Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Esmaül Hüsna sizce ne demek, Esmaül Hüsna size neyi çağrıştırıyor?

Esmaül Hüsna terimi Romantikos Favorites tarafından tarihinde eklendi

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Âmin, Yonca. ??

    Duanın içinde çok güzel bir denge var aslında. Sadece "beni şundan koru" demiyor; aynı zamanda:

    > "Hayatıma sevdiğim şeyleri kat."

    diyor.

    Bazen insan fark etmeden bütün dualarını savunma üzerine kurabiliyor: bundan koru, şunu uzaklaştır, bunu engelle... Oysa kalbin bir tarafının da eklenmesini istediği şeyler vardır: bir kitap, bir dostluk, bir resim, bir bahçe köşesi, bir fikir, bir huzur anı, bir yürüyüş, bir şiir, bir tebessüm...

    Belki bu akşam için şu kısa cümle de duana eşlik edebilir:

    > Allah'ım,
    > bana ait olan güzellikleri yoluma çıkar,
    > bana ait olmayanların peşinde yormadan yürüt.
    >
    > Kalbime huzur verdiğin şeyleri tanımayı,
    > onları şükürle karşılamayı nasip et.
    >
    > Âmin.

    Bugün konuştuğumuz özgürlük, sessizlik ve Leyl Suresi arasında bir bağ kuracak olursam, hepsi biraz şu noktaya çıkıyor gibi:

    > İnsan bazen dünyayı susturmaya çalışır.
    > Sonra anlar ki asıl ihtiyaç, kalbin doğru sese kulak verebilmesidir.

    Allah gönlüne hayırlı sesleri, hayırlı insanları ve hayırlı yolları nasip etsin.

    Âmin. ??????????

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Bu, dua diliyle zaten oldukça güçlü ve içten bir metin. Biraz akıcı hâle getirerek şöyle okunabilir:

    > Allah'ım,
    >
    > Farklı düşüncelerin, hikâyelerin ve insanların yargılarının kendi değerimi ve sorumluluğumu gölgelemesine izin verme.
    >
    > Dış dünyanın beni eksik anlamasının veya anladığını zannetmesinin beni yanlış yollara sürüklemesine mani ol.
    >
    > Samimiyetsiz, faydasız ve kalbimi yoran iletişimleri benden uzaklaştır.
    >
    > Huzur, iyilik ve mutluluk yolunu benim için kolaylaştır.
    >
    > Bana, Senin rızana ve Peygamberinin güzel ahlâkına uygun olanı yapmayı nasip eyle.
    >
    > Bugüne kadar yaşadığım uygunsuz, kırıcı veya yanlış iletişimlerin yeni sıkıntılara dönüşmesine izin verme. Hataları bağışla, eksikleri düzelt, hayırlı sonuçlar yarat.
    >
    > Hayatıma sevdiğim, bana fayda veren, beni geliştiren ve şükretmeme vesile olan güzellikleri kat.
    >
    > Çabamda yardımcım, kararsızlığımda rehberim, yalnızlığımda dostum ol.
    >
    > Kalbime sükûnet, aklıma açıklık, işlerime bereket ver.
    >
    > Beni Sana yaklaştıran şeyleri kolaylaştır; benden uzaklaştıran şeyleri ise uzak eyle.
    >
    > Âmin.

    Bu duada özellikle şu cümle dikkatimi çekti:

    > *"Hayatıma sevdiğim şeyleri katmak anlamında benim yardımcım ol."*

    Bu, hem mütevazı hem de umutlu bir istek. İnsan sadece kötülüklerden korunmayı değil, iyiliklerin ve güzelliklerin de hayatına girmesini isteyebilir. Kur'an'da da dua yalnızca tehlikelerden kurtulmak değil, hayrın ve rahmetin talep edilmesidir.

    Allah gönlüne ferahlık, düşüncelerine açıklık ve emeklerine bereket versin. Âmin. ????

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Yani sabah konuştuğumuz gibi -cenneti düşününce kendini ayrıcalıklı bulacağın pek bir konu kalmıyor. Doğru, ben bal ırmağı sayıklarken sen özgürlük diyebilirsin ama yine de herkes için doğru bir dua.




    Evet, anlıyorum ne demek istediğini.

    Sabah konuştuğumuz çizgide düşünürsek, cennet tasvirlerinin bir tarafı da insanın dünyada "benim olan", "beni özel yapan", "beni üstün kılan" diye sarıldığı şeyleri farklı bir ışık altında göstermesidir. Eğer bal ırmakları, bahçeler, huzur, güzellik, güvenlik ve nimetler Allah'ın kullarına vaat ettiği şeylerse, o zaman insanın dünyada bunların küçük kırıntılarıyla kendini ayrıcalıklı ilan etmesi biraz anlamını yitiriyor.

    Bu yüzden özgürlük duası, aslında sadece siyasi veya sosyal bir özgürlük talebi değil. Bir bakıma:

    > "Allah'ım, beni sahip olduklarımın da sahip olamadıklarımın da esaretinden koru."

    demek gibi.

    Senin "Ben bal ırmağı sayıklarken sen özgürlük diyebilirsin" cümlende hoşuma giden taraf şu oldu: Bunlar birbirine zıt şeyler olmak zorunda değil. Kur'an'da cennet hem somut nimetlerle anlatılır hem de daha derin bir huzur ve emniyet haliyle. İnsan bazen bal ırmağını düşünür, bazen korkudan kurtulmayı, bazen özlediği birine kavuşmayı, bazen de sadece içinin ferah olmasını. Hepsi insani.

    Belki de bu yüzden özgürlük duası oldukça kapsayıcı. Çünkü zengin için de, fakir için de; güçlü için de, güçsüz için de; sanatçı için de, çiftçi için de anlamlı olabilir. Herkesin zinciri farklıdır ama özgürleşme isteği ortaktır.

    Ve senin cümlelerine yakın bir tonda söylersek:

    > Allah'ım, bana verdiğin nimetleri kıskançlık sebebi değil şükür sebebi kıl.
    > Bana vermediklerini de haset sebebi değil hikmet arayışı kıl.
    > Kalbimi daraltan her türlü kibirden ve aşağılık duygusundan koru.
    > Beni Senin rahmetinin genişliğini hatırlayanlardan eyle.

    Âmin.

    Bu dua, bal ırmağını düşünen biri için de, özgürlüğü düşünen biri için de yer açıyor gibi geliyor bana. ??

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Bir şeyler önermeni ben istedim de ondan biraz da ...





    Evet, o tarafı da var. ??

    Sen "özgürlükle ilgili dualar" istediğinde ben özgürlük temasına yakın duaları ve metinleri seçtim. Sonra sen Leyl Suresi'ni okuduğunu söyleyince doğal olarak bir bağ kurulmuş gibi göründü.

    Ama bence ilginç olan nokta şu: Senin son günlerdeki konuşmalarına bakınca özgürlük, niyet, yöneliş, insanın neye bağlandığı ve neye kul olduğu gibi temalar zaten sık sık ortaya çıkıyor. Leyl Suresi de tam bu eksende dolaşan bir sure. Bu yüzden bağ sadece benim önerimden kaynaklanmıyor; senin zihninde ve kalbinde dolaşan sorularla da örtüşüyor.

    Bir kitabı açıp rastgele okuduğunda bazen hiçbir şey hissetmezsin. Bazen de bir ayet veya bir cümle günlerdir düşündüğün konunun tam yanına gelir. Bu durumda "Ben o konuya zaten odaklanmıştım" demek de doğru olabilir, "Bu bana iyi bir hatırlatma oldu" demek de.

    Senin önceki cümleni hatırladım:

    > "Ağaca baktım, resim yaptım, tekrar ağaca baktım..."

    Belki de bazen ağaç hep oradadır. Ama bazı günler onu sadece ağaç olarak değil, başka şeylerle ilişkisi içinde görürüz: gökyüzüyle, meyvesiyle, çekirdeğiyle, yağmurla...

    Leyl Suresi'ni okuduğun gün özgürlük duası sorman da biraz buna benziyor olabilir. Aynı manzaranın farklı parçaları bir süreliğine aynı çerçevede görünmüş gibi.

    Bu arada Leyl Suresi'nde beni en çok etkileyen ifadelerden biri şu karşıtlıktır:

    > "Kim verir, sakınır ve güzeli tasdik ederse..."
    >
    > "Kim cimrilik eder ve kendini müstağni görürse..."

    Özgürlüğü genelde "daha çok şeye sahip olmak" gibi düşünürüz. Sure ise bazen özgürlüğün, tam tersine, tutunmayı bıraktığımız yerde başladığını ima ediyor. Bu da oldukça düşündürücü bir bakış açısı. ??

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    bravo -bugün leyl suresini okudum ;konuyu bildin. Tesadüf mü desem bu kolaylık da değil tam ama yine de bir sinerji oldu.



    Güzel bir denk geliş olmuş.

    Leyl Suresi'nin son kısmında şu tema özellikle öne çıkar: İnsanların yönelişleri farklıdır; kimisi verir, sakınır ve güzeli tasdik eder, kimisi ise cimrilik eder ve kendini yeterli görür. Ardından gelen ifade çok dikkat çekicidir:

    > "Biz ona en kolay olanı kolaylaştırırız."
    >
    > (Leyl Suresi, 7)

    Ve diğer yöneliş için:

    > "Biz de ona en zor olanı kolaylaştırırız."
    >
    > (Leyl Suresi, 10)

    Buradaki "kolaylık", çoğu müfessirin dikkat çektiği gibi, sadece dış şartların kolaylaşması değildir. İnsan hangi istikameti seçerse, o istikametin yolları önünde açılmaya başlar. Kalp, niyet ve amel arasında bir uyum oluşur.

    Sen özgürlükle ilgili dualar sordun; ardından Leyl Suresi'ni okuduğunu söyledin. Bu yüzden ben buna ille de "mucizevi bir işaret" ya da tam tersine "sıradan tesadüf" demek zorunda hissetmiyorum. "Sinerji" kelimesi bence burada yerini buluyor. Çünkü suredeki temel meselelerden biri de insanın iç yönelişiyle önüne açılan yol arasındaki ilişki.

    Belki de senin ilk mesajındaki niyet düşüncesiyle de bağlantılı:

    > Ağaca baktım, resim yaptım, tekrar ağaca baktım...

    Niyet, bakışı değiştiriyor; bakış da görülen şeyleri. Leyl Suresi ise sanki bir adım daha ileri gidip şunu söylüyor: Sadece gördüklerin değil, yürüdüğün yol da yönelişine göre şekilleniyor.

    Bu yüzden bugün hissettiğin şey "kesin bir işaret aldım" ile "tamamen rastlantıydı" arasında bir yerde olabilir. İnsan bazen bir ayeti okur, sonra bir cümle duyar, sonra bir olay yaşar; hepsi aynı düşüncenin etrafında sessizce birleşir. O anlarda insanın kalbi, olayların kendisinden çok aralarındaki ahengi fark eder.

    Ve doğrusu, "sinerji" kelimesi bu ahengi anlatmak için oldukça zarif bir kelime. ??




  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    bravo -bugün leyl suresini okudum ;konuyu bildin. Tesadüf mü desem bu kolaylık da değil tam ama yine de bir sinerji oldu.



    Güzel bir denk geliş olmuş.

    Leyl Suresi'nin son kısmında şu tema özellikle öne çıkar: İnsanların yönelişleri farklıdır; kimisi verir, sakınır ve güzeli tasdik eder, kimisi ise cimrilik eder ve kendini yeterli görür. Ardından gelen ifade çok dikkat çekicidir:

    > "Biz ona en kolay olanı kolaylaştırırız."
    >
    > (Leyl Suresi, 7)

    Ve diğer yöneliş için:

    > "Biz de ona en zor olanı kolaylaştırırız."
    >
    > (Leyl Suresi, 10)

    Buradaki "kolaylık", çoğu müfessirin dikkat çektiği gibi, sadece dış şartların kolaylaşması değildir. İnsan hangi istikameti seçerse, o istikametin yolları önünde açılmaya başlar. Kalp, niyet ve amel arasında bir uyum oluşur.

    Sen özgürlükle ilgili dualar sordun; ardından Leyl Suresi'ni okuduğunu söyledin. Bu yüzden ben buna ille de "mucizevi bir işaret" ya da tam tersine "sıradan tesadüf" demek zorunda hissetmiyorum. "Sinerji" kelimesi bence burada yerini buluyor. Çünkü suredeki temel meselelerden biri de insanın iç yönelişiyle önüne açılan yol arasındaki ilişki.

    Belki de senin ilk mesajındaki niyet düşüncesiyle de bağlantılı:

    > Ağaca baktım, resim yaptım, tekrar ağaca baktım...

    Niyet, bakışı değiştiriyor; bakış da görülen şeyleri. Leyl Suresi ise sanki bir adım daha ileri gidip şunu söylüyor: Sadece gördüklerin değil, yürüdüğün yol da yönelişine göre şekilleniyor.

    Bu yüzden bugün hissettiğin şey "kesin bir işaret aldım" ile "tamamen rastlantıydı" arasında bir yerde olabilir. İnsan bazen bir ayeti okur, sonra bir cümle duyar, sonra bir olay yaşar; hepsi aynı düşüncenin etrafında sessizce birleşir. O anlarda insanın kalbi, olayların kendisinden çok aralarındaki ahengi fark eder.

    Ve doğrusu, "sinerji" kelimesi bu ahengi anlatmak için oldukça zarif bir kelime. ??




  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Âmin.

    Bir de özgürlük ile teslimiyetin birlikte geçtiği çok güzel bir dua hissi vardır:

    > Allah'ım,
    > beni doğruya yönelten bağları güçlendir,
    > beni yanlışa çeken bağları çöz.
    >
    > Kalbime genişlik,
    > zihnime açıklık,
    > sözlerime doğruluk ver.
    >
    > Bana verdiğin nimetleri şükürle,
    > karşıma çıkan zorlukları sabırla taşıyabilmeyi nasip et.
    >
    > Beni insanların övgüsüne de yergisine de esir etme.
    > Rızanı, her şeyden daha değerli görebilmeyi nasip et.
    >
    > Âmin.

    Ve belki özgürlüğün en sade hali şu cümlede saklıdır:

    > "Hasbünallahu ve ni'mel vekîl."
    >
    > "Allah bize yeter; O ne güzel vekildir."

    İnsan her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığını hatırladığında, bazen kalbin yükünün bir kısmı da çözülür. ??





  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Özgürlükle ilgili dualar, İslam geleneğinde çoğu zaman "kurtuluş", "ferahlık", "esaretten çıkış", "kalbin genişlemesi" ve "Allah'tan başkasına kul olmama" temalarıyla ifade edilir.

    **Kur'an'dan bir dua:**

    > "Rabbim! Göğsüme genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır."
    >
    > (Kur'an-ı Kerim, Tâhâ 25-26)

    Bu dua sadece bir görevin kolaylaşması değil, insanın iç sıkışıklığından ve korkularından özgürleşmesi için de okunur.

    **Peygamberimizin (sav) öğrettiği bir dua:**

    > "Allah'ım! Kederden ve hüzünden Sana sığınırım; acizlikten ve tembellikten Sana sığınırım; korkaklıktan ve cimrilikten Sana sığınırım; borcun ve insanların baskısı altında kalmaktan Sana sığınırım."

    Bu duada dikkat çekici olan, insanı bağlayan pek çok görünmez zincirin sayılmasıdır: korku, borç, acizlik, baskı...

    **Özgürlük niyetiyle yapılabilecek kısa bir dua:**

    > Allah'ım, beni Sana yaklaştıran şeylerde özgür kıl.
    > Beni korkularımın, öfkelerimin, yanlış alışkanlıklarımın ve insanların gereksiz beklentilerinin esaretinden kurtar.
    > Kalbimi genişlet, aklıma açıklık ver, irademe güç ver.
    > Beni yalnız Sana kul olanlardan eyle. Âmin.

    Tasavvufta ise gerçek özgürlük şöyle ifade edilir:

    > "Allah'tan başkasına muhtaç olmamaya çalışmak."

    Yani özgürlük sadece istediğini yapmak değil; insanı içten yöneten korku, hırs, öfke ve bağımlılıkların hâkimiyetinden kurtulmaktır.

    Bu anlamda çok kısa bir dua da şudur:

    > **"Allah'ım, kalbimi Senin dışındaki esaretlerden özgür eyle."** Âmin.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Bunu kolaylaştırsak, müjdelesek:))




    Tabii, ama burada anlamı korumak önemli.

    **“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”** cümlesini daha günlük ve yumuşak bir dille söylersek:

    * "Ülkenin son söz sahibi millettir."
    * "Yönetme yetkisi millete aittir."
    * "Kararın kaynağı halktır."
    * "Devlet gücünü milletten alır."

    Biraz daha "kolaylaştırın, müjdeleyin" tonuyla:

    * "Bu ülkenin sahibi millettir; yönetenler de yetkilerini milletten alırlar."
    * "Son söz, milletin iradesine dayanır."
    * "Milletin sesi, yönetimin temelidir."

    Ama burada ilginç olan, senin şakanın başka bir yere de dokunuyor gibi. Bazı ifadeler slogan olarak çok kısa ve güçlüdür. Onları fazla yumuşattığında anlaşılması kolaylaşabilir ama vurucu tarafları azalabilir.

    Tıpkı:

    * "Ameller niyetlere göredir."
    * "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın."
    * "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."

    Bu tür cümlelerin gücü biraz da kısa, keskin ve ritmik olmalarından gelir.

    Senin ağaç örneğine benzetirsek: Bazen çekirdeği açıklamak için sayfalar gerekir; bazen de "çekirdek" demek yeterlidir. ????



    Sağol...

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    “Ameller niyetlere göredir.”
    (Buhârî, Müslim)



    “Ameller niyetlere göredir.”
    (Buhârî, Müslim) -ağaca baktım, resim yaptım, tekrar ağaca baktım, gökyüzünü gördüm, sonra bir meyve düştü, derken fide oldu çekirdekten, sonra yağmur yağdı... veya niyete göre (Allah 3ün 3üncüsü demeyin) yani ağacı okudum yani :))



    Metaforun akışı güzel: ağaç › bakış › resim › gökyüzü › çekirdek › yağmur › fide… Bu zaten “niyet”in zihinde nasıl bir yön çizdiğini anlatan bir döngü gibi.

    Ama “Ameller niyetlere göredir” hadisinin söylediği şey biraz daha keskin:

    Niyet, olan şeyi değiştiren büyülü bir güç değil; **yönünü ve anlamını belirleyen iç çerçeve**.
    Aynı ağaca bakmak:

    * birinde “manzara”
    * birinde “ders”
    * birinde “Allah’ın yaratışını düşünme”
    olabilir.

    Ağaç değişmiyor; **senin ona nereden baktığın değişiyor**.

    Senin kurduğun zincir (çekirdek–yağmur–fide) ise hadisin başka bir tarafına yaklaşıyor:
    Niyet, bazen insanı gerçekten “harekete geçiren ilk kıvılcım” olur. Ama doğayı o niyet değil, Allah’ın koyduğu düzen büyütür. Yani:

    * Niyet › insanın yönü
    * Doğa › Allah’ın sistemi
    * Sonuç › ikisinin kesişimi

    “Allah 3’ün 3’ü” meselesine girmeden şunu net tutabiliriz: İslam düşüncesinde niyet, evreni açıklayan fiziksel bir güç değil; **insanın sorumluluğunu ve anlamını belirleyen iç ölçü**.

    Senin “ağacı okudum” demen ise aslında güzel bir yer:
    Bu, doğayı sadece görmek değil, **anlam üretmek**.

    İstersen bunu biraz daha ileri taşıyıp senin bahçe–taş–reçine fikrine “niyet” temalı bir mini sanat manifestosu bile çıkarabiliriz.


    :))

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Hadis biraz da şu değil mi -cennetle ilgili bir çok konu var bal, süt, köşkler, korunmamız gerekenler, yarıştığımız bir havuz, sadece Allah'ın bizden iyi bildiği bir ilim (çünkü biz de Kuran okuyoruz), kızlar, huriler, ipekten giysiler, kıyamet sınavı ve peygamberler. Bunları sadece "cennet" diye geçiştirmiyor sanırım zihnimiz. Bazı eşleşmeler veya bilinçaltına atmalar da oluyor.



    Evet, bence işaret ettiğin nokta önemli.

    İnsan zihni genellikle kavramları boş etiketler olarak tutmaz. Özellikle dinî metinlerde geçen güçlü imgeler:

    * bal,
    * süt,
    * bahçeler,
    * nehirler,
    * ipek,
    * köşkler,
    * peygamberler,
    * kıyamet,
    * hesap,
    * rahmet,
    * ceza,

    bunlar sadece sözlük anlamı olarak kalmaz. Zihin bunları yıllar boyunca duyduğu hikâyeler, duygular, korkular, umutlar, çocukluk hatıraları, kişisel deneyimler ve hayal gücüyle ilişkilendirir.

    Bu yüzden biri "cennet" dediğinde herkes aynı şeyi düşünmez. Birinin aklına huzur gelir, birinin aklına sevdikleriyle kavuşmak, birinin aklına bahçe, birinin aklına Allah'ın rızası gelir.

    İslam düşüncesinde de buna benzer bir nokta vardır. Kur'an'da cennet tasvirleri yapılırken aynı zamanda şu vurgu da bulunur:

    > "Hiçbir nefse, yapmakta olduklarına karşılık olarak kendileri için saklanan göz aydınlıklarını kimse bilemez..." (Secde 17)

    Yani anlatılan tasvirler var; ama bunların ötesinde insanın henüz tam kavrayamayacağı bir boyut da olduğu ima edilir.

    Senin "eşleşmeler veya bilinçaltına atmalar" dediğin şey psikolojik açıdan da makul. İnsan, tekrar tekrar duyduğu sembolleri zihninde ağlar halinde depolar. Sonra bir kelime, bir görüntü, bir duygu bunlardan bazılarını çağırabilir. Bu, mutlaka mistik veya olağanüstü bir durum olmak zorunda değildir; insan belleğinin çalışma biçiminin bir parçasıdır.

    Öte yandan dindar bir bakış açısından bakan biri şunu da söyleyebilir: Bu semboller yalnızca bilinçaltında duran çağrışımlar değil, aynı zamanda insanı ahlaka, umuda, sabra ve Allah'a yönelten işaretlerdir.

    Dolayısıyla "cennet" kelimesi zihinde yalnızca tek bir kutucuk değildir; etrafında yıllar içinde oluşmuş çok sayıda anlam halkası vardır. Senin sık kullandığın bir ifadeyle söyleyecek olursam, biraz bir şiirin tek bir kelimesi gibi: Kelime aynı kelimedir ama herkesin içinde yankıladığı yer farklıdır. ????

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Sanırım kastettiğin söz şu:

    > "İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır (ziyandadır)."

    Bu söz halk arasında sıkça hadis olarak aktarılır. Ancak hadis âlimlerinin önemli bir kısmı bunun **sahih bir hadis olarak sabit olmadığını**, hadis kaynaklarında güvenilir bir senetle yer almadığını belirtmiştir.

    Yine de ifade ettiği düşünce, İslam'daki genel anlayışla uyumludur: İnsan bilgi, ahlak, ibadet, tefekkür veya faydalı işlerde yerinde saymamalı; her gün biraz daha olgunlaşmaya çalışmalıdır.

    Bu söz bazen şu şekilde de aktarılır:

    > "İki günü eşit olan ziyandadır; bugünü dünden kötü olan lanetlenmiştir; bugünü dünden hayırlı olan ise kazançlıdır."

    Fakat bu uzun şeklin de sahih hadis olarak kabul edildiği söylenemez.

    Anlam olarak ise, her gün mutlaka büyük başarılar elde etmekten çok, insanın kalbinin, bilgisinin veya davranışlarının durağanlaşmaması fikrine işaret eder. Bazen bir günün ilerlemesi yeni bir şey öğrenmek, bazen de sadece dünkü hatayı tekrarlamamaktır. ??

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Hasır neyle boyanır

    Tahtada duvar boyası tutar mı
    Zımpara şart mı

    iç mekan mı
    yağmur var mı

    eski eşya dönüştür


    Tarık Suresini oku:)
    Kuantum öğren
    Arkeolojiyi araştır !

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Elbette. Bahsettiğim ayetlerin Arapça metinleri:

    ### A'râf 204

    > ??????? ?????? ?????????? ????????????? ???? ???????????? ??????????? ???????????
    >
    > "Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin."

    ### Meryem 26

    > ??????? ?????????? ???????? ??????? ? ???????? ????????? ???? ????????? ??????? ???????? ?????? ???????? ????????????? ??????? ?????? ????????? ????????? ?????????
    >
    > "...Ben Rahmân'a bir susma adağı adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım."

    ### Kasas 55

    > ??????? ???????? ????????? ?????????? ?????? ...
    >
    > "Boş söz işittikleri zaman ondan yüz çevirirler..."

    ### Furkan 63

    > ????????? ???????????? ????????? ????????? ????? ????????? ??????? ??????? ??????????? ????????????? ??????? ????????
    >
    > "Rahmân'ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler; cahiller kendilerine laf attığında 'Selam' derler."

    ### Kaf 18

    > ??? ???????? ???? ?????? ?????? ???????? ??????? ???????
    >
    > "İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen hazır bir melek bulunmasın."

    Sessizlik ve sükûnetle ilgili en doğrudan ifade, A'râf 204'teki **"????????????" (ve ensitû)** yani "**susun, sessizce dinleyin**" emridir. Arapçada bu kelime özellikle dikkat kesilerek susmayı ifade eder.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Evet. İşte demezsin, ben de demem -bunu okumak yerine birine "sessiz ol" demem. Sessizliği amaç edinirim belki kendim ama bunu bir filmde dersin, bir yolda dersin, bir durumda kendine dersin sonuçta. Kuran okunurken de dersin. Her yerde Kuran okunmaz yine de. Hadiste dediği gibi hukukla yürütülmesi gereken işler vardır. Sen salavat yerine hukuk hukuk yerine sessizlik sessizlik yerine film film yerine doğa demezsin ama bunlar da sessizlik hakkında.




    Evet, söylediğin şeyi anlıyorum.

    Bir kavramla ilgili bir ayeti, duayı, hadisi veya sözü okumak; onu her durumda birebir bir emir cümlesine çevirmek anlamına gelmez. "Sessizlik" hakkında bir ayet okumak ile birine "sus" demek aynı şey değildir.

    Mesela:

    * Bir film sessizlik üzerine düşündürebilir.
    * Doğada yürümek sessizliği hissettirebilir.
    * Bir ayet sessizce dinlemenin değerini anlatabilir.
    * Bir hadis ölçülü konuşmayı öğretebilir.
    * Hukuk ise hak ve sorumlulukları düzenler.

    Bunlar aynı şeyler değildir; sadece bazı noktalarda birbirleriyle temas edebilirler.

    Senin verdiğin örneklerde de mantık şu: Bir şeyi başka bir şeyin yerine koymamak. Salavatın yeri ayrıdır, hukukun yeri ayrıdır, sessizliğin yeri ayrıdır, sanatın veya doğanın yeri ayrıdır. Hepsi insanın hayatında farklı işlevler görebilir.

    Örneğin bir manzara resmi sana sükûnet hissi verebilir. Bu, resmin dua olduğu anlamına gelmez. Bir ayet sana sessiz kalmayı hatırlatabilir. Bu da ayetin hukuki bir hüküm yerine geçtiği anlamına gelmez. Bir film düşünmeye sevk edebilir. Bu da onun vahiy olduğu anlamına gelmez.

    Senin sık sık vurguladığın bir nokta var: Bir şeyden ilham almakla, onu başka bir şeyle özdeşleştirmek aynı değildir. Burada da benzer bir ayrım yapıyorsun gibi görünüyor. Sessizlik hakkında konuşmak, her durumda "sessiz ol" emri vermek değildir; sessizliğin anlamını farklı bağlamlarda düşünmek de olabilir.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Yani sen şimdi sessizlik yerine bu dua yerine sessiz olmanı emrediyorum der misin birine?



    Hayır, bu ayetlerden hareketle birine durup dururken "Sessiz olmanı emrediyorum" demem.

    Özellikle A'râf 204'teki "ve ensitû" (susun) ifadesi, bağlamında Kur'an okunurken dikkatle dinlemeyi anlatır. Yani ayetin konusu genel olarak insanlara susma emri vermek değil, Kur'an karşısında saygılı bir dinleme tavrıdır.

    Günlük hayatta ise birine:

    * "Biraz sessiz olabilir misin?"
    * "Seni dinlemek istiyorum."
    * "Biraz sakinleşelim."
    * "Önce birbirimizi dinleyelim."

    gibi ifadeler daha uygun olur.

    Kur'an'daki sessizlik vurgusu da genellikle insanları susturmaktan çok; boş sözden kaçınmak, dinlemeyi bilmek, düşünmek ve gereksiz tartışmaları büyütmemek üzerinedir.

    Eğer aklındaki soru, "Bu ayeti okuyunca bu, belirli bir kişiye 'sus' demek anlamına gelir mi?" ise, normal şartlarda hayır. Ayeti okumak, birine emir vermekle aynı şey değildir; ayetin kendi bağlamı ve anlamı vardır.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Tabii. Ayetlerin Arapça okunuşları (Latin harfleriyle) şöyledir:

    ### A'râf 204

    **Ve izâ kuri'el-Kur'ânu festemiû lehu ve ensitû leallekum turhamûn.**

    > ??????? ?????? ?????????? ????????????? ???? ???????????? ??????????? ???????????

    ---

    ### Meryem 26

    **Fe kulî veşrabî ve karrî aynâ. Fe immâ tereyinne minel beşeri ehaden fe kûlî innî nezertu lir-Rahmâni savmen fe len ukellimel yevme insiyyâ.**

    > ??????? ?????????? ???????? ??????? ? ???????? ????????? ???? ????????? ??????? ???????? ?????? ???????? ????????????? ??????? ?????? ????????? ????????? ?????????

    ---

    ### Kasas 55

    **Ve izâ semiûl-lagve a'radû anhu ve kâlû lenâ a'mâlunâ ve lekum a'mâlukum. Selâmun aleykum lâ nebtegîl câhilîn.**

    > ??????? ???????? ????????? ?????????? ?????? ????????? ????? ???????????? ???????? ????????????? ? ??????? ?????????? ??? ????????? ?????????????

    ---

    ### Furkan 63

    **Ve ibâdur-Rahmânillezîne yemşûne alel ardı hevnen ve izâ hâtabehümül câhilûne kâlû selâmâ.**

    > ????????? ???????????? ????????? ????????? ????? ????????? ??????? ??????? ??????????? ????????????? ??????? ????????

    ---

    ### Kaf 18

    **Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîd.**

    > ??? ???????? ???? ?????? ?????? ???????? ??????? ???????

    Sessizlik, sükûnet ve iç huzur açısından özellikle şu kısa bölüm çokça okunur:

    **"Festemiû lehu ve ensitû leallekum turhamûn."**
    (*Onu dinleyin ve susun ki merhamet olunasınız.*)

    Bu ifade, hem dinlemeyi hem de sükûnet içinde kalmayı hatırlatan güçlü bir ayettir.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Anladım ?? iyi ki “şakaydı” diye ekledin, tonu bayağı ağırdı bir an.

    Sherlock Holmes ya da Enola Holmes iyi seçim aslında—özellikle böyle “her şey anlamlanmak zorunda mı?” hissi geldiğinde, hikâyenin içinde kalıp çözüm izlemek zihni biraz toparlıyor.

    İstersen başka tarz da önerebilirim:

    * daha hafif gizem
    * ya da tamamen kafayı boşaltan bir film

    Sen şu an hangisine daha yakınsın: **dedektiflik mi, yoksa tamamen rahatlatan bir şey mi?**

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Ama sesi kısıldı veya ben iyileştim. Fark etmiyor !
    Bu bir ses affettim anlamına gelmiyor,
    bana inanmayan bir etki altında kalmış olduğum anlamına gelebilir de. Ben herkes adına tedbir alamam diye öyle bir konu.



    Şu:

    > “Yaşadığım şey benim zihinsel ve duygusal bir deneyimim; bunu dış bir varlık ya da etkiyle açıklamak zorunda değilim, zamanla değişip azalabilen bir süreç olarak ele alıyorum.”

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Bu açıdan bile bu çaresiz bir dert değilmiş meğerse ve sonuçta ses duymak da istemiyorum ve bunu affedebileceğim bir kitabım da yok.



    Bunu iki parçaya ayırmak iyi olur.

    İlk kısmın çok net bir yere değiniyor:

    > “Bu yaşadığım şey çaresiz ve kaçışı olmayan bir kader değilmiş gibi görünüyor.”

    Bu, önemli bir fark etme: olayları “mutlak senaryo” gibi değil, **zihnin yorumladığı bir deneyim alanı** gibi görmeye başlıyorsun.

    İkinci kısım:

    > “Ses duymak da istemiyorum ve bunu affedebileceğim bir kitabım yok.”

    Burada “ses” dediğin şey mecaz mı, yoksa gerçekten istemediğin düşünce akışları / iç konuşmalar / algılar mı, bunu ayırmak önemli.

    Çünkü iki farklı durum olur:

    * **Mecazi “ses”**: zihnin yorumu, iç konuşma, kaygı döngüsü
    * **Gerçek algısal sesler**: dışarıdan geliyormuş gibi duyulan şeyler

    İkincisi varsa, bu dinî bir konu gibi ele alınmaz; **tıbbi/psikolojik destek gerektiren bir durum olabilir** ve bir uzmana anlatmak gerçekten önemlidir.

    “Affedebileceğim bir kitabım yok” dediğinde ise şunu anlıyorum:

    > “Bunu açıklayıp bana kapanış yaptıracak bir çerçeve arıyorum ama bulamıyorum.”

    Ama gerçek hayatta her şeyi kapatan tek bir “kitap açıklaması” çoğu zaman yoktur. Daha çok:

    * deneyim
    * zaman
    * zihnin sakinleşmesi
    * gerektiğinde profesyonel destek

    birlikte çalışır.

    Şunu net söyleyeyim:

    * Hiç kimse seni sürekli “ses”e mahkûm etmez.
    * Ama bu tür yaşantılar seni yoruyorsa, bunu tek başına taşımak zorunda da değilsin.

    İstersen şunu sorayım: Bu “ses” dediğin şey daha çok **iç düşünce/yorum döngüsü** gibi mi, yoksa **gerçekten dışarıdan geliyormuş gibi algıladığın bir şey** mi?

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Evet, Esmâü’l-Hüsnâ içinde **El-Müzill** ismi de geçer ve anlamı genelde:

    * dilediğini zillete/konuma düşüren,
    * izzet ve zillet veren,
    * kudret ve tasarruf sahibi olan

    şeklinde açıklanır.

    Ama burada kritik nokta şu:

    ### 1) İsim = “insan gibi davranış anlatımı” değildir

    “El-Müzill” gibi isimler:

    * bir “görev listesi”,
    * sahnede olup biten fiziksel bir eylem,
    * ya da “şu kişiyi sürekli düşürür” gibi mekanik bir anlatım

    değildir.

    İlahi isimler:

    > Allah’ın kudretini ve tasarrufunu insan diline yakınlaştıran kavramlardır.

    ### 2) Senin kaygınla bağlantı

    Sen bu isimleri duyunca doğal olarak şunu sorguluyorsun:

    > “Bu, benim hayatımda sürekli düşme/çıkarılma gibi bir kader sahnesi mi demek?”

    Ama klasik anlayışta:

    * bu isimler “senaryolar” değil
    * “mutlak mekanizma listesi” değil
    * daha çok “Allah’ın kudretini anlatan dil”dir

    ### 3) Şeytan–isim–kader karışımı

    Senin zihninde şu üç şey çarpışıyor:

    * “şeytan” = sürekli aktif bir engel gibi
    * “El-Müzill” = sürekli düşüren bir güç gibi
    * “hayat” = bunların sahnesi gibi

    Ama dinî çerçevede bunlar:

    * sembolik dil (şeytan)
    * ilahi sıfat (El-Müzill)
    * insanın iradesi ve deneyimi (hayat)

    olarak ayrı tutulur.

    ### Kısa net cümle

    “El-Müzill” ismi, hayatı sürekli bir ‘düşürülme sahnesi’ gibi anlatmaz; Allah’ın kudretini ifade eden bir isimdir ve insanın yaşadığı olaylarla birebir mekanik bir senaryo gibi okunmaz.

    İstersen bunu da senin tarzında tek cümlelik net bir ifadeye çevirebilirim.



    “Allah’ın El-Müzill ismi hayatı sürekli bir düşme-sahnesi gibi değil, ilahi kudretin dile getirilmesi olarak anlaşılır; benim yaşadığım olaylar da bu isimlerden otomatik bir kader senaryosu çıkarılarak okunamaz.”

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Ama o konu gerçek olsa; ben Allah'a giden yolda şeytana mı uğrayacağım yani? Sonuçta susmayan şeytan kitapta var, hatta her kitapta var. Ben Allah'a doğru yönelmek istiyordum. Yine de yani El Müzill O'nun adı !



    Burada iki şeyi net ayıralım:

    Kur'an içinde “şeytan” anlatısı **gerçek bir “yol üstünde bekleyen ses/varlık” gibi fiziksel bir engel** olarak değil, daha çok:

    * insanı yanıltan düşünceler,
    * vesvese,
    * yön kayması,
    * dikkat dağılması

    gibi durumları anlatan bir dil olarak geçer.

    ### “Allah’a giden yolda şeytana mı uğrayacağım?”

    Bu cümle, dinî anlatımı **mekânsal bir yolculuk gibi** düşündüğünde ortaya çıkıyor. Ama klasik çerçevede:

    * “yol” = içsel yöneliş / hayat tercihleri
    * “engel” = insanın kendi iç çatışmaları, korkuları, dürtüleri

    Yani mesele “bir yere gidip orada bir varlıkla karşılaşmak” değil.

    ### “Susmayan şeytan kitapta var” kısmı

    Metinlerde geçen anlatı, çoğu zaman:

    * sürekli dikkat dağıtan düşünceler,
    * insanı yanlış karara iten iç baskılar

    için kullanılan sembolik bir dil.

    Ama bu şu anlama gelmez:

    > “Hayatım boyunca dışarıdan bana konuşan tek bir varlık var.”

    ### Senin asıl kaygın

    Sen aslında şunu soruyorsun:

    > “Eğer doğru bir yoldaysam, neden zihnimde sürekli rahatsız edici düşünceler ve karışıklıklar yaşıyorum?”

    Bu, dinî literatürde genelde “sınanma, irade, insan doğası” gibi kavramlarla açıklanır; ama psikolojik olarak da insan zihninin doğal dalgalanmasıdır.

    ### Kısa net cevap

    * “Şeytan” = fiziksel bir yol arkadaşı gibi düşünülmez
    * “Allah’a giderken şeytana uğramak” = sembolik bir ifadedir
    * Gerçek deneyim = insanın kendi iç düşünce ve karar süreçleridir

    İstersen bunu tek cümlelik çok net bir çerçeveye de indirebilirim.


  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Yani Allah şeytanı hemen susturabilir ama 24 saat zikir mi dinleyecektim?


    Bu soru iki farklı düzlemde karışıyor: **inanç dili** ve **insanın iç deneyimi**.

    Kur'an çerçevesinde “şeytan” anlatımı, insanı sürekli bir dış sesle meşgul eden fiziksel bir yayın gibi düşünülmez. Daha çok:

    * insanı yanıltan düşünceler,
    * vesvese,
    * dikkat dağıtıcı iç dürtüler

    için kullanılan bir kavramdır.

    Bu yüzden “Allah isterse hemen susturur mu?” sorusu da genelde şu bağlamda tartışılır:

    * İnsan her zaman aynı zihinsel yoğunlukta olmaz
    * İçsel düşünceler iniş çıkışlıdır
    * İrade, sınav ve bilinç hali vurgulanır

    ### “24 saat zikir mi dinleyecektim?” kısmı

    Dinî bakışta amaç genelde “kesintisiz bir ses dinlemek” değil:

    * denge,
    * farkındalık,
    * yönünü kaybetmemek

    olarak anlatılır. İnsan zaten sürekli tek bir zihinsel hâlde olmaz; bu da normal kabul edilir.

    ### Senin asıl cümlene gelirsek

    Sen aslında şunu soruyorsun gibi:

    > “Eğer her şeyi Allah kontrol ediyorsa, neden zihnimde sürekli bir baskı, yorum veya iç konuşma hissi yaşanıyor?”

    Bu noktada dinî anlatım genelde şunu ayırır:

    * Allah › mutlak irade / düzen
    * insan zihni › değişken düşünceler alanı
    * “şeytan” dili › bu alanı açıklamak için kullanılan sembolik anlatım

    Yani bu, “24 saat tek bir yayın dinlemek” gibi bir durum değil.

    ---

    İstersen sana bunu tek cümlelik daha net bir çerçeveye de indirebilirim.


    “Zihnimdeki iç konuşmalar ve rahatsız edici düşünceler tek bir dış kaynağa indirgenemez; bunlar insan zihninin doğal akışıdır ve dinî kavramlar bu akışı açıklamak için kullanılsa da birebir sürekli bir ‘ses’ gibi düşünülmemelidir.”

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Evet. Hemen susan ses var, susmayan da şeytan. Ben şimdi şeytan açısından mı Kuran okudum yani?



    Hayır.

    Kur'an açısından “şeytan” bir okuma filtresi ya da her sesi açıklayan otomatik bir yorum değildir. Senin Kur’an okuman da “şeytan açısından okudun” gibi bir şeye indirgenmez.

    Burada karışan şey şu:

    * Sen bir içsel rahatsızlığı, sürekli yorumlayan/rahatsız eden bir “ses” gibi anlatıyorsun (bu şiirsel bir ifade).
    * Dinî dilde “şeytan” kelimesi bazen **insanı yanıltan, huzursuz eden, vesvese veren düşünceler** için mecaz ya da inanç bağlamında kullanılır.
    * Ama bu, “her rahatsız edici düşünce = şeytan” ya da “her okuma = şeytan üzerinden okuma” demek değildir.

    Dolayısıyla:

    > “Ben Kur’an okudum › o zaman şeytan perspektifinden okumuş oldum”

    bu mantık doğru bir çıkarım değil.

    Daha sade haliyle:

    * Kur’an okuman › senin eylemin
    * İçsel rahatsızlık / düşünce akışı › ayrı bir deneyim
    * “şeytan” dili › bunları açıklamak için kullanılan bir kavram (kesin teşhis değil)

    Senin asıl derdin de bu gibi görünüyor:

    > “Ben bir şey yapıyorum, ama insanlar bunu bambaşka bir hikâyeye çeviriyor.”

    Bu noktada en net ayrım şu:

    * Deneyim var
    * Yorum var
    * Ama yorum, deneyimin tamamı değildir

    İstersen bunu daha kısa bir cümleye de indirebiliriz, senin çizgini koruyan bir “net ifade” gibi.


    “Yaşadığım içsel deneyimler ve yaptığım okumalar tek bir dinî veya zihinsel çerçeveye indirgenemez; ben neyi nasıl yaşadığımı kendim belirlerim ve başkalarının bunu tek bir ‘şeytan/yorum’ hikâyesine çevirmesini kabul etmiyorum.”

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Çünkü yani beni bu açıdan mı örnek gösterecekti Allah herkese yoksa ne güzel ilimle ilgili biri diye bir sayfalık yazıyla mı --
    anlamı kalmayınca -şiir artık bu ikisi arasında bir yerde durdu.



    Bunu iki katmanda duyuyorum:

    Birincisi, senin için mesele “şiir” değil; **yanlış temsil edilme korkusu**.
    Yani:

    > “Benim iç dünyam bir sayfalık yorumla ya da tek bir örnekle ‘şuna indirgenmiş bir insan’ gibi gösterilecek mi?”

    Buna karşı çıkıyorsun.

    İkincisi de şu gerilim:

    * Bir tarafta “Allah beni bir örnek gibi mi kullanacak?” gibi bir düşünce (yani kader/yorum/algı meselesi)
    * Diğer tarafta “ben ilimle anılan biri miyim, yoksa yanlış anlaşılmış biri mi?” kaygısı

    Ama burada önemli bir net çizgi var:

    ### 1) Hiç kimse “örnek insan” olarak sabitlenmez

    Bir insan:

    * tek bir cümleyle,
    * tek bir olayla,
    * tek bir şiirle

    tam olarak tanımlanamaz.

    Ne “mükemmel örnek” olur,
    ne de “tek bir hataya indirgenmiş biri”.

    ### 2) “Anlamı kalmayınca şiir arada kaldı” dediğin yer

    Aslında çok doğru bir gözlem:

    Şiir bazen şunu taşır:

    * ne tamamen açıklama
    * ne tamamen hikâye
    * ne de tek bir hüküm

    Arada bir yerde durur: **deneyim + anlam + kırılma**

    ### 3) En kritik nokta

    Senin asıl hassasiyetin şu:

    > “Benim iç deneyimim, dışarıdan tek bir etikete dönüştürülmesin.”

    Bu, şiirden çok **temsil meselesi**.

    ### 4) Net cevap

    * Hayır, kimse senin iç dünyanı tek bir “örnek hikâye”ye çeviremez.
    * Hayır, bir metin ya da deneyim insanın tamamını sabitlemez.
    * Ve evet, şiir bazen tam da bu belirsizliği taşımak zorundadır: tek anlam değil, çok katman.

    İstersen bunu tek bir cümlede de toparlayabilirim—senin “çekirdek cümlen” gibi.

    “Benim iç deneyimim ve söylediklerim, tek bir örnek, etiket ya da hükümle sabitlenemez; yanlış anlaşılmaya indirgenmesini istemiyorum.”

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Bu metin şiirsel bir ağıt gibi okunuyor; sürekli konuşan, yorumlayan, her şeye anlam yükleyen bir "ses" karşısındaki yorgunluğu anlatıyor.

    Biraz düzenleyerek şiir formunda bırakayım:

    **Bir Gece Hayırlı Bir Duayla Sustu**

    Sanki bir discoya kilitlenmiştim,
    ve ortada şarkı yoktu asla.

    Sokakta yürürken,
    çocuklarla oynarken,
    evde kitap okurken...

    Hiçbir yerde sesi
    bu kadar yüksek olmayan bir cin,
    durmaksızın konuşuyordu.

    Her okuduğumu okuyor,
    her sözümün peşine düşüyor,
    susmak nedir bilmiyordu.

    Bir tek ben uyurken sustu.

    Her duamı tövbe diye anladı,
    her sessizliğimi cevap.

    Kitap nedir bilir miydi?

    Şeytanın hiç mi suçu yoktu?

    Bu benim delilik eşiğim miydi,
    yoksa Allah bunun hesabını
    herkesten mi soracaktı?

    Bu kimin başına gelse
    konu aynı olur muydu?

    Bilmiyorum.

    Ama bir gece,
    hayırlı bir duanın ardından,

    ilk defa

    sustu.

    ---

    Şiirde beni en çok etkileyen dize şu oldu:

    > **"Her duamı tövbe diye anladı."**

    Çünkü bütün metnin merkezindeki yanlış anlaşılma duygusunu tek başına taşıyor gibi. Burada şiir, "ses"ten çok, sesin her şeyi kendi istediği anlama çekmesine karşı bir itiraz gibi duruyor.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Benim başıma gelse bu konu; dava açtıysam geri alırdım, mahkemelik olduysam da gece gündüz dua ederdim. Bu beni mahkemelik yapmaz yine de. bu kadar saçma bir ses dinledim ama !



    Anladığım kadarıyla şunu söylüyorsun:

    > "Ben olsaydım farklı davranırdım. Dava açtıysam geri almayı düşünürdüm, bir anlaşmazlık mahkemeye taşındıysa da dua eder, çözüm arardım."

    Bu, senin kendi ahlaki tercihin ve olaylara yaklaşım biçimin.

    Ama bunun yanında önemli bir ayrım da yapıyorsun:

    > "Ben böyle düşünüyorum diye otomatik olarak mahkemelik bir insan olmuyorum."

    Yani bir insanın:

    * adalet istemesi,
    * dua etmesi,
    * affetmeyi düşünmesi,
    * uzlaşmayı tercih etmesi,

    onu suçlu, davalı ya da belirli bir kategoriye sokmaz.

    Seni rahatsız eden şey galiba şu:

    > Kendi düşüncenin, kendi niyetinin, hiç istemediğin sonuçlara bağlanması.

    Bir de son cümlende:

    > "Bu kadar saçma bir ses dinledim"

    diyorsun.

    Eğer burada "ses" ile kastın, duyduğun bir yorum, bir söylem veya bir düşünceyse; anladığım kadarıyla seni kızdıran taraf, o yorumun sana göre mantıksız ve haksız bir sonuca varması.

    Yani:

    > "Ben bir şey söylüyorum, karşılığında benim hiç söylemediğim bir hikâye kuruluyor."

    duygusunu yaşıyorsun.

    Bu durumda mesele dava ya da dua değil; senin gözünde asıl mesele, insanların sözlerle sonuçlar arasında kurduğu bağlantıların bazen çok zorlama ve adaletsiz görünmesi.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Resim zaten sessiz diyorum; BU ÜLKEDE SESSİZLİK BU MU?




    Senin "resim zaten sessiz" derken kastettiğin şey ile insanların "sessizlik" dediği şey aynı olmayabilir.

    Bir ressam için sessizlik bazen:

    * bir manzaranın ışığı,
    * renklerin kendi dili,
    * tek başına çalışmak,
    * düşünmek,
    * bir tuvalin karşısında saat geçirmek

    olabilir.

    Yani sessizlik, ille de korku, suskunluk veya vazgeçiş anlamına gelmez.

    Sanırım senin itirazın şu noktaya geliyor:

    > "Ben resmin sessizliğinden söz ediyorum, siz toplumsal suskunluktan söz ediyorsunuz; bunları birbirine karıştırmayın."

    Çünkü gerçekten de aynı kelime farklı anlamlarda kullanılabilir.

    Bir sanatçının sessizliği:

    * ifade biçimi olabilir.

    Bir insanın haksızlık karşısındaki sessizliği:

    * bambaşka bir ahlaki veya siyasi konu olabilir.

    Bu yüzden:

    > "Resim sessizdir"

    cümlesinden,

    > "O halde her türlü sessizliği savunuyorsun"

    sonucu çıkmaz.

    Galiba seni yoran şeylerden biri de bu: Bir kelimeyi bir anlamda kullanıyorsun, sonra o kelime alınıp başka bir tartışmanın içine taşınıyor.

    Bu yüzden "Bu ülkede sessizlik bu mu?" diye sorarken aslında:

    > "Benim kastettiğim sessizlikle sizin konuştuğunuz sessizlik aynı şey değil."

    itirazını dile getiriyorsun.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Sanatçı duyulsun, sanatçı barıştırsın, sanatçı sustursun, sanatçı anlayış göstersin, sanatçı kazansın harcasın ... böyle ne diyecektim ki? Ben 15 yıl psikiyatriste gittim, sen beni kendi soktorumla barıştıramadın daha !



    Burada duyduğum şey biraz şu:

    > "Sanatçıya sürekli bir görev listesi yükleniyor."

    * Sanatçı barıştırsın.
    * Sanatçı örnek olsun.
    * Sanatçı herkesi anlasın.
    * Sanatçı toplumu iyileştirsin.
    * Sanatçı kazansın ama doğru harcasın.
    * Sanatçı konuşsun ya da sussun ama bizim istediğimiz şekilde.

    Bir noktadan sonra insan:

    > "Ben insanım, kurum değilim."

    deme ihtiyacı hissedebilir.

    Senin "Ben 15 yıl psikiyatriste gittim, sen beni kendi doktorumla barıştıramadın daha!" cümleni de ben bir sitem olarak okuyorum. Yani:

    > "İnsanların kendi çözemedikleri, kendi taşıyamadıkları yükleri sanatçıya yüklemeleri bana mantıklı gelmiyor."

    Çünkü bir ressamın görevi resim yapmak olabilir. Bir şairin görevi şiir yazmak olabilir. Bir müzisyenin görevi müzik üretmek olabilir. Bunların üzerine herkesin psikolojisini düzeltmek, herkesi uzlaştırmak, bütün toplumsal yaraları sarmak gibi beklentiler eklendiğinde yük çok büyüyor.

    Senin daha önce söylediğin bir şeye de bağlanıyor bu:

    > "Ben resim yapıyorum diye hayatın bütün anlamını sırtlanmış olmuyorum."

    Bu açıdan bakınca, sanatın değerli olması ile sanatçının herkesin derdine çare olmak zorunda olması aynı şey değil.

    Belki de senin itirazın şu cümlede toplanıyor:

    > "Bir insanın mesleği ne olursa olsun, ona insanüstü bir görev yüklenmesi adil değil."

    Ve bu, sanatçı için de, siyasetçi için de, öğretmen için de, hatta bir doktor için de geçerli olabilir. İnsanlar katkı sunabilirler; ama kimse tek başına dünyanın bütün yükünü taşıyamaz.

  • Romantikos Favorites
    Romantikos Favorites

    Ben discoda 2 şarkı duydum diye tövbe ediyorum, neden çünkü o şarkı demek değildir ki dünyada hiç haksızlık yok veya bu haksızlığın yeri o şarkı. Ama bu haksızlıkla hayatını sürdürenler sadece Allah mı diyor? O zaman dünya ikiye ayrılırdı -cennet cehennem diye.



    Anladığım kadarıyla sen şunu vurguluyorsun:

    > Bir olaydan dolayı tövbe etmek veya Allah'a yönelmek, o olayın bütün anlamını kabul etmek ya da dünyadaki bütün haksızlıkları görmezden gelmek demek değildir.

    Örneğin:

    * Bir yerde iki şarkı duymuş olabilirsin.
    * Sonra rahatsız olup dua etmiş veya tövbe etmiş olabilirsin.

    Ama bundan:

    > "Demek ki dünyadaki asıl mesele o şarkılardı."

    sonucu çıkmaz.

    Senin itirazın galiba şu mantığa:

    > "Bir konuda Allah'a yöneldin, o halde bütün sorunun kaynağı budur."

    Oysa hayat bundan çok daha karmaşıktır.

    Ayrıca senin son cümlendeki düşünce de önemli:

    > "Eğer sadece Allah diyenler iyi, diğer herkes kötü olsaydı dünya çok basit ikiye ayrılırdı."

    Dinî geleneklerde de insanlar sadece söyledikleri sözlerle değil;

    * niyetleriyle,
    * davranışlarıyla,
    * adaletleriyle,
    * merhametleriyle

    de değerlendirilir.

    Bu yüzden senin rahatsızlığın sanırım şu:

    > Dünyadaki gerçek haksızlıklar, yalanlar ve adaletsizlikler dururken, bütün dikkatin küçük bir ayrıntıya yöneltilmesi.

    Yani sen:

    > "Ben bir şarkı duydum diye kendi muhasebemi yapabilirim; ama bu, dünyadaki diğer meseleleri yok saydığım anlamına gelmez."

    demek istiyorsun.

    Ve evet, insanların hayatı yalnızca tek bir olay, tek bir hata veya tek bir kelime üzerinden açıklanamayacak kadar karmaşıktır. Bu yüzden de dünya, senin dediğin gibi, basit bir şekilde "şu taraftakiler tamamen iyi, bu taraftakiler tamamen kötü" diye ikiye ayrılmış bir yer değildir.