Unutulmuş bir lehçeyle severim seni Ey kadın, Adem'den olma Havva'dan doğma Benim bu deliliğim akşamdan kalma Yaram Hayat'ın göğsünde bir ur Elbet beni de bir gün seven bulunur ... Ahmet Erhan
İnsan yaşadıkça öğreniyor; beklemeyi.. Beklemek ki, beklenen gelmese de beklemenin ateşinde kavrulmayı sevdiğini... Değer mi, insan kendine değer verdiği müddetçe yaşar...
"Daldan yaprak düşer gibi düşüyor insanlarım Baka baka gözlerimin içine Ölüm ucuz olmamalı bu çağda Ayrılıksa yenilmeli Açlıksa kovulmalı dünyadan Savaşsa durdurulmalı Neyiniz var kardeşler şu kısa konuklukta Sevmekten, ağlamaktan, gülmekten başka ..."
Kadının toplumsal hayatta hak ettiği yeri alması için de daha erken yaşlarda sağlıklı bir biçimde kadın-erkek ilişkilerinin temelinin atılması gerekiyor. Biz ise kadını “anne” olarak konumlamıştık. Annelik kutsal, cennet annelerin ayakları altında... Elbette öyle fakat kendi annelerimize bir bakalım. Hiçbir geliri olmayan, hiçbir güvencesi olmayan, tüm hayatını bizlere, çocuklara adamış annelerimize... Onların derinliklerindeki mutsuzluğu görmezden mi geleceğiz? İçlerinde ukde kalan şeyleri hiç düşünmeyecek miyiz?
Kirlenmemiş, ne sevdalar öldürdüm yüreğimde Ne sabır taşları çatlattım gidenlerin ardınca Şimdi, son kez seriyorum yüreğimi ayaklarına Ya gel, kabul et beni dergâhına Ya bir şey söyle, bu ıstırabıma son ver Ya konuş, çocuk gözlerim gülsün Ya bir iki söz et, bağır çağır İnandır kendini önce, sonra beni kandır Sen bilmezsin, ben çabuk inanırım sana Bir meçhule giderim, gömülürüm bir karanlığa Yasak ederim seni kalemime Her “sen” dediğinde paylarım yüreğimi Uzanmam bir daha hiçbir yıldıza Hiçbir mutluluğu benzetmem sana Seni görmem hiçbir şiirde Hiçbir yağmurda iki kişilik ıslanmam İki kişilik dinlemem hiçbir şarkıyı Ve hiçbir rüyamı hayra yormam Ya gel şimdi… Ya bir şey söyle… Ya susma… Ya konuş… ...
Cebeci İstasyonu ve Sen'i okumaya çalıştım.. Kabul ediyorum çok iyi değil ama daha iyi olacak..
Sonra dedim ki;
Ölüm bile yoruldu...
Yürümeyi öğrenmeden koşmak çokta zor değilmiş bunu babamı kaybedince öğrendim
Sonra
Sonra sadece günler geçer.....
Senin Değildir
Ey güzel omuzlara düşen saç senin değildir.
Hem dudakların kiraz senin değildir.
Ceylandan aşırılmış göz senin değildir.
Bin latife ile söylenen söz senin değildir.
Yüzüne ayın şavkı vurmuş senin değildir,
Kaşına hilalin yayı konmuş senin değildir.
Ellerine kalem dizilmiş senin değildir.
Boyun selviye benzetilmiş senin değildir.
Her yerine bir güzellik verilmiş senin değildir.
Ben bakarım güzelliğine aşikar zira göz senin değildir.
Unutulmuş bir lehçeyle severim seni
Ey kadın, Adem'den olma Havva'dan doğma
Benim bu deliliğim akşamdan kalma
Yaram Hayat'ın göğsünde bir ur
Elbet beni de bir gün seven bulunur
...
Ahmet Erhan
İnsan yaşadıkça öğreniyor; beklemeyi.. Beklemek ki, beklenen gelmese de beklemenin ateşinde kavrulmayı sevdiğini...
Değer mi, insan kendine değer verdiği müddetçe yaşar...
Hayırlısı olsun,haydi bir türkü söyle,gönlüne yol olsun..
"Daldan yaprak düşer gibi düşüyor insanlarım
Baka baka gözlerimin içine
Ölüm ucuz olmamalı bu çağda
Ayrılıksa yenilmeli
Açlıksa kovulmalı dünyadan
Savaşsa durdurulmalı
Neyiniz var kardeşler şu kısa konuklukta
Sevmekten, ağlamaktan, gülmekten başka ..."
Kendin için yaz"kendin için yaşa"
Sonunda yine onunla kalacaksın başbaşa...
Güray ilham.
FIRTINA
Hava Güneş'li ama,
Şu fırtına esiyor,
Fırtınanın şiddeti,
Nefesleri kesiyor.
Eser kuzeyin yeli,
Eyler birini deli,
Şu stadın içinde,
Döktürdün ecel teri.
Costumu Trabzonum,
Acep kim tutar onu,
Forvet yap sayın hocam,
Görelim beşi, onu.
Karadeniz dalgalı,
Fırtına mı olacak,
Trabzon'un namını,
Bütün dünya duyacak.
Fırtına yaklaşıyor,
Görenler alkışlıyor,
Fırtınanın yanına,
Kimse yaklaşamıyor.
susmalı ve yürümelisin
....
Ne diyordu Kaybedenler Kulübü’nde: “Yeryüzünde sana en uzak nokta sırtındır aslında.”
hesabım açılmadı
şifre değiştirme işe yaramadı
başka hesap artık yok
günümüzdeki bazı kavramlara okadat yabancıyım ki...
dedim,...
HİÇÇÇÇÇ
Benim sana yakıştıramadığım her şeyi,sen kendine yakıştırdın.!
Hicbir zaman sevildiğinden emin olamiyacaksin boşuna bekleme... Çaya şeker atmak boşuna israf yudumla gitsin. Bekleme bitsin...
Geldi geçti / Geçti gitti birkaç günlük fasıldı...
Sonra hep ertelenmiştir....
Sonra gelirim sonra alırım.....
Sonrası olmayanı ertelemek....
Önceyi hiç bilmemektir...
Taş kalbine, dileğimi bir arz et,
Ne sen kırıl, ne beni üz boş yere.
Gönlündeki sevgim, sanki var farz et,
Çağır beni; ben geleyim, bir kere...
Hepimiz hayatımıza anlam katacak bir şeylerin peşinde olmalıyız bu hayatta.
öyle işte...
Kadının toplumsal hayatta hak ettiği yeri alması için de daha erken yaşlarda sağlıklı bir biçimde kadın-erkek ilişkilerinin temelinin atılması gerekiyor.
Biz ise kadını “anne” olarak konumlamıştık. Annelik kutsal, cennet annelerin ayakları altında... Elbette öyle fakat kendi annelerimize bir bakalım. Hiçbir geliri olmayan, hiçbir güvencesi olmayan, tüm hayatını bizlere, çocuklara adamış annelerimize... Onların derinliklerindeki mutsuzluğu görmezden mi geleceğiz? İçlerinde ukde kalan şeyleri hiç düşünmeyecek miyiz?
Kirlenmemiş, ne sevdalar öldürdüm yüreğimde
Ne sabır taşları çatlattım gidenlerin ardınca
Şimdi, son kez seriyorum yüreğimi ayaklarına
Ya gel, kabul et beni dergâhına
Ya bir şey söyle, bu ıstırabıma son ver
Ya konuş, çocuk gözlerim gülsün
Ya bir iki söz et, bağır çağır
İnandır kendini önce, sonra beni kandır
Sen bilmezsin, ben çabuk inanırım sana
Bir meçhule giderim, gömülürüm bir karanlığa
Yasak ederim seni kalemime
Her “sen” dediğinde paylarım yüreğimi
Uzanmam bir daha hiçbir yıldıza
Hiçbir mutluluğu benzetmem sana
Seni görmem hiçbir şiirde
Hiçbir yağmurda iki kişilik ıslanmam
İki kişilik dinlemem hiçbir şarkıyı
Ve hiçbir rüyamı hayra yormam
Ya gel şimdi…
Ya bir şey söyle…
Ya susma…
Ya konuş…
...
İnsanın kullandığı ilk alet, başka bir insandır...