aşk aslında yanımda duran ama hiç benim olmayan şeydir aşk aslında ona bakmayı bakarken yanmamı isteyendir aşk beni benden alan ona kul köle edendir aslında aşk herşeydir
aşkı bulmak çölde su bulmak kadar zordur. aranınca gelmeyen, bulunca yakan bir duygu. acıdan başka bir şey vermez. ben henüz bulamadım. ama hava gibi önemli. onla da olmuyor, onsuz da
aşk; ulaşıldıkça kaybolan bi duygu ben hep inanmışımdırki leyla-mecnun, kerem-aslı, tahir-zühre kavuşamadıkça daha da çok aşıktılar, belkide kavuşsalardı öyle büyük bir aşk yaşayamayacaklardı... tıpkı evlenince aşkın yokolması gibi!
aşk sarhoş olmak gibi bence...bulutlar sarmıştır heryanını düşsen de birşey olmıycak gibi gelir insana ne yaptığının farkındasındır ama kendini kontrol edemezsin bir türlü...seni ayıltmak isteyenlere kızarsın.. aşk sarhoş olmak gibi birsey bence... zil zurna hem de...
ASk sadece bir his'dir nasil görüyorsak, nasil duyuyorsak, nasil kokluyorsak, iste böyle. Aman bana sormayin hic asik olmadimki ne bileyim? ? ? ? ? ? ?
selam aleyküm.. Aşka dair sözleri gene aşktan dinlemek gerek çünkü aşk aynaya benzer hem söyler konuşur anlatır hem dilsizdir susar durur... HZ.. MEVLANA
aşk biireyden bireye görecelidir ve aşkın sadece bireye duyulan duygular olmadığını düşünüyorum . yaşamda sayısız aşklar var ama aşk kesinlikle basit değildir, tutku dediğimiz olay aşktır, bu her neye duyuluyorsa.
Aşk sonsuzluk demek, ulaşılamıyan en zor düşünce.Bitmesini düşünmediğiniz, her an aklınızdaki bir soru işareti, sonu ne olur düşüncesi, bir yerde bitmesi, ardından dökülen gözyaşlarının yenilmezliği, hayattaki en büyük özleminiz AŞKTIR...nerde ve ne zaman karşılacağınızı bilmeniz çok zor.belki her an yanınızda, belkide o küçük yüreğinizdeki bir umut! ! Aşık mısınız, seviyor musunuz? onunla her anı paylaşmak, gözlerindeki o ışığı yakalayabilmek, her defasında onu düşünmek, nereye baksanız, sanki her an karşınızda, sözcüklerin bile dili yetersiz kaldığında o anı AŞK olarak yaşamalı.Hayatta gecikmeyen en güzel, yaşanması en zevk veren bir tutkudur belki.BEN AŞIĞIMMMMMM.......
Aşk nedir biliyormusun.. aşk, onu görünce dilinin tutulması, konuşamamaktır.. aşk, özlemini çekmek hasretiyle yaşamaktır.. aşk, karşılık beklemeden beslenen en güzel duygudur.. aşk, sonsuz birlikteliğin başlangıcıdır kimi zaman.. aşk, bulutlu akşamlarda adını bağırmaktır.. aşk, gece yatıp saatlerce onu düşünmektir.. aşk, gözlerine dalıp uzaklara gitmektir.. aşk, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamaktır sessizce.. aşk, usulca yaklaşıp onu seyretmektir sıkılmadan.. aşk, sonsuza dek beklemektir.. aşk, anlatmaya kelimelerin yetmediği bir serüvendir.. aşk, bir maceradır.. aşk, çekilen acıların yaşanan mutlulukların diğer adıdır.. aşk, tanımlanamaz.. En önemlisi ne biliyormusun.. Aşk, seni sevmektir.. Yürekten sevmek..
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin
bir köşe yazısından alınan aşağıdaki yazı aşkın nasıl olması gerektiğini tanımlı yor kanaatimce... 'Aşkın tarifi mümkün mü?
Mâşukun gölgesi üzerine düşen âşık, kavuşacağı günün özlemiyle, cömertçe tüketmiş ona verilen her anı. Bağışlamış binlercesini her bir saatin, mâşukun gözlerine gözlerinin değeceği dakika gelinceye dek. Dönüyor gibi görünse de kendi ekseninde; daha büyük bir helezonun çekiminde olduğunu ancak kendi bilmiş. Bir sır gibi saklamış içinde dolup taşan sevginin ‘özne’sini. Ve o gün gelmiş... Sevgilinin kapısında kendisini bulduğu gün! Her kavşakta karmaşıklaşan yollar, bir inayetin desteğiyle düze çıkmış; dipsiz kuyu kesafetinde, bir heyula gibi tarifi imkansız sorular dize gelmiş... Ve sevgilinin kapısını tıklatmış, mecalinin tükendiği, bedeninin ağırlaşan yüküyle dizlerinin isyanda olduğu bir anda... Kısa bir tereddüt ve suskunluğun peşi sıra, ince bir mahcubiyetin perdelediği tiz bir ses duyulmuş içerden: “Kim o? ”
Genç âşık, duyduğu sesin şaşkınlığından belki; belki de yıllardır düşünü kurduğu ‘aşk’ın, bir ses cesametinde karşısında durmasının helecanından, duraklamış önce. Onlarca ‘kim(?) ’lik içerisinden, hangisini seçmeli ve sorunun en uygun cevabı olarak sunmalı telaşındayken, dudaklarının aralığından bir zamir fırlayıvermiş: “Ben”... Kısa bir süre de olsa ufunetli bir sessizlik, kapının ardından âşığın yüzüne doğru yayılmış. Bu susuş, bir tersliğin habercisi; uzun bir hicretin işaretçisi; bir sınavın, hepsinden çetin bir sınavın adresi gibi girmiş âşıkla maşukun arasına... İçeriden, rüzgâra karışmış bir ses duyulmuş nice sonra: “Git biraz dolaş... Gez, düşün! ..”
Yine yol görünmüş âşığa... Yine kozmik bir seferin yolcusu olmak düşmüş bahtına. Bir delinin kaotik güzergahında ilerliyor gibi görünse de, kaderi bir yörüngede, maşukun bulunduğu yeri kutsal belleyip, yolu uzatmış ama mesafeyi asla açmamış... Kendini çöllere vurmuş. Ateşin çöllerde, kızgın güneş altında pişirmiş aşkını. Nice âşıklardan yol, yordam öğrenmiş. Kâh kervanların peşinde kâh çoban yıldızının izinde, günleri gecelere ulayıp, çilesini doldurmuş. Günü bıraktığı yerde bulduğunda, sevgilinin kapısında bulmuş kendisini. Tekrar kapısını tıklatmadan, durmuş, düşünmüş önce. İçeriden gelebilecek sorunun her türlü ihtimalini geçirmiş zihninden. Çilekeşliğinden cesaret alıp, bir kez daha tıklatmış kapıyı. Mütereddit bir sessizliğin peşi sıra, istediği cevabı alma ısrarının nezaketinde, kapının ardından fısıltıyla karışık bildik bir soru yinelenmiş: “Kimsin? ”
Şaşırmış genç âşık... Yeni bir hatanın peşinden gelecek uzun yolculuğu, ateşi, soğuğu, hasreti, gurbeti, aşkı düşünmüş. Düşündükçe, gözündeki perdeler kalkmış bir bir. Ve susuzluktan kurumuş, birbirine tutuşmuş dudaklarını güçlükle aralayarak vermiş cevabını: “Sen! ..” Katran karası gecelerden, bir ay aydınlığının dinginliğine geçivermiş bir an için âşık. Mâşukun gülen çehresi, aydınlatmış yeri göğü. Bu seferki susuş, sevincin boğazda düğümlenmesindenmiş daha çok. Ve nice sonra, aralanan dudaklar baharı müjdelemiş: “Gel, yerim dar. İki kişi sığamaz ki.”
Hayatı ve aşkı yabancıdan temrin etme sürecimiz devam ediyor bir bakıma... Ölümü, ‘sevgili’ye kavuşma günü olarak gören Mevlana’nın ne kadar uzağındayız bugün... Beigbeder’in reklamcı opurtünizminin sözce kalıbı “Aşkın Ömrü Üç Yıldır”a azımız tutulmadı o günlerde... Oysa, bu tutukluluğumuz, çakılı kaldığımız çıkmaz sokakta, hali(mizi) tespitin aynasıydı bir bakıma. Hallac–ı Mansur, ‘üç gündür’ diyordu aşk için, başına geleceklerden haberdar olmanın bilgeliğinde. İlk gün öldürdüler; ikinci gün yaktılar; üçüncü gün de küllerini savurdular Hallac’ın. Peki bizce kaç gündür aşk? Her vadide aşk deyu sarındığımız her gölge, kaç gün serinliğinde dinlendiriyor bizleri? Yahut, kaç zaman, aşkın gölgesinde kalmaya yetiyor yüreğimiz? ..
Aşka bir ömür biçenler kadar, her viraja bulma umuduyla girenler de aldanıyor aslında. Hele ki, beş duyunun yordamıyla bulduklarını tarife kalkışanlar... Her durakta, bir yanılgının gayyasına düşmekten kurtaramıyorlar kendilerini... Gölgeler, gölgelerin gölgesinde dinlenirken; gölgeleri tarife kalkışanlar, elinden oyuncağı alınmış çocuk kırılganlığı ve hırçınlığında, yok saymaya yelteniyorlar, var olanı. Tanımlardaki eksiklik, çokça döndürürken başımızı, tariflerimize hezeyanlarımız hükmediyor. Kimi zaman, “geride tiksinti bırakan geçici bir bunalım” oluyor aşk; kimi zaman, çöl ortasında bir vaha... Ama, her ikisi de geçici oysa...
Peki, kalıcı olan ne? .. ' ne düşünüyorsunuz...... böyle yaşanması gerekmez mi aşkın... ve bence aşk 'acının sanatıdır.......'
Aşk..Söylerken bile içim umutla doldu..Benim yaşama sevincim, bana beni anlatan bir kavram. beni anlatır çünkü karşımdaki benim aynamdır, yansıtır..Ancakk genel bir aşk tanımı varmı bilemiyorum..Murat başaran güzel ifade etmiş: Her baktığımda ilk defa gmörüyormuşum gibi, az kalsın ölüyormuşum gibi..
Bence aşk; herkesin kendi kurallarıyla oynadığı bir oyundur.
Yani bize ait parmak izleri gibi, kurallarını yalnız bizim koyduğumuz bir oyun...
Adı herkes için aynı, tadı herkes için farklıdır.
Bu yüzden, aşkın uğruna ölünebileceğide doğrudur, aşkın hiç var olmamasıda.Kuralları herkes kendi başına koyuyorsa, herkesin fikri kendi adına doğrudur.
Bu dünya 6.5 milyar insan,6.5 milyar aşk,6.5 milyar aşk tanımı vardır.
çok özetle ve kabataslak olarak aşk;
bayanların en güzel makyajı (bilimsel olarak kanıtlandı)
erkeklerin en sevimli hali..
Asla Uğraşma: Aşkını Anlatmaya
asla uğraşma aşkını anlatmaya,
aşk varolur yalnızca dile gelmeden;
nasıl hareket ederse soylu rüzgar
sessizce, görünmeden.
anlattım aşkımı, anlattım aşkımı,
anlattım ona tüm yüreğimdekileri;
titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi,
ah! yanımdan ayrıldı.
uzaklaştıktan az sonra benden,
bir gezgin onu elde etti,
sessizce, görünmeden:
ah, bu inkar edilmezdi.
William Blake
aşk aslında yanımda duran ama hiç benim olmayan şeydir aşk aslında ona bakmayı bakarken yanmamı isteyendir aşk beni benden alan ona kul köle edendir aslında aşk herşeydir
aşkı bulmak çölde su bulmak kadar zordur. aranınca gelmeyen, bulunca yakan bir duygu. acıdan başka bir şey vermez. ben henüz bulamadım. ama hava gibi önemli. onla da olmuyor, onsuz da
aşk; ulaşıldıkça kaybolan bi duygu
ben hep inanmışımdırki leyla-mecnun, kerem-aslı, tahir-zühre kavuşamadıkça daha da çok aşıktılar, belkide kavuşsalardı öyle büyük bir aşk yaşayamayacaklardı... tıpkı evlenince aşkın yokolması gibi!
aşk sarhoş olmak gibi bence...bulutlar sarmıştır heryanını düşsen de birşey olmıycak gibi gelir insana ne yaptığının farkındasındır ama kendini kontrol edemezsin bir türlü...seni ayıltmak isteyenlere kızarsın..
aşk sarhoş olmak gibi birsey bence...
zil zurna hem de...
bağırsak tatlısı
ASk sadece bir his'dir nasil görüyorsak, nasil duyuyorsak, nasil kokluyorsak, iste böyle. Aman bana sormayin hic asik olmadimki ne bileyim? ? ? ? ? ? ?
gerçek anlamını yitirmiş, fakat şimdi başka anlamlar uydurularak
anlaşılamamamış, ancak başka türlü anlaşılarak kullanılan
garip bir duygu
selam aleyküm..
Aşka dair sözleri gene aşktan dinlemek gerek çünkü aşk aynaya benzer hem söyler konuşur anlatır hem dilsizdir susar durur... HZ.. MEVLANA
aşk biireyden bireye görecelidir ve aşkın sadece bireye duyulan duygular olmadığını düşünüyorum . yaşamda sayısız aşklar var ama aşk kesinlikle basit değildir, tutku dediğimiz olay aşktır, bu her neye duyuluyorsa.
'Ben ol da bil' der bir hakikat eri.... ben nasıl bileyim ki...
'Tanrı Türk'ü Korusun ve Yüceltsin! ' diyebilmektir!
En büyük aşk Allah aşkıdır! ....
Sonra da benim bir kıza duyduğum aşk! ...
selam aleyküm
AŞK vuslat gününün özlemiyle yanmak yandıkça körüklemek
köz olup bir kenara atılmak ve SUS maktır...
Ask ve sevgi iki farkli duygudur. Insan birisini sevebilir ama asik olmasi zor hatta imkansizdir.
Aşk sonsuzluk demek, ulaşılamıyan en zor düşünce.Bitmesini düşünmediğiniz, her an aklınızdaki bir soru işareti, sonu ne olur düşüncesi, bir yerde bitmesi, ardından dökülen gözyaşlarının yenilmezliği, hayattaki en büyük özleminiz AŞKTIR...nerde ve ne zaman karşılacağınızı bilmeniz çok zor.belki her an yanınızda, belkide o küçük yüreğinizdeki bir umut! ! Aşık mısınız, seviyor musunuz? onunla her anı paylaşmak, gözlerindeki o ışığı yakalayabilmek, her defasında onu düşünmek, nereye baksanız, sanki her an karşınızda, sözcüklerin bile dili yetersiz kaldığında o anı AŞK olarak yaşamalı.Hayatta gecikmeyen en güzel, yaşanması en zevk veren bir tutkudur belki.BEN AŞIĞIMMMMMM.......
Aşk sevgiyi getirebiliyorsa güzeldir.
Sevgi çaba ister emek ister..
Aşk bir anlık ayaklarinizi yerden keser..
Ne mutlu imkansiz aşklarindan erişilmez sevgiler çıkarabilenlere..
neylimey, kendi dünyanizda yasananlarla bizim dunyamizda yasananlar arasinda benzetme yapilamaz.En azindan a$k vaziyetlerinde.
Aşk nedir biliyormusun.. aşk, onu görünce dilinin tutulması, konuşamamaktır.. aşk, özlemini çekmek hasretiyle yaşamaktır.. aşk, karşılık beklemeden beslenen en güzel duygudur.. aşk, sonsuz birlikteliğin başlangıcıdır kimi zaman.. aşk, bulutlu akşamlarda adını bağırmaktır.. aşk, gece yatıp saatlerce onu düşünmektir.. aşk, gözlerine dalıp uzaklara gitmektir.. aşk, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamaktır sessizce.. aşk, usulca yaklaşıp onu seyretmektir sıkılmadan.. aşk, sonsuza dek beklemektir.. aşk, anlatmaya kelimelerin yetmediği bir serüvendir.. aşk, bir maceradır.. aşk, çekilen acıların yaşanan mutlulukların diğer adıdır.. aşk, tanımlanamaz.. En önemlisi ne biliyormusun.. Aşk, seni sevmektir.. Yürekten sevmek..
aşk diye birşey yoktur bunu herkez bilsin
Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin
Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin
aşk...
Su kaynağının yanında susuz kalmaktır AŞK.
..çok monoton bir konu..yok mu daha beyin çalıştıracak konulaaar _? ?
bir köşe yazısından alınan aşağıdaki yazı aşkın nasıl olması gerektiğini tanımlı yor kanaatimce...
'Aşkın tarifi mümkün mü?
Mâşukun gölgesi üzerine düşen âşık, kavuşacağı günün özlemiyle, cömertçe tüketmiş ona verilen her anı. Bağışlamış binlercesini her bir saatin, mâşukun gözlerine gözlerinin değeceği dakika gelinceye dek. Dönüyor gibi görünse de kendi ekseninde; daha büyük bir helezonun çekiminde olduğunu ancak kendi bilmiş. Bir sır gibi saklamış içinde dolup taşan sevginin ‘özne’sini. Ve o gün gelmiş... Sevgilinin kapısında kendisini bulduğu gün! Her kavşakta karmaşıklaşan yollar, bir inayetin desteğiyle düze çıkmış; dipsiz kuyu kesafetinde, bir heyula gibi tarifi imkansız sorular dize gelmiş... Ve sevgilinin kapısını tıklatmış, mecalinin tükendiği, bedeninin ağırlaşan yüküyle dizlerinin isyanda olduğu bir anda... Kısa bir tereddüt ve suskunluğun peşi sıra, ince bir mahcubiyetin perdelediği tiz bir ses duyulmuş içerden: “Kim o? ”
Genç âşık, duyduğu sesin şaşkınlığından belki; belki de yıllardır düşünü kurduğu ‘aşk’ın, bir ses cesametinde karşısında durmasının helecanından, duraklamış önce. Onlarca ‘kim(?) ’lik içerisinden, hangisini seçmeli ve sorunun en uygun cevabı olarak sunmalı telaşındayken, dudaklarının aralığından bir zamir fırlayıvermiş: “Ben”... Kısa bir süre de olsa ufunetli bir sessizlik, kapının ardından âşığın yüzüne doğru yayılmış. Bu susuş, bir tersliğin habercisi; uzun bir hicretin işaretçisi; bir sınavın, hepsinden çetin bir sınavın adresi gibi girmiş âşıkla maşukun arasına... İçeriden, rüzgâra karışmış bir ses duyulmuş nice sonra: “Git biraz dolaş... Gez, düşün! ..”
Yine yol görünmüş âşığa... Yine kozmik bir seferin yolcusu olmak düşmüş bahtına. Bir delinin kaotik güzergahında ilerliyor gibi görünse de, kaderi bir yörüngede, maşukun bulunduğu yeri kutsal belleyip, yolu uzatmış ama mesafeyi asla açmamış... Kendini çöllere vurmuş. Ateşin çöllerde, kızgın güneş altında pişirmiş aşkını. Nice âşıklardan yol, yordam öğrenmiş. Kâh kervanların peşinde kâh çoban yıldızının izinde, günleri gecelere ulayıp, çilesini doldurmuş. Günü bıraktığı yerde bulduğunda, sevgilinin kapısında bulmuş kendisini. Tekrar kapısını tıklatmadan, durmuş, düşünmüş önce. İçeriden gelebilecek sorunun her türlü ihtimalini geçirmiş zihninden. Çilekeşliğinden cesaret alıp, bir kez daha tıklatmış kapıyı. Mütereddit bir sessizliğin peşi sıra, istediği cevabı alma ısrarının nezaketinde, kapının ardından fısıltıyla karışık bildik bir soru yinelenmiş: “Kimsin? ”
Şaşırmış genç âşık... Yeni bir hatanın peşinden gelecek uzun yolculuğu, ateşi, soğuğu, hasreti, gurbeti, aşkı düşünmüş. Düşündükçe, gözündeki perdeler kalkmış bir bir. Ve susuzluktan kurumuş, birbirine tutuşmuş dudaklarını güçlükle aralayarak vermiş cevabını: “Sen! ..” Katran karası gecelerden, bir ay aydınlığının dinginliğine geçivermiş bir an için âşık. Mâşukun gülen çehresi, aydınlatmış yeri göğü. Bu seferki susuş, sevincin boğazda düğümlenmesindenmiş daha çok. Ve nice sonra, aralanan dudaklar baharı müjdelemiş: “Gel, yerim dar. İki kişi sığamaz ki.”
Hayatı ve aşkı yabancıdan temrin etme sürecimiz devam ediyor bir bakıma... Ölümü, ‘sevgili’ye kavuşma günü olarak gören Mevlana’nın ne kadar uzağındayız bugün... Beigbeder’in reklamcı opurtünizminin sözce kalıbı “Aşkın Ömrü Üç Yıldır”a azımız tutulmadı o günlerde... Oysa, bu tutukluluğumuz, çakılı kaldığımız çıkmaz sokakta, hali(mizi) tespitin aynasıydı bir bakıma. Hallac–ı Mansur, ‘üç gündür’ diyordu aşk için, başına geleceklerden haberdar olmanın bilgeliğinde. İlk gün öldürdüler; ikinci gün yaktılar; üçüncü gün de küllerini savurdular Hallac’ın. Peki bizce kaç gündür aşk? Her vadide aşk deyu sarındığımız her gölge, kaç gün serinliğinde dinlendiriyor bizleri? Yahut, kaç zaman, aşkın gölgesinde kalmaya yetiyor yüreğimiz? ..
Aşka bir ömür biçenler kadar, her viraja bulma umuduyla girenler de aldanıyor aslında. Hele ki, beş duyunun yordamıyla bulduklarını tarife kalkışanlar... Her durakta, bir yanılgının gayyasına düşmekten kurtaramıyorlar kendilerini... Gölgeler, gölgelerin gölgesinde dinlenirken; gölgeleri tarife kalkışanlar, elinden oyuncağı alınmış çocuk kırılganlığı ve hırçınlığında, yok saymaya yelteniyorlar, var olanı. Tanımlardaki eksiklik, çokça döndürürken başımızı, tariflerimize hezeyanlarımız hükmediyor. Kimi zaman, “geride tiksinti bırakan geçici bir bunalım” oluyor aşk; kimi zaman, çöl ortasında bir vaha... Ama, her ikisi de geçici oysa...
Peki, kalıcı olan ne? .. ' ne düşünüyorsunuz...... böyle yaşanması gerekmez mi aşkın... ve bence aşk 'acının sanatıdır.......'
Başladığında en güzelini,
Zaman geçtikçe çok....k'tan olduğunu düşündüğünüz
Bittiğinde de bir daha hiç yaşamayacağınızı düşündüğünüz şey....
Aşk..Söylerken bile içim umutla doldu..Benim yaşama sevincim, bana beni anlatan bir kavram. beni anlatır çünkü karşımdaki benim aynamdır, yansıtır..Ancakk genel bir aşk tanımı varmı bilemiyorum..Murat başaran güzel ifade etmiş: Her baktığımda ilk defa gmörüyormuşum gibi, az kalsın ölüyormuşum gibi..
aşk bir yalandır
Aşkı bugüne kadar kim tam olarak anlatabilmiş ki?
Bence aşk; herkesin kendi kurallarıyla oynadığı bir oyundur.
Yani bize ait parmak izleri gibi, kurallarını yalnız bizim koyduğumuz bir oyun...
Adı herkes için aynı, tadı herkes için farklıdır.
Bu yüzden, aşkın uğruna ölünebileceğide doğrudur, aşkın hiç var olmamasıda.Kuralları herkes kendi başına koyuyorsa, herkesin fikri kendi adına doğrudur.
Bu dünya 6.5 milyar insan,6.5 milyar aşk,6.5 milyar aşk tanımı vardır.
kısaca geçici delilik hali diyebiliriz.