aynen bende karşıyım,o değerli kişilerin sevgileri öyle bir güne on güne,bir ömre sığar mı ? onlar benim için her gün değerleri katbekat artan gönlümün yüceleridir...
haklısın gizli özne,o kor hep orda yanar durur, aynen vücuttaki zararlı mikroplar gibi, bünyeyi zayıf bulduğu anda,... baş verir,hiç ummadığın anda alevleniverir, hiç sönmemişçesine...
Yer değiştirdi her şey Neşe kederle Sevinç hüzünle Sevda hasretle yer değiştirdi Ben sensizliğin oldum Sen sonsuzluğun Yokluğun kocaman bir kızdır artık
Biraz satranç bilgisi... Bahçeli için amerikanın vezir olmuş piyonu tanımlaması satranç oyunununda kurgudur. Bir piyon nasıl vezir olur... İşte kurgu böyle bir şey stratejinizi kurgularken rakiple giriştiğiniz al ver savaşında piyonu akıllı hamlelerle bazen gizleyerek bazen koruyarak bazen saldırarak hedefe ulaştırırsınız.. Artık piyon vezir olmuştur ve bütün hamleleri artık piyondan farklı bir kare yerine artık her tarafa sınırsızdır.. Bir muhalefete bir Rusya ya bir Suriye'ye bir amerikaya ayar verir gibi görünen bu piyon Partisinin vatansever milletvekillerini gereğini yapsınlar diye istifa ettirmiş hiç bir şey olmamış gibi vezir olmuştur.. Nihayetinde satranç bir oyundur ve bu oyunu şayet siz oynamıyorsanız muhakkak kulağınızdan biri tutuyor demektir. Dolayısıyla satranç tahtasında taş olanlar oyun bittiğinde aynı kutuya konurlar Çin atasözünü unutmamak lazım..
Bir gün bunalırsan ve sıkıntını paylaşmak istersen beni ara... iki elim kanda olsa gelirim, sıkıntını yok ederim... bir gün ağlayacak gibi olursan da beni ara... seni belki güldüremem ama, söz veriyorum senle birlikte ağlayabilirim... bir gün uzaklara kaçmak istersen beni aramakta çekinme... seni belki durduramam ama, senle birlikte koşabilirim... bir gün yüksek bir köprüden atlamaya kalkarsan da ara beni... seninle birlikte atlayamam ama, aşağıda bekler, seni tutabilirim... bir gün herhangi bir konuda kararsız kalırsan ara beni... seni senden fazla düşünür sana fikirler verebilirim... bir gün kimseyi dinlememeye karar verirsen de ara beni... ağzımı açmayacağımı, söylemediklerini bile dinleyeceğimi bil... bir gün beni üzdüğünü düşünürsen de çekinme, yine ara beni... göreceksin, sana kıyamam, kızamam, üzemem seni... bir gün beni ararsan ve benden karşılık alamazsan... söz ver: o zaman sen ulaşmalısın bana ama mutlaka... çünkü o an bir dosta gereksinim duyduğunu bilmelisin...
Herkesin ekmeğinin peşinden koşmasalar dünyanın enbüyük yardım kuruluşlarından birinin başına onbinlerce maaşla birini koyup utanmadan arlanmadan sıkılmadan vergiden kaçınırlarmıydı.. Üstelik küfür eder gibi daha önce milleti milyonlarla dolandıran bir tosuncuğun lafı ile... İnsanın aklını koruması için deli olması lazım...
Silahlı Rumlar bastı, çoğunluğu kadın 126 Türk'ü katletti.
Aralarında 16 günlük bebek de vardı.
İşmakineleriyle dev çukurlar açtılar.
Toplu mezarlara gömdüler.
?
16 günlük bebek, Ali Faik'ti.
Annesiyle birlikte öldürüldü.
?
Aslında bu toplu mezarlardan kimsenin haberi yoktu.
Yüzlerce insanımız kayıptı, sadece bu biliniyordu.
Yıllar sonra bir çoban, topraktan çıkmış bir insan eli gördü…
O elin etrafı kazıldı.
Kazıldıkça vahşet ortaya çıktı.
Kurbanlardan bazılarının kimlikleri anca 2017 yılında yapılan DNA testiyle belirlenebildi.
Bazıları kurşunlanmış, bazıları kesici aletlerle öldürülmüştü.
?
Amerikan UPI ajansının muhabiri, dünyaya servis ettiği haberlerini bizzat görgü tanığı olarak yazdı: “Limasol'da Rumlar kadınları ve çocukları öldürdü, yol üstünde 20 ceset gördük, evlere girip Türk kadınlarını öldürmek için akbabalar gibi bekliyorlar.”
?
France Soir gazetesinin muhabiri anlatıyordu: “Kendi gözlerimle gördüm, ellerinde bazukaları olan Rumlar, Mağusa civarında Türk camilerini yaktı, Türk evlerini ateşe verdi, Türkler vahşet havası içinde yaşıyor, Rumların hareketleri insanlık namına utanç verici.”
?
İngiliz The Sun gazetesinin muhabiri yazıyordu: “Üniformasız Rumlar öldürüyor, bir yandan ölüm çukurları kazıyorlar, bir yandan öldürüyorlar, bu asla bir harp olamaz, bu olsa olsa alçaklık olabilir.”
?
Amerikan CBS televizyonu muhabiri duyuruyordu: “Lefkoşa'da çöplükte 88 Türk'ün cesedi bulundu, kurşunlarla delik deşik edilmişler, öldürülmeden önce tellerle birbirlerine bağlanmışlar.”
?
Washington Post muhabiri yazıyordu: “Larnaka'nın Alaminos köyü'nde Türkleri öldürüp, buldozerlerle çukura doldurmuşlar.”
?
London Times gazetesi, manşetten, fotoğraflı haber olarak yazıyordu: “Türk kadınlarının ırzına geçildi, Türk çocukları yollarda öldürüldü.”
?
BBC muhabiri Ronald Robson, Ayvasıl ve Şillura köylerindeki barbarlığa gözleriyle şahit olduğunu, Rumların birçok Türk'ü “yaktıkları”nı anlatıyordu.
?
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun muhabiri, gördüklerine isyan ediyordu: “Kadınların ırzına geçiyorlar, çocukların üstüne mermi yağdırıyorlar, insan aklı, Rumların Kıbrıs'ta yaptığı cellatlığı asla kabul edemez.”
?
Rum gazetesi Politis, yıllar yıllar sonra “cezalandırılmamış suçlar dosyası” adı altında dizi yazı yayınladı.
“Öldürülen her Rum'a karşılık 10 Türk öldürülmesi için, Rum polisine emir verildiğini” yazdı.
“Kurşuna dizilen sivil Türklerin kuyulara atıldığını, kemiklerinin anca 2006 yılında bulunduklarını” yazdı.
“EOKA militanları tarafından katliam yapılan köylerde, sivil Rumların Türk komşularının evini yağmaladığını, kadınlara tecavüz ettiklerini” yazdı.
?
Lefkoşa Türk Lisesi öğrencilerine gelişigüzel yaylım ateş açılmıştı.
Yaralılar, çevreden yetişenler tarafından hastaneye getirildi.
Kan verilmedi!
Evet… Kan verilmedi, kan vermek isteyenlere izin verilmedi.
Çocuklar öldü.
?
Etnik temizlik yapıyorlardı, bir gecede 103 Türk köyü saldırıya uğradı… Amerikan gazetesi Daily Herald'ın muhabiri, Türk evlerinin nasıl yakıldığını şöyle anlatıyordu: “Türk evlerine geldiğimde dehşete kapıldım, duvarlar dışında tamamen yokolmuşlardı, napalm saldırısının bile bu kadar büyük yıkım yaratabileceğini sanmıyorum.”
?
Kumsal mahallesi… Mürüvvet hanım, yavrularıyla birlikte banyodaki küvete saklanmaya çalışmıştı, 33 el ateş ettiler, biri alnından, yedi kurşun yedi, altı yaşındaki Murat'tan üç kurşun çıktı, dört yaşındaki Kutsi'den iki kurşun çıktı, henüz 10 aylık bebe olan Hakan'da kurşun izi bulamadılar, çünkü, vücudunu yavrularına siper etmeye çalışan annesinin altında kalmış, nefessizlikten boğularak can vermişti.
?
Öfkemi frenlemesem, daha sayfalarca yazabilirim, o kadar çok vahşet örneği var.
?
Ve, hal böyleyken…
KKTC cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı açıklamalar yaptı.
Rumlarla birleşmezlerse Ankara tarafından yutulabileceklerini, bu ihtimalin “korkunç” olduğunu söyledi.
Hatay'ı örnek göstererek, Kuvayı Milliye kahramanımız Tayfur Sökmen'i eleştirerek, “ikinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım” dedi.
KKTC'nin faturalarını Türkiye'nin ödediğini, Türkiye'ye olan ekonomik bağımlılığı azaltmak için, bağımsızlık için, mutlaka Rumların desteğine ihtiyacı olduğunu söyledi.
“Yavru vatan değiliz, yavruluktan kurtulma zamanımız geldi” dedi.
“Kıbrıs Türk'tür Türk kalacaktır siyaseti, 1950'lerde kaldı” dedi.
?
Yine öfkemi frenleyerek yazıyorum…
Bi tek “benim adım Mustafadis” demediği kaldı yani! "Yılmaz Özdil" "Yess Be anam " diyenler aklında tutsun Anasını da alıp gitmiş nerelere ne demeçler hangi sıfatla vermiş milletce merak ediyoruz. Biz Sayın Özdil kadar öfkemizi tutamıyoruz çünkü katliam fotoğrafları ile büyümüş bir çocukluğun barıştan asla ümidini kesmeyen karakteri özgürlük olan bir milletin kanı pahasına müdafaa ettiği Hakikati pornocu gibi "Yess Be" diye satanları tarih affetmeyecektir...
:) bunlara kimse ölüm de var diye bağırmadığı için hep padişahım çok yaşa derken telef olup gidiyorlar... "Hocası şeytan olanın cemaati Firavun olur " ahan da atasözü...
Demokrasinin olmazsa olmazı dır milletler hak edildikleri gibi yönetilirler... 65 yaş üstü insanların ücretsiz ulaşımını kaldıran taslak mecliste görüşülürken İstanbul Belediyesine yansıtma zammından dolayı ayaklanma çıkaranlar acaba neyin kafasını yaşıyor... Ücretsiz bir hak gaspedilirken ses çıkarmayacaksın, hükümetin yaptığı zamları görmezden geleceksin bu zamlardan kaynaklanan yansıtma zamları için padişahım çok yaşa diye bağıracaksın... Az bile yapılanlar.. Böyle başa böyle tarak...
Köprüleri ve tünelleri kullanmayarak devleti zarara uğratan vatandaştan bunun hesabının sorulmayacağını düşünen millete 65 yaş üstü emeklilerin ulaşımını ücretli hale getiriyor.. El mi yaman bey mi yaman... Hükümet iç savaş çıkarmak için elinden geleni ardına koymuyor...
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız? Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır? Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız? Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene 'öğretmenim' diye seslenirken 6. sınıfta bir anda 'hocam' diye seslenmeye başlar? Neden sınavlarda '3 yanlış bir doğruyu götürür' şeklinde bir uygulama ile cezalandırılır da; '3 doğruyu bil, bir doğru da bizden' gibi bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez? Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir? Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya '10 dakika sonra dönücem' yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız? Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor( 5 milyon eksik anketimize göre ) Düğünlerde neden 'Dom dom kurşunu' ile göbek atılmaktadır? 'Bir avcı vurdur beni, bin avcı yedi beni' gibi sözlerle kendinden geçen başka bir millet var mıdır? Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi, pazar-ertesi) Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden 'indi-bindi' olarak tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur? Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden 'kabul ediyorum' ya da 'kabul etmiyorum' seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp programı aldıktan sonra 'kabul etmiyorum' seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur? Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep 'ti' dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç 'ti' diye ses çıkaran boru görmüşler midir? Neden ilanlarda 'doktordan temiz araba' şeklinde yazılır? Hipokrat yemininde 'arabamı temiz kullanacağım' diye bir madde mi vardır?
Olacağını olmuş bir düşünce yapısının özgürlükden den vurabilmesi için olmayacak şeyleri olmaması lazım. Diyelim ki de öyle demek ne demek... Şeytan olmayı kabul etmiş ve bunun gereğini yerine getirmek için dünyanın her yerinde katliamdan soykırıma tecavüzden hırsızlığa evrenin göremeyeceği zalimlikleri günlük hayatın bir parçası gibi uygulayan şeytan ittifakı... İşte öyle değil burda biz "Dünya nöbeti" indeyiz... Şeytana pabuç bırakacak değiliz.. Bırakmadık. Bırakmayacağız..
dışım rengarenk te
içim hep cam kırıkları
süpürsen desem bilmem kime
yada kalsam hep böyle
aynen bende karşıyım,o değerli kişilerin sevgileri
öyle bir güne on güne,bir ömre sığar mı ?
onlar benim için her gün değerleri katbekat artan
gönlümün yüceleridir...
Bütün günlere karşıyım
Sevgililer
Anneler babalar
Öğretmenler
Altın gününe bile
haklısın gizli özne,o kor hep orda yanar durur,
aynen vücuttaki zararlı mikroplar gibi,
bünyeyi zayıf bulduğu anda,... baş verir,hiç ummadığın anda alevleniverir,
hiç sönmemişçesine...
Sönmez ki kor olur kalır
Bir kıvılcım bulunca yeniden yanıp yine yakar
ama bazende öyle kötü yanarki...
söndüremez o yangını,onca geçen seneler bile...
Elin ayağının durduğu yerin ötesini ister
Arzular ve uzanır
merhaba herkesin kürsüsünün cemaati :
bir türlü anlamıyorum,yanımızdayken değerini hiç bilmediklerimiz,
gidince, niye bukadar değer kazanıyor ki ?
var mı bileniniz,açıklasın ya lütfen...
Yer değiştirdi her şey
Neşe kederle
Sevinç hüzünle
Sevda hasretle yer değiştirdi
Ben sensizliğin oldum
Sen sonsuzluğun
Yokluğun kocaman bir kızdır artık
'Dünyanın kahrını çekmek'ten bahsederiz hep,
Dünyanın çektiği kahrı hesaba katmayız hiç...
Dünü toprağa gömmedikçe yarınlar yeşermiyor.
UNUT GİTSİN...
Gel artık! Sen olmayınca yanımda, korku başkaldırıyor, bütün gece, sabaha kadar boğuşuyorum onunla.
Biraz satranç bilgisi...
Bahçeli için amerikanın vezir olmuş piyonu tanımlaması satranç oyunununda kurgudur. Bir piyon nasıl vezir olur... İşte kurgu böyle bir şey stratejinizi kurgularken rakiple giriştiğiniz al ver savaşında piyonu akıllı hamlelerle bazen gizleyerek bazen koruyarak bazen saldırarak hedefe ulaştırırsınız.. Artık piyon vezir olmuştur ve bütün hamleleri artık piyondan farklı bir kare yerine artık her tarafa sınırsızdır.. Bir muhalefete bir Rusya ya bir Suriye'ye bir amerikaya ayar verir gibi görünen bu piyon Partisinin vatansever milletvekillerini gereğini yapsınlar diye istifa ettirmiş hiç bir şey olmamış gibi vezir olmuştur.. Nihayetinde satranç bir oyundur ve bu oyunu şayet siz oynamıyorsanız muhakkak kulağınızdan biri tutuyor demektir. Dolayısıyla satranç tahtasında taş olanlar oyun bittiğinde aynı kutuya konurlar Çin atasözünü unutmamak lazım..
Bir gün bunalırsan ve sıkıntını paylaşmak istersen beni ara...
iki elim kanda olsa gelirim, sıkıntını yok ederim...
bir gün ağlayacak gibi olursan da beni ara...
seni belki güldüremem ama, söz veriyorum senle birlikte ağlayabilirim...
bir gün uzaklara kaçmak istersen beni aramakta çekinme...
seni belki durduramam ama, senle birlikte koşabilirim...
bir gün yüksek bir köprüden atlamaya kalkarsan da ara beni...
seninle birlikte atlayamam ama, aşağıda bekler, seni tutabilirim...
bir gün herhangi bir konuda kararsız kalırsan ara beni...
seni senden fazla düşünür sana fikirler verebilirim...
bir gün kimseyi dinlememeye karar verirsen de ara beni...
ağzımı açmayacağımı, söylemediklerini bile dinleyeceğimi bil...
bir gün beni üzdüğünü düşünürsen de çekinme, yine ara beni...
göreceksin, sana kıyamam, kızamam, üzemem seni...
bir gün beni ararsan ve benden karşılık alamazsan...
söz ver: o zaman sen ulaşmalısın bana ama mutlaka...
çünkü o an bir dosta gereksinim duyduğunu bilmelisin...
(alıntıdır)
Herkesin ekmeğinin peşinden koşmasalar dünyanın enbüyük yardım kuruluşlarından birinin başına onbinlerce maaşla birini koyup utanmadan arlanmadan sıkılmadan vergiden kaçınırlarmıydı.. Üstelik küfür eder gibi daha önce milleti milyonlarla dolandıran bir tosuncuğun lafı ile... İnsanın aklını koruması için deli olması lazım...
Evet, okudum sinir bozucu :(
Atlılar.
Sandallar.
Muratağa.
Türk köyleriydi.
Silahlı Rumlar bastı, çoğunluğu kadın 126 Türk'ü katletti.
Aralarında 16 günlük bebek de vardı.
İşmakineleriyle dev çukurlar açtılar.
Toplu mezarlara gömdüler.
?
16 günlük bebek, Ali Faik'ti.
Annesiyle birlikte öldürüldü.
?
Aslında bu toplu mezarlardan kimsenin haberi yoktu.
Yüzlerce insanımız kayıptı, sadece bu biliniyordu.
Yıllar sonra bir çoban, topraktan çıkmış bir insan eli gördü…
O elin etrafı kazıldı.
Kazıldıkça vahşet ortaya çıktı.
Kurbanlardan bazılarının kimlikleri anca 2017 yılında yapılan DNA testiyle belirlenebildi.
Bazıları kurşunlanmış, bazıları kesici aletlerle öldürülmüştü.
?
Amerikan UPI ajansının muhabiri, dünyaya servis ettiği haberlerini bizzat görgü tanığı olarak yazdı: “Limasol'da Rumlar kadınları ve çocukları öldürdü, yol üstünde 20 ceset gördük, evlere girip Türk kadınlarını öldürmek için akbabalar gibi bekliyorlar.”
?
France Soir gazetesinin muhabiri anlatıyordu: “Kendi gözlerimle gördüm, ellerinde bazukaları olan Rumlar, Mağusa civarında Türk camilerini yaktı, Türk evlerini ateşe verdi, Türkler vahşet havası içinde yaşıyor, Rumların hareketleri insanlık namına utanç verici.”
?
İngiliz The Sun gazetesinin muhabiri yazıyordu: “Üniformasız Rumlar öldürüyor, bir yandan ölüm çukurları kazıyorlar, bir yandan öldürüyorlar, bu asla bir harp olamaz, bu olsa olsa alçaklık olabilir.”
?
Amerikan CBS televizyonu muhabiri duyuruyordu: “Lefkoşa'da çöplükte 88 Türk'ün cesedi bulundu, kurşunlarla delik deşik edilmişler, öldürülmeden önce tellerle birbirlerine bağlanmışlar.”
?
Washington Post muhabiri yazıyordu: “Larnaka'nın Alaminos köyü'nde Türkleri öldürüp, buldozerlerle çukura doldurmuşlar.”
?
London Times gazetesi, manşetten, fotoğraflı haber olarak yazıyordu: “Türk kadınlarının ırzına geçildi, Türk çocukları yollarda öldürüldü.”
?
BBC muhabiri Ronald Robson, Ayvasıl ve Şillura köylerindeki barbarlığa gözleriyle şahit olduğunu, Rumların birçok Türk'ü “yaktıkları”nı anlatıyordu.
?
Almanya'nın Sesi Radyosu'nun muhabiri, gördüklerine isyan ediyordu: “Kadınların ırzına geçiyorlar, çocukların üstüne mermi yağdırıyorlar, insan aklı, Rumların Kıbrıs'ta yaptığı cellatlığı asla kabul edemez.”
?
Rum gazetesi Politis, yıllar yıllar sonra “cezalandırılmamış suçlar dosyası” adı altında dizi yazı yayınladı.
“Öldürülen her Rum'a karşılık 10 Türk öldürülmesi için, Rum polisine emir verildiğini” yazdı.
“Kurşuna dizilen sivil Türklerin kuyulara atıldığını, kemiklerinin anca 2006 yılında bulunduklarını” yazdı.
“EOKA militanları tarafından katliam yapılan köylerde, sivil Rumların Türk komşularının evini yağmaladığını, kadınlara tecavüz ettiklerini” yazdı.
?
Lefkoşa Türk Lisesi öğrencilerine gelişigüzel yaylım ateş açılmıştı.
Yaralılar, çevreden yetişenler tarafından hastaneye getirildi.
Kan verilmedi!
Evet… Kan verilmedi, kan vermek isteyenlere izin verilmedi.
Çocuklar öldü.
?
Etnik temizlik yapıyorlardı, bir gecede 103 Türk köyü saldırıya uğradı… Amerikan gazetesi Daily Herald'ın muhabiri, Türk evlerinin nasıl yakıldığını şöyle anlatıyordu: “Türk evlerine geldiğimde dehşete kapıldım, duvarlar dışında tamamen yokolmuşlardı, napalm saldırısının bile bu kadar büyük yıkım yaratabileceğini sanmıyorum.”
?
Kumsal mahallesi… Mürüvvet hanım, yavrularıyla birlikte banyodaki küvete saklanmaya çalışmıştı, 33 el ateş ettiler, biri alnından, yedi kurşun yedi, altı yaşındaki Murat'tan üç kurşun çıktı, dört yaşındaki Kutsi'den iki kurşun çıktı, henüz 10 aylık bebe olan Hakan'da kurşun izi bulamadılar, çünkü, vücudunu yavrularına siper etmeye çalışan annesinin altında kalmış, nefessizlikten boğularak can vermişti.
?
Öfkemi frenlemesem, daha sayfalarca yazabilirim, o kadar çok vahşet örneği var.
?
Ve, hal böyleyken…
KKTC cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı açıklamalar yaptı.
Rumlarla birleşmezlerse Ankara tarafından yutulabileceklerini, bu ihtimalin “korkunç” olduğunu söyledi.
Hatay'ı örnek göstererek, Kuvayı Milliye kahramanımız Tayfur Sökmen'i eleştirerek, “ikinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım” dedi.
KKTC'nin faturalarını Türkiye'nin ödediğini, Türkiye'ye olan ekonomik bağımlılığı azaltmak için, bağımsızlık için, mutlaka Rumların desteğine ihtiyacı olduğunu söyledi.
“Yavru vatan değiliz, yavruluktan kurtulma zamanımız geldi” dedi.
“Kıbrıs Türk'tür Türk kalacaktır siyaseti, 1950'lerde kaldı” dedi.
?
Yine öfkemi frenleyerek yazıyorum…
Bi tek “benim adım Mustafadis” demediği kaldı yani!
"Yılmaz Özdil"
"Yess Be anam " diyenler aklında tutsun Anasını da alıp gitmiş nerelere ne demeçler hangi sıfatla vermiş milletce merak ediyoruz. Biz Sayın Özdil kadar öfkemizi tutamıyoruz çünkü katliam fotoğrafları ile büyümüş bir çocukluğun barıştan asla ümidini kesmeyen karakteri özgürlük olan bir milletin kanı pahasına müdafaa ettiği Hakikati pornocu gibi "Yess Be" diye satanları tarih affetmeyecektir...
Güzel atasözü sevdim :)
Kolay değil tabi ki vardır vergiden kaçındıkları bir durum. Herkes ekmeğinin peşinde,bazıları da herkesin ekmeğinin peşinde di'mi ama Atilla
:)))
:) bunlara kimse ölüm de var diye bağırmadığı için hep padişahım çok yaşa derken telef olup gidiyorlar... "Hocası şeytan olanın cemaati Firavun olur " ahan da atasözü...
Demokrasinin olmazsa olmazı dır milletler hak edildikleri gibi yönetilirler... 65 yaş üstü insanların ücretsiz ulaşımını kaldıran taslak mecliste görüşülürken İstanbul Belediyesine yansıtma zammından dolayı ayaklanma çıkaranlar acaba neyin kafasını yaşıyor... Ücretsiz bir hak gaspedilirken ses çıkarmayacaksın, hükümetin yaptığı zamları görmezden geleceksin bu zamlardan kaynaklanan yansıtma zamları için padişahım çok yaşa diye bağıracaksın... Az bile yapılanlar.. Böyle başa böyle tarak...
Ne Cehapeymiş arkadaş
hahhahaha
Öz-le-dim........
Rıdvan Dilmen "Albayrak Ali Koç un işini bir saatte halletti..." vay anasını... Ali koç hiç öyle konuşmuyor...
Köprüleri ve tünelleri kullanmayarak devleti zarara uğratan vatandaştan bunun hesabının sorulmayacağını düşünen millete 65 yaş üstü emeklilerin ulaşımını ücretli hale getiriyor.. El mi yaman bey mi yaman... Hükümet iç savaş çıkarmak için elinden geleni ardına koymuyor...
Bence dünyanın en akıllı insanı, en azından ayda bir kez kendisine aptal diyebilen insandır. Dostoyevski
Köleliğin en kötüsü, kendi nefsine köle olmaktır. La Fontaine
Gül verenin elinde gül kokusu kalır. Hz. Mevlana
Zorda olsa ayaktayım ya tekerlekli sandalyeye mahkum olsaydım...
Neden bozulan otobüsün yolcuları bizim otobüsümüze aktarıldığında onlara mültecilermiş gibi bakarız?
Neden her gördüğümüz haritada hemen Türkiye`yi bulmaya çalışırız? Millet olarak dünyada kaybolma kompleksimiz mi vardır?
Neden birbirimize sarılınca sağa sola sallanırız?
Neden öğrenciler ilkokul 5. sınıfa kadar öğretmene 'öğretmenim' diye seslenirken 6. sınıfta bir anda 'hocam' diye seslenmeye başlar?
Neden sınavlarda '3 yanlış bir doğruyu götürür' şeklinde bir uygulama ile cezalandırılır da; '3 doğruyu bil, bir doğru da bizden' gibi bir kampanya başlatılıp zekaya ve riske girme cesaretine ödül verilmez?
Neden insanlar kapalı bir alandan yağmur yağan alana çıktığında kafalarını eğerler? Yağmura duyulan saygıdan mıdır, yoksa ondan tırstığımız için midir?
Neden dükkanı kapatıp giden esnaf, kapıya '10 dakika sonra dönücem' yazar? Esnafın ne zaman gittiğini nasıl anlarız?
Televizyona çıkan insanlar neden kendilerini Türkiye`deki herkesin izlediğini zanneder? Örneğin; 70 milyon bizi izliyor( 5 milyon eksik anketimize göre )
Düğünlerde neden 'Dom dom kurşunu' ile göbek atılmaktadır? 'Bir avcı vurdur beni, bin avcı yedi beni' gibi sözlerle kendinden geçen başka bir millet var mıdır?
Cumartesi ve pazartesinin neden kendi isimleri yoktur? (Cuma-ertesi, pazar-ertesi)
Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe neden 'indi-bindi' olarak tabir edilmektedir? Önce inilip, sonra mı binilir? Bir terslik yok mudur?
Bir programı bilgisayarımıza kurarken neden 'kabul ediyorum' ya da 'kabul etmiyorum' seçenekleri vardır? O kadar parayı bayılıp programı aldıktan sonra 'kabul etmiyorum' seçeneğini işaretleyen saf kişiler mevcut mudur?
Bulmacalarda neden boru sesinin karşılığı hep 'ti' dir? Bulmacaları hazırlayan arkadaşlar hiç 'ti' diye ses çıkaran boru görmüşler midir?
Neden ilanlarda 'doktordan temiz araba' şeklinde yazılır? Hipokrat yemininde 'arabamı temiz kullanacağım' diye bir madde mi vardır?
alıntı
Olacağını olmuş bir düşünce yapısının özgürlükden den vurabilmesi için olmayacak şeyleri olmaması lazım. Diyelim ki de öyle demek ne demek... Şeytan olmayı kabul etmiş ve bunun gereğini yerine getirmek için dünyanın her yerinde katliamdan soykırıma tecavüzden hırsızlığa evrenin göremeyeceği zalimlikleri günlük hayatın bir parçası gibi uygulayan şeytan ittifakı... İşte öyle değil burda biz "Dünya nöbeti" indeyiz... Şeytana pabuç bırakacak değiliz.. Bırakmadık. Bırakmayacağız..