biz aleviyiz ALLAH-MUHAMMET-ALİ diyenlerdeniz yobazın tuttuğu orucu tutsak yobazın kıldığı namazı kılsak yobazın verdiği zekatı alsak zaten aleviyiz demeyiz kardeşler bi de kardeşmişiz sivasta marasta gazide ümraniyede çorumda kanımı içmek için sırada bekleyen insanlarla nasıl kardeş olurum ben... hadi oradan hadi oradan.... (sözüm bütün sunnileri kapsamıo tabiii gerici yobazlar)
vay be ben aleviyim megersem bilmediğim ne kadar cok sey varmıs ama sadece sunu söyleyim o kusbeyinli bilimsel bakıslı arkadas aleviliği carpıtmak için elinden geleni yapmıstır kendisini alevi die tanımlamıs o alevi deildir arkadaslar sadece provakatör o kadar
ALEVİLİK KELİME OLARAK HZ.MUHAMMEDİN SOYUNDAN GELENLERE DENIR. AMA ALEVI DEMEK BUTUN INSANLARI SEVEN DIN,DİL,RENK OLARAK AYIRMAYAN,VATANINI,VE DEVLETINI SEVEN GEREKIRSE BAYRAK İCİN CAN VEREBILECEK NAMUSLU DÜRÜST YALANSIZ DUNYA MALINA TAPMAYAN ALLAH HZ.MUHAMMED, HZ.ALİ AŞKIYLA YANAN GERÇEK GÜZELLİGİN GÖNÜL GÜZELLİGİ OLDUGUNU BİLEN GÖNÜL DOSTU OLAN HERKES ALEVIDIR. AYRICA ALEVI DEMEK BÜTÜN ALLAH TARAFINDAN İNMİŞ DİN VE KITABLARI KABUL EDEN ONLARA SAYGIYLA YAKLASAN AYDIN DEMOKRAT İLERİ GÖRÜSLÜ MEDENİ KADINIYLA ERKEGIYLE ESİTLİGE İNANAN HELAL YİYEN GENEL AHLAK KURALLARINA RİAYET EDEN SAYGISINI SEVGISINI GÖSTEREN YOLU HZ. ALİ YE VARAN ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHIP OLABILECEK IRADEDE OLAN AŞKI MUHABBET VE DEM OLAN İNANCI YÜREGİNDE OLAN İNSANI YARADANDAN DOLAYI SEVEN HERKES ALEVİDİR.
Alevilerin inandigi ALI ile Islamiyeteki ALI ayni degil ISA da MUSA da ALI idi Alevilik noktası Türkiye halkı için önemini korurken Türkiye halkının bir kısmı İslam emperyalizminin kucağında ne arıyor? İslam din adına bir Arap emperyalizmi peşinde iken buna alet olan sözde aydınlarmıza ne demeli? Salon sosyalistleri, masa başı aydınları halkımzın deve çobanlarının kirli emellerine alet edilmesine nasıl da goz yumuyor. Evet bu içler acısı duruma karşı en ufak bir kıpırdama yerine kendileri bile insanlık düşmanı bu çağdışı kültür veya inancın basit bir aleti olmayı gönüllüce kabul eden sözde ilerici parti ve kuruluş yanlısı kuru kalabalık yapma dışında bir yeteneği olmayan salon devrmcilerine bin yazık! ! ! ! !
Gerçek nedir?
1- ALEVILIK GERICILIK DEGILDIR; GERICILIGIN SEMBOLU OLAN ISLAMIN ICINDE OLAMAZ.
2- ALEVILIK ZATEN ISLAMDAN COK COK ONCE VARDI. NUVELERI ESKI ZERDUST VE YAHUDI DINLERI ILE BAGLANTILIDIR.
Islam dini icine sokulma cabalari Aleviligin en buyuk dusmani bir caba olarak gorulebilinir.
Sayin arkadaslar; Alevilik gelinen noktada artik kendine sahip cikmalidir. Osmanli Turk takiminin onu Islamin icine sokma faaliyetlerine karsi cikmalidir. Alevilerin cahil kesimlerinin kandirilmalarina karsi cikmanin zamani gelmistir.
Biz Aleviler olarak kendi kimligimize sahip cikmali, halkimizin dunyanin en geri ideolojisine suruklenmesine karsi cesaretli adimlar atmaliyiz.
Islam denilen halk dusmani ideolojiye karsi amansiz bir mucadele baslatmaliyiz. Alevilik ileriye gitmeli, geriye degil! Islam demek barbarlik demektir. Col ve deveden baska bir sey tanimayan, demokrasi ve kultur dusmani musluman cahilliginin disina cikmak artik kacinilmaz bir gorev olarak onumuzde durmaktadir.
Akkoyunlu hukumdarliginin Dersim istilasi ile yayilan sii islamdan korunmak icin ALEVILER ALI yi bir maske olarak kullanmislardir.
Ornegin ALEVILER kurana inanmamakla birlikte cenazelerinde kuran okutmalari da bir maskedir.Islamiyetle ALI ile ISA arasindaki benzerlik dusundurucudur.Alevilikteki Mistik inanclarin anlamlarini anlayabilmek yani SIR ri anlayabilmek 40 lar cemindeki SIR da yatar.40 lar cemindeki Her sozde bir anlam vardir.
Aleviler kendilerini ne turk ne kurt ne de Musluman olarak gorur Yalnizca ALEVI olduklarini idda ederler. Alevi inanc ve Gelenekleri Eski Israil Ogularina Dayanir Bakiniz Kitabi Mukades Bible
Muslumanligin BES (5) sarti vardir.zekat vermenin disinda biz Aleviler Muslumanligin bes sartindan hic birini yerine getirmiyoruz ve bundan dolayi da bizler zaten muslumanligin disindayiz.Ne bizim kendimizi zorluyarak kendimizi muslumanliga dahil etmemiz gerekir, nede muslumanlar bizi buna mecbur (onlar insani herseye mecbur edebilirler) edebilirler.Bizler ne kadar Muslumanliktan uzak olursak ALLAH`a ve INSANLIGA o kadar yakin oluruz,bu da bizim varligimizin esas gerekcesi olmali.
Müslümanlıkta namaz var. Alevilikte niyaz ve cem. Müslümanlıkta, Allah gökte aranır. Aleviler muminin kalbinde… yani insanda arar. Alevilikte, “insan eksik bir tanrı,Tanrı ise mükemmel bir insandır”. İyiliğide kötülüğüde yapan insandır. “Ne ararsan sen senden ara” sözü boşuna söylenmemiştir. Müslümanlıkta ölünce cennet ve cehennem vardır. Alevilikte cennet ve cehennem bu dünyadadır. Bunu merhum Ozan Mahzuni Şerif şu dizesiyle tanımlar: 'gidip gelmeyen bir yer yok yık benim için” der. Müslümanlıkta öldükten sonra diriliş vardır. Alevilikte, kişi sağlığında yaptığı hizmet oranında öldükten sonra, insanlar arasında anılır, manevi bazda yaşatılır. Pir Sultan’lar, Eba Müslüm’ler, Nesimi’ler, Seyid Rıza’lar ve daha dünmüş gibi aramızdan ayrılan Ozan Mahzuni Şerif’ler gibi… Ayrıca Alevilikte, musaiplik ve eline, beline, diline sahip olma düstürü vardır. Birde günümüzde modern toplumlarda yargılama aşamasında baş vurulan Juri’nin yerini Alevilerde daha geniş halk mahkemeleri mevcuttur cemlerde. Orda verilen en ağır ceza, toplum içinde toplumla ilişkisi kesilir. Kişi yaşarken ölü sayılır halkın nazarında
Alevilerin atalari Mezopotamya bölgesinde yaşıyorlardı. Tek dinleri Zerdüşlük’tü. Toprak, hava, su ve ateşi kutsuyorlardı. Daha sonraları Zerdüşlük’ten esinlenerek Aleviliği benimsediler.
Alevilik, birçok dinin iyi yönlerini almış kendi felsefesinde yoğurmuş, ona kendince bir biçim vermiş. Çağın şartlarına göre kendini yenilemiş, kardeşliği, hoşgörüyü, insancılığı ön pilana almış bir yaşam biçimidir. Günümüzde ise: Yoksulluğun, ezilmişliğin, zülmün, soygunculuğun olmadığı, eşit paylaşımın olduğu, herkesin kardeşçesine yaşadığı, tabiatın tahrip edilmediği bir dünya yaratma mücadelesidir Alevilik.
640 yılında İslam orduları komşu ülkelere sefere başladılar. Ya İslamlığı kabul edecektin, ya da şimdi olduğu gibi göç edecektin. İslamlığı kabul etmeyen 300 bin suçsuz insan kılıçtan geçirilerek öldürüldü..
Müslümanlığı kabul etmeyen Aleviler göç etmek zorunda kalmışlar. Bu gün Alevi köylerin %90’nı verimsiz, yol geçmez dağ yamaçlarındadır. Gerçek nedeni ise: düzeni yönlendirenler, onlara yaşama hakkı tanımadıklarıdır. İbadet ederlerken bile, biri görür diye köyün dışına nöbetçi dikerlerdı cemlerinde… ulaşım adresim
bence alevilerin bazıları iyidi severim ama bazıları. bence cok bos. cunku kurmuslar cem evi diye aptalca bir yer yalandan yere kadın - erkek birarada ibadet ettiklerini sanıyolar. hz ali yi peygamberimizden ustun goren mahluklar bile var.
öncelikle 'türkçü'ye yanıt olarak diyebilirim ki 'konuşmayı biliyorsan konuş, örnek alsınlar, bilmiyorsan sus da adam sansınlar'. öyle hakaret etmekle olmuyor bu işler. eğerki adam gibi bir müslüman olsaydın zaten herkesin inancına saygı duymayı bilirdin.
ayrıca bir ayrımada vurgu yapamak istiyorum. alevilik bir inanış biçimidir. türklük veya kürtlük ise kanbağı ile gelen bir etnik konudur. alevilerin türkmü, kürtmü, arapmı, olduğunu tartışmak bence bu yüzden anlamsız bir konu. müslümaklık gibi. etnik ve dini kimlikleri birbirinden ayırmak gerekir.
neyse konumuz başka, aleviliği tanımlamak gerçekten zor birşey. her kes kendisine göre bir anlam yüklemiş ve ona inanıyor. işin güzel tarafıda bu zaten. benim aleviliği öğrendiğim kişi bana aleviliği anlatırken 'yüreğine ve beynine sığmayan hiçbir şeyi kabul etmezsin bu inançta' diye anlatmıştı. bu yüzden aleviliğin tanımı bireyden bireye değişebilir.
ama kesin olan bazı şeyler var. alevilik Ali'den gelmektedir. şiiler ile bağlantısıda bu yüzdendir. ama anadoludaki aleviler, şiilerden çok farklı bir gelişim süreci yaşamıştırlar. genel olarak Atatürke ve onun ilkelerine gönülden bağlıdırlar. Sola yatkınlıkları ise dışlanmışlıklarından gelir. eğer bizim o çok 'zeki' ve 'inançlı' sunni kardeşlerimiz alevileri bu kadar dışlamasalardı, k.maraş, çorum ve sivas katliamları gibi katliamları Kuyucu mustafa ve yavuz sultan dan beri devam ettirmeselerdi, 80 darbesi sonrası Türklük-Sunnilik diye bu kadar diretmeselerdi, bu dışlanmışlık ortadan kalkar ve birbirine daha fazla entegre olmuş iki topluluk ortaya çıkardı.
bu yüzden aleviler toplumun dışlanmış kesimini oluşturan kişilerdir. dini boyutuyla değerlendirirsek, aleviler elbetteki müslümanlığın bir parçasıdır. ibadetleri, oruçları ve inaçlarında sunnilerle aynı amacı taşırlar. iki grupta aynı tanrıya inanırlar ve ona ibadet ederler. muhammedi ve kuranı kabul ederler. kökeni itibarı ile namazda kılarlardı. 'dı' diyorum çünkü yeni kuşaklar bunu pek yaşatmıyorlar. ama örneğin benim dedem evinde 5 vakit namazını kılardı. camiye gitmemesinin nedeni ise Ali'den kaynaklı değil ancak onu öldüren insanların düşünce sistemlerinin bugün bile devam etmesinden kaynaklıydı. bir gün camide hoca vaaz verirken aleviler sünnet olmaz deyince benim dedemde açıp göstererek, alevilerinde muslüman olduğunu anlataya çalışmış ve bu olaydan sonrada birdaha camiye gitmemişti. ayrıca bugün çevremde 40 yaşını geçen birçok alevi kuranı arapça öğrenmek için çeşitli kurslara gitmeye başladılar. yani lafın kısası alevilerde müslümanlığın bir parçası ve onlarında farz ve sunnet kavramları sunnilerden çokta farklı değil. tarihsel olarakta Muaviye ve Ali arasında yüzük olayından sonra ayrışan iki grup yezidin, Alinin oğulları Hasan ve Hüseyini kerbelada öldürmesi üzerine keskinleşmiş ve bu güne kadarda gelmiştir. bu güne kadar elbetteki o grup aynı kalmamış ve yaşadıkları coğrafyaya göre değişime uğraışlardır. bu yüzden hataydaki arap alevileri ve irandaki fars kökenli şiiler mülümanlığa ve kurana daha sıkı bağlanmışken anadoludaki türk ve kürt alevileri daha batılı bir gelişme yaşamış, modernizme ayak uydurmuş ve bu yüzdende dini bağlarını zayıflatmışlardır. son olarak ise bence kimsenin başkasının inacı üzerinden yorumlar yapması ve onu inancına göre yargılaması tam bir saçmalıktır. aleviliğe hakaret eden sunni kardeşlerimiz, müslümanlıktaki, allahla kul arasına girilmeyeceği ilkesini unutarak bence kendi inançlarını ayaklar altına alıyorlar. bu sözüm aynı şekilde davranan aleviler içinde geçerlidir. bağnazlığı bence kimsenin inancı onaylama, ancak saygı ve sevgi sanırım her iki tarafın inancında önemli yeri olan bir kurumdur.
bu bir dünya görüşüde olamaz inanç türüde. Basitleştirdikçe basitleştirmişler. İndirgedikçe basitleşmişler. İnanan sayısınında fazla olması düşündürücü acaba neden? ben saçmalık olarak görüyorum. İsteyen varsa ayrıntılı bir şekilde tartışırız. Allah' a emanet olun
alevi, islam ekolleri içinde baktığında, Muaviye ve Hz Ali diye ayrılan iki anlayıştan ikincisini seçiyorum demektir. eğer 'ben vecibeleri yerine getiren ehli sünnet bir müslümanım ama alevi değilim' diyorsanız, otomatikman eMevi olursunuz......oysa peygamberimizin sünneti falan derler ama aslında olay bu. vecibeler dediklerinin çoğu muaviye'den sonra çıkan kurallardır... ..... Allah'ın Kuran'ına tutunun derim ben, hz Ali yaşasa öyle derdi... Muaviye yaşasa demezdi.
Biz müslümanlar olarak en son gelen Peygamberimiz olan Hz.Muhammed'e(s.a.v) inanırız.Tabiki kendisini sevdiğimiz kadar Ehlibeyitide sevmeleyiz.Biz onun izinde yolunda yürümeliyiz.ikinci plana atılamaz(haşa) .Onu değilde ailesinden veya başka birini Dinimiz lideri olarak göremeyiz Küfüre gireriz İnkar etmiş oluruz dinden çıkarız.(tövbe) Benim alevilik hakkında bildiklerime göre Güsul abdesti almazlarmış.orucu aşure ayında tutarlarmış.hatta sünnet olan namazları kılmazlar imiş. biz yeter ki Allahın varlığına birliğine inanalım Peygamberlerine inanalım Saf bir aşkla Allaha olan ibadetimizi yapalım onu şüphesiz Cenabı Allah kabul eder.Ama bile bile bazı dini vecibeler değiştirilemez..
aleviliğin ne olduğunu alevi arkadaşların anlatması daha doğru olcak bende merak ediyorum bazı şeyleri.şu ana kadar tanıdığım alevilerin arasında inanç açısından çok farklılıklar gördüm.yani sünnilerdede var elbet farklılık ama.aynı zamanda ben alevi ve ateistim diyen bir arkadaşımıda hatırlıyorum.bu ne demek hiç çözemedim
Aleviliğin tanımı şimdiye değin akademik çevrelerde dıştan, genellikle de mezhep kaygısı güdülerek yapıldı. Popülist tanımlamalarda ise siyasi kaygılar şiddetle etkili oldu. Tanımın gerçekle bütünleşebilmesi için Alevilerin kendilerini nasıl ifade ettiklerinden yola çıkmak gerekir.
Aleviler, kendilerini yazılı kaynaklarında nasıl tanımlıyorlar? Bu sorunun cevabı, Alevi kavramının aydınlatılmasında en önemli ipucunu sunar.
Bütün bu kaynaklar tarandığı zaman çıkan Alevilik tanımı şudur: Alevilik “MUHAMMET ALİ YOLU”dur.
Alevi yazılı kaynaklarının en önemlisi, bu mezhebin ilmihali olarak hazırlanan Buyruk'lardır. Anadolu'da ve Balkanlar'daki Aleviler arasında değişik yazmaları bulunan buyruklar, Aleviliği en yalın biçimde Muhammet-Ali Yolu olarak tanımlar. Bu tanım şiire, menakıpnamelere, vilayetnamelere bu biçimde yansır.
“Alevi” sözcüğü, tarih içinde daha çok “Ali evladından olanlar”ı yani “Seyyidler”i anlatmak için kullanılmıştır. Örneğin, Emevi yönetimine isyan eden Kufeliler için İbn Hallikan, Alevi diyor (İbn Kesir, c.10, s.63)
Harun Reşit, 782 yılında Ali soyundan gelen (Talibi) İbrahimoğlu Hasan'ı öldürtmek isterken Vezir Yakub'a, “Şurada bir Alevi var, onun hakkından gel! ” diyor. (İbn Kesir, c.10, s.248)
833'te ölen Halife Memun, vasiyetinde, kardeşi Mutasım'a, “Alevilere iyi davran. İyilik yapanların iyiliğini kabul et, kötülük yapanları bağışla ve onlara maaş ver.” demişti (İbn Kesir, c.10, s. 473)
9. Yüzyıl'da Mazanderan'da Aleviler bulunduğu vurgulanırken, bunların Alevi vatandaşlar değil, Hazreti Ali soyundan gelenler olduğu anlaşılmakta idi. Eski tarih kaynaklarında bu sözcük genelde yukarıdaki anlamda kullanılıyordu.
Bu sözcük zaman içinde hem Ali evladından olanları hem de onlara bağlı kitleleri anlatmaya başladı.
Anadolu'daki Alevi kitleler için resmi Osmanlı kaynaklarında Alevi nitelemesi kullanılmıyordu. Çünkü, Alevi sözü, Ali'ye bağlı, onun yolunda giden anlamına geliyor, bu da onlara dinsel bir saygıyı zorunlu kılıyordu. Osmanlı Sünni yönetimi Alevi kitlenin ideolojik desteğini kırmak için Alevi nitelemesini kullanmazken Alevilerin temsilcileri bu sıfatı 16. Yüzyıl'da açık açık kullanıyorlardı. Örneğin Sivas'ta 1550'ler dolayında asılan Pir Sultan Abdal, bir şiirinde şöyle diyor: “Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş/ Hüseyniyem Aleviyem ne dersin”
Şah İsmail'in askerlerinin 12 dilimli kızıl renkli külah takmaları yüzünden, Osmanlı, kızılbaş sözcüğünü bunlar için kullanıyordu. Anadolu'daki Aleviler de Şah İsmail'e sevgi duydukları için kızılbaş sözcüğü hakaret/kötüleme için kullanılmaya başlanmıştı. Pir Sultan Abdal, bu kötülemele karşı Alevi kitlenin tepkisini böyle ortaya koymaktadır.
Pir Sultan Abdal'dan bir yüzyıl sonra, Alevilerin Yedi Ulular diye andığı ozan kümesinde olan Kul Himmet, açık açık Alevi kimliğini dile getirir:
“Cümle bir mürşide demişler beli(evet) / Tesbihleri (duaları) Allah-Muhammed-Ali/Meşrebi Hüseyni ismi Alevi/ Muhammet Ali'ye çıkar yolları.”
Aslında yukarıdaki dörtlükte Aleviliğin tanımı, felsefesi, ilkeleri, kaynağı ve duruş tarzı açıkça ortaya konmaktadır: Tanım: Muhammet Ali yolu. Felsefesi: El ele El Hakk'a ilkesinden (Hazreti Muhammet'e ilk Müslümanların yaptığı Hudaybiye biatinden –kabul ediş– ilham alarak) yola çıkarak bir öndere (mürşide) bağlılık ve Allah-Muhammet-Ali ilkesini temel almak. Kaynak: Muhammet-Ali: Hazreti Muhammet'in risaleti ve Ali'nin velayeti; bunların iç içeliği. Duruş tarzı: Hüseyince... Yani zalime baş eğmemek.
16. Yüzyıl'ın sonlarında yaşadığı sanılan Derviş Mehmet yine Kızılbaşlığı açıkça savunan ozanlardandır: “Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş/ Bahçede açılan gül de kırmızı/ İncinme ey gönül ne derse desin/ Kuran'ı derc eden dil de kırmızı”
18. Yüzyıl'da Bolulu Dertli, Hüseyin aşkına ve Kerbela hatırına kendisini kesmiş ve kızılbaşlığını yiğitçe haykırmıştır. Kızılbaşlığa sahip çıkmak, bir onur ve bir duruş olarak Alevi kitle içinde saygınlık/hayranlık kazanma yolu olmuştur.
İran'daki Türkmenlerle çıkar çatışmasına girene kadar Osmanlı yönetimi Alevi kitleler için küfür ve hakaret içeren açıklamalar yapmıyordu. Çünkü bu kitle Gaziyan-ı Rum denilen Anadolu Gazileri'nin tabanını oluşturuyordu. Balkanların ele geçirilmesinde Gaziyan-ı Rum, örgütlü Osmanlı ordusundan daha etkili oluyordu. Çünkü, bu kesimin içinde yer alan Alevi babaları (dedeler) Hıristiyan ikliminde serbest felsefe ile İslam'ı yayıyor ve Balkanların yoksulları, ezilmişleri Kızılbaşlık kanalından Müslüman oluyordu.
Osmanlının kuruluş dönemlerinde, Anadolu'daki aşırı Alevi kitleleri anlatmak üzere “Işık taifesi” kullanılan terimlerden birisi idi. Bunun yanı sıra “Torlak”, “Abdal” “Kalender”, “Etrak”, “Terakime” gibi ifadeler de dikkat çekmektedir. “Etrak'in Türk'ün” çoğulu olduğu dikkate alınırsa, Alevilerle Türklerin bir zamanlar eşleştirildiği bile anlaşılır. Zaten, Osmanlı Devleti'nde Alevilere karşı kıyım hareketi başlatıldığında, saraydaki devlet adamları ve aydınlar, Anadolu'daki Türk nüfusu, “Etrak-i bi idrak: İdraksiz, akılsız Türkler” diye aşağılıyordu. 16. Yüzyıl'a doğru bu kesimleri anlatmak için “Rafızi (Sapkın) ” terimi kullanılmaya başlanmıştı. Saray alimlerince, dinsizleri anlatmak için kullanılan “mülhid” sözcüğünün hedefi de genelde Alevilerdi.
Daha sonra devreye kızılbaş nitelemesi girdi ve Rafızi veya mülhidle anlatımın keskinleştirilmesi gereken yerlerde devletin tarihçileri bu terimi kullanmaya başladılar.
Günümüzde tartışılan konulardan birisi de Alevi ile Sünni'nin evlenip evlenemeyeceğidir.
Bu konudaki olumsuz önyargı, diğerleri gibi geçmişte oluşmuştur. Osmanlı Devleti'nin iki halk kesimini birbirine düşürmek için devlet kanalıyla uydurduğu yalan, Türk toplumunun sosyal hayatına büyük darbe vurmuştur. Devletin oyununa gelen Sünniler Alevileri dinsiz, ahlaksız görmeye başladılar ve onlardan uzaklaştılar. Aleviler de onlara Yezit dedi ve horladı. Böylece kız alıp verme bitti. Aleviler, kızlarını Sünnilere verirlerse Alevi olduklarının anlaşılacağını biliyorlardı. Bu yüzden Alevi-Sünni evliliğini de mezhebe aykırı gibi görmeye başladılar. Evliliği engelleyen siyasal nedenler böylece dinselleşti.
Cumhuriyet kurulup eğitim yaygınlaştıktan sonra Aleviler, Sünnilerden kız almaya başladılar. Bu konuda Alevi kesimin duyduğu hiçbir rahatsızlık yoktur.
Gel gör ki Aleviler, Sünni aileye kız vermek niyetinde değiller. Bu tür evlilikler az ve ailelerin isteği dışında olan evlilikler.
Günümüzde bu evliliklerin yaygınlaşmasının önünde bazı engeller var:
Birincisi, Sünni kesimde, Aleviler için varolan olumsuz önyargı. Bir Alevi kızının Alevileri dinsiz, ahlaksız, pis sayan Sünni aileye gelin gitmesi, orada zamanla ciddi bir sorun yaşanacağını gösterir.
İkincisi, kız alacak ailenin düşünce ve demokrasi anlayışı... Alevi kızları, nisbeten daha özgür bir ortamda yetişmektedir. Bu kızların gittikleri evlerde baskı altına alınması da ortaya problemler çıkartır. Alevi kızı alacak ailenin, öncelikle Alevi gerçeğini kabul etmesi ve önyargılarından kurtulması gerekiyor. Kısacası, sosyal ve kültürel ortam uygun olursa bu tür evliliklerde bir kusur yoktur.
Anlaşılacağı gibi, günümüzde Alevi-Sünni evliliğinin önündeki sorun dinsel değildir, psikolojik, sosyolojik ve demokratik bir sorundur. Bu sorun da toplumun eğitilmesi ve demokratik eğitimin yaygınlaştırılması ile aşılabilir.
mezhebimin sünni olmasına reğmen beni sünnilerden daha çok seven, herşeylerini paylaşan insanlar... ayrıca herkesin kişiliğinden, yüreğinden şüphe edersem ki alevilerden asla şüphe etmem...yıllarımın geçtiği, beraber her yaz nevşehir de hacı bektaşı veli şenliklerine katıldığımız ve bana 3 gün çadırlarında yer açan melekler onlar.. iddia ediyorum.. asık mahzuni serif dinleyenden zarar gelmez...
Bazı kimseler özelikle ve kasten sadece ve sadece çıkarları için Aleviliği ateistlik,islamiyet öncesi kültür,muhaliflik kavramlarına yaklaştırmaya çalışıyor.Yaptıkları çalışmalar Alevi toplumundan karşılık bulamayıcında hemen saldırganlaşıyorlar.Genelde TV ler bu tip insanlara prim tanırken, gerçek Alevi ocakzadelerini,dedelerini göz ardı ederek bu tip insanlara hizmet ediyorlar. Bu tip propagandacı kişiler sadece tenkit ile görüşlerini açıklamaya çalışmaktadırlar.Alevilere karşı taraf olarak sundukları sunnileri kötüleyip onun üzerinden İslami kötülüyorlar,sonrada Aleviler islamın içinden değillerdir diyorlar çünkü Aleviler iyidir gibilerinden gaz verici cümleler.Temel amaç toplumda belli bir eşitliği paylaşamayan Alevileri kullanarak Türkiye üzerinde baskı oluşturmak. Bunun içinde sunilik üzerinden İslama,sunni sağcılığı üzerindende Türkiye'ye saldırıyorlar. Ama Aleviler bu oyuna gelmemişlerdir. Alevilerin ve Alevi önderlerinin sahip olduğu entellektüel birikim buna engel olmuşlardır.
Sunni toplumun bilinç altına yerleştirilmiş yanlış bilgilerde aslında bu kişilere fırsat vermektedir.Doğruları ve gerçekleri öğrenmek istemeyen sunni toplumu Alevileri sürekli tenkit ederek kendinden uzaklaştırmakta, bu tip kişilere hizmet etmektedir. Yapılması gereken Alevilerin İslamı yaşayış şekline saygı duymaktır.Çünkü sünni şekilciliğinin bir dayanağı yoktur. Zaten önemli olanda şekil değil özdür.Çünkü İslam ibadet tabanlı bir din değil İMAN esas olan bir dindir.Allah'a iman ve Peygamberi olan Muhammed Mustafa'ya olan inanç özdür.O yüzdendir ki kelime-i şahadet getirmeyen müslüman olamaz.
Alevi diyince aklıma gazi olayları geliyor,ateist düşünce geliyor,köylere yaptıkları ama doğru dürüst gitmedikleri cem evleri geliyor. Ayrıca dış tahrikcilere kürt'ler gibi kanmayan,kültürlü,konuştugun zaman anlaşabileceğin,özme öz TÜRKMEN olan Türkiye'nin vazgeçemiyeceği asli unsur oldukları geliyor.Onun içinde, aykırı düşünen alevi kardeşlerimizi bu ülkede bu bayrak altında beraberce mücadeleye davet diyorum. (Maddeye tapmak ateist olmaktan daha tehlikelidir)
Alevi Ali evi demektir.Bu mezhebin kurucusu 6.İmam İmam Caferi Sadık'ın büyük oğlu İsmail'dir. Ama bu inanç yolunun Anadolu'da çeşitli dinsel, toplumsal, ekonomik, siyasal olaylardan etkilenerek,daha derin bir içerik kazanmıştır. Alevi olan ateist olamaz ateist olan Alevi olamaz. Hangi Kafasız ateistin hem Alevi'yim hem de ateistim dediğini çok merak ediyorum.
İnanç yolların hepsinde (her dinden) bir veya daha fazla yaratıcıya tapma vardır.Ateistlik ise dini inaçları redderek materyalize yönelir.Yani sonuçta bir ateistin hiçbir dini olgu ile iç içe olması mümkün değildir.
Ülkemizdeki ateistler, materyalistler,dönekler kendi sapkınlıklarını Alevilere maletmek için mi Aleviyim diyorlar merak ediyorum. Bu tip insancıklar yüzünden bazı örümcek kafalılarda işte siz busunuz diyerek imansız kafiri Alevilerin önüne arguman olarak koymaktadır. İlginç insanlar topluluğu Türkiye işte.
biz aleviyiz ALLAH-MUHAMMET-ALİ diyenlerdeniz yobazın tuttuğu orucu tutsak yobazın kıldığı namazı kılsak yobazın verdiği zekatı alsak zaten aleviyiz demeyiz kardeşler
bi de kardeşmişiz sivasta marasta gazide ümraniyede çorumda kanımı içmek için sırada bekleyen insanlarla nasıl kardeş olurum ben...
hadi oradan
hadi oradan....
(sözüm bütün sunnileri kapsamıo tabiii gerici yobazlar)
vay be ben aleviyim megersem bilmediğim ne kadar cok sey varmıs
ama sadece sunu söyleyim o kusbeyinli bilimsel bakıslı arkadas aleviliği carpıtmak için elinden geleni yapmıstır
kendisini alevi die tanımlamıs o alevi deildir arkadaslar
sadece provakatör o kadar
ALEVİLİK KELİME OLARAK HZ.MUHAMMEDİN SOYUNDAN GELENLERE DENIR.
AMA ALEVI DEMEK BUTUN INSANLARI SEVEN DIN,DİL,RENK OLARAK AYIRMAYAN,VATANINI,VE DEVLETINI SEVEN GEREKIRSE BAYRAK İCİN CAN VEREBILECEK NAMUSLU DÜRÜST YALANSIZ DUNYA MALINA TAPMAYAN ALLAH HZ.MUHAMMED, HZ.ALİ AŞKIYLA YANAN GERÇEK GÜZELLİGİN GÖNÜL GÜZELLİGİ OLDUGUNU BİLEN GÖNÜL DOSTU OLAN HERKES ALEVIDIR. AYRICA ALEVI DEMEK BÜTÜN ALLAH TARAFINDAN İNMİŞ DİN VE KITABLARI KABUL EDEN ONLARA SAYGIYLA YAKLASAN AYDIN DEMOKRAT İLERİ GÖRÜSLÜ MEDENİ KADINIYLA ERKEGIYLE ESİTLİGE İNANAN HELAL YİYEN GENEL AHLAK KURALLARINA RİAYET EDEN SAYGISINI SEVGISINI GÖSTEREN YOLU HZ. ALİ YE VARAN
ELİNE, DİLİNE, BELİNE SAHIP OLABILECEK IRADEDE OLAN
AŞKI MUHABBET VE DEM OLAN İNANCI YÜREGİNDE OLAN İNSANI YARADANDAN DOLAYI SEVEN HERKES ALEVİDİR.
Alevilerin inandigi ALI ile Islamiyeteki ALI ayni degil ISA da MUSA da ALI idi
Alevilik noktası Türkiye halkı için önemini korurken Türkiye halkının bir kısmı İslam emperyalizminin kucağında ne arıyor?
İslam din adına bir Arap emperyalizmi peşinde iken buna alet olan sözde aydınlarmıza ne demeli?
Salon sosyalistleri, masa başı aydınları halkımzın deve çobanlarının kirli emellerine alet edilmesine nasıl da goz yumuyor. Evet bu içler acısı duruma karşı en ufak bir kıpırdama yerine kendileri bile insanlık düşmanı bu çağdışı kültür veya inancın basit bir aleti olmayı gönüllüce kabul eden sözde ilerici parti ve kuruluş yanlısı kuru kalabalık yapma dışında bir yeteneği olmayan salon devrmcilerine bin yazık! ! ! ! !
Gerçek nedir?
1- ALEVILIK GERICILIK DEGILDIR; GERICILIGIN SEMBOLU OLAN ISLAMIN ICINDE OLAMAZ.
2- ALEVILIK ZATEN ISLAMDAN COK COK ONCE VARDI. NUVELERI ESKI ZERDUST VE YAHUDI DINLERI ILE BAGLANTILIDIR.
3- ALEVILIK TAMAMIYLA MEZOPOTAMYA UYGARLIKLARININ DEVAMIDIR.
Islam dini icine sokulma cabalari Aleviligin en buyuk dusmani bir caba olarak gorulebilinir.
Sayin arkadaslar; Alevilik gelinen noktada artik kendine sahip cikmalidir. Osmanli Turk takiminin onu Islamin icine sokma faaliyetlerine karsi cikmalidir.
Alevilerin cahil kesimlerinin kandirilmalarina karsi cikmanin zamani gelmistir.
Biz Aleviler olarak kendi kimligimize sahip cikmali, halkimizin dunyanin en geri ideolojisine suruklenmesine karsi cesaretli adimlar atmaliyiz.
Islam denilen halk dusmani ideolojiye karsi amansiz bir mucadele baslatmaliyiz.
Alevilik ileriye gitmeli, geriye degil!
Islam demek barbarlik demektir. Col ve deveden baska bir sey tanimayan, demokrasi ve kultur dusmani musluman cahilliginin disina cikmak artik kacinilmaz bir gorev olarak onumuzde durmaktadir.
Akkoyunlu hukumdarliginin Dersim istilasi ile yayilan sii islamdan korunmak icin ALEVILER ALI yi bir maske olarak kullanmislardir.
Ornegin ALEVILER kurana inanmamakla birlikte cenazelerinde kuran okutmalari da bir maskedir.Islamiyetle ALI ile ISA arasindaki benzerlik dusundurucudur.Alevilikteki Mistik inanclarin anlamlarini anlayabilmek yani SIR ri anlayabilmek 40 lar cemindeki SIR da yatar.40 lar cemindeki Her sozde bir anlam vardir.
Aleviler kendilerini ne turk ne kurt ne de Musluman olarak gorur Yalnizca ALEVI olduklarini idda ederler. Alevi inanc ve Gelenekleri Eski Israil Ogularina Dayanir Bakiniz Kitabi Mukades Bible
Muslumanligin BES (5) sarti vardir.zekat vermenin disinda biz Aleviler Muslumanligin bes sartindan hic birini yerine getirmiyoruz ve bundan dolayi da bizler zaten muslumanligin disindayiz.Ne bizim kendimizi zorluyarak kendimizi muslumanliga dahil etmemiz gerekir, nede muslumanlar bizi buna mecbur (onlar insani herseye mecbur edebilirler) edebilirler.Bizler ne kadar Muslumanliktan uzak olursak ALLAH`a ve INSANLIGA o kadar yakin oluruz,bu da bizim varligimizin esas gerekcesi olmali.
Müslümanlıkta namaz var. Alevilikte niyaz ve cem. Müslümanlıkta, Allah gökte aranır. Aleviler muminin kalbinde… yani insanda arar. Alevilikte, “insan eksik bir tanrı,Tanrı ise mükemmel bir insandır”. İyiliğide kötülüğüde yapan insandır. “Ne ararsan sen senden ara” sözü boşuna söylenmemiştir. Müslümanlıkta ölünce cennet ve cehennem vardır. Alevilikte cennet ve cehennem bu dünyadadır. Bunu merhum Ozan Mahzuni Şerif şu dizesiyle tanımlar: 'gidip gelmeyen bir yer yok yık benim için” der. Müslümanlıkta öldükten sonra diriliş vardır. Alevilikte, kişi sağlığında yaptığı hizmet oranında öldükten sonra, insanlar arasında anılır, manevi bazda yaşatılır. Pir Sultan’lar, Eba Müslüm’ler, Nesimi’ler, Seyid Rıza’lar ve daha dünmüş gibi aramızdan ayrılan Ozan Mahzuni Şerif’ler gibi… Ayrıca Alevilikte, musaiplik ve eline, beline, diline sahip olma düstürü vardır. Birde günümüzde modern toplumlarda yargılama aşamasında baş vurulan Juri’nin yerini Alevilerde daha geniş halk mahkemeleri mevcuttur cemlerde. Orda verilen en ağır ceza, toplum içinde toplumla ilişkisi kesilir. Kişi yaşarken ölü sayılır halkın nazarında
Alevilerin atalari Mezopotamya bölgesinde yaşıyorlardı. Tek dinleri Zerdüşlük’tü. Toprak, hava, su ve ateşi kutsuyorlardı. Daha sonraları Zerdüşlük’ten esinlenerek Aleviliği benimsediler.
Alevilik, birçok dinin iyi yönlerini almış kendi felsefesinde yoğurmuş, ona kendince bir biçim vermiş. Çağın şartlarına göre kendini yenilemiş, kardeşliği, hoşgörüyü, insancılığı ön pilana almış bir yaşam biçimidir. Günümüzde ise: Yoksulluğun, ezilmişliğin, zülmün, soygunculuğun olmadığı, eşit paylaşımın olduğu, herkesin kardeşçesine yaşadığı, tabiatın tahrip edilmediği bir dünya yaratma mücadelesidir Alevilik.
640 yılında İslam orduları komşu ülkelere sefere başladılar. Ya İslamlığı kabul edecektin, ya da şimdi olduğu gibi göç edecektin. İslamlığı kabul etmeyen 300 bin suçsuz insan kılıçtan geçirilerek öldürüldü..
Müslümanlığı kabul etmeyen Aleviler göç etmek zorunda kalmışlar. Bu gün Alevi köylerin %90’nı verimsiz, yol geçmez dağ yamaçlarındadır. Gerçek nedeni ise: düzeni yönlendirenler, onlara yaşama hakkı tanımadıklarıdır. İbadet ederlerken bile, biri görür diye köyün dışına nöbetçi dikerlerdı cemlerinde… ulaşım adresim
PATİ[email protected]
HARAMİ[email protected]
bence alevilerin bazıları iyidi severim ama bazıları. bence cok bos. cunku kurmuslar cem evi diye aptalca bir yer yalandan yere kadın - erkek birarada ibadet ettiklerini sanıyolar. hz ali yi peygamberimizden ustun goren mahluklar bile var.
öncelikle 'türkçü'ye yanıt olarak diyebilirim ki 'konuşmayı biliyorsan konuş, örnek alsınlar, bilmiyorsan sus da adam sansınlar'. öyle hakaret etmekle olmuyor bu işler. eğerki adam gibi bir müslüman olsaydın zaten herkesin inancına saygı duymayı bilirdin.
ayrıca bir ayrımada vurgu yapamak istiyorum. alevilik bir inanış biçimidir. türklük veya kürtlük ise kanbağı ile gelen bir etnik konudur. alevilerin türkmü, kürtmü, arapmı, olduğunu tartışmak bence bu yüzden anlamsız bir konu. müslümaklık gibi. etnik ve dini kimlikleri birbirinden ayırmak gerekir.
neyse konumuz başka, aleviliği tanımlamak gerçekten zor birşey. her kes kendisine göre bir anlam yüklemiş ve ona inanıyor. işin güzel tarafıda bu zaten. benim aleviliği öğrendiğim kişi bana aleviliği anlatırken 'yüreğine ve beynine sığmayan hiçbir şeyi kabul etmezsin bu inançta' diye anlatmıştı. bu yüzden aleviliğin tanımı bireyden bireye değişebilir.
ama kesin olan bazı şeyler var. alevilik Ali'den gelmektedir. şiiler ile bağlantısıda bu yüzdendir. ama anadoludaki aleviler, şiilerden çok farklı bir gelişim süreci yaşamıştırlar. genel olarak Atatürke ve onun ilkelerine gönülden bağlıdırlar. Sola yatkınlıkları ise dışlanmışlıklarından gelir. eğer bizim o çok 'zeki' ve 'inançlı' sunni kardeşlerimiz alevileri bu kadar dışlamasalardı, k.maraş, çorum ve sivas katliamları gibi katliamları Kuyucu mustafa ve yavuz sultan dan beri devam ettirmeselerdi, 80 darbesi sonrası Türklük-Sunnilik diye bu kadar diretmeselerdi, bu dışlanmışlık ortadan kalkar ve birbirine daha fazla entegre olmuş iki topluluk ortaya çıkardı.
bu yüzden aleviler toplumun dışlanmış kesimini oluşturan kişilerdir.
dini boyutuyla değerlendirirsek, aleviler elbetteki müslümanlığın bir parçasıdır. ibadetleri, oruçları ve inaçlarında sunnilerle aynı amacı taşırlar. iki grupta aynı tanrıya inanırlar ve ona ibadet ederler. muhammedi ve kuranı kabul ederler. kökeni itibarı ile namazda kılarlardı. 'dı' diyorum çünkü yeni kuşaklar bunu pek yaşatmıyorlar. ama örneğin benim dedem evinde 5 vakit namazını kılardı. camiye gitmemesinin nedeni ise Ali'den kaynaklı değil ancak onu öldüren insanların düşünce sistemlerinin bugün bile devam etmesinden kaynaklıydı. bir gün camide hoca vaaz verirken aleviler sünnet olmaz deyince benim dedemde açıp göstererek, alevilerinde muslüman olduğunu anlataya çalışmış ve bu olaydan sonrada birdaha camiye gitmemişti. ayrıca bugün çevremde 40 yaşını geçen birçok alevi kuranı arapça öğrenmek için çeşitli kurslara gitmeye başladılar. yani lafın kısası alevilerde müslümanlığın bir parçası ve onlarında farz ve sunnet kavramları sunnilerden çokta farklı değil.
tarihsel olarakta Muaviye ve Ali arasında yüzük olayından sonra ayrışan iki grup yezidin, Alinin oğulları Hasan ve Hüseyini kerbelada öldürmesi üzerine keskinleşmiş ve bu güne kadarda gelmiştir. bu güne kadar elbetteki o grup aynı kalmamış ve yaşadıkları coğrafyaya göre değişime uğraışlardır. bu yüzden hataydaki arap alevileri ve irandaki fars kökenli şiiler mülümanlığa ve kurana daha sıkı bağlanmışken anadoludaki türk ve kürt alevileri daha batılı bir gelişme yaşamış, modernizme ayak uydurmuş ve bu yüzdende dini bağlarını zayıflatmışlardır.
son olarak ise bence kimsenin başkasının inacı üzerinden yorumlar yapması ve onu inancına göre yargılaması tam bir saçmalıktır. aleviliğe hakaret eden sunni kardeşlerimiz, müslümanlıktaki, allahla kul arasına girilmeyeceği ilkesini unutarak bence kendi inançlarını ayaklar altına alıyorlar. bu sözüm aynı şekilde davranan aleviler içinde geçerlidir. bağnazlığı bence kimsenin inancı onaylama, ancak saygı ve sevgi sanırım her iki tarafın inancında önemli yeri olan bir kurumdur.
sana tek bir soru kızılkilise misin kızılbaşmısın. Aleviliğin şartları neler kitabı nedir. Kitabın neresinde farzları ve sünnetleri yazılyor
misyonizm
bu bir dünya görüşüde olamaz inanç türüde. Basitleştirdikçe basitleştirmişler. İndirgedikçe basitleşmişler. İnanan sayısınında fazla olması düşündürücü acaba neden? ben saçmalık olarak görüyorum. İsteyen varsa ayrıntılı bir şekilde tartışırız.
Allah' a emanet olun
alevilik aliye allaha tapmaktır
müslümanliklan bi alakasi olmayan bi inanc türü....
Anadoludaki Aleviler yüzyıllardır kendi özbenliklerini koruyan içine kapanık olarak yaşayan en saf Türk milletidir..
türkiyenin en saf türkleridir...
alevi anadoluda olusan saman kulturunun devamidir.
ayrica butun turkler alevidir,
aleviler durüst herzaman haklının, ezilenin, yardıma muhtaç insanların yanıda olan insanlardır.gerçek musluman olan kişilerdir.
Taraf toplama hevesinde olan yırtıcıların gözünde, mâsumane kutsal ceylan.. :)
inancını -şekilcilikten uzak- son derece mütevazi / samimi yaşayan çağdaş insan..
Gençlikleri şu anda büyük bir çıkmazın içerisinde..
Mükemmel derecede, ateist, deist vb...inanç akımlarına kendilerini kaptırıyorlar..
Tabi dolar karşılığı hıristıyanlığı seçenlerde çabası..
alevi, islam ekolleri içinde baktığında, Muaviye ve Hz Ali diye ayrılan iki anlayıştan ikincisini seçiyorum demektir. eğer 'ben vecibeleri yerine getiren ehli sünnet bir müslümanım ama alevi değilim' diyorsanız, otomatikman eMevi olursunuz......oysa peygamberimizin sünneti falan derler ama aslında olay bu. vecibeler dediklerinin çoğu muaviye'den sonra çıkan kurallardır...
..... Allah'ın Kuran'ına tutunun derim ben, hz Ali yaşasa öyle derdi... Muaviye yaşasa demezdi.
Biz müslümanlar olarak en son gelen Peygamberimiz olan Hz.Muhammed'e(s.a.v) inanırız.Tabiki kendisini sevdiğimiz kadar Ehlibeyitide sevmeleyiz.Biz onun izinde yolunda yürümeliyiz.ikinci plana atılamaz(haşa) .Onu değilde ailesinden veya başka birini Dinimiz lideri olarak göremeyiz Küfüre gireriz İnkar etmiş oluruz dinden çıkarız.(tövbe) Benim alevilik hakkında bildiklerime göre Güsul abdesti almazlarmış.orucu aşure ayında tutarlarmış.hatta sünnet olan namazları kılmazlar imiş.
biz yeter ki Allahın varlığına birliğine inanalım Peygamberlerine inanalım Saf bir aşkla Allaha olan ibadetimizi yapalım onu şüphesiz Cenabı Allah kabul eder.Ama bile bile bazı dini vecibeler değiştirilemez..
ben....
aleviliğin ne olduğunu alevi arkadaşların anlatması daha doğru olcak bende merak ediyorum bazı şeyleri.şu ana kadar tanıdığım alevilerin arasında inanç açısından çok farklılıklar gördüm.yani sünnilerdede var elbet farklılık ama.aynı zamanda ben alevi ve ateistim diyen bir arkadaşımıda hatırlıyorum.bu ne demek hiç çözemedim
İbadet etme şekillerine saygı bekleyen toplum öğesi kişi...
Alevi Kavramı
Aleviliğin tanımı şimdiye değin akademik çevrelerde dıştan, genellikle de mezhep kaygısı güdülerek yapıldı. Popülist tanımlamalarda ise siyasi kaygılar şiddetle etkili oldu. Tanımın gerçekle bütünleşebilmesi için Alevilerin kendilerini nasıl ifade ettiklerinden yola çıkmak gerekir.
Aleviler, kendilerini yazılı kaynaklarında nasıl tanımlıyorlar? Bu sorunun cevabı, Alevi kavramının aydınlatılmasında en önemli ipucunu sunar.
Alevi yazılı kaynakları şunlardır:
1- BUYRUK'lar, 2- Sözlü kültürden yazılı kültüre aktarılan Alevi halk ozanlarının dinsel şiirleri 3- Menakıpnameler, 4- Vilayetnameler, 5- Cenknameler, 6- Tarihler –İslam Tarihi–
Bütün bu kaynaklar tarandığı zaman çıkan Alevilik tanımı şudur: Alevilik “MUHAMMET ALİ YOLU”dur.
Alevi yazılı kaynaklarının en önemlisi, bu mezhebin ilmihali olarak hazırlanan Buyruk'lardır. Anadolu'da ve Balkanlar'daki Aleviler arasında değişik yazmaları bulunan buyruklar, Aleviliği en yalın biçimde Muhammet-Ali Yolu olarak tanımlar. Bu tanım şiire, menakıpnamelere, vilayetnamelere bu biçimde yansır.
“Alevi” sözcüğü, tarih içinde daha çok “Ali evladından olanlar”ı yani “Seyyidler”i anlatmak için kullanılmıştır. Örneğin, Emevi yönetimine isyan eden Kufeliler için İbn Hallikan, Alevi diyor (İbn Kesir, c.10, s.63)
Harun Reşit, 782 yılında Ali soyundan gelen (Talibi) İbrahimoğlu Hasan'ı öldürtmek isterken Vezir Yakub'a, “Şurada bir Alevi var, onun hakkından gel! ” diyor. (İbn Kesir, c.10, s.248)
833'te ölen Halife Memun, vasiyetinde, kardeşi Mutasım'a, “Alevilere iyi davran. İyilik yapanların iyiliğini kabul et, kötülük yapanları bağışla ve onlara maaş ver.” demişti (İbn Kesir, c.10, s. 473)
9. Yüzyıl'da Mazanderan'da Aleviler bulunduğu vurgulanırken, bunların Alevi vatandaşlar değil, Hazreti Ali soyundan gelenler olduğu anlaşılmakta idi. Eski tarih kaynaklarında bu sözcük genelde yukarıdaki anlamda kullanılıyordu.
Bu sözcük zaman içinde hem Ali evladından olanları hem de onlara bağlı kitleleri anlatmaya başladı.
Anadolu'daki Alevi kitleler için resmi Osmanlı kaynaklarında Alevi nitelemesi kullanılmıyordu. Çünkü, Alevi sözü, Ali'ye bağlı, onun yolunda giden anlamına geliyor, bu da onlara dinsel bir saygıyı zorunlu kılıyordu. Osmanlı Sünni yönetimi Alevi kitlenin ideolojik desteğini kırmak için Alevi nitelemesini kullanmazken Alevilerin temsilcileri bu sıfatı 16. Yüzyıl'da açık açık kullanıyorlardı. Örneğin Sivas'ta 1550'ler dolayında asılan Pir Sultan Abdal, bir şiirinde şöyle diyor: “Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş/ Hüseyniyem Aleviyem ne dersin”
Şah İsmail'in askerlerinin 12 dilimli kızıl renkli külah takmaları yüzünden, Osmanlı, kızılbaş sözcüğünü bunlar için kullanıyordu. Anadolu'daki Aleviler de Şah İsmail'e sevgi duydukları için kızılbaş sözcüğü hakaret/kötüleme için kullanılmaya başlanmıştı. Pir Sultan Abdal, bu kötülemele karşı Alevi kitlenin tepkisini böyle ortaya koymaktadır.
Pir Sultan Abdal'dan bir yüzyıl sonra, Alevilerin Yedi Ulular diye andığı ozan kümesinde olan Kul Himmet, açık açık Alevi kimliğini dile getirir:
“Cümle bir mürşide demişler beli(evet) / Tesbihleri (duaları) Allah-Muhammed-Ali/Meşrebi Hüseyni ismi Alevi/ Muhammet Ali'ye çıkar yolları.”
Aslında yukarıdaki dörtlükte Aleviliğin tanımı, felsefesi, ilkeleri, kaynağı ve duruş tarzı açıkça ortaya konmaktadır: Tanım: Muhammet Ali yolu. Felsefesi: El ele El Hakk'a ilkesinden (Hazreti Muhammet'e ilk Müslümanların yaptığı Hudaybiye biatinden –kabul ediş– ilham alarak) yola çıkarak bir öndere (mürşide) bağlılık ve Allah-Muhammet-Ali ilkesini temel almak. Kaynak: Muhammet-Ali: Hazreti Muhammet'in risaleti ve Ali'nin velayeti; bunların iç içeliği. Duruş tarzı: Hüseyince... Yani zalime baş eğmemek.
16. Yüzyıl'ın sonlarında yaşadığı sanılan Derviş Mehmet yine Kızılbaşlığı açıkça savunan ozanlardandır: “Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş/ Bahçede açılan gül de kırmızı/ İncinme ey gönül ne derse desin/ Kuran'ı derc eden dil de kırmızı”
18. Yüzyıl'da Bolulu Dertli, Hüseyin aşkına ve Kerbela hatırına kendisini kesmiş ve kızılbaşlığını yiğitçe haykırmıştır. Kızılbaşlığa sahip çıkmak, bir onur ve bir duruş olarak Alevi kitle içinde saygınlık/hayranlık kazanma yolu olmuştur.
İran'daki Türkmenlerle çıkar çatışmasına girene kadar Osmanlı yönetimi Alevi kitleler için küfür ve hakaret içeren açıklamalar yapmıyordu. Çünkü bu kitle Gaziyan-ı Rum denilen Anadolu Gazileri'nin tabanını oluşturuyordu. Balkanların ele geçirilmesinde Gaziyan-ı Rum, örgütlü Osmanlı ordusundan daha etkili oluyordu. Çünkü, bu kesimin içinde yer alan Alevi babaları (dedeler) Hıristiyan ikliminde serbest felsefe ile İslam'ı yayıyor ve Balkanların yoksulları, ezilmişleri Kızılbaşlık kanalından Müslüman oluyordu.
Osmanlının kuruluş dönemlerinde, Anadolu'daki aşırı Alevi kitleleri anlatmak üzere “Işık taifesi” kullanılan terimlerden birisi idi. Bunun yanı sıra “Torlak”, “Abdal” “Kalender”, “Etrak”, “Terakime” gibi ifadeler de dikkat çekmektedir. “Etrak'in Türk'ün” çoğulu olduğu dikkate alınırsa, Alevilerle Türklerin bir zamanlar eşleştirildiği bile anlaşılır. Zaten, Osmanlı Devleti'nde Alevilere karşı kıyım hareketi başlatıldığında, saraydaki devlet adamları ve aydınlar, Anadolu'daki Türk nüfusu, “Etrak-i bi idrak: İdraksiz, akılsız Türkler” diye aşağılıyordu. 16. Yüzyıl'a doğru bu kesimleri anlatmak için “Rafızi (Sapkın) ” terimi kullanılmaya başlanmıştı. Saray alimlerince, dinsizleri anlatmak için kullanılan “mülhid” sözcüğünün hedefi de genelde Alevilerdi.
Daha sonra devreye kızılbaş nitelemesi girdi ve Rafızi veya mülhidle anlatımın keskinleştirilmesi gereken yerlerde devletin tarihçileri bu terimi kullanmaya başladılar.
Alevi Sünni Evliliği
Günümüzde tartışılan konulardan birisi de Alevi ile Sünni'nin evlenip evlenemeyeceğidir.
Bu konudaki olumsuz önyargı, diğerleri gibi geçmişte oluşmuştur. Osmanlı Devleti'nin iki halk kesimini birbirine düşürmek için devlet kanalıyla uydurduğu yalan, Türk toplumunun sosyal hayatına büyük darbe vurmuştur. Devletin oyununa gelen Sünniler Alevileri dinsiz, ahlaksız görmeye başladılar ve onlardan uzaklaştılar. Aleviler de onlara Yezit dedi ve horladı. Böylece kız alıp verme bitti. Aleviler, kızlarını Sünnilere verirlerse Alevi olduklarının anlaşılacağını biliyorlardı. Bu yüzden Alevi-Sünni evliliğini de mezhebe aykırı gibi görmeye başladılar. Evliliği engelleyen siyasal nedenler böylece dinselleşti.
Cumhuriyet kurulup eğitim yaygınlaştıktan sonra Aleviler, Sünnilerden kız almaya başladılar. Bu konuda Alevi kesimin duyduğu hiçbir rahatsızlık yoktur.
Gel gör ki Aleviler, Sünni aileye kız vermek niyetinde değiller. Bu tür evlilikler az ve ailelerin isteği dışında olan evlilikler.
Günümüzde bu evliliklerin yaygınlaşmasının önünde bazı engeller var:
Birincisi, Sünni kesimde, Aleviler için varolan olumsuz önyargı. Bir Alevi kızının Alevileri dinsiz, ahlaksız, pis sayan Sünni aileye gelin gitmesi, orada zamanla ciddi bir sorun yaşanacağını gösterir.
İkincisi, kız alacak ailenin düşünce ve demokrasi anlayışı... Alevi kızları, nisbeten daha özgür bir ortamda yetişmektedir. Bu kızların gittikleri evlerde baskı altına alınması da ortaya problemler çıkartır. Alevi kızı alacak ailenin, öncelikle Alevi gerçeğini kabul etmesi ve önyargılarından kurtulması gerekiyor. Kısacası, sosyal ve kültürel ortam uygun olursa bu tür evliliklerde bir kusur yoktur.
Anlaşılacağı gibi, günümüzde Alevi-Sünni evliliğinin önündeki sorun dinsel değildir, psikolojik, sosyolojik ve demokratik bir sorundur. Bu sorun da toplumun eğitilmesi ve demokratik eğitimin yaygınlaştırılması ile aşılabilir.
mezhebimin sünni olmasına reğmen beni sünnilerden daha çok seven, herşeylerini paylaşan insanlar... ayrıca herkesin kişiliğinden, yüreğinden şüphe edersem ki alevilerden asla şüphe etmem...yıllarımın geçtiği, beraber her yaz nevşehir de hacı bektaşı veli şenliklerine katıldığımız ve bana 3 gün çadırlarında yer açan melekler onlar..
iddia ediyorum.. asık mahzuni serif dinleyenden zarar gelmez...
Bazı kimseler özelikle ve kasten sadece ve sadece çıkarları için Aleviliği ateistlik,islamiyet öncesi kültür,muhaliflik kavramlarına yaklaştırmaya çalışıyor.Yaptıkları çalışmalar Alevi toplumundan karşılık bulamayıcında hemen saldırganlaşıyorlar.Genelde TV ler bu tip insanlara prim tanırken, gerçek Alevi ocakzadelerini,dedelerini göz ardı ederek bu tip insanlara hizmet ediyorlar. Bu tip propagandacı kişiler sadece tenkit ile görüşlerini açıklamaya çalışmaktadırlar.Alevilere karşı taraf olarak sundukları sunnileri kötüleyip onun üzerinden İslami kötülüyorlar,sonrada Aleviler islamın içinden değillerdir diyorlar çünkü Aleviler iyidir gibilerinden gaz verici cümleler.Temel amaç toplumda belli bir eşitliği paylaşamayan Alevileri kullanarak Türkiye üzerinde baskı oluşturmak. Bunun içinde sunilik üzerinden İslama,sunni sağcılığı üzerindende Türkiye'ye saldırıyorlar.
Ama Aleviler bu oyuna gelmemişlerdir. Alevilerin ve Alevi önderlerinin sahip olduğu entellektüel birikim buna engel olmuşlardır.
Sunni toplumun bilinç altına yerleştirilmiş yanlış bilgilerde aslında bu kişilere fırsat vermektedir.Doğruları ve gerçekleri öğrenmek istemeyen sunni toplumu Alevileri sürekli tenkit ederek kendinden uzaklaştırmakta, bu tip kişilere hizmet etmektedir.
Yapılması gereken Alevilerin İslamı yaşayış şekline saygı duymaktır.Çünkü sünni şekilciliğinin bir dayanağı yoktur.
Zaten önemli olanda şekil değil özdür.Çünkü İslam ibadet tabanlı bir din değil İMAN esas olan bir dindir.Allah'a iman ve Peygamberi olan Muhammed Mustafa'ya olan inanç özdür.O yüzdendir ki kelime-i şahadet getirmeyen müslüman olamaz.
Vatana birşey olsa vatanını korumak için en önde gidecek topluluklarından biri.
Alevi diyince aklıma gazi olayları geliyor,ateist düşünce geliyor,köylere yaptıkları ama doğru dürüst gitmedikleri cem evleri geliyor. Ayrıca dış tahrikcilere kürt'ler gibi kanmayan,kültürlü,konuştugun zaman anlaşabileceğin,özme öz TÜRKMEN olan Türkiye'nin vazgeçemiyeceği asli unsur oldukları geliyor.Onun içinde, aykırı düşünen alevi kardeşlerimizi bu ülkede bu bayrak altında beraberce mücadeleye davet diyorum.
(Maddeye tapmak ateist olmaktan daha tehlikelidir)
Alevi Ali evi demektir.Bu mezhebin kurucusu 6.İmam İmam Caferi Sadık'ın büyük oğlu İsmail'dir. Ama bu inanç yolunun Anadolu'da çeşitli dinsel, toplumsal, ekonomik, siyasal olaylardan etkilenerek,daha derin bir içerik kazanmıştır.
Alevi olan ateist olamaz ateist olan Alevi olamaz. Hangi Kafasız ateistin hem Alevi'yim hem de ateistim dediğini çok merak ediyorum.
İnanç yolların hepsinde (her dinden) bir veya daha fazla yaratıcıya tapma vardır.Ateistlik ise dini inaçları redderek materyalize yönelir.Yani sonuçta bir ateistin hiçbir dini olgu ile iç içe olması mümkün değildir.
Ülkemizdeki ateistler, materyalistler,dönekler kendi sapkınlıklarını Alevilere maletmek için mi Aleviyim diyorlar merak ediyorum. Bu tip insancıklar yüzünden bazı örümcek kafalılarda işte siz busunuz diyerek imansız kafiri Alevilerin önüne arguman olarak koymaktadır. İlginç insanlar topluluğu Türkiye işte.