünceme göre kadın, kocasına ‘Çocuğumuza iyi bak, onu koru kolla...’ diye bağırmıştır.” Öğretmen, hayret içerisinde kalmıştı, öğrencisine sordu: “Sen, bu hikayeyi daha önceden duymuş muydun, biliyor muydun? ” Çocuk, kafasını salladı ve dedi: “Hayır, duymadım. Annem, hasta olup bizi bu dünyada terk etmeden önce babama aynı bu sözcükleri söylemişti.” Öğretmen hüzün dolu bir sesle dedi ki: “Evet, cevabın doğru...” Sonra anlatmaya devam etti: “Gemi, giderek suların altına batıyor, denizin derinliklerine doğru çekiliyordu... Adama gelince... Evine sağ salim ulaşır ve tek başına kızını büyütür, yetiştirip eğitir.. Seneler geçer... Ve bir gün adam karısına ulaşır... Bir gün, kızı babasının ardından kalan evrakları düzenlerken hatıra defterini bulur... Ve anlar ki... Bu yolculuğa çıkmadan önce annesi amansız bir hastalığa yakalanmıştı... fazla zamanı kalmamıştı... Ve aslında o hassas anda, babası kızını büyütebilmek için hayatta kalma umudu yakalamıştı... Babasının yazdıklarını okumayı sürdürür: ‘Aslında o kadar can atıyordum ki okyanusun derinliğinde seninle birlikte olmak için... Buna rağmen kızımızın uğruna, senin tek başına dalgalar arasında kaybolmana razı oldum’...” Hikaye, böylece son bulur... Sınıf, derin bir sessizlik içindedir... Öğretmen, öğrencilerinin bu hikayenin içerdiği ahlaki dersi almış olduklarını anlar... Ders, bu dünyadaki ‘hayır ve şer’le, ‘iyilik ve kötülük’le ilgilidir... Her işin, her olayın, her durumun ötesinde; her bağırışın, her sözün ardında bazen öyle karmaşık durumlar mevcuttur ki onların idrak edilmesi çok zordur... Bu nedenledir ki asla yüzeysel düşünmeyelim ve anlamadan, idrak etmeden kimseyi yargılamaya kalkmayalım... Hesap ödeme konusunda hevesli olanlar, cepleri parayla dolu olduğu için değil dostluk ve arkadaşlığa paradan daha çok değer verdikleri için, Çalışma hayatında her işi yapmak için istekli olanlar, ahmak oldukları için değil sorumluluklarını iyi bildikleri için, Her kavga ve tartışmadan sonra ağızlarını özür dilemek için açanlar, suçlu oldukları için değil sizi gerçek dostu olarak gördükleri için, Size mesaj gönderenler, yapacak başka işleri olmadığından değil sizin sevginizi kendi canlarında ve yüreklerinde taşıdıkları için yaparlar. Gün gelecek hepimiz birbirimizden ayrılacağız... Sohbetlerimizi, yürekten özleyeceğiz... Rüyalarımızı hatırlayacağız... Günler, aylar, seneler birbiri ardına öyle büyük bir hızla geçer ki... Ve artık geridekilerle hiçbir bağlantı kalmaz... Ve bir gün çocuklarımız bizim resimlerimizi görüp soracaklar: “Kim bunlar? ” Biz gözlerimizde saklı gözyaşlarımızla, acı bir tebessümle onları kalbimizin en derinlerinde hissederek diyeceğiz ki: “Onlar ki yaşamımın en güzel günlerini birlikte geçirmiş olduğum insanlar...”
Sripad Ramaray
okuyunca ben hem çok düşündüm hemde çok etkilendim ve paylaşmak istedim.
bu gönül işleri öle hafife almaya gelmiyorki...illa aleni birine vurulmak yerine gizli sevdalar yok mu yani.. medeni durumu ve şetef ve haysiyet duygusu önde gelenler için, çeker o sevdayı,kızılcık şerbeti içtim der...yuvasının selameti ve hayat arladaşının şerefi için. ( nokta )
beizdeki sevme şarta şurta anlaşılmalara filan bağlı değildir, zaten loşullu sevme danışıklı döğüş gibidir kanımca,bana göre yani lahsıma münhasır sevmek zaten başlıbalına bir özveridir.. gerisi lafı güzaf...
Derler ki bir şeyi ismiyle çağırdığında gerçekten gelirmiş... İş ki yüreği ile bir olsun insanın lafzı. Rivayet odur ki Hz Adem den sonra sadece Hz Süleyman a nasip olmuş.. Demek ki konuştuğumuz her şey laf-ı güzaf. "Ol" madıktan sonra.. Şems in susuşu, Yusuf'un kayboluşu, Yunus un hapsoluşu hepsi çok konuşmaktan..
hüzünlüyüm bu gece, daha sabaha birkaç saat var, şimdiden cigara paketim bitmek üzre, şişeninse dibi göründü, ben böyle değildim senden önce, alkol ve cigara bilmezdi beni. çaresizlik,sensizlik,vedahi özlem bağlıyor elimi ve kolumu. çıkmaz sokaklardayım,bazen bulamıyorum inan ki evimin yolunu, derlerdi inanmazdım sevdaya düşünce, yarsız yok olduğunu, siliniyor gözünde önceki tüm değerler herşey ona endeksli, o varsa varsın, yoksa,sen minicik bir adamsın millet ne derse desin,titrin ne olursa olsun, yoksun yok,ahu ceylanım,ürkek maralım, olmayınca sen berbattır halım.. hadi naz ettiğin yeter, yarın gece nolursun gel, vuslatın bilki tüm ömre değer, seni ben ne çok sevmişim meğer.. inanmazdım aşka sevdaya, birine bukadar bağlanmaya, sanırdım ki yüreğim delinmeyecek kaya, karşı gelmişim ki,yüce Mevlaya, attı beni bu derin sevdaya.. maralım ceylanım, sevdan içimde hep infilak eden bir volkan, yanıp kül olmadan Kerem misali, hadi çık aniden gellll...
para istiyorsa verme kitap almayacağı kesin:)
Yazdıklarımıza kimse gülmese bile tarih güler ...
Savaşlardan sakınmaz,
Ölse bile yakınmaz.
Gözü daldan sakınmaz,
Türk balası kurt olur,
Bastığı yer yurt olur.
yusuf tuna
Atanamayan öğretmenler için bütçede yer ayırmayan milli eğitim bakanlığı haramzade diyanet İşleri Başkanlığı tarafından hakkının gasp edilmesine sesini çıkaramıyor.. Camilerde cemaat bırakmayan imamların sadece bayramdan bayrama cumadan cumaya o da adına cemaat denirse gördüğü cemaat için milli güvenlik sağlık ve eğitimden fazla bütçeyi alıyor.. İşin ilginci dinsizlik kendine dindar veya muhafazakar diye tanımlayan hükümet döneminde daha çok artıyor... Haram zıkkım olsun başkanlığından imamına kadar kim varsa çocuk ve yetimlerin hakkını gasp edip Allah rızası için yapılması gereken işleri üç bakanlıktan daha fazla bütçe alarak yapamayan haramzadelere Allah iki dünyada hesabını sorar inşallah..
Erken emeklilik de yaşa takılanları eleştirenlerin aldıkları maaşları sorgulamayan adalet sistemini Allaha havale eden Allahsızlar Allah Haktır aklınızda bulunsun..
haklısınız Ahmet İhsan bey,daha duyarlı olmalıyız ki hiç olmazsa birkaçı layık olduğu cezayı alsın..
Ölmek
ben seni okadar,
ama, okadar çok sevdimki,
sevdamın büyüklüğü,
zaman,zaman beni bile korkuttu,
başlangıçta hep sen derdin,
seni çok seviyorum diye,
okadar çok derdin ki hatta
bazen öf bile dedirtirdin bana,
ama zamanla kalbime öylesine
derin,öylesine çok,öylesine sonsuz
girdinki,anlamadım,farketmedim,
sevdamın büyüklüğünü,
yavaş,yavaş sinsice ve bir cam kırığı gibi
nasılda derinlere inmiş,kök salmışsın.
beni sevildiğime böylesine inandırmışken,
ben sevdamın büyüklüğüne değer bile bulamazken
dünyaları az,ummanları yetersiz,uzayı bile,
kifayetsiz bulurken onun adını koymakta,
meğerse sendeki ateş saman aleviymiş,
sen her birkaç senede kendine bir aşk,yaratır
sevdayı oyun sanır,oynar dururmuşsun,
ben seni sevdim ya hemde çok...
şu yaşamda en çok, bir babama,birde sana
en fazla değeri verip, güvenmiştim,
babam benim babammmm...
biliyormusun? beni hiç ama hiç yanıltmadı.
peki sen,sen ya sen, ilk zorda beni bırakıp
kaçan sen,
sensiz ölürüm ben, yaşamam diyen sen..
nerdesin şimdi ?
yoksun,...
ve bu kalp hala sensiz, çok mahzun,
anlatamadım zamansız ve ani gidişini,
yada bir nevi kaçışını,
nekadar ödlek,
meğerse,.. nekadar korkakmışsın.
varmıydı mertlikte, sudan bir bahaneyle,
çekip gitmek,bu denli sevgiye,
arkanı dönmek.....
olsun hadi git bakalım...
gitte acıdan yanıp,yanıp
sönsün bu yürek,,,
böyle aptalca sevmeye yakışır anca,
ÖLMEK...
GÜLEN
Ağlıyorum her telinde
yok yok bidahakinde ağlamıyacağım
diyorum,
demesinede,mümkün olmuyor ki,
yankılanınca kulağımda hafif cilveli,
alo diyen sesin,
sanki bir alarm verilmişçesine
canlanıyor tüm senli anılarım,
helede uçaktan korkan benim
koşa koşa binip o demirden kuşa,
özlem ve merakla sana gelişim,
ahhhhh be can ciğerim ahhhhhhh,
aklıma geldikçe motorun arkasında ben,
direksiyonda sen ve
şen,şen ıslık çalışın,uçuşan saçlarının
o kendine has kokusu
içimdeki o,ya biterse korkusu,
ağlatıyor işte beni..
söz ama söz ağlamıyacağım,
ağlayıpta ne kendim üzüleceğim,
nede seni üzeceğim...
nefesime nefes olan yar,
dilime pelesenk
gelsen artık gelsen,
ömrüme neşe,gözüme şavk versen
bitse şu yüreğimin delice hasreti bitse...
sesin sesime, ses etse,
ahhhh beklenen yar biranevvel gelse...
gelse..
ismiyle ters orantılı Gülen de
bir gülse...
GÜLEN
merhabalar herkesin kürsüsünün cemaati :
Bir öğretmen, derslerinden birinde şu hikayeyi anlatır: “Seyir halinde bir gemi... Yolcular, güverteye çıkmışlar eğleniyorlardı... Ancak, işler her zaman yolunda gitmez! .. Gemi, aniden bir kazaya uğradı ve denizin derinliklerine doğru batmaya başladı... Güvertedeki yolcuların arasında evli bir çift bulunuyordu, korku içinde can havliyle kurtarma botuna doğru koştular... Ancak botta sadece bir kişilik yer kalmıştı... Adam, o an karısını ardında bırakarak botun içine atladı... Kadın, güvertede yapayalnız kalmıştı... Gemi, neredeyse batmak üzereydi... Deniz, kadını kendine çekiyordu... Kadın, bir yandan dalgalarla boğuşurken diğer yandan eşine sesini duyurmak istiyordu... Söylemek istedikleri vardı... Bağırmaya çabalıyordu...” Öğretmen, bu noktada sustu, hikayeye devam etmedi. Sınıfa şu soruyu yöneltti: “Sizce, kadın ne söylemiş olabilir? ” Herkes bir şey söyledi. Kadının söylemiş olabileceği cümleyle ilgili tahminler çoğunlukla şöyleydi: “Senden nefret ediyorum. Ne kadar da körmüşüm seni hiç tanımamışım...” Aldığı cevaplar öğretmeni memnun etmedi... Öğretmenin dikkatini bu süreç zarfında sessiz, sakin ve yorumsuz kalan bir erkek öğrenci çekti... Ona doğru yöneldi, aklına gelen bir şey varsa söylemesini cevabını öğrenmek istediğini söyledi. Çocuk bir süre sessizlik içinde kaldı ve sonra dedi ki: “Öğretmenim, benim düşünceme göre kadın, kocasına ‘Çocuğumuza iyi bak, onu koru kolla...’ diye bağırmıştır.” Öğretmen, hayret içerisinde kalmıştı, öğrencisine sordu: “Sen, bu hikayeyi daha önceden duymuş muydun, biliyor muydun? ” Çocuk, kafasını salladı ve dedi: “Hayır, duymadım. Annem, hasta olup bizi bu dünyada terk etmeden önce babama aynı bu sözcükleri söylemişti.” Öğretmen hüzün dolu bir sesle dedi ki: “Evet, cevabın doğru...” Sonra anlatmaya devam etti: “Gemi, giderek suların altına batıyor, denizin derinliklerine doğru çekiliyordu... Adama gelince... Evine sağ salim ulaşır ve tek başına kızını büyütür, yetiştirip eğitir.. Seneler geçer... Ve bir gün adam karısına ulaşır... Bir gün, kızı babasının ardından kalan evrakları düzenlerken hatıra defterini bulur... Ve anlar ki... Bu yolculuğa çıkmadan önce annesi amansız bir hastalığa yakalanmıştı... fazla zamanı kalmamıştı... Ve aslında o hassas anda, babası kızını büyütebilmek için hayatta kalma umudu yakalamıştı... Babasının yazdıklarını okumayı sürdürür: ‘Aslında o kadar can atıyordum ki okyanusun derinliğinde seninle birlikte olmak için... Buna rağmen kızımızın uğruna, senin tek başına dalgalar arasında kaybolmana razı oldum’...” Hikaye, böylece son bulur... Sınıf, derin bir sessizlik içindedir... Öğretmen, öğrencilerinin bu hikayenin içerdiği ahlaki dersi almış olduklarını anlar... Ders, bu dünyadaki ‘hayır ve şer’le, ‘iyilik ve kötülük’le ilgilidir... Her işin, her olayın, her durumun ötesinde; her bağırışın, her sözün ardında bazen öyle karmaşık durumlar mevcuttur ki onların idrak edilmesi çok zordur... Bu nedenledir ki asla yüzeysel düşünmeyelim ve anlamadan, idrak etmeden kimseyi yargılamaya kalkmayalım... Hesap ödeme konusunda hevesli olanlar, cepleri parayla dolu olduğu için değil dostluk ve arkadaşlığa paradan daha çok değer verdikleri için, Çalışma hayatında her işi yapmak için istekli olanlar, ahmak oldukları için değil sorumluluklarını iyi bildikleri için, Her kavga ve tartışmadan sonra ağızlarını özür dilemek için açanlar, suçlu oldukları için değil sizi gerçek dostu olarak gördükleri için, Size mesaj gönderenler, yapacak başka işleri olmadığından değil sizin sevginizi kendi canlarında ve yüreklerinde taşıdıkları için yaparlar. Gün gelecek hepimiz birbirimizden ayrılacağız... Sohbetlerimizi, yürekten özleyeceğiz... Rüyalarımızı hatırlayacağız... Günler, aylar, seneler birbiri ardına öyle büyük bir hızla geçer ki... Ve artık geridekilerle hiçbir bağlantı kalmaz... Ve bir gün çocuklarımız bizim resimlerimizi görüp soracaklar: “Kim bunlar? ” Biz gözlerimizde saklı gözyaşlarımızla, acı bir tebessümle onları kalbimizin en derinlerinde hissederek diyeceğiz ki: “Onlar ki yaşamımın en güzel günlerini birlikte geçirmiş olduğum insanlar...”
Sripad Ramaray
okuyunca ben hem çok düşündüm hemde çok etkilendim ve paylaşmak istedim.
Akıllım bu biraz Temel in metroseksüel tanımına benziyor diye düşünüyorum ben...
Altına imzamı attım delicim son söylediğinin
eeee ne demişler yine atalarımız ?
söz gümüşse,.. sukut altındır. :=)
bu gönül işleri öle hafife almaya gelmiyorki...illa aleni birine vurulmak yerine gizli sevdalar yok mu yani..
medeni durumu ve şetef ve haysiyet duygusu önde gelenler için,
çeker o sevdayı,kızılcık şerbeti içtim der...yuvasının selameti ve hayat arladaşının şerefi için. ( nokta )
Alan almış satan satmış :))
sağolasın paşa hazretleri cuk oyurdu Valla...severim bu türküyü hende çok
teşekkür ederim sayın Atilla bey,
büyük lokma ye büyük konuşma demiş atalarımız..
sevgili Çölün Şulesi...yanarsın ki birgün hemde Marmara çırası gibi..
Delicim sana gelsin
Geçmiş olsun akıllım...
klavye hatalarından dolayı özür.
malum gözün biri ameliyatlı...
beizdeki sevme şarta şurta anlaşılmalara filan bağlı değildir,
zaten loşullu sevme danışıklı döğüş gibidir kanımca,bana göre yani lahsıma münhasır
sevmek zaten başlıbalına bir özveridir..
gerisi lafı güzaf...
Derler ki bir şeyi ismiyle çağırdığında gerçekten gelirmiş... İş ki yüreği ile bir olsun insanın lafzı. Rivayet odur ki Hz Adem den sonra sadece Hz Süleyman a nasip olmuş.. Demek ki konuştuğumuz her şey laf-ı güzaf. "Ol" madıktan sonra.. Şems in susuşu, Yusuf'un kayboluşu, Yunus un hapsoluşu hepsi çok konuşmaktan..
ha ha ha hayttt Çölün Şulesi sen gelde onu şu deli gönüle anlat,
anlatabilirsen tabiiki..:=(
sağolasınız paşa hazretleri güzel mi bilemem de,
deli bir gönlün hezeyanları,.. onu bilirim işte
Güzel şiir delicim yüreğine sağlık
merhabalar herkesin kürsüsünün cemaati :
Çık aniden gel
hüzünlüyüm bu gece,
daha sabaha birkaç saat var,
şimdiden cigara paketim bitmek üzre,
şişeninse dibi göründü,
ben böyle değildim senden önce,
alkol ve cigara bilmezdi beni.
çaresizlik,sensizlik,vedahi özlem
bağlıyor elimi ve kolumu.
çıkmaz sokaklardayım,bazen
bulamıyorum inan ki evimin yolunu,
derlerdi inanmazdım sevdaya düşünce,
yarsız yok olduğunu,
siliniyor gözünde önceki tüm değerler
herşey ona endeksli,
o varsa varsın,
yoksa,sen minicik bir adamsın
millet ne derse desin,titrin ne olursa olsun,
yoksun yok,ahu ceylanım,ürkek maralım,
olmayınca sen berbattır halım..
hadi naz ettiğin yeter,
yarın gece nolursun gel,
vuslatın bilki tüm ömre değer,
seni ben ne çok sevmişim meğer..
inanmazdım aşka sevdaya,
birine bukadar bağlanmaya,
sanırdım ki yüreğim delinmeyecek kaya,
karşı gelmişim ki,yüce Mevlaya,
attı beni bu derin sevdaya..
maralım ceylanım,
sevdan içimde hep infilak eden
bir volkan,
yanıp kül olmadan Kerem misali,
hadi çık aniden gellll...
GÜLEN
beklenilenlere gelsin,çam sakızı çoban armağanı,
Bir günden bir güne de yönetim gelip şuraya açıklama yapmıyor ilginç ...
Köpek öldüren ne ki ya :) siyanür gibi bişi mi?
bu neee yaaa zabah zabah köpeköldüreni kim içti
;)
kel keçal
Bebeksiz köyler ne ifade ediyor?