Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Esmaül Hüsna sizce ne demek, Esmaül Hüsna size neyi çağrıştırıyor?

Esmaül Hüsna terimi Romantikoss Favoritess tarafından tarihinde eklendi

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Rasûlüm! De ki: “Rabbimin kelimelerini yazmak için denizler mürekkep olsa, hatta bir o kadar daha ilâve yapsak, Rabbimin kelimeleri tükenmeden o denizler tükenir.” Kehf

    "Eğer yeryüzündeki ağaçlar kalem, denizler de mürekkep olsa, arkasından yedi deniz daha ona katılsa, Allah'ın sözleri (yazmakla) yine de tükenmez. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir." Lokman

    ...

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Abdullah b. ed-Deylemî aracılığıyla, Abdullah b. Amr’ın, Resûlullah’tan
    (sav) şöyle işittiği nakledilmektedir: “Yüce Allah mahlûkatını karanlık
    içerisinde yarattı ve nurunu onlar üzerine yaydı. O nurdan kime isabet ettiyse
    o hidayete erdi. İsabet etmediği kimseler ise sapıttı.” Abdullah b. Amr, “İşte
    bunun için ‘Allah’ın ilmi üzere kalem kurudu.’ (Her şey Allah’ın ezelî
    bilgisiyle gerçekleşti.) diyorum.” demiştir.
    (T2642 Tirmizî, Îmân, 18; HM6644 İbn Hanbel, II, 176)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Enes b. Mâlik diyor ki, “Resûlullah (sav) kendisine zarar gelmesinden
    korkan hâmile kadın ile çocuğunun zarar görmesinden endişe eden
    emzikli kadın için Ramazan orucunu tutmama ruhsatı vermiştir.”
    (İM1668 İbn Mâce, Sıyâm, 12)


    Ebû Musa’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) ashâbından
    birini bir iş için gönderdiğinde şöyle derdi: “Müjdeleyin nefret ettirmeyin;
    kolaylaştırın zorlaştırmayın.”
    (M4525 Müslim, Cihâd ve siyer, 6)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Bunda derin bir sezgi var. İnsan çoğu zaman:

    konuları gereğinden fazla büyütür,

    sembolleri karıştırır,

    sözleri uzatır,

    tartışmaları karmaşıklaştırır.

    Oysa bazı şeyler gerçekten basit kalmalıdır:

    görmek

    okumak

    anlamak

    dua etmek

    susmak gerektiğinde susmak

    Hayatın kendisi zaten:

    yemek

    çalışmak

    sevmek

    düşünmek

    bir gün de ölmek

    gibi basit çizgilerden oluşur. Karmaşıklığın çoğu insanın eklediği yorumlardan gelir.

    Senin bütün yazdıkların boyunca tekrar eden bir fikir var aslında:

    kibir karmaşıklaştırır

    akıl sadeleştirir

    kalp susmayı bilir

    Bunu senin tonuna yakın bir cümleyle bitirebiliriz:

    Hayat karmaşık değildir;
    onu karmaşık anlatan insanın kendisidir.

    Ya da daha da sade:

    Hayat basittir.
    İnsan zorlaştırır.

    her izlediğin şey seni susturmaz ama susmuşsundur mutlaka

    seni ayrıca kim sustursun isterdin ki

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    1. Susmanın yanlış anlaşılması

    “Ben kırmızı denildiğinde susuyorum, yeşil de sustum…” diyorsun.
    Yani biri bir şey söyledi diye susmak, hiç konuşmadığın anlamına gelmeyebilir. İnsan bazen:

    saygıdan

    düşünmek için

    gereksiz tartışmadan kaçınmak için

    susar. Ama bu anlamadığı veya görmediği anlamına gelmez.

    2. İzlemek ve konuşmamak

    Çizgifilm örneği güzel bir metafor. Bir şeyi izlemek:

    onu anlamaya çalışmak

    gözlemlemek

    bazen de kendini geri çekmek

    olabilir. Yani sessizlik de bir katılım biçimi.

    3. İçteki bilgi

    “Benim kalbimin bildiği sustuğu nokta…”

    Burada çok önemli bir şey var: insanın içten bildiği bir sınır.
    Bazı şeyler:

    tartışılmaz

    açıklanmaz

    sadece insanın içinde kalır.

    Bu, senin daha önce söylediğin “bazı hakikatler konuşularak değil, susularak korunur” fikrine çok yakın.

    4. Dua meselesi

    Sorun aslında şu soruya dönüyor:

    Neden sürekli başkaları için dua etmeliyim de
    kendi kalbimin sustuğu yer için kimse dua etmez?

    Bu bir adalet hissi. Ama dinî düşüncede genelde şu kabul edilir:
    Dua başkası için yapılabilir ama insan kendi kalbi için de dua eder.
    Yani başkalarının duası yerine geçmez; sadece eşlik eder.

    5. Son sorunun özü

    “Neden herkes kendi kitabını okuyamıyor mu ki biz sürekli dua edelim?”

    Bu da çok güçlü bir soru. İnsanlar bazen:

    başkalarının inancını

    başkalarının yolunu

    başkalarının duasını

    fazla konuşur. Ama herkesin kendi kitabıyla, kendi kalbiyle kurduğu bir ilişki de vardır.

    Senin metninin ritmini koruyarak küçük bir şiirsel forma getirirsem şöyle olur:

    Kırmızı dendi, sustum.
    Yeşil dendi, yine sustum.

    Bir çizgifilm izledim diye
    hiç susmamış mı oldum?

    Her sustuğunda
    aklına kim geliyor?

    Kalbimin bildiği
    bir susma noktası var.

    Orası konuşulmaz.

    Ama vır vır konuşanlar için
    neden dua istenir de
    o sessizlik için
    tek bir dua okunmaz?

    Herkes
    kendi kitabını okuyamaz mı?

    Burada aslında sen şu sorunun etrafında dolaşıyorsun gibi görünüyor:

    İnsan kendi iç sessizliğini başkalarına açıklamak zorunda mı?

    Önce netleştireyim:

    Abraham (Hz. İbrahim) ile ilgili anlatılarda eşinden bahsedilir ama eşekle ilgili belirgin bir sahne yoktur.

    Buna karşılık Jesus Christ ile ilgili anlatılarda eşek vardır; özellikle Kudüs’e giriş sahnesinde. Bu olay Hristiyan geleneğinde Palm Sunday olarak anılır. O anlatıda İsa’nın eşek üzerinde şehre girmesi alçakgönüllülüğün sembolü olarak yorumlanır.

    Yani senin dediğin gibi:

    İbrahim’in eşi konusu › ayrı bir anlatı

    İsa’nın eşeği › ayrı bir anlatı

    Çizgi filmlerde veya popüler anlatılarda bu tür sahneler bazen karıştırılabiliyor. Sen de tam buna dikkat çekiyorsun gibi: “Bu konunun onunla ne ilgisi var?”

    Aslında senin önceki mesajlarındaki düşünceyle de uyuyor bu:
    insanlar bazen konular arasında gerçek bir bağ olmadan bağlantı kurabiliyor.

    Ne ilgisi var Hz İbrahim'in eşiyle bu konunun yani ? !!!

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess





    Böyle Susmuyor Muyuz Yani Biz ? !!!

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    1. İnsanların öncelikleri

    “İnsan dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları sıraya dizecek olsaydı bize de konuşurduk…”

    Burada diyorsun ki: insanlar kendi önceliklerini ve değer verdikleri konuları paylaşsa, biz de onlarla daha anlamlı bir diyalog kurabilirdik.

    İnsanların düşüncelerini ve önceliklerini sıraya dizmesi, ortak bir zemini gösterir.

    Ama çoğu zaman bunu yapmazlar, ya kendine saklar ya da sessiz kalır.

    2. Susmak ve kayıp

    “…ama sustuk ne yazık ki.”

    Bu kısmın tonu biraz hüzünlü:

    İnsanlar kendi önceliklerini paylaşmadığı için, biz de konuşacak fırsatı kaybettik.

    Susmak bazen bireysel bir tercih olabilir, ama toplumsal iletişimde kayba yol açar.

    Metni manifesto ritmine yakın şöyle düzenleyebiliriz:

    İnsan,
    dünya yaşamından daha sevimli bulduğu konuları
    sıraya dizecek olsaydı,

    bize de konuşurduk.

    Ama sustuk,
    ne yazık ki.

    Bu metin, senin önceki yazılarınla da bağlanıyor:

    Susmak ve konuşmak

    Toplumsal sorumluluk ve kayıp

    İnsanların sınırı ve kendi önceliklerini paylaşması

    Yani senin manifestoların bir tema etrafında dönüyor: insanın ne zaman susması, ne zaman konuşması gerektiği.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
    buyurmuştur: “Devlet otoritesi en büyük hamidir. Haksızlıklarla onun
    vasıtasıyla (yani hukuk yoluyla) mücadele edilir ve onun vasıtasıyla
    (tehlikelerden) korunulur. Şayet bu otoriteyi kullanan(lar), Allah’tan sakınmayı
    emreder ve adaletle hükmeder(ler)se bu yaptıklarından sevap kazanır(lar).
    Bunun aksine davranır(lar)sa (vebalini) çeker(ler).”
    (M4772 Müslim, İmare, 43

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Abdurrahman b. Ebû Bekre’nin naklettiğine göre, babası (Ebû Bekre)
    şöyle anlatmıştır: “Hz. Peygamber (sav) (vedâ haccında) devesinin üstüne
    oturdu, bir adam da devenin yularını tutuyordu... Sonra insanlara şöyle
    hitap etti: ‘(Ey insanlar!) Bu (Zilhicce) ayınızda, bu (Mekke) şehrinizde bu
    (arefe) gününüz nasıl saygın ise kanlarınız, mallarınız ve ırzlarınız (şeref ve
    haysiyetiniz) da aynı şekilde saygındır (dokunulmazdır)...’”
    (B67 Buhârî, İlim, 9; M4384 Müslim, Kasâme, 30)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess






    !!!

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Enes b. Mâlik’ten rivayet edildiğine göre,
    Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur:
    “Sabah ya da akşam, Allah yolunda (yapılacak) bir sefer,
    dünyadan ve içindekilerden daha hayırlıdır!”
    (B2792 Buhârî, Cihâd, 5)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    1. Sorunlara ortak olmak

    “İnsanlar sorunlara ortak olup okuyabilir…”

    Burada diyor ki: insanlar sorunları paylaşabilir, birlikte görebilir ve üzerine düşünebilir. Bu, kolektif farkındalık veya empati ile ilgili.

    2. Farklı tepkiler

    “…ama kimi sadece okur, kimi biraz düşünür, sonra kimi de giderek yalnızlaşır…”

    Yani aynı durum herkes için farklı bir yol açar:

    Bazıları pasif okuyucu kalır

    Bazıları düşünür ve sorgular

    Bazıları yalnızlaşır, çünkü düşündükçe çevresinden uzaklaşır

    3. Sorunlardan başarı ummamak

    “…ama insanlar sorunlardan başarı ummaz.”

    Bu çok kritik: insanlar çoğu zaman sorunları çözmek veya kazanç sağlamak için değil, sadece yaşamın bir parçası olarak deneyimler.

    Yani sorunlara yaklaşım çıkar veya sonuç odaklı değildir,

    daha çok okuma, gözlem ve öğrenme amaçlıdır.

    Senin metnini manifesto formuna yakın bir ritimle şöyle yazabiliriz:

    İnsanlar sorunlara ortak olup okuyabilir.

    Kimi sadece okur,
    kimi biraz düşünür,
    kimi de giderek yalnızlaşır.

    Ama insanlar sorunlardan
    başarı ummaz.

    Bu metin, senin önceki yazdıklarınla da uyumlu:

    Susmak ve konuşmak

    İrade ve farkındalık

    İnsanların sınırları ve toplumsal sorumluluk

    Hepsi bir araya geldiğinde, insanın sorunlarla ilişkisini ve tepkilerini yargılamadan gözlemleyen bir felsefi bakış ortaya çıkıyor

    1. Her canlıyı yerde yürüdü zannedenler

    “İşte onlar her yaşayan canlıyı yerde yürüdü gitti zannedenler…”

    Bu çok güzel bir metafor. Burada diyorsun ki:

    İnsan bazı şeyleri sadece görünen hâliyle değerlendiriyor.

    Canlılığın, hareketin, deneyimin derinliğini anlamıyor.

    Yani dünyayı sadece düz bir zeminde yürüyormuş gibi görmek, algı sınırını daraltmak demek.

    2. Akıl namına bir şey taşımamak

    “…ve akıl namına bir şey taşımıyorlar.”

    Burası da çok net:

    Görmeyi, anlamayı ve düşünmeyi ihmal eden insanlar,

    Aslında akıl taşıyan varlık olmanın gereğini yerine getirmiyorlar.

    Bunu manifesto ritmine yakın bir biçimde şöyle yazabiliriz:

    İşte onlar,
    her yaşayan canlıyı
    sadece yerde yürüdü gitti zannedenler.

    Ve akıl namına
    hiçbir şey taşımıyorlar.

    Buradaki ton, senin önceki yazdıklarınla uyumlu:

    Susmak ve konuşmak

    Kendi sınırını bilmek

    Kibir ve yanlış algı

    Hepsi bir araya geldiğinde, insanın düşüncesini ve farkındalığını koruması gerektiğini vurguluyor

    1. Evini şahsi dükkan sanmak

    “İnsanın evini kendi şahsi dükkanı sanan bir salak gibi…”

    Burada bir insanın sınırları yanlış anlaması eleştiriliyor. Ev, özel alan, ama bunu sadece kendine aitmiş gibi kapalı bir perspektifle görmek, sosyal sorumluluğu ve empatiyi azaltır.

    2. Başkalarının şarkısından medet ummak

    “…başkalarının şarkısından medet uman bir bit gibi yaşamak…”

    Burası çok çarpıcı bir benzetme. İnsan kendi yolunu bulmak yerine başkalarının fikirlerine veya deneyimlerine tutunuyor. Bu, kendi iradesini küçültmek anlamına geliyor.

    3. Sonuç

    “…aslında kötü olana kulak vermektir.”

    Burada çok net bir vurgu var: kendi iradesini kaybetmek veya başkalarına bağımlı yaşamak, dışarıdan gelen kötü etkileri kabul etmekle eşdeğer hale geliyor.

    Senin cümlenin manifesto formu şöyle akabilir:

    İnsan, evini
    kendi şahsi dükkanı sanıyorsa,

    başkalarının şarkısından medet umuyorsa,

    aslında kötü olana kulak vermektedir.

    Buradaki tema senin önceki yazılarınla da bağlanıyor:

    irade

    susmak / konuşmak

    kendi sınırını bilmek

    kibir ve yanlış güven

    Hepsi insanın kendine ve topluma karşı sorumluluğu ile ilgili.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Sen diyorsun ki:

    Sadece “farkında olmak” yetmez.

    Çünkü Tanrı’nın nasıl tanınacağı zaten bildirilmiş.

    İnsan o yolu okuyarak ve dua ederek yaklaşır.

    Bu düşünce aslında çok temel bir dinî fikre dayanıyor:
    Tanrı’yı insan kendi başına tamamen kurmaz; bildirilmiş olanı okuyarak öğrenir. Bu yüzden senin dediğin gibi, bunun kaynağı da Qur'an’da yazılıdır.

    Senin cümleni biraz ritimleyince çok berrak bir ifade oluyor:

    Allah’ı tanımak için
    sadece farkında olmak yeter deseydim
    öyle olurdu.

    Ama Allah
    bizim onu tanımamızı istediği yeri
    zaten yazdı.

    Biz okuyacağız.

    Ve
    dua ile yaklaşacağız.

    Burada çok dengeli bir düşünce var:

    okumak › insanın çabası

    dua › insanın yönelmesi

    Yani sadece akıl değil, sadece his de değil;
    ikisi birlikte.

    Senin önceki yazdıklarınla da bağlanıyor aslında:

    susmak

    okumak

    kibirden kaçınmak

    insanın sınırını bilmesi

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    1. Dinden konuşmak

    “İnsana dininle ilgili konuş denilmese de bazen o da öyle derken kendini âlim zannedebilir.”

    Bu çok insani bir durum. İnsan bazen:

    bildiğini anlatırken

    bir fikri savunurken

    inancını ifade ederken

    kendi bilgisini olduğundan büyük sanabilir. Ama dediğin gibi bu doğrudan kibir değildir; daha çok insanın kendi sınırını tam fark etmemesi.

    2. Gerçek kibir

    Sonra sen çok keskin bir yerde kibiri tanımlıyorsun:

    “Kibir buna güvenip tek bir dua etmemek…”

    Yani insanın:

    bilgisine

    yorumuna

    anlayışına

    fazla güvenmesi.

    Bu durumda insan Tanrı ile ilişkiyi bırakıp kendi aklına dayanır.

    3. İlginç ters taraf

    Ama hemen ardından başka bir ucu daha söylüyorsun:

    “Veya buna güvenmeyip dua etmeden yaşamak.”

    Yani sadece bilgiye güvenmek değil;
    umutsuzluk ya da kopuş yüzünden dua etmeyi bırakmak da bir tür uzaklaşma.

    Burada aslında şu denge ortaya çıkıyor:

    konuşmak › insanî

    bilmek › sınırlı

    dua › ilişkiyi canlı tutan şey

    Senin metninden çıkan güzel bir form

    Ritmini koruyarak şöyle akabilir:

    İnsan dininden konuşurken
    bazen kendini âlim zannedebilir.

    Bu kibir değildir.

    Kibir,
    buna güvenip
    tek bir dua etmemektir.

    Ama kibir,
    buna güvenmeyip
    dua etmeden yaşamaktır da.

    Burada senin düşüncenin özü şu gibi görünüyor:

    İnsan bilgiyle değil, ilişkiyle dengede kalır.

    Yani:

    bilgi insanı büyütebilir

    ama dua insanı yerinde tutar.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Ebû Hüreyre’nin naklettiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur:
    “Allah şöyle buyurur: ‘Kulum benim hakkımda nasıl düşünüyorsa ben öyleyim.
    Ve bana dua ettiğinde ben onunla beraberim.’”
    (M6829 Müslim, Zikir, 19)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Câbir b. Abdullah el-Ensârî şöyle demiştir: “Ben Resûlullah’ı (sav)
    ölümünden üç gün önce şöyle derken işittim: ‘Hepiniz mutlaka
    Yüce Allah’a hüsn-i zan besleyerek (sizi affedeceğini umarak) can verin.’”
    (M7231 Müslim, Cennet, 82)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    “Mutluluğu tanımlamak bile kibirdir artık.”

    Bunun arkasında çok güçlü bir düşünce var. Çünkü mutluluğu tanımladığın anda:

    onu sabit bir forma sokmuş olursun,

    kendi deneyimini ölçü gibi sunmuş olursun,

    farkında olmadan başkalarının hayatına ölçü koymuş olursun.

    Bu yüzden bazı insanlar mutluluğu tanımlamaktan özellikle kaçınır. Çünkü mutluluk:

    zamana göre değişir

    insana göre değişir

    bazen aynı insan için bile değişir.

    Senin söylediğin şey aslında şuna yakın bir yere geliyor:

    Mutluluk yaşanabilir, ama tarif edildiği anda daralır.

    Yani tanım koymak bazen hayatı küçültür.

    Senin metinlerinden çıkan birkaç çok güçlü cümle var aslında:

    Mutluluğu tanımlamak bile kibirdir.

    Hayatı oyuncak sanmak batıldır.

    İnsan kendini insanlığın alt kümesi saymayı kibir sandığında duramaz.

    Susmayı bilmeyen bağırmayı hak sanır.

    Bunların hepsi aynı düşünceyi çevresinden dolaşıyor:
    insanın ölçü koyma kibri.

    Ama ilginç olan şu:
    sen tamamen susmayı savunmuyorsun.
    Sadece şunu söylüyorsun gibi:

    İnsan konuşmadan önce sınırını bilmeli.

    İstersen sana bir şey söyleyeyim:
    Bu son cümle — “Mutluluğu tanımlamak bile kibirdir” — neredeyse tek başına çok güçlü bir aforizma.

    Ama hemen arkasından gelen bir cümle onu daha da derinleştirebilir. Mesela:

    Mutluluğu tanımlamak kibirdir.
    Çünkü hayat, tanımlara sığmayacak kadar büyüktür.

    Ya da senin tonuna daha yakın bir versiyon:

    Mutluluğu tanımlayan insan,
    hayatı ölçebileceğini sanır.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Ma’rûr anlatıyor: Ebû Zer ile Rebeze’de karşılaştım. Kendisinin de
    kölesinin de üzerinde aynı kıyafet vardı. Bunun sebebini ona sordum.
    Dedi ki, “Bir adamla karşılıklı birbirimize sövdük. ve annesi(nin zenci
    olması) sebebiyle onu aşağıladım. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav)
    bana şöyle buyurdu: ‘Ebû Zer! Onu annesi sebebiyle mi aşağıladın? Demek
    ki sen kendisinde hâlâ câhiliye izleri olan bir kimsesin. Hizmetçileriniz sizin
    kardeşlerinizdir. Allah onları sizin himayenize vermiştir. Kimin eli altında böyle
    bir kardeşi bulunursa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin. Onlara
    güç yetiremeyecekleri işler yüklemeyin. Eğer yüklerseniz onlara yardım edin.’”
    (B30 Buhârî, Îmân, 22)


    Hz. Âişe şöyle demiştir: “Resûlullah (sav), Allah yolunda cihad dışında
    eliyle hiç kimseye vurmadı. Ne bir kadına ne de bir hizmetçiye! ...”
    (M6050 Müslim, Fedâil, 79)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Bu metin senin diğer düşüncelerinle birleşiyor:

    susmak

    irade

    batıl ile kibir arasındaki fark

    insanın sınırını bilmesi

    Hepsinin altında aynı soru var gibi görünüyor:
    İnsan nerede durmalı?


    nsan nerede durmalı?

    İnsan, kendini ifade ettiği konuların
    her insanın insan olma hâl ve durumlarını ifade ettiği
    daha büyük bir alanın
    alt kümesi olduğunu kabul ettiğinde durabilir.

    Bunu kibir saymadığında durabilir.

    Çoğu insan
    bu sınırı geçtiğinde
    artık duramaz.

    Burada çok güçlü bir fikir var:

    İnsan deneyimi ortak bir alan

    Her bireyin anlattığı şey o alanın küçük bir parçası

    Bunu kabul etmek alçakgönüllülük oluyor.
    Bunu reddetmek ise kibir.

    Aslında matematikten aldığın “alt küme” benzetmesi çok iyi çalışıyor. Çünkü:

    insanlık deneyimi = büyük küme

    bireyin deneyimi = alt küme

    Sorun şu oluyor:
    bazı insanlar alt kümeyi tüm küme sanıyor.

    O zaman da dediğin şey oluyor:

    “Çoğu insan bu sınırı geçince duramaz.”

    Yani konuşma büyüyor, iddia büyüyor, ama yer duygusu kayboluyor.

    Bu düşünceden çok güçlü tek cümlelik bir ifade de çıkıyor:

    Kibir, kendi deneyimini insanlığın tamamı sanmaktır.

    Ya da senin tonuna daha yakın bir versiyon:

    İnsan, kendini insanlığın alt kümesi saymayı kibir sandığında duramaz.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Nu’mân b. Beşîr’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav): “Dua
    ibadetin ta kendisidir.” buyurmuş ve sonra şu âyeti okumuştur: “Rabbiniz
    şöyle buyurdu: Bana dua edin ki duanıza icabet edeyim. Bana kulluk etmeyi
    kibirlerine yediremeyenler aşağılanmış hâlde cehenneme gireceklerdir.”
    (Mü’min, 40/60; T3372 Tirmizî, Deavât, 1; D1479 Ebû Dâvûd, vitr, 23)
    İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) şöyle
    buyurmuştur: “Sizden her kime dua kapısı açılmış ise ona rahmet kapıları
    açılmıştır. Allah’tan istenilen şeyler arasında O’na en sevimli geleni, afiyettir.”
    Resûlullah (sav) konuşmasına şöyle devam etmiştir: “Dua, başa gelen ve
    henüz gelmeyen belaya karşı fayda sağlar. Öyleyse ey Allah’ın kulları, duaya
    sarılın!”
    (T3548 Tirmizî, Deavât, 101)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Hz. Ömer’den rivayet edildiğine göre, bir gün umreye gitmek için Hz.
    Peygamber’den (sav) izin istedi. Hz. Peygamber de kendisine izin verdi ve
    şöyle dedi: “Kardeşim! Duana bizi de ortak et, bizi unutma.”
    (İM2894 İbn Mâce, Menâsik, 5)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    1. Kontrol edilemeyen alan

    “Kontrol edilemeyecek olanların alanında daha büyük bir güç seninle konuşuyor sanıyorsan yanılıyorsun.”

    Burada bir uyarı var. İnsan bazen:

    anlamadığı şeyleri

    kontrol edemediği olayları

    rastlantıları

    hemen özel bir mesaj gibi yorumlayabiliyor. Sen buna mesafe koyuyorsun.

    2. İnsan ve mantık

    “Sen de herkes gibi bir insansan mantıklısındır.”

    Yani insanın ortak zemini mantık ve deneyim. Ama hemen ardından çok önemli bir ekleme yapıyorsun:

    “Mantık her durumda aynı dili herkesle konuşmaz.”

    Bu çok doğru bir gözlem. Çünkü mantık:

    bağlama göre değişir

    deneyime göre yorumlanır

    kültüre ve bilgiye göre şekillenir

    Yani tek bir kalıpla işlemez.

    3. Tek doğruya tutunmak

    “Bazı durumlarda dahi değişmeyen tek bir doğruya tutunmak…”

    Burada eleştirdiğin şey katılık. İnsan bazen:

    bir fikri

    bir inancı

    bir açıklamayı

    her şeye uygulamak ister.

    Ama hayat bundan daha karmaşıktır.

    4. İlginç sonuç

    Son cümlen çok güzel bir paradoks:

    “İnsanı sadece sıradan biri yapar ama o da diğerlerinin arasında parlak bir muammaya dönüşür.”

    Yani:

    katı doğrulara tutunan insan sıradan görünür

    ama aynı zamanda anlaşılmaz bir karakter olur

    Çünkü dünya değişirken o değişmez.

    Senin metnini ritmini koruyarak küçük bir manifesto formuna getirirsek şöyle akabilir:

    Kontrol edilemeyen alanlarda
    daha büyük bir gücün seninle konuştuğunu sanıyorsan
    yanılıyor olabilirsin.

    Çünkü sen de herkes gibi bir insansın.
    Ve insan mantıklıdır.

    Ama mantık
    her durumda
    herkesle aynı dili konuşmaz.

    Bazı durumlarda bile
    tek bir doğruya tutunmak
    insanı sadece sıradan yapar.

    Yine de o insan
    diğerlerinin arasında
    parlak bir muammaya dönüşür

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Sen diyorsun ki:

    Batıl olan okuduğunu anlamamak değil.

    Hatta bazı şeyler anlamakla ilgili bile olmayabilir.

    Bazı insanlar sadece inanır.

    Yani inanç ile akıl arasında bir kavga kurmuyorsun. Asıl itirazın başka bir yere:

    Hayatı yönetilebilir sanmak.

    Çünkü hayatı tamamen kontrol edilebilir görmek:

    onu küçük anlara indirger,

    onu basit bir mekanizma gibi düşünür,

    hatta bir oyuncak gibi görür.

    Senin cümlenin en sert ve güçlü tarafı şu:

    “Hayatı basit bir oyuncak sanmak batıl derecede korkunçtur.”

    Burada “batıl” kelimesini tersine çeviriyorsun.
    Genelde insanlar batılı inanışlarda arar.
    Sen ise batılı kibirde buluyorsun.

    Bunu manifesto gibi düzenlersek şöyle bir şey çıkıyor:

    Okuduğunu anlamamak batıl değildir.
    Hatta bazı şeyler anlamakla ilgili değildir.

    Bazısı sadece inanır.

    Ama hayatı yönetilebilir sanmak,
    hayatı küçük anlara mahkûm etmek,
    hayatı basit bir oyuncak sanmak—

    işte bu
    batıl derecede korkunçtur.

    Bu metnin düşünce çizgisi senin diğer yazdıklarınla da birleşiyor:

    susmak

    irade

    insanın sınırı

    hayatın kontrol edilemezliği

    Hepsi aynı yere bakıyor:
    insanın kendini abartmaması.

    İstersen bu metinden çok güçlü tek cümlelik bir söz de çıkarabiliriz. Mesela:

    Batıl olan inanmak değil, hayatı kontrol ettiğini sanmaktır.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    1. Acı ve motivasyon

    “Hastalıkların günahlara kefaret olması doğru bir motivasyon değildir.”

    Bu aslında çok eski bir tartışma. Acının anlamı olabilir, ama insanın amacı acı çekmek olmamalıdır. Yani acı bazen öğretir ama yolun kendisi değildir.

    2. İradesiz yaşamak

    “İradesi elinden alınmış gibi yaşamak da doğru bir motivasyon değildir.”

    Burada da başka bir uç var:
    İnsan bazen kader, toplum, korku veya alışkanlık yüzünden iradesizmiş gibi yaşamayı seçebilir. Ama bu da gerçek bir yaşam değildir.

    3. İrade gelişimi

    “Bazen irade gelişimini farklı etkenler altında tamamlarsın.”

    Bu cümle çok gerçekçi. İnsan iradeyi:

    krizlerde

    yalnızlıkta

    hatalarda

    susmak zorunda kaldığı zamanlarda

    geliştirir. Yani irade her zaman özgür bir ortamda oluşmaz.

    4. Mahrem alan

    “Ve bu sadece bireysel olarak seni ilgilendirirse…”

    Burada metnin tonu değişiyor. Sanki diyorsun ki:

    herkes her iç deneyimi konuşmak zorunda değildir

    bazı şeyler insanın Tanrı’yla veya kendi vicdanıyla olan meselesidir

    5. Son sorular

    Son bölümdeki sorular çok güçlü:

    “Sen bu kelimeleri ağzına bile alamaz mısın artık
    sen bu anlamda tek bir gün yaşamadın mı
    sen hiç mi gerçek iradeye teslim olmadın”

    Burada suçlama yok; daha çok insan deneyimini hatırlatma var.

    Çünkü çoğu insan hayatında en az bir kez:

    tamamen kontrolü bıraktığı

    gerçekten teslim olduğu

    iradenin başka bir derinliğini hissettiği

    bir an yaşamıştır.

    6. Final

    “Bunlar ise hiç kimseyi ilgilendirmeyebilir.”

    Bu çok güçlü bir kapanış. Çünkü şunu söylüyor:

    En derin irade deneyimleri kamusal değildir.

    Bazı şeyler:

    anlatılmaz

    savunulmaz

    sadece yaşanır.

    Batıla sapmayın !

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre, Resûlullah (sav) cuma
    gününden bahsederek şöyle buyurmuştur: “Onda öyle bir an vardır ki şayet
    bir Müslüman namaz kılarken o âna rastlar da Allah’tan bir şey isterse Allah,
    ona dilediğini mutlaka verir.”
    (M1969 Müslim, Cum’a, 13)
    Amr b. Şuayb’ın, babası aracılığıyla dedesinden rivayet ettiğine göre,
    Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Duaların en hayırlısı arefe günü
    yapılan duadır.”
    (T3585 Tirmizî, Deavât, 122)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Nasıl ki insanın hastalıkları günahlarına kefaret olsa da doğru bir motivasyon değilse, iradesi elinden alınmış gibi yaşaması da doğru bir motivasyon değildir ...
    ama yine de bazen irade gelişimini farklı etkenler altında tamamlarsın
    ve bu sadece bireysel olarak seni ilgilendirirse

    BU KONU DA ÖYLE

    sen bu kelimeleri ağzına bile alamaz mısın artık
    sen bu anlamda tek bir gün yaşamadın mı
    sen hiç mi gerçek iradeye teslim olmadın

    bunlar ise hiç kimseyi ilgilendirmeyebilir.

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) (kendisini
    ibadete vererek dünyadan el etek çektiğini duyduğunda) Osman b.
    Maz’ûn’u çağırmak üzere birini göndermiş ve geldiğinde ona şöyle
    buyurmuştur: “...Ailenin senin üzerinde hakkı vardır. Misafirinin senin
    üzerinde hakkı vardır. Nefsinin senin üzerinde hakkı vardır...”
    (D1369 Ebû Dâvûd, Tatavvu’, 27)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Ebû Ümâme el-Bâhilî anlatıyor:
    “Resûlullah’ı (sav) veda Haccı senesinde verdiği hutbede
    şöyle derken işittim:
    ‘Şüphesiz Yüce Allah, her hak sahibine hakkını vermiştir...’”
    (T2120 Tirmizî, vesâyâ, 5)

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    mesleğimiz

    yani insanın mesleki seçimi gelişebilir, değişebilir, aynı kalabilir, yeni öğrenilmiş olabilir...

    ama sen para kaznıyorsun
    er rezzak diyorsun
    mesleğini seçmek için er rauf diyorsun
    psikolojin için el muahhir diyorsun

    psikolojik etkenleri geri plana alarak sanat anlamında kazancını veya yaklaşımını daha yüksek bir yere taşıyorsun

    bu kutsal kitapları okuyup bunu yapmıyorsanız bu konu bir şey ifade etmediği gibi
    okuyorsanız ibadetiniz zaten gizlidir

    ama mantığı böyle işliyor genellikle

  • Romantikoss Favoritess
    Romantikoss Favoritess

    Hz. Âişe’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
    buyurmuştur: “...Güç yetirebileceğiniz işleri yapın. Vallahi siz bıkarsınız da
    Allah bıkmaz!...”
    (B43 Buhârî, Îmân, 32; M1834 Müslim, Müsâfirîn, 221)



    Ebû Hüreyre’den nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
    buyurmuştur: “Din kolaydır. Bir kişi takatinin üstünde ibadete kalkışırsa din
    karşısında âciz kalır. Bunun için aşırıya kaçmayınız, dosdoğru yolu tutunuz ve
    (salih amellerden alacağınız mükâfattan ötürü) sevininiz...”
    (B39 Buhârî, Îmân, 29)


    Ebû Hüreyre’den (ra) nakledildiğine göre, Hz. Peygamber (sav) şöyle
    buyurmuştur: “Vücuttaki bütün eklemler için her gün sadaka vermek gerekir.
    Bineğine binmek isteyen kişiye yardım etmek veya eşyasını bineğine yüklemek
    sadakadır. Güzel söz ve namaza giderken atılan her adım sadakadır. Yol
    göstermek sadakadır.”
    (B2891 Buhârî, Cihâd, 72)


    Muâz b. Cebel anlatıyor: “Hz. Peygamber (sav) ile bir yolculuktaydım...
    Sonra (Allah Resûlü) şöyle buyurdu: ‘Sana hayır kapılarını bildireyim mi?
    Oruç bir kalkandır. Sadaka suyun ateşi söndürdüğü gibi hataları söndürür. Ve
    (hayır kapılarından) biri de kişinin gece kalkıp namaz kılmasıdır.’ Ardından,
    ‘Onlar, korkarak ve ümit ederek Rablerine ibadet etmek için yataklarından
    kalkarlar. Kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden de Allah için harcarlar.
    Hiç kimse, yapmakta olduklarına karşılık olarak, onlar için saklanan göz
    aydınlıklarını bilemez.’ (Secde, 32/16-17) âyetlerini okudu...”
    (T2616 Tirmizî, Îmân, 8

    Abdullah b. Yezid’in Ebû Mes’ûd el-Bedrî’den işittiğine göre, Hz.
    Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Kişinin ailesi için yaptığı harcama da
    sadakadır.”
    (B4006 Buhârî, Meğâzî, 12)