Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • sobe23.04.2026 - 14:33

    sobe

    acilindeki kara gözlü hemşireye
    emanet edilmiş, tetkik için verdiğim kan,
    numune tüplerinde harmanlana dursun;
    serin kaldırımlarda yürürken düşünüyordum
    ve konuşuyordum kendimle,
    ki sobe;
    kendiyle kendine olduğu kadar,
    yâriyle güzel sohbet edemiyor insan…

    her cuma ikindiye doğru neden; bu sanki
    elimi uzatsam dokunacakmışım gibi hissettiğim
    yakınlık, uçurum olurdu sana;
    musevi ve isevilerce kutsal sayılan o iki gün…,
    ve yine de her haftanın bayram gününün sonunda,
    akşam akşam güleç olurdu gözlerimiz
    ışıl ışıl, o dar vaktin alacasında bile…,
    böyle acayip acayip kesintisizmiş
    ve bir terzi işi gibi cereyan edip duran,
    gönlü hep;
    gün batımlarından yana yatık,
    turuncu/kızıl;
    aşk…
    ah,

  • zamanın perdesini aralamak23.04.2026 - 14:21

    kaçak

    ki kaçak ve
    ışık hüzmesine,
    kapandı
    kapı…
    eşikte
    yalnız
    ikisi
    ikiziyle,
    diz dize
    dizelerde…
    fısıldaşarak,
    yalın ayak baş kabak,
    kapladı
    serap
    yüzünü,
    çölleşen
    kalbini,
    kederli
    kum
    tanelerinden
    sakınarak…
    açtı
    kafesini
    tutsak;
    kırptı
    kanatlarını,
    sığındı
    yorgun
    hurma
    ağacına,

    uyudu
    kaçak,
    oruçlu
    kollarında…
    vuruldu
    kilit,
    kenetlendi
    göz,
    sustu
    şiir;
    kalın
    bordo
    perde
    çekildi
    kat kat…
    denize
    saçıldı
    allı
    pullu
    balıklar,
    kuytuya
    ağardı
    gün;
    kapandı
    kapı…
    eşikte
    yalnız;
    kızıl
    saçlı
    kanayan
    diz/e…
    kalbinde,
    dilsiz
    ışık
    hüzmesi...
    ah

  • Sûkuta ermiş başlar23.04.2026 - 13:46

    sükût

    babasız büyümek, babasız ölmeye benzemez…,

    ki devlet malı yetim malı hükmündeyken
    kadim hukukta,
    sen hekimim;
    irtifa kaybı mı yaşadık sanıyorsun,
    bu türbülansın içinde…

    gelip geçici bir boşlukta bulanıklık hepsi,
    hepsi bu,

    gergin alabildiğine kanatlarımız baksana
    ve nasılda süzülüyoruz asuman katlarında ayrılığın,
    dualarımızdalar önden gidenler ya hû nasılsa,
    yankı vermeseler de…

    ki yâr postaları açılıp da cevapsız kalmış,
    bunun önemi yok ki,
    sükûtlarda ve bulutlarda; aşk…

  • akasya durağı23.04.2026 - 13:08

    akasya

    bağrıma bir akasya ek n'olur...
    garibem,
    ve kalbimde bir kürek mahkûmu saklanır,
    vişne ve nar ağaçlarının arasında,

    işte sesleniyor bana,
    hışırdayan kavakların içinden,
    üşürsen;
    içinden orman geçen şiirlerimden
    kozalaklar topla,
    sonra yak bir bir ruhunun hirasında,
    patlasın çıtırdayarak ateş böcekleri;
    ısınırsın...
    duyup da işittiğim o yankılanan sesle,
    içimden geçen ve nereye gittiğini hiç bilmediğim
    o tren,
    kalbimin tünelinde birden duruverir;
    şaşkın bakışlar, şaşılar ve şehlalar
    ve alacalar içinden geçip,
    kaybolmuş mahcup bir sincap gibi,
    yerime otururum bilirsin;
    cam kenarına,
    ve elimdeki kozalağı uzatırım kondüktöre
    biletsiz şairem, anlasana;
    garibem... seferîyem…
    içinden okyanus geçen böyle bir göz yok,
    ondandır iç sesime dayanamayıp,
    yüz/süz dönüşlerim sana;
    aşk…
    ah/ ciğerime bir akasya ek n'olur...
    ah

  • avluda yürüyen gölgeler23.04.2026 - 12:48

    lebkuchen

    çöpe atan dost olsun tek,
    ona yazılmış çileli dizeleri,
    ki çilem; çilemizdi bilirsin,

    kürtaj artığı bir bebeğin,
    cami avlusuna bırakılması anında,
    anasına son bakışıyla başlayan çilesi gibiydi,
    çilemiz…

    gecelerce bilinci kovan çaresiz acılar gibi,
    yatağa düşüren bir dermansız dert gibi,
    pençesine düşülen ortaçağ vebası gibi,
    bir mevsim boyu çekilen sekerât gibi,
    çilemiz,

    kaç kez;
    kaynar sular indi tepemizden,
    vedalarda kaç kez…
    son vedamızla kavruldu yıldızlar gökte,
    ki süreyya yıldızı da kaybolunca gözden,
    kulağımıza fısıldanan oldu,
    /artık yine kendinlesin/

    madem gittiğin yere çağırmıyorsun beni,
    ötelerdeki menziline madem,
    yüzüm gelmiyorsa gözlerinin önüne daha,
    anmaz oldunsa adımı ve,
    ve bakaranın iki yüz elli beşinci ayetini,
    okuyup üflemiyorsan artık içine, iç sesinle;
    içinden geçen cankurtaranın sesini de
    duymuyorsun demektir,
    çağrılı olsam da gelemem yanına kendiliğimden,
    ki bak kanıyorum, kan kaybediyorum ben,
    gittiğin yere yeniden gelemez misin ki sen,

    ki acaba dost açmış mıdır umuduyla baktığım,
    elektronik mektup zarfları,
    dilsiz ve lisansız durmayın öyle gücenik,
    inanıyorum ki;
    hasretle yüreğim her sızladıkça,
    bir göğüs kafesi gibi açılacaksınız,
    bugün yarın sımsıcak…

    değil mi ki,
    yalnızca sonsuza susuzdur bu,
    lebkuchen aşk…
    ah

  • kızılbaş23.04.2026 - 02:27

    derviş

    sonsuzluğu sevmek benim dinim imanım,
    ve benim, sonsuzluğadır ayak ucuna bakan
    nazar berkademim…

    sonsuzlukta yol almaktır ciğerimin yarası
    ki duasıdır kalbimin,
    vakit tamam dendiğinde,
    o mübarek menzile
    yürümek erenlerce;
    lâhavlevelâkuvveteillâbillah azığıyla,
    ki bu konma göçmenin ayet/el kürsîleri
    ertesinde, bir fatihadır aşk…

    turna katarları geçer her kandilde içimden,
    ve yutkunarak akar içime kanat sesleri,
    göç mevsimi...
    ah

  • Benim Hüzünlü Orospularım23.04.2026 - 02:11

    ulan

    evet biliyorum,
    yaşam kızgın bir tavuskuşu aramızda,
    tüylerindeki gökkuşağını başımıza kakan,

    ve öyleyse sizlerde duyun ulan,
    müstafiyim artık bu,
    hayata pantolonun paçasından bakan magandaların,
    ve akşam sofrasına bir arada oturamayan
    aileliği kütükte kalmışların ve
    aşkını vatanı bilmeyen,
    gözdelik ve ikbal peşindeki
    dilberlerin davasından,
    ah

  • uşşak23.04.2026 - 02:08

    uşşak

    ve yürüdüm takalar boyu,
    içine balıkların takıldığı,
    ağ ağ örülmüş kıyıların içinden geçtim;
    çırpın, çırpın çırpınarak...
    ki takvimleri didik didik eden martıyım,
    çözdüm düğümlerini gemicilerin,

    ve yürek ne zaman,
    ibrikten,
    bal şerbetli kahve köpüğünü,
    damla damla, yavaş yavaş
    usul usul,
    süzüm süzüm süzülerek içse…

    hayat;
    yüksekten engine inmek gibi,
    aklını yitirmiş bir şelale olup köpüre köpüre
    ve deli kudretli bir devinimle akarak,
    iç telaştan azade itminana kavuşup,
    temkin sahibi ve ağırbaşlı bir vakarla,
    sekinet buluyor…

    /ah kaçırma gözlerini benden
    bal köpüğü; sohbetini tattım bir defa
    ve kalbimde bir dolunay bakışıyla,
    yüzünün mehtabına giden yakamozun yolunda,
    iki turkuaz porselen kırdım…

    bu karanlık okyanus
    nihayet gözlerini açtı,
    /ah ayın on dördüm,
    affet…
    açlıkla terbiye oluyorum,
    ayyaş bir nefes gibi kokarak,
    sensizim,
    ve öyle görünüyor ki özlemiş olmalıyım…,
    bunca değersizlik hisli ve,
    kırık dökük sızım sızım,
    iç çekmelerimden belli,

    bu, /yeniden kavuşmaya itikadı bozuk dünyanın,
    sevda manastırında,
    yokluğunun kırbaçladığı bir besteyle,
    içime uşşâk makamında düşen şarkısın sen,
    neden anlamıyorsun…

  • Bir Ömür Yetmez23.04.2026 - 02:03

    ömür

    ki,
    öyle görünüyor ki;
    sen de incinebiliyordun demek aşk efendi,
    ve şimdi o mağrur, o asi, o arsız ve
    o pervasız başın önünde,
    yine de sirk kaçkını bir şempanze gibi,
    korkuluklar arkasında sırıtıp durarak,
    hâlâ fiyakandan geçilmiyor ve,
    çalım satabiliyorsun öyle mi,
    öyleyse beter ol, aşk efendi;

    yalnızca yerdeki gönlü çorakları değil,
    semavattaki maşukları bile,
    gıptaya mecbur eden,
    siy/ah ve okyanus mavisi anların,
    gelişi/güzel sohbetlerinde,
    gönül hüzmelerine karışırken lisanımız,
    halimize bak ki,
    gecenin lacivert tufanında kaybolur olduk…

    ele avuca sığmıyordu zaman,
    mekân haylazdı ve üzgünüm
    çok üzgünüm diyerek çalamam
    kapını da bir daha, ama bilirsin;
    şiirler yazabildiği vakte dektir
    ömrü aşkın…

  • sadaka23.04.2026 - 01:52

    sadaka

    paha biçilmez meskenlerde süren
    feri geçmiş şömine hayatlarda,
    o isli camdan ışıyan cılız alev,
    ne kadar aydınlık verebilirdi
    yavan ilgili bireylerin odalarına,
    bu hangi devirde görülmüş,
    sanalı hakikatli bir firdevs…

    yatağına alabildiğine kırgın
    ve suyu zehir akan bir nehrin
    arsız dereleri yoldan çıkmışken,
    en kritik dönemecinde hayat
    bağrımda ecinnîler reçetesi
    bir muska gibi taşınırken,
    ruhu ve cismi ayrı yönlere
    aksak bir keklikken ben ve,
    göğün kirpiklerinin metanol
    yağmur kıymıklarına sımsıkı
    sarılmış zifîr gecenin ağarmasını
    öylece beklerken,
    ki göğüs kafesim uzlaşmasızken
    bütün kandillerin söndüğü bu çağla,
    ve yaşama sevinci özünün çekildiği,
    olgunluk evresi tenhalığında,
    inzivasına bigâne bir zavallıyken,
    mülevves yürek patikasından,
    meçhuller uçurumuna müflisçe
    yol hazırlığı yapa dururken;
    çırpınıyordu gözlerimde varlığına
    iknasız tuzlu bir deniz akmamak için
    ummanına senin,
    saklı illiyyunum;

    ki bir yandan yalvar yakar
    ve fakat ne istediğini bilmez halde
    huzuruna çıkarken alemlerin rabbinin,
    ve çağrısı tamam olmuşken,
    eski bir seccadenin yorgun alnını
    öpüyordu hükümsüzlüğüm…

    ki kalbim,
    şiir çöplüğüm ah
    ne çok yazılmış,
    ve yazılmamış dizelerim,

    şimdi ayak seslerinizi dinleyip,
    sonra kapansam kanayan dizlerinize
    ve aşkı yazdıran elleri öpsem şimdi,
    öpebilsem…

    ki üstünü örttüğüm her acım,
    bir gece yarısı üstü açık kalan
    bilincin altını üstüne getiren
    hırsızken...

    içim;
    alt çekmecenin en çıfıt tıkılmışı
    ve ucu saçak saçak suda yüzen
    bir halat gibi,
    kocamış kutsal balıkların geçtiği
    yosun tutmuş yoldayken içim…
    bir düşkün silueti yansır
    aynada bana bakan; bana…

    ve ağlayan bir tebessümü,
    brunonun sabîsine yamayan
    rüya çöplüğüm;
    ne çok görülmüş ve
    hayal meyal tasalı kâbuslarım,
    bir sırdaş adı sayıklıyor şimdi
    dilsiz dudaklarım…

    ey rabbim,
    yolda kalmış susuzların
    imdadına koşar yardımın ve,
    anımsaması imkansız bir rüyada,
    muhabbete verilmiş bir sadaka
    olur kalbim...,
    ah