Suriye'nin %50 işgal altında tutan adına koalisyon güçleri denilen Canada gibi için de hain teröristlerin de bulunduğu amerika ve Avrupa ülkeleri çoluk çocuk demeden tecavüz den göçe sistematik soykırım yapan tarihi eserlerden yerleşim yerlerine kadim bir tarihi yok eden haydut devletlerin yaptıklarını televizyon ve gazetelerin yazmıyor olması bu hakikati ortadan kaldırmıyor... Batılı devletlerde kapı köpekliği yapan yanaşmaların yaşadıkları ülkeyi değilde ülkelerine saldırmaları tamamen hainlikten... Tabiki ülkesine değil hakikate olan hainliklerinden...
Gençler hadi size güzel bir haber... Bilie Eilish ilk dinlediğimde çok büyük bir yetenek olduğunu düşünmüştüm.. On yedi yaşında ilk Gramy sini aldı.. Onsekizinde 4 Gramy birden aldı... Daha Onsekizinde ve müzik dünyasının zirvesinde.. Aklınızda tutunun Eilish dinlediğinizde sadece müzik dinlemiyorsunuz işini tutkuyla yapmanın sizi hayal dünyanızda gerçeklere nasıl taşıdığını da görebilirsiniz.. Üstelik Bilie bunu başardığında "hayranı olduğum insanların elinden aynı sahneyi paylaşıp ödül almak..." tevazusunu da gösterdi... Yani diyeceğin o ki artık uzay çağı çocukları olarak hayalleriniz size çok yakın.... Sadece gerekli olanı yapmanız yeter...
Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı.. Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator'un karşısına çıkardılar. Hırsız imparatoru görünce ona şöyle dedi; "Değerli efendim, çok açtım, dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak.." İmparator dudak büker; "Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?" Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır ve; "Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz.." İmparator kahkaha atarak; "Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni.." dedi. Yoksul adam; "Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım.. Bu tohumu ancak, ömründe hiç çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.." İmparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle; "Ben imparator'um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim." dedi.. Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telaşe içerisinde imparatora dönüp itiraz etti. "Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinedar başı eksin.." Hazinedar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti. Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar.. Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve; "Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." dedi. Cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için attı. Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi.. Sonra da gülerek; "Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter.." dedi. Ortalığın toz duman olduğu şu günlerde tohumu ekecek temiz kimse var mı dersiniz?
müslüman olmayan ülkeleri de biliyoruz biz... Kızılderililere tecavüz etmenin suç olmadığı kuzey amerikanın dünyaya demokrasi dayatması, yada aborjinleri ve kıtada yaşayan diğer canlıları varlık saymayan yanmasına ve yok olmasına çanak tutan aryan zihniyeti, sırf Afrikalı oldukları için ikinci üçüncü yeri geldiğinde soykırıma uğraratılacak insanlar olarak gören medeni Avrupa düşüncesini bütün dünya ile birlikte biz de görüyoruz... Bizim zalimimiz dünyanın her hangi bir ülkesinden daha az zalim değil... dünyanın zalimleri kanunla korunurken üstelik bunu kendilerine bir hak olarak görürken yiyorsa burda öyle birşey desinler de görelim el mi yaman bey mi
2000 yılının aralık ayıydı. Üniversiteden yeni mezun olmuştum. Bir devlet okulunda heyecanla derslere giriyordum. Sınıflardan birinde, şartlı cümleleri anlatırken tahtaya İngilizce bir cümle yazdım.
Evet çocuklar, tahtada ‘Eğer çok zengin olsaydım anneme... alırdım.’ yazıyor. Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü de kullanarak doldurun. Anlaşıldı mı? ” dedim.
Anlaşılmış olmalı ki... herkes sessiz bir şekilde dağıttığım küçük kâğıtları aldı ve gözlerini tavana dikip düşünmeye başladı. Beş dakika sonra sınıfı dolaşıp kâğıtları topladım ve tek tek okudum. Uzay gemisi, Ferrari, Miami’de yazlık, Maldivler’de ada... Ben okuyorum, sınıf gülüyordu. Son kâğıdı içimden okudum. “If I were rich, I would buy flowers for my mom.”
Cümlenin sahibi, o sene sınıfa yeni gelen çelimsiz, içine kapanık bir çocuktu. “Aramızda çok duygusal bir arkadaşımız var! ” dedim. “Selim, kalk bakalım. Ne yazdığını arkadaşlarına söyleyebilir misin? ”
“Çiçek alırım, yazdım öğretmenim.”
Sınıfta hafif bir kahkaha koptu. “Ben çok zengin olduğunuzu düşünün, hayal gücünüzü kullanın demiştim. Buna rağmen çiçek alırım yazdığına göre önemli bir sebebin olmalı” dedim.
Bir süre sessizce bekledi, sonra ayağa kalkıp “Aklıma başka bir şey gelmedi öğretmenim” dedi usulca. Yüzünde Mona Lisa tablosunu andıran gülmekle ağlamak arası garip bir ifade vardı.
“Oğlum, dalga mı geçiyorsun? ” dedim sertçe. “Aklınıza bir şey gelmesi için illa not mu vermemiz gerekiyor? ”
Hiç cevap vermedi. Kâğıtları geri dağıttım. Sınıf, çalan zille birlikte kovanı kurcalanmış arı sürüsü gibi bahçeye aktı.
Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu.
Ertesi sabah okula geldiğimde Selim’in babasını lobide beni beklerken buldum. Önündeki sehpada bir gün önce sınıfta dağıttığım buruşuk kâğıt parçası duruyordu. Oturup biraz konuştuk. Kısa bir görüşmeden sonra ayrıldı. Zorlukla zümre odasına doğru yürüdüm. Başım dönüyordu. Hıçkırığa benzer garip bir şey diyaframdan gırtlağıma kadar tırmanmış, patlamaya hazır bekliyordu.
2000 yılının aralık ayıydı ve ben, kâğıttaki küçük boşluğu çiçekle dolduran Selim’in, hayatındaki en büyük boşluğu da çiçekle doldurmaya çalıştığını öğrendim.
Üç ay önce bir trafik kazasında annesini kaybettiğini ve o günden beri, babasıyla, hiç aksatmadan her cuma günü annesinin mezarını ziyaret edip mezarlığa çiçek diktiklerini...
Önceki gece babası duymasın diye yüzünü yastığa gömerek sabaha kadar hıçkırdığını...
Ve üniversiteden alınan diplomayla öğretmen olunamayacağını...
Hepsini, hayatımın o en serin aralık sabahında öğrendim. '
Şayet yumurtayı siz yumurtlamıyorsanız, Sütü kendinizden sağmıyorsanız, Otu bahçenizden toplamıyorsanız, Ne tavuğa ne ineğe ne de toprağa güvenemezsiniz.
Zonguldak'lı şair ve yazar dostlarımızla tanışmak ve paylaşmak için "Zonguldak Şair ve Yazarlar Birliği" adında özel bir grup kurduk. Arzu eden Zonguldak Sevdalısı kardeşlerimizi grup sayfamıza da bekleriz. Şairler Dünyası'na çalışmalarında başarılar dileriz..Selam, saygı ve dua ile
Seksten daha güzel şeyler; birlikte sohbet edip, birlikte yemek yapmaya çalışırken, veya bir film, bir kitap eleştirisini hararetli bir şekilde kendi hayatımızdan örnekler verirken sevişmeyi unuttuğumuz zamanlardır, sonrasında ise uyumayı unuttuğumuz saatler.
Soğuk sadece üşütür zannederdik. İçimizi yaktı bugün, yüreğimiz dondu adeta. Kelimeler kifayetsiz kalıyor bazen. İçimiz dışımız hüzün dolu. Kelimeler yetmiyor bu acıyı anlatmaya. Ne olur Allah'ım acı ve gözyaşı ülkemizin kaderi olmasın artık. Milletimizin başı sağ olsun... Van-Bahçesaray
Düşünün kü bir yardım kuruluşu tecavüzcülükle suçlanan bir oluşuma yancılık yapıyor... Şimdi bu yancı yalancı utanmadan sıkılmadan hala o kurumun başında bulunduğu kurumu değilde hırsızlığa alet ettiği kurumun vergiden kaçınmasını biatcılara anlatıp savunuyor... İnsan taş olsa çatlar....
Aldığı yardımı verilen emir gereği devreden aracı "vergi kaçırma değil vergiden kaçınma" diye savunan ikinci tosuncuk vakası... Yalnız birinci tosuncuk zaten dolandırıcılık şirketi yönetiyordu. Bu tosuncuk ise milletin vicdanını temsil eden yerde. Taha fazla orayı kanatmadan istifa mı eder intihar mı biran önce yapsın ya da cep telefonun dan nasıl vergiden kaçınılır millete ders versin...
Rusya'nın işgal ettiği topraklarda Rus pasaportu alan Ukraynalılarla stratejik işbirliği yapmak hangi aklı evvelin işi çok merak ettim. Biz bu filmin öncesini stratejik derinlikten biliyoruz İsrail'in işgaline ses çıkarmayan Suriye'nin elini kolunu sallayarak Mehmetçiği şehit etmesi hep bu sığ derinlikten
Bir akşam getir bana, Bütün akşamlardan farklı Hançerle güneşi batır deniz kan rengi olsun En güzel yerinde değişen ufkumuzun Yaşayalım, eskiden duyduğumuz masalı...
Suriye'nin %50 işgal altında tutan adına koalisyon güçleri denilen Canada gibi için de hain teröristlerin de bulunduğu amerika ve Avrupa ülkeleri çoluk çocuk demeden tecavüz den göçe sistematik soykırım yapan tarihi eserlerden yerleşim yerlerine kadim bir tarihi yok eden haydut devletlerin yaptıklarını televizyon ve gazetelerin yazmıyor olması bu hakikati ortadan kaldırmıyor... Batılı devletlerde kapı köpekliği yapan yanaşmaların yaşadıkları ülkeyi değilde ülkelerine saldırmaları tamamen hainlikten... Tabiki ülkesine değil hakikate olan hainliklerinden...
Terörist terörist dir dünyanın her yerinde...
Gençler hadi size güzel bir haber... Bilie Eilish ilk dinlediğimde çok büyük bir yetenek olduğunu düşünmüştüm.. On yedi yaşında ilk Gramy sini aldı.. Onsekizinde 4 Gramy birden aldı... Daha Onsekizinde ve müzik dünyasının zirvesinde.. Aklınızda tutunun Eilish dinlediğinizde sadece müzik dinlemiyorsunuz işini tutkuyla yapmanın sizi hayal dünyanızda gerçeklere nasıl taşıdığını da görebilirsiniz.. Üstelik Bilie bunu başardığında "hayranı olduğum insanların elinden aynı sahneyi paylaşıp ödül almak..." tevazusunu da gösterdi... Yani diyeceğin o ki artık uzay çağı çocukları olarak hayalleriniz size çok yakın.... Sadece gerekli olanı yapmanız yeter...
BU TOHUMU SİZ EKEBİLİR MİSİNİZ?
Bir zamanlar Çin'de bir adam o kadar aç ve bitkin düşmüştü ki, dayanamayıp bir armut çaldı..
Adamı yakalayıp cezalandırılmak üzere İmparator'un karşısına çıkardılar. Hırsız imparatoru görünce ona şöyle dedi;
"Değerli efendim, çok açtım,
dayanamadım çaldım ve yedim. Beni affetmeniz için yalvarıyorum. Eğer affedersiniz size paha biçilemez bir armağanım olacak.."
İmparator dudak büker;
"Senin gibi birinde paha biçilemez ne olabilir ki?"
Hırsız, avucunun içindeki armut çekirdeğini uzatır ve;
"Bu çekirdeği ekerseniz bir gün içinde altın meyveler veren bir ağacın yeşerdiğini göreceksiniz.."
İmparator kahkaha atarak;
"Ek o zaman, altın meyveleri görünce affederim seni.." dedi.
Yoksul adam;
"Haşmetlim bu tohumu ben ekemem çünkü ben bir hırsızım..
Bu tohumu ancak, ömründe hiç
çalmamış, başkalarına hiç haksızlık yapmamış, yalan söylememiş biri ekebilir. Tohum o zaman gücünü gösterir, aksi takdirde onu ekeni zehirler, tarif edilemez acılarla öldürür. Sultanım, bu tohumu ancak siz ekebilirsiniz.."
İmparator irkildi, suratını astı, bir süre düşündü, sonra hırçın bir sesle;
"Ben imparator'um bahçıvan değil, o tohumu başbakana ver eksin de altın meyveleri görelim." dedi..
Yoksul adam, tohumu başbakana uzatınca başbakan telaşe içerisinde imparatora dönüp itiraz etti.
"Ben ekim biçim işlerinde çok beceriksizim efendim, sihirli tohumu ziyan ederim. Bence bu tohumu hazinedar başı eksin.."
Hazinedar başı da hemen bir bahane buldu ve bu görevi başkasına devretti.
Bir bir orada bulunan herkes sudan sebeplerle tohum ekme görevinden kaçındılar..
Sonra İmparator, doğan sessizliğin içerisinde bir süre düşündü. Başı önünde başbakana, hazinedara ve bütün görevlilere dik dik baktı ve;
"Hadi bakalım bu hırsız bahçıvana tohumun nasıl altın meyve verdiğini hep birlikte gösterip sevindirelim." dedi.
Cebinden bir altın çıkarıp yoksul adamın tutması için attı.
Herkesin ceplerinden sessiz sedasız birer altın çıkarıp adama vermesini izledi..
Sonra da gülerek;
"Bas git buradan be adam, bugünlük bu ders hepimize yeter.." dedi.
Ortalığın toz duman olduğu şu günlerde tohumu ekecek temiz kimse var mı dersiniz?
(ALINTI)
Oysaki "Meleğin sabrını zorluyorlar"
Geçmiş olsun Kesra Bamedi
müslüman olmayan ülkeleri de biliyoruz biz... Kızılderililere tecavüz etmenin suç olmadığı kuzey amerikanın dünyaya demokrasi dayatması, yada aborjinleri ve kıtada yaşayan diğer canlıları varlık saymayan yanmasına ve yok olmasına çanak tutan aryan zihniyeti, sırf Afrikalı oldukları için ikinci üçüncü yeri geldiğinde soykırıma uğraratılacak insanlar olarak gören medeni Avrupa düşüncesini bütün dünya ile birlikte biz de görüyoruz... Bizim zalimimiz dünyanın her hangi bir ülkesinden daha az zalim değil... dünyanın zalimleri kanunla korunurken üstelik bunu kendilerine bir hak olarak görürken yiyorsa burda öyle birşey desinler de görelim el mi yaman bey mi
vedahi tüm yüreklerede kor...
Çığ üstüne çığ
Can üstüne can düştü !
GERÇEK BİR HİKAYE!
2000 yılının aralık ayıydı. Üniversiteden yeni mezun olmuştum. Bir devlet okulunda heyecanla derslere giriyordum. Sınıflardan birinde, şartlı cümleleri anlatırken tahtaya İngilizce bir cümle yazdım.
Evet çocuklar, tahtada ‘Eğer çok zengin olsaydım anneme... alırdım.’ yazıyor. Cümledeki boşluğu, hayal gücünüzü de kullanarak doldurun. Anlaşıldı mı? ” dedim.
Anlaşılmış olmalı ki... herkes sessiz bir şekilde dağıttığım küçük kâğıtları aldı ve gözlerini tavana dikip düşünmeye başladı. Beş dakika sonra sınıfı dolaşıp kâğıtları topladım ve tek tek okudum. Uzay gemisi, Ferrari, Miami’de yazlık, Maldivler’de ada... Ben okuyorum, sınıf gülüyordu. Son kâğıdı içimden okudum. “If I were rich, I would buy flowers for my mom.”
Cümlenin sahibi, o sene sınıfa yeni gelen çelimsiz, içine kapanık bir çocuktu. “Aramızda çok duygusal bir arkadaşımız var! ” dedim. “Selim, kalk bakalım. Ne yazdığını arkadaşlarına söyleyebilir misin? ”
“Çiçek alırım, yazdım öğretmenim.”
Sınıfta hafif bir kahkaha koptu. “Ben çok zengin olduğunuzu düşünün, hayal gücünüzü kullanın demiştim. Buna rağmen çiçek alırım yazdığına göre önemli bir sebebin olmalı” dedim.
Bir süre sessizce bekledi, sonra ayağa kalkıp “Aklıma başka bir şey gelmedi öğretmenim” dedi usulca. Yüzünde Mona Lisa tablosunu andıran gülmekle ağlamak arası garip bir ifade vardı.
“Oğlum, dalga mı geçiyorsun? ” dedim sertçe. “Aklınıza bir şey gelmesi için illa not mu vermemiz gerekiyor? ”
Hiç cevap vermedi. Kâğıtları geri dağıttım. Sınıf, çalan zille birlikte kovanı kurcalanmış arı sürüsü gibi bahçeye aktı.
Dışarıda ince bir yağmur yağıyordu.
Ertesi sabah okula geldiğimde Selim’in babasını lobide beni beklerken buldum. Önündeki sehpada bir gün önce sınıfta dağıttığım buruşuk kâğıt parçası duruyordu. Oturup biraz konuştuk. Kısa bir görüşmeden sonra ayrıldı. Zorlukla zümre odasına doğru yürüdüm. Başım dönüyordu. Hıçkırığa benzer garip bir şey diyaframdan gırtlağıma kadar tırmanmış, patlamaya hazır bekliyordu.
2000 yılının aralık ayıydı ve ben, kâğıttaki küçük boşluğu çiçekle dolduran Selim’in, hayatındaki en büyük boşluğu da çiçekle doldurmaya çalıştığını öğrendim.
Üç ay önce bir trafik kazasında annesini kaybettiğini ve o günden beri, babasıyla, hiç aksatmadan her cuma günü annesinin mezarını ziyaret edip mezarlığa çiçek diktiklerini...
Önceki gece babası duymasın diye yüzünü yastığa gömerek sabaha kadar hıçkırdığını...
Ve üniversiteden alınan diplomayla öğretmen olunamayacağını...
Hepsini, hayatımın o en serin aralık sabahında öğrendim. '
(alıntı)
Şayet yumurtayı siz yumurtlamıyorsanız,
Sütü kendinizden sağmıyorsanız,
Otu bahçenizden toplamıyorsanız,
Ne tavuğa ne ineğe ne de toprağa güvenemezsiniz.
Zonguldak'lı şair ve yazar dostlarımızla tanışmak ve paylaşmak için "Zonguldak Şair ve Yazarlar Birliği" adında özel bir grup kurduk. Arzu eden Zonguldak Sevdalısı kardeşlerimizi grup sayfamıza da bekleriz. Şairler Dünyası'na çalışmalarında başarılar dileriz..Selam, saygı ve dua ile
Seksten daha güzel şeyler;
birlikte sohbet edip,
birlikte yemek yapmaya çalışırken,
veya
bir film, bir kitap eleştirisini
hararetli bir şekilde
kendi hayatımızdan örnekler verirken
sevişmeyi unuttuğumuz zamanlardır,
sonrasında ise uyumayı unuttuğumuz saatler.
Soğuk sadece üşütür zannederdik. İçimizi yaktı bugün, yüreğimiz dondu adeta. Kelimeler kifayetsiz kalıyor bazen. İçimiz dışımız hüzün dolu. Kelimeler yetmiyor bu acıyı anlatmaya. Ne olur Allah'ım acı ve gözyaşı ülkemizin kaderi olmasın artık. Milletimizin başı sağ olsun...
Van-Bahçesaray
Kızılay söyleyelim Shakira ve j-lo yu getirsinler milletce morale ihtiyacımız var.. Hem vergiden de kaçınırlar sanatsal faaliyet kapsamında...
İyilik, hiçbir zaman boşa gitmeyen bir yatırımdır. Henry David Thoreau
Adanacak bir sevgi, eli tutan bir dost, yüreği umutla dolduran bir sırdaş gerek her kalbe...
Düşünün kü bir yardım kuruluşu tecavüzcülükle suçlanan bir oluşuma yancılık yapıyor... Şimdi bu yancı yalancı utanmadan sıkılmadan hala o kurumun başında bulunduğu kurumu değilde hırsızlığa alet ettiği kurumun vergiden kaçınmasını biatcılara anlatıp savunuyor... İnsan taş olsa çatlar....
Korkuyoruz.
Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz.
İnsan olmaktan korkuyoruz..
- Oğuz Atay
Aldığı yardımı verilen emir gereği devreden aracı "vergi kaçırma değil vergiden kaçınma" diye savunan ikinci tosuncuk vakası... Yalnız birinci tosuncuk zaten dolandırıcılık şirketi yönetiyordu. Bu tosuncuk ise milletin vicdanını temsil eden yerde. Taha fazla orayı kanatmadan istifa mı eder intihar mı biran önce yapsın ya da cep telefonun dan nasıl vergiden kaçınılır millete ders versin...
Rusya'nın işgal ettiği topraklarda Rus pasaportu alan Ukraynalılarla stratejik işbirliği yapmak hangi aklı evvelin işi çok merak ettim. Biz bu filmin öncesini stratejik derinlikten biliyoruz İsrail'in işgaline ses çıkarmayan Suriye'nin elini kolunu sallayarak Mehmetçiği şehit etmesi hep bu sığ derinlikten
Şövenistler cevap verir mi bilmem ama meşhur bir deyim vardır "işini bilmeyen çavuşlar... avuçlar"
Antolojiye yeni videolu şiir yükledik. Sevgi ve saygılarımızla:
Bir akşam getir bana,
Bütün akşamlardan farklı
Hançerle güneşi batır deniz kan rengi olsun
En güzel yerinde değişen ufkumuzun
Yaşayalım, eskiden duyduğumuz masalı...
Aburrahim Karakoç'tan gönülden dökülenlere...
Uyku, uyanan acıların en iyi ilacıdır. Cervantes
Yaşam nice güzellikleri, iyilikleri hazırlıyor bizlere. Eller kenetleniyor. Umutlarımız yeşeriyor. Dualarımız kalplere ulaşıyor. Rabbim ne yüce. Kıymet bilmeli...
'İnsan servet ya da bilgisiyle değil, tavır ve davranışları ile asil olur.' - Hint Atasözü
Alınyazısı nasıl yazılmış
Avuç izinde saklı
Belki diyar diyar gezersin
Yüreğinde sevda saklı
Mutluluk yanıbaşımızda. Sessizce, dingince anlam yüklü bakışlar da anlatır, uçsuz bucaksız okyanusların mavisi de. Görebilmeli kalp gözüyle...
Yıllar akıp gidiyor
Geçmişe özlem büyüyor
Hatıraların derin izi yürekte
Olgunluk zamanı artık…