aşk: olsa olmayan olmasa da olmayan acı çekmeye endekslenmiş duygu birikimlerinin kişi üzerinde yoğunlaşmasıyle başlayan zaman zaman mükemelliği zaman zamansa dibe batmayı öngürür. verdiği mutluluktan çoğunu her zaman götürür fakat kişisel yapılar ne kadar sağlam temeller üzerinde kurulursa kurulsun bir kezde olsa onu tadar ne işte o zaman ne bırakabilirsin ne de bırakınca acı çekmeyi bırakabilirsin her halükarda seni kendine sarar ve onla da onsuz da bir boşluğa düşersin gece uykularını bölen şey acılarını doruklara çıkaran şey aslında hep odur kişinin kendi içinde her zaman olan ve hiç bir zaman atamadığı duygudur aşk ama gerçek aşklar tıpkı cinler periler gibidir bahsini herkes eder fakat gözüyle gören ve yaşayan pek azdır çünkü efsane aşklar kişilerin aşka bakış açısını belirleyen sıradan yalanlardır öyle aşklar hiç olmadı ve olmayacak....
Ask,ilahi kudretin bize gonderdigi bir hediyedir.O hediyeyi helal dairesi icinde en guzel bir sekilde kullanmak insana dunyada cenneti yasatabilir tipki colun ortasinda acan gulun o colu col olmaktan cikarip cennet bahcesi yapmasi gibi...
Nerde o? Hep bunu soruyorum kaybolduğunda gözlerin. Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum, yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi geliyorsun sen, bir esintisin şeftali ağaçlarından uçan.
Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil, o kadar neden var ki, o kadar az, böyle olmalı aşk kuşatan, genel, üzgün, müthiş, bayraklarla donanmış, yaslı, yıldızlar gibi çiçek açan, bir öpüş kadar ölçüsüz.............
Aşk; anlamını ve gerekçelerini bilmeden(daha doğrusu bilmeye bile ihtiyaç hissetmeden) sadece gelecek ile ilgili, aşık olunanın yanında olmayı herşeyden çok istemek ve o his içerisinde yaşamdan sadece aşık olunan ile ilgili karar vermeye çalışma çabası diyebilirim.
En terbiyesiz şiirlerle seviştim her gelişinde Her gidişinde intiharlar özledim Bekleyişlerinde eskiyen yüzüm Yağmurlar biriktirdi her mevsimden Uzun upuzun bir köprü oldum önünde Geç beni yürü beni bul beni diye
Ne zaman ellerin elime değse İnsan yüreğim o zaman çarpar Yalnızlık bir o zaman terk eder beni Tutar eşsiz gözlerin dağınık saçlarımdan O ışıktan dünyasına sürükler beni Ellerin bir bir ayıklar Eski halimden ne kalmışsa Doldurur sevgiyle, umutla, aşkla Suyum çekilmişse, içim boşalmışsa Verdiğin mutluluktan, sunduğun aydınlıktan Bir anda değişir bakışlarım Çözülmüş bir yumağı Yeniden sarmaya başlarım...........
Bence Aşk: Ulaşılamayan ve hayal edilen bir konu; bu bir insan olabilir bir eşya olabilir, veya başka birşey... aklınıza ne gelirse o olur. Bunlara çekilen özlem ve duygu yoğunluğu. Sonuç ya mutluluk ve sevgiye dönüşür yada hüsrana...
-Doktor abla…baksana bi…. -Canım sen burada mıydın?
-Sen niye evine gitmedin doktor abla? -Bugün nöbetçiyim canım..
-Yani bu gece benimle yap boz oynayacak mısın? -Oynarız tabii güzelim…ama yemeğini güzel ye olur mu…(yemek saatidir)
-Tamam o zaman hepsini bitiririm… -Tamam o zaman biz de oynarız…ben önce diğer kardeşleri muayene edip geliyorum..
SAHNE V
Yapbozlar oynanır…hırsız polisler tekrarlanır….otobüslerle eve gidilir…iyileşmek için gene hastaneye gelinir….
Gece doktorun kapısı çalınır… Genç kadın kapıyı açar…karşısında hemşiresi vardır yan servisin…Enes bir saattir ağlıyor doktor hanım…sizinle olmak istiyor….
Genç kadın hemen yatağına koşar adımlarla ulaşır… -Neden ağladın sen bakalım bu kadar güzelim…? ..Yazık gözyaşlarına.. -Ben çok korktum Selin abla…bide seni çok özledim….
Ellerini uzatır…hemen atlar kucağa..bacaklarını beline dolar ablasının…uzaklaşırlar…
-Canımcım bir daha ağlama olur mu…kıyamam sana bak…çok üzülürüm sonra… -Annem gelecek di mi Selin abla? -Gelecek tabii canım… Gözlerinden pıtır pıtır gözyaşı damlaları dökülmektedir…Minik çocuğa sıkıca sarılmış…başını omzuna yaslamış olan bebekten saklamaktadır gözyaşlarını….
Yan servisin hastalarındandı bu güzel erkek çocuğu….Ailesi ALL(Akut Lenfoblastik Lösemi) …kan kanseri halkın deyişiyle….olduğunun öğrendiği günden beri öncelikle bu minik yavruyu ihmal etmeye başlamış…ziyaretler beşken bir olmuş…sonra çocuk hastaneye terk edilmiş bir konumda aylardır anne ve babasını görmemişti….Servisin daimi yatağını kendi evinin yatağı gibi kullanmaya başlamış….hemşireler ve personel verirse yer…yatağa koyarsa uyur olmuştu…
Kemoterapiden saçları dökülmüştü Enes in…şirin ve tatlı ötesi tavırlarıyla tüm servisi kendine aşık etmiş…ziyaretçilerin bile etrafında fır dönmelerine neden olmuştu….
-Bana başka ne alacaksın Selin abla? -Ne almamı istersin güzelim? ...hadi kantine gidelim….
Elele tutuşup anneyle çocuğu gibi tıpış tıpış yürürler…kantine varılır…bilimum çikolata gofret ve sakız çeşitleriyle oyuncak bir köpek seçilir…el kol dolu olarak geriye dönülür…yolun yarısında Enes yorulur…
-Ayaklarım yürümüyor Selin abla…tökezlemiştir…minik bedeni yaşından çok büyük acılara göğüs germiştir her zaman… -Tamam canım gel kucağıma bakalım sen….kucağa alınır…Başını omzuna yaslar huzurla…servise yollanılır…
Gece beraber kahvaltılar yapılır…minik bir bebeği yedirir gibi anne şevkatiyle ve sevgiyle besler çocuğu genç kadın….sonra yataklar yapılır…doktor odasına gidilir…yan yana çekyatlar hazırlanır…genç kadın bir saat uyuyacak olsa da minik çocukla olsun istemektedir…
Sabah uyanınca miniğe turuncu terlikleri giydirilir ve kahvaltıya gönderilir..ve hasta bakmaya devam edilir….
İnsanlar rutin hayatlarında sağlığın kıymetini bilmeden umarsızca yaşamaktayken yazılmıştır bu satırlar…. Çünkü….Aşkın gerçek ve güzel yüzü…Budur….
Aşk ki; Güneşi yıkayıp dönencenin son virajinda Yıldızları astığım ve sabahı kuruladığım... Benden dökülen tere, Her dokunuşumda tanrıçalaştığım Tacım bir kan pıhtısıydı içime düşen Başımın üstüne taht Inancıma aşk....
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl? avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp parmaklarımı kanatarak kırasıya, çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki: -Seni seviyorum, ama nasıl? kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz, yüzde yüz, yüzde bin beşyüz yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki: -Baktım dudağımla, yüreğimle, kafamla; severek, korkarak, eğilerek, dudağına, yüreğine, kafana. Şimdi ne söylüyorsam karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık biliyorum: Toprağın Yüzü güneşli bir ana gibi En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Bence bi kız için oturup şiir yazmak o şiiri onunla paylaşmak beklediğin tepkiyi alamayıncada bidaha arkana bile bakmadan çekip gitmek inşallah doğru düşünüyorumdur yoksa kızcaza yazık olmuş demektir nokta
Aşk mı o ne? Hiç tatmadığım bilmediğim bir duygu ve tatmıyacağım. Ben hiç sevmedim ama seveceğim. O gün gelecek,bekliyorum ve deyeceğine inanıyorum. Sevmek var aşık olmak! yok diyorum.
^^To be or not to be, That is all the question^^..demiş Mr.William Shakespeare… Olmak veya olmamak..veya nereye kadar olmak…sensiz olmak…hiç olmamak… mı yoksa? Aşık olmak veya olmamak..Sahip olmak veya olmamak...Hepsi boş aslında….ve cümleler yüklemsiz…
Aşk bir rus ruleti…ve ben…aldım silahı elime sevgili..dayadım başıma… Tetiği çektiğimde o acımasız safir kurşun çıkacak tabancadan..o ölümcül kurşun…adı AŞK....
Belki de öleceğim..biliyorum….ve farkındayım …ama cesurum sevgili….cesurum…ve deli…ve hatta körüm ve kılavuzumsa çılgınlık… Olsun varsın..varsın o kurşun beynimi parçalasın…ben razı olduktan sonra kim karışır ki bana sevgili…Alan memnun satan memnun değil mi? ..Belki de ben mazoşistimdir..veya ruhum müptela belki aşka…bağımlıyım belki bir sigara gibi....psişik ve fizyolojik olarak bağımlı…ki bile bile sadece bir tutku olduğunu ve bile bile bitmeye ve ölmeye mahkum olduğunu bu duygunun…
Dayadım bak başıma silahı..görüyor musun? .. istemsiz ve elimde değil.. Aşk cesarettir sevgili..Ya tetiği çektiğinde kurşun değilse gelecek olan…ya bir ilkbahar varsa sonrasında…rengarenk güllerle dolu bir gülistansa sonu…ve üzerinde cıvıldaşan şirin kanaryalar varsa o gülistanın? … tamam..belki de gök gürleyecek…şimşekler çakacak….belki zifiri karanlık kaplayacak gönderi…ama bunu göze almalıyım sevgili…
Tabancadan gelen öldürücü bir ‘’click’’sesinden sonra derin bir nefes alacağım belki..ve belki de şükredeceğim sonrasında aldığım her nefes için…ve kalbimin her minik tıkırtısı için..
Gözlerimi kapattığımda kaf dağını düşleyeceğim belki sonrasında sevgili…seni kurtarmak için yola çıkıp anka kuşunun üzerine bindiğim zaman ve ‘’gak’’ dediğinde yemek, ’’guk’’dediğinde su verdiğim zaman ağzına anka kuşunun… kaf dağının ardındaki pınara ulaşıp oradan bir tas su doldurabileceğim..ve her acıya deva bu suyu sana içirmek için gökyüzündeki düşler ülkesine geri geleceğim sevgili…..iyileşeceksin sonra..ve bunu sadece bir gülüşün için yapacağım… karşılıksız…. beklentisiz… çünkü aşk bunu gerektirir sevgili..
Ölümse korkulan son…Ben ölümü ellerimde tuttum her gün sevgili…azraille yaptığım pazarlıkların haddi hesabı olmadı hiç Deli Dumrul misali…çetele bile tutamazdım..o kadar ki çoktu ölüm yanıbaşımda…avucuma aldığım kanadı yaralı bir serçe gibi nabzını ve son soluğunu dinledim ölümün....ve hissettim onu yüreğimde soğuk bir bıçak gibi her doğan yeni gün..
İşte bu yüzden ben ölmekten korkmam sevgili…aynaya baktığımda hala gülücükler kaplayabiliyorsa silüetimi…ve kanayan gözlerimden ötede….gözlerimdeki bulutlardan yağmurlar boşaldıktan sonra bile…hala yumruklarımı sıkıp..başımı gökyüzüne kaldırıp..meydan okuyabiliyorsam hayata… ve ilahi tesadüfler zinciri olan acı kaderime…ben güçlüyüm sevgili..viraneler kaplayan gönlümden yeni bir şehir inşa edecek kadar güçlüyüm..ve hatta her gün yine ve yeniden ölecek ve yeniden aynı inatla dirilecek kadar kadar…güçlüyüm…
***Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız 'tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı' dediğiniz zamanlarınız oldu mu. Ya da 'bittim, mahvoldum' dediğiniz? Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini; yüreğinizdeki o mengenenin de canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi? Yalnızsınızdır... Savunmasızsınızdır... Yorgunsunuzdur... Anlatamaz, anlayamazsınız da. Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya. Sebepli yada sebepsiz... Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından. Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs... Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...Çaresizsinizdir. Sebep çoktur. Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta. Aslında yüzlerce ya da’dır sizi bu hale getiren. Ne zaman geçecek bilmezsiniz. 'Umut garibin ekmeği'..umarda umarsınız. Ya çaba?
Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatlarını? Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl. Koparılmaya inat ve solmamaya kararlı.
Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde... Solmak, kurumak çok kolay. Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan. Yılmamak zorluklardan... Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan. Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı? Herşeye rağmen, herşeye inat...***
Ben bir kasımpatıyım sevgili..inatçı bir kasımpatı…senin can suyuna, yani ilgine ve şevkatine hasret…hayallerden ve umutlardan vazgeçemeyen, iflah olmaz derecede duygusal ve iyimser bir kasımpatıyım işte... koparılmaya rağmen solmamaya kararlı…bir kasımpatı…
Ve şimdi silahı sana uzatıyorum…rus ruletinde sıra sana geçti artık sevgili..ben göze aldım ölümü..ve ateşledim tabancayı..
Bak ben ölmedim…ama kim garanti verebilir ki bir meçhule…haklısın aslında sevgili…isteksizsin…korkuyorsun...ürkeksin...anlıyorum aslında…kendimi senin yerine koyup düşünüyorum da…yapmazdım..yapamazdım belki de ben de…Korkardım belki.. Bilmiyorum… ama aşk göze almaktır bunu sevgili..
Ya da kendini mutsuzluğa ve müebbet hapse mahkum etmek…Orası senin kararın işte sevgili..Benden geçti artık….ben vebalimi ve hatta diyetimi ödedim..Artık borcum yok kendime..
Ve silah artık elinde sevgili…şimdi olmak veya olmamak zamanıdır…cesur olmak zamanıdır..
Başına dayamak veya dayamamak…Tetiği çekmek veya çekmemek…işte bütün mesele…BU….
Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, 'Aşık oldum' dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.
aşk ne kadar anlatılırsa anlatılsın..ne kelimerle süslenilirse süslensin..onu anlatmaya yetmez..hiçbir..tanım..hep eksik anlatılır..o tanımsızdır...
aşk: olsa olmayan olmasa da olmayan acı çekmeye endekslenmiş duygu birikimlerinin kişi üzerinde yoğunlaşmasıyle başlayan zaman zaman mükemelliği zaman zamansa dibe batmayı öngürür. verdiği mutluluktan çoğunu her zaman götürür fakat kişisel yapılar ne kadar sağlam temeller üzerinde kurulursa kurulsun bir kezde olsa onu tadar ne işte o zaman ne bırakabilirsin ne de bırakınca acı çekmeyi bırakabilirsin her halükarda seni kendine sarar ve onla da onsuz da bir boşluğa düşersin gece uykularını bölen şey acılarını doruklara çıkaran şey aslında hep odur kişinin kendi içinde her zaman olan ve hiç bir zaman atamadığı duygudur aşk ama gerçek aşklar tıpkı cinler periler gibidir bahsini herkes eder fakat gözüyle gören ve yaşayan pek azdır çünkü efsane aşklar kişilerin aşka bakış açısını belirleyen sıradan yalanlardır öyle aşklar hiç olmadı ve olmayacak....
Ask,ilahi kudretin bize gonderdigi bir hediyedir.O hediyeyi helal dairesi icinde en guzel bir sekilde kullanmak insana dunyada cenneti yasatabilir tipki colun ortasinda acan gulun o colu col olmaktan cikarip cennet bahcesi yapmasi gibi...
aşk insanın herşeyini kilitleyen anahtardır
Aşkı güven besler,
Aşk sadakattir, paylaşmaktır..
Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin.
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.
Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil,
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel,
üzgün, müthiş,
bayraklarla donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz.............
Pablo Neruda / Aşk
henüz tam anlamıyla tatmadığım duygu...
Aşk; anlamını ve gerekçelerini bilmeden(daha doğrusu bilmeye bile ihtiyaç hissetmeden) sadece gelecek ile ilgili, aşık olunanın yanında olmayı herşeyden çok istemek ve o his içerisinde yaşamdan sadece aşık olunan ile ilgili karar vermeye çalışma çabası diyebilirim.
En terbiyesiz şiirlerle seviştim her gelişinde
Her gidişinde intiharlar özledim
Bekleyişlerinde eskiyen yüzüm
Yağmurlar biriktirdi her mevsimden
Uzun upuzun bir köprü oldum önünde
Geç beni yürü beni bul beni diye
Bir ateşi beraber koruduk rüzgardan
Avuçlarımızda bir yerlerdeydi aşk
Bir sigara içimlik zaman kadar yakın
Aramızdaki masa kadar uzak...
Bu adreste öyle biri yok.Başka adres deneyiniz.:=))
Ne zaman ellerin elime değse
İnsan yüreğim o zaman çarpar
Yalnızlık bir o zaman terk eder beni
Tutar eşsiz gözlerin dağınık saçlarımdan
O ışıktan dünyasına sürükler beni
Ellerin bir bir ayıklar
Eski halimden ne kalmışsa
Doldurur sevgiyle, umutla, aşkla
Suyum çekilmişse, içim boşalmışsa
Verdiğin mutluluktan, sunduğun aydınlıktan
Bir anda değişir bakışlarım
Çözülmüş bir yumağı
Yeniden sarmaya başlarım...........
Ümit Yaşar Oğuzcan
Bence Aşk: Ulaşılamayan ve hayal edilen bir konu; bu bir insan olabilir bir eşya olabilir, veya başka birşey... aklınıza ne gelirse o olur. Bunlara çekilen özlem ve duygu yoğunluğu. Sonuç ya mutluluk ve sevgiye dönüşür yada hüsrana...
bnce aşk çokk anlatılamayan bir duygu. bazen acı bazende mutluluk verıo tanımını yapamıorum cunku cok karmasık bı duygu
AŞK’IN GERÇEK VE GÜZEL YÜZÜ….
SAHNE I
-Baksana bi….
-Efendim canım?
-Şuradaki dolabın üzerinde duran otobüs senin mi?
-Değil tatlım…çocuklar oynasın diye koymuşlar oraya…
-Bana verir misin peki..ben oynayabilir miyim?
-Veriririm tabi..senin adın ne?
-Enes..
-Peki bu otobüsle nasıl oynayacaksın Enes…?
-Ben şöför olucam..sürüp evime gidicem..
-Peki canım..
Enes uzaklaşır…
SAHNE II
-Baksana bi…
-Efendim canım…
Gülerek elindeki tabancayı doğrultur.tabanca ilginç gürültüler çıkararak ateşlenir…
-Eller yukarı…
-Ama sen beni vurdun…
-Ama ben polisim ki…sen de hırsızsın..
-Ama ya ben hırsız değilsem…
-Şakacıktan vurdum..hadi hırsız polis oynayalım…
-Peki…
-Baksana bi…elindeki oyuncak telefonu göstererek..
-Bu benim telsizim biliyor musun?
-Kaç yaşındasın sen bakiyim?
-Parmaklarını göstererek……Üç….
-Enes ne seversin sen ablacım?
-Bey blade…bana alır mısın?
-Alırım tabii….başka ne istersin?
-Sakız bi de…
Hırsız polis oyunu göğe yükselen kahkahalarla son bulur…minik çocuk sonunda kendini gıdıklanmakta bulmuştur çünkü….
SAHNE III
Enes bir hemşirenin kucağındadır..gözlerinin feri kalmamış..titremektedir…
-Nooldu güzelim sana..?
-Ateşim çıktı doktor abla…
-Canımsın…ateş düşürücü verildi mi bu çocuğa?
-Verdik doktor hanım…ama nötropenide gene…kemoterapi sonrasıydı…ateş düşürücü yanıt vermiyor…
-Canım bir şeye ihtiyacın var mı?
-O ışıklı toplardan al bana doktor abla…hani yere atınca ışığı yananlardan…
-Tamam canım….
Halsiz boynu bükük Enes…hemşirenin kucağında uzaklaşır…
SAHNE IV
-Doktor abla…baksana bi….
-Canım sen burada mıydın?
-Sen niye evine gitmedin doktor abla?
-Bugün nöbetçiyim canım..
-Yani bu gece benimle yap boz oynayacak mısın?
-Oynarız tabii güzelim…ama yemeğini güzel ye olur mu…(yemek saatidir)
-Tamam o zaman hepsini bitiririm…
-Tamam o zaman biz de oynarız…ben önce diğer kardeşleri muayene edip geliyorum..
SAHNE V
Yapbozlar oynanır…hırsız polisler tekrarlanır….otobüslerle eve gidilir…iyileşmek için gene hastaneye gelinir….
Gece doktorun kapısı çalınır…
Genç kadın kapıyı açar…karşısında hemşiresi vardır yan servisin…Enes bir saattir ağlıyor doktor hanım…sizinle olmak istiyor….
Genç kadın hemen yatağına koşar adımlarla ulaşır…
-Neden ağladın sen bakalım bu kadar güzelim…? ..Yazık gözyaşlarına..
-Ben çok korktum Selin abla…bide seni çok özledim….
Ellerini uzatır…hemen atlar kucağa..bacaklarını beline dolar ablasının…uzaklaşırlar…
-Canımcım bir daha ağlama olur mu…kıyamam sana bak…çok üzülürüm sonra…
-Annem gelecek di mi Selin abla?
-Gelecek tabii canım…
Gözlerinden pıtır pıtır gözyaşı damlaları dökülmektedir…Minik çocuğa sıkıca sarılmış…başını omzuna yaslamış olan bebekten saklamaktadır gözyaşlarını….
Yan servisin hastalarındandı bu güzel erkek çocuğu….Ailesi ALL(Akut Lenfoblastik Lösemi) …kan kanseri halkın deyişiyle….olduğunun öğrendiği günden beri öncelikle bu minik yavruyu ihmal etmeye başlamış…ziyaretler beşken bir olmuş…sonra çocuk hastaneye terk edilmiş bir konumda aylardır anne ve babasını görmemişti….Servisin daimi yatağını kendi evinin yatağı gibi kullanmaya başlamış….hemşireler ve personel verirse yer…yatağa koyarsa uyur olmuştu…
Kemoterapiden saçları dökülmüştü Enes in…şirin ve tatlı ötesi tavırlarıyla tüm servisi kendine aşık etmiş…ziyaretçilerin bile etrafında fır dönmelerine neden olmuştu….
-Bana başka ne alacaksın Selin abla?
-Ne almamı istersin güzelim? ...hadi kantine gidelim….
Elele tutuşup anneyle çocuğu gibi tıpış tıpış yürürler…kantine varılır…bilimum çikolata gofret ve sakız çeşitleriyle oyuncak bir köpek seçilir…el kol dolu olarak geriye dönülür…yolun yarısında Enes yorulur…
-Ayaklarım yürümüyor Selin abla…tökezlemiştir…minik bedeni yaşından çok büyük acılara göğüs germiştir her zaman…
-Tamam canım gel kucağıma bakalım sen….kucağa alınır…Başını omzuna yaslar huzurla…servise yollanılır…
Gece beraber kahvaltılar yapılır…minik bir bebeği yedirir gibi anne şevkatiyle ve sevgiyle besler çocuğu genç kadın….sonra yataklar yapılır…doktor odasına gidilir…yan yana çekyatlar hazırlanır…genç kadın bir saat uyuyacak olsa da minik çocukla olsun istemektedir…
Sabah uyanınca miniğe turuncu terlikleri giydirilir ve kahvaltıya gönderilir..ve hasta bakmaya devam edilir….
İnsanlar rutin hayatlarında sağlığın kıymetini bilmeden umarsızca yaşamaktayken yazılmıştır bu satırlar….
Çünkü….Aşkın gerçek ve güzel yüzü…Budur….
Derin bir iç çekişle birlikte…
Eternalflame
halbuki aşk,başka ne olsundu hayatın mazereti...
Aşk ki;
Güneşi yıkayıp dönencenin son virajinda
Yıldızları astığım ve sabahı kuruladığım...
Benden dökülen tere, Her dokunuşumda tanrıçalaştığım
Tacım bir kan pıhtısıydı içime düşen
Başımın üstüne taht
Inancıma aşk....
L is for the way you look at me
O is for the only one I see
V is very, very extraordinary
E is even more than anyone that you adore can
Nat King Cole
Özlemim....gel artık....
Kurtar bu zavallı ruhumu zalimlerin elinden....
Elimden tut...ve mavi ummanlara götür beni....
Yeşil ormanlara götür...
Gökkuşaklarını göster bana....
Göster ki...
Artık üşümesin yüreğim....
Ağlamasın gözlerim.....
Varlığınla....can ver bana......
O kadar ki....
Ana rahmine dönen kalbimden...
Bir bebek doğsun dünyaya...
Ve o bebeğin adı....AŞK....olsun....
eternalflame
bence işin içinde vefa da varsa dünyanın en güzel duygusu
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl?
avuçlarımda camdan bir parça gibi kalbimi sıkıp
parmaklarımı kanatarak
kırasıya,
çıldırasıya...
Erkek kadına dedi ki:
-Seni seviyorum,
ama nasıl?
kilometrelerce derin, kilometrelerce dümdüz,
yüzde yüz, yüzde bin beşyüz
yüzde hudutsuz kere yüz...
Kadın erkeğe dedi ki:
-Baktım
dudağımla, yüreğimle, kafamla;
severek, korkarak, eğilerek,
dudağına, yüreğine, kafana.
Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana...
Ve artık
biliyorum:
Toprağın
Yüzü güneşli bir ana gibi
En son, en güzel çocuğunu emzirdiğini...
Fakat neyleyim
saçlarım dolanmış
ölmekte olanın parmaklarına
başımı kurtarmam kâbil
değil!
Sen
yürümelisin,
yeni doğan çocuğun
gözlerine bakarak...
Sen
yürümelisin,
beni bırakarak...
Kadın sustu.
SARILDILAR
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR...
Nazım Hikmet Ran
Bence bi kız için oturup şiir yazmak
o şiiri onunla paylaşmak
beklediğin tepkiyi alamayıncada
bidaha arkana bile bakmadan çekip gitmek
inşallah doğru düşünüyorumdur
yoksa kızcaza yazık olmuş demektir nokta
yalan dostlarım aşk die bşi aşk dediin 3 günlük eğlence bilemedin 5 gün sürsün kapılıpta sürünen çok :)))
yemeye doyamadıgın acı..........
ask bence kısa sureli yasanan hisler yogunlugu ve devamında insanı
alıp sevgi yolunun basına bırakan birseydir...
aşk = kağıtlı soyutluk yazısında sözcüksüz anlam somutluğu
Aşk mı o ne?
Hiç tatmadığım bilmediğim bir duygu ve tatmıyacağım.
Ben hiç sevmedim ama seveceğim.
O gün gelecek,bekliyorum ve deyeceğine inanıyorum.
Sevmek var aşık olmak! yok diyorum.
^^To be or not to be, That is all the question^^..demiş Mr.William Shakespeare…
Olmak veya olmamak..veya nereye kadar olmak…sensiz olmak…hiç olmamak… mı yoksa?
Aşık olmak veya olmamak..Sahip olmak veya olmamak...Hepsi boş aslında….ve cümleler yüklemsiz…
Aşk bir rus ruleti…ve ben…aldım silahı elime sevgili..dayadım başıma…
Tetiği çektiğimde o acımasız safir kurşun çıkacak tabancadan..o ölümcül kurşun…adı AŞK....
Belki de öleceğim..biliyorum….ve farkındayım …ama cesurum sevgili….cesurum…ve deli…ve hatta körüm ve kılavuzumsa çılgınlık…
Olsun varsın..varsın o kurşun beynimi parçalasın…ben razı olduktan sonra kim karışır ki bana sevgili…Alan memnun satan memnun değil mi? ..Belki de ben mazoşistimdir..veya ruhum müptela belki aşka…bağımlıyım belki bir sigara gibi....psişik ve fizyolojik olarak bağımlı…ki bile bile sadece bir tutku olduğunu ve bile bile bitmeye ve ölmeye mahkum olduğunu bu duygunun…
Dayadım bak başıma silahı..görüyor musun? .. istemsiz ve elimde değil..
Aşk cesarettir sevgili..Ya tetiği çektiğinde kurşun değilse gelecek olan…ya bir ilkbahar varsa sonrasında…rengarenk güllerle dolu bir gülistansa sonu…ve üzerinde cıvıldaşan şirin kanaryalar varsa o gülistanın? …
tamam..belki de gök gürleyecek…şimşekler çakacak….belki zifiri karanlık kaplayacak gönderi…ama bunu göze almalıyım sevgili…
Tabancadan gelen öldürücü bir ‘’click’’sesinden sonra derin bir nefes alacağım belki..ve belki de şükredeceğim sonrasında aldığım her nefes için…ve kalbimin her minik tıkırtısı için..
Gözlerimi kapattığımda kaf dağını düşleyeceğim belki sonrasında sevgili…seni kurtarmak için yola çıkıp anka kuşunun üzerine bindiğim zaman ve ‘’gak’’ dediğinde yemek, ’’guk’’dediğinde su verdiğim zaman ağzına anka kuşunun… kaf dağının ardındaki pınara ulaşıp oradan bir tas su doldurabileceğim..ve her acıya deva bu suyu sana içirmek için gökyüzündeki düşler ülkesine geri geleceğim sevgili…..iyileşeceksin sonra..ve bunu sadece bir gülüşün için yapacağım… karşılıksız…. beklentisiz… çünkü aşk bunu gerektirir sevgili..
Ölümse korkulan son…Ben ölümü ellerimde tuttum her gün sevgili…azraille yaptığım pazarlıkların haddi hesabı olmadı hiç Deli Dumrul misali…çetele bile tutamazdım..o kadar ki çoktu ölüm yanıbaşımda…avucuma aldığım kanadı yaralı bir serçe gibi nabzını ve son soluğunu dinledim ölümün....ve hissettim onu yüreğimde soğuk bir bıçak gibi her doğan yeni gün..
İşte bu yüzden ben ölmekten korkmam sevgili…aynaya baktığımda hala gülücükler kaplayabiliyorsa silüetimi…ve kanayan gözlerimden ötede….gözlerimdeki bulutlardan yağmurlar boşaldıktan sonra bile…hala yumruklarımı sıkıp..başımı gökyüzüne kaldırıp..meydan okuyabiliyorsam hayata… ve ilahi tesadüfler zinciri olan acı kaderime…ben güçlüyüm sevgili..viraneler kaplayan gönlümden yeni bir şehir inşa edecek kadar güçlüyüm..ve hatta her gün yine ve yeniden ölecek ve yeniden aynı inatla dirilecek kadar kadar…güçlüyüm…
***Hiç umutlarınızın bittiğini sandığınız 'tamam, hiç daha kötüsü olmamıştı' dediğiniz zamanlarınız oldu mu. Ya da 'bittim, mahvoldum' dediğiniz?
Damağınızda acımsı bir tadın hiç geçmediğini; yüreğinizdeki o mengenenin de canınızı sıktıkça sıktığını hiç hissettiniz mi?
Yalnızsınızdır... Savunmasızsınızdır... Yorgunsunuzdur...
Anlatamaz, anlayamazsınız da. Gözünüzde bir damla yaş, her an hazırdır akmaya. Sebepli yada sebepsiz...
Soğuktur elleriniz, belki ısıtacak bir elin olmamasından. Çirkinsinizdir kendinizce. Aynalara da küs...
Gözlerinizdeki pırıltılar yok oldu, yok olacak gibidir...Çaresizsinizdir. Sebep çoktur.
Ya parasızsınızdır, ya terkedilmiş, ya hasta. Aslında yüzlerce ya da’dır sizi bu hale getiren. Ne zaman geçecek bilmezsiniz.
'Umut garibin ekmeği'..umarda umarsınız. Ya çaba?
Oysa hiç gördünüz mü, kim bilir kaç gün olmuş dalından koparılmış kasımpatlarını? Hala dimdik, hala ayakta, hala pırıl pırıl. Koparılmaya inat ve solmamaya kararlı.
Oysa; aklımız hep güllerdedir, hep lalelerde... Solmak, kurumak çok kolay. Oysa dimdik ayakta durabilmek önemli olan. Yılmamak zorluklardan...
Hayallerden, umutlardan vazgeçmemek asıl olan.
Ne dersiniz denemeye var mısınız kasımpatı olmayı? Herşeye rağmen, herşeye inat...***
Ben bir kasımpatıyım sevgili..inatçı bir kasımpatı…senin can suyuna, yani ilgine ve şevkatine hasret…hayallerden ve umutlardan vazgeçemeyen, iflah olmaz derecede duygusal ve iyimser bir kasımpatıyım işte... koparılmaya rağmen solmamaya kararlı…bir kasımpatı…
Ve şimdi silahı sana uzatıyorum…rus ruletinde sıra sana geçti artık sevgili..ben göze aldım ölümü..ve ateşledim tabancayı..
Bak ben ölmedim…ama kim garanti verebilir ki bir meçhule…haklısın aslında sevgili…isteksizsin…korkuyorsun...ürkeksin...anlıyorum aslında…kendimi senin yerine koyup düşünüyorum da…yapmazdım..yapamazdım belki de ben de…Korkardım belki.. Bilmiyorum… ama aşk göze almaktır bunu sevgili..
Ya da kendini mutsuzluğa ve müebbet hapse mahkum etmek…Orası senin kararın işte sevgili..Benden geçti artık….ben vebalimi ve hatta diyetimi ödedim..Artık borcum yok kendime..
Ve silah artık elinde sevgili…şimdi olmak veya olmamak zamanıdır…cesur olmak zamanıdır..
Başına dayamak veya dayamamak…Tetiği çekmek veya çekmemek…işte bütün mesele…BU….
Çünkü Aşk’ın gerektirdiği…..BU…..
Eternalflame/Aşk'ın rus ruleti
Aşk acı çekmektir...
Nedir şu aşk...? Aşk hayatın bize hazırladığı en güzel sürprizdir, bu yüzden de kalpleri ne zaman ele geçireceği hiç belli değildir. Daha ne olduğunu bile anlayamadan onun hükümdarlığına giriverirsiniz. Aşk; en yalın biçimde anlatılan tek kavramdır o, adı kendisidir zaten. Onu anlatmak için sonu gelmez cümleler kurmanıza gerek yoktur, 'Aşık oldum' dediğiniz an akan sular durur, küçücük çocuk bile sizi rahatlıkla anlayabilir, çünkü aşkın dili tektir.