Kültür Sanat Edebiyat Şiir

sağlık sizce ne demek, sağlık size neyi çağrıştırıyor?

sağlık terimi Işıl Güzelbakan tarafından 03.06.2003 tarihinde eklendi

  • Remzi Ece
    Remzi Ece 28.03.2017 - 00:56

    Kolay kolay kıymetini bilmediğimiz şey.

  • Zulmü Alkışlayamam
    Zulmü Alkışlayamam 28.03.2017 - 00:22

    Dünyanın en iyi hekimleri Dr. Perhiz, Dr. Sessizlik, Dr. Neşe'dir.

    İngiliz Atasözü

  • Burak Caka
    Burak Caka 20.08.2009 - 20:57

    sağlık olsun

  • Melek Dr
    Melek Dr 21.06.2009 - 17:04

    sağlık,çok önemli gerçekten..
    3 yıl önce geçirdiğim trafik kazasıyla anladım sağlığın kıymeti,
    ölümden döndüm, 3 gün yogun bakımda kendimi bilmeden yatmışım,kafa içi kanama nedeniyle..
    rabbim tüm hastalara şifa versin...
    bizleride eksik etmesin,
    her bilggimi dogru yerde kullanmayı nasip etsin..amin

  • Tülin Cunbut
    Tülin Cunbut 29.07.2008 - 14:55

    geçirdiğim kaza sonucu dikiş atıldığında insan sağlığının ince bir çizgi olduğunu dahda iyi anladım...

  • Vera Kramer
    Vera Kramer 18.09.2007 - 22:46

    OLMAYA DEVLET CİHANDA BİR NEFES SIHHAT GİBİ.(Kanuni Sultan Süleyman)

    Sağlığın önemini anlatan daha güzel bir cümle olabilirmi?

  • Mesut Çelik
    Mesut Çelik 17.09.2007 - 22:57

    İnsanoğlu para kazanmak için önce sağlığını harcar, sonra da kaybettiği sağlığını geri kazanmak için parasını.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 11.04.2007 - 07:39

    Cep telefonu kullanırken sol kulağınızı kullanın, çünkü sağ kulak direkt beyni etkiliyor...

  • Dilara Pamukçu
    Dilara Pamukçu 09.04.2007 - 20:02

    sağlığımızı koruyalım(-.-) küresel ısınmaya son verelim ve artık şu cigaralarıda denize atmayalım

  • Ece Özdemir
    Ece Özdemir 26.03.2007 - 21:18

    En büyük zenginlik... Kaybetmeden kıymetini anlamalıyız... Sonra çok koşarız peşinden... Nazlı bir kelebek gibidir...

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 11.02.2007 - 18:13

    Tarih boyunca Selçuklu ve Osmanlı Devleti şifahaneler, bimarhaneler kurmuş bunları tüm insanlığın hizmetine sunmuştur. Öyleki tedavi ve insana yardım konusunda Müslüman ve gayri müslim farkı gözetmeksizin tüm insanlığa hizmet etmişler bunun karşılığında ise hiçbir maddi bedel beklememişler yalnızca Allah rızasını ilke edinmişlerdir. Tarihte yaşanan şu örnek tablo çok ibret vericidir: Türk-İslâm dünyası üzerine düzenlenen Haçlı Seferlerinde Haçlılar çok insan katletmişler çok kan dökmüşler ve her tarafı yakıp yıkmışlar çok fazla zararlar vermişlerdir. Buna rağmen seferler ve savaşlar sonrası yaralı düşen ve ağır durumda olan haçlı askerleri Müslüman hekimlerce savaş alanlarından toplanmış şifahanelerde itina ile tedavi edildikten, iyileştirildikten sonra serbest bırakılmıştır. Bu durum karşısında hayretler içerisinde kalan haçlı askerleri mahcubiyetlerini bildirirken tekrar ülkelerine dönmedikleri gibi bir bölümü İslâm dini ile şereflenmişlerdir.
    Selçuklu ve Osmanlı döneminde çok sayıda şifahane ve bimarhane yaptırılmıştır. Vakıf yoluyla yapılan bu kurumların işletilmesi ve denetlenmesi de vakıf yoluyla olmuştur. Özellikle şifahanelerin yanında kurulan Vakıflar hastalarla ilgilenip tedavilerini yaptırmışlardır. Hastayken çok ilgilenildiği gibi iyi olduktan sonra da hemen hasta taburcu edilmez Vakıf yetkilileri tarafından misafir edilir, bir ihtiyacı olup olmadığı araştırılır, eğer çalışacak durumda değilse bir süre yetecek kadar harçlık tahsis edilir, hatta yol parası dahi verilirdi. Böylece insanlar sosyal hayata kazandırılırken güven ve inanç duygularıda pekiştirilmiş olurdu.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 11.02.2007 - 18:07

    İslâmiyet insana, insan hayatına ve insan sağlığına çok büyük önem vermiştir. Öyleki tarihte tıp alanındaki ilk karantina sistemi Hz. Peygamber (s.a.v) tarafından Tebük seferi sırasında Şam’daki veba salgını üzerine konulmuştur. Amaç; hastalığın diğer insan ve coğrafyalara yayılmasını önlemektir.

    İslâm tarihinde sağlık hizmetleri alanındaki ilk hareket Hz. Peygamber (s.a.v) döneminde başlamıştır. Öyleki ilk sağlık merkezi (sağlık çadırı, ocağı) Hendek savaşı sırasında oluşturulmuştur. Yaralıları tedavi etmek için ve askerlere hizmet amaçlı olarak kurulmuştur. Hz. Peygamber (s.a.v) ’in emriyle Rafidetü’l – Ensariye ve Ümmüyetü’l - Caffariye isimli iki hanım tarafından kurulmuştur. Burada hasta ve yaralılar tedavi edilirken ilk tedavi gören ise ok isabetiyle yaralanan Sa’d bin Muaz adlı sahabe olmuştur. İşte bu şekilde İslâm tarihindeki ilk sağlık merkezi oluşturulmuş oldu. Bundan sonra da tarihte yaşayan diğer İslâm ümmetine örnek teşkil etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.v) ’i örnek alan çok sayıda hükümdar, vezir, paşa, veli, şeyh, derviş ve fertler şifahaneler ve bimarhaneler kurmuş buraları insanlığın hizmetine açmışlardır.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 10.02.2007 - 22:45

    Tarihimizde Kadın ve Sağlık

    Selçuklu dönemi darüşşifalarının vakfiyelerinde, tayin edilen kadınlarda, kadın hastalarla ilgilenen kadın hastabakıcılardan (Nigehban-ı Hastegan) sözedildiği görülmektedir. Yine bu dönemle ilgili kaynaklarda, darüşşifa yöneticiliği yapan hanımların da varlığından sözedilmektedir.

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde de, hanımlar sağlık alanıyla yakından ilgilenmişler, özellikle toplum sağlığı konusunda yararlı hizmetlerde bulunmuşlardır. Bu hizmetlerin başında özellikle, padişah yakınları olan birçok hanım, darüşşifa yapılmasını teşvik ve finanse etmiştir. Bunlardan 1539'da Hafsa Sultan ve 1550'de Hürrem Sultan adına kurulan Manisa ve Haseki darüşşifaları ile 1583'de Nurbanu Sultan'ın kurduğu Topbaşı Bimarhanesi, 1843'de Bezm-i Alem Valide Sultan'ın yaptırdığı Gureba
    hastanesi, 1862'de Sadrazam Kamil Paşa'nın eşi Zeynep Hanım için kurulan Zeynep Kamil Hastanesi padişah yakını olan bu hanımların şefkat eserleridir.Osmanlı hanımlarının sağlık alanına ilgisi, görüldüğü gibi, darüşşifa yaptırmak şeklinde yoğunlaşmış, vakıf yoluyla yapılan bu kurumların işletilmesi de vakıf yoluyla kontrol edilmiştir.
    Osmanlı dönemine ait kaynaklarda; Osmanlı saraylarında, haremlerde, hasta hekimlerine yardımcı olarak alınmış hanımlardan söz edilmektedir. Ayrıca Anadolu'da aşıcı kadınların yer yer dolaşarak küçük çocuklara çiçek aşısı yaptıkları, geleneksel olarak devam ettirilen ebelik hizmetlerinin de varlığından söz edilmektedir. II. Beyazıt devrinde (1481-1512) Galatasaray'da kurulan Enderun mektebi, hastanesinde hasta gençlere bakmak üzere ^^Ana^^ adıyla üç ihtiyar kadın görevlendirilmişti ve bunların başına da ^^Hastalar Ustası^^ denirdi. Osmanlı İmparatorluğu'nda, hanımların sağlık alanında eğitime tabi tutuldukları ilk alan ebeliktir.Görenek olarak yapılan ebelik uygulamalarının kötü sonuçlarının ortadan kaldırılması düşüncesiyle başlatılan ebelik eğitimi, devamında hastabakıcılık eğitimini ve mücadeleli bir sürecin sonunda da tıp eğitiminin kapılarını hanımlara açmıştır.Uzun süren savaş yılları, imparatorluğun iyice yıpranmasına sebep olmuş, savaşta kaybedilen sağlık personelinin yerini doldurmak üzere talep yeterli olmamış, bu durum üzerine hanımların sağlık hizmetlerinin bütün alanlarında çalışmaları ve eğitilmeleri zorunluluk haline gelmiştir. Bunun hayata geçirilmesinde ve başarılı olunması yolunda; Dr. Asaf Derviş, Dr. Rasim Ferit Talay, Dr. Adnan Adıvar, Dr. Besim Ömer Akalın gibi birçok hekim gayret göstermiştir. Bu hekimlerden Dr. B. Ömer Akalın (1861-1940) 'ın ebelik eğitiminde, hanımların tıp tahsili yapmalarında ve özellikle de Türk hemşirelik tarihinde önemli bir yeri vardır. Hemşirelik eğitiminin sistemli bir şekilde başlamasını (1912) temin etmiştir. Hilal-i Ahmer Cemiyetinin kurucuları arasındadır.
    Hilal-i Ahmer Cemiyeti, kadınlar kolunun kurulmasından sonra, az zaman içinde, bütün ümitlerin üstünde parlak başarılar göstermiştir. 1914'te üye sayısı onbini aşan dernek üyeleri; sadece cephe gerisinde kurulan seyyar hastanelerde değil, İstanbul'da değişik mahallelerde hanımlar tarafından kurulan ve yönetilen çok sayıda hastanelerde hemşirelik yapmışlardır. Hanımların bu faaliyetleri toplumda olumlu bir etki yaratmış, hanımları mesleğe özendirmek adına çalışmalara girişilmiş, hanımları cephede ve hastanede resmeden suluboya tablo çalışmaları yaptırılmış, pullar bastırılmıştır.Osmanlı İmparatorluğu'nun bu zor dönemlerinin sağlık hizmetleri açısından en büyük özelliği,hanımların dini ve milli hislerle motive edilerek vatan hizmetine çağrılması idi.

    Özellikle Milli Mücadele yıllarında hasta bakımında ve tedavisinde gönüllü olan hanımlar, gayretleri ve fedakarlıkları ile faziletin, inancın ve çalışkanlığın sembolleri olmuşlardır. Dr. B. Ömer Akalın'ın ifadesi ile; merhamet ve kalp hassasiyetinin temsilcisi olan hanımlar bu dönemin ümit ışığı olmuşlar ve onlarla birlikte hastanelerin çehresi aydınlanmıştı. Dönemin şairlerine de ilham kaynağı olan bu hanımlara duyulan saygı ve içtenlik dolu duyguları Mehmet Emin Yurdakul şu dizelerle ifade etmiştir:
    ^^Sizler veda eylediniz her sevimli güzel yere;
    Gülü feda eylediniz o zehirli dikenlere
    Kardeşlerin acıları sizin yaslı gönlünüzde;
    Yaraların sancıları sanki sizin göğsünüzde
    Siz feryatlar dinlersiniz dünya gülüp haykırırken;
    Ölümlerin önünde sargıları bağlayan siz;
    Cenazeler üzerinde matemlerde ağlayan siz
    Yara sarmak, can kurtarmak... Bu ne iyi ve güzel iş,
    Kullarına Cenabı Hak bundan büyük aşk vermemiş. ^^

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 20.01.2007 - 22:16

    SAMSUN (İHA) - Özellikle otel, havaalanı, işyerleri gibi toplu kullanım yerlerindeki alafranga tuvaletlerin, cinsel yolla bulaşan hastalıkların yaygınlaşmasında büyük etkisinin bulunduğu belirtildi.

    Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Öğretim Üyesi, Samsun İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Araştırmaları Derneği Genel Sekreteri ve AIDS Savaşım Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Günaydın, asrın korkulu vebası AIDS başta olmak üzere cinsel yolla bulaşan 40'a yakın hastalık bulunduğunu hatırlatarak, bu hastalıkların insandan insana cinsel temas dışında da geçtiğini kaydetti. Günaydın, 'Bunlardan biri de alafranga tuvaletlerdir' dedi.

    2005 yılından itibaren Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede cinsel yolla bulaşan hastalıkların hızla yaygınlaştığını vurgulayan Günaydın, 'Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan korunmak için öncelikle tek eşlilik önemli. Ama bu da yetmiyor, temizlik de çok önemli. Cinsel yolla bulaşan hastalıklar sadece cinsel temasla geçmiyor. Herhangi bir hastalığı bulunan kişinin kullandığı alafranga tuvaleti kullanan hasta olmayan bir kişi de, bu hastalığa yakalanabilir. Alafranga tuvaletlerden uzak durulmalıdır' diye konuştu.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 16.01.2007 - 08:15

    Emulgatörler

    İstenen ölçüde birbiri içinde dağılmayan sıvı ve hamur şeklinde bulunan maddelerin karışımını sağlayabilmek için Emülsiyon yapıcı katkı maddeleri kullanılır.

    İki tip Emulsiyon vardır:

    1 – Yağ içinde su Emulsiyonu: Tereyağı

    2 – Su içinde yağ Emulsiyonu: Süt

    Öyle malzemeler vardır ki bunlar bir Emulsiyon’ un oluşumunu kolaylaştırırlar veya karışımı önlerler.

    Emulsiyonlar istikrarsız yapılardır, bu sebeple kendiliğinden oluşmazlar. Bir emulsiyonu oluşturmak için gerekli enerji girişinin çalkalama, karıştırma, püskürtme ve homojenleştiriciler ile sağlanması gerekir.

    Bunlara Emulsiyon yapıcılar veya Emulgatörler denir. Bazı gıda maddeleri Emulsiyon formlarında hazırlanır. Mesela margarin, Mayonez gibi.

    Genellikle yağlı ve balmumlu, tozumsu maddelerdir. Bunlar emülsiyon’ un oluşumunu temin ederler ve emulsiyonu dayanıklı hale getirirler.

    Açık anlamıyla yüzeysel aktif bağlantıları sağlarlar (nemlendiricidirler) , bunlar karışmayan iki maddeyi (yağ/su) temas yüzeyinde koyulaştırırlar ve sınırlayıcı alanın gerginliğini indirgeyerek dağılma imkanını mümkün kılar.(Emulsiyonlar Suspansiyonlar ve köpükler) bu oluşumun meydana gelmesini sağlayan sebep, aynı molekülde buluşan Lipofil (yağlı maddeler) ve Hidrofil (sulu Maddeler) gruplarıdır.

    Gıda Emulgatörleri için ana maddeler nebat ve hayvan yağlarından elde edilen yağ asidi ve bunların tuzları, ayrıca gliserin ve de diğer tabii yenilir yağ asitleri ve bunların tuzları, sodyum hidratlar ve poli-oksi bileşimleridir. E322 Lesitin, E470 Mono ve digliserid ve E495 e kadar isimleri geçen katkı maddeleri homojenleştirici, stabilizatör, emülsiyon yapıcı,yani Emülgatör olarak kullanılan katkı maddeleridir. (Homojenleştiriciler, Stabilizatörler)

    Emulgatörler sadece gıda sektöründe kullanılmazlar. Krem, Losyon ve deterjan gibi kozmetik ürünlerin ve ilaçların üretiminde de kullanılmaktadırlar.

    Çok sayıda hammaddeler, çok değişik Emulgatör’ün imalini sağlar. Ayrıca karıştırılarak, kullanılma gayesine en uygun şekilde uygulanabilir. Günümüzün, dondurma, margarin, çikolata ekmek, pasta ve benzeri gıdaların yapımında gerekli olan kalite standardı, ancak Emülgatörlerin kullanımıyla sağlanabilmektedir.Bunlar klasik fonksiyonları yanında pek çok yiyecek maddelerinin özellikleri açısından da etkendirler.

    Hayvan köken’li olanlar için dikkatli olmamız gerekir. Genellikle bu katkı maddeleri, ülkemize ithal edilmektedir. Üretici ülkelerde ise üretimde kullanılan hammaddeler domuz ve dinimizce yenmesi haram olan hayvanlardan elde edilebilmektedir. En iyisi, gerek üretici firmaların, gerek ithalatçıların bitkisel olanını ithal etmeleridir.Tüketici kardeşlerimiz de bu hususa dikkat ederek, sorgulayarak seçimlerini yapmalıdırlar.

    Bilinen Uygulama Alanları:

    1 – Yağlar (yemek yağları) , pasta yapımında kullanılan özel yağlar.
    2 - Mayonezler. Salata sosları. Krema yağları.
    3 – Etler ve etle yapılan malzemeler. Hazır çorbalar
    4 – Süt ürünleri.
    5 – Dondurma.
    6 – Ekmek, pasta ve bisküviler.
    7 – Nişastalı yiyecekler. Krem şantiler, pudingler
    8 – Tatlılar.
    9 – Kozmetik ve ilaç üretimi

  • Sevim Gitar
    Sevim Gitar 14.01.2007 - 21:25

    İnsanlar önce para kazanmak için sağlıklarını kaybederler sonra sağlıklarını kazanmak için paralarını.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 04.01.2007 - 09:24

    Amerikan Kanser Araştırmaları Enstitüsü (AICR) , 2007’ye sağlıklı bir başlangıç yapmanız için, vücudu kanser, kalp krizi, Alzheimer ve diyabet gibi ciddi rahatsızlıklara karşı koruyan besinlerin listesini açıkladı. İşte Amerika’nın en iyi uzmanlarının hazırladığı besin reçetesi:

    Kalbi koruyor
    BADEM: Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağları açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Badem böylece damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor.

    Diyabeti önlüyor
    KAHVE: Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş olursunuz.

    Sinirleri rahatlatıyor
    TARÇIN: Her yemekten sonra içinde bir miktar tarçın bulunan bir tatlı yemeyi unutmayın. Tatlı yemek istemiyorsanız, küçük bir çay kaşığı dolusu tarçını doğrudan suya ekleyerek içebilirsiniz. Tarçın kan şekerini düzenliyor, ayrıca sinir sistemini rahatlatıyor. Öte yandan köri baharatının içinde bulunan Tumerik adlı maddenin eklem iltihabını ve romatizmayı önlediğini unutmayın.

    Patatesi haşlayın
    PATATES: Antioksidanlar yönünden çok zengin. Amerikan Tarım Dairesi’ne göre en yararlı 100 besinler arasında 17’nci sırada yer alıyor. Akciğer kanseri, diyabet ve kalp krizine karşı koruyor. Ancak patatesi kızartmak yerine, yağsız bir şekilde haşladıktan veya fırında pişirdekten sonra yemeyi tercih edin.

    Kaslar için faydalı
    SEBZE ÇORBASI: Doyurucu ancak kalorisiz bir yiyecek olduğu için özellikle kilo vermek isteyenlerin bir numaralı tercihi. Ayrıca, özellike sebze çorbası sodyum bakımından zengin. Bir kase sebze çorbasında 500 miligram sodyum bulunuyor. Sodyum, sinir sistemi ve kasların düzenli olarak çalışmasını sağlıyor. Ayrıca vücuttaki sıvı miktarının dengesini düzenliyor. Ancak günde 1500 miligramdan fazla sodyum tansiyon ve kalp rahatsızlıkları konusunda tam bir ters etki yaratıyor.

    Kansere karşı birebir
    ZEYTİNYAĞI: Zeytinyağı kanser riskini azaltıyor. Günde 25 ml. zeytinyağı alanların idrarlarında, hücrelere zarar veren ’8oxodG’adlı maddenin seviyesinin azaldığını ortaya çıkardı. Zeytinyağı kanserin yanısıra iyi kolesterol (HDL) oranın artmasını sağlayarak kalbi koruyor. 1 çorba kaşığı zeytin yağında 120 kalori bulunuyor. Bu nedenle günde 6 çorba kaşığını geçmeyin.

    Kanseri engelliyor
    ÇAY: Siyah veya yeşil olsun, çayın her türü kanser riskinin azaltılmasında etkili bir rol oynuyor. Çay, kadınlarda rahim kanserine yakalanma riskini yüzde 50 azaltıyor. Göğüs kanseri içinse bu oran yüzde 60’a kadar çıkıyor. Çay ayrıca Alzheimer ve kalp krizine karşı vücudu koruyor.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 25.12.2006 - 22:46

    Sağlık bulayım diye hemen herkesin tükettiği bitkisel çayların bilinçsiz kullanım halinde hayatınızı karartabileceğini biliyor muydunuz?
    Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Tıp Fakültesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Leyla İyilikçi, bitkisel ilaçların bazılarının, ameliyatlardan birkaç gün önce alınması halinde, hastayı ölüm tehlikesiyle karşı karşıya bırakabildiğini söyledi.

    Ekinezya bitkisinin cerrahi yaklaşımdan mümkün olduğunca erken kesilmesini öneren Doç. Dr. İyilikçi, bu ürünün kullanılması halinde hastanın tedaviye ve ilaçlara geç yanıt verebileceği uyarısında bulundu. Sarımsağın kan basıncını ve kolesterolü düşürdüğünü kaydeden İyilikçi, bu ürünün de cerrahiden en az bir hafta önce kesilmesi gerektiğini ifade etti.

    Doç. Dr. İyilikçi, ördek ayağı, baldırıkara, gümüş kayısı gibi ürünlerin cerrahi müdahaleden 5 gün önce, gingseng gibi ürünlerin ise en az 36 saat önce kullanımımın kesilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

    Doç. Dr. İyilikçi, herbal ürünlerle ilgili şu bilgileri verdi:

    'Tarçın, yaşlılığın getirdiği hasarları önlemektedir. Kan şekerini düşürür. Meyan kökü, ameliyat öncesi kan basıncı artışı, aritmiye neden olur. Operasyon sırasında EKG değişiklikleri ortaya çıkabilir. Birçok ilacın metabolizmasını değiştirebilir. Isırgan otu, ülkemizde oldukça sık bulunan tohum, kök veya yaprak çayı şeklinde tüketilmektedir. İdrar artırıcı, ödem çözücü, demir eksikliğini gidermek, anemiyi önleyici, prostat büyümesine karşı kullanılır. Ağır kalp ve böbrek hastalıklarında diüretik etkisi nedeniyle elektrolit değişikliklerine neden olabilir. Yeşil çay, antioksidan, kolesterol ve yağ asitlerini düşürür. Kilo kaybı, kan basıncı ve kan şekerini düşürebilir'

  • Edaa
    Edaa 25.12.2006 - 01:50

    Dostum,
    evin varsa bir sıfır koymalısın varlıklar hanene,
    İşin varsa bir sıfır daha koymalısın,
    İş seninse üç sıfır daha koymalısın,
    İşin iyi gidiyorsa üç sıfır daha,
    Araban varsa bir sıfır,
    Yazlığın varsa bir sıfır daha,
    Daha sıralanabilir sıfırlar hanesi...
    Ancak, Sağlığın varsa bir koyarsın başına, bütün
    sıfırlar anlamlı bir değere ulaşır. Yoksa
    sonuç sıfırdır, hiç uğraşmayasın boş yere...'

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 23.12.2006 - 08:19

    İstanbul'da, aralarında hipermarketlerin de bulunduğu çeşitli satış noktalarından alınan 127 hazır kıyma örneğinde yapılan incelemede, muhafaza koşullarına göre yüzde 75'inin, zehirlenme etkenleri açısından yüzde 38'inin uygunsuz olduğu belirlendi.

    İstanbul Perakendeci Kasaplar Esnaf Odası, Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği ve Tüketiciler Birliği tarafından hazırlanan 'Gözümün Önünde Kıymamı Hazırlayan Kasabımı Geri İstiyorum' projesi çerçevesinde yapılan inceleme, İstanbul Esnaf ve Sanatkarlar Odaları Birliğinde basın toplantısıyla açıklandı.

    Veteriner Gıda Hijyenistleri Derneği Başkanı Dr. Can Demir, satışı yasak olan 'hazır' ya da 'dökme' tabir edilen kıymanın ne kadar sağlıklı olduğunu sivil inisiyatif olarak incelemek amacıyla bu projeyi başlattıklarını ve destek istedikleri belediyelerden kendilerine yanıt veren Bağcılar, Bahçelievler, Bayrampaşa, Beşiktaş, Güngören, Kartal, Maltepe, Üsküdar, Tuzla ve Zeytinburnu belediyeleriyle birlikte çalıştıklarını söyledi.

    Belediye ekipleriyle birlikte Mayıs ayında söz konusu ilçelerden 127 noktadan hazır kıyma örneği topladıklarını anlatan Demir, bu örneklerin yüzde 50'sinin marketlerin et satış reyonlarından, kalan yüzde 50'nin de kasap olarak hizmet veren yerlerden alındığını belirtti.

    Demir, örneklerin İstanbul Üniversitesi Veteriner Fakültesi Besin Hijyeni ve Teknolojisi Ana Bilim Dalı Laboratuvarı'nda incelendiğini kaydederek, 'Bu sonuçlara göre hazır kıymanın, muhafaza koşulları bakımından yüzde 75, hastalık ve zehirlenme etkenleri bakımından yüzde 38 oranında uygun olmadığı ortaya çıkmıştır. Ulaşılan sonuçlar ürkütücü olup, hazır kıymanın canımıza kıydığını ortaya koymaktadır' dedi.

    ÇOCUKLARDA BÖBREK İFLASI TEHLİKESİ

    Can Demir, e-koli bakterisi açısından yapılan incelemede de bu kıymaların yüzde 38,6'sının e-koli analizlerinin uygun olmadığının görüldüğünü belirterek, bu bakterideki bazı toksinlerin çocuklarda böbreklerin iflasına ve diyaliz tedavisine neden olan tehlikeli sonuçlar doğurduğunu vurguladı. Demir, 'Sonra dikkat ediyorsunuz çocuklar hastalanıyor. Her yerde artarak diyaliz merkezleri açılışları yapılıyor' diye konuştu.

    Dana kıyması olarak satılan hazır kıymalarda yapılan incelemelerde domuz ve at etine rastlanmadığını, ancak kemik, tavuk ve koyun etine rastlandığını vurgulayan Demir, 'Hazır kıymaların yüzde 46'sı uygunsuz ortamlarda satılıyor. Bunların içinde devasa marketler de var. Kıymanın rengini güzel göstermek için havuç karıştırıyorlar. Tavuk derisi katıyorlar. Tavuğun derisi yüzde 85 oranında bakteri üreten yeridir' dedi.

    Demir, tüketicinin hazır kıyma yerine, kendi gözü önünde makineden çekilen kıymayı tercih etmesi tavsiyesinde bulundu.

    İstanbul Perakendeci Kasaplar Esnaf Odası Başkanı Bilgin Şahin de sığır etinin kilosunun 10 YTL'den aşağı olamayacağını, ancak piyasada dana kıyma adı altında 7 YTL'ye kıyma satıldığını, bunların içine kemik, tavuk sakatatı, derisi katılmadan bu fiyata satılmalarının mümkün olamayacağını anlattı.

    OKUL KANTİNLERİ

    Şahin, özellikle okul kantinlerinin kilosu 2-3 YTL'den aldığı hazır hamburger köftelerinde büyük tehlike bulunduğuna ve bu kantinlerin hiçbir denetime tabi olmadığına da dikkati çekti.

    Tüketiciler Birliği Genel Başkanı Bülent Deniz de hazır kıymanın satışı yasak olmasına rağmen hala marketlerde satılmasının denetim eksikliğinden kaynaklandığını ve bunun tek sorumlusunun Tarım ve Köyişleri Bakanlığı olduğunu savundu.

    Deniz, gelecek hafta Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını, ürünlerini inceledikleri büyük marketlerin de hazır kıyma satışını durdurmaması halinde isimlerini açıklamaya başlayacaklarını kaydetti.

    Bülent Deniz, 10 milyonluk İstanbul'da sadece 12 veteriner hekimle tüm bu kıyma satış noktalarını denetlemenin mümkün olmadığını, bu konuda yetkileri alınan belediyelerin, karşılarında bu tür kıymaların satışının yapılmasına rağmen hiçbir şey yapamadıklarını sözlerine ekledi.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 22.12.2006 - 22:42

    Yabancı tohumlarla patates kanser oldu, tütünler sinek illetine tutuldu. Şimdi de yegane besinlerimizden buğdayın tohumları çürüyor. Bu da yetmezmiş gibi var olan önemli su kaynaklarımızdan Fırat ve Dicle’nin yönetimini AB istiyor. İşte Ahmet Atalık'la çarpıcı röportaj. iyibilgi özel

    Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık'ın iyibilgi'ye yaptığı özel açıklamalar:

    AB, Türkiye’ye Fırat ve Dicle’yi AB yönetiminin oluşturduğu bir komisyonla yönetmeyi teklif etti!
    Su kaynakları kuruyacak ama sulama ihtiyacı artacak. Bu da bir kaosa neden olacak.
    En önemli besin kaynağımız buğdayın dışarıdan gelmesi ile gıda güvenliğimiz ve güvencemiz tehdit altında olacak.
    Dış ülkeler istediği zaman, besin göndermeyi keserek ülkemizi açlığa mahkûm edebilirler
    Türkiye’nin dış bağımlılığının olmadığı yegane besin ürünlerinden biri olan buğday üretimi tehlikede. Temel besin kaynağımız buğday konusunda dışa bağımlı olmak, besin güvenliğimiz ve güvencemizi tehlikeye atacak. Türkiye Ziraatçılar Derneği Genel Başkanı İbrahim Yetkin dün verdiği demeçte yaşanan kuraklık nedeniyle buğday tohumlarının çürümeye başladığını belirtti. 'Buğday rekoltesi giderek düşecek, ekmek zamları katlanacak' diyen Yetkin 2006 yılında, 2005 yılına göre buğday fiyatlarının yüzde 25 arttığını hatırlattı. Buğdayda 9.5 milyon hektar alanın yüzde 13'ünün sulanabildiğini söyleyen Yetkin, “Kuraklık sürerse çiftçi yeni sezon için bir kez daha tohum atmak zorunda kalacak, ancak birçok üretici yeniden tohumluk, gübre, mazot parası veremeyeceği için üretimden çekilecek” şeklinde konuştu.

    Türkiye’nin kendi kendine yetebildiği en önemli besin ürünlerinden buğdayın üretiminde düşüş ve fiyatındaki artış neler getirecek? Bu düşüşü sadece küresel ısınmayla açıklayabilir miyiz? Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık iyibilgi okurları için çarpıcı açıklamalarda bulundu:

    Fırat ve Dicle'nin yönetimini AB istedi

    Hastalıklı buğday tohumlarının patates ve tütün örneğinde olduğu gibi ülkemize sokulmuş olacağına dikkat çeken Atalık, küresel ısınma ve bozuk tohumlarla tarım sektörünün felakete sürüklediğini anlattı. Su kaynaklarımız da gittikçe azalıyor diyen Atalık, 2004 yılında gerçekleşen ve basına yansımayan bir gerçeği iyibilgi okurlarıyla paylaştı: “AB, Türkiye’ye Fırat ve Dicle’yi AB yönetiminin oluşturduğu bir komisyonla yönetmeyi teklif etti! ”

    Topraklarımız tuzlanıyor, tuzda tohum yeşermiyor

    'Türkiye’deki göllerin suyu azaldı, birçoğu da kurumak üzere' diyen Ahmet Atalık, “Su kaynaklarımızla beraber tarımımız da ölüyor” diye konuştu. Türkiye’deki toprakların giderek tuzlandığına dikkat çeken Atalık, 'Tuzlanan topraklarda tohum yanıyor, çimlenmiyor. Ot dahi bitmiyor' dedi. Türkiye’nin doğusu 4-5 derece, batısı ise 3-4 derece ısınacak diyen Atalık, “Su kaynakları kuruyacak ama sulama ihtiyacı artacak. Bu da bir kaosa neden olacak. Bu kaos ile suların içmede mi, tarım da mı kullanılması gerektiği dahi tartışma konusu olacak” öngörüsünde bulundu.

    Gıda güvenliğimiz tehlikede

    Buğday tohumlarının çürümesini ve üretiminin azalmasını yorumlayan Ahmet Atalık, şunları kaydetti:

    “Buğday konusunda dışa bağımlı hale gelirsek bu bir felaket. Biz ekmek yemeyince duramayız. Gençler bugün makarna ve pilav bağımlısı. Buğdaysız karnımız dahi doymaz. Aynı zamanda buğday çocukların gelişimi için de çok önemli. Buğday konusunda dışa bağımlı hale gelmek çok tehlikeli. Bizim en önemli besin kaynağımızın dışarıdan gelmesi ile gıda güvenliğimiz ve güvencemiz tehdit altında olacak”.

    Patates, yabancı tohumla kanser oldu

    Bu konuda patates ve tütün üretimini örnek veren Ahmet Atalık, “Yurt dışından gelen tohumlarla istenilen hastalık yollanabiliyor. Bugün çok ciddi bir tarım sorunumuz olan ve ancak tarlayı 30 yıl boş bırakarak iyileştirebileceğimiz patates, kanser ve tütün tohumlarıyla Akdeniz sineği başımıza bela oldu” dedi. Atalık, birkaç yıla kadar ülkemizde patatesin yenilemeyecek duruma geleceğini sözlerine ekledi.

    Ülkemizi açlığa mahkûm edebilirler

    Tarımda dışa bağımlılığın yaratacağı felaketleri anlatmayı sürdüren Ahmet Atalık, “Dış ülkeler istediği zaman, besin göndermeyi keserek ülkemizi açlığa mahkûm edebilirler.“ uyarısında bulundu. Yurtdışından gelen buğday tohumlarının ülke ekolojisine uyum sağlayamayacağını anlatan Ahmet Atalık, çürüyen buğday tohumlarının yurt dışından gelen sağlıksız ve ülke ekolojisine uymayan tohumlar olabileceğini düşündüğünü aktardı. Atalık’ın bu şüphesindeki argümanları ise, ülkemizde buğday tohumlarının sadece % 25’nin sertifikalı olması ve laboratuarlarda incelendiği söylenen patates ve tütün tohumlarının hastalıklı çıkması. Aynı zamanda İspanya’dan getirilen zeytin fidanlarının ülkemiz ekolojisiyle uyum sağlamayarak, zarara neden olması.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 22.12.2006 - 22:10

    Dünya genelinde görülen akciğer kanseri vakalarının yüzde 15'ine neden olduğu belirtilen radon g azına karşı evlerin sürekli havalandırılması gerekiyor.
    Açıklama, Selçuk Üniversitesi (SÜ) Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu'dan geldi.

    Günümüzde sağlık açısından büyük tehlike olarak insanların karşısında duran radon gazının çok fazla bilinmediğini ifade eden Uslu, 'Radon gazı uranyum ve toryum gibi elementlerin doğada kurşun gibi elementlere dönüşürken ortaya çıkar. Bu gaz doğada kendiliğinden oluşur' dedi.

    Radon gazının bugün dünyada en önemli kanser riski olarak görüldüğünü dile getiren Uslu, 'Dünya genelinde görülen akciğer kanseri vakalarının yüzde 15'inin nedeni olarak gösterilen radon gazı yüzünden her yıl birçok insan ölüyor. Havadaki radon gazı yağmur yağdığı zaman toprağın içine oradan da evlerin çatlak duvarlarından içeri birikiyor. Radon bu şekilde evlere hapsoluyor. Özellikle kış aylarında havalandırılmayan evlerde önemli oranda radon gazı bulunuyor' diye konuştu.

    Sigarayla daha aktif hale geliyor

    Uslu, evlerde biriken bu gazın sigara içilmesiyle aktif hale geldiğini ve solunarak ciğerlere alındığını belirterek, bu durumda zararın daha büyük boyutlara ulaştığını anlattı.

    Evlerini düzenli şekilde havalandırmayan kişilerin alfa radyasyona maruz kaldığını ifade eden Uslu, 'Sigarayla evin içinde havada askıda kalan gazı dışarı çıkarmıyoruz. Kış aylarında bir de pencerelere hiç hava almayacak şekilde izolasyon yapıp tehlikenin boyutunu artırıyoruz. Evlerdeki gizli tehlike olarak görülen ve akciğer kanserine yol açan radon gazından tek kurtuluş yolu havalandırmadır. Düzenli havalandırılan evlerde bu risk yok denecek kadar azalıyor' dedi.

    Röntgenlerdeki x ışınlarına göre 20 kat fazla oranda insan sağlığını etkileyen bu gaza karşı özellikle bodrum katlarda oturanların dikkat etmesi ve ölçüm yaptırmasını öneren Uslu, 'Radon gazı genellikle bodrum katlardaki evlerde birikiyor. Küçük bir ücretle Türkiye Atom Enerjisi Kurumu bu ölçümü yapıyor' ifadesini kullandı.

    Radon gazı deprem habercisi olabilir

    Selçuk Üniversitesi'ne radon gazı ölçüm cihazı alınacağını ve Konya'da evlerde ücretsiz radon ölçümü yapacaklarını ifade eden Uslu, yoğun olarak görülen evlerin sahiplerine önerilerde bulunacaklarını belirtti.

    Bu gazın depremi önceden bildirebildiğini dile getiren Uslu, 'Bu gaz depremin indikatörü olarak biliniyor. Yani, gaz bir çeşit deprem ajanı. Yeraltındaki fay hareketleri sonucu açığa radon gazı çıkıyor. Bu çıkış önceden tespit edilebilirse deprem önceden tahmin edilebilir. Bu konuda Selçuk Üniversitesinde de cihaz geldikten sonra bazı çalışmalarımız olacak. Bu gazın belki de en iyi yönü bu olacak' dedi.

    Uslu, ayrıca radon gazına karşı kömür madenleri ile kaplıcalarda da ölçüm yapılması gerektiğini, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından yapılan araştırmalarda bazı kaplıcalarda yoğun radon gazı bulunduğunu sözlerine ekledi.

  • Ahmet Demir
    Ahmet Demir 16.12.2006 - 20:00

    sağlık hasta olmamaya çağrıştırıyor.Tasanınn az olduğu, kafanın rahat olduğunu çağrıştırıyor.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 13.12.2006 - 22:20

    Atık yağlar sabun, hayvan yemi ve yemek olarak tüketiliyor

    Kanserojen etkili atık yemeklik yağların, sabun, yem ve yemekte tekrar kullanıldığı öne sürüldü. Biyodizel üretmek için atık yağ toplayan şirketle yemek firmalarının atık yağları yeniden kullandığını ya da merdivenaltı yemek firmalarına sattığını iddia etti. Yemek sanayicileriyse topu 'kayıtdışı' işyerlerine atarak 'İhbar edin, aramızdaki çürük yumurtaları ayıklayalım' diyor.
    Atık yağdan biyodizel üretme lisansı alan üç şirketten biri de Ezici Yağ Sanayi Biyodizel ve Enerji Üretimi Pazarlama A.Ş. oldu. Ama şirketin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Ezici karanlık bir tablo çiziyor: Türkiye'de yılda 1.5 milyon ton bitkisel yağ kullanılıyor. Bu hesaba göre yılda 350 bin ton atık yağ çıkması gerek. Oysa yağ toplama lisansı olan 10 firma geçen yıl 1200, bu yılsa 1400 ton atık yağ toplayabildi.


    Bir de form çilesi!
    Ezici 'Firmalar atmaları gereken kızartmalık yağları ya tekrar yemeklerde kullanıyor ya kanalizasyona döküyor ya da merdiven altı yemek üreten firmalara satıyor. Örneğin tulumba tatlısı kızartılırken kullanılan yağlar tenekesi 7 YTL'den satılıyor' dedi.
    Ezici'ye göre atık yağı ücretsiz olarak toplayan firmalara vermek yerine, üç kuruşa da olsa satarak para kazanmak isteyen firmalar olduğu gibi, işin bürokrasisinden sıkılanlar da var. Yemek firmalarının her atık yağ çıkışında belediyelerden 5 YTL'ye form alıp doldurmak zorunda olduğunu belirten Ezici, bu uygulamanın kaldırılmasını, atık yağ denetimlerinin de sıklaştırılmasını istedi.


    Veriyor ama ne kadarını?
    Yemek firmalarının ruhsat alabilmesi için mutlaka atık yağ toplayan şirketlerle sözleşme yapması gerekiyor. Ama bu bile çıkan atık yağların tamamının toplanmasına yetmiyor. Palmiye Biyoenerji San. ve Ticaret Ltd. Şti'nin çevre mühendisi Derya Dizman'a göre süreç şöyle işliyor:
    '2.5 yıldır atık yağ topluyoruz. 700'ü aşkın yemek şirketiyle sözleşmemiz var. Bin noktadan yağ almamız lazım. Ama firmalar atık yağları, atık değil, hâlâ ürün olarak görüyor. Örneğin, bir ton atık yağının 200 kilosunu bize verirse, kalanını da kilosu 10 YKr'den 70 YKr'ye kadar satabiliyor.'


    Ah bu KDV'ler
    İstanbul'da da yemek üreten şirketlerin ruhsat alabilmesi için atık yağ toplama konusunda lisanslı yedi firmadan birisiyle anlaşması gerekiyor. İstanbul Yemek Sanayicileri Derneği Başkanı Hüseyin Bozdağ, üyelerine kefil: 'Üyelerimizin atık yağları tekrar kullanmadıkları konusunda kefiliz. Ama sektörde kayıt dışı fazla. İşçiye verilen yemekle lüks lokantalardaki yemeğe aynı KDV uygulanıyor. Yüksek KDV kayıt dışılığı teşvik ediyor. Fiyatı 3 YTL'nin altındaki tabldot, insan sağlığı açısından risk taşıyordur.'
    Yemek Sanayicileri Dernekleri Federasyonu (YESİDEF) Başkanı Necat Aydın, kamu kurumlarının ihalelerinde kişi başına ortalama yemek bedelinin 1.65-2 YTL olduğunu vurgulayarak uyardı: 'Ekmeğiyle suyuyla 2 YTL'ye yemek olmaz. Demek ki belki de bu yağlar oraya gidiyordur.'


    Kanser riski var
    Sağlık Bakanlığı Kanserle Savaş Dairesi Başkanı Murat Tuncer'e göre yağlarla ilgili tehlike büyük. Kızartmalarda defalarca kullanılan yağların kanserojen etkisi konusunda ciddi tespitler var. Kızartmalık yağların, yanmayla ortaya çıkan kanserojen maddeler nedeniyle iki kezden fazla kullanılmaması gerekiyor.


    Evlerdeki yağ da toplanacak!
    Atık yemeklik yağlar etkin çevre politikası olan tüm ülkelerde önemli bir sorun olarak görülüyor. Çünkü atık yağların yemeklerde veya yemlerde tekrar tekrar kullanılması insan sağlığını tehdit ediyor. Atık yağların kanalizasyona gitmesiyse, bu yağlarla beslenen mikroskopik canlıların sayısında patlama yarattığı ve ekolojik dengeyi bozduğu için tehlikeli. Çevre Bakanlığı bu yüzden nisan ayında bir yönetmelik çıkardı. Yönetmelikle toplu yemek üretimi yapan yerlerde çıkan atık yağların 'doğaya atılması, yakılması, doğrudan veya dolaylı olarak yemeklik yağlara katılması, doğrudan yakıt olarak kullanılması' yasaklandı. Yemek firmalarının bu yağları lisanslı olarak toplayıp bertaraf edecek veya biyodizele çevirecek şirketlere vermesi gündeme geldi. Atık yağların kontrolü de belediyelere bırakıldı. Türkiye 2008 yılında, tıpkı Avrupa'da olduğu gibi, 'evlerden çıkan atık yağları da' toplamayı hedefliyor.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 12.12.2006 - 16:25

    Lütfen 15 Ekim ile 15 Mayıs tarihleri arasında salatalık, domates, patlıcan, biber, kabak, çilek vs gibi yaz SEBZE ve MEYVELERİ yemeyiniz, çocuklarınıza yedirmeyiniz. Çünkü bu tarihler arasında satın alacağınız bu gıdaların hiçbiri doğal ortamlarda, tarlalarda, güneş ışığında ve doğal gübrelerle yetiştirilmiyorlar.

    Genetik yapısı ile oynanmış tohumlarla,
    Hızlı büyümesi için aşırı miktarda kullanılan hormonlarla,
    Böceklerden korunmak için kullanılan tarım ilaçlarıyla,
    yetiştirilen bu ürünler, çabuk bozulmasın, raftaki ömrü uzun olsun diye de erkenden toplanıp sandıklanıyor ve size sunuluyor. Vitamin ve mineralleri de eksilmiş olarak sizlere sunulmaktadırlar.

    Tüm bu doğal olmayan koşullarda yetişen sebze ve meyveler kanser riskini %70 artırmaktadır. İşin en acı tarafı hamile bir anne doğal olmayan, sera ürünü bu meyve ve sebzeleri yediği zaman beraberlerinde aldığı bu hormonlar ve tarım ilaçları doğrudan anne karnındaki bebeğine de geçebilmektedir. Yine emziren annelerden, anne sütü ile bu tarım ilaçlarının bebeğine de geçtiği bir çok bilimsel araştırmalarda gösterilmiştir.

    Hem kansorejen hem de pahalı olan bu meyve ve sebzeler yerine kışın yetişen ve vitamin ve mineral bakımdan zengin olan ıspanak, pırasa, karnıbahar, lahana, kereviz, yerelması, elma, nar, ayva, portakal, mandalina gibi kış sebze ve meyveleri tercih ediniz. Bu şekilde hem sağlıklı olursunuz hem de kanserden korunmuş olursunuz.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 12.12.2006 - 16:16

    MUSLUK SUYUNDAKİ KLOR, DİŞ MACUNU, DEODERANT, SABUN, LOSYON, KREM VE DETERJANLARDA KULLANILAN TRİCLOSANLA BİRLEŞTİĞİNDE ÖLÜMCÜL OLABİLİYOR!

    Suyu mikroplarından arındırmak için kullanılan Klor, bazı diş macunları, deodorant, sabun, losyon, krem ve deterjanlarda bulunan triclosan adlı maddeyle birleşerek çok tehlikeli olabiliyor.

    ABD'nin Virginia Teknik Üniversitesi Uzmanları, musluk suyuna katılan klorla ilgili endişe verici bulgulara ulaştı. Uzmanlara göre, klor, diş macunu ve deterjanlardaki triclosan adlı maddeyle temasa geçtiğinde reaksiyona giriyor ve zehirli kloroform gazı oluşuyor. Bu gazın solunması ya da deriden nüfuzu depresyon, karaciğer rahatsızlıkları ve kanser riski ortaya çıkarıyor.
    İngiltere'de Colgate, Aquafresh, Dentyl ve Sensodyne gibi çok sayıda diş macununun triclosan içerdiği tespit edildi. Triclosan içeren macunlar raflardan indirildi. Dişeti hastalıklarına karşı çok etkili triclosan'ın bulaşık ve el yıkama deterjanlarında da bulunduğu belirlendi. Triclosan adlı kimyasalı içeren ürünleri imal eden firmalar, bu kimyasalın güvenilir olduğunu iddia etseler de, United States Environmental Protection Agency (EPA) (Amerikan Çevre Koruma Vakfı) , onu böcek zehiri olarak kaydetti. Bu bileşimin kimyasal formülü ve molekül yapısı dünyadaki en zehirli kimyasalların bazılarıyla benzer özellikler taşıyor.

    Triclosanla ilgili ilk alarm, 2000 yılında İsveç hükümeti, gereksiz yere triclosan kullanımını engellemek istediğinde ortaya çıktı. Bu kimyasal, lağımda, balıkta ve anne sütünde bulununca, İsveç’teki bayiler raflarından bu maddeyi kaldırdılar. Bu tutum İngiliz uzmanları tarafından da desteklendi ve İngiltere’deki ana bayiler bu kimyasaldan kurtulmaya karar verdiler. Triclosanın her gün kullanılan bir madde olması üstünde düşünülmesi gereken bir durum. Triclosanın yaygın kullanımı, bakterinin antibiyotiklere karşı dirençli hale gelmesine ve reçeteli ilaçların bakteriyel enfeksiyonlarla savaşamamasına neden olur diye endişelere sebep olmuştu İsveçli uzmanları asıl endişelendiren, bu maddenin anne sütünde ve çevrede bulunması oldu.

    Mehmet ÖZDEMİR
    Tarım İl Müdürlüğü
    Kontrol Şube Müdürü
    Gümüşhane

  • Mustafa Çetin
    Mustafa Çetin 15.11.2006 - 19:32

    tek başına anlamını açıklayamayacağımız kelime

  • Mustafa Çetin
    Mustafa Çetin 15.11.2006 - 19:30

    1-7 OCAK Verem Haftası
    7-14 OCAK Beyaz Baston, Körler Haftası
    25-31 OCAK Yeşilay Haftası
    9 ŞUBAT Dünya Sigarayı Boykot Günü
    1-7 MART Yeşilay Haftası
    8 MART Dünya Kadınlar Günü
    14 MART Tıp Bayramı
    15 MART Dünya Tüketiciler Günü
    21 MART Dünya Ormancılık Günü
    1-7 NİSAN Kanser Haftası
    7 NİSAN Dünya Sağlık Günü
    7 NİSAN Kalp, Sağlık Haftası
    21-28 NİSAN Ebeler Haftası
    22 NİSAN Dünya Günü
    23 NİSAN Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı
    29 NİSAN Dünya Nüfus Günü
    1 MAYIS İşçi Bayramı
    2-8 MAYIS Trafik Haftası / 2 Mayıs Dünya Astım Günü
    3 MAYIS Basın Özgürlüğü Günü
    12-18 MAYIS Hemşirelik Haftası
    14 MAYIS Eczacılık Günü
    17 MAYIS Dünya İletişim Günü
    31 MAYIS Dünya Sigarasızlık Günü
    5 HAZİRAN Dünya Çevre Günü
    17 HAZİRAN Uluslararası Silahsızlanma Günü
    26 HAZİRAN Birleşmiş Milletler Günü
    1 EYLÜL Dünya Barış Günü
    8 EYLÜL Uluslararası Okuma Yazma Günü
    8 EYLÜL Fizyoterapistler Günü
    1-6 EKİM Emzirme Haftası
    10 EKİM Dünya Ruh Sağlığı
    4 EKİM Hayvanları Koruma Günü
    5 EKİM Dünya Çocuk Günü
    16 EKİM Dünya Gıda Günü
    17 EKİM Dünya Menopoz Günü
    29 EKİM Cumhuriyet Bayramı
    29-4 EKİM Kızılay Haftası
    14 KASIM Dünya Diyabet Günü
    20 KASIM Çocuk Hakları Günü
    20 KASIM Dünya Sigarayı Bırakma Günü
    22 KASIM Diş Hekimliği Günü
    1 ARALIK Dünya AIDS Günü
    3 ARALIK Dünya Özürlüler Günü
    10 ARALIK İnsan Hakları Günü
    23 ARALIK Veteriner Hekimler Günü

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 15.11.2006 - 19:28

    Babaannelerimizi üşütmeyelim, hastalanmayalım diye yaptığı kış tavsiyeri doktorlardan onay aldı. İşte bir uzmandan önemli kış uyarıları...

    Eğer gripseniz anneannenizin dedikleri kulağınıza küpe olsun. Mesela kış aylarında sizi iki-üç kat giydirdiği zamanları hatırlayın. Bir bildiği vardı, zira kat kat giyinmek üşütmeye karşı en iyi, en doğal yöntemlerden biri... Özellikle de kış aylarında soğuk algınlığıyla vücudunuzu hırpalayıp, başka hastalıklara karşı savunmasız kalmamak için... Yine hatırlayın; “Olur olmaz yere hap, ilaç alma” tembihlerini... İstanbul Tıp Fakültesi Enfeksiyon Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi ve Anadolu Sağlık Merkezi Hastane Enfeksiyonları Kontrol Komitesi Danışmanı Prof. Dr. Semra Çalangu, “Ben vitamin hapı almanızı bile tavsiye etmem. Mesela C vitamini hapları... Bir zararı yok, ama Türkiye bir meyve cenneti. Çeşit çeşit portakal var, mandalina, greyfurt var. Biberi, domatesi var. Böyle hem doğal hem de lezzetli meyveler, sebzeler dururken, vitamin hapı almaya ne gerek var” diyor. Konu vitaminler olunca şunu da eklemeden geçmeyelim; vitamin sadece vücudun bağışıklık sistemini geliştiren bir madde. Yoksa tek başına hastalıkları önlemek ya da iyileştirmek gibi bir etkisi yok. Yani siz gripken, “Bol bol portakal suyu iç, üstüne bir de aspirin, şıp diye geçer” diyenlere kulak asmamak ve hemen bir doktora baş vurup, ilaç kullanmak şart.

    Başta grip olmak üzere bulaşıcı hastalıklardan korunmanın bir diğer yolu da temizlik. Mesela kağıt mendil... Sabah cebine iki kağıt mendil koyup, gün boyu bunlara aksırıp tıksırmak, hastalıkların iyileşmesini engeller. Neden mi? Aynı mikrobu tekrar tekrar almaya hizmet eder de ondan. Tüm bunlar, kuşaktan kuşağa geçen, kanıtlanmış önleyici hekimlik uygulamaları aslında. Eğer gripseniz, anneannenizin size tembihlerini hatırlayın. Bir daha o kadar kolay yatağa düşmezsiniz emin olun.

    Günde bir büyük bardak portakal suyu tüm C vitamini ihtiyacınızı karşılar
    * Hocam gripte bulaşma yollarını, klinik belirtileri konuştuk. Aşı dışındaki korunma yollarından da bahsettik... Eksik kalan var mı?
    Bir de beslenmenin etkisi var. Gripten korunmak için, ‘C vitamini alalım, B vitamini alalım’ deniyor. Tabii ki ikisi de vücut direncini artırabilirler. Ama bilimsel olarak gösterilmiş, kanıtlanmış bir bilgi yoktur ki, C vitamini alanlar gribe yakalanmaz desin.

    * Ama gripten yatak döşek yatanlara hep ‘Bol bol C vitamini alın’ denir. Bunda doğruluk payı var değil mi?
    Tedavi açısından yararı olabilir. Ama, ‘Ben her gün bir tane C vitamini tableti alırsam gribe yakalanmam’ bilgisi doğru değil. Bunu ben, meslektaşlarımızda da, doktor arkadaşlarımızda da görüyorum. Söylenenlerden anlıyorum ki, ‘Günde bir bardak portakal suyu içersen ya da 2 tane portakal yersen, her gün 1 gram C vitamini alırsan gripten korunursun’ diyorlar. Keşke böyle olsa! Ama böyle olsa biz niye aşı olalım? Güzel portakalı da olan bir ülkedeyiz. Yeriz, biter. Ama bunu kanıtlayan bir bilimsel çalışma yok. Buna karşılık insan gribe yakalandıktan sonra vücut direncinin artırılmasında C vitamininin etkinliği var. Bu sadece gribe özgü değil, bütün enfeksiyonlara karşı böyle.

    * C vitaminin nasıl bir katkısı var vücudumuza?
    Damarlarımızı, özellikle mukoza dediğimiz ağız ve burun içersindeki salgı yapan dokularımızı, bir başka deyişle vücudumuza direnç kazandıran dokularımızı yenilemekte, korumakta katkısı var. Yani yeterli C vitamini almayan insanların dişleri çürür, dökülür. Ağız kuruluğu, burun kuruluğu olur. Bu bilinen bir şey ve doğrudur. Demek ki, bunlar olmasın diye yeterli C vitamini alınırsa insanın her türlü solunum yoluyla gelecek mikroba karşı direnci tam olur. Ama ‘Bu kişiler grip olmaz’ demek yanlış.

    * Ama sonuçta günde 1 gram C vitamini almamız lazım değil mi?
    Evet. Vücudun solunum yoluyla gelebilecek mikroplara karşı direncini koruyabilmek için günde 1 gram C vitamini almakta yarar var gerçekten. Bu efervesan tabletler şeklinde de olabilir, günde bir bardak portakal suyu şeklinde de olabilir.

    HAPLARI ESKİMOLAR, İSKANDİNAVLAR ALSIN
    * 1 bardak portakal suyunda 1 gram C vitamini var mı?
    Büyük bir bardakta var...

    * Peki C vitamini hap olarak alındığında bir yan etkisi var mı?
    Hayır. C vitamini vücutta birikmez çünkü. Yani gidip de karaciğerde falan birikip bir yan etki yapmaz. Atılır vücuttan...

    * Peki bugünlerde takviye olarak tablet şeklinde de alalım mı? Faydası olur mu?
    Hayır. Ben hiç önermiyorum. Onu gidip Eskimolara önerelim. Ne bileyim, portakalı olmayan Antartika’daki insanlara önerelim. İskandinavlar alsın. Ama yani Antalyası, Alanyası, Fenikesi bir sürü çeşit portakalı olan bir ülkenin insanı da almasın... Üstelik de bunlar yetmiyormuş gibi durmadan dışarıdan meyve ithal edilen bir ülkede, insanlar C vitaminini niye hap olarak alsın? Doğal yollardan almak mümkünken... Üstelik C vitamini sadece portakalda, limonda, mandalinada değil, domateste, yeşil biberde, kıvırcık salatada, rokada da çok fazla var. Tüm yeşilliklerde C vitamini var.

    * Peki doğal yollardan gripten korunmak için başka önerileriniz de var mı?
    Var tabii... Korunmada bir başka şey de, dinlenmeye dikkat etmek. Bu özellikle çocuklar için çok önemli. Günde 8 saatlik bir uyku gerekiyor. Bizler için de gerekli.

    * Prof. Dr. Necdet Üskent ‘İyi bir uyku bağışıklık sistemini güçlendirir’ demişti. T lenfositlerin, yani vücudu dışarıdan gelen saldırılara, özellikle bakteri ve virüslere karşı koruyan bağışıklık hücrelerinin sayısının arttığını söylemişti.
    Evet. Hakikaten öyle... Bunun dışında giysilerle ilgi de bir küçük notum olacak. Sadece gripten değil, gripal enfeksiyonlardan korunmak için, hava değişimi sırasında ‘Ah cereyanda kaldım, ah soğukta kaldım, ince giymişim üşütmüşüm’ denir ya, işte bunun için biz kış aylarında tek bir kalın giysi yerine üst üste birkaç ince giysi şeklinde giyinilmesini öneriyoruz. Sıcak bir yere girildiği zaman üsttekiler çıkartılsın, soğuğa girildiğinde çıkartılsın. O bakımdan anneannelerimizin üzerlerine kat kat giydikleri yelekler, hırkalar, tek bir kalın giysiden çok daha sağlıklı. Onun dışında tabii ki korunma için aşıyı öneriyoruz.

    * Aşıyı yarın konuşacağız. Korunmak için başka ne yapmamız gerekir?
    Pratik olarak söylemek istediğim şey şu. Çok şükür galoşu kaldırdık hastaneden... Önceleri ‘Galoş olsun, galoş olsun’ dediler. Millet galoşu ayağına bir giyiyor, akşama kadar bir daha çıkarmıyor.

    * Bu fırıncıların eline taktıkları eldivenler gibi sanırım... Bütün gün tek bir eldiven ellerinde, parayı da onunla alıyorlar, ekmeği de onunla alıp veriyorlar. Ne anladık hijyenden...
    Aynen öyle. Her şey eldiven, her şey galoş... Kağıt mendilde de böyle bir durum var. Burnunu sil cebine koy, sil koy... O artık mikrop yuvası bir şey halini alıyor. Kağıt mendil bir kullanımlıktır.

    * Sadece bir mi hocam?
    Hadi iki olsun diyeyim. En azından defalarca kullanmamak lazım. Ama balgam ya da sümkürme ile kirlenmiş bir kağıt artık kullanılmamalıdır. Yoksa insan bir elini kurular, burnunun ucunu siler o tamam. Ama sümkürdünüz mü belli ki içinde cerahat taşıyor artık. O mendil atılmalıdır.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 14.11.2006 - 17:41

    Yeşilay Gebze Şubesi Başkan Yardımcısı Bilal Başkonuş, kokulu kırtasiye malzemeleri ve inşaat malzemeleri hakkında uyarıda bulunarak, çocukların çantalarında ve evlerde adeta birer bomba bulunduğunu söyledi.
    .
    Uyuşturucu maddeler konusunda vatandaşların fazla bilgisi olmadığını vurgulayan Başkonuş, 'Uyuşturucu maddeleri az buçuk hepimiz biliyoruz. Ancak bir de günlük yaşamda sürekli kullandıklarımız var. Son yıllarda, 'volatile solvent' veya 'inhalants' olarak ifade edilen benzin, çeşitli yapıştırıcılar, tiner, butan, naftalin, azot oksit gibi uçucu maddeleri, işimiz gereği sürekli kullanmamız gerekebilir. Ama bu maddeleri havadar bir yerde kullanılmalıyız. Bu maddelerin kısa süreli kullanımlarda solunum yoluyla geçmesi halinde ise, muhakeme yeteneğinin azalması, koordinasyon bozukluğu, öksürük, burun ve gözlerde tahriş, kalp atışında artış ve düzensizlik, solunum bozukluğu, boğulma ve sarhoşluk halleri. Uzun süreli kullanımlarda da kilo kaybı, ruhi çöküntü, paranoya, hafıza zayıflığı, beyin, karaciğer ve böbreklerde ciddi hasarlara ve hatta ölümlere bile yol açtığı bilinmektedir. Bu yüzden bu maddeler, göründüğü kadar çok masum değillerdir. Bu maddeleri kesinlikle evlerimizde bulundurmamalıyız' dedi.

    Sağlığa zararlı kimyasal maddelerle üretilen kırtasiye malzemelerinin kullanılmamasının da gerektiğinin altını çizen Başkonuş, 'Öğretmen ve öğrencilerimizin sağlıklarının korunması ve çocuklarda daha sonra madde bağımlılığına dönüşebilecek, koklama alışkanlığının önlenmesi için, bütün eğitim kurumlarında, içinde çözücü olarak etilasetat bulunan, beyaz tahta kalemlerinin kullanılmaması gerekmektedir. Ayrıca ithal kalemleri alırken, içinde bu tür uçucu maddelerin bulunup bulunmadığına dikkat edilmelidir. Organik solvenlerle yapılan kırtasiye tipi yapıştırıcıların da kullanılmaması gerekir. Bunun yerine, su bazlı olarak üretilen yapıştırıcıların kullanılması daha sağlıklı olur. Kokulu silgi ve kalem gibi kırtasiye malzemeleri kullanmamaları konusunda, öğretmen ve öğrencilerin daha bilinçli olmaları lazım. Bu nedenle bağımlılığın her türlüsüne çok dikkat etmeliyiz' şeklinde konuştu.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 01.11.2006 - 22:25

    KANADA'da yaşanan talihsiz bir olay ülkede büyük tartışmalara yol açtı. İsmi açıklanmayan 2 aylık bir bebek, fotoğraf makinesinin flaşı nedeniyle kör oldu. Olay, ülkede bomba etkisi yaratırken bilimadamları, bebeğin fotoğrafı çekilirken nelere dikkat edilmesi gerektiğini açıkladı. Bebeklerin uyurken ya da başka yöne bakarken fotoğraflanması gerektiğini vurgulayan uzmanlar, '8 aylık olmadan bebeğin fotoğrafını flaşla çekmek körlüğe kadar varan sonuçlar doğurur' dedi.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 27.10.2006 - 14:36

    'Zehirli oyuncak ve zararlı madde içeren biberonlar yüzünden gitgide daha fazla çocuk hastalanıyor.Almanya'da gerçekleştirilen bir araştırmada,çocukların ve gençlerin kanlarında zehirli kimyasallar saptanmış.Bu zehirler daha çok yumuşatıcılar,yanmayı önleyen maddeler veya yapay koku maddeleriyle birlikte alınıyor.Küçük bebekler bile tehdit altındalar.Bebek bezleri,biberon ve oyuncaklarda bile zehirli maddeler saptanmış.Bu tür zehirlenmeler,alerji,hormon bozukluğu,lösemi veya davranış bozukluklarına yol açabilmekte.'

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 27.10.2006 - 09:27

    'Kamuya açık yerlerde ve tüm kamu kurumlarının tuvaletlerinde ekonomik oldugu için sıvı sabunlar kullanılmakta. Elinizdeki açık yaralara temas ettiğinde %100 cilt kanseri riski taşıdığını ve Ankara Onkoloji Hastanesi'ne yapılan başvurularda son 4 yılda 'Cilt Kanseri' hastalarının sayısının %94 arttığını biliyor musunuz?
    Özellikle Isveç'ten alınan 'Sterisol' isimli dezenfektan içerikli sıvı sabun bu riski en çok taşıyanlardan. 'Sterol' adıyla pazarlanan bu sıvı dezenfektan sabuna dikkat! Umuma açık yerlerdeki sıvı sabunların hiçbir türünü asla kullanmayınız. Sağlıklı toplum olmak elimizde.'
    Sezen SAÇAN
    Ege Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 13.10.2006 - 03:11

    8/10/2006 - Müthiş Beyinli Türk

    AIDS'de erken tanı için yüz binlerce dolarlık cihazlar gerekli. En ucuz test 200 dolar. Harvard'lı Türk doktor Utkan Demirci, sorunu çözen müthiş bir buluş yaptı.İşte o buluş

    DÜNYA AYAKLANDI
    Buluşu ile 'dünyanın kaderini değiştiren 35 bilimadamı' arasına giren Demirci'nin geliştirdiği sistem, 10 cente satılacak. Testi herkes, hem de evinde kendi kendisine yapabilecek.

    Müthiş beyin

    Türk bilimadamı, 2 hafta süren AIDS testini, sadece 10 cent'lik bir aletle yarım saate indirdi. Müthiş buluş, milyonlarca kişinin hayatını kurtaracak.

    Dünyayı değiştiren Türk
    Amerika'da Harvard Tıp Fakültesi ile Harvard-MİT Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Bölümü'nde öğretim görevlisi olan Türk bilimadamı Dr. Utkan Demirci (28) , bilim dünyasında yankı yaratan bir buluşa imza attı. Biyoteknoloji alanında adını 'dünyayı değiştirecek 35 bilimadamı' listesine yazdırmayı başaran Demirci, AIDS'e yol açan HIV virüsünün 2 hafta süren teşhis süresini, yeni buluşu ile yarım saate indiriyor. Demirci'nin bulduğu mini alet, kana karışmış HIV virüsünün saldırdığı beyaz kan hücrelerinin çok ucuza ve hızlı bir şekilde tespit edilmesini sağlıyor.

    Şimdi de kalbe el attı
    Gelişmiş ülkelerde testin yapılmasına imkan veren makinenin fiyatı 200 bin dolar civarında. Utkan Demirci'nin portatif ve 'kullan-at' tekniği ile geliştirdiği alet ise sadece 10 cent'e satılıyor. Türk doktorun bu müthiş buluşu sayesinde, az gelişmiş ülkelerde milyonlarca kişinin hayatı kurtulabilecek. Alet, Afrika'da bir dağın tepesinde bile hastalığın tespit edilebilmesine olanak tanıyor. Demirci, AIDS dışında kalp üzerinde de çalışıyor. Yeni hedefi, hücrelerden doku oluşturup, kalp gibi organları bir yazıcı ile sayfa yazarmış gibi yapabilmek.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 09.10.2006 - 19:44

    6/10/2006 - Roche İlaçları Ölüm Skandalı

    Roche firmasının ilacını kullanan bazı hastaların öldüğü, bunun üzerine Roche firması yetkilisinin ölüm raporunu değiştirdiği öne sürüldü.
    Roche'un, kendi ilacını kullanan hasta sayısı ile bu ilaçları veren hastane ve doktor isimlerini takibe aldığı ileri sürüldü.


    Roche ilaç şirketi hakkındaki bu iddialar, 'sansürsüz.com' adlı internet sitesinde yayımlandı. Emine Algan imzasıyla çıkan haber şöyle:

    İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren Roche davasına yeni giden bir dosya, insan sağlığının yıllardır nasıl hiçe sayıldığını bir kez daha çarpıcı biçimde ortaya koydu. İstanbul Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü, Roche yönetici ve çalışanlarının e-mail yoluyla yaptıkları iç yazışmaları çözdü ve bir raporla mahkemeye gönderdi. E-mail’lerden birinde, vizite raporunda yazan ölüm nedeninin, bir Roche çalışanı tarafından değiştirildiği belirtiliyor.

    Çete davasının sanıklarından eski Roche Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Demir’e ait yazışmalardan birinde, çeşitli hastanelerde Roche ilacı kullanan hastaların takibe alındığı ve sonuçların rapor edildiği yer alıyor. Hasta sayısı, hastane ve doktor isimlerinin de bulunduğu yazışmada 6 doktorun katıldığı bir vizite raporu var.

    Raporda, “Diyaliz çalışmasında takibimizde olan 2 hasta ex. olmuştur.(*) (Ciddi hipotansiyon şikayetleri olmaktadır.) ” Ardından Gökhan Demir’in ifadeleri geliyor. Demir, bu raporu sakıncalı bulmuş olacak ki şöyle diyor: “CRF’de (vizite raporu) vericinin ölüm nedeni bölümü bulunmaktadır. Bu sayfanın değiştirilmesine ve yeni halinin CRF’lere takılmasına karar verildi. Buna göre X (bir Roche çalışanı) yeni sayfaları Sürat Daktiloya yaptıracak ve elimizdeki dosyalara bu sayfalar takılacak.”

    7 HASTA EX, 3’Ü ÇALIŞMA DIŞI

    Yazışmalarda yer alan bir başka klinik çalışma raporunda da 22 hastanın tedaviye alındığı, 10 hastanın tedaviyi bıraktığı yazıyor ve neden bıraktıkları şöyle açıklanıyor: “7 hasta ex, 3 hasta çalışma dışı.”

    Diyaliz ve kanser hastalarında kullanılan ilaçlardan sorumlu genel müdür yardımcısı Gökhan Demir’in kişisel bilgisayarından aktarılan e-mail’lerde, vizite raporları ayrıntılarıyla yer alıyor. Başka firmaların ilaçlarının da kullanıldığı anlaşılan hastaların izleme raporlarından birinde yine şöyle bir ifade yer alıyor: “Tedavisine yanıt vermeyen ya da relaps gelişmiş olan KHC (kronik hepatit C) hastalarında PegIntron Rib. Kombinasyonu (başka bir firmaya ait ilaç) . Bu çalışmaya da 6 hasta alındı ve 10’a tamamlanacak.”

    Takibe alınan hastaların kullandığı ilaçlar nedeniyle mi yoksa başka bir nedenle mi öldüğünü söylemek, sadece bu raporlara bakarak elbette mümkün değil. Ancak bir ilaç firmasının, vizite raporunda hastaların ölüm nedeni yazdığı için bu sayfayı değiştirmesi ve yeni halini, doktorların da oluru ve imzasıyla rapor ettirmesi, açıklanması ve sorgulanması gereken bir durum. Organize Suçlarla Mücadele Şubesi Müdürlüğü’nün, yazışmalardaki bu bölümlere yıldız işareti koyarak “çok çok önemli” diye düştüğü not da bu nedenle mahkeme dosyasına girdi.

    ŞİFRELER POLİSTEN GİZLENDİ

    Roche şirketindeki yasadışı uygulamalara karşı çıkan ve işine son verilen eski Satış İdaresi Müdürü Veysi Mungan ve avukatı Ayhan Erdoğan, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na, polisin raporunu da ekleyerek yeni bir suç duyurusu yapacak.

    İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nazmi Okumuş’un isteği üzerine Organize Suçlar Şube Müdürlüğü, 13 Ağustos 2004’te Roche şirketinin merkezine baskın düzenlemiş ve çuvallar dolusu belgeye el koymuştu. Bu belgeler arasında 20 adet yedekleme kartuşu da bulunuyordu. Kartuşların çözülebilmesi uzun zaman aldı. İstanbul’da çözülemeyince Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderildi. Burada da uzun süre çalışıldı ve gerekli programlar bulundu. Ancak bu kez de dosyaların açılması için şifre gerektiği anlaşıldı.

    Roche firmasından şifreler istendi, firma bir yıla yakın oyalama taktiği uygulayarak şifreleri vermedi. Sonunda mahkeme kararıyla şifrelere ulaşıldı. İstanbul Emniyeti Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Mutlu Ekizoğlu başkanlığındaki 10 kişilik ekip bir yıl çalışarak yüzbinlerce e-mail kaydını inceledi. Sonunda suç ve suç unsuru teşkil eden 416 e-mail tespit edildi. Buradaki bilgilerle bir inceleme tutanağı düzenlenerek savcılığa gönderildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davanın bir sonraki duruşması 22 Aralık’ta yapılacak.

    (*) 'Ex olmak', tıp dilinde 'ölmek' anlamında kullanılıyor.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 06.10.2006 - 01:53

    Islak mendilde 'alkol' polemiğine katılan Uni Wipes'in üreticisi Ataman Özbay, 'Alkol masum, bilseniz başka neler kullanılıyor' dedi Özbay kayıtdışına dikkat çekerek şaşırtıcı bir gerçeği ilan etti: Kâğıdı formaldehit ve çamaşır suyuyla ıslatıyorlar. Bu maddeler kanserojen.

    Islak mendil markası Uni Wipes'in üreticisi, Ataman Kozmetik'in sahibi Ataman Özbay, alkolsüz ıslak mendil polemiğine yeni bir boyut getirdi. 'Alkol masum, merdivenaltı üreticiler, mendil küflenmesin diye formaldehit ve çamaşır suyuyla ıslatıyorlar. Maliyeti en düşük koruyucu bu çünkü. Anneler de bu ürünü bilmeden bebeklerinde kullanıyor. Bu ürün çocukların en hassas bölgelerinde kullanılıyor. İleride kanserojen etki yapar' dedi. Gümrüklerden Türkiye'ye büyük miktarda atık kağıt girdiğini savunan Özbay, 'Bu kağıtlar ıslak mendil üretiminde kullanılıyor. Hijyenin bu kadar kirlendiği görülmemiştir' diye konuştu.

  • Suna Sarılale
    Suna Sarılale 25.09.2006 - 11:17

    türkiye'de....sağlık = para

    bknz...

    özelde diş çekimi............ortalama 50 ytl
    devlet hast. diş çekimi.....ortalama 35ytl

    ne devletmiş yahuuuu.! !

  • Mehmet Bayram
    Mehmet Bayram 25.09.2006 - 10:30

    sağlık bilgisi neden gereklidir amaçlarıyla birlikte

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 21.09.2006 - 07:40

    E128* Red 2G Renklendirici; sentetik kömür katranı; kan hemoglobini ile karışma ihtimali vardır; çocuklar tarafından kullanılması tavsiye edilmiyor; dondurma, puding, meyvalı veya aromalı yoğurt, pişmiş ya da pişmemiş et ürünleri, sucuk, salam, sosis,marmelat ve içeceklerde kullanılır. Pek çok ülkede yasaktır.

  • Fatih Yılmaz
    Fatih Yılmaz 21.09.2006 - 07:24

    Semt pazarlarında ucuza satılan et ürünleri 'sahte.' Salamda et yerine nişasta, tavuk derisi, zar ve kan var

    Pazarda kilosu 3-4 milyon liraya satılan sucuk, salam ve sosis gibi gıdalarda korkunç sahtekârlık. Üretim tarihi yok, hangi firmanın nerede ürettiği belli değil. Ambalaja sonradan yapıştırılan etiketlerdeki bilgiler sahte.

    İÇLERİNDE BİR GRAM BİLE GERÇEK ET YOK
    SABAH, pazarlarda satılan 'çok ucuz' salamı Hıfzıssıhha'da tahlil ettirdi. İşte sonuç: 'İçinde bol nişasta, tavuğun derisi ile kemik uçlarındaki et kırpıntısı, kasapta bile kullanılmayan kanlı et kısımları ve zar, bol baharatla tuz var.'

    SAĞLIĞA ZARARI DAHA SONRA ORTAYA ÇIKAR
    UZMANLAR uyarıyor: 'Sadece ekmek yemek bile bu ürünlerden daha sağlıklı. Bunlar böbrek ve karaciğeri tahrip eder. Etkisi 5- 10 yıl içinde çıkar. Deli danadan kuş gribine birçok hastalığı yayar.'





    ***

    Sahte gıda pazara girdi

    İstanbul'daki semt pazarlarında salam, sucuk, sosis, kaşar peyniri gibi ürünler 1 milyon liraya satılıyor. Ancak et yerine tavuk derisi, sığır eti zarı ile üretilen bu ürünler insan sağlığını ciddi şekilde tehdit ediyor.

    İstanbul'daki semt pazarlarında sosis, salam ve sucuk diye tüketiciye sağlıksız ürünler satılıyor. Marketlerde Beşler, Maret, Pınar gibi markaların salamları kilosu 20 ila 25 milyon lira arasında değişirken, kilosu 4 milyon lira olan salamlar semt pazarlarında yok satıyor. Aynı şekilde markette tanınmış markalı sucuğun kilosu 20 milyon lira ama semt pazarında kilosu 3 milyon liradan sucuk bulmak mümkün. Fiyatlar arasındaki bu derece yüksek farklar ister istemez satılan gıdaların 'gerçek' olup olmadığını akıllara getiriyor. Gerçekten de SABAH'ın semt pazarından satın alarak İstanbul Belediyesi Hıfzıssıhha Müdürlüğü'nde inceleme yaptırdığı ürünlerin adeta 'sanal' olduğunu ortaya çıkardı. Tahlil sonucunda salamdaki nişasta oranı normalin çok üstünde bulunurken, içinde kullanılan piliç etinin tavuk derisi, dana etinin ise etin en kanlı bölümleri olduğu belirlendi. Salamın Türk Gıda Kodeksi Et Ürünleri tebliğine uygun olmadığı ortaya çıktı.

    AMBALAJDAN BELLİ OLUR
    GERÇEKTEN de Yenibosna, Esenler, Bağcılar, Avcılar, Gaziosmanpaşa gibi semtlerin pazarlarında satılan hiçbir besin değeri olmayan et ürünleri, tüketiciye ulaşıyor. Zaten gıda yetkililerine göre etin kilosu 11 ila 14 milyon lira arasında değişirken, pazarda ila 1.5 milyon liraya satılan salam, sosis ve sucuklarda 'yenilebilir et' olması mümkün değil. Salam, sosis ve sucukların ambalajları üzerinde üretim ve son kullanma tarihleri yazmıyor. Ambalajlar üzerine sonradan yapıştırılan etiketlerde bu bilgilere yer veriliyor. Fındık ezmesi, çikolata ve tahin helvalarının ambalajları üzerinde ise üretim yerinin adresi veya son kullanma tarihiyle ilgili herhangi bir bilgi yok.

    SALAM YERİNE EKMEK YİYİN
    PAZARLARDA satılan bu 'merdivenaltı üretim' salamları tahlil eden İstanbul Büyükşehir Belediyesi Hıfzıssıhha Müdürü Muhsin Öztürk, salamın içindekiler bölümünde yazan 'Dana kavram yağı, dana eti, piliç eti ve patates nişastası' ibaresini SABAH'a yorumladı: 'Bu tip ürünlerin tahlillerini sık sık yaptığımız için bu salamın yapılmasında kullanılan etler hiç sağlıklı değil. Piliç eti dediği şey tavuğun derisi ve kemiklerinin ucundaki yumuşak et kırpıntıları. Dana eti denilen şey ise kırmızı etin kasaplarda kullanılmayan kanlı et kısımları ve zar. Üretici bunun içine baharat ve tuzu basarak mikrop üremesini engelliyor. Bu, tüketiciyi tamamen aldatmak demek. Vatandaşın sahte et ürünleri yerine ekmek yemesi hem daha çok besleyici hem de daha sağlıklı. Çünkü bu ürünün hiçbir besin değeri yok.'

    KARACİĞER DÜŞMANI
    ÖZTÜRK, bu salamın içinde yazılan maddelerin vücudun süzgeci görevindeki böbrek ve karaciğeri tahrip edeceğini belirterek, 'Bunun etkileri hemen değil, 5-10 yıl içinde çıkıyor. Deli danadan tutun da kuş gribine kadar birçok hastalığın salam, sucuk ve sosis gibi besinlerle yayıldığı görülüyor' diye konuştu.

  • Yıldız Demirel
    Yıldız Demirel 08.08.2006 - 16:03

    harvard üniversitesi öğretim üyesi prof. dr. gökhan hotamışlıgil,
    obezite ve şeker hastalığına sebep olan geni buldu.
    goethe üniversitesi cerrahlarından prof. dr. tayfun aybek, kalp
    krizini önceden haber veren 'çip' geliştirdi.
    gaziantep üniversitesi plastik cerrahi başkanı doç. mehmet mutaf'ın
    dudak yarığı konusunda geliştirdiği ameliyat tekniği, fransa'da 'en
    başarılı teknik' kabul edildi.
    finlandiya kuopio üniversitesi biyokimya bölümü öğretim üyesi doç. dr.
    neva Çiftçioğlu, böbrek taşlarına 'nanobakteri' adı verilen bir
    mikroorganizmanın yol açtığını kanıtladı.
    arkansas üniversitesi Çocuk elektrofizyolojisi bölümü başkanı doç.
    volkan tuzcu, çocukların kalp ritim bozuklukluğunu ışın kullanmadan
    tedavi eden yöntem geliştirdi.
    amerikan nature dergisi, türk doktor murat digiçaylıoğlu'nun 'beyin
    kanamasından sonra hücrelerin ölmesini önleyen buluşu'nu duyurdu.
    harvard üniversitesi tıp fakültesi'nde araştırmalarını sürdüren dr.
    hande özdinler, bugüne kadar işlevi bilinmeyen prion isimli proteinin
    beyin hücrelerinin yenilenmesi açısından önemini ortaya koydu.
    houston methodist hastanesi sindirim hastalıkları tıbbi direktörü
    prof. dr. atilla ertan, 'abd'nin en seçkin 10 hekimi' arasına girdi.
    istanbul 70'inci yıl fizik tedavi ve rehabilitasyon eğitim araştırma
    hastanesi cerrahlarından dr. cengiz türkmen, ameliyat sonrasında
    kırılmayı ve ağrıyı önleyen 'omurlararası sabitleyici' geliştirdi.
    memphis üniversitesi öğretim üyesi prof. dr. semahat demir, abd'de
    bilim-sağlık ödülü'ne layık görüldü.
    cornell üniversitesi kısırlık merkezi öğretim üyesi prof. dr. kutluk
    oktay, kadınların menopozdan sonra da çocuk sahibi olabilmesini
    sağlayan bir yöntem geliştirdi.
    columbia üniversitesi kardiyoloji direktörü prof. dr. mehmet öz'ün
    yazdığı 'you: the owners manuel' isimli kitap, abd'de piyasaya çıktığı
    gün harry potter ve da vinci şifresi'ni geride bırakarak, 350 bin adet
    sattı.




    TÜRKİYE CUMHURİYET'İNİN SAĞLIK BAKANI, ''keneden korunmak için pantolon paçalarını çoraba sokun' DEDİ.

  • Ahmet Sarıkaş
    Ahmet Sarıkaş 08.05.2006 - 15:12

    Kişinin bedenen ruhen ve sosyal yönden tam bir iyilik halinde olması.
    Arkadaşlar Tinnitus (Kulak Çınlaması) şikayeti olan varsa karşılıklı konuşalım.

  • Tuce
    Tuce 02.04.2006 - 15:39

    kimse yaşlanmasa tüm sevdiklerim hep saglıklı olsa

  • Havva
    Havva 07.01.2006 - 11:26

    yaşamayı :)

  • Selin Doğan
    Selin Doğan 17.12.2005 - 00:08

    bu akşam bi kere daha anladım ki gibisi yokmuş hakkaten sağlığınıza dikkat! !

  • Burak Cetin
    Burak Cetin 12.10.2005 - 15:34

    bende sıze soruyorum zaten kardesım yaww! ! !

  • Nihan Aydın
    Nihan Aydın 17.09.2005 - 17:47

    insanı hasta eden şey.

  • Hede Hödö
    Hede Hödö 17.09.2005 - 13:35

    tutturulmuş kıvam

  • Elif Topraksüren
    Elif Topraksüren 17.09.2005 - 13:08

    24 Temmuz da geçirdiğim trafik kazasından sonra ne demek olduğunu çok iyi anladım.2 ay hiç kalkmadan yatmak sağa sola dönememek berbat bir duygu hele birde tekrar yürüyemeyeceğinizi düşünüp kahrolmak oooffff Allahıma çok şükür eski sağlığıma kavuştum ama insan o haldeyken yaşamın değerini çok iyi anlıyor ve kim dost kim düşman belli oluyor.
    Allahıma şükrediyorum ve kimseyi sağlığından etmesin diye dua ediyorum.

  • Eda Yıldırımtürk
    Eda Yıldırımtürk 03.04.2005 - 23:03

    Bilmedik zevk-i visalin,çekmeyince firkatin
    Olmayınca hasta,kadrin bilmez adem sıhhatin