Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • naftalin kokulu şarkılar03.05.2026 - 18:35

    uşşak

    ve yürüdüm takalar boyu,
    içine balıkların takıldığı,
    ağ ağ örülmüş kıyıların içinden geçtim;
    çırpın, çırpın çırpınarak...
    ki takvimleri didik didik eden martıyım,
    çözdüm düğümlerini gemicilerin,

    ve yürek ne zaman,
    ibrikten,
    bal şerbetli kahve köpüğünü,
    damla damla, yavaş yavaş
    usul usul,
    süzüm süzüm süzülerek içse…

    hayat;
    yüksekten engine inmek gibi,
    aklını yitirmiş bir şelale olup köpüre köpüre
    ve deli kudretli bir devinimle akarak,
    iç telaştan azade itminana kavuşup,
    temkin sahibi ve ağırbaşlı bir vakarla,
    sekinet buluyor…

    /ah kaçırma gözlerini benden
    bal köpüğü; sohbetini tattım bir defa
    ve kalbimde bir dolunay bakışıyla,
    yüzünün mehtabına giden yakamozun yolunda,
    iki turkuaz porselen kırdım…

    bu karanlık okyanus
    nihayet gözlerini açtı,
    /ah ayın on dördüm,
    affet…
    açlıkla terbiye oluyorum,
    ayyaş bir nefes gibi kokarak,

    sensizim,
    ve öyle görünüyor ki özlemiş olmalıyım…,
    bunca değersizlik hisli ve,
    kırık dökük sızım sızım,
    iç çekmelerimden belli,

    bu, /yeniden kavuşmaya itikadı bozuk dünyanın,
    sevda manastırında,
    yokluğunun kırbaçladığı bir besteyle,
    içime uşşâk makamında düşen şarkısın sen,
    neden anlamıyorsun…

  • bir bahar akşamı03.05.2026 - 18:09

    erguvan

    amor;
    m
    o
    r,

    diye bir olgu var batının lisanında
    ve karartma altında asırlardır,
    yine batının kendi kancıklığında…

    peki o halde,
    artık söndürün ışıkları doğuda da madem,
    ki içimden geçen radyasyon,
    kalbimi röntgenliyor...

    ve yahuda ağacı astım,
    kalbimin yedi stent takılmış kollarına,

    /bir kelebeğin ömrü kadardı;
    sabırsız ve güzel erguvanın baharda,
    yapraklanmadan çiçeklenmesi
    ve sığdırabilirdi esrarlı demleri
    o kısa ve büyülü zamana/

    bir parantezli iç ses daha işte,

    ve o erguvan ağacının,
    mor salkımları kadar,
    koyuydu göz halkalarım
    yokluğunda…


    o halde;
    asıyorum kalbimi
    ben de zamansız,
    a/mor/a çalan dallarına
    ve erguvan tebessümüne,
    aşkta üstadım senin…

    ki kısa,
    çabuk ve hareketli,
    aceleci, sabrı kıt,
    fakat görkemli ve heybetli,
    ve ahir zaman baharı gibi,
    hemen geçmek üzre
    bilirsin erguvan zamanı…
    ah

  • direniş02.05.2026 - 16:26

    intifada

    ecel terleriyle ıslanan yatağında,
    başucu pencereye ve ayakucu kapıya çevrik
    ve hayatın anlamından umudunu kesmiş
    bir hasta gibi,
    terhis sayıklamalarıyla anları sayarken,
    can suyu bakışlarınla geldin ve,
    bir mühlet daha yaşamayı isteme iradesi verip,
    hayata döndürdün;
    vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı, yuvasız ve
    mülteci yüreğimi sen derde dermanım…

    ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
    ilham ve işaret ve irşadın
    ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…

    ki sende simetrimi buldum,
    duru bir göl kıyısında durup,
    derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
    yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
    bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
    nidâsısın çift kutuplu meşkimin,
    diriliş iksiri kederim…


    sonra;
    bir reyhanî makamı ziyaretinin,
    en efsunkâr yerinde,
    sabah demli bir idris çayı yudumlar gibi
    haber ettin, bu mülevves ve azmışların
    taşra şehrinden gitme vaktini,
    ki erenler nöbetini
    kim bilsin,
    hangi çile ehline devrettiğini…

    ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
    sesin yoktu ve yokluğunun,
    ilk günü tükendi ilk;
    hekimlik talebesinden alınmış,
    bir hediye misvak varlığıyla avunularak…

    hayata yan bakan bir çocuğum ben,
    ve sen huzur esende yanıma geldiğinde,
    yine yan bakıyordum hayata ki
    sen, yanımdaydın…

    naapsaydım;
    seni, düzene intifadanı,
    ahir zamana isyan tufanı kopan yüzünü,
    görmese miydim…,

  • dergah02.05.2026 - 14:39

    tekke

    ve kendinden kaçan bir soysuzun,
    ne çocuğu olduğunun,
    nasıl ve ne önemi olabilir…
    ki düştükleri hendekte,
    baktım, baktım;
    göremedim yüzlerini,

    eğildim, yaklaştım, anlamaya çalıştım,
    yüzümü kıbleye döndüm,
    sordum mütemadi terbiyecim olan rabbime,
    nasıl bir körüm ben…

    gözlerimden bir halat attım sonra,
    sözlerine mevlanın...

    kıldan ince sırat köprüsü,
    ve ağladıkça gözyaşlarıyla,
    göz kamaştırıcı olur insan…

    ellerimi gezdirdim kim bilir
    kaç mushafta…

    tutundum divaneliğin sarhoşluğuna
    aklıma bir daha kavuşmamacasına,
    baktım, baktım;
    göremedim yüzünü cemiyetin,
    ve dokundum boşluğa,

    nafile;
    yoktu gözlerim yüzümde,
    meğer çift hendekliydi hendese,
    şimdi dedim ağlasam,
    gözyaşlarım olur mu acep,
    bir harabât tekkesinin,
    ayak yolu eşiğine mermer...
    ah

  • biz burada devrim yapıyoruz sinyorita01.05.2026 - 08:47

    emekçi

    küfürü hüner sayanların emmisi,
    beri gel sen de,
    tek sevdiğin babanla beraber can yücel,
    sevdiğim kadar sevilirim öyle mi,
    salağın en salağı,
    buysa hayat, bu hayatın yedi sülalesi,
    istanbulun ta yedi tepesi,

    ki dibi tutmuş bir kere
    akdeniz kokusunun dahi…
    çukulatadan beklene dursun seretonin,
    harman yerindeki yanık tenin
    yerini tutacak tarımsal/kırsal kalkınma,
    öyle mi…
    tabi tabi bekleyelim,
    sirkecideki han hamallarının sırtındaki,
    küfe ip izlerinin helali olan,
    ayran aşı kadar,
    içimize aş olacak ha;
    emekçilerin emekleri…

  • hayallerim, aşkım ve mönchengladbach01.05.2026 - 04:46

    erguvan

    amor;
    m
    o
    r,

    diye bir olgu var batının lisanında
    ve karartma altında asırlardır,
    yine batının kendi kancıklığında…

    peki o halde,
    artık söndürün ışıkları doğuda da madem,
    ki içimden geçen radyasyon,
    kalbimi röntgenliyor...

    ve yahuda ağacı astım,
    kalbimin yedi stent takılmış kollarına,

    /bir kelebeğin ömrü kadardı;
    sabırsız ve güzel erguvanın baharda,
    yapraklanmadan çiçeklenmesi
    ve sığdırabilirdi esrarlı demleri
    o kısa ve büyülü zamana/

    bir parantezli iç ses daha işte,

    ve o erguvan ağacının,
    mor salkımları kadar,
    koyuydu göz halkalarım
    yokluğunda…


    o halde;
    asıyorum kalbimi
    ben de zamansız,
    a/mor/a çalan dallarına
    ve erguvan tebessümüne,
    aşkta üstadım senin…

    ki kısa,
    çabuk ve hareketli,
    aceleci, sabrı kıt,
    fakat görkemli ve heybetli,
    ve ahir zaman baharı gibi,
    hemen geçmek üzre
    bilirsin erguvan zamanı…
    ah

  • türkçülük01.05.2026 - 04:30

    Bir Türk gönlünde nehir varsa Tuna'dır, dağ varsa Balkan...

  • rızık30.04.2026 - 23:25

    bu gece zilkade 14. gecesi ve asstrolojik çok pozitif açılar itibariyle;

    saat 01:00 ve sonrasında, özellikle rızık bolluğu için iki rekat namaz tavsiye ediliyor... kaynak islam ansiklopedisi...

    1. rekat; 1 fatiha üç ihlas
    2. rekat; 1 fatiha iki ihlas

  • Sanatını ustadan öğrenmeyen (görmeyen) öğrenemez.30.04.2026 - 22:50

    üstadım

    geçiyor günler hicrî, miladî,
    ve rumî takvim takvim,
    ki yine tebessümlüsündür etrafına zahir,
    ve sana mütebbessimdir olduğun yerler,

    muhtemelen hava meydanlarında,
    garlarda ve terminallerde,
    seyahat öncesinin insan yüzlerinde,
    buluyorsundur illa bir miz/ah unsuru,

    yana yatık yaşamaktan yana hayatın,
    ayazını kesen,
    lapa lapa yağan karsın vesselam
    mîrim…

    kuyu çıkrığı,
    kuyudan her su çekişinde,
    kovasına bağlı zinciri nasıl sarıyorsa kendine,
    işte ben de öyle çekerek ciğerimden hasretini,
    sarıyorum yine ıssız kalmış nefeslerime…

    azadeyim mevcudiyetinden ama,
    özgürlüğüm sende kaldı,
    anlıyor musun;
    sonbaharım...

    ah
    üstad; bu sonbahar resmindeki,
    ruhuma dökülen ıslak, sarı, kızıl yapraklar,
    örtmüyor sevdalı çınarımın üstünü,
    kanadı kırık kollarımı talan ediyor hüzün...,

    ah sevgili hocam, sonbaharım...;
    kuru yaprakların uçuştuğu göğün harasında,
    ak yeleli bir burak koşturur...,
    yorgunmuş, gözlerine sis çökmüşmüş,
    ne münasebet,
    ve yüzümün kan çanağına,
    durgun aksin yansıyor…

    pür dikkat ve halka halka gözlerin ve,
    harf harf, hece hece, tane tane ama karmaşık
    tam üç dilde hatırıma gelen sözlerinle,
    aklımın bulanık suyu çekilirken,
    kalbimin bypa/ss izleri kıyıya vurur,
    buruk bir tebessümün,
    umur görmüş omuzlarından kayan;
    parka misali…

    susması rahmet,
    konuşması zahmet lisanımın;
    eflatun bir gülüşün
    gözleri yumulu olur,
    ve kenarında bir kardelen uyurmuş,
    mukaddes sonbaharım...

    solgun bir söğüt,
    dallarını yüzüme eğmiş
    ve yapraklarının;
    yanık bir şiir dizesi gibi,
    yürek patikasına düştüğü bu demde,
    akıp giden zaman şırıl şırıl,
    gözlerimin kenarına,
    sensiz çizikler atar…

    ah üstadım,
    gözlerinden inciler dökülse,
    sağnak sağnak nola kalbimin kuytusuna,
    ağlamaklı bir susuş kadar
    üşümezdim belki o dem,
    son yaprağı da düşen dalın
    gün batımı gölgesinde...

  • zilkade30.04.2026 - 22:27

    bu gece zilkade 14. gecesi ve asstrolojik çok pozitif açılar itibariyle;

    saat 01:00 ve sonrasında, özellikle rızık bolluğu için iki rekat namaz tavsiye ediliyor... kaynak islam ansiklopedisi...

    1. rekat; 1 fatiha üç ihlas
    2. rekat; 1 fatiha iki ihlas