size, bu odanın alacakaranlığından, okyanusundan, beni boğan dalgalarından, tenimde kalan tuzundan ve yastıklarda kuruyan gözyaşından hiç bahsetmedim.
size, nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza (garip, tuhaf aslında) beyaz bembeyaz tabiatımla 'iyiyim' diyorum. yani aslında korkuyorum bütün bunlar kıyamet bütün bunlar cinnet bütün bunlar cinayet demeye bir daha düzeltilemeyecek sözler söylemeye korkuyorum ... bunun beni ne kadar kırdığından hiç bahsetmedim. bahsetmediğim çok şey var daha yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor akşamın altını, gümüşe dönüyor bunlar da önemli elbette en az, bana ihaneti öğrettiğiniz bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.
nıye azıcık bı duygu kıpırtısı hısseden herkes şiir yazmaya kalkıyor? şiir yazmanın cok ender ve özel bı yetenek olduğunu anlamıyormusunuz? ustelık bı de ısrarla yazdığınız seylerı baska ınsanlara da okutmaya calısıyorsunuz? mesajlarımız şiirlerden geçilmıyor..yazamıyorsunuz işte ısrar etmeyın lutfen...yetenek işi bu..allah vergisi...zorla olmaz kı yaa
'biliyorum matarada su torbada ekmek ve kemerde kursun degil ama yine de matarasinda su torbasinda ekmek ve kemerinde kursun kalmayanlari da ayakta tutabilir siir.'
' şiir, insanın ya da dünyanın bir sorusuna yanıt değildir. onun yaptığı sadece sorgulamayı ağırlaştırmak, dibini eşelemektir. şiirin en doyumsuz anı, belki de sorunun etkinliğinin - köktenliği, çıplaklığı, yadsınmaz ilerleyişiyle- hiçbir yanıttan beklenmeyecek kadar olduğu andır. daha da ötesi, bütün yanıtlar, onun sessizliğini açığa vurur. bu tavrın açtığı gedik açıklamaları siler. birbirinden ayrılmış, uygun bir biçimde belli bir yere oturtulmuş, karşı cepheler arasında gitgellere yol açan değerler, bir açıklık anında nehir coşkusuna kapılır giderler. '
Bir ateş yanar ANADOLUDA... Ki adı ATAMIN alevlendirdiği BAĞIMSIZLIK ve ÖZGÜRLÜK sevdasıdır. Yolumuz sonsuzluğa,SEVDAMIZLA.. Ki biz ne yoldaş ne paydaş isteriz. Türküz. kürdüz. çerkeziz. pomağız. İmamda papazda hahamda bizden Bu topraklarda yaşıyoruz KARDEŞİZ. Bu coğrafyaya vatan diyorsak eğer. BAYRAK bizim. DEVLET bizim biz BİRİZ. Yolumuza yalnız devam ederiz. Dedimya dostlar biz bu yolda Ne yoldaş nede paydaş isterz. İgor'da. jozef'te toni'de insan ama. Sadece merhaba der geçeriz..
demişti Zat-i ben el müslim.. şiir denince hatırladım.
laaa demin baktım adamlar kurtlar vadisine bile şiir yazmış demek oluyor ki şiirin cılkı cıkmış..siz siz olun kurtlar vadisini izleyin hehhehehheeh abi bu ne ya herif bi de sanat ayaklarına yatyıordur şimdi valla helal olsun be siz siz olun kurtlar vadisini izleyin tv de bile boyle reklamı yoktur ha....:D
Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana Unutulmaya geldim işte, onarılmaya değil
Kov beni kabilenden, ama bekliyorum demek bu
[Ahmet Telli]
*sitede şiir az paylaşılır olmuş.. arada dokundurmak lazım öyle değil mi edendim.. hürm..
İsyan şiirleri bilirim sonra Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden Harfler harp düzeni almıştır mısralarında Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanılmasıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimine şiir denir. Milâttan önce 8000 li yıllarda konuşma dili gelişmiş ve sözlü edebiyat doğmuştur. Mağara duvarlarına resimler çizilmiş ve efsaneler nesilden nesile sözle aktarılmıştır. Milâttan önce 3500 lü yıllarda yazı bulunmuş ve yazılı edebiyata geçilmiştir. Milâttan önce 3000 li yıllarda yazılan 'Gılgamış Destanı' bilinen en eski destandır. Tanrı insanı yarattı, insan da şiiri yarattı. Şiirin Yunanca karşılığı poiesis 'yaratma' anlamına gelir. Önceleri şarkıcı (aoidas) olarak bilinen şair gerçek bir sanatçı, bir yaratıcı sayılıyordu. Şair bir yandan değişmeceleri ve ritmiyle dili yaratırken, bir yandan da, şiirin yapısında yer alması gereken dilin nesnesini de yaratıyordu. Şiir kavramı başlangıçta vezin, prozodi kavramlarıyla bağlantılıydı. Bu da şiirle müziğin aynı kökten geldiğini gösterir. Biçimsel açıdan bakılırsa, şiir şarkıya yakın ritim ve ses uyumu içinde bir dil olması bakımından düzyazıdan farklıdır. Platon'a göre, şiirsel yaratıcılık coşkuya,Tanrı'yla bütünleşmeye bağlıdır; 'Şair kanatlı ve kutsaldır esinlenmeden, kendinden geçmeden, aklını yitirmeden yaratamaz' Şiir bir kehanete benzer. Tanrı'nın sözüdür. Aristoteles'e göre, biçimi ne olursa olsun, şiir taklik sanatlarındandır. Şair bir tarihçi gibi anlatsa bile şairin konusu apayrıdır. Tarihçi yaşanmış gerçeklerle ilgilenir Buna karşılık şair, gerçekciliği ve mantıksal zorunluluğu gözeterek, gerçeği taklit eden olasılık alanına yönelir. Şiir yalın tarihsel kesinlikten daha felsefi ve daha genel bir doğrunun alanıdır. Buna göre masal tarihin anlamlı bir taklididir. Her şiirsel kurgu gücünü hem hayali, hem akla uygun bir yorumu yaptığı doğadan alır. Hintli filozoflara göre, şiir en yüce biçimini bulduğu zaman, bilge kişinin vecdiyle bütünleşir. Şair, Sarasvati'nin inayetiyle yüce söze erişir ve onu anlar. Diomedes'in sınıflamasına göre, şiir üç katagoriye ayrılır: 1-Epik şiir; tarihi ve efsaneyi konu alır ve yazara da, kişilere de aynı ölçüde söz hakkı tanır. 2-Dramatik şiir; anlatıyı eyleme dönüştürür ve yalnızca kişilere söz hakkı tanır. 3-Lirik şiir; duyguları doğrudan dile getirir ve yalnızca yazara söz hakkı tanır. Şiir yazmakla ve şiir okumakla uğraşan insanlar erdemli insanlardır. İnsanlar şiir okudukça, şiir yazdıkça daha da olgunlaşır. Şiirle uğraşan bir insanın hiç kimseye zararı olmaz. Şiir yazan bir insan; Önce doğmadan önceki hâlini, sonra da ölümden sonraki hâlini düşünebilmelidir. Bu düşünce, ozanları daha da erdemli kılar. Yapılan kötülüğü unutmak da bir erdemdir.
fuzuli der ki bir şiirinde mealen: 'elde ettiğine kanaat edip oturma.zira yükselmek hususunda ne kadar istekli ve ihtiraslı olursan merteben o kadar artar.kemal derecesini istemek hususnda gayretsiz ve tembel olma.sonunda ziyanlı çıkarsın.'
Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus, Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi, Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus Efkârı sakimane ile âleme karşı Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit, Âmali harisanesini eyledi tezyit... Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur, Tırnaklarını aileler kalbine saplar; Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar, Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur... Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük. Ey gazii mecruhu vega dideye döndük. Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail, Ey enmilei sürbu cinayata delâil Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr, Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar, Ey varlığı bir millet için bâdii zillet. Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet, Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur, Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur. Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler.. Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler... Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken Âtimizi dendanı harisin kemirirken Bir gün Rumeli dağları envara boyandı; Hürriyetin enfası ile herkes uyandı. MUSTAFA KEMAL ŞANLI ORDU GAZETESİ: 24 Kasım 1908
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır Tuna ezelden Türk diyarıdır. Bilinen tarihler söylememiş bunu Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak, Dinleyin sesini doğan tarihin, Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları, Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları Doğudan çıkan biz Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz Türk sadece bir milletin adı değil, Türk bütün adamların birliğidir. Ey birbirine diş bileyen yığınlar, Ey yığın yığın insan gafletleri Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde, Hakikat nerede?
Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir, Beyaz taş var, onun altında bayraklar Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken... Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir Asker yatıyor... Onun hâbı istirahate çekildiği şu Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler. Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar Nâle eylediler, çocuklar ağladılar. Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak, Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan Ona nâilini intizar olmuş! ...
size,
bu odanın alacakaranlığından,
okyanusundan, beni boğan dalgalarından,
tenimde kalan tuzundan ve
yastıklarda kuruyan gözyaşından
hiç bahsetmedim.
size,
nasılsın diyerek başlayan telefonlarınıza
(garip, tuhaf aslında)
beyaz bembeyaz tabiatımla
'iyiyim' diyorum.
yani aslında korkuyorum
bütün bunlar kıyamet
bütün bunlar cinnet
bütün bunlar cinayet demeye
bir daha düzeltilemeyecek sözler
söylemeye korkuyorum
...
bunun beni ne kadar kırdığından
hiç bahsetmedim.
bahsetmediğim çok şey var daha
yaz çiçekleri, cam çiçekleri ölüyor
akşamın altını, gümüşe dönüyor
bunlar da önemli elbette
en az,
bana ihaneti öğrettiğiniz
bana kanatlarımı bıraktırdığınız kadar.
Birhan Keskin
'Şiir üzümün güneşidir,
elmanın kurdu.
Böğürtlenlerin tozudur şiir.'
Ülkü Tamer
SEVGİNİZİ İFADE ETMENİN EN RAFİNE BİÇİMİ.(Bir kadına verilebilicek en güzel hediye)
kırmızı başlıklı kız
nıye azıcık bı duygu kıpırtısı hısseden herkes şiir yazmaya kalkıyor? şiir yazmanın cok ender ve özel bı yetenek olduğunu anlamıyormusunuz? ustelık bı de ısrarla yazdığınız seylerı baska ınsanlara da okutmaya calısıyorsunuz? mesajlarımız şiirlerden geçilmıyor..yazamıyorsunuz işte ısrar etmeyın lutfen...yetenek işi bu..allah vergisi...zorla olmaz kı yaa
birn gün yüreğinde bir sızı duyarsan
bilki seni özlüyorum sevgili
bir gün ufka dalıp kalırsan
bilki seni bekliyorum sevgili
umutsuzluk nedir bilmedi yüreğim
senden başkasını sevmedi yüreğim
birgün olsun keşke demedi yüreğim
ben tek seni seviyorum sevgili
yıllardır kuytusunda yaşadım aşkın
şimdi içindeyim mağrur ve şaşkın
kırılıyor zincirler vuslatımız yakın
dolu dizgin sana koşuyorum sevgili
kelimelere dökemem duygularımın ahengini
arasan bulamazsın bu sevdanın dengini
iklimler gözlerinden almış rengini
seninle hep baharı yaşıyorum sevgili
Acıdan mutluluk yaratmamın büyülü yolu bir çok zaman
Duygu(suz)
Hasretler büyüten bendim
..............................sen yanımdan
.......................geçerken sessizce
Oysa
...............................her defasında
..............gölgene sarılan gölgemdi
.....................duygusuz bir şekilde
İbrahim Balic
birn gün yüreğinde bir sızı duyarsan
bilki seni özlüyorum sevgili
bir gün ufka dalıp kalırsan
bilki seni bekliyorum sevgili
umutsuzluk nedir bilmedi yüreğim
senden başkasını sevmedi yüreğim
birgün olsun keşke demedi yüreğim
ben tek seni seviyorum sevgili
yıllardır kuytusunda yaşadım aşkın
şimdi içindeyim mağrur ve şaşkın
kırılıyor zincirler vuslatımız yakın
dolu dizgin sana koşuyorum sevgili
kelimelere dökemem duygularımın ahengini
arasan bulamazsın bu sevdanın dengini
iklimler gözlerinden almış rengini
seninle hep baharı yaşıyorum sevgili
birn gün yüreğinde bir sızı duyarsan
bilki seni özlüyorum sevgili
bir gün ufka dalıp kalırsan
bilki seni bekliyorum sevgili
umutsuzluk nedir bilmedi yüreğim
senden başkasını sevmedi yüreğim
birgün olsun keşke demedi yüreğim
ben tek seni seviyorum sevgili
yıllardır kuytusunda yaşadım aşkın
şimdi içindeyim mağrur ve şaşkın
kırılıyor zincirler vuslatımız yakın
dolu dizgin sana koşuyorum sevgili
kelimelere dökemem duygularımın ahengini
arasan bulamazsın bu sevdanın dengini
iklimler gözlerinden almış rengini
seninle hep baharı yaşıyorum sevgili
şiir oldukça uzak'ta var olacak..bu yüzden nefret ediyorum..
.
bir süredir kuşlar da yok
kentin bulanık göğünde
dumanlı bir uğultu
uzayıp dururken sokaklarda
ürküttü bütün kuşları da
..
[Ahmet Telli] (13.04.2006 17:25)
yaşamayı çekilir kılan birkaç şeyden biri. sarı duvarlara konuk olan. geceyi yıldız fırtınasına çeviren sözler. okudukça yazmaktan vazgeçiren.
'aslolan hayattır
bir akvaryumu yazmak,
akvaryumda yasamaktan kolaydır
bu yuzden her dize biraz eksik
her siir biraz yalandır...
'biliyorum
matarada su
torbada ekmek
ve kemerde kursun degil
ama yine de
matarasinda su
torbasinda ekmek
ve kemerinde kursun
kalmayanlari da ayakta tutabilir siir.'
' şiir, insanın ya da dünyanın bir sorusuna yanıt değildir. onun yaptığı sadece sorgulamayı ağırlaştırmak, dibini eşelemektir. şiirin en doyumsuz anı, belki de sorunun etkinliğinin - köktenliği, çıplaklığı, yadsınmaz ilerleyişiyle- hiçbir yanıttan beklenmeyecek kadar olduğu andır. daha da ötesi, bütün yanıtlar, onun sessizliğini açığa vurur. bu tavrın açtığı gedik açıklamaları siler. birbirinden ayrılmış, uygun bir biçimde belli bir yere oturtulmuş, karşı cepheler arasında gitgellere yol açan değerler, bir açıklık anında nehir coşkusuna kapılır giderler. '
birkac
iyi
siir
yazmak
bile
cok fazla
umutsuzluk
tatminsizlik
ve
hayalkirikligi
gerektirir.
herkese
gore
degildir
siir yazmak
hatta
okumak
bile
dilimizde akrep olması
Şiir; hakiki mülkiyetim
Ruhumun giydiği oldurduğum vücudum.
bana göre şiir insanın duygu ve düşüncelerini yansıtır
Bir ateş yanar ANADOLUDA...
Ki adı ATAMIN alevlendirdiği
BAĞIMSIZLIK ve ÖZGÜRLÜK sevdasıdır.
Yolumuz sonsuzluğa,SEVDAMIZLA..
Ki biz ne yoldaş ne paydaş isteriz.
Türküz. kürdüz. çerkeziz. pomağız.
İmamda papazda hahamda bizden
Bu topraklarda yaşıyoruz KARDEŞİZ.
Bu coğrafyaya vatan diyorsak eğer.
BAYRAK bizim. DEVLET bizim biz BİRİZ.
Yolumuza yalnız devam ederiz.
Dedimya dostlar biz bu yolda
Ne yoldaş nede paydaş isterz.
İgor'da. jozef'te toni'de insan ama.
Sadece merhaba der geçeriz..
demişti Zat-i ben el müslim.. şiir denince hatırladım.
laaa demin baktım adamlar kurtlar vadisine bile şiir yazmış demek oluyor ki şiirin cılkı cıkmış..siz siz olun kurtlar vadisini izleyin hehhehehheeh abi bu ne ya herif bi de sanat ayaklarına yatyıordur şimdi
valla helal olsun be siz siz olun kurtlar vadisini izleyin tv de bile boyle reklamı yoktur ha....:D
Sülfür inceldi ve en yorgun yerinden kırıldı ayna
Ayna pusluydu bunca yıl nice sır taşımaktan
Kırılmanın sesini duydum ve onu getirdim sana
Unutulmaya geldim işte, onarılmaya değil
Kov beni kabilenden, ama bekliyorum demek bu
[Ahmet Telli]
*sitede şiir az paylaşılır olmuş.. arada dokundurmak lazım öyle değil mi edendim.. hürm..
İsyan şiirleri bilirim sonra
Kelimeler ki tank gibi geçer adamın yüreğinden
Harfler harp düzeni almıştır mısralarında
Kimi bir vurguncuyu gece rüyasında yakalamıştır
Kimi bir soygun sofrasında ışıklı sofralarda
Hırsızın gırtlağına tıkanmıştır.
ŞİİR NEDİR?
Zengin sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanılmasıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimine şiir denir.
Milâttan önce 8000 li yıllarda konuşma dili gelişmiş ve sözlü edebiyat doğmuştur. Mağara duvarlarına resimler çizilmiş ve efsaneler nesilden nesile sözle aktarılmıştır. Milâttan önce 3500 lü yıllarda yazı bulunmuş ve yazılı edebiyata geçilmiştir. Milâttan önce 3000 li yıllarda yazılan 'Gılgamış Destanı' bilinen en eski destandır.
Tanrı insanı yarattı, insan da şiiri yarattı. Şiirin Yunanca karşılığı poiesis 'yaratma' anlamına gelir. Önceleri şarkıcı (aoidas) olarak bilinen şair gerçek bir sanatçı, bir yaratıcı sayılıyordu. Şair bir yandan değişmeceleri ve ritmiyle dili yaratırken, bir yandan da, şiirin yapısında yer alması gereken dilin nesnesini de yaratıyordu. Şiir kavramı başlangıçta vezin, prozodi kavramlarıyla bağlantılıydı. Bu da şiirle müziğin aynı kökten geldiğini gösterir. Biçimsel açıdan bakılırsa, şiir şarkıya yakın ritim ve ses uyumu içinde bir dil olması bakımından düzyazıdan farklıdır.
Platon'a göre, şiirsel yaratıcılık coşkuya,Tanrı'yla bütünleşmeye bağlıdır; 'Şair kanatlı ve kutsaldır esinlenmeden, kendinden geçmeden, aklını yitirmeden yaratamaz' Şiir bir kehanete benzer. Tanrı'nın sözüdür.
Aristoteles'e göre, biçimi ne olursa olsun, şiir taklik sanatlarındandır. Şair bir tarihçi gibi anlatsa bile şairin konusu apayrıdır. Tarihçi yaşanmış gerçeklerle ilgilenir Buna karşılık şair, gerçekciliği ve mantıksal zorunluluğu gözeterek, gerçeği taklit eden olasılık alanına yönelir. Şiir yalın tarihsel kesinlikten daha felsefi ve daha genel bir doğrunun alanıdır. Buna göre masal tarihin anlamlı bir taklididir. Her şiirsel kurgu gücünü hem hayali, hem akla uygun bir yorumu yaptığı doğadan alır.
Hintli filozoflara göre, şiir en yüce biçimini bulduğu zaman, bilge kişinin vecdiyle bütünleşir. Şair, Sarasvati'nin inayetiyle yüce söze erişir ve onu anlar.
Diomedes'in sınıflamasına göre, şiir üç katagoriye ayrılır:
1-Epik şiir; tarihi ve efsaneyi konu alır ve yazara da, kişilere de aynı ölçüde söz hakkı tanır.
2-Dramatik şiir; anlatıyı eyleme dönüştürür ve yalnızca kişilere söz hakkı tanır.
3-Lirik şiir; duyguları doğrudan dile getirir ve yalnızca yazara söz hakkı tanır.
Şiir yazmakla ve şiir okumakla uğraşan insanlar erdemli insanlardır. İnsanlar şiir okudukça, şiir yazdıkça daha da olgunlaşır. Şiirle uğraşan bir insanın hiç kimseye zararı olmaz. Şiir yazan bir insan; Önce doğmadan önceki hâlini, sonra da ölümden sonraki hâlini düşünebilmelidir. Bu düşünce, ozanları daha da erdemli kılar. Yapılan kötülüğü unutmak da bir erdemdir.
Zeki Çalar
Bu şiir sev diye değil....
Bu şiir gel diye değil.....
Bu şiir...
Seni nasıl seviyorum....
Bil diye yazılmıştır......
fuzuli der ki bir şiirinde mealen:
'elde ettiğine kanaat edip oturma.zira yükselmek hususunda ne kadar istekli ve ihtiraslı olursan merteben o kadar artar.kemal derecesini istemek hususnda gayretsiz ve tembel olma.sonunda ziyanlı çıkarsın.'
şiir, uyanıkken görülen tek rüyadır...
KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER
Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi,
Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus
Efkârı sakimane ile âleme karşı
Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
Âmali harisanesini eyledi tezyit...
Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur...
Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük.
Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
Ey enmilei sürbu cinayata delâil
Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet,
Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur.
Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler..
Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken
Âtimizi dendanı harisin kemirirken
Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
Hürriyetin enfası ile herkes uyandı.
MUSTAFA KEMAL
ŞANLI ORDU GAZETESİ: 24 Kasım 1908
HAKİKAT NEREDE?
Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.
Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?
MUSTAFA KEMAL
BİR ASKERİN MEZARINA
Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş! ...
MUSTAFA KEMAL
Harbiye talebesi iken yazmıştır.