Kültür Sanat Edebiyat Şiir

ahmet kabaklı sizce ne demek, ahmet kabaklı size neyi çağrıştırıyor?

ahmet kabaklı terimi Tarhan Tekelioglu tarafından 13.06.2003 tarihinde eklendi

  • Kerem Kurter
    Kerem Kurter 31.10.2011 - 19:44

    Yeni türk edebiyat'ı ve Türk şiiri üzerine araştırmaları olan bilim adamıdır.Kitapları halen üniversitelerde okutulmaktadır.

  • Adem Armağan
    Adem Armağan 31.03.2011 - 07:30

    Allah rahmet eylesin.Çok güzel eserleri vardı.

    İSLAM'I YAŞAMAK

    Durmayın! engelleri aşıp geçin,
    İslam'ın özgür dünyasını seçin.
    İslam'ı yaşa,iş düşüyor başa,
    İslam düşmanlarına,olma maşa!

    Filistinde insanlar acımasızca ölüyor!
    İslam ülkeleri gafletle seyrediyor!
    İsrail yahudisi vahşete doymuyor,
    Mazlumun duası kabul olmuyor.

    Adem Armağan

  • Osman Kabacaoğlu
    Osman Kabacaoğlu 23.08.2008 - 11:50

    Sağlığında,yazılarını zevkle okuduğum büyük yazar.Hocaların hocası.Mekanı cennet olsun.Allah rahmet eylesin

  • Ufuk Dalkılıç
    Ufuk Dalkılıç 22.08.2008 - 17:53

    Hocaların hocası...Yeri doldurulamayacak bir şahsiyet.....

  • Nevzat Hayal
    Nevzat Hayal 17.02.2008 - 02:43

    Türk basınının 'şeyh-ül muharriri,dosdogru, dimdik milliyetci muhafazakar adam gibi adamdi

  • Hikmet Kaan Dursun
    Hikmet Kaan Dursun 30.09.2007 - 08:34

    TÜRK -İSLAM DAVASInın edebiyat ve sosyoloji kolundaki en büyük şahsiyet...
    Efendi kibar ve ilim irfan sahibi bir büyüğümüzdü...
    Cocukluğuma denk geldi...
    ALLAH rahmet eylesin..

  • İsmail Efe Dikyol
    İsmail Efe Dikyol 18.08.2007 - 09:34

    bilgili ve olgun bir insandı yazılarını severek okurdum ALLAH RAHMET EYLESİN..

  • Bahtinur Cano
    Bahtinur Cano 15.08.2007 - 16:37

    ' Mabet ve millet' günümüze ve bütün çağlara hitap eden eseri.

  • Bahtinur Cano
    Bahtinur Cano 15.08.2007 - 16:36

    Türk`ü islamdan ayrı düşünemiyorum diyen, milliyetçi muhafazakar bir yazarımız. mekanı cennet olsun.

  • Yılmaz Derin
    Yılmaz Derin 28.07.2007 - 17:41

    bizim mahalledeki kömür satış noktasının saahibi ve elemanıydı da battı,sattı dükkanı.

  • Nedim Erdem
    Nedim Erdem 17.05.2007 - 21:04

    'HİÇ KIZMAYAN ÖĞRETMEN' NEDİM TAKTAK 'IN OKULUNU TANIYALIM:
    ŞEYHULMUHARRİRİN AHMET KABAKLI İ.Ö.OKULUNDA EĞİTİMCİ-YAZAR NEDİM TAKTAK 2002 YILINDAN BU YANA ÇALIŞMAKTADIR VE BİR ÇOK BAŞARILI PROJEYE İMZA ATMIŞTIR.
    KİTAP VE OKUMA AŞKINI VERMEYE ÇALIŞAN SAYIN TAKTAK; 'GELENEKSEL ALTIN ÖDÜLLÜ KİTAP OKUMA YARIŞMALARI' İLE DE ÜNLÜDÜR.
    ARANIZDA DERS ÇALIŞMAYI SEVMEYEN VAR MI VE GEREÇEK MÜFETTİŞ VELİDİR KİTAPLARI YANINDA İLK KİTABI OLAN HİÇ KIZMAYAN EĞİTİM CAMİASINCA YAKINDAN BİLİNMEKTEDİR.
    AYRICA http://www.hickizmayanogretmen.com sitesi ile eğitime rehber ve kaynak olarak ışık tutmaktadır.

    AHMET KABAKLI İLKÖĞRETİM OKULU VE TARİHÇESİ
    1994 yılında dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın direktifleriyle
    İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı olarak Erdoğan BAYRAKTAR’ın Genel Müdürlüğünde KİPTAŞ kurulmuştur.
    KİPTAŞ Genel Müdürü İsmet YILDIRIM döneminde, İkitelli Başakşehir 4.Etap 1.Kısım konutlarıyla birlikte
    01.03.1999 tarihinde okul binasının yapılmasına başlanmıştır. 01.06.2001 tarihinde tamamlanarak
    28.06.2001 tarihli valilik onayıyla açılması uygun görülmüştür.
    Okulumuza Türk edebiyatının ustalarından Ahmet Kabaklı’nın adı verilerek, 2001-2002 Eğitim öğretim yılında,
    “Ahmet Kabaklı İlköğretim Okulu” olarak, eğitim öğretime açılmıştır.
    Başakşehir’in Küçükçekmece İlçesine bağlı olması nedeniyle, Küçükçekmece İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne
    bağlı olarak eğitim öğretime devam ederken, Başakşehir 4.Etap’ın mahkeme kararıyla Esenler’e verilmesi
    üzerine de, Esenler İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı olarak eğitim-öğretime devam etmektedir.

    OKULUMUZUN ÖZELLİKLERİ
    Okulumuz A-B-C bloklar ve çok amaçlı salonla birlikte toplam 4 bloktan oluşan betonarme bir yapıdır.
    Pencereleri PVC ve ısıcamlıdır. Isınma sistemi kaloriferlidir. 10370 m2’lik arsa alanının 3171 m2’si bina oturma
    alanı ve 8960 m2’lik bina kullanım alanına sahip olup, 7200 m bahçe alanı bulunmaktadır.



    KULLANIM DURUMU

    Okulumuzda bulunan derslik, oda, bölüm ve alanlar aşağıda belirtildiği gibidir;

    Derslik Sayısı : 55 Anasınıfı Dersliği : 3 İşliklil: 1
    İdari Oda Sayısı : 5 Fen Laboratuarı : 1 Kütüphane : 1
    Öğretmenler Odası : 2 Bilgisayar Lab. : 2 Kantin : 1
    Rehberlik Servisi : 3 Dil Laboratuarı : 1 Kooperatif : 1
    Memur odası : 1 Teknoloji Lab. : 1 Baskı Odası : 1
    Hizmetli Odası : 1 Resim Dersliği : 1 Çok Amaçlı Salon : 1
    Aile Birliği Odası : 1 Müzik Odası : 1 Toplantı Salonu : 1
    YÖNETİM VE ÖĞRETMEN KADROSU

    Okul Müdürü (REMZİ KOCAKAYA) , 1 Müdür Baş Yardımcısı (RAMAZAN ENİŞ) , 3 Müdür Yardımcısı (EMİNE GÜL,ENVER TUNCAY,RAMAZAN AYAN) , 6 Okul Öncesi Öğretmeni, 74 Sınıf Öğretmeni, 74 Branş Öğretmeni ve 3 Rehber Öğretmen bulunmaktadır.
    EĞİTİM – ÖĞRETİM DURUMU

    Ahmet Kabaklı İlköğretim Okulu, 1.Kademede 74, 2.Kademede 36, Okul Öncesinde de 6 şube sayısı ve ortalama 4700 öğrenci mevcuduyla eğitim-öğretime devam etmektedir.

  • Halil Severcan
    Halil Severcan 06.04.2007 - 18:27

    Ahmet Kabaklı milli ve manevi yönden oldukça güçlü bir yazardır. Çeşitli gazetelerde makalaler yazmıştır. Türk edebiyatı iziminde 3 ciltlik eserinin yanısıra basılmışbir çok eseri vardır. Evinide Türk Edebiyat vakfına hibe etmiştir.

  • Serdar Numan Canbeldek
    Serdar Numan Canbeldek 07.02.2007 - 15:32

    Türk Edebiyatına çok büyük hizmetleri dokunmuştur.Emsali olmayan 'TÜRK EDEBİYATI' isimli eserleri ile gelecek kuşaklara Türk Edebiyatını tanıtan bir başyapıt yazmıştır.

  • İsmail Çınar
    İsmail Çınar 17.09.2006 - 11:44

    kabak tadı vermişti

  • Şeyda Yiğit
    Şeyda Yiğit 03.09.2006 - 17:19

    ,
    Allah rahmet eylesin...Düşünce iklimlerinde dolaşırken adını ve ürettiklerini topluma maledebilmeyi başarmıştır.

  • Racemate
    Racemate 16.08.2006 - 16:07

    Gakgoş Diyarı ELAZİZ in muhterem bir şahsiyeti...

    Toprağı Bol olsun......

  • Orhan Oktem
    Orhan Oktem 28.07.2006 - 05:08

    türkün gecmisini gelecege tasiyan bir deha

  • Ahmet Akkoyun
    Ahmet Akkoyun 24.06.2006 - 00:16

    Edebiyatta edeb'i hatırlatıyor

  • Nekre Guyane
    Nekre Guyane 10.03.2006 - 19:30

    Türk edebiyat vakfı kurucusu. Senelerce Türk edebiyatına hizmet etti. Mekanı cennet olsun.

  • Murat Boydak
    Murat Boydak 07.02.2006 - 12:14

    Gülmeyi

  • Nasih Selim Arzuman
    Nasih Selim Arzuman 03.12.2005 - 17:44

    şeyhül muharririn ünvanlı devletini ve milletini seven gazeteci.Yazılarını hep zevk ve merakla okumuşumdur.Allah rahmet eylesin.

  • Merve Koçak
    Merve Koçak 17.09.2005 - 23:31

    allah rahmet eylesin mekânın cennet olsun...
    nasihatlerin kulağıma küpe olsun inşaallah...

  • Oguzcan Demir
    Oguzcan Demir 01.04.2005 - 23:01

    Ahmet Kabaklı

    1924 yılı mayıs ayında Elazığ Harput’un Göllübağ’ında doğdu.Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur.Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti.Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksek tahsilini tamamladı.

    Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi.Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969) . Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960) . 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974’de emekliye ayrıldı.Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975) .Türk Edebiyatı Cemiyeti Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin yönetmenliğini yaptı.MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi.

    1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı.1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan bu yana da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı.8 Şubat 2001 tarihinde İstanbul’da öldü.

    ESERLERİ
    Kültür Emperyalizmi, Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Mehmet Akif, Yunus Emre,Mevlana, Bizim Alkibiaadis,Ecurufya,Sohbetler 1-2, Temellerin Duruşması,Güneydoğu Yakından,Şiir İncelemeleri, Doğudan Doğuş,Türk Edebiyatı 1-3

    HAKKINDA YAZILANLAR

    Şeyhü’l Muharririn Ahmet Kabaklı
    Mahmut Çetin

    1924 yılı Mayıs ayında Elazığ Harput’da doğdu.Harput Sarayhatun Camii imamlığı yapan Ömer Efendi ile Münire Hanım’ın oğludur.Çocukluğu Harput yakınlarında Göllübağ denilen bölgede geçti. Hep bir Harput hasretlisi olarak yaşadı.Elazığ Numune Mektebi’nde ilk tahsiline başlayan (1931) Kabaklı, orta ve lise tahsilini Elazığ’da yaptı.1944 yılında İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu parasız yatılı imtihanını kazanarak İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nde yüksek tahsilini tamamladı.

    Öğretmenlik Yılları
    Diyarbakır ve Manisa Lisesi’nde edebiyat öğretmeni olarak çalıştı.1956 sonbaharında bir yıllık eğitim stajı için MEB tarafından Paris’e gönderildi.Dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsü edebiyat öğretmenliğine tayin edildi (1958-1969) . Bu arada Aydın’da iken başladığı Ankara Hukuk Fakültesi’ni bitirdi (1955-1960) . 1969’dan itibaren İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu’nda öğretim üyesi olarak çalıştı.1974’de emekliye ayrıldı.Daha sonra Türk Musikisi Devlet Konservatuarı’nda edebiyat dersleri verdi (1975) .

    Yazı Hayatı
    1956 yılında Tercüman gazetesinin fıkra yarışmasını iki kişiyle birlikte kazandı ve aynı gazetede yazı hayatına başladı.1957’den 1990 yılına kadar Tercüman gazetesinde, 1990’dan 2000 yılı sonuna kadar da Türkiye gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. “Gün Işığında” köşesinde değerli makaleleri ile ışık saçtı. Türkiye’ye Türk Milletine ve Türkçeye aşık olup, çok seviyordu. Ve ömrünü bu değerlere hizmet için harcadı. Kalemiyle 54 yıl hizmet etti. arkasında ciltler dolusu eser, makale, şiir ve sohbet ile derin izler bıraktı. Bir ömür emek vererek ülkesine hizmet etti.

    12 Eylül 1980 öncesinde terörün Türkiye'yi teslim almak için dört koldan saldırdığı bir hengamede, bazı zenginler memleketi terk ederken Kabaklı Hoca, toplumumuzun değer yargıları için mücadele veren bir insandı.

    Şeyhül Muharririn
    MEB ve sivil toplum kuruluşları tarafından Ahmet Kabaklı’ya 1997 yılında Şeyhül Muharririn payesi verildi.

    Ahmet Kabaklı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu
    Hocalık yaptığı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu’na Mehmet Sağlam'ın Milli Eğitim Bakanlığı'nda ismi verilmişti. Ne yazık ki bir sonraki yönetim, 'Ahmet Kabaklı' adını oradan kaldırdı.Ama cenazesindeki kalabalık, bu asil milletin O’nu sevdiğinin ve minnet duygusunun tezahürüdür.

    Türk Edebiyatı Vakfı
    Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı ve Türk Edebiyatı Dergisi’nin genel yönetmenliğini yaptı. Sohbetten aldığı hazzı belki hiçbir şeyde duymazdı.
    Sohbet düşkünlüğünden dolayı Türk Edebiyatı Vakfı'nda sohbet toplantıları tertiplerdi. Bu güzellik 30 yıl sürdü. Türk Edebiyat Vakfı’da 30 yıl her hafta Çarşamba günü açık oturum ve konferanslarla Türk ve İslâm Dünyasının meselelerini gündeme getirdi.Türk Edebiyatı Vakfındaki Çarşamba sohbetleri tatlı bir hatıra olarak kaldı.

    Rahmetli Ahmet Kabaklı çok sevdiği eşini Kadir Gecesi’nde kaybetmişti. Önce eşi Meşkure Hanım girdi ahiret kapısından. Ondan hemen sonra da Kabaklı Hoca. 8 Şubat 2001... Ahmet Kabaklı’nın ameliyatla bir kat daha saflaşan kalbi, dakik bir saat gibi 14.00'te durdu. Türkçe'ye, Türkiye'ye ve Türk insanına aşkla bağlıydı, hiçbir olumsuzluk onu Büyük Türkiye idealinden döndüremedi.

    Eserleri
    Türk Edebiyatı (5 cilt) , Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Kültür Emperyalizmi, Bürokrasi ve Biz, Mehmed Akif, Yunus Emre, Mevlâna, Mubayyelat-ı Aziz Efendi, Bizim Alkibiyades, Ecurufya, Ejderha Taşı, Nedim, Temellerin Duruşması, Sohbetler, Sultanü’ş Şuarâ ve Şiir İncelemeleri...

  • Bugrahan Karaoglu
    Bugrahan Karaoglu 08.03.2005 - 10:18

    Şeyhül Muharririn..çok büyük kayıp çok..Nur içinde yatsın.

  • Erhan Taşkıran
    Erhan Taşkıran 30.09.2004 - 14:05

    Yıllardır bana öğretilen tarihin koca bir 'yalan' olduğunu bana öğreten şahsiyet...
    (Gerçeğini oğrenmek isteyen varsa: Temellerin Duruşması, Ahmet Kabaklı...)
    OSAV da (Osmanlı Araştırmaları Vakfı) görevliydi son yıllarda, yanlış hatırlamıyorsam...

    Nur içinde yatsın...

  • Yusuf Ortasu
    Yusuf Ortasu 22.08.2004 - 05:24

    allah rahmat eylesin,inşallah analar nice kabaklı lar doğurur,kendisini türklüğe adamış ve ömrü boyunca türk dernek ve vakıflarınde memleket için hizmetler vermiş çok değerli bir şahsiyetti...

  • Ahmet Şirikçi
    Ahmet Şirikçi 27.02.2004 - 14:39

    insan yaşarken degilde gittigi zaman kiymeti biliniyor.

  • Ahmet Şirikçi
    Ahmet Şirikçi 27.02.2004 - 14:36

    allah rahmet eylesin emsalini çogaltsın inşallah.bu gibi zatların çogalması millete çok faydalı olur.

  • Dursun Aktas
    Dursun Aktas 27.11.2003 - 11:38

    edebiyatımızın güzide insanlarından edebiyatımıza şaheser bırakmış birisi.

  • Murat Yamtar
    Murat Yamtar 14.06.2003 - 11:06

    bkz:Türk Edebiyatı Vakfı
    www.turkedebiyati.com

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 13.06.2003 - 03:40

    Şeyhülmuharririn Ahmet Kabaklı
    Ahmet Kabaklı, Harput Sarayhatun Camii'nde müezzinlik yapan Kabaklılardan Ömer Efendi ile Pertekli Bölükbaşılardan Münire Hanım'ın oğlu olarak 24 Mayıs 1924 yılında Harput'ta dünyaya geldi. Babasını 1926 yılında daha iki buçuk yaşında iken kaybetti. Babasıyla ilgili hiçbir hatırası olmayan Kabaklı'nın yoksul bir çocukluk ve gençlik devresi başladı.1931 yılında girdiği Elazığ Numune Mektebi'nde ilk ve orta öğrenimini, lise öğrenimini ise, Elazığ Lisesi'nde 1944 yılında tamamladı. Aynı yıl İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunun parasız yatılı imtihanını kazanarak girdiği Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1948 yılında mezun oldu.

    Mezun olduğu yıl Diyarbakır'da öğretmenliğe başladı. Burada görev yaptığı sırada Diyarbakırlılardan çok ilgi ve itibar gördü. O, Diyarbakır'ın verimkâr bir kültür muhiti olduğunu biliyordu.Kendisine Halkevi'nin çıkarttığı Karacadağ dergisinin yöneticiliği verildi. Başta Ziya Gökalp olmak üzere Süleyman Nazif, Cahit Sıtkı gibi Diyarbakır'ın fikir ve edebiyat sahasında yetiştirdiği evlâtlarını hatırlatan toplantılar yaptı. Divan Edebiyatı geceleri düzenledi. Görevi sırasında öğrencileri ve velileri olmak üzere geniş bir Diyarbakırlı kitlesini kendisine bağladı. Böylece orada ciddi bir milliyetçilik havasının esmesini sağladı.

    Diyarbakır'daki görevi iki yıl süren Kabaklı oradan askere gitti. Onu gece geç vakitte uğurlamaya meslektaşları, öğrencileri, halktan sevenleri olmak üzere büyük bir kalabalık geldi. Diyarbakırlıların kendisine karşı gösterdikleri bu saygı ve sevgi onu çok mutlu etti. Askerliğini Manisa'da tamamlayan Ahmet Kabaklı'yı Millî Eğitim Bakanlığı 1951 yılında Aydın Ticaret Lisesine edebiyat öğretmeni olarak tayin etti. Görev yaptığı Aydın'da 1952 yılında Aydınlı Elbir ailesinden, matematik öğretmeni Meşkûre Hanımla tanıştı ve evlendi.

    Hak ve adalet yolunda daha iyi hizmet yapabilmek için hukuk okumak istedi.1955 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'ne kayıt yaptırdı.1 Nisan-1 Mayıs 1956 tarihleri arasında Tercüman gazetesinin açmış olduğu fıkra yarışmasına Ferhat Fırat imzası ve kendisine birincilik getiren 'Üniversitede Münazaralar' başlıklı yazısı dahil beş yazı ile katıldı. Yarışmayı kazanan Kabaklı, aynı zamanda Türkiye'de yarışmayla yazar olan iki kişiden birisi oldu. Bu sırada hâlen Aydın Ticaret Lisesinde Edebiyat öğretmenliğine devam etmekteydi.

    1956 yılının güz döneminde Aydın Ticaret Lisesindeki görevi sırasında Millî Eğitim Bakanlığı tarafından eğitim stajı için bir yıllığına Paris'e gönderildi.1958 yılında Paris'ten dönüşünde İstanbul Çapa Eğitim Enstitüsüne öğretmen olarak atandı.1955 yılında Aydın'da öğretmen olduğu sırada başladığı Hukuk Fakültesi'ni 1959 yılında tamamladı.26 Ekim 1961 tarihinde 4806 sicil numarası ile İstanbul barosu avukatları arasına katıldı. Kısa bir süre avukatlık yaptı. Çapa Eğitim Enstitüsündeki öğretmenliği 1969 yılına kadar sürdü. Buradaki görevine İstanbul Yüksek Öğretmen Okulunda öğretim görevlisi olarak devam etti. Bu görevdeyken 1974 yılında emekli oldu. Daha sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuvarı'nda edebiyat dersi verdi.

    Taner isminde yüksek kimya mühendisi bir oğlu ve iki torunu olan Ahmet Kabaklı,17 Kasım 2000 tarihinde kalbinden rahatsızlandı. Önce Türkiye Gazetesi Hastahanesi Kardiyoloji Servisi'ne kaldırıldı. Burada iki gün yoğun bakımda kaldı. Daha sonra anjiyo yapılması için 20 Kasım 2000'de Florance Nightingale Hastahanesi'ne nakledildi.23 Kasım 2000'de tekrar kontrolden geçirilen Kabaklı, hemen ameliyata alındı. Başarılı bir ameliyatla kalp damarlarından beşi değiştirildi. Ancak yoğun bakım ünitesinde enfeksiyon kaptı. Buradan üç günde çıkması gerekirken yirmi gün yatmak zorunda kaldı. Bu arada Kadir gecesine tesadüf eden 23 Aralık 2000'de 48 yıllık hayat arkadaşı, emekli öğretmen Meşküre Hanım vefat etti. Hastahaneden taburcu edildikten sonra sevgili eşi Meşküre Hanımın mezarını ziyarete gidebildi. Hızla iyileştiği sanıldığı bir sırada akciğer enfeksiyonundan tekrar hastahaneye kaldırıldı.

    Ahmet Kabaklı,8 Şubat 2001 tarihinde Perşembe günü saat 14.20'de Florance Nightingale Hastahanesi'nde Hakkın rahmetine kavuştu.10 Şubat 2001 tarihinde Cumartesi günü tabutuna Türk ve Doğu Türkistan bayrakları sarılı cenazesi Fatih Camii'ne getirildi. Yakınları, öğrencileri ve sevenlerinden oluşan on binlerin katılımıyla öğle namazını müteakip kılınan cenaze namazı sonrası eşi Meşküre Kabaklı'nın yattığı Eyüp Sultan-Piyer Loti'deki aile mezarlığına defnedildi.

    KİŞİLİĞİ

    Ahmet Kabaklı, Cumhuriyetin ilk yıllarının yokluk ve yoksullukları içerisinde geçirdiği çocukluğundan beri hayatın zorluklarını bilen birisi olarak sade ve abartısız yaşadı. O, memleket meselelerinde, yazılarında ve konferanslarında ciddi, özel hayatında inanılmaz derecede şakacı, cana yakın, sevimli, esprili, alçak gönüllü, şen, cömert, sevgi dolu, babacan, merhametli bir insan olarak tanınırdı.

    Yakın çevresi onu Türkçe'ye, Türkiye'ye ve Türk insanına aşkla bağlı, ilim sahibi, araştırmacı, bıkıp usanmadan çalışan, vefalı, yardımsever, merhametli, haklının ve mazlumların yanında olan, halktan kopmayan gerçek aydın, kadirşinas, yeni projeler üretme yeteneğine sahip birisi, kalemini menfaat için kullanmayan, çizgisinde direnen, yürüdüğü yoldan şaşmayan, dünya malına fazla değer vermeyen, bereketli bir fikir pınarı, uzun yıllar fikrini ve kalemini vatan, millet hayrına kullanan bir kahraman, bir mektep adam, haysiyet abidesi, millete ve tarihe malolmuş bir şahsiyet gibi daha birçok özellikleriyle tanımakta ve anlatmaktadırlar.

    Onun şahsiyeti, aile çevresi ve bilhassa annesi Münire Hanımın söylediği ve okuduğu masal, efsane ve türkülerin tesiriyle şekillendi. Annesinden sonra millî duygu ve düşüncelerle onu besleyen ve etkili olan ikinci kadın Türkçe öğretmeni Cemile Hanımdır. Lisede ise hayatının değişmesine vesile olacak edebiyat öğretmeni Cahit Okurer, Fransızca öğretmeni Cemil Meriç, tarih öğretmeni Yahya Pehlivan, matematik öğretmeni Vehbi Güney gibi seçkin ve sahalarında iyi yetişmiş ve etkileyici öğretmenlerin tesirinde kalmıştır.

    Öğrenci olarak girdiği Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Reşit Rahmeti Arat, Ahmet Caferoğlu, Ali Nihat Tarlan, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Mehmet Kaplan'dan dersler aldı. Başta kendisine yakın bulduğu, ağabey gördüğü hocası Prof. Dr. Mehmet Kaplan olmak üzere diğer hocaları onun iyi bir meslekî eğitim almasında ve milliyetçi fikirlerinin gelişmesinde önemli rol oynamışlardır.

    O,20. ve 21. asrın alpereni olarak kalemiyle bütün Türk dünyasında gönüller fethetmiştir. O milleti için, birliğin sembolü olarak gördüğü ve ideallerini süsleyen bir 'alperen' olmak istediğini şöyle ifade etmektedir: 'Benim bugüne kadarki hasretim ve geleceklerde yapmak ve anılmak için özlediğim şey, birçok yazılarımda kendisini anlatmaya çalıştığım alperen ahlâkı, alperen yaşayışı, alperen hürriyeti, milletimin her varlığını kuşatan alperen sevgisidir'. Onun için Alperenlik hasretiyle yiğitliğe sarıldım. Her güzelliğin zaferi için çalışmaktan zevk aldım.... İşte ben, Çanakkale'den Bolayır'a, Rumeli'ye sallarla geçip kırk mübarek atlı ile Üsküb'ün, Belgrad'ın kalelerini alan kahramanlarla birlikte yaşadım'.

    O, Cumhuriyetimizi, millî kültür ve inançlarımızı, bilhassa dilimizi hiçe sayanlara karşı öğrenciliğinde, öğretmenliğinde, yazarlık ve fikir hayatının her safhasında inançla, kararlılıkla kendisi ve milleti adına mücadele etmiştir. O daima inandığı gibi yazmış, dolayısıyla mensubu bulunduğu Türk milletinin, İslâmın, ilmin ve demokrasinin hizmetinde olmuştur.

    Farsça ve Fransızca'yı edebî eserleri tetkik edecek kadar bilen Ahmet Kabaklı, hem doğu, hem batı kültürüne, yetiştiği muhitten ve aldığı meslekî eğitimden dolayı da zengin bir Türk kültürüne sahipti. Başta Anadolu'da olmak üzere dünyanın birçok ülkesinde verdiği konferanslarda, radyo ve televizyon programlarında Türkün kültürünü, sanatını anlatmak için çaba göstermiş, yanık yürekleri serinletmiş ve cesaretlendirmiştir.

    Sevenleri onu, sevgi yüklü olmasından Alperen'e, eserlerinde doğruluğu ve dürüstlüğü anlatmasıyla Yusuf Has Hacib'e, Türk dilinin korunması ve geliştirilmesi için yaptığı mücadele ile Kaşgarlı Mahmud'a, bilgeliği ve otoritesi yönüyle Dede Korkut'a, dünyanın neresinde Türk varsa onların dertleriyle hemhal olmasından dolayı dervişe, gaziye, akıncı beyine, her çağrılan yere gitmesiyle Evliya Çelebi'ye benzetmişlerdir.

    ESERLERİ:

    1) Charles Dickens, Pik Vik'in Maceraları, (Tercüme: Ahmet Kabaklı) , İstanbul 1962.
    2) Kültür Emperyalizmi,3. bs., Ý stanbul 2002.
    3) Müslüman Türkiye,3. bs., Ý stanbul 2002.
    4) Mehmet Âkif,7. bs., İstanbul 1999.
    5) Yunus Emre,6. bs., İstanbul 1991.
    6) Mevlânâ,7. bs., İstanbul 2000.
    7) Ahmet Rasim, Şehir Mektupları I, (Sadeleştirerek yayına hazırlayan: Ahmet Kabaklı) , İstanbul 1971; (M.E.B.) Ankara 1990.
    8) Ejderha Taşı, İstanbul 3. bs., İstanbul 1997. (Eser Azize Ceferzade tarafından 1992 yılında Azeri Türkçesine aktarılmıştır.)
    9) Bizim Alkibiades, İstanbul 1977.
    10) Ecurufya, İstanbul 1981.
    11) Giritli Aziz Efendi, Muhayyelâtı Aziz Efendi, (Sadeleştirerek yayına hazırlayan: Ahmet Kabaklı) , İstanbul 1983.
    12) Sohbetler I-II,2. bs., İstanbul 1991-1992.
    13) Temellerin Duruşması I-II,20. bs., İstanbul 2000.
    14) Güneydoğu Yakından, İstanbul 1990.
    15) Şiir İncelemeleri, İstanbul 1992.
    16) Doğu'dan Doğuş, İstanbul 1993.
    17) Sultanü'ş-Şuarâ Necip Fazıl, İstanbul 1995.
    18) Şair-i Cihan Nedim, İnceleme-Roman-Senaryo, İstanbul 1996.
    19) 19) Türk Edebiyatý , I-5 cilt, Ý stanbul 1966-2001.
    20) Mabet ve Millet,2. bs., Ý stanbul 2002.
    21) Nazý m Hikmet, Ý stanbul 2002.
    22) Temellerin Duruþ masý -2 Gazi ve Atatürkçüler, Ý stanbul 2002.
    23) Alperen, Ý stanbul 2002.
    24) Millete Vurulan Canlý Pranga Bürokrasi, Ý stanbul 2002.

    YAZI HAYATI
    Ahmet Kabaklı'nın yazı hayatı daha 22 yaşında üniversite öğrencisi iken 20 Kasım 1946 tarihinde Son Saat gazetesinde 'Yunus Emre mi Yalan Söylüyor, Gölpınarlı mı? ' başlıklı tenkit yazısıyla başlamıştır.1947 yılından itibaren 'Hareket' dergisinde 'Ayın Hercümerci' başlığı ile polemik, mizah ve hiciv yazıları yazmıştır. Diyarbakır'da öğretmenliği sırasında 'Karacadağ' dergisini yöneten Kabaklı giderek şiir ve yazılarıyla edebiyat camiasında tanınmıştır. Hareket ve Karacadağ dergilerinden başka Bizim Türkiye, Hisar, İstanbul, Çağrı, Türk Folklor Araştırmaları, Kubbealtı Akademi Mecmuası, Mavera, Pınar, Kültür ve Sanat, Türk Edebiyatı gibi dergilerde de şiirler, makaleler yazmaya devam etmiştir.

    Asıl ününü Türk basınında duyuran Ahmet Kabaklı, Son Saat, Tercüman, Yeni Haber ve Türkiye gibi gazetelerde idarecilerin ve geniş halk kitlelerinin dikkatlerini uyandıran kültür hayatımız ile ilgili konularda yirmi binden fazla fıkra ve makale yazmıştır. Tercüman gazetesindeki yazıları önce 'Fıkra Müsabakamızın Birincileri' başlığı altında yarışmayı kazanan diğer iki birinciyle birlikte aynı köşede dönüşümlü yayımlanmıştır. Eğitim stajı yapmak üzere Paris'e gitmesi sebebiyle yazılarını aralıklarla da olsa 'Uzaktan Uzağa' başlığı altında okuyucusuyla buluşturmuştur. Bu ayrılık devresinde gazeteye Paris'ten Paris Notları, Paris Mektupları başlıklarıyla yazılar yazmıştır.

    1959 yılında Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun olmuştur. Avukatlık yapmaya başlamış, tam bu sırada gazete el değiştirmiş ve yeni sahibi Nihat Karaveli kendisinden gazeteye yazmasını istemiştir. Bu teklifi kabul eden Kabaklı, Tercüman'da 1961 yılından itibaren 'Gün Işığında' adlı köşesinde yazmaya devam etmiştir. Tercüman gazetesinin sahiplerinin değiştiği dönemlerde milliyetçi fikirlerinden dolayı zaman zaman sıkıntılar yaşamış, aynı zamanda tam iki sene yazdığı yazılardan hiç para alamamıştır.

    11 Ekim 1961 tarihinde Tercüman'ın ortakları arasına Kemal Ilıcak da girmiştir. Daha sonra Kemal Ilıcak'ın imtiyaz sahibi olmasıyla birlikte diğer kalem arkadaşlarıyla 'memleketi onarma ve kötülerden kurtarma mücadelesi' ne girişmiştir. Gazete milliyetçi-muhafazakâr bir çizgi izlemeye başlamış ve okuyucu sayısı daha da artmıştır. Kabaklı yazılarıyla Türk milletinin bilhassa gençliğinin kalbinde yer etmiştir. Kabaklı, dilimizin, edebiyatımızın ve kültürümüzün önemli meselelerini gazetedeki köşesine taşımıştır.
    1986 yılında Tercüman'daki yazılarına bir müddet ara vermiştir.1986'nın Kasım-Aralık aylarında Yeni Haber gazetesinde yazmıştır. Bu gazetenin yayın hayatı 49 gün sürmüştür. Daha sonra 15 ay gibi bir zaman aralığında gazete yazılarına ara veren Kabaklı, boş durmamış, yakın tarihimizi yorumladığı 'Temellerin Duruşması' ve senaryo olan 'Şair-i Cihan Nedim'i telif etmiştir.1 Şubat 1988 tarihinde tekrar yazmaya başladığı Tercüman'daki yazı hayatı 2 Mart 1991'de son bulmuştur. Kabaklı,19 Mart 1991'den itibaren Türkiye gazetesinde 'Gün Işığında' adlı köşede yazmaya başlamıştır. Bu süre 19 Kasım 2000 tarihine kadar devam etmiştir. Türkiye gazetesindeki son yazısı 'Damda Deve Aranır mı? ' olmuştur.

    Ahmet Kabaklı,1970 yılında Türk milletinin fikir, sanat ve edebiyat sahasında millî çizgiler içerisinde gelişmesine çalışmak ve genç kabiliyetleri desteklemek için zamanın ilim ve fikir hayatının tanınmış kişileri ile birlikte Edebiyat Cemiyeti'nin kurulmasına öncülük etmiştir. Kurucular arasında Nihat Sami Banarlı, Mehmet Kaplan, Oktay Aslanapa, Necmettin Hacıeminoğlu, Samiha Ayverdi, Ekrem Hakkı Ayverdi, İlhan Ayverdi, Tarık Buğra, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Necip Fazıl Kısakürek, Ali Nihat Tarlan, Tahsin Demiray, Muharrem Ergin, Faruk Kadri Timurtaş, Mehmet Çınarlı, Gültekin Sâmancı, Muhittin Nalbantoğlu, Mustafa Necati Karaer, Zeki Ömer Defne, Arif Nihat Asya, İrfan Atagün, Emine Işınsu, Sevinç Çokum, Tahsin Banguoğlu gibi daha birçok siyasetçi, şair ve yazar vardır.

    1978 yılında Türk edebiyatını, sanatını, kültürünü ve bunlara mensup şahsiyetleri tanıtmak ve güçlendirmek gayesiyle Ahmet Kabaklı'nın önderliğinde Meşküre Kabaklı, Rıfat İzzet Çokum, Sevinç Çokum, İskender Öksüz, Emine Işınsu Öksüz, Tahir Kutsi Makal, Süha Burçkin, İrfan Atagün, Halis Akaydın, Cahit Dodanlı ve İsmail Gerçeksöz ün kurucu üyelikleriyle Türk Edebiyatı Vakfı kurulmuştur. Ahmet Kabaklı, vakfın başkanlığına getirilmiş ve bu görevini ölene kadar sürdürmüştür. Kitaplarından bir bölümünü vakfa bağışlayan Ahmet Kabaklı'nın bu eserleri ile vakıf bünyesinde Ahmet Kabaklı Kütüphanesi kurulmuştur.

    Yayın faaliyetine de girişen vakıfta bugüne kadar kırk sekiz adet eser neşredilmiştir. Edebiyat Cemiyeti zamanından beri süren edebiyat, sanat, kültür ve fikir hayatımızın önemli konularının konuşulduğu ve tartışıldığı ve gelenekli hâle gelen Çarşamba Sohbetleri, Türk Edebiyatı Vakfı bünyesinde günümüzde de ilk günlerdeki heyecanıyla geniş dinleyici kitlelerine hizmetini sürdürmektedir.

    Ahmet Kabaklı'nın öncülüğünde çıkartılmaya başlayan ve başyazarlığını yaptığı Türk Edebiyatı dergisi 15 Ocak 1972'den beri yayın hayatına devam etmektedir. Türkiye'nin en uzun soluklu fikir, sanat ve edebiyat dergileri arasında yerini alan Türk Edebiyatı dergisi o öldüğünde 328. sayıya ulaşmıştı. Kabaklı'nın derginin 328 sayısındaki son yazısı 'Saraybosnâdan Mostar'a' başlığını taşımaktadır. Dergi yayın hayatına başladığı günden beri edebiyatta millîlik çizgisini sürdürmektedir.

    Ahmet Kabaklı, Türk Edebiyatı dergisi etrafında toplanan gençlere sahip çıkmış ve günümüzde edebiyat ve kültür hayatımıza hizmet eden genç bir edebiyatçı, şair, yazar grubunun yetişmesine de vesile olmuştur.

    O, Türk fikir, sanat, edebiyat dünyası ve meslek kuruluşları tarafından kararlı ve uzun soluklu, doğru bildiklerini anlatmaktan ve yazmaktan çekinmeyen yönleriyle daima takdir edilmiş ve ödüllendirilmiştir. Aldığı sayısız plâket, şükran belgeleri ve ödüllerden bazıları şunlardır: 'Bürokrasi ve Biz' adlı kitabıyla Millî Kültür Vakfı'ndan Fikir ödülü, günümüzde 20. baskıya ulaşan 'Temellerin Duruşması' adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği'nden, Fikir ödülü; 'Mevlânâ' adlı eseriyle Selçuk Üniversitesi ve Konya Turizm Derneği'nden Edebiyat ödülü, 'Sohbetler I-II' kitaplarıyla Kayseri Yazarlar Birliği'nce Erciyes Dergisi Edebiyat ödülü; Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti Yılın Gazetecisi 1978-1979 Fıkra Dalı Başarı Armağanı ödülü almıştır. Kendisi için en anlamlı ödüllerden birisi de,14 Aralık 1996'da Aydınlar Ocağı'nın önderliğinde,55 gönüllü kuruluşun katkıları ve geniş bir davetli topluluğunun katılımıyla Atatürk Kültür Merkezi'nde verilen 'Şeyhülmuharririn' unvanı olmuştur.

    Kendisine verilen bu paye ile ilgili duygularını Kabaklı, 'sırtımıza giydirilen şeref hırkası, sizden ailemize, torunlarımıza, öğrencilerimize sunulan paha biçilmez bir armağandır' diyerek ifade etmiştir. Bu toplantıda Prof. Dr. Abdülkadir Donuk'un teklifiyle ve dönemin Millî Eğitim Bakanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam'ın söz vermesiyle Kabaklı'nın adı, öğrenim gördüğü ve uzun yıllar hocalık yaptığı Çapa Yüksek Öğretmen Okulu'nun bulunduğu binada hizmet veren Anadolu Öğretmen Lisesi'ne verilmiştir. Ancak daha sonra, yaşamakta olan kişinin ismi müesseselere verilemeyeceği bahanesi ile bu uygulamadan vazgeçilince bu durum Kabaklı'yı çok üzmüştür. Çünkü aynı tarihlerde doğup büyüdüğü ve gelişmesi için çok gayret sarfettiği Elazığ da Anadolu Öğretmen Lisesine kendisinin adı verilmiş olup, bu okul hâlen Kabaklı'nın ismiyle anılmaktadır. Ayrıca Fırat Üniversitesinde bir amfiye de onun adı verilmiştir. Her zaman, yaşayan Türkçe'nin koruyuculuğunu yapan ve engin bilgi birikimiyle dilimizin gelişmesine hizmet eden Ahmet Kabaklı,6 Kasım 1995 tarihinden itibaren Türk Dil Kurumu asil üyeliği de yapmıştır. Sonuç olarak Ahmet Kabaklı,76 yıldan 77 yıla uzanan ömrünün 55 yılını yazarlık ve öğretmenlik yaparak Türk insanına hizmetle geçirmiştir. O milletine ve okuyucusuna karşı sorumluluğu hiç elden bırakmamış, hiç bedbinliğe düşmemiş, okuyucularını de bedbinliğe ve ümitsizliğe düşürmemiştir. Hep öğrenen ve öğreten birisi olarak yaşamıştır.


    Sayfa No: 1

    ----------

    Türk Edebiyatý Vakfý /Türk Edebiyatý Dergisi
    Divanyolu Caddesi Nu: 14 Posta Kodu: 34400 Sultanahmet ISTANBUL
    Tel: (0212) 527 50 32 - 526 16 15 Belgegeçer: (0212) 513 77 49
    E-Posta: turkedebiyati@turkedebiyati.com
    Web Tasarý m: Enter Tasarý m Hizmetleri

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 13.06.2003 - 03:36

    Damda Deve Aranır mı?

    Tasavvuf'un 'fakrı' yaşayan sultanı İbrahim Edhem, tahtında otururken, bir gece sarayının damında iri dev adımlarla dolaşır gibi gürültüler, sallantılar takırtılar duydu.

    Padişahın damında gezmek kimin haddine! İbrahim Edhem de şaşırdı. 'Bu gezenler insan olamaz, peri gezindi her halde' diye düşündü. Ama meraktaydı.

    Derken hiç görülmemiş çehrede adamlar, karşısında belirdiler.

    - Kaybımız var sultanım, onu ararız, dediler

    - Neyinizi kaybettiniz ey güzel kişiler?

    - Develerimizi yitirdik, onu ararız...

    - İyi ama, damda deve arandığını kim görmüştür?

    Hiç görülmemiş çehrede adamlar, işte o zaman taşı gediğine koydular:

    - Peki öyleyse sultanım... Tahtı üzerinde oturup saltanat sürerken Allah'ı arayan adamın, Allah'ı bulduğunu kim görmüştür?

    (Mevlâna, Mesnevî)

    Bu sözden sonra, İbrahim Edhem'i tahtı üzerinde gören olmamıştır. Belki Kafdağı'na gitmiştir, belki alelâde bir su kenarına, hiç bir şeye ihtiyaç duymayan 'fakr'ın son derecesini yaşamıştır. Ancak kendi gözünden ve halkın gözünden ırak olduktan sonra Zümrüdüanka misali, âlemde meşhur olmuştur.

    İbrahim Edhem, tasavvufta, Allah için yapılan, ona kavuşmak için katlanılan büyük feragatin timsalidir. Fakir iken fakrı dervişliği yaşamak belki kolaydır: Ağzını harama sürmemişsin, büyük lezzet, süslü elbise, kuş sütü eksik sofralar, birbirinden güzel cariyeler, bir emrinle ihya olan, öbür fermanınla başı kesilen binlerce insan görmemişsin... Bir de ahlâkın, itikadın, imanın var:

    - Az yemiş, az konuşmuş, malda mülkte hırslı olmamış, iradeni namazla oruçla, çalışma ile güçlendirmişsin... Bu da zor ama, sultan iken yokluğu, yoksulluğu seçmekten çok kolay.

    Tasavvufta bu büyük tecrübeyi, bu büyük feragati yapan hükümdar İbrahim Edhem'dir. Allah yolunda varını yok etmenin son ölçüde kâmil insanıdır. Tasavvufta erişilmez, 'ideal' tip'tir. 'Ders'tir ve ibrettir.

    Bundan ötürü, bütün mutasavvıflar gibi ve Yunus gibi Mevlâna da onu çok sever. Mesnevi'de birçok kıssalar, birçok hikmetler İbrahim Edhem üzerine kurulmuştur.

    İnsan, böyle bir timsale baktıkça düşünür:

    Acaba can vermek, mal vermekten kolay mıdır? Gönlü ve iradesi ile saltanat terketmek o kadar müşkül müdür? Bu olmayacak bir şey midir ki, İbrahim Edhem, esasen bir feragat yolu terk felsefesi, malı mülkü hiçe saymak düşüncesi olan Tasavvuf'un tarihinde, destanında, efsanelerinde bile tektir?

    Neden hakikaten, 'damda deve arar gibi' biz böyle Allah yolunda, iman yolunda, vatan yolunda tac ve tahtından, mal ve mülkünden saltanat ve nüfuzundan feragat etmiş İbrahim Edhem'leri ararız? Çevremizi kurcalayarak, devrimizi silkeleyerek, tarihi kulaçlayarak ararız da yine İbrahim Edhem'lere pek rastlayamayız.

    Aksine, saltanatı, malı mülkü, kudreti ele geçirmek için çılgınlıklar yapanın, kan dökenin, hileye, dalkavukluğa, namussuzluğa bile başvuranın haddi hesabı yoktur.

    Buna karşılık, tatlı canını vermek o kadar kolay mı ki... Can maldan daha az mı değerli ki... Hayrettir canına kıyanlar, intihar edenler, ölmek isteyenler yığın yığın görülmüştür.

    Ayrıca din yolunda, vatan yolunda, tasavvuf 'terîk'inde şehitler, milyonlarcadır. Aşk uğruna ölenler az değildir. Daha basit, daha adi şeyler için, hatta para için ölümü göze alanlar çoktur.

    Ahmet Kabaklı

    Son yazısı (19.11.2000)

  • Tarhan Tekelioglu
    Tarhan Tekelioglu 13.06.2003 - 03:31

    03.05.1958 TERCÜMAN

    IRTICA...

    Ahmet KABAKLI

    Bir memlekette “fikir” olmayinca “fikir hürriyetsizligi”, o da olmayinca softalik, yobazlik meydana gelir. Yaratmiyan, gelismiyen, bir yaraya merhem olmayan her zihniyet geri ve irticaîdir: Yurdun gerçekleri ve ihtiyaçlari karsisinda düsüneceksiniz:

    — Maddi ve mânevi yükselmemiz için ne lâzimdir, ne degildir? Halki yoksulluktan, hastaliktan, ahlâksiz, vicdansiz ve terbiyesiz olmaktan ne kurtarabilir? Iste ileri ve inkilâpçi olmanin düsturu... Bilâkis bizi hürriyetsiz, adaletsiz, düzensiz, ahlâksiz bir toplum olmaya yöneltecek fikir ve davranislari muhakeme ediniz: Iste irticain ve kötülügün teshisi...

    Fikrin kisirlastigi ve kendini açikça gösteremedigi toplumlarda yobazlik hüküm sürer. Diktatörler yobazlara dayanir. Bütün matbuati ve nesriyati tek fikir halinde hizaya getirmedikçe diktatör rahat edemez. Ileri ve hür toplumlarda (kanuna aykiri olmayan) düsünceler itham ve ceza görmeksizin birbirleri ile vurusur ve bundan “barika-i hakikat“ dogar. “Hareket haline gelmis yobazlik” demek olan irticai önleyebilecek tek silâh fikir ve düsünce terbiyesidir.

    Her fikir yeni ve ileri olarak dogar fakat zaman onu geride birakir. Devlet veya âdet baskisi ile onu oldugu gibi ayakta tutmaya çalisirsaniz hür fikri söndürmüs, yobazligi, taassubu desteklemis olursunuz... Bir memlekete maddiyat da lâzimdir mâneviyat da. Millî yükselise din baska sekilde hizmet eder, ilim ve teknik baska sekilde.

    — Bunlardan ikisi de gereklidir. Ikisine de muhtaciz. Ikisinin de islâhi ve yücelmesi yolunda elden geleni yapmaliyiz... derseniz yobaz olmayan, iyi terbiye görmüs bir kafaniz var demektir.

    Ama bizim beyler böyle mi yapiyor? Hayir, körükörüne bir kuru kavga, fikirsiz, izansiz, gözü bagli bir mücadele sürüp gitmektedir. Bazilari var: “Allah” kelâmindan, “Mevlit” sesinden, cami ve minare silüetinden rahatsiz olurlar. Tanriyi, dini, mukaddes seyleri alenen inkâr etmekten ilerilik (!) hazzi duyuyorlar. Bunlarin karsisinda bir baska yobaz grubu din bezirgânligi ve iman siyaseti yapar. Telefonun, radyonun, sinemanin “haram ve küfür” oldugunu iddia eder. “Çinili banyoda yikanan dinsiz olur”, “kadin murdardir camiye giremez” diye tutturur. Mübarek Kur'ân'i bir fizik kitabi sanip, “âyet”ler arasinda atom ve hidrojen bombasi, feza gemisi aramaya kalkar.

    Bu çifte yobazlar karsi karsiya geçmis hür düsüncenin canina kiyacak sekilde kursun atisiyorlar. Araya giren vuruluyor. Size de buyur ediyorlar.

    — Ya bizdensin, ya onlardan. Baska türlü olamazsin! Kimi “irticaya tâviz verdin” diyor, kimi “dinden çikip kâfir oldun”.

    — Hayir efendim. Ne mürteciyiz, ne de kâfir. Akli selimin bize dönmesi için harcaniyoruz. Ve canimiz tende, elimiz kalemde oldukça hiçbir yana tâviz vermeksizin ugrasacagiz. Bizim ülkü edindigimiz Türkiye'de “Nurcular” risale dagitmiyacak, vâizler kadin gögüslerini nakislamiyacak.


    undefined


    undefined
    More...


    undefined
    [Close]


    undefined
    [Close]


    undefined