Kültür Sanat Edebiyat Şiir

idris özyol sizce ne demek, idris özyol size neyi çağrıştırıyor?

idris özyol terimi Ahmet Peker tarafından 15.04.2004 tarihinde eklendi

  • Ali Peker
    Ali Peker11.10.2016 - 21:43

    Ne arabesk kaldı ne arabesk ahlakının vücut bulduğu eski aşıklar..
    Ne erkeklerin cebinde çakı kaldı, ne geyik resimli halılar duvarlarda, ne portakal sandıkları, ne ayakkabının topuğuna basan abiler..
    Ne İdris kaldı ne Lanetli Sınıf..
    Bari laneti kalaydı, o bile kalmadı..

  • Şive Kâr
    Şive Kâr08.01.2015 - 00:31

    İdris Özyol, Siz Bu Aşkı Haketmediniz!



    İdris Özyol ve çıldırdığı zamanlarda yazdığı metinlerden.

    Ben haketmedim bu aşkı. Siz bu aşkı haketmediniz. Bırakıp düşmanı savaş meydanında ve hatta bir avuç silah arkadaşınızı dahi bırakıp orada dev bir orduya karşı, dişi bir yüreğe kaçacaksınız ha? Düşman dağların ardında silahlarını yağlarken ve uçan kuşu hedef yaparken zulmüne, esrara, zülüfe, şiire, güle ve bülbüle sığınacaksınız öyle mi?

    Öyle mi erkek kardeşlerim? Öyle mi kız kardeşlerim? Ne kadar güvendik oysa size. Ben kendime ne kadar güvendim. İstanbul'un ortaya yerinde dolaşırken ne zaman aklıma Malatya gelse, ayak parmaklarımın ucunda yükselip yükselip ufku seyrettim. Ve binlerce inançlı adam ve dahi kadın ve dahi deli beden, avuçlarını kalplerinin üzerinde biriktirip sökmeye hazırlandılar. Söküp atmaya hazırlandılar patlayacak bir sesin, bir çığlığın, bir kahkahanın gösterdiği yöne doğru. Atını çatlata çatlata koşturan bir adam bekledik.

    Bir adam bekledik Kayseri'den, Sivas'tan, Diyarbakır'dan, Konya'dan, Bursa'dan. Fakat, ardına taktığı uyuz eşekle birlikte sürüklenen sünepe, miskin ve düşkün adamlar yenilgi haberleri getirdiler sadece. Ve arsız arsız bakıp yüzümüze; 'Çeçenistan ne olacak? ' diye sordular. Ulan, bin taneniz bir Çeçen etmiyorsunuz; neyi sormaktasın? Ulan, bak etrafına ve gördüğün şeylerden hangisini haketti o korkak kalbin; söyle? Sen kimsin be, sen kimsin? Bırak şu aşk işlerini de önce ismini hatırla! İsimsiz bir aşk, renksiz bir aşk, kokusuz bir aşk, ateşsiz bir aşk, sıvı bir aşk nasıl yarışabilir Ferhat ve Şirin, Kerem ve Aslı ile?

    Yarışamıyorsunuz. Koşamıyorsunuz. Sizi gördüm atlarınızdan düşerken. Sizi gördüm kapaklanmış vaziyette düşmanın önünde. Sizi gördüm, tenhalara pusmuş, ürkek, iğreti. Hangi hakla, yiğit kızlarımızdan birini de tutarak kolundan, ruhundaki şarap mahzenine sürükleyeceksin sen? Senin 'aşk' dediğin, zayıf, titrek, hastalıklı, sancılı bir kaç kelime, bir kaç fotoğraftan başka nedir ki? Nasıl bir 'aşk'ı olabilir korkak bir askerin, korkak bir mücahidin, korkak bir devrimcinin? Dövüşürken kara aslanlar, kara alınlar, kara kaslar dev ordulara karşı, bine bir, tanka saban bir oranla zaferler yazarken göğüslerine, sen burda, geride, arka planda, kızlarımızla gözgöze geleceksin ha? Utanmadan, sıkılmadan uzanacaksın bir kalbe? Utanmadan sıkılmadan uzanacaksın bir sarı zülüfe, bir göz ucuna?

    Bir korkağın aşkı nedir ki? Nedir ki aşkı bir hainin? Annesinin dizi dibinde titreyen bir süt çocuğunun yüreği ne kadar büyüyebilir? Ne kadar dövüşebilir tosuncuklar? Siz bu aşkı haketmediniz. Ve yok bundan sonra beyaz duvarlara kırmızı harflerle ilan-ı aşk yazıları döktürmek. Ne zaman ki zaferi, patlamış bir nar gibi çıkartıp koyar avuçlarımıza Malatya, ne zaman ki uzakları yakın eder Diyarbakır, ne zaman ki yarin nefesi kadar sıcak ve kanımızı kızıştıran müjdeler getirir Sivas, ne zaman ki Kayseri harbiden Kayseri olur; işte o zaman ben de pencerenizin altında durup aşk türküleri mırıldanacağım size bütün gecelerde. Ve siz kulağınızı kamaştıran türkülerimi havada yakalayıp, üfleyeceksiniz sevdiğinizi zülfüne. Bunu haketmiş olacaksınız. Hakettiğiniz gün gelin yanıma. Şimdilik küsüm sizinle. Konuşmuyorum. Ne kapıma, ne kapınıza!

  • Şive Kâr
    Şive Kâr25.08.2012 - 01:07

    lahmacundan nefret ederdi istanbullu. öyle yazılar çıkardı beyaz gazetelerde. arabesk aşağılanırdı. ön odada açıkça mozart, arka odada gizlice orhan gencebay dinlerdik. devrimcilerden nefret ederdi istanbul beyazları. ayyaşlardan da. köprüaltı diye bir yerimiz vardı. salaş. ucuz. tuvalet deliğinden bakınca deniz görünürdü.

    aklımın erdiği günlerden itibaren özete devam. bizim hakim olduğumuz yerlerde ülkücü döverdik. ülkücülerin hakim olduğu yerlerde de bizi döverlerdi. 18 yaşında, yarın sabah devrim olacak diye inanmıştım. üniversitede her cumartesi günü dernek toplantısı olurdu. eksiksiz katılım. rejimi değiştireceğimize ve sosyalizmi kuracağımıza inanıyorduk. ben hayatımın sonraki dilimlerinde o kadar cesur ve o kadar inançlı olmadım. keşke o inancı yemeseydik./ İdris Özyol

  • Şive Kâr
    Şive Kâr18.08.2012 - 00:19

    Aklımın erdiği günden bugüne. İstanbul Beyazları 'Onuncu Yıl Marşı' söylemeye başladılar. Bakırköy'de Özgürlük Meydanı'nda subay eşlerinden dinlediğimde bu marşı, tüylerim diken diken oldu. Uğruna eza, cefa, işkence, baskı, hapis gördüğüm her şeye, ama her şeye düşman gördüm bu marşı. İstanbul beyazları başörtüsüne karşıydı, müslümanlara, tekkelere, kitaba... Lahmacuna, arabeske, taşra çocuklarına, beyaz çoraplı çocuklara, sevgilisiyle buluşmaya giderken ayakkabısını cami musluğunda yıkayan bizlere karşı bir düşmanlıktı bu./ İdris Özyol

  • Cillop Kedi
    Cillop Kedi14.07.2012 - 23:54

    bizim hotelin şoförünü çağrıştırdı.

  • Şive Kâr
    Şive Kâr14.07.2012 - 22:49

    kır kahvesi

    şurada hayatı tarif edişin vardı gagasıydık kuşun
    birbirini tıklayan iki gaga şurada uzağa bakışın
    havayı aralayışın vardı sözlerine yer açmak için
    dinledim ağzından çıkan buğuyu / süt ister misin

    sen konuşurken domates büyüttüm kırmızı baktım
    ellerin domatesi tanır gibiydi havaya yer açmak için
    seni dinleyişimi izledim bir süre çenem tarife uygun
    gemiler duruyordu ağzının içinde / süt ister misin

    bir şeyler geziniyordu üç harfte A’da Ş’de ve K’de
    yaz üşümesi çimen bakışı bahçenin yeşil eldiveni
    harfleri sever gibiydin göğsüme yer açmak için
    masanın üstündeydi hep yüzün / süt ister misin

    havayı tıkla: tarifler sınır hayata kelimeler mayın
    göğsümü nereye bıraktın masaya yer açmak için
    beni ağaçlar yönetiyor evet toprağın halleri evet
    düzelttim bir çiçeğe eğilişini / niye süt istemedin

    günaydın kahve elveda aşk

    İdris Özyol

  • Ahmet Peker
    Ahmet Peker29.05.2010 - 00:56

    Mavi Gözlerinden Sen Sorumlusun..


    'Bakmayın mavi gözlü olduğuma / ben Asyalıyım, Afrikalıyım' dedi şair; fakat biz baktık onun mavi gözlü oluşuna. Mavi gözlerine değil ha, mavi gözlü oluşuna baktık.

    Çünkü şair bir reddiye döşenerek Allah vergisi gözlerine, bizim semte taşıdığını söylüyordu; ama bu iş göz rengiyle ilgili bir mesele değildi asla. O anlayamazdı bunu, ama biz bin yıllardır yediğimiz tokatlar sayesinde çok iyi öğrenmiştik üzerimize düşen gözlerden niyet okumayı.

    Bir insanın ihaneti gözlerini, saçlarını, bıyıklarını,elbiselerini, çocukluğunu reddettiği gün başlar. Çünkü o yetiştiği paşa konaklarında çektiği can sıkıntısı, yürek daralmasının hışmıyla hayatının rotasını başka denizlere kaydırmıştır; fakat biz bir çırpıda söylemek gerekirse, sığ sularımızda tenha denizlerimizde süslü gemiler görmeyi sevmeyiz...


    Bir mavna olduğunu iddia eden amiral gemilerine, ördek gibi davranan kuğulara ihtiyacımız yok bizim. Biz kimseden imdat istemedik. 'Gelin ve kurtarın bizi' demedik kimseye; fakat sürekli 'bakmayın mavi gözlü oluşuma' nidalarıyla bir takım adamlar dolaştı semtlerimizde.

    Paşa konaklarında sıkılan canlarını, bizim sert ve imanlı günlerimizle renklendirmeye çalıştılar. Fakat biz değildik sevdikleri, korkumuz, gözlerimiz, Allah inancımız değildi. Onlar kendi kafalarındaki bir hayali, kendi kafalarındaki bir semti, kendi kafalarındaki bir ümidi, kendi kafalarındaki bir kavgayı sevdiler. Onlar kendilerini sevdiler aslında ve bizi sevgiye katık yaptılar.

    Bir bahaneydi onlar için ve yıllarca yattıkları mahpushanelerin faturasını bize çıkartıp, yaşadıkları yenilgileri bizim cehaletimiz ve ihanetimizle açıkladılar.

    Oysa biz çağırmamıştık onları ve herhangi bir söz vermemiştik arkalarından yürümek için. Saraylarda yaşadıkları iktidar kavgalarını meydan savaşlarına dökmeye niyetlendiklerinde, geldiler ve asker istediler bizden. Biz, hem halk için yürüdüğünü söyleyenler arkasında, hemde karşısında onların silahlarımız ve kara gözlerimizle dizildik ve kırdık kendi semtimizin çocuklarını, bilmediğimiz yerlerden gelen 'mavi gözlü adamların' emri ile.

    Ve onlar meydanlardan zafer ya da ertelenmi bir zafer beklentisi ile ayrılırken, biz arkalarından ölülerimizi kaldırıp, diğer ordunun askerlerine bakıyorduk. Ve onlarda ölülerini kaldırırken bize bakıyordu ve hiçbirimiz neden savaştığımızı bilmiyorduk. Biz öldürdüğümüz komşumuzun azabıyla ve arkamıza aldığımız bir kan davasının dehşetiyle kıvranırken, onlar, bizi kayıtsızca cepheye sürenler, saraylarına dönüp bir sonraki maceranın planlarını hazırlamaya koyuldular.

    Hazırlanan planları gösteripte fikrimizi soran olmadı hiç ve sonra yenildikleri her anın, gördükleri her cezanın, uzaklaştırıldıkları koltukların hesabını bizden sordular. Ve daha ölülerimizin toprağı kurumadan, bir başka paşa torunu düştü tozlu yollarımıza.

    Yemin billah etti diğerlerine benzemediğini anlatmak için, fakat gördük ki bu da, 'mavi gözlü bir dev' diye anlatıyordu kendini konak salonlarında, saray odalarında. Bir cam gibi kırılgan kadınlara ilan-ı aşk yaparken devleşiyor ve o kadınlar gittiğinde, kalbindeki sızıyı bizim esmer ekmeklerimize ekliyordu.

    Anlayın artık, biz kimsenin kırık kalplerine merhem değiliz. Kendi kavganızı kendiniz verin, kendi kadınlarınızı kendiniz sevin ve oyuncak kutunuzdaki misketler gibi her an çarpışmaya hazır eğlencelikler olarak görmeyin bizi. Gidin işinize ve hasımlarınızı kendi bileğinizdeki güç, anlınızdaki cesaretle bıçaklayın saray ücralarında.

    Kendi kavganıza kendiniz asker, kendi aşkınıza kendiniz erkek, kendi şiirinize kendiniz kadın olun.

    Artık karışmayın bize.

    Tozlu yollarımızda yürümeyin ve gençlerimizi kandırmak için gözümüze baka baka 'mavi gözler'iniz için özür dilemeyin.

    Gidin işinize.

  • Cevriye Cebiryırtılmaz
    Cevriye Cebiryırtılmaz05.12.2008 - 21:24

    Nihat Genç, Mehmet Efe karışımı gibi..ama değil..
    Lanetli Sınıf yazılarına başladığında ' kim bu yahu ' dedirtmişti de bana, yeni şafak gazatesini elime aldığım zaman ilk onu okur olmuştum o dönemlerde..
    aykırı ama çokk derin..

  • Ahmet Peker
    Ahmet Peker22.08.2004 - 16:16

    Ne Mutlu Bana ki Lahmacun Yiyebiliyorum!

  • Mustafa Adil
    Mustafa Adil22.08.2004 - 10:10

    Lanetli Sınıf......
    Beyaz Zenciler....
    Biz.