Kültür Sanat Edebiyat Şiir

evrim teorisi sizce ne demek, evrim teorisi size neyi çağrıştırıyor?

evrim teorisi terimi Cem Nizamoglu tarafından 07.01.2003 tarihinde eklendi

  • Sarp Yokuş
    Sarp Yokuş 31.10.2017 - 21:22

    Soyunu bilmez soysuzların kendilerine soy bulmak için uydurdukları, kendilerinin dahi inanmakta güçlük çektiği bir saçmalıktan ibarettir.

  • Çağatay Tümer
    Çağatay Tümer 06.07.2017 - 14:58

    Çocuk annesine sormuş: " Anne babam diyor ki biz maymundan gelmişiz doğru mu?"
    Anne: " Baban kendi sülalesinden bahsediyor yavrum, bizi ilgilendirmez"

  • Ümit Müderrisoğlu
    Ümit Müderrisoğlu 02.07.2017 - 16:08

    Evrimleşmemiş canlıların karşı çıkmaya çalıştığı gerçeklik

  • Bedri Karaarslan
    Bedri Karaarslan 10.06.2017 - 12:32

    farzedinizki maymundan gelmişiz ve bu bizi rahatsız ediyor.o zaman üç maymını neden oynuyoruz, a dostlar!!!!

  • Rabia Acar
    Rabia Acar 24.05.2017 - 09:20

    Ş. Teoman Duralı, bu konu ve günümüze uzantıları ile ilgili en yerinde tespitleri yapmış, bir felsefe profesörü... Birkaç üniversitede konferansları ve eski İskele Sancak programında, bilimin tanımından başlayan, bu konuya daha geniş bakmamızı sağlayacak, açıklamaları var. Kesinlikle izlemenizi tavsiye ediyorum.

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 24.05.2017 - 07:56

    Arkadaş, teoriye ihtimal diyen var ya. Çamaşırlar bugün kurur mu kurumaz mi? Bir ihtimal :))) Bacı ihtimalle teori arasında kaç basamak var biliyon mu sen. Bu arada Darwini topyekûn kabul etmem ama bunca çalışmaları gece kafeye oturup acabağlarla yaptığını mı saniyosunuz. Sonradan çarpıtılmış bir çok fikri olmasına rağmen hala Galapagos adasında türler üzerinde çalışmalar yapan dev ölçekli araştırma grupları var. Biz de burdan sorvayvir izleyip ihtimal diyoz adamlara :)

  • Modus Operandi
    Modus Operandi 24.05.2017 - 07:49


    Önce teorinin bilimsel olmadığını, ya da teorinin bir ihtimal oldugunu savunarak bilimsel açıklamalarla zihnimi dağlayan ablalar abiler Darvin gibi bir bilim adamını "beğğncee öyle" diyerek çürüttüler. (Alkışlar giriyor tam burda) Sonra efendim Evrim teorisini sarf maymun insan ilişkisi olarak algılayan ve yine beğnce biz maymundan gelmedik diyerek bilim otoritelerini alt üst eden ablalar abilere de alkışlar. Bu bilimsel beğnncelerinizle hangi ekole dahil oldunuz bilmem ama Darwinizm sadece maymundan gelme zıkkımı değildir. Evet ben de inanmıyorum aslında bu maymun olayına. Bu kadar sevimli hayvanlardan geliyor olamayız.

  • Bedri Karaarslan
    Bedri Karaarslan 24.05.2017 - 01:39

    bilime de inanca da saygım var. bu tartışmaların tarafları birbirlerini ikna etmeden yıllardır bir kısır döngü yaratıyorlar.
    bence sıradan insanlar için ispatı mümkün olmayan şeyler etrafında dönmek sadece zaman kaybı

  • Metin Bedir
    Metin Bedir 04.07.2014 - 22:32

    muhittin arabi de derki: ezeli olan sonradan olma insandır.ebedi olan daimi-oluşumdur. insan hayatının sonunda öbür dünyaya göçtükten sonrada değişim devam etmelidir ve o alemdede değişimini tamamladıktan sonra oradanda başka bi aleme geçecek tir. çünkü enerjinin korunma kanunu ve daimi oluşum gereği neyi gerektiriyorsa o gerçekleşecektir diyorum.

  • Metin Bedir
    Metin Bedir 04.07.2014 - 22:19

    maden iken öldüm, bitki oldum/ bitki iken öldüm, hayvana dönüştüm/ hayvan olarak öldüm, İnsan oldum./Öldüğümde yok olmayacağıma göre, neden korkayım? / İnsan gibi ölünce, melek olacağım/ Ve meleklikten vazgeçtip/hiç bir aklın ermediği o şey olacağım/Hiç şüphesiz biz O’nunuz ve O’na döneriz.
    mevlana

    muhittin arabi de derki: ezeli olan sonradan olma insandır.ebedi olan daimi-oluşumdur.

    bakınız yukarıdaki satırları islam dininin iki önemli alimi iki önemli piri yazmış.bu satırlar sizce evrimle çelişiyormu.yoksa evrimi destekliyormu?
    hem evrim olmazsa ölümden sonraki hayatın varlığını nasıl bi bilginin üzerine inşa edicez. diye düşünüyorum.

  • Mehmet Nuri Ataz
    Mehmet Nuri Ataz 03.07.2014 - 12:44

    evrim teorisi bir teoridir. bilimsel geçerliliği yoktur.tamamen ideolojiktir. ateistlerin çırpınma barınağıdır.

  • Mehmet Yalcin
    Mehmet Yalcin 31.01.2011 - 22:35

    EVRİM:
    Oluşumlar evrim, değişim, şekillenme,göstermezlerse, oluşmalar durur, yaşamda biter. Sistemde'de aynıdır, evrim, değişim, şekillenme göstermeseydi, evren oluşamazdı, evrende dünya oluşamazdı, düyada insanlar oluşamazdı.

    Evrime karşı çıkmak, maymun'dan insan'a geçiş ise, bu durum teori ile kesinleşmez, karşı çıkmak ise'de tersini kanıtlamaz. Ben'ce bu tartışma, insanı oyalama nedeni olmaktadır.

    Şu var'ki insanın oluşum'u, oluşumların başlangıcı değildir, oluşumlar süreci içinde oluşmuştur. İnsan olarak, oluşumumuzu diğer oluşumlardan, ayrı tutar, koparırsak her şey'den önce, kendimizin ve insanın canı'nı yakmak zorunda kalırız. İnsan gibi, her oluşumun yer'i, özelliği, anlam'ı, amacı vardır, olmazsa olmazlığı kesindir.

    Dünya'da bütün canlıların kurtuluş umudu kendileridir, insanında görevi bunu anlayıp, görmek, oluşumların oluşum hakkına, ihlal etmemektir. Yoksa kendisine ve oluşumlara, sadece kurtarıcı rol'ü oynamakla kalmaz, bu gün olduğu gibi, felaketler gerçeği olur.

    İnsanın kurtulma mecburiyeti sistemsel oluşumudur.İnsan oluşumu olduğu gibi sistemdir, sistemsiz bir şey göremezsiniz, insanı'da esir eden sistemidir, sitemleridir. İnsan'da bu sistem oluşumları çözülme göstermezse, insanın esirliği mutlaktır! İnsan esir olduğu sürece her şey'de mutlak ESİRDİR ! ! ! ! !

    .

  • Zülkarneyn Osmanli
    Zülkarneyn Osmanli 25.11.2009 - 01:09

    Darwinin Yalanlarini okumak isteyen benim sayfama gelsin,gercekleri benim sayfamdan okusun,bu yalana bir son vermek lazim artik,

  • Zülkarneyn Osmanli
    Zülkarneyn Osmanli 25.11.2009 - 01:07

    Alcak Darwin

    Sevgili siir sevenler ve siir yazarlar,Bu konu cok okunup ve buna karsi savasmamizi gerektiriyor,yoksa okullarda hala okutulur ve genclerimiz yok olur ve din,kültür ve ahlak dan yoksun olarak yetisir ve yetisiyorda onlarin istedigide bu zaten ve hep kargasa ve siddet ortami yaratmak amac kendi düzenlerini kurmak tabiki sadece ülkemizde degil dünyda bir egemenlik kurmak icin adamlar icimize kadar girmisler biz anlamsakta yavas yavas sizdilar icimize ve hala girmekteler yetistirdikleri insanlari icimize sokup bize ayirmaya kadar savasiyorlar iste bu savasin tek nedeni bunlarin sapik görüsleri genclerimiz anlamasada bunlarin cizdigi yola giriyorlar ve kavga basliyor ve dinden ve kültürden uzak kalip sadece sapik ideolejiler arkasindan kosmaya basliyorlar buda genellikle okullarda ögretiliyor cünkü bu evrimi ögretenler ise okullardan basliyorlar ve okula giden cogu genc sapik ideolijilerin bataginda kendini kayp ediyor artik bu gidise dur demenin zamani geldi ve geciyor,konuyu biraz düsünmeniz ve her yerde her evde ve okula giden cocugumuzada bu konuyu iyi anlatmamiz ve bu kunuyu iyi anlamsi icin elimizden geleni yapmaliyizki bu konu tamamen cökmesi icin yoksa herkes saklanip susarsa ve kendini düsünürse bu teori daha cok can yakacak ve bir ülke yokluga sürünür degerlerimizi iyi korumamiz lazim bunun icin yazimi biraz düzeltip ve cogaltip,ilk basdan ayni ola bilir ama cok vahim durumdayiz su an aldirmazsak ilgilenmezsek yarin bizim cocuklarimizda ayni hayataya düse bilir el birligiyle savasmaliyiz o yüzden bir defa daha halkimi samimi olmaya davet ediyorum ve ümit ediyorum birlesirsek bu yalan hikayesi olan bu sapik teoriyi cökertiriz,insallah hak yerini bulacak ve gercekler ortaya cikacak,saygilarimla selamlar ve yazimin son cümlesine gadar cok iyi sekilde okunmasini ve üzerinde düsünülmesini isterim,saygilarimla selamlar



    Insanlarin Atasi Adem

    Ol dedi ve oldu Adem
    insanlarin atasi madem
    neden bosa aramaktayiz
    neden yanlis sorulardayiz
    dogrular varken yine batila gitmek
    her insanin heykelini dikmek
    sapkin inanclari savunmak neden
    konusurlar hep bilmeden
    nerden geldigimiz belli zaten
    buna inanmayanlardir beni böyle kahr eden
    putlarin dili sesi kulagi ve akli yokken
    buna hale inananlar cokken
    kiramazlar aci dolu gönlümü
    her nefis tatacaktir ölümü

    Dile gelecek her söz
    atese dönüsdü yanan kös
    elbet hakikat ortaya cikacak
    inanmayanlarida gurur ve kibir yakacak

    Asirlardir yikilmadi bu sapik inanc
    nedense gercekler aci olur insana sende duy utanc
    uyanin ey Ademogullari anlatin gercekleri
    susmayin sakin bana bir bakin
    insan olarak bir insan gibi takin
    yalan dolan sözleri hemen yakin
    Allahin sonzus yaradma gücü belli olmuyormu
    yoksa gercekler kaninami dokunuyor
    bilin bu sapkin inanc her devirde yok oluryor
    basimizda yine bela nedense gitmedi hala
    zamani geldi insallah Yaradan yartmis masallah
    insani putlastirmak nekadar cahil bir olay
    bunu anlamak cok zor deyil aslinda kolay
    bedenin sana kiralik verildi
    islam karsisinda her yalan yenildi
    teker teker tüm putlar yikildi

    Dile gelecek her söz
    atese dönüsdü yanan kös
    elbet hakikat ortaya cikacak
    inanmayanlarida gurur ve kibir yakacak

    Ben bu gidisi böyle izleyemem
    evet heykel dikme dogru diyemem
    gercekleri kimseden gizleyemem
    Yaradan bizlere imtihan dünyasi kurdu
    bunu böyle bilmek ve öyle anlamak belki zordu
    ama sapitmak bizde yoktu
    savasirim tek basima kimseler olmasada
    beni ömür boyu zindana tiksalarda
    dönmem davamdan ayet okumakdan
    yikilmam bu sapik inanca
    ayaga kalkarim yikilnca
    evet ey insanoglu türedik Adem ve Havvadan
    pikmadikmi hala yalan dolandan
    bir ayet söyleyeyim size Kurandan
    Allah birdir,Allah tekdir esi benzeri yoktur,
    düsünen icin gercek ve anlami coktur
    ahirette aglayan gözler
    sonu gelmeycek inan bu dava icin ölenler
    bende ölmek isterim hak yolunda
    bil islam kazanacak eninde sonunda

    Dile gelecek her söz
    atese dönüsdü yanan kös
    elbet hakikat ortaya cikacak
    inanmayanlarida gurur ve kibir yakacak


    isim: Charles Darwin
    dogum yeri: ingiltere
    dogum: 12.02 1809
    ölüm tarihi:19.04.1882
    Bundan 150 yıl kadar önce Charles Darwin canlılığın nasıl oluştuğu konusunda ortaya mantıksız bir teori attı. Bu teori, gerçekle hiçbir ilgisi olmayan bir hikayeden ibaretti. Herşeyin tesadüfen meydana geldiği yanılgısına kapılan Darwin, cansız maddelerin tesadüfen bir araya gelip bir canlı hücresi oluşturduklarını, sonra da bu hücreden diğer canlıların kendi kendine oluştuğunu iddia etmişti. Yani etrafınızda gördüğünüz tüm hayvanların kedilerin, köpeklerin, kuşların, balıkların, tavşanların, karıncaların ve tüm bitkilerin birbirlerinden oluştuklarını sanıyordu. Üstelik, insanlarla maymunların da aynı canlıdan meydana geldiğini söylemişti. Sizin de artık çok iyi bildiğiniz gibi, Darwin’in ve evrimi savunan diğer kişilerin bu iddiaları gerçek değildir. Evrim teorisi bilime her yönden aykırıdır. O dönemin teknolojisindeki gerilik nedeniyle teorinin iddialarına bilimsel olarak yeterli bir cevap verilememiş ve teori bir süre kabul görmüştür. Ama günümüzün teknolojisiyle yıllardır sürdürülen bilimsel araştırmalar, evrim teorisinin bir yalandan ibaret olduğunu, yeryüzünde evrim diye bir olayın yaşanmadığını ispatlamıştır.

    Charles Darwin°in Hayati ve Yaptiklari ve Ideolijiler:

    Bunu idda eden ve bolca kitap yazan kisinin hayatida cok kizemli ve soru isaratleriyle dolu bir hayatini yakindan ele alalim.Kendisi varlikli bir aileden gelen ve babasi bir dinsiz bir Doktor ken ama Annesi inancliydi,yatili okula giderken dersleri kötü oldugundan ders yardimi almakdaydi,gücük yasda ilgisini ceken evrim,abisinin evde kurdugu kücük ve zamanin kisik teklenojisiyle hayvanlar üzerinde arastirmaya basladilar,ve bir zaman sonra abisi gibi üniversteye medizin okumak icin basladi ama bir zaman sonra ilgisini kayp edince ve okulda derslerde geri kalinca babasi onu manastir sayilan bir okula yazdirdi ve orada okumaya basladi ama ilgisi hep evrim le ilgili konular oldu.Sonunda okulu zar zor bitirerek okuldan cikti ama derslerde basariziz oldugu icin ve ilgisini sadece evrim teorisi cekdiginden,devam okumadi.Bu aradada eski yunan eski misir ve eski sümerliler teorileri ilgisinide cok cekmisdi ve ilgiyle takip eddi.Evrimi baska üniverstelerde arstirmaya basladi ve kendisine yandas bulmaya amacladi,tabiki bunda babasinin dinsiz ve dedesininde ayni sekilde olmasi darwini bu yola sanki itmeye zorladi,ve zamanin yetersiz teknolejisiyle gercekleri tam anlayamamisdi bunun üzerine Kanarya adalarina kitmeyi planladi ve ispanyolca ögrenmeye basladi ve 1831 in kis aylarinda yola cikti 1832 in birinci ayinda amerikan bir adasina vardi Salvador da Bahia ve orda arastirmaya basladi ilk basta bitgisel deneyler ve hayvanlar üzerinde arastirmasini yapti ve sene 1832 ci 9 cu ayinda bir fosil ögreni bulmusdu,o da bir kafa tasi sadece tam ne olarak bilinmedi bir fosil örnegini ingiltereye getirdi ve insalara yavasdan yavasdan evrimi anlatmaya basladi tek bir örnkelen kendisi bile tam emin olmayarak evrimi anlatmaya calisdi.Sene1835 kadar amarika kitasini karis karis arastirmaya basladi ve 1835 son aylarinda pasifik okyonusunda Tahiti-ye vardi,.tabiki bu aradada misyoner masonlarla tanismisdi ve hep bilgi alis versindelerdi.Sonunda 1836 da hic birsey elde edemeden ingiltereye geri dönmeye karar verdi. Hemen hemen tüm yer tabakalarini kazarak fosil umuduyla kazmisdi ve yüzlerce isci calisdi ona ramen bir tane bile ewrimi destekleyen bir fosil bulamadi sadece yaninda hayvan iskeleti ve bitkisel dokular almisdi,ama buldugu sadece zamanin hayvanlari yani asirlar önce yasiyan ve simdiki zamanin Hayvanlarina ayni benezrlikleri tasiyan örnek fosil bulmusdu.Evet ingilterede taninan birisi olmusdu zaten ve mason lar tarafinda desteklenen bir adam haline gelmisdi,ve 1837 de ilk evrim teorisini toplamaya calisdi,konulari bir biriyle baglamaya ve isbatsiz delillerle kitabini yazmaya basladi.’Bu arada kücük kücük makaleler yazdi buda cok ilgi cekti ve hayran kitlsi artmaya basladi.Evet Darwin 1839 amcasinin Kizi ile evlendi ve iki cocugu oldu,tabiki insanin nasil var olusugunu anlamamkla kalan darwin,herseyi tesadüflerle anlatmaya basladi,1842 de Londona tasindilar ama hep Hastalik sorunlari baslamisti,vucudu agrilarla kivranmakdaydi,ve toplaminda 8 cocugu olmusdu.Artik sadece Ewrimle ilgilene bilirdi 1844 de 230 sayfalik bir kitap cikardi Ewrimi anlatan ama hep hastaliklarla savasan ikide bir Kursa kiden yani terapi gören insan haline geldi.hayvanlar ve pitkiler üzerinde durmadan deney yapan darwin bu arada devlet görevlisi olmusdu simdik onun icin daha kolay olacakti evrimi anlatmak ve insanlarin beynini yikamak ve ilk büyük baskisini 1859 da cikardi ve toplaminda 5 tane evrimi anlada baski cikardi. ve 1868 de yalan teorise bir halka daha ekleyerek Insanlarin hasa hasa hayvanda türedigini Anlatan bir kitap cikardi.
    simdik onun Evrim teorisi Devlet tarafindan desteklenen ve kabul gören ve avrupada büyük ilgi gören yalan dolan dolu ’Kitaplari yayildi,ve devletlerin okullarda okutulan bir ders haline geldi ve zamanimizda hala okullarda okutulan ve bizim ülkemizdede okutulan buyalan teori,ve 1875 bir 559 sayfalik bir baski daha cikardi ve ogullari tarafindanda desteklenen ve probagandasi yapilan evrim teorisi artik saglam zeminler bulmusdu dünyada,dünyada kitaplari okunmaya ve derslerde mecburi kilinmaya basladi,tabiki 8 tane evladi olmasi onun icinde büyük bir avantacdi cünkü Darwinden sonra en büyük brobagandayi yaspacak olan onlardi,ve 40 yili askin ewrimi anlatti ve hic bir gercek delil olmadan bunu savundu tabiki misyoner masonlarin desteklemesinle büyük bir rant sagladi,tabiki bu sapik inanci iski yunan ve iski misir ve sümerlilerden esinleyerkten yazdi kitaplarini, ve cok sayida ödül aldi bu sayede.Sonunda 73 yasinda evinde öldü.
    Ve sahte iskelet ve eksik kemikleride tamir ederek sonucunda bir evrimi anlatan sahte resimlerinle cizdiler cünkü simdik bile hep ellen cizma resimle anlatmaya calisiyorlar gercek bir Fosil yok hic ama bir Yaradicini oldugunu ispatlayan milyonlarca gercek fosil örnekleri varken buna ragmen yapmacik deneylerlen insanlari kandirmaya calisdirlar ve cahil insalari kandira bilmislerdi o zamanin kisitli teknolejisi ile savunduklari teoriyi kimse tam cürütememisti birde masonik devletlerin korumasi aldina girmisti bu sapik teori ve kimsenin cesaret edip karsi koyamadigi kisa zamanda büyük zemin buldu.Malesef cahil insanlarin ve dine inanmayan cok olamsindan kaynaklanan bu sorun 19 yüzyiln ilk ceyreginde cok rant sagladi.Insanlari bir tesadüfe dayanan teorisini kabul ettirdi.Simdik gelelim yazdigi bazi Kitablari biraz anlatmaya,mesela bir yazisinda demis Darwin; neden hic erwrimi destekleyen fosili bulamamaktayiz eger fosil yoksa buda demektirki benim teorim yanlistir veya su aldinda ve yer yüzünde yasayan hayvanlar var bir saldiri oldugunda kendini nasil sakliyor da düsmani onu fark edemiyor (kamofilas) dedigimiz sey yapabiliyor bunu kelimelerle anlatamadi bunlarin tesadüflerle anlayatamacagini yazmis kitabinda ve dünyada ki bu mucize sistem nasil olupata hic bozulmadigini anlayamadigini da kitapinda yazmis ve tesadüflerle olmayacagini anlatmis. Insanin Ruh yaspisini hic anlatamadi ve nasil bir sey oldugunu anlayamadi ve hayvandaki ve insandaki göz yapisini tam olarak bilemedi cünkü zamanin kisitli teknelojisiyle bunlari cözmesi imkansizdi ve DNA yida tam bilmeyerek kitaplarini yazdi buna benzer mucize olaylarin hic anlatamadi kitabinda,zaten adam yazmis bu teori cökücek diye neden bu inat hala anlamis degilim,gercek cok acik ortada önce bir insan kendi bedenine bir baksin ve incelsin,tesadüfen ortaya gele bilirmi bu beden veya hayvanlarda ve bitkilerde ayni sekilde tesadüfen ortaya hic bir sey cikmaz,düsünün bu ülkeyi bu hale getiren insanlar tesadüfen olmuslar,hayret dogrusu buna inanmak veya savunmak.Birde insan irklari üzerinde üstünlük oldugunu yazdi yani beyaz ve siyah irkler kendisinin beyaz oldugundan birazda mecbur kaldi beyaz irki üstün görmede ve avrupali irklarinda beyaz oldugundan sonuc belli olmusdu zaten, ve o yüzyilda sencileri köle olarak satin veya kulandilar bunuda bir güzellik gibi yaptilar hic cekinmeden insanlari pazarladilar,bunu da hep Darwinin kitaplarindan esenlenerek yaptilar,ama asil karsi oldugu nokta dindi,dine karsi olan yazilari hayli coktu,ve dinin zararli ve uydurma oldugunu yazdi kitaplarinda ve islamiyeti ve türkleri karaliyan yazilari cikti.Örnek olarak Türklerin barbar ve geri kalmis bir irk oldugunu yazdi amac burda Türkiyeyi bir yok edilmesi bir devlet olarak göstermesidir,adam osmanliyi gücük bir imparatorluk olarak nitelendirdi.Malesef simdiki zamanda ben türküm ve evrim teorisi savunan bir bilim adamiyim diyen cok cahiller var,hic bir gercek kaynagi olmayan teoriyi savunmak nekadarda cahilce ve sapikca cünkü 150 yildan beri hep bir arayis icinde oldular ama hic bir netice alamadan.Okullarda hic gercek bir fosil göremessiniz ewrimi destekleyen ve gercek fosil resmide göremessiniz,mantik almiyor eger bir fosil veya baska bir sey yoksa nasil oluyorda dünya buna inaniyor tabiki bunda dinsizlik ve ateistlik cok büyük bir rol oynuyor.Birkere devlet kanunu olmus bu Ewrim teorisi buna karsi olan ya hemen susuduruluyor veyda okullardan atiliyor,buna benzer örnekler sayabilirim.Asirlardir bitmeyen bu sapik inanc eski yunan iski misir ve yok olan kavimlerde vardi darwin sadece onlari düsüncelerini birdaha yazip kitap haline getirdi ve masonik devletlerinde desdeginle büyük bir ilgi gördü malesef.Zaten Darwin kendi teorisinin bir gün cöke bilcegini yazmis ve anlamis ama kibir ve gurur ve sapik inanc onu ve ona inanlari yok etti sonunda.Cünkü ewrimle her konuyu anlatamadi,kendiside bilmekdeydiki,deney yaptigi hayvanlarda ve pitkilerde hep Yaradilisi ispat eden mucizeleri gördü ama nedense bunu anlatmakdan geri kaldi,Allah bilir belki dis ve ic güclerden cekinmiste ola bilir cünkü gercekleri görmemek imkansiz gibi bir sey,yinede en iyisini Allah bilir.Darwin bunlari yazmakdayken hala bu adamin yazdiklarini ve kendi teorisini kendi icinde zaten cürüten bu yazilari yeterli gelmiyor galiba ama tabiki en büyük rol burda sadece Allahi kabul etmemekdir ve sapkin inanci yaymakdir.
    Bu savas aslinda herseyin Allah tarafindan yaradildigina Inanlarin ve buna karsi savasanlarin kavgasidir,ilk insandan simdiye dek sürmekte bu savas ama su son 15 yilda evrim yavas yavas cökmeye basladi cünkü tesadüfe dayanan bu teori demek istedigi canlilarin bir birinden davam türemesidir,yani bir sekil den veya bir hücreden baska hücreler olusmus bunuda nasil yapmis sorsan kendileride bilmiyorlar ama inaniyorlar,ilk yaradilisi hic bir zaman anlatamadilar,hep dedikleri hücrelerin bir araya geldikleri ve ondan sonra canlilarin türedigi ve bir delil olmadan ve bilimsel kaniti olmadan bunu savunmakdalar ve ilk nasil ve hangi sekil tam basladigini bilmemekle beraber ve son yillarda paktilar is olacak gibi degil simdikte yok mutasyonla ondan sonra yok kristal ve son olarakta ewrimin güclü savunucusu olan Richard Dawkins denilen sözde bilim adami yok ilk hücreleri uzaylilar yapdi ve dünyaya pirakti ve sonrasinda hayvanlar ve bitkiler sonrada insanlart türedi dedi,artik care kalmadi ne yapsin cahil,Allah kabul etmemek icin sapitdikca sapitmaya pasladi birde bir tv kanalinda bir evrimciye sordular ilk hücreler nasil basladi adam tam 17 saniye tavani izledi ve soruyu cevapsiz birakti veya tam anlatami,,simdik hala bu teoriyi savunmak cok aptalca olacak ama iste malesef hala bizim ülkemizde okullrda temel bir ders olarak okutulmaktadir,insan üzülüyar bizim genclerimizin resmen beyni yikaniyor bunuda aptalca sekillerde yapiyorlar bu gidise dur demin zamani geldi ve coktan geciyor bile,simdik bazi prof,ilim adamlari artik hayvandan türedik demiyorlar sadece mahluk veya isimsiz bir canli diyorlar ee bir kere yenildiler,isi yokusa sürmekde inatcilar,bazilarida sadece tarih verir yok milyar yillar önce veya kacamak cevaplar,ülkemizde su son zamanlarda tv kanallarinda cikan cahil prof bilimciler hala darwinin savunmasini yaparlar elde bir kanit bile olmadan ama az kaldi eger hepimiz bu sapik teoriye karsi elbirligiyle savasirsak bu konu bu ülkede okutulmaz birdaha belki sadec tarih olan bir konu olarak anlatilir,beraber harekat etmeliyiz insallah
    yani yikilmasi an meselesidir insallah.Bu sapik teoriyi savunmak artik utanc verici oldu okullarda,cünkü her yüz yilda bir Allahi Yarratigini savunan insanlar cikar masallah, ve onlara karsi savasan insalarda türer buda dünya imtihanidir kim dogru yolu secerse kurtulusa erenlerdir insallah,ama kim sapik seylerin arkasindan gider ve onu savunursa onlar kayp edenlerdir.Nekadarda ugrassalar ewrim teorisi cökmeye mahkumdur insallah,cükü herseyi sesadüfe ve gercek olmayan deillerle savunmak cok cahilce,darwini savunan cogu bilim adamlarida artik kabul ediyor dogrularu onlarda diyor tesadüfen hic bir varligin olamayacagini,yani herseyin bir yardani oldugunu cugu bilim adalarida aslinda kapul ediyor ama net kelimelerle anlatmaya cekiniyorlar,simdik evrimin dogurdugu ideolijiler hangileri birazda onlarin üzerinde duralim cünkü cok vahim bir konudur. Ilk basta Komminism,Fasizm,kapitalism,emperyalism,veya sadece insani ön pilanda tutan düsünün bir dini olmayan bir halk ve kültürü kalmayan bir halk ve dini bir hice sayan görüsler punlar,ve buna bezer ufak tefek ideoller türemistir,bunlarin hepsi ama hepsi Dine karsi ve Dini kabul etmeyen Ideolijilerdir,belki ilk bastan tam belli etmezler ama gercek yüzleri zamanla ortaya cikmakdatir cünkü bilindigi gibi 1. dünya savasinin gercek nedeni Komminism,Fasizm,kapitalism,emperyalism di bunu destekleyen olaylar gelisti dünyada,her yerde kan ve zulüm yapildi bu ideollerin arkasina siginarak insanlari dinden uzaklastirip bir ideoleji batagina soktular.,2.dünya savasindada Komminism,Fasizm,kapitalism,emperyalism ayni görüsle kan ve zulum ortami oldu toplaminda 350 milyon dan fazla insanin ölmesine ve milyonlarca insanin sakat ve ülkesiz ayni zamandada kimliksiz ve cocuklarin özürlü kalmasina neden oldular bunlar ap acik görünmekde ve bütün dikdator generallarin kendi yazmis olduklari kataplarinda kendi düsünceleri Darwinden esenlenerek uyguladiklarini söylüyorlar hepsi ayni görüsü savundurlar yani üstünlük be dünyada rant yapmak icin döküldü pukadar kan ve sanki bir magrifetmis gibi anlatmak cok cahilce ve sapikca,insanlardan huzuru neseyi ve öz güvenceyi almisdir bu sapik inanc zamanimizda hala devlet politikasi olan bu ideolijiler hala kan ve zulüm yapmakta dünyanin neresine giderseniz gidin mutsuz ve korkan insanlar coktur,cünkü mu sapik mantigi destekleyen cok yazar,sair,medya,bilim ve politikacilar oldu mesala ünlü yazar Charls Darwin,Karl Marx,Richard Dawkins,Roger Lewin ve bunlar gibi daha nice leri var bu sapik inanci savunmuslardir ve hala cogu yazarlar dis ve ic bu teoriyi savunmakdalar,devlet admalri ve diktator generallar mesala Adolf Hitler,Josef Starlin,Lenin,Moa ve buna benzer sapik düsüncede olan insanlar malesef cok apdalca bir teoriyi savunmakdan geri kalmiyorlar,ülkemizde hala bu diktatorlarin arkasinda yürüyen genclik var bunlar genelikle okullarda ögretiliyor bizim ülkemizde var bazi bilim adami sifadinda gezinip bunlara benzeyen cahiller,yani bu Ideolijinin girdigi ülke,devlet veya kitalar hep zulüm ve kan görmüsdür ve hala görmekde ne yazikki insanlar Allahi kabul etmemek icin bu ideoleji arkasina siginip dine karsi savasirlar,bizim ülkemizde savasin bitmeme nedenide bu Ideolejilerdir malesef mesale Pkk Kommunist bir örgütlenme ve yandas ögütlerde ayni hepsi bu egitimden gecerler sözde esitlik isdeyen bu mantik hep kan ve siddete dayali iste bu teoriye inanlarin beyni yikaniliyor ve neyaptigini bilmeyen bir insan oluyor ve capuk kandiralabiliyor,ülkemizde bilhassa ünüvesitede okutulan konular hep sapik teoriyi savunulardir ve dinden uzak,kütürden yoksun ve ahlaki degeri olmayan bir halk istiyor bu ewrim teorisi.,cünkü bu mantik diyorki,Tes ve Anti tes ve sonucunda Sentes sonra bir daha Tes ona karsi yenikten bir Anti tes daha ve bu sistem bir sark gibi dönmekde yani kavga ve siddetin sonu gelmez demek istiyorlar ama bunu bizim anlayacagimiz dilde degilde karmasik bir dilde söylüyorlar haa cünkü eher benim söyledigim gibi söyleseler zaten herkes anlaycak neyin ne oldugunu o zamanda hersey huzur ve güzellik olacak ama amac seytana asker olmak gibi bir sey ve kavganin ne basi belli nede sonu cünkü bu sapik mantik bunu istiyor,kimse anlamasin kimse sormasin ama durmadan kavga halinde olsunlar bunu bilin nezaman ki Din geri plana itildiginde hemen kavga ve siddet ortami doguyor yani cünkü din 3 ve ya 4 cü plana atildginda ve irk dil ve millet sayacagimiz katogoriler ön veya ilk plana alindiginda gördükki gavga ve siddet ortami doguyor cünkü evrim teorisi bunu istiyor zaten yani insalar irg ayrimi ve dil ayrimi gibi siddete dayali yazilarindan anlaya biliriz ve öylede oldu tabiki sadece onun yazdigi kitaplar olmadi baska ewrim teorisi savuna kisilerin kitaplarida sebeb oldu bu cehalete ama insallah bu sapik inanc bu yüz yilda tamamen cökecek ve sonu geldi insallah.
    Insallah baska konularida baska bir zaman da yakindan inceleriz,hatam olduysa Hakkinizi helal ediniz insallah,
    sagilarimla selamlar,
    Zül-Karneyn

  • ´m e R n n`
    ´m e R n n` 31.10.2009 - 13:18

    evrim teorisi bize canlıların değiştiğini
    ve bu değişimlerin bir sonraki nesle aktarabildiklerini gösterir
    şu sıralar dünyada bir geniş ölçekli pandemiye yol açmasından korkulan
    H1N1 - a tipi virüsü
    eski domuz gribi virüsü ile kuş gribi virüslerinin
    özelliklerini taşıyan yeni bir tür olduğunu bize
    evrimci biliminsanları'nın gösterdikleri gibi

    ama bakınız yaradılışçı diyanet başkanının yaklaşımı nasıl:
    “Bayramda büyüklerimizin elini öpmeyelim mi? ” sorusu üzerine,
    “Büyüklerinizin elini öpmekle bir şey olmaz.
    Korkmayın, siz büyüklerin elini öpün,
    duasını alın büyüklerinizden size hep iyilik gelir”

    Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ,
    Meksika’da ölümlere yol açan domuz gribi virüsünün evrim geçirip çok daha tehlikeli hale gelebileceğini açıkladı.

    işte tam da şimdi evrime inanmayın :))
    ali bardakoğluna inanın,
    zaten onun gibiler cenaze namazınızda saf tutacak
    ben gibi darwinci ateistler deil

  • ´m e R n n`
    ´m e R n n` 30.08.2009 - 21:34

    http://kitap.antoloji.com/evrim-ve-yaratiliscilik-kitabi/

    tanıtım yazısından

    Yaratılışçıların sosyal sorunlar listesi - önüne gelenle yatmak, pornografi, çocuk düşürme, yeni doğan çocuğu öldürme, ırkçılık vb- açıkça darwin ve evrim teorisinden çok uzun süre önce vardı. Darwin'in ortaya çıkışından önce, birkaç bin yıldır, Yahudilik, Hıristiyanlık ve diğer örgütlü dinler, bu sosyal sorunları çözmede başarısızdır. Evrim biliminin düşüş göstermesinin, toplumsal kötülükleri azalttığı ya da yok ettiği konusunda hiçbir kanıt yoktur. Kendi toplumsal ve ahlaki sorunlarımız için Darwin'i, evrim teorisini ve bilimi suçlamak, bu karmaşık sosyal konuları, daha derin şekilde analiz etme ve daha iyi anlama konusunda bizi engeller.

    Evrim teorisi, inanç ve dinin yerini alamaz ve bilimin, bunu yapabiliyormuş gibi görünmekte hiçbir çıkarı yoktur. Evrim teorisi, bilimsel bir teoridir, dini bir doktrin değildir. Sadece kanıtla ayakta durur ya da çöker. Dini inanç, tanım gereği, kanıt yokken ya da önemsizken inanca dayanır. Onlar, insan ruhunda farklı yerleri doldururlar.

    Evrim teorisinden korkmak, insanın dini inancının haklı çıkması için bilimsel kanıt araması gibi, bir insanın inancındaki yetersizliğinin göstergesidir. Eğer yaratılışçıların kendi dinlerine gerçek bir inancı varsa, bilim adamlarının ne düşündüğü ya da dediği önemli olmamalıdır. Ve tanrının bilimsel kanıtı ya da İncilsel öykülerle ilgilenilmemelidir.

    Bir teorinin kullanımı ya da yanlış kullanımı, teorinin kendisinin geçerliliğini yadsımaz. Marx, bir keresinde, kendisinin Marksist olmadığı iddia etmişti. Eğer Darwin, yirminci yüzyılın, teorisini nasıl Marksizimden kapitalizme ve faşizme kadar her tür ideolojiyi haklı çıkarmak için kullandığını bilseydi, kuşkusuz mezarında dönerdi. Hitler'in insan ırkını iyileştirme programı uygulamış olması gerçeği, genetik teorisini yadsımaz. Benzer şekilde inancın kaybı ve evrimle inanç arasındaki herhangi bir bağlantı evrim teorisine dokunamaz. Bilimsel teoriler tarafsızdır; teorilerin kullanımı öyle değildir. Onlar, iki farklı şeydir.

  • Erdem Ülkün
    Erdem Ülkün 31.07.2009 - 13:31

    Bir fille bir kertenkelenin,bir insanla bir solucanın aynı soydan olduklarını kavramak kolay değiğldir elbet.Prof.Alferd Weber,insanın bir maymun değişimi olduğunu bir türlü anlamak istemeyenlere:Utanmayın diyor,aslandan ya da gül ağacından geldiğniz söylenseydi,hiç kuşku yok hoşunuza gidecekti.Kutsal kştap size yüzyıllarca,bir toprak külçesinden var olduğunuzu söyleyip duedu da niçin utanmadınız? (felsefe vTarihi s.345-346) Gerçekte insala hayvan arasında sanıldığı nkadar büyük bir uçurum yaktur.Hayvanın insana oranı,tomurcuğun çiçiğe oranı gibidir.

  • Fizanlı Necip Fîyakalı
    Fizanlı Necip Fîyakalı 01.05.2009 - 15:39

    el-mübdi'...
    her şeyi en baştan örneksiz yaratan...

  • Mustafa Yıldırım
    Mustafa Yıldırım 01.05.2009 - 15:15

    Evrim teorisinin hala tarihe gömülmemiş olmasının tek nedeni ideolojik saplantılardır... Canlılığın varlığını yaratılıştan başka bir alternatif tekeffül edemediği için evrim fikrinde hala ısrar ediliyor...

  • Limonî Erz
    Limonî Erz 20.04.2009 - 15:06

    evrim teorisini 'maymun-insan' bağlamında çözmeye çalışmak çok basitmiş gibi geliyor. evrim teorisi bu kadar basit değil halbuki.

    en basitinden bunca bilim adamı bunun hipotezden çıkıp teori olarak kabul ettiyse bu kadar araştırılma yapıldıysa elbette bir sebebi vardır. araştırmak görmek lazım.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 20.04.2009 - 13:56

    Müslümanın, hrıstiyanım, museviyim diyenler bilmeliler ki;
    Yaratılış gerçeği, evrim teorisinin karşısındadır.
    Yani Allah'a inanıyorum diyenin, evrim masalına inanması saçmadır.
    İnsanın aklını kullanmak yoluyla bazı gözlemlerde bulunmak yoluyla, yaratılış gerçeğini anlaması daha akıllıcadır, bu konuda ilk insanın yaratılmasından bu yana gelen tüm nebi ve resüler bu gerçeği insanlara anlatmışlardır.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 20.04.2009 - 13:50

    Evrim teorisine inanan kişiler;
    Allahdenen yüce varlığı reddetmek zorunda kalırlar.
    Çünkü akıllarınca bir tanrı imajı yaratırlar beyinlerinde, sonra o beyinlerinde yarattıkları varlığın eksik noktalarını bulurlar, çünkü kafalarınada kendileri yaratmışlardır, nosanlık kusur bulmaları kaçıılmazdır.
    Sonra O'nu gökte bir yerede oturan baba zannederler.
    Önce kafanızda yarattığınız tanrı imajına kendinizi inandırıp,
    sonra böyle saçma bir yaratanın olamayacağı kanısına varmak,
    geleneksel inkarcı yapısıdır.
    Göklerde bir gök tanrı asla olamadı ki.
    Allah maddi bir varlık değildir ki, gökte bir yerde oturmuş, bizleri izliyor, yer yer kızıp cezalandırıyoor olsun.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 20.04.2009 - 13:45

    Evrim teorisi yaratılışı, dolayısıyla Allah'ın varlığını reddetmektedir.
    son yüzyılda ortaya çıkan bu felsefi görüş, bir kısım insanların yoldan çıkmasına,
    bir kısım insanında şüphe içinde bocalamasına neden olmuştur.
    Ülkemizde de, halkına yabancı sözde Türk basın ne yazık ki, bu teoriye inanmayı ilericilik olarak, buna karşı çıkmayıda gericilik olarak göstermek gayretindedir.

  • Eren Erensoy
    Eren Erensoy 08.04.2009 - 13:41

    Her teori, sadece o teoriye inananları bağlar.

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 04.04.2009 - 16:37

    İki maymun Mongo ile Zongo konuşurlar:

    - Lan mongo duydun mu insanlar bizden türediklerini iddia ediyorlarmış.
    - Hadi len oradan Zongo, bu gene biizim deli Darwin'in şaçmasıdır üstünde durma...

  • Nusret Orhan
    Nusret Orhan 03.04.2009 - 11:32

    Öğrencisi Seyid Ahmet Arvasi'ye sorar:
    - Hocam, İnsan,maymunun gelişmiş şeklidir diyorlar. Ne dersiniz?

    Seyid Ahmet Arvasi cevap verir:
    - O mantığa göre çınar ağacı da, maydanozun gelişmiş şeklidir.

  • Mustafa Yıldırım
    Mustafa Yıldırım 30.03.2009 - 10:41

    Evrim Teorisini Çökerten 10 Külli Delil

    1-Hayatın kökeni konusu evrim için tamamen bir açmaz. Darwin kitabında hayatın kökeninden hiç söz etmemiş. Çünkü onun dönemindeki bilim anlayışına göre canlıların cansız maddelerden, mesela böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluşabileceğini iddia eden 'spontane jenerasyon' adlı teori kabul görüyordu. Ancak Pasteur yaptığı uzun araştırmalar neticesinde bunun imkansızlığını ispat etti.

    İlk canlı hücresinin kendi kendine oluşabileceğini ispata soyunan Alexander Oparin ve Stanley Miller gibi bilimadamlarının çabaları da fayda vermedi. Sonuçta canlı bir hücre imal etmenin imkansızlığı anlaşıldığı için bu tür çalışmalar terk edildi. Şimdi soruyorum, insanoğlunun bütün akıl, bilgi ve teknoloji birikimiyle yapamadığı bir şey, doğada, kendi kendine nasıl var olmuş acaba?

    2-Bir canlı hücresi, hatta bir protein dahi tesadüfen ortaya çıkamayacak kadar komplekstir. Mesela bileşiminde 288 aminoasit bulunan bir proteinin tesadüfen oluşabilme ihtimali 10 üzeri 300'de 1 ihtimaldir. Bu, 1 rakamının yanına 300 tane sıfır gelmesiyle oluşan astronomik bir rakamdır. Zaten matematikte 10 üzeri 50'de 1'den küçük ihtimaller pratikte sıfır ihtimal kabul edilirler.

    3-Darwin ortaya attığı evrim teorisini tamamen 'soğal seleksiyon'a bağlamıştı. Mesela Darwin, ayıların suda balık avlamaya çalışırken zamanla balinalara dönüştüklerini iddia etmiştir. Bu iddiaya göre ayılar, suda balık avlamaya çalışırken kazandıkları fiziksel özellikleri gelecek nesillere aktara aktara balinaya dönüşmüşlerdir.

    Ama günümüzde doğal seleksiyonun evrimleştirici bir güce sahip olmadığı biliniyor. Çünkü Mendel'in keşfettiği ve genetik biliminin gelişmesiyle kesinlik kazanan kalıtım kanunları, kazanılan özelliklerin sonraki nesillere aktarılması efsanesini kesin olarak yıktı.

    4-Bunun işe yaramadığını gören evrimciler 'mutasyon' adlı yeni bir evrim mekanizması ortaya attılar. Ancak bunun da tutarlı olmadığı açıktır. Zira mutasyonlar canlıları geliştirmez, aksine her zaman zarar verirler. Canlıların kusursuz DNA zincirlerini tahrip ederler. Bugüne kadar labaratuar ortamında canlılar üzerinde uygulanan mutasyonların hiçbiri olumlu bir sonuç doğurmamıştır. Evrim teorisi ise, göz, kulak, kalp, beyin gibi çok kompleks organların mutasyonların etkisiyle oluştuğunu iddia edecek kadar çıkmazdadır.

    5-Evrim teorisinin diğer bir çıkmazı da fosil kayıtlarıdır. Evrimciler, canlıların milyonlarca yılda yavaş yavaş evrimleştiklerini iddia ederler. Buna göre tarihte yarı balık-yarı sürüngen, yarı sürüngen-yarı kuş vb. milyarlarca canlı yaşamış olması gerekir. Evrimciler bu hayali canlılara “ara geçiş formu” derler. Ne ilginçtir ki Darwin’den bu yana, 140 yıldır yapılan kazı çalışmalarında hiç bir ara geçiş formuna rastlanmamıştır. Milyonlarca yıl önce yaşamış canlılar, fosil kayıtlarında bugünkü şekilleriyle belirirler.
    Evrimcilerin ara geçiş formu olarak tanıttıkları bazı fosillerin ise gerçekte birer aldatmacadan ibaret oldukları sonradan anlaşılmıştır. Mesela; evrimciler Coelacanth adlı bir balık fosilini ara geçiş formu olarak tanıttılar. Çoktan evrimleşerek soyu tükenmiş sayılan balığın gerçeği Hint okyanusunda bulunduğunda evrimciler büyük bir şok yaşadılar. Fosilin gerçek Coelacanth’tan hiçbir farkı yoktu.
    Evrimciler ikinci olarak Archoeopteryx adlı bir kuş fosilinin ara geçiş formu olduğunu iddia ettiler. Archoeopteryx’in sternuma, yani göğüs kasına sahip olduğu tespit edilince de, tam bir kuş olduğu, dolayısıyla ara geçiş formu sayılamayacağı anlaşıldı.
    Ayrıca bazı evrimciler, geçersiz olduğunun farkına vardıkları teorilerinin sözde ispatı adına birçok bilim sahtekarlığı düzenlemişlerdir. Mesela, Haeckel’in embriyo çizimleri veya bir insan kafatasına bir orangutan çenesi yerleştirilerek üretilen ve 40 yıl boyunca bilim dünyasını ve insanlığı aldatan “Piltdown adamı” fosili buna bir örnektir. Evrimcilerin bir diş fosiline dayanarak ürettikleri “Nebraska adamı” da buna örnek teşkil eder. Dişin bir yaban domuzuna ait olduğu anlaşıldığında evrimciler büyük bir hayal kırıklığına uğramışlardı.
    Ramapithecus ve Australopithecus türlerinin hepsinin de soyu tükenmiş maymun ırkları olduklarını, Cro-Magnon, Homo Sapiens, Homo Hapilis, Homo Erectus ve Neandertal adamının ve benzer fosillerin de geçmiş insan ırklarına ait olduklarını ve bu kafatasları arasındaki farklılıkların günümüz insan ırklarının kafatasları arasındaki farklılıklardan fazla olmadığını evrimcilerin kendileri dahi itiraf etmektedirler.

    6-Bu mesele tek başına evrim teorisini gömmeye yeter. Evrimin mantığına göre, ara geçiş formlarının sayısı normal canlıların sayısından fazla olmalıdır. Farzedelim bir sürüngen türünden 10 tane varsa, sürüngenle kuş arasındaki, her biri farklı bir canlı türü olarak kabul edilebilecek olan 1000 değişik hilkat garibesiyle karşılaşırız. Belki de daha fazla.
    Yani bu mantığa göre şu an insanoğlunun bulduğu sürüngen fosili sayısı 1000'se, bulunan ara geçiş formlarının sayısı belki yüzbinleri aşmalıydı. Niye bu canlılardan eser yok..?

    7-Biyokimya, anatomi ve mikrobiyolojinin gelişmesi, canlılardaki organ ve sistemlerin ne derece kompleks ve mükemmel olduklarını ortaya koymuştur. Mesela, vücudumuzda paralı askerler gibi çalışan antikorlar, bilim adamlarının kompleksliği karşısında dehşete düştükleri hücrelerimiz, bir bilgi bankası gibi bütün özelliklerimizi içinde saklayan DNA’larımız, bilim adamlarının sırrını hala çözemedikleri beynimiz, kendisinden haberdar olmadığımız halde üzerine beş yüzden fazla görev yüklenmiş olan karaciğerimiz, Darwin’in; “Bu organı düşünmek beni teorimden soğuttu.” dediği gözlerimiz ve daha burada sayamayacağımız nice organ ve bu organların birbirleriyle olan münasebetleri, evrim teorisinin tesadüf mantığını kesinlikle geçersiz kılmaktadır.

    8-“İndirgenemez komplekslik” denilen bilimsel kaideye göre, bir canlı, evrim teorisinin iddia ettiği şekilde; zamanla, küçük değişiklerle ve kademe kademe ortaya çıkmış olamaz. Mesela gözü ele alalım. Yaklaşık kırk farklı organelden oluşan insan gözünün çalışabilmesi için, gözün her organalinin tam ve eksiksiz olarak bulunması ve görevini kusursuz bir şekilde yerine getirmesi gerekir. Sadece bir organel, mesela gözyaşı bezleri olmasa veya gerektiği gibi çalışmasa, göz beş-on dakika içinde kurur ve kör olur. Bu şu demektir: Göz, bütün organelleriyle birlikte “tam ve eksiksiz” olarak oluşmuş olmalıdır. Bu da yaratılışın tarifidir.
    Gözün kademe kademe oluştuğunu varsaysak, evrimin mantığına göre, işe yaramayan organların körelmiş organ kategorisine gireceğini ve evrimin bir kanunu olarak eleneceklerini kabul etmemiz gerekir. Ama gözün elenmediğini, yani gözün bir anda var olduğunu görmekteyiz.

    9-Bir kutunun içine bir ampulü oluşturabilecek materyalleri koyup onu milyarlarca yıl orada bekletsek, meydana bir ampulün çıkabileceğini iddia edebilir miyiz? Peki karada ve denizde yer alıp da teknolojik aletlerle kıyaslanamayacak kadar kaliteli ısı, elektrik ve ışık üretebilen canlılar kör tesadüfler sonucu oluşabilirler mi?
    Sahilde dolaşırken birkaç kelimeden oluşan bir yazı görsek, onun, dalgaların sahile vurmasıyla tesadüfen oluştuğunu mu iddia ederiz, bilinçli bir tasarlayıcının elinden çıktığını mı? Peki kelebeklerin üzerindeki geometrik desen, kuşların kanatlarındaki mükemmel düzen ve hayvanlardaki, tasarlanmış olduğunu her yönden belli eden göz alıcı sanatlar tesadüfen oluşabilir mi?
    Veya doğada kamuflaj yapan yüzlerce canlı tesadüfen oluşabilir mi? Kendileri farkında olmadıkları halde bulundukları ortamla aynı rengi alan bukalemunlar ve bazı ahtapotlar, kanat kısmı en ince ayrıntısına kadar bir yaprağa benzeyen bazı böcekler, bir asker gibi otlardan faydalanarak kamuflaj yapan yengeçler, mevsim değişikliğiyle beraber tüyleri bulunduğu ortamın rengini alan kutup kuşları ve dahası... Bu kamuflaj sistemlerinin tesadüfen oluştuklarını hiçbir akıl sahibi iddia edemez.

    10-Kaplumbağa doğar doğmaz denize ulaşması gerektiğini, ördek yumurtadan çıktığı an yüzmeyi, arı doğduğu an altıgen petekler yapabilmeyi, kunduz modern barajlarla eşdeğer barajlar inşa edebilmeyi, sivrisinek kanı emmeye başlamadan narkoz kullanması gerektiğini ve bu narkozu üretebilmeyi, örümcek kauçuk ipliğinden %30 esnek, aynı kalınlıktaki çelikten 5 kat sağlam iplik yapacak kimyasal malzemeyi bulmayı ve onu kullanmayı, kör termitler topraktan havalandırma sistemli gökdelenler inşa etmeyi ve birçok hayvan, insanın aklını başından alan savunma ve avlanma tekniklerini nereden bilmektedirler? Evrimciler bunlara şu cevabı verirler; “Hayvanlar milyonlarca yıl önce tesadüfen bir şey keşfetmiş, bu alışkanlık haline gelmiş ve kan yoluyla gelecek nesillere aktarılmıştır. Buna içgüdü denir.”
    Bir kere hayvanların kesinlikle akıl etme, keşfetme ve öğrenme gibi özellikleri yoktur. İkincisi, hayvanlarda sonradan kazanılan özellikler gelecek nesillere kesinlikle hiçbir şekilde aktarılamaz. Dahası bu hayvanlar bu özelliklere yeryüzünde belirdikleri anda sahip olmak zorundadırlar. Bu özelliklere sahip olmayan hayvanlar hayatiyetlerini devam ettiremezler.
    Hayvanlarda bulunan şefkat ve merhamet duygusunu ise evrimciler kesinlikle açıklayamamaktadırlar. Çünkü evrim teorisine göre doğada daimi bir çatışma vardır ve evrim bu şekilde gerçekleşir. Halbuki farklı türler (farkında olarak veya olmayarak) birbirleriyle devamlı olarak yardımlaşırlar. Bir hayvanda o kadar büyük bir şefkat ve fedakarlık duygusu vardır ki, yavrusu için her an ölümü göze alır. Bir penguen, yavrusu için 4 ay aç kalıp onu soğuktan korumak için ayaklarının üzerinde taşımaktadır. Vahşi hayvanlar dahi yavrularına karşı aşırı derece merhametlidirler.

    *********************************************************
    Evrim teorisi bilimsel bir gerçek değil, materyalizmi ve ateizmi desteklemek için ayakta tutulan bir aldatmacadır. Evrim teorisi, tarih boyunca insanlığa zarardan başka hiçbir şey getirmeyen ideolojilere de ilham kaynağı olmuştur. Mesela emperyalist devletler evrim teorisi sayesinde şuçlarını meşru hale getiriyorlardı. Köleleştirdikleri zencilerin, daha evrimini tamamlayamamış hayvanlar olduklarını iddia ediyorlardı. Darwin de Avrupalı beyaz adamın haricindeki tüm milletleri (Türklerde dahil olmak üzere) “aşağı ırklar” olarak nitelendiriyordu. Ve evrimin kuralı olarak, bu aşağı ırkların zamanla Avrupalılar tarafından yok edileceklerini iddia ediyordu.
    Ayrıca evrim teorisi, Nazizm ve Komünizm gibi ideolojilere ilham kaynağı olarak milyonlarca insanın katliamına sebebiyet vermiştir.
    Evet, yüce Yaratıcıyı inkar edip şerefli insan oğlunu hayvanlarla aynı kefeye koymanın sonucunda katliamdan başka ne beklenebilir ki?
    **********************************************************

  • İsmail Öztürk
    İsmail Öztürk 12.02.2009 - 17:21

    Öncelikle bugün 12.02.2009. Bu tarihi şundan dolayı atmak istedim. Bugün ntv televizyon kanalında evrim teorisi ile ilgili bir program yayınlandı. Bu programda (cümleleri tam hatırlamasam da) insanların evrimle dini inanışlarından dolayı çatışmasından bahsediyor. Aynı zamanda Darwinin 200. doğumgünü imiş. Tabi bu bizi ilgilendirmiyor. Burada şundan bahsetmek isterim. Neden evrim teorisi böyle zihinleri karıştıracak şekilde anlatılıyor. Ben canlı yayına çıkmış isem kanıtım varsa konuşurum. Yok efendim neden evrim hala kabul görmüyor, yok efendim vatikan artık evrim teorisiyle uzlaşmaya gidiyor, yok efendim Ahmedinejad bile okullarda okutulmasına karşı değil, yok efendim biyoloji kitaplarında yaratılış varmış neden evrim teorisi yokmuş, yok efendim evrimle islamın çatışacak noktası yokmuş... Bunlar ikinci planda konuşulması gereken konulardır. ilk önce kamuoyunun önünde evrim teorisinin bilimselliği tartışılmalıdır sonra ortaya çıkan sonuçla bu konular irdelenmelidir. Medyada ve akademik çevrede bazı kesimler kendilerinin çoğunluk olduğunu düşünerek evrim teorisini insanlara dayatmaya çalışıyor. Evrimi savunmayanlara tutucu gözüyle bakıp kendilerini üstün görüyorlar. Halbuki inandıklarını bir kanıtla sunamayan kendileri adeta evrimi kendilerine bir maşa yaparak sürekli insanların kafalarını karıştırıyorlar. Ben evrim teorisindeki bazı çıkmazları soru şeklinde yönelteceğim verecek cevabı olan varsa hodri meydan...
    1- Günümüzde big bangin varlığı su götürmez bir gerçektir. Acaba Darwin, teorisinde yaratılıştan yani büyük bir oluşumdan bahsediyor mu? Yoksa statik bir evrenden mi bahsediyor?
    2- Hücre hakkında etrafı jöleli bir yapı ibaresi ne demek? Evrim teorisi ışığında açıklayınız?
    3- İnsanın maymundan geldiğine dair bir fosil kanıdı var mıdır?

  • A B
    A B 11.12.2008 - 02:33

    Pek çok insan evrim teorisini, Charles Darwin tarafından ortaya atılan, sağlam bilimsel delillere, gözlemlere ve deneylere dayalı bir teori zanneder. Oysa evrim teorisinin ilk fikir babası Darwin olmadığı gibi, teorinin kaynağı da bilimsel deliller değildir.

    Mezopotamya'da putperest dinlerin hakimiyetinin bulunduğu bir dönemde, canlılığın ve evrenin kökeni hakkında birçok batıl inanç ve efsane yaygındı; bunlardan biri de 'evrim' inancıydı. Sümerler'den kalan Enuma-İliş adlı yazıtta anlatıldığına göre, ilk başta bir su karmaşası vardı ve bu su karmaşasının içerisinden birdenbire Lahau ve Lahamu adlı tanrılar ortaya çıkmıştı. Bu batıl inanışa göre, ibadet edilen bu putlar ilk önce kendi kendilerini var etmişler, daha sonra da evrimleşerek diğer maddeleri ve canlıları oluşturmuşlardı. Yani Sümer efsanelerine göre canlılık, cansız su kaosundan birdenbire oluşmuş ve evrimleşerek gelişmişti.


    Eski Yunan materyalist filozoflarından Demokritos da günümüz materyalistleri gibi, maddenin ezeli olduğunu ve maddeden başka bir varlık bulunmadığı yanılgısına sahipti.
    Evrim efsanesi, daha sonra bir başka putperest medeniyet olan Eski Yunan'da hayat sahası buldu. Eski Yunan'ın materyalist filozofları, maddeyi yegane varlık sayıyorlardı. Sümerler'den miras kalan evrim efsanesine ise, canlıların nasıl oluştuğunu açıklamak niyetiyle başvurdular. Böylece materyalist felsefe ve evrim efsanesi Eski Yunan'da birleşti, oradan da Roma kültürüne taşındı.

    Evrim teorisinin savunduğu bütün canlıların ortak bir ataya sahip oldukları düşüncesini, Fransız biyolog Comte de Buffon, 18. yüzyılın ortasında ileri sürdü. Charles Darwin'in büyükbabası Erasmus Darwin Buffon'un ortaya attığı fikri geliştirdi ve bugün 'evrim teorisi' dediğimiz düşüncenin ilk temel önermelerini ortaya koydu.

    Erasmus Darwin'den sonra Fransız doğa bilimci Jean Baptiste Lamarck, 19. yüzyılın başında ilk kapsamlı evrim teorisini ortaya attı. (bkz. Lamarck, Jean Baptiste) Lamarck, evrimin mekanizmasını 'kazanılan özelliklerin nesilden nesle aktarılması' olarak açıklıyordu. Buna göre canlıların yaşamları sırasında uğradıkları değişiklikler kalıcıydı ve yeni nesillere kalıtsal olarak aktarılabiliyordu. Lamarck'ın teorisi ortaya atıldığı dönemde büyük sükse yapmıştı, ama sonraları popülaritesini hızla yitirdi. Lamarck'ın teorileri hakkında haklı kuşkulara sahip olanlar araştırmalara başlamışlardı.

    1870 yılında İngiliz biyolog Weismann, yaşam sırasında kazanılmış olan özelliklerin bir sonraki nesle aktarılmasının imkansız olduğunu ve böylece Lamarck'ın teorisinin yanlış olduğunu ispatladı. Bu nedenle, bugün evrim teorisi olarak bizlere ve tüm dünyaya empoze edilen öğreti, kendini Lamarck'a dayandırmaz. Bugün tüm dünyada evrim teorisi olarak bilinen Darwinizm'in doğuşu, Charles Darwin'in 1859'da yayınladığı The Origin of Species by Means of Natural Selection or the Preservation of Favored Races in the Struggle for Life (Türlerin Kökeni, Doğal Seleksiyon veya Yaşam Mücadelesinde Kayırılmış Irkların Korunması Yoluyla) isimli kitapla olmuştur. Darwin, Lamarck'ın teorisindeki bazı açık mantık hatalarını elemiş ve canlıların evrimini kalıtsal olarak açıklamak yerine 'doğal seleksiyon' tezini ortaya atmıştır.

    Evrim teorisi canlıların yaratılmış oldukları gerçeğini reddeder, doğal süreçlerin ve rastlantısal etkilerin ürünü olduklarını savunur. Bu teoriye göre bütün canlılar birbirlerinden türemişlerdir. Önceden var olan bir canlı türü, zamanla bir diğerine dönüşmüş ve bütün türler bu şekilde ortaya çıkmışlardır. Dönüşüm yüz milyonlarca senelik uzun bir zaman dilimini kapsamış ve kademe kademe ilerlemiştir. Yaklaşık bir buçuk yüzyıldır kabul gören teori, bugün paleontoloji, biyokimya, anatomi, biyofizik, genetik gibi pek çok ana bilim dalında yapılan çalışmaların sonuçlarıyla çelişmektedir.

  • Uğur Şamil Tuğrul
    Uğur Şamil Tuğrul 07.09.2008 - 18:12

    Darwin, materyalistlerin iddia ettiği gibi, insanların maymundan türediğini veya bir hayvandan başka bir hayvan geleceğini söylememiştir. Darwin böyle bir şey söylese bile bu sözün ilmi bir kıymeti olmaz.

    İnsan ile hayvanlar arasındaki en büyük fark, insanın ruhudur. İnsanlarda ruh vardır. İnsanlık şerefi bu ruhtan gelmektedir. Bu ruh, ilk olarak Hazret-i Âdem’e verildi. İnsanlara mahsus olan bu ruh hayvanlarda yoktur. Maddecilerin bu ruhtan haberleri olmadığı için, insanı maymuna yakın sananları çıkıyor. İlk insanların şekli, yapısı, maymuna benzese de, insan insandır. Çünkü ruhu vardır. Maymun ise hayvandır, insana mahsus olan ruhtan ve bu ruhun sağladığı üstünlüklerden mahrumdur. İnsan ile hayvan, tamamen ayrıdır. Aralarında, hiçbir zaman bir geçit olamaz.

    Darwin’i kullandılar
    Materyalistler, fen adamı rolüne girip, (İnsanların maymundan türediğini Darwin söyledi) diyorlar. Halbuki Darwin böyle bir şey söylemedi. Canlılar arasında hayat mücadelesini anlattı. (Türlerin Kökeni) ismindeki kitabında, canlıların çevreye uyduklarını, bunun için, ufak değişikliklere uğradıklarını yazdı. (Bir tür, başka türe döner) demedi. İngiliz İlim Birliğinin 1980’de Salford’daki toplantısında konuşan Prof. John Durant diyor ki:
    (Darwin’in insanın kökeni ile ilgili görüşleri, modern bir efsane olup çıktı. Bu efsane, ilmi ve sosyal gelişmemize zarardan başka bir şey vermedi. Evrim masalları, ilmi araştırmaları tahrip etti. Şimdi Darwin’in teorisi dikiş yerlerinden patlamış, geriye perişan ve bozuk bir düşünce yığını bırakmıştır.)

    Evrimcilere göre, Neandertalar, ilk insandır, önce dört ayak üzerinde yürümüş, daha sonra da bugünkü hâle gelmiştir. Bu kadar ilkel olan bir mahlûkun bugünkü mükemmelliğe ulaşması mümkün değildir. Bütün din kitapları, ilk insanın homo sapien [iki ayak üzerinde yürüyen ve düşünebilen bir mahlûk] olduğunu bildirmektedir. Dört ayakla yürüyen hayvanın bugünkü insana dönüşebileceğini hiç kimse iddia etmemiştir. Paleontoloji mütehassısları, bir canlının başka türe dönmediğini, canlılardaki değişmelerin, kendi türleri arasında olduğunu bildirirler.

    Bütün din kitapları, ilk insan olan Hazret-i Âdem’in, buğday ektiğini, ev yaptığını ve kendisine on forma kitap verildiğini bildirmektedir. Görüldüğü gibi ilk insanın, dünyanın oldukça tekamül ettiği bir zamanda yaratılmış olduğu, dört ayağı üzerinde yürüyen, mağaralarda yaşayan mahlûklarla hiçbir ilgisinin olmadığı apaçıktır. [Zaten bütün din kitapları, Hazret-i Âdem’in, Hazret-i Havva ile Cennette yaşadığını, sonra dünyaya indirildiklerini bildirmektedir. Cennetten gelenlerin başka ilkel mahlûklarla ne alakası olabilir? ]

    Üçüncü zaman sonunda yaşayan “Antropoit” dedikleri maymun iskeleti bulununca, evrimciler tarafından, (İnsanın ceddi olan maymunun kemiği bulundu. İnsanın maymundan geldiği kesinleşti) gibi yalanlar yazılıp, hayali resimler yapıldı.

    1912’de İngiltere’de C. Dawson bir fosil bulduğunu söyledi. Sonradan (Piltdown adamı) denilen bu fosil, maymunla insan arasında bulunan fosiller içinde en güvenilir olarak meşhur oldu. Bu fosilin kafatası ve dişleri insanınkine, çene kemikleri ise maymunun çene kemiğine benziyordu. Böylece ilk insanın maymun insan arası bir mahlûk olduğu yazılıp çizildi. Din ile alay edildi. Bu fosilin şüpheli taraflarının bulunduğunu, bu bakımdan yeniden incelenmesini isteyen bilim adamlarına izin verilmedi. Ama son yıllarda bir Alman heyeti, bu fosili inceler, şüpheli yerler bulur. Neticede Dawson’un, hile yaparak, insan kafatasına maymunun çene kemiğini yerleştirdiği, çeneye de insan dişlerini koyduğu açığa çıktı.

    1922’de Pliosen devrine ait bir azı dişi bulundu. Hemen evrimciler, bunun ilkel bir insan olduğunu söylediler. Bir azı dişinden esinlenerek, (Nebraska adamı eşiyle beraber) diye hayali resimler çizdiler. Amerika ve İngiliz basınında günlerce makaleler yazıldı. Neticede bu dişin, bir domuza ait olduğu tespit edildi.

    Yarım kafatası, uyluk kemiği ile üç azı dişi ayrı ayrı yerlerde bulunmuş, bunların hepsi bir kafa kabul edilmiş ve adına Java adamı denilmiştir. Prof. Gish bu hususta diyor ki:
    (Java adamı denilen varlık bir maymundur. Maymun kafatası ile insan uyluğu birleştirilmiş, adına Java adamı denilmiştir.)

    Bu kemikleri bulan ve Java adamı adını veren Mr. Dubois, ölmeden önce, gerçeği itiraf etmiştir. (Java adamı dediğim kemikler, gerçekte bir gibbon maymunudur) demiştir.

    Madem böyle şu adam, bu adam yaşamış da, niye bir tane de, binlerce değildir? Bu husus da bunların uydurma olduğunun başka bir delilidir.

    Evrimciler ne kadar uğraşırsa uğraşsın güneş balçıkla sıvanmaz. Maymundan geldiğini söyleyenler olduğu gibi, ayıdan geldiklerini söyleyenleri de vardır. Bir İtalyan profesörü, insanın maymundan değil, ayıdan geldiğine dair üç delil ortaya atmıştır:

    1- Ayı, yavrusunu döverken insan gibi tokatlar, maymun ise ısırır.

    2- Ayı, dişisi ile, yavrularının görmediği bir yerde çiftleşir. Halbuki maymunda böyle bir şey yoktur. Yavrularının yanında da çiftleşir.

    3- Oyuncak dükkânına giden bebekler, ayı oyuncaklarını tercih ederler. Bu deliller insanların ayıdan geldiğini gösterir.

    Maymun teorisi gibi ayı teorisi de, ilim adına uydurulmuş bir rezalettir.

    Evrim ve tesadüfler
    Prof. Dr. Cevat Babuna konuşmasına şöyle devam etti:
    İnançsız evrimcilere göre, bir organizma veya bunun temsilcisi olan hücreler, bir işi yapa yapa öğrenirler ve sonunda ona göre uyum sağlarlar. Mesela zürafanın boynu yüksek dallardan gıda temin etmeye çalışa çalışa uzamıştır. Parmaklarımız sert cisimlere vura vura koruyucu olan tırnağı geliştirmiştir. Türler ve hücreler arasında bir hayat savaşı vardır. Bu savaşta kuvvetli olan zayıfı tasfiye eder.

    Sadece hayatın başlama noktası, bütün bu iddiaların ne kadar geçersiz ve saçma olduğunu ortaya koymaktadır.

    Dünya kurulalı beri hiçbir sperma hücresi, dölleme görevini yaptıktan sonra tekrar geri dönmek ve ana hücrelerine yaptığı işler hakkında bilgi vermek imkânını bulamamıştır.

    Mademki, sperma ana hücresinin ve spermanın, kendisini ne gibi görevler beklediğini önceden bilmesine imkân yoktur. O zaman kendisine özel yapıyı veren ve bir sürü tedbirler aldıran nedir?

    Spermanın başına koruyucu zırhı yerleştiren, birtakım hücreleri yok edecek eritici silahları taşıtan hangi kuvvettir?

    Bilim dünyasının bile ancak 20. yüzyılın ikinci yarısında öğrenebildiği insan hücresinin kromozom sayısının 46 olduğunu sperma nereden biliyor?

    46’dan daha fazla kromozomlu bir insanın sakat olacağını, hatta öleceğini ve bu sebepten kromozom sayısını yarıya indirmesi gerektiğini nasıl öğrenmiştir? Yola çıkmadan önce görevinin başka bir hücreyle birleşmek olduğunu da bilmeden, üstelik bu işlemi 20. asırda değil, onbinlerce yıldan beri kusursuz olarak yerine getirmektedir.

    Bu bilgileri ne kendisini yapan ana hücreden, ne de dünyadaki antropologlardan veya jinekolog doktorlardan alması mümkün değildir. O halde bu tedbirler ve ince mühendislik hesapları hangi kuvvetin eseridir?

    Kromozomlarını indirgeyen sperma hücresi, taşıdığı yüzbinlerce genin kontrolünü hangi bilgisayarlarla yapmakta ve bunların yeterli olmadığını görerek yarıştan niçin çekilmektedir?

    Çocuğun cinsiyetini verecek kromozomlar X ve Y harfleriyle adlandırılır. Yumurtacıkta daima X kromozomu vardır. Sperma ise yarısı X, yarısı Y kromozomlarından oluşan bir kombinasyona sahiptir. Yumurtacık, X kromozomu taşıyan bir sperma tarafından döllenirse, döllenmiş hücrede XX kromozomları olur ve çocuk dişi olur. Y kromozomu taşıyan bir sperma döllerse, çocuk XY kromozomlu olur, yani erkek olur. Buradan da anlaşılabileceği gibi, cinsiyeti tayin edecek spermadır, yani babadır.

    Bu bilgilere göre, doğacak çocukların % 50’sinin erkek ve % 50’sinin kız olması gerekir. Hâlbuki gerçekte bu böyle olmamaktadır.

    Normal hayatta dış şartlara kadınlar erkeklere göre daha dayanıklıdır. Mesela düşük kilolu bebeklerin kuvözlerde erkek çocukların yaşama şansı, kız çocuklara oranla daha azdır.

    Aynı şekilde büyüklerde de, çeşitli sebeplerle erkekler kadınlardan daha çok ölmektedir. Harpler, trafik kazaları vs. ele alındığında, dünya üzerindeki erkek sayısının gittikçe azalan bir çizgi izlemesi gerekirdi.

    Bu şekilde, sonunda sadece kadınlardan ibaret bir dünya ortaya çıkardı. Hâlbuki herkes biliyor ki, dünyada kadın erkek sayısında belirli bir denge vardır ve bu denge değişmemektedir.

    Bütün bunlara rağmen, aklı başında olmak kaydıyla, her şeyin tesadüfen meydana geldiğini söyleyebilecek bir kişi çıkabilir mi?

    Evrim ideolojisi
    Bilim Araştırma Vakfı’nın davetlisi olarak ülkemize gelen Paleontolog Prof. Dr. Duane Gish, konferansta özetle dedi ki:
    Canlıların kökenini araştırmak için başvurulabilecek en somut deliller, fosil kayıtlarıdır. Yani yaratılış veya evrimden, hangisinin doğru olduğunu saptayabilmek için, fosil kayıtlarının, hangisini desteklediğini incelemek gereklidir. Evrimciler, “Tesadüflerle, ilkelden gelişmişe doğru bir ilerleme kaydederek bugüne gelindi” diyorlar. Evrim gerçek olsaydı, evrimcilerin iddia ettikleri yüz milyonlarca yıl boyunca gerçekleşen evrim sürecinde, yüz milyonlarca canlı, kendinden önceki bir türden bir sonraki türe doğru gelişecekti. Bu ise, kaçınılmaz olarak yüz milyonlarca “ara-geçiş formu”nun varlığını gerektirirdi. Oysa böyle bir durum söz konusu değildir.

    Fosil kayıtlarının evrimi desteklemediği ortadadır. Kediler hep kedi, maymunlar hep maymun ve insanlar hep insan kalmışlardır. Evrimciler çarpık değerlendirmeler yapıyor. Kendi teorilerine uydurmaya çalıştıkları zamanlama metotlarını sık sık değiştirerek, yeni ortaya çıkan bilgilerin ışığında evrimi geçerli kılmaya çalışıyorlarsa da, bu çabaların faydasız olduğunu da biliyorlar.

    Başlangıçta umduğu fosillerin bir türlü bulunamadığı görülünce, fosil kayıtları ve teorisinin birbirleriyle tutarsızlığını açıklamak için, Darwin’in bulduğu çözüm, yani fosil kayıtlarının çok eksik olduğu iddiası ileri sürüldü. Oysa şu anda Darwin’in döneminden beri 120 yıl geçti ve fosil kayıtları çok miktarda arttı. Bugün 250 bin farklı türün fosili mevcut. Ancak durum başlangıçtan farklı değil. Hâlâ Darwin’in bulunmasını umduğu fosillerden iz yoktur.

    Karmaşık canlıların gelişmeleri için gereken milyonlarca yılda bırakmaları gereken fosillerin hiçbirinin mevcut olmayışı, bu teoriyi herhangi bir dayanaktan yoksun bırakır. Bu karmaşık canlıların birdenbire ve evrim açısından “dramatik” biçimde ortaya çıkışlarını açıklamak amacıyla girişilen jeolojik, iklimsel, atmosferik ve kimyasal çabaların hepsi çökmüştür. Bu kadar şüphe götürmez delillere rağmen, eğer bir kimse bu karmaşık canlıların hiçbir iz bırakmadan evrimleştiğine inandığını söylerse, elbette bu modern bilime zıttır. Bu kişi, evrime, bilimsel gerçekler ışığında değil, bilimsel gerçeklere rağmen inandığını kabul ediyor demektir. Nitekim evrimi savunan çevrelerin, içinde bulunduğu durum da budur. Bu ise, evrimi bilimsellikten uzaklaştırarak bir ideoloji haline sokmuştur.

    Evrimciler insanın maymundan evrimleştiği düşüncesinde idiler. Ancak bu evrim süreci ve fosil kayıtları da yine en çok evrimciler tarafından şüpheyle karşılanıyordu. Evrimcilerin, “Maymunla insan arası” olarak açıkladıkları Australapithecus aferensis, insan gibi iki ayağı üzerinde yürümüyordu. Bazı hareketler [mesela bir daldan meyve koparmak] için kısa süreli olarak dikilmesi, onun insan olduğu anlamına gelmiyordu. Günümüz paleontoloji araştırmaları ise, bunun artık soyu tükenmiş bir maymun cinsi olduğunu söylüyorlar.

    Eugene Dubois, insanın maymundan evrimleşerek geldiğini söylemişti. 1891’de önce bir kafatası ve bundan 15 m. uzakta bir uyluk kemiği buldu. Ardından buluntulara 3 adet diş eklendi. Dubois bunların tek bir canlıya ait olduğunu iddia etmekle kalmadı, 900 cc olarak hesapladığı kafatasından hareketle ilkel bir maymun ve uyluk kemiğinden hareketle de dik yürüyen bir insan türü olduğunu ortaya attı. Buna Homo erectus [Dik yürüyen maymun] adını verdi. Bu yanlış iddia, evrimcilerce sevinçle karşılandı.

    Ne var ki, Dubois bile, bir süre sonra kendisinin de ikna olmadığını ve bunun bir maymuna ait olduğunu düşündüğünü itiraf etti. Birçok bilim adamı da bunun Pithecantropus türü bir maymuna ait bir kafatası olduğu konusunda birleştiler.

    İkinci örnek Pekin Adamı da bundan farklı değildir. Evrimciler hiçbir tutarlı iddia ortaya koyamadılar, iddialarını destekleyen hiçbir fosil kaydı bulunamadı ve evrimin, bilimsellikten uzak “İdeolojik bir çalışma” olduğu anlaşılmış oldu.

    Evrim efsaneye dayanır
    Bilim Araştırma Vakfı’nın düzenlediği, yerli yabancı ilim adamlarının katıldığı konferansta konuşan Amerikalı biyolog Prof. Dr. Kenneth Cumming dedi ki:
    Evrim efsaneye dayanır. Şöyle ki, Enuma Elish destanı Yunan filozoflarını çok etkiledi. Thales, Aristo ve Platon felsefi teorilerini Sümerler’in destanından esinlenerek oluşturmuşlardı. Yunan filozoflarının doktrinleri ise Lamarck’a kadar uzandı. Lamarck ilk defa, canlıların basitten mükemmele doğru değiştiğini söyleyerek konuyu güncelleştirdi. Lamarck, bugünkü zürafaların geçmişte boynunun kısa olduğunu, ancak ağaçların yüksek dallarına uzandıkça boyunlarının da uzadığını iddia etmişti. Genetik biliminden habersizdi. Bugün böyle bir gelişimin, biyolojik olarak imkânsızlığı ispat edilmiştir. Lamarck’tan sonra, bu safsatayı Darwin tekrar gündeme getirdi.

    Darwin’in fikirleri, temel olarak gözlemlere ve doğal seleksiyon, ayıklama adını verdiği bir mekanizmaya dayanır. Buna göre bütün canlılar, ortak bir ataya sahiptir ve türler bu ortak atadan zamanla, yavaş yavaş çeşitlenerek ortaya çıkmıştır.

    Darwin’in zamanında genetik ve mikrobiyoloji gibi hücre ve üreme konularına bilimsel açıklamalar getiren bilimler mevcut değildi. Bunun için iddialarına karşı, kesin bir şey söylenemiyordu. Bu bilimlerin ortaya çıkması, Darwin’in teorisini temellerinden sarstı. Bu durumda evrimciler de yeni yollar aramak durumunda kaldılar ve teoriye mutasyon mekanizması eklendi.

    Bu iddiaya göre, mutasyonlar, yani canlının genetik şifresi DNA’da meydana gelen hasar, bozulma ve kopmalar neticesinde yeni canlılar oluşuyordu ve doğal seleksiyon bunları ayıklayarak güçlülerin hayatta kalmalarını sağlıyordu.

    Oysa bu durum teoriyi kendi içinde bile çelişkili hale getirmişti. Çünkü mutasyonlar canlıya zarar verip yaşama şansını azaltıyordu. Zaten çok nadiren meydana gelen bir mutasyon, üstelik de kazanılan özelliğin bir sonraki nesle aktarılabilmesi için ancak üreme hücrelerinde olması gerekirken, canlıya büyük zarar veriyordu. Tek bir faydalı mutasyonu tanımlamak bile çok zorken, türü değiştirebilecek bir mutasyonlar zincirini düşünmek imkânsızdı.

    1953’de Miller bir deney gerçekleştirdi. Evrimcilerin iddialarındaki doğal seleksiyon mekanizmasının tek bir örneğinin bile mevcut olmadığını, çeşitli sebeplerden dolayı hayvan toplulukları sayılarında değişme yaşandığını, ancak hiçbir zaman bir kedinin köpeğe, bir çamın meşeye dönüşmediğini ispat etti. Moleküler düzeyindeki incelemelerinde, aminoasitlerin yapılarının evrimle açıklanamayacağı görüldü.

    Bütün canlılarda, rastgele değil, çok muntazam bir dizayn vardır. Buna göre canlı organizmalar, bir makinenin parçaları gibi yüzlerce, binlerce parçanın, daha doğrusu sistemin birlikte çalışmasıyla hayatlarını devam ettirmektedirler.

    Bu çok sayıdaki parçanın herbiri birbiri ile mükemmel bir uyum içinde çalışmaktadır. Mesela vücudun savunma sistemleri, organizmanın korunması için antikor oluşumu, hücre temizliği ve iltihabi reaksiyon gibi karmaşık metotlar kullanırlar. Yara tamiri, kan pıhtılaşması gibi birçok döngü reaksiyonları meydana getirirler. Olayların kendine has oluşları ve kontrolün oluşumu üst düzey bir dizayna işaret etmektedir. Böyle üstün bir dizayn tesadüfler sonucu ve rastgele oluşmuş olamaz. Bu, bir sisteme ait olan ve birbiriyle uyumlu bütün parçaların, ancak o sistemi bütünüyle tanıyan bir Yaratıcı tarafından ortaya çıkarılmış olduğunu açık bir şekilde göstermektedir. Bu parçaların her birinin yapısı, iç mekanizması ve işleyişindeki harikalık da o yaratıcının varlığına birer delildir.
    [Kur’an-ı kerimde ilk insanın topraktan, neslinin ise nutfeden yaratıldığı bildiriliyor. İlim ilerledikçe Kur’an-ı kerimin bildirdiği bu gerçek daha iyi anlaşılıyor.]

    Evrim ve yaratılış
    Bilim Araştırma Vakfı yöneticileri, bir dergideki solcu bir yazara verdikleri cevabı, basına da dağıtmışlar. Bu uzun mesajda özetle [ve kısa ilavelerle] deniyor ki:
    Dergideki yazıda, “Evrim teorisi çürütülmeye çalışılmaktadır” denmiştir. Hâlbuki bahsedilen konferanslarda, Evrim teorisi çürütülmeye çalışılmamış, çürütülmüştür. Evrim teorisi ele alınmış, ateist ideolojilerin ürünü olan bu dogmanın mesnetsizliği, bizzat bilim yoluyla ortaya konarak, teorinin çöpe atılması sağlanmıştır. Ayrıca Marksist felsefeyi savunanların yaratılış gerçeği karşısında ileri sürdükleri teori, her açıdan geçersiz kalmış ve savunucuları büyük bir hezimete uğramıştır.

    Yazıda, “Evrim teorisi dinin en zayıf noktasıdır” deniyor. Evrim teorisi dinin değil, materyalist felsefenin en zayıf noktasıdır. Çünkü başta K. Marx ve F. Engels olmak üzere materyalist felsefenin ileri gelen fikir babalarınca defalarca ifade edildiği gibi, Evrim teorisi, materyalist felsefenin temel dayanağını teşkil etmektedir. Nitekim K. Marx, Evrim teorisini ortaya atan Darwin’in kitabı için, “Bizim görüşlerimizin doğal tarihi temelini içeren kitap budur” demiştir.

    Evrim teorisi, materyalist felsefenin temeli olduğu için, bu teorinin mesnetsizliğini ortaya koyan her bulgu, materyalist felsefenin ve onunla bağlantılı bütün ideolojilerin de mesnetsizliğini ortaya çıkarmaktır. İşte yazarın saldırgan bir tutum sergilemesinin ardında yatan asıl sebep budur.

    Dergi, “İnsanlar, yaratılış için tanrısal bir masal uydurmuşlar. Kutsal kitaplar, bütün canlıların Hazret-i Âdem’den yaratıldığını söyler” derken, dergi, bütün canlıların değil, insanların türemesini kastetmiş olmalıdır. Çünkü bilindiği gibi, Kur’an-ı kerimde Hazret-i Âdem’in ilk canlı olduğu ve mikroorganizmalardan memelilere kadar bütün canlıların Hazret-i Âdem’den türediği gibi bir açıklama mevcut değildir. Kur’an-ı kerimde, Hazret-i Âdem’in ilk insan olduğu ve insan neslinin Hazret-i Âdem’den türediği belirtilmektedir.

    Yazar, “Doğal Seçme Yasası ile din asla bağdaşmaz” diyor. Yazar dini bilmediği gibi, Evrim teorisini ve bilimi de bilmiyor. Çünkü Doğal Seçme Yasası diye bir şey yoktur. Doğal seçme [seleksiyon] ise, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir kelime oyunundan ibarettir.

    Yazar, “İnsanlar tercihlerini ya inançtan, ya bilimden yana yapacaklardır” diyor. Eğer, “İnanç”tan kastettiği “Yaratılış inancı” ise, iddiası gerçek dışıdır. Yaratılış ile bilim arasında hiçbir aykırılık mevcut değildir. Bilimsel gerçekler, yaratılışın doğruluğunu ortaya koymaktadır. Eğer “İnanç”tan kastettiği, Evrim teorisine olan körü körüne bağlılık ise, yalnız bu tespiti doğrudur. Bilim başka şey, Evrim teorisi başka şeydir. İnsanlar tercihlerini ya bilimden, ya Evrim teorisinden yana yapacaklardır. Hem bilim, hem Evrim teorisi savunulamaz.

    Yazar, “Yaratılışa inananlar Evrim teorisini çürütseler bile, yine de bu, insanları yaratılış masalına inandırmaya yetmez” diyor.

    Birincisi, yaratılış masal değil gerçektir. Esas masal olan, çeşitli türlerde atomların uzun bir zaman içerisinde, tesadüfler sonucu bir araya gelerek, elektron mikroskobu yapıp, kendi vücudunun hücre yapısını inceleyen bilim adamlarına dönüştüğünü iddia eden Evrim teorisidir.

    İkincisi, Evrim teorisinin yanlışlığı, elbette ki, yaratılışı ispatlayan delillerden biridir. Canlıların tesadüfle oluşmasının imkânsızlığı, şuurun varlığı, bu da yaratıcının varlığını ispatlamaktadır. Başka bir deyişle, yaratılış, hem bilimsel verilerin yaratılışı doğrulamasıyla, hem de yaratılış dışındaki alternatiflerin imkânsızlığıyla kesinlik kazanmaktadır. Yazar, “Din ile bilim hiçbir zaman birbirleriyle uyuşmaz” diyor. Demek ki yazar, Evrim teorisini ilim ile karıştırıyor.
    (ALINTI)

  • Merkan Esen
    Merkan Esen 15.10.2007 - 15:04

    Asıl evrimi ben geçirdim kimse bilmiyor.Uğruna evrimleştiğim kişi bile farkedemedi.Artık farketsede farketmez :))))))

  • Birgül Meral
    Birgül Meral 16.08.2007 - 21:24

    darwin amcama soralım, olmadı; orhan istediği gibi hançerler...
    anlayana ve anlamayana...

  • Emine Kalkan
    Emine Kalkan 07.06.2007 - 02:58

    insanların uydurduğu gerçek olmayan islama ve insanın sahip olduğı değerlere karşı gelen bir düşünce..

  • Fatma Beütl Yörü
    Fatma Beütl Yörü 07.04.2007 - 17:45

    batıl inanç demek

  • Tuba Kara
    Tuba Kara 04.04.2007 - 21:13

    kesinlikle teori değildir çünkü kısa bi zaman önce çürütülmüştür bunu bilmeyipte hala bu saçmalıkta diretenlere duyurulur...

  • Zilan
    Zilan 28.03.2007 - 18:36

    Maymunlarla bağdaşır.....

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 18.03.2007 - 18:59

    ^^Ota Benga^^, 1904 yılında, Samuel Verner adlı evrimci bir araştırmacı tarafından Kongo'da yakalanmıştı. Adı, kendi dilinde ^^dost^^ anlamına gelen yerli, evli ve iki çocuk babasıydı. Ama bir hayvan gibi zincirlendi, kafese kondu ve ABD'ye götürüldü. Buradaki evrimci bilim adamları, St. Louis Dünya Fuarı'nda onu çeşitli maymun türleriyle birlikte kafese koyarak ve ne yazık ki ^^insana en yakın ara geçiş formu^^ olarak teşhir ettiler.

    İki yıl sonra ise New York'taki Bronx Hayvanat Bahçesi'ne götürdüler ve birkaç ^^şempanze^^, Dinah adı verilen bir ^^goril^^ ve Dohung adı verilen bir ^^orangutan^^ ile birlikte ^^insanın eski ataları^^ adı altında sergilediler. Hayvanat bahçesinin evrimci müdürü Dr. William T. Hornaday, bu nadide ^^ara geçiş formuna^^ sahip olmanın kendisine verdiği gurur hakkında uzun konuşmalar yapmış, ziyaretçiler de kafese konan Ota Benga'ya sıradan bir hayvan gibi davranmışlardı.

    Ota Benga, sonunda maruz kaldığı uygulamaya dayanamayarak ^^İNTİHAR^^ eder. Demek ki ^^Ota Benga^^ insanla hayvan arasında bir geçiş formu değil, hepimiz gibi onuru ve gururu olan bir ^^İNSAN^^mış.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 18.03.2007 - 18:50

    Evrimciler 1922 yılında ^^Nebraska Çölü'nde^^ bulunan tek bir dişe bakarak, bunun sözde insan evriminde bir ara türe ait olduğunu iddia etmiş hatta yaptıkları canlandırma resimlerinde hayali canlının bedenini üstelik ailesiyle birlikte göstermişlerdi.

    Halbuki bir dişe bakıp bunun kıllarla kaplı bir vücuda ve maymunla insan arası görünüme sahip bir canlıya ait olduğunu bilmek imkânsızdı.

    Nitekim evrimci hayâller kısa süre sonra ^^boşa çıktı^^ ve fosilin bir ^^domuz dişi^^ olduğu anlaşıldı. ;)

    Ancak EVRİM HİPOTEZİ bu tür sahte delillerle adını çoktan EVRİM TEORİSİNE dönüştürmüştü bile. Hani bir laf vardır ^^adı çıkmış dokuza inmez sekize^^ diye. Bu tam da evrim teorisi için söylenebilir.
    Artık kimse bu hipoteze hipotez demiyor, teori diyor bu da evrimi savunan görüş için büyük bir kazanım oldu. Belki de asıl amaç buydu.

  • Yağmur Bulut
    Yağmur Bulut 18.03.2007 - 18:24

    Charles Dawson, 1912 yılında, İngiltere'de ^^Piltdown^^ yakınlarındaki bir çukurda, bir çene kemiği ve bir kafatası parçası bulduğu iddiasıyla ortaya çıktı. Çene kemiği maymun çenesine benzemesine rağmen, dişler ve kafatası insanınkilere benziyordu. Bu örneklere ^^Piltdown Adamı^^ adı verildi, 500 bin yıllık bir tarih biçildi ve çeşitli müzelerde insan evrimine kesin bir delil olarak sergilendi. 40 yılı aşkın bir süre, üzerine birçok bilimsel makaleler yazıldı, yorumlar ve çizimler yapıldı.

    1949'da ise British Museum'un paleontoloji bölümünden Kenneth Oakley yeni bir yaş belirleme metodu olan ^^flor testi^^metodunu, eski bazı fosiller üzerinde denemek istedi. Bu yöntemle, Piltdown Adamı fosili üzerinde de bir deneme yapıldı. Sonuç çok şaşırtıcıydı.

    Yapılan testte Piltdown Adamı'nın çene kemiğinin hiç flor içermediği anlaşıldı. Bu, çene kemiğinin toprağın altında birkaç yıldan fazla kalmadığını gösteriyordu. Az miktarda flor içeren kafatası ise sadece birkaç bin yıllık olmalıydı. Flor metoduna dayanılarak yapılan sonraki kronolojik araştırmalar, kafatasının ancak birkaç bin yıllık olduğunu ortaya çıkardı. Çene kemiğindeki dişlerin ise suni olarak aşındırıldığı, fosillerin yanında bulunan ilkel araçların ise çelik aletlerle yontulmuş adi birer taklit olduğu anlaşıldı.

    Weiner'in yaptığı detaylı analizlerle bu sahtekarlık 1953 yılında kesin olarak ortaya çıkarıldı. Kafatası 500 yıl yaşında bir insana, çene kemiği de ^^yeni ölmüş bir orangutana^^ aitti. Dişler, insana ait olduğu izlenimini vermek için sonradan özel olarak eklenmiş ve sıralanmış, eklem yerleri de törpülenmişti. Daha sonra da bütün parçalar, eski görünmeleri için ^^potasyum-dikromat ile lekelendirilmişti.^^ Bu lekeler, kemikler aside batırıldığında kayboluyordu. Sahtekarlığı ortaya çıkaran ekipten Le Gros Clark;
    ^^dişler üzerinde yıpranma izlenimini vermek için, yapay olarak oynanmış olduğu o kadar açık ki, nasıl olur da bu izler dikkatlerden kaçmış olabilir? ^^ diyerek şaşkınlığını gizleyemiyordu.

    Bunlar üzerine ^^Piltdown Adamı^^, 40 yılı aşkın bir süredir sergilenmekte olduğu British Museum' dan alelacele çıkarıldı. ;)

    Bu nedenle sözde evrim teorisi bana insanların ille de maymundan geldik demek için ne kadar büyük bir gayret içinde olduklarını düşündürüyor.

  • Harun İşlek
    Harun İşlek 26.02.2007 - 12:18

    Şempanzelerin, insanların, gorillerin ve orangutanların DNA’larını karşılaştıran ABD’li, İngiliz ve Danimarkalı bilim adamları, şempanzeler ve insanların şimdiye dek tahmin edilen 5 ila 7 milyon yıl değil, yalnızca 4 milyon önce bir ortak atadan ayrıldıklarını belirlediler.

    (Buluşu (!) yapan ülkeler ile, yaptığı yıkımların birbiri ile aynı zamanda olması çok büyük bir rastlantı...)

    bknz: Danimarka, Amerika, İngiltere...:D (bermuda şeytan üçgeni.)

  • Oktay Karaca
    Oktay Karaca 26.02.2007 - 12:12

    http://www.ntvmsnbc.com/news/400957.asp

  • Tolga Mert
    Tolga Mert 17.02.2007 - 21:13

    Evrim teorisi vardır demek tam bir bağnazlık ve safsatadır. Evrim demek bizi Allah yaratmadı biz maymundan türedik demektir. Bunu bile bile bu teoriye inanmakta tam bir cahillik ve ebedi Cehennem azabına müstehak olmaktır. Ayrıca bütün delilleri çürütülmüş absürt bir teordir... Bu teoriye normal insanlar inanmazlar...

  • İbrahim Kocatas
    İbrahim Kocatas 03.02.2007 - 17:20

    Bence inananlar kafirdir...
    İlk insan Hz. Adem olduğunu hepimiz biliyoruz..
    Maymun nerden çıkıyor?
    Sonuçta hepimiz müslümanız...

  • B B
    B B 16.12.2006 - 14:38

    toprağa atılan tohum, buğday olur. o buğdaylar değirmende öğütülür un olur. un su katılınca hamur olur. unun içindede aminoasit olmasa su katıldığı zaman hamura dönüşmez.(ve sen bana evrimden bahsediyosun)
    dünya saatte 1000km den hızlı doner. ve bu donme esnasında canlılk yaşamını sürdürmeye devam eder. (ve sen bana hala evrimden bahsediyosun)

  • Cengiz Bozkurt
    Cengiz Bozkurt 26.11.2006 - 19:11

    Bilim ahlakı denilen kavrama göre bilimde tarafsız olunması gerektiği ve bilim adamının araştırmalarında kendi inanç ve düşüncesini araştırma konusuna dahil etmemesidir. Görüyorum ki evrim teorisine bilim adamı dışında herkes bu olaya karşı çıkıyor. Evrim teorisinde teoriyi açıklayandan çok eleştiren var. Evrim teorisini öğrenmek istiyorum ama araştırdığımda evrimi tanıtan yerine hep ona topyekun savaş ilan edenler var Bu hiç etik değil.

  • Akın Arda
    Akın Arda 26.11.2006 - 11:41

    tarih boyunca tüm çağlarda allahı inkar edenlerin hep bir bahanesi vardı. ve hepsi tarih sayfalarına gömüldüler. hep hak galip geldi tüm bunlara karşı. şimdi ise modern putpereslik var evrim teorisi. ama bu zamandada allahın kelamı olan kuarnı kerim mucizeleriyle tüm bunları çürütüp tarih sayfalarına yollamaktatdır. en basit örneği tıpta bebeğin oluşumu yeni keşf edilirken bu çok önceden kuarnı kerim tarafından en açık bi şekilde insanlara bildirilmiştir.

  • Akın Arda
    Akın Arda 24.11.2006 - 09:34

    yüce yaratıcının yaratarak şekil verdiği. her türlü koşula göre özellik verdiği canlılara güya değişime uğrama saçmalığının ismidir.

  • Garbi Yeli
    Garbi Yeli 24.11.2006 - 06:58

    Bir orangutan çenesini insan kafatasına ekleyerek çeşitli kimyasallarla eski görüntüsü vermiş ve bu kafatasını dünyanın en ünlü müzesinde yıllarca 'insanın atası' diye sergilemişler,bu resmen sahtekarlık.. Evrimciler, teorilerini kanıtlayan delilleri bulamayıp,işin içinden çıkamayınca kendileri üretmişler... :))

  • Garbi Yeli
    Garbi Yeli 24.11.2006 - 06:29

    Bilim tarihinin en büyük yanılgısı... mesela sürüngenlerin evrimleşerek kuşlara dönüştükleri iddiası çok saçma ve kesinlikle bilimle çelişiyor,bunun delillerinden biri sürüngen pulları ile kuş tüylerinin yapıları arasındaki fark..

  • Hamza
    Hamza 16.11.2006 - 17:50

    bu teoriye körü körüne inanan insanlar tam bi trajedi içindeler..varsayalımkı evrim zımbırtısı var... gözlemlenebilen tarih m.öncelerine dayanıyor..bu demek oluyorkı binlerce yıl...aradaki binlerce yılda evrim hiçmi evrimini sürdürmedi yoksa evrim işini bitirip tatile mi gitti...yada bir başka gezegende işi var hani oralarda yeni bir medeniyetmi kuruyor..... neden bu binlerce yılda insanlarda gözle görünür elle tutulu değişimler meydana getirmemiş..neden mutasyonlar devam etmedi biz evrimin varsayımına göre bizden daha ilkel olan insanımsı maymunlardan geldık,ve bu maymunlar kendinden daha mükemmel olan insanı meydana getirirken biz insanlar bizden önceki atalarımızdan akıl donanım olarak daha mükemmel olmamıza rağmen neden bizden daha mükemmel bi canlı oluşturamadık arada binlerce yıl olmasına rağmen sizin körü körüne bağlandığiniz evrim bunu demiyormu bir sonrakı hep daha mükemmel varlık.. maymun bozuntuları kadar becerikli değilmiyiz..değilmişiz demek puhahaha...