Namuslu bir insan olmakla övünerek geçirilen yıllarda Suç ve Ceza ikiz kardeşler gibi sıralıyor ömürlerimizi. Oysa gerçekten de zaten herkes namuslu olmak zorunda değil midir? Namuslu olmakla övünmekten daha bir namussuzluk olmamalı esasen....!
Hoş buldum Barut Bey :) selamınızı alarak ilk defa yazmış oldum buraya... gelişimin fark edilmesi ne hoş... nezaketinize teşekkürler... güzel paylaşımlarda bulunmak dileğiyle...
Hoş buldum :) Selamınızı alarak ilk defa yazmış oldum buraya.. gelişimin fark edilmesi ne hoş.. nezaketinize teşekkürler.. güzel yazılarda buluşmak dileğiyle..
merhabalar herkesin kürsüsünün cemaati ; ASLA, “ASLA!” DEME
Anthony Burgess beyninde tümör olduğunu ve bunun kendisini bir yıl içinde öldüreceğini öğrendiği sırada kırk yaşındaydı.
O sıralarda beş parası yoktu ve kısa süre içinde dul kalacak olan eşi Lynne’e miras bırakabileceği hiçbir şeyi bulunmuyordu.
Burgess geçmişte hiç profesyonel bir roman yazarı olmamıştı; ama içinde yazar olma yeteneği bulunduğunun her zaman farkındaydı.
Böylece, salt eşine hiç değilse telif haklarını bırakabilmek için, yazı makinesine bir kâğıt taktı ve ilk romanını yazmaya başladı. Yazdığının basılabileceği bile kesin değildi; ama aklına yapacak başka bir şey de gelmiyordu.
“1960 Ocağı sabahıydı. Doktorum tarafından konulan tanıya göre, önümde yaşayabileceğim bir kış, bir ilkbahar ve bir yaz vardı. O yıl, yapraklar dökülmeye başladığında ben de ölmüş olacaktım.” Diye ilk cümlelerine başladı…
O hızla ve telaşla, Burgess yıl bitmeden beş buçuk roman yazmayı başarmıştı. Bunca yapıtı E. M. Forster neredeyse bütün bir yaşam boyunca ancak yazabilmiş; Amerika’nın en büyük yazarlarından J. D. Salinger ise, yine tüm ömründe, ancak bunun yarısını yazmayı başarabilmişti.
Ne var ki, Burgess ölmedi. Kanseri önce geriledi; sonra da tümüyle ortadan kalktı. Uzun ve dolu dolu yazarlık yaşamında içlerinde en ünlüsü Otomatik Portakal (A Clockwork Orange) olmak üzere yetmişten fazla yapıt üretti. Kanserin ona vermiş olduğu ölüm cezası olmasaydı, bu romanların birini bile yazamayabilirdi.
Çoğumuz Anthony Burgess gibiyizdir; içimizde ortaya çıkmak için bir dış etkenin yaratacağı acil durumu bekleyen bir büyük yetenek saklarız.
İşte size kendi kendinizi motive etme konusunda yararlı bir alıştırma yapma fırsatı.
“Kendinize, Anthony Burgess’in yerinde olup kanserden bir yıl içinde öleceğinizi öğrenseydiniz ne yapacak olduğunuzu sormaktır…”
Yurtdışına asker gönderme... Asker toplum dedikleri devlet yapılanması herhalde bize özgü bir devlet yapılanması değil ama dünya üzerinde en iyi uygulayan ülkelerden bir tanesi sarılabilirdik ta ki hükümet orduyu fetöye teslim edene kadar.. Suriye operasyonları gösteriyor ki ordunun refleksleri hala yerinde ve etkili stratejiler uygulanabiliyor.. Libya da bunlardan bir tanesi ve kazanımlarımızı korumanın yolu asker göndermekle olacaksa neden olmasın. Ama hükümet askerlik konusunda bu kadar sabıkalı iken milletten karşılık bulması zor gibi... Kuleli askeri lisesinin tasfiye edilmesi hala hafızalarında olan bir milletin hele peşkeş çekileceği dedikoduları ortada dolanırken milletin orduya olan sevgisi ancak kol kırılır yen içinde kalır atasözü ile izah edilebilir...
Kürsünün iyi ve güzel insanları yeni yılınızın sağlık mutluluk huzur bereket ve mutluluk içinde geçmesini yüce Allah tan niyaz eder nice seneler dilerim
sevdiğim yada sevmediğim,önemli olan yada önemsiz olan ,herkesin gelen yıldan bekledikleri umarım hakikat olur, sevinç ve mutluluklar hepimizin olsun dileğiyle...
Erguvan ve Ardıç ağaçları şahit İsmimizi Onlara koyduk
Koca koca kayın ağaçları
yalan konuşmuyorsa eğer
Kendi göğümüzde kaybolduk demektir bu
Küçük olanımız “bebuk”tu Kardeş kanıyla zehirlenmeseydi Dönecekti hani bu topraklar Yurtsuz koymazdı hiç bir gideni
Bir avuç darı Üç altın sarısı Üç yiğit can parçası Çakmak taşı kayalarında kayboldu
Babil düştüğünde Ortancamız da düştü Kederli bir göz yaşından Biraz daha büyüktü gözleri
Genzini yakan o tuz kokusu olmasa Bir uçtan bir uca gezebilirdi Umman denizini
Kaf dağının kuzey yamacında kaldı bir diğerimiz En akıllımız oydu Kanatlarında asılı kaldı bahar Vurulup düşerken Bir yıldız kayması gibiydi gövdesi O gün bu gün Taşa çaldım ayva ile narımı ben
onları suya yazsam bir sonu olurdu kuşkusuz ağaçlara kazısam yazık olurdu
en iyisi mi buraya çiçekleri koyuyorum onlar için papatyalar ve resmini çektiğin nergisleri
yerli yersiz zamanlarda gel olur mu üşenme dokun onlara bak burada bulutlar var uçurduğumuz martılar görüyor musun hepsinin kanat uzunluğu bizi saran kollarımız kadar ve ne kadar mutlular sence de öyle değil mi
ne kadar işe yarayabilir ki bir kol sensiz bir el parçası neye dokunabilir önce iyileşsin her yerimiz sırasıyla gezeriz
Bu gün kumsalda görmüşler seni Kimseler söylemedi aslında Martılardan duydum Onlar fısıldadı seni hepi topu Bir simitin hatrı kadar konuştum onlarla
Sol kulağıma söylediler Son kokunu biraktığın yerden duydum yani seni olan biteni boynumdaki sol anahtarlı dövme gördü Olsun dedim sonra Onun Canı sağ olsun
biliyor musun bir gün yeniden dokunmak mümkün kuşa ağaca ve suya
Erguvan ve Ardıç ağaçları şahit İsmimizi Onlara koyduk
Koca koca kayın ağaçları
yalan konuşmuyorsa eğer
Kendi göğümüzde kaybolduk demektir bu
Küçük olanımız “bebuk”tu Kardeş kanıyla zehirlenmeseydi Dönecekti hani bu topraklar Yurtsuz koymazdı hiç bir gideni
Bir avuç darı Üç altın sarısı Üç yiğit can parçası Çakmak taşı kayalarında kayboldu
Babil düştüğünde Ortancamız da düştü Kederli bir göz yaşından Biraz daha büyüktü gözleri
Genzini yakan o tuz kokusu olmasa Bir uçtan bir uca gezebilirdi Umman denizini
Kaf dağının kuzey yamacında kaldı bir diğerimiz En akıllımız oydu Kanatlarında asılı kaldı bahar Vurulup düşerken Bir yıldız kayması gibiydi gövdesi O gün bu gün Taşa çaldım ayva ile narımı ben
onları suya yazsam bir sonu olurdu kuşkusuz ağaçlara kazısam yazık olurdu
en iyisi mi buraya çiçekleri koyuyorum onlar için papatyalar ve resmini çektiğin nergisleri
yerli yersiz zamanlarda gel olur mu üşenme dokun onlara bak burada bulutlar var uçurduğumuz martılar görüyor musun hepsinin kanat uzunluğu bizi saran kollarımız kadar ve ne kadar mutlular sence de öyle değil mi
ne kadar işe yarayabilir ki bir kol sensiz bir el parçası neye dokunabilir önce iyileşsin her yerimiz sırasıyla gezeriz
Bu gün kumsalda görmüşler seni Kimseler söylemedi aslında Martılardan duydum Onlar fısıldadı seni hepi topu Bir simitin hatrı kadar konuştum onlarla
Sol kulağıma söylediler Son kokunu biraktığın yerden duydum yani seni olan biteni boynumdaki sol anahtarlı dövme gördü Olsun dedim sonra Onun Canı sağ olsun
biliyor musun bir gün yeniden dokunmak mümkün kuşa ağaca ve suya
CEZA KESTİKLERİ ŞAHSIN KİM OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE CEZAYI KENDİLERİ ÖDEDİ
Afyonkarahisar'ın Dazkırı ilçesinde trafik uygulaması yapan jandarma ekipleri, durdurdukları bir otomobilin sürücüsünden ehliyet ve ruhsat sorup belgelerini istedi. Sürücü Abdurrahman Ö.'nün verdiği evraklarda eksik olduğunu gören ekipler, sürücüye 235 TL ceza kesti. Jandarma Astsubay Zeki Marmara ve Uzman Çavuş Faruk Yayla, ceza makbuzunu verdikleri sürücünün şehit babası olduğunu öğrendi.
ELİNİ ÖPÜP CEZAYI KENDİLERİ ÖDEDİ
Bunun üzerine Marmara ve Yayla, Abdurrahman Ö'nün elini öpüp başsağlığı diledikten sonra makbuzu geri aldı. İkili, 235 TL cezayı kendileri ödedi. Daha sonra Abdurrahman Ö, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul Yetimleri Derneği Afyonkarahisar Şube Başkanı İsmail Kumartaşlı'ya ulaşarak, yaşananı anlattı. Başkan Kumartaşlı da Dazkırı Kaymakam Vekili Mesut Coşkun'a bilgi verdi. Kaymakam Vekili Coşkun, İlçe Jandarma Karakol Komutanlığı'nı arayarak teşekkür ettikten sonra Astsubay Zeki Marmara ve Uzman Çavuş Faruk Yayla'ya teşekkür belgesi ile plaket verdi.
Vatandaşlar sosyal medyadan bu güzel davranışı yapan jandarma personeline büyük destek verdi.
O BABAYI TANIYACAK MISINIZ? ??O BABAYI TANIDINIZ MI?
3 oğlu ve 4 kızı olan bir BABA vardı. İlk oğlu 2 küsür yaşındayken vefat etti. 2 ci oğlu 1.5 yaşında vefat etti. 3 cü oğlu 17 aylıkken daha sütten kesilmeden vefat etti.
??İlk kızı evlendi ama daha 28 yaşındayken vefat etti. 2 ci kızı da evlendi. Ancak daha 21 yaşındayken O da vefat etti. Sonra 3 cü kızı evlendi. O da 27 yaşında vefat etti. Kız ve erkeklerden hayatta sadece tek bir kızı kaldı.
?? Oğullarının isimleri: *Kasım, *Abdullah *İbrahim idi.
?? Kızlarının isimleri: *Zeyneb, *Rukiyye ve *Ümmü Gülsüm'dü.
??O Babanın Fatıma'dan başka çocuğu kalmadı.
??O BABAyı tanıdınız mı?
??O BABA, AHMED-i MAHMUD-U MUHAMMED MUSTAFA Sallallahü aleyhi ve sellem
OKTAY SİNANOĞLU Dünyada genç yaşta profesör unvanını alan, 60 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını çözerek adını matematik tarihine yazdıran, DNA sarmalının açıklamasını en sağlam şekilde açıklayan, katıldığı tüm konferanslarda iyi derecede İngilizce bilmesine rağmen sunumunu Türkçe yapıp Türklüğünden taviz vermeyen, bilim dünyasında ismi tüm dünyada şöhretle anılan ama maalesef ki ülkemizde değeri yeterince bilinmeyen, "Türk Einstein"ı olarak adlandırılan kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nu Ölüm Dönümünde Saygıyla Anıyoruz Allah Rahmet Eylesin....
Dilipak diye biri var, hükümetten yediği ekmekler yetmediği için ayetlerle hükümeti hedef göstererek ben demedim Allah dedi diye paçayı sıyırıyor... Din tüccarlığı böyle bir şey
merhaba Maria,
merhaba Barut bey,hepimize en güneşli, en mutlu günler,
ve herkesin kürsüsnün cemaati
Selam Deliciğim :)
Bir yanımız bahar bahçe bir yanımız kar,kış, kıyamet. İyi olmasam da iyi olmak için çabalıyorum diyebilirim.
Sevgilerimle...
yahu bre el insaf,.. görmekten hoşlandığın birisine hoş geldin demenin,.. neresini beğenmediniz ?
neresi kötü Allahaşkına,
yemekteyiz programına döndürdünüz burayıda ha...komik ya...
hoş geldin Maria,iyiki toparlandın ve geldin,
seni bu satırlarda görmek mutlandırdı beni..
Namuslu bir insan olmakla övünerek geçirilen yıllarda Suç ve Ceza ikiz kardeşler gibi sıralıyor ömürlerimizi. Oysa gerçekten de zaten herkes namuslu olmak zorunda değil midir? Namuslu olmakla övünmekten daha bir namussuzluk olmamalı esasen....!
merhaba,
herkesin krsüsünün cemaati,
en güzel gecelerin bizlerin olması dileğiyle,
Asgari ücreti kabul etmeyip masadan kalkan sendikaları gören oldumu? Yoksa kuyruğu kıstırıp milyonluk makam araçlarına binip milyon dolarlık evlerine mi gittiler
Hoş buldum Barut Bey :) selamınızı alarak ilk defa yazmış oldum buraya... gelişimin fark edilmesi ne hoş... nezaketinize teşekkürler... güzel paylaşımlarda bulunmak dileğiyle...
Hoş buldum :) Selamınızı alarak ilk defa yazmış oldum buraya.. gelişimin fark edilmesi ne hoş.. nezaketinize teşekkürler.. güzel yazılarda buluşmak dileğiyle..
merhabalar herkesin kürsüsünün cemaati ;
ASLA, “ASLA!” DEME
Anthony Burgess beyninde tümör olduğunu ve bunun kendisini bir yıl içinde öldüreceğini öğrendiği sırada kırk yaşındaydı.
O sıralarda beş parası yoktu ve kısa süre içinde dul kalacak olan eşi Lynne’e miras bırakabileceği hiçbir şeyi bulunmuyordu.
Burgess geçmişte hiç profesyonel bir roman yazarı olmamıştı; ama içinde yazar olma yeteneği bulunduğunun her zaman farkındaydı.
Böylece, salt eşine hiç değilse telif haklarını bırakabilmek için, yazı makinesine bir kâğıt taktı ve ilk romanını yazmaya başladı. Yazdığının basılabileceği bile kesin değildi; ama aklına yapacak başka bir şey de gelmiyordu.
“1960 Ocağı sabahıydı. Doktorum tarafından konulan tanıya göre, önümde yaşayabileceğim bir kış, bir ilkbahar ve bir yaz vardı. O yıl, yapraklar dökülmeye başladığında ben de ölmüş olacaktım.” Diye ilk cümlelerine başladı…
O hızla ve telaşla, Burgess yıl bitmeden beş buçuk roman yazmayı başarmıştı. Bunca yapıtı E. M. Forster neredeyse bütün bir yaşam boyunca ancak yazabilmiş; Amerika’nın en büyük yazarlarından J. D. Salinger ise, yine tüm ömründe, ancak bunun yarısını yazmayı başarabilmişti.
Ne var ki, Burgess ölmedi. Kanseri önce geriledi; sonra da tümüyle ortadan kalktı. Uzun ve dolu dolu yazarlık yaşamında içlerinde en ünlüsü Otomatik Portakal (A Clockwork Orange) olmak üzere yetmişten fazla yapıt üretti. Kanserin ona vermiş olduğu ölüm cezası olmasaydı, bu romanların birini bile yazamayabilirdi.
Çoğumuz Anthony Burgess gibiyizdir; içimizde ortaya çıkmak için bir dış etkenin yaratacağı acil durumu bekleyen bir büyük yetenek saklarız.
İşte size kendi kendinizi motive etme konusunda yararlı bir alıştırma yapma fırsatı.
“Kendinize, Anthony Burgess’in yerinde olup kanserden bir yıl içinde öleceğinizi öğrenseydiniz ne yapacak olduğunuzu sormaktır…”
(alıntı)
Bir insanı kazanmak için gösterdiğimiz çabayı,
onu kaybetmemek için gösteremiyoruz ne yazık ki. Kazanmak zor,
harcamak çok kolay.
Yurtdışına asker gönderme...
Asker toplum dedikleri devlet yapılanması herhalde bize özgü bir devlet yapılanması değil ama dünya üzerinde en iyi uygulayan ülkelerden bir tanesi sarılabilirdik ta ki hükümet orduyu fetöye teslim edene kadar.. Suriye operasyonları gösteriyor ki ordunun refleksleri hala yerinde ve etkili stratejiler uygulanabiliyor.. Libya da bunlardan bir tanesi ve kazanımlarımızı korumanın yolu asker göndermekle olacaksa neden olmasın. Ama hükümet askerlik konusunda bu kadar sabıkalı iken milletten karşılık bulması zor gibi... Kuleli askeri lisesinin tasfiye edilmesi hala hafızalarında olan bir milletin hele peşkeş çekileceği dedikoduları ortada dolanırken milletin orduya olan sevgisi ancak kol kırılır yen içinde kalır atasözü ile izah edilebilir...
Ve aleykümselam Barut Can
her iki arkadaşın yeni yıl temennilerine,
canı gönülden amin diyorum ben..aminnnnnnn
teşekkürler Atilla,
aldım kabul ettim bu güzel dileklerini
Kürsünün iyi ve güzel insanları yeni yılınızın sağlık mutluluk huzur bereket ve mutluluk içinde geçmesini yüce Allah tan niyaz eder nice seneler dilerim
merhabalar herkesin kürsüsünün cemaati,
sevdiğim yada sevmediğim,önemli olan yada önemsiz olan ,herkesin gelen yıldan
bekledikleri umarım hakikat olur,
sevinç ve mutluluklar hepimizin olsun dileğiyle...
Ömür; elini tutturmayan yaramaz bir çocuk gibi, koşup gidiyor!
Mutlu Yıllar...
Erguvan
ve
Ardıç ağaçları şahit
İsmimizi
Onlara koyduk
Koca koca kayın ağaçları
yalan konuşmuyorsa eğer
Kendi göğümüzde kaybolduk demektir bu
Küçük olanımız “bebuk”tu
Kardeş kanıyla zehirlenmeseydi
Dönecekti
hani bu topraklar
Yurtsuz koymazdı hiç bir gideni
Bir avuç darı
Üç altın sarısı
Üç yiğit can parçası
Çakmak taşı kayalarında kayboldu
Babil düştüğünde
Ortancamız da düştü
Kederli bir göz yaşından
Biraz daha büyüktü gözleri
Genzini yakan o tuz kokusu olmasa
Bir uçtan bir uca gezebilirdi
Umman denizini
Kaf dağının kuzey yamacında kaldı bir diğerimiz
En akıllımız oydu
Kanatlarında asılı kaldı bahar
Vurulup düşerken
Bir yıldız kayması gibiydi gövdesi
O gün bu gün
Taşa çaldım
ayva ile narımı ben
onları suya yazsam
bir sonu olurdu kuşkusuz
ağaçlara kazısam
yazık olurdu
en iyisi mi
buraya çiçekleri koyuyorum onlar için
papatyalar
ve resmini çektiğin nergisleri
yerli yersiz zamanlarda gel olur mu
üşenme
dokun onlara
bak
burada bulutlar var
uçurduğumuz martılar
görüyor musun
hepsinin kanat uzunluğu
bizi saran kollarımız kadar
ve ne kadar mutlular
sence de öyle değil mi
ne kadar işe yarayabilir ki bir kol
sensiz bir el parçası
neye dokunabilir
önce iyileşsin her yerimiz
sırasıyla gezeriz
Bu gün kumsalda görmüşler seni
Kimseler söylemedi aslında
Martılardan duydum
Onlar fısıldadı seni
hepi topu
Bir simitin hatrı kadar konuştum onlarla
Sol kulağıma söylediler
Son kokunu biraktığın yerden duydum yani seni
olan biteni
boynumdaki sol anahtarlı dövme gördü
Olsun dedim sonra
Onun Canı sağ olsun
biliyor musun
bir gün yeniden dokunmak mümkün
kuşa
ağaca
ve suya
Erguvan
ve
Ardıç ağaçları şahit
İsmimizi
Onlara koyduk
Koca koca kayın ağaçları
yalan konuşmuyorsa eğer
Kendi göğümüzde kaybolduk demektir bu
Küçük olanımız “bebuk”tu
Kardeş kanıyla zehirlenmeseydi
Dönecekti
hani bu topraklar
Yurtsuz koymazdı hiç bir gideni
Bir avuç darı
Üç altın sarısı
Üç yiğit can parçası
Çakmak taşı kayalarında kayboldu
Babil düştüğünde
Ortancamız da düştü
Kederli bir göz yaşından
Biraz daha büyüktü gözleri
Genzini yakan o tuz kokusu olmasa
Bir uçtan bir uca gezebilirdi
Umman denizini
Kaf dağının kuzey yamacında kaldı bir diğerimiz
En akıllımız oydu
Kanatlarında asılı kaldı bahar
Vurulup düşerken
Bir yıldız kayması gibiydi gövdesi
O gün bu gün
Taşa çaldım
ayva ile narımı ben
onları suya yazsam
bir sonu olurdu kuşkusuz
ağaçlara kazısam
yazık olurdu
en iyisi mi
buraya çiçekleri koyuyorum onlar için
papatyalar
ve resmini çektiğin nergisleri
yerli yersiz zamanlarda gel olur mu
üşenme
dokun onlara
bak
burada bulutlar var
uçurduğumuz martılar
görüyor musun
hepsinin kanat uzunluğu
bizi saran kollarımız kadar
ve ne kadar mutlular
sence de öyle değil mi
ne kadar işe yarayabilir ki bir kol
sensiz bir el parçası
neye dokunabilir
önce iyileşsin her yerimiz
sırasıyla gezeriz
Bu gün kumsalda görmüşler seni
Kimseler söylemedi aslında
Martılardan duydum
Onlar fısıldadı seni
hepi topu
Bir simitin hatrı kadar konuştum onlarla
Sol kulağıma söylediler
Son kokunu biraktığın yerden duydum yani seni
olan biteni
boynumdaki sol anahtarlı dövme gördü
Olsun dedim sonra
Onun Canı sağ olsun
biliyor musun
bir gün yeniden dokunmak mümkün
kuşa
ağaca
ve suya
sağolasın Atilla..başka hatırlıyan olmadı galiba
Oktay Sinanoğlu rahmet minnet ve saygıyla anıyoruz
CEZA KESTİKLERİ ŞAHSIN KİM OLDUĞUNU ÖĞRENİNCE CEZAYI KENDİLERİ ÖDEDİ
Afyonkarahisar'ın Dazkırı ilçesinde trafik uygulaması yapan jandarma ekipleri, durdurdukları bir otomobilin sürücüsünden ehliyet ve ruhsat sorup belgelerini istedi. Sürücü Abdurrahman Ö.'nün verdiği evraklarda eksik olduğunu gören ekipler, sürücüye 235 TL ceza kesti. Jandarma Astsubay Zeki Marmara ve Uzman Çavuş Faruk Yayla, ceza makbuzunu verdikleri sürücünün şehit babası olduğunu öğrendi.
ELİNİ ÖPÜP CEZAYI KENDİLERİ ÖDEDİ
Bunun üzerine Marmara ve Yayla, Abdurrahman Ö'nün elini öpüp başsağlığı diledikten sonra makbuzu geri aldı. İkili, 235 TL cezayı kendileri ödedi. Daha sonra Abdurrahman Ö, Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul Yetimleri Derneği Afyonkarahisar Şube Başkanı İsmail Kumartaşlı'ya ulaşarak, yaşananı anlattı. Başkan Kumartaşlı da Dazkırı Kaymakam Vekili Mesut Coşkun'a bilgi verdi. Kaymakam Vekili Coşkun, İlçe Jandarma Karakol Komutanlığı'nı arayarak teşekkür ettikten sonra Astsubay Zeki Marmara ve Uzman Çavuş Faruk Yayla'ya teşekkür belgesi ile plaket verdi.
Vatandaşlar sosyal medyadan bu güzel davranışı yapan jandarma personeline büyük destek verdi.
O BABAYI TANIYACAK MISINIZ?
??O BABAYI TANIDINIZ MI?
3 oğlu ve 4 kızı olan bir BABA vardı.
İlk oğlu 2 küsür yaşındayken vefat etti.
2 ci oğlu 1.5 yaşında vefat etti.
3 cü oğlu 17 aylıkken daha sütten kesilmeden vefat etti.
??İlk kızı evlendi ama daha 28 yaşındayken vefat etti.
2 ci kızı da evlendi. Ancak daha 21 yaşındayken O da vefat etti.
Sonra 3 cü kızı evlendi. O da 27 yaşında vefat etti.
Kız ve erkeklerden hayatta sadece tek bir kızı kaldı.
??
Oğullarının isimleri:
*Kasım,
*Abdullah
*İbrahim idi.
??
Kızlarının isimleri:
*Zeyneb,
*Rukiyye ve
*Ümmü Gülsüm'dü.
??O Babanın Fatıma'dan başka çocuğu kalmadı.
??O BABAyı tanıdınız mı?
??O BABA, AHMED-i MAHMUD-U MUHAMMED MUSTAFA Sallallahü aleyhi ve sellem
??Başına bir sıkıntı gelince o babayı hatırla...
OKTAY SİNANOĞLU
Dünyada genç yaşta profesör unvanını alan, 60 yıldır çözülemeyen bir matematik kuramını çözerek adını matematik tarihine yazdıran, DNA sarmalının açıklamasını en sağlam şekilde açıklayan, katıldığı tüm konferanslarda iyi derecede İngilizce bilmesine rağmen sunumunu Türkçe yapıp Türklüğünden taviz vermeyen, bilim dünyasında ismi tüm dünyada şöhretle anılan ama maalesef ki ülkemizde değeri yeterince bilinmeyen, "Türk Einstein"ı olarak adlandırılan kuramsal kimyacı ve moleküler biyolog Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu'nu Ölüm Dönümünde Saygıyla Anıyoruz Allah Rahmet Eylesin....
Demlik,çay,ve gelin kaynana yani aile ilişkisi
KAYINVALİDE, kaynayan çay suyu gibidir sürekli fokurdar durur.
GELİN,çay dır su fokurdadıkça demlenir.
DAMAT,çay bardagıdır biraz kaynana doldurur biraz gelin.
ÇOCUK çayın şekeridir tat verir
GÖRÜMCE,çay kaşığıdır gelir karıştırır gider.
KAYINPEDER,çay tabagıdır,dökülenleri toparlar.......
NASIL AMA GERÇEKTEN ÖYLEDİR DİMİİİ....
Otomobili ayakta alkışlıyorum.. Ama asgari ücret için yapılan zammı köleler lazım diye savunmanın insanlıkla bağdaşır bir yanı yoktur
Dilipak diye biri var, hükümetten yediği ekmekler yetmediği için ayetlerle hükümeti hedef göstererek ben demedim Allah dedi diye paçayı sıyırıyor... Din tüccarlığı böyle bir şey
''Şairin milâdı gözlerini kapadığı gündür !''
''Tehdit etmek korkakların acizliğindendir !''