Kültür Sanat Edebiyat Şiir

Antoloji.com mobil uygulaması Şiirler, şairler, mesajlarınız ve gruplarınız telefonunuzda. iPhone ve Android için ücretsiz. Uygulamayı İndirİndir
Tuna Kıpçak
Tuna Kıpçak

hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz; ve sanılıyor mu ki, gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir... manası; allah matematik olarak da inkar edilemez...

  • temenni babında11.04.2026 - 14:59

    mümkünlü
    heyhat,
    bu bir girdap;
    kalbimin kuytusundan beni kendine çeken,
    kederli dağın, gönül uçurumu…

    ah
    eyv/ah,
    avcıdan habersiz
    ırmağa inişi karacanın
    ve eğilip berrak suya,
    kana kana içmesi kendi kanını,
    vurulunca kalbinden…;
    ki büyü/d/l/ü suda
    kana bulanık halkalar iç içe,
    iç içe,
    halka ve girdap...
    ah,

    avcının sağ manipülasyonu,
    karacanın gözlerinin nemli tortusu,
    büyülü su, fakat;
    düşe kalka katedilen yolların,
    hangisine pay düşmemiştir,
    o en yakın vuslattan…,

    bir zahter tanesi kadar külfet olsaydı keşke;
    kara kışta buza kesen dipsizlikten çıkış,
    siy/ah doruklarını aşmak kaf dağının,
    ve hazza kölelikten azad oluş,
    ah;

    ah ki çöllerin avareliğinde körebelik…,
    dalı yaprağı budanık kalmanın hicâbı ve,
    bini bir para etmeyecek
    ömür yangını pişmanlıklar
    gel/geç/likteyken,
    bütün bildiklerini bir okyanus nazarda unutmak
    mümkünlü;
    bir yadigâr kutsalı
    ve vaktin emaneti olaydı bu nazar…,
    nolaydı,
    her yönün çıkmazı bir secdede nihayet bulaydı;
    ah;

    kundak kokulu bebek masumluğuyla bulmak yokluğu,
    ve gözyaşlarıyla yürek katranını yıkamak dem be dem;
    zamanın sarkacında umut tohumları çatlasa,
    tufan sonrası durulan umman;
    kalpte bir ab/ı hayat katresi olsa…,
    ve konma/göçme aleminin ayrılıkları,
    için için,
    içine akan bir ırmak,
    ah kardeş payı edilen saatlerde,
    ömür biriktirmek,
    mümkünlü olaydı;
    ah nolaydı...,

    turuncu ve kızıl gül yapraklarını
    ebeden soldurmayacak rahmet;
    ıslak kaldırımlara
    yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi
    diriltebilse mesela…,
    ve kendinden gayrısını bilmez kibrin,
    mülevves göz pınarlarını kurutup,
    nâdim bir nefesten buğu olaydı,
    isli,
    kasvetli kodes camlarında,
    nolaydı…,
    ah;

  • sen benim kim olduğumu biliyor musun?10.04.2026 - 14:58

    sen
    hiç mi seçilmezsin sen gecenin derin ve
    çivit mavisi karanlığına asılmış,
    kandiller arasından; hiç aşk…,
    hep mi utangaç ve
    keşfedilme dertlisi ve saklısın,

    sürekli sende olan gözlerime bir bak,
    çık ortaya,
    ki hırka…, ceket…, parka…
    tam üç perdeyle örtülüsün,
    kendine bürünüksen de sararsın yine de,
    sana medyun ve,
    senden mahrum olan divâneni…,
    üşümesin elleri, ayakları, burnu ve ruhu diye,
    diye sen aşk…,
    bilirim…,

    ama;
    evet işte bir ama daha ki,
    gür çayırların bezediği bir dalgalı tepede,
    görüş mesafesini sıfırlayan,
    akça dumanlı ve puslu;
    bulut bulut bir beyazlıkta,
    çenemden süzülen yağmur sularıyla,
    sırılsıklam sarılabilseydim sana aşk…,

    senelerce kanal kanal pislik akmış
    bir garip körfez denizi,
    kesilmesi sonrasında kirliliğin tedricen…,
    hani kendini temizleyip
    nasıl yeniden ma/ss/mavi olabiliyorsa,
    sende öyle arındır seni senden,
    sende aşk,
    seni senden…,

    derviş gülüşü
    hoşçakal ve benden uzak,
    mülevveslerin kalbinde emmare nefsim,
    yine de hoşt çakal demiyorum, ve görüyorsun;
    ne denli inceldiği yerden bağlandığımı edebe ya hû…,

    elbette samanyolu galaksisine savrulan
    kahve çekirdeği kokusuydu hasret,
    ve sen;
    her daim smokinli,
    paytak paytak yürüyen bir penguendin,
    ya ben,
    bir yekpare orman çıtırtılarının ürpertisi…,

    benliğiyle efsunkâr o karaca nazarına bakamazken,
    yan yana fakat karşı karşıyaydık…,
    ve aynı yöne bakarken,
    o gece gündüz açık esnaf lokantasında,
    sabah çorbalarımızın buharı,
    birbirine karmaşıyordu…;

    ah;

  • intifada10.04.2026 - 01:07

    intifada

    ecel terleriyle ıslanan yatağında,
    başucu pencereye ve ayakucu kapıya çevrik
    ve hayatın anlamından umudunu kesmiş
    bir hasta gibi,
    terhis sayıklamalarıyla anları sayarken,
    can suyu bakışlarınla geldin ve,
    bir mühlet daha yaşamayı isteme iradesi verip,
    hayata döndürdün;
    vatansız kalmış, çaresiz, sığınmacı, yuvasız ve
    mülteci yüreğimi sen derde dermanım…

    ağaçlar gibi ayakta bir vedaya öykündüren,
    ilham ve işaret ve irşadın
    ve bilinmeye tenezzülsüz duruşunla sen dost…

    ki sende simetrimi buldum,
    duru bir göl kıyısında durup,
    derinden baktığımda dalgalı ruhumla suya,
    yüzümün aksinde gördüğümdür yüzün ve
    bir deliorman rahminde ses verensin sesime,
    nidâsısın çift kutuplu meşkimin,
    diriliş iksiri kederim…


    sonra;
    bir reyhanî makamı ziyaretinin,
    en efsunkâr yerinde,
    sabah demli bir idris çayı yudumlar gibi
    haber ettin, bu mülevves ve azmışların
    taşra şehrinden gitme vaktini,
    ki erenler nöbetini
    kim bilsin,
    hangi çile ehline devrettiğini…

    ve yoktun, yoktun saatlerce yoktun,
    sesin yoktu ve yokluğunun,
    ilk günü tükendi ilk;
    hekimlik talebesinden alınmış,
    bir hediye misvak varlığıyla avunularak…

    hayata yan bakan bir çocuğum ben,
    ve sen huzur esende yanıma geldiğinde,
    yine yan bakıyordum hayata ki
    sen, yanımdaydın…

    naapsaydım;
    seni, düzene intifadanı,
    ahir zamana isyan tufanı kopan yüzünü,
    görmese miydim…,

    hay bin kunduz ya hû,
    ki aman, aman gittiğin yerin konumundan,
    bırakma ipucu aman ha aman,
    ki her sevda bir veda bilirsin,
    affet beni,
    yine yalnızlığa veda zamanı…
    yazarken bu şiirimsi şeyleri,
    kelimelerim tek tek canıma batıyor,
    harflerim içimin kuyusunda ağlıyor,
    kalbimde bir serseri mayın patlıyor,
    içimin labirentinde yüzün beliriyor,
    ve beynimin kıvrımlarında,
    çapalı lisanının azarları dolanıyor;
    ah

  • akışkanlar dinamiği09.04.2026 - 22:52

    akis
    ve aşk;
    merhametinden sevgiye büründü zamanla,
    ardında bin bir renk cümbüşü ve
    solar döngü izi bırakarak yadigâr…,
    çileyi ve hasreti
    sevgiye emanet edip,
    cellat olmak yerine hayata,
    hayat verdi, bir fakir cömertliğiyle,
    ölmüşlüğünden habersiz dirilere…,

    ve barıştı aşk küslükleriyle,
    taşkınlıkların yerini aldı delişmen duyuşlar,
    kıyametleri koparan uğultusuyla,
    arsız dünyanın bütün inlerine kadar çağlarken,
    bir duru dağ çeşmesi olup,
    hayata karışmak istedi ve
    bilirsin işte sonrasında,
    zakîrle/şakîrin halini…,
    ki,
    yaralı insanlar
    hemen tanır birbirini bilirsin,
    kabuklara aşina kabukları zira…,
    ah;

    püskül püskül saçaklarını
    bulutlar arasında yolan,
    bir uçurtmayım bugün gece/de yine
    ve o garipliği bilinmez
    gûrebadanım…,

    kanıyorum heceleyerek adını,
    süklüm püklüm saklanıyor yalandan tebessüm
    yüzümün gergefine,
    rengi turuncuya çalan gül nakışlı
    ilk muhabbet ikramını,
    kitliyorum birbirine kirpiklerimde sımsıkı...,
    hem kaçamak bir gülüşüm,
    ve hem ağlıyor yastığımda bir külçe,
    kesik kesik ve yutkunarak
    hıç/kırık/sız…,

    belki, yalnız bir sokak lambasıyım,
    ve acizim aydınlatmaktan karanlığımı…,
    belki, başı olmayan bir duvarım ve,
    illegal asılmış afişleri söküyorum üzerimden…,
    diyorum ya, alnını duvara dayamış,
    yalnız bir sokak lambasıyım belki...,
    ah;

    bir körpenin peçeli yüzü kadar saklı bir hüzünle,
    dikine dikine gidiyorum yüreğimin
    ve çağın çöplük kalbine tahammül harcım değil…,
    gel gör ki,
    hale bakar mısın dediğim şu hale isyana ve
    ayaklanmaya hazırlıklaraysa
    dermansızım…,
    ama işte düşüyor umutvar bir gül yaprağı daha
    ılık bir mevsime akisler çizerek...,
    ah;

  • Jelatin09.04.2026 - 22:51

    zahir
    soluk tebessümlü meczup sardunyalar
    kollarını sarkıtmış,
    pencerenden…,
    mahcûp ve yeniden doğuş umutlu nazarım,
    arka bahçede güllere ikindi suyu veren
    muştulu ve desturlu haline ilişirken,
    balkonuna asıyorum utangaç gülümsemeler,
    evet sana bakıyorum;
    görmüyor gibisin,
    ve bana bakıyorsun görmüyorum
    ki gözlerim âmâ,
    öyle demirden bir tül var ki aramızda,
    yetmiyor gücüm,
    bertarafa…,

    şehirler bir film şeridi gibi geçiyor,
    kilometrelerce aramızdan ve,
    alnımızın ortasındaki yol çizgilerini saklıyoruz
    birbirimizden güya…,
    suskunluk çizgileri/çizikleri,
    sakınılmış muhabbet mesafeleri…,
    ve tırnakları kesiliyor yollara
    uzuyor saçları zamanın,
    boşluğa;

    ve uyku,
    telaşla fırlıyor yatağından,
    geç kalınmış ömürler gibi…,
    takâtsiz tebessümler yüzümüzde
    ve bu kendimizden çektiğimiz,
    yok bir yokturluk sanatı o/nun zahir,

  • kafasına teselli vermek09.04.2026 - 22:49

    teselli

    [{/nfk/nın doğum gününe denk düşen,
    gece saat tam on ikiyi vurduğunda,
    göz kapaklarının altında uyuyor mudur
    o koyu/derin mavi göl...

    boncuktan bir kuş firar edip
    emanet şarkısıyla tam yedi kez
    uğrasın pencerene yâren,
    yasla başını erenler aşkına omzuma,
    ve ömrümce kaybolma bir yere,
    çek sonsuzluğun esrarını içine,
    alnın değdikçe seccadene…

    olmasam da yarınlarda yanında,
    ışığa aşık pervane böcekleri
    ve müşterek dualar
    doğum günü hediyem olsun sana/}]

    içinden geçen bu iç seslerin gibi,
    bildirdiklerinin hepsinden sonra gelen
    gaflet de olmayaydı,
    ah nolaydı…


    bilge bir kalbin dizlerine kapanmış kalbimle,
    hıçkırarak ağlamak ve bin yıl sürse de ömrüm,
    hakikatine ş/a\e/hid olarak
    teneşirde gözyaşlarınla yunmak,
    ve evvel giden kabri nurluların
    sırlı ırmağında;
    fenanın hiçliğinden arınmak istiyorum…
    ah

    ah uluların desturlusu, hatırana;
    ecel gelmeden önce, en son
    kaçıncı dizem yazılmış olacak bilmiyorum,
    ama gözlerim açık olacak o an;
    gözlerinde teslim etmek için ruhumu,
    biliyorum, ve çekecek canım,
    özü mütebessim canını…

    ki sırdaşlar, iç hukukta sadece
    bu dünyaya ait değildir bilirsin
    ve ölümü öldürmeye meyyaldirler,
    sürekli eksik bir yanımız ve hep,
    az bir derin uykuya hasretiz…
    bir o/nda olmakta gözümüz
    ve günübirlik çilelerle avunup durmak da,
    ötelerden uzaklara dalan bakışlarımıza,
    teselli olmuyor…

  • Yoksuldum dünyayı sevdim09.04.2026 - 15:28

    yoksul

    galaksilerin merkezi şu fena aleminin
    özünde patlayan,
    acılı yıldız...,

    yaşam kadar yoksuldu aşk,
    ki sevda,
    yetinmiyor sevdayla...,
    ve artık melekler
    kırpıp tüylerini,
    noksan kanatlarla serpiştiriyor
    yıldız ölülerini boşluğa…,

    kalbime yasladığım keman,
    büyülü tınısına metal kokular sızdırırken,
    incinmenin böylesi…,
    melek kalbinde patlayan acılı yıldız;
    ve kanayan dize,
    ah,

    kıymetlim;
    bırak artık râvi kayıtlı mesaj yollama,
    her sözcüğün,
    yüreğimin zırhına bir kara delik,
    son bulsun bu dara almalar,
    vur artık beni,
    en kanayan dizemden...,
    ah;





    ayakkabı boyacısı çingene
    ilahi, kulağı kesik ve yetmişlik
    boyacı derviş mustafa dede;
    ayakkabılar parlıyor amma ne parlıyor,
    şu çilekeş takunyaları bile boyayacaksın belki lakin,
    her hevesin peşinden koşulmuyor,
    koşulmuyor;
    bilirsin…,

  • Tekbir getirmek09.04.2026 - 15:27

    all/ah/uekber

    adını hecele sü/rey/ya/nın…
    ve kaç asırdır suskunsun sen,
    ki sen,
    anadolu gırtlaklı bir kayyumusun kalbimin,
    kimse senin gibi söyleyemezken,
    öyle doğal gelir ki sana çağırmak adımı,
    ve lisanından süzülen sesine
    ömrümü feda etmek istemem de keza bana…,

    sen;
    elmacık kemiklerinden akan
    eflatun ırmakların çakıl taşları ile üç taş oynayan,
    ihramı içinde mütemadî bir umrede,
    yalınayak seyy/ah/sın,

    yetim yürekli bir çukurova bozlağına
    her veda edişimle çoğalan,
    aşkın salyalarından tiksinmeyen
    ben…

    kalbinin ılık suyunda,
    gurbet garipliğimi saklarken,
    pişkin bir vefasızlıkla;
    buyurgan nefsimin,
    yüreğine attığı tırnak izlerinin,
    tahammülle bağışlayanısın,

    çektirdiğim arsız çilelerin çilekeşi,
    sen, gece yarısı uykundan uyanıp,
    yumulu gözlerinle,
    mısralarına heceler seçen sevdalısın…

    esirgeme benden,
    merhametle bakan gözlerini desem,
    kederli nazarlarını önüne düşürürsün,
    bahtı gibi kömür gözlüm…

    ay ışığına yakılmış bir sonat gibi,
    sarıl bana ey aşk,
    sarıl ve yarama dokun…

    bir soğuk su içsem uzakta yâr üşür,
    bir mektupsun o/ndan,
    duadan ötesin,

    evet bir ah/sın sen,
    yekûnu simmsiy/ah bir ah…
    masumsun ve dervişinim,
    gözlerin bana derg/âh,
    fermanım elindeki padiş/ah,
    aşkınla ne üzgünüm ne de derbeder,
    sıyrıldım yaşamın yüklerinden hep birer birer,
    turuncu gülüm gerisi boş,
    sen sağlığından ver haber,
    ömrüm geçiyor seninle,
    nerde tasa ve keder,
    açmış kucağını bizi bekliyor sonsuzluk;
    all/ah/uekber…

  • gurur kodesi mahkumları09.04.2026 - 13:32

    mümkünlü
    heyhat,
    bu bir girdap;
    kalbimin kuytusundan beni kendine çeken,
    kederli dağın, gönül uçurumu…

    ah
    eyv/ah,
    avcıdan habersiz
    ırmağa inişi karacanın
    ve eğilip berrak suya,
    kana kana içmesi kendi kanını,
    vurulunca kalbinden…;
    ki büyü/d/l/ü suda
    kana bulanık halkalar iç içe,
    iç içe,
    halka ve girdap...
    ah,

    avcının sağ manipülasyonu,
    karacanın gözlerinin nemli tortusu,
    büyülü su, fakat;
    düşe kalka katedilen yolların,
    hangisine pay düşmemiştir,
    o en yakın vuslattan…,

    bir zahter tanesi kadar külfet olsaydı keşke;
    kara kışta buza kesen dipsizlikten çıkış,
    siy/ah doruklarını aşmak kaf dağının,
    ve hazza kölelikten azad oluş,
    ah;

    ah ki çöllerin avareliğinde körebelik…,
    dalı yaprağı budanık kalmanın hicâbı ve,
    bini bir para etmeyecek
    ömür yangını pişmanlıklar
    gel/geç/likteyken,
    bütün bildiklerini bir okyanus nazarda unutmak
    mümkünlü;
    bir yadigâr kutsalı
    ve vaktin emaneti olaydı bu nazar…,
    nolaydı,
    her yönün çıkmazı bir secdede nihayet bulaydı;
    ah;

    kundak kokulu bebek masumluğuyla bulmak yokluğu,
    ve gözyaşlarıyla yürek katranını yıkamak dem be dem;
    zamanın sarkacında umut tohumları çatlasa,
    tufan sonrası durulan umman;
    kalpte bir ab/ı hayat katresi olsa…,
    ve konma/göçme aleminin ayrılıkları,
    için için,
    içine akan bir ırmak,
    ah kardeş payı edilen saatlerde,
    ömür biriktirmek,
    mümkünlü olaydı;
    ah nolaydı...,

    turuncu ve kızıl gül yapraklarını
    ebeden soldurmayacak rahmet;
    ıslak kaldırımlara
    yüzükoyun serilmiş ölüleri dahi
    diriltebilse mesela…,
    ve kendinden gayrısını bilmez kibrin,
    mülevves göz pınarlarını kurutup,
    nâdim bir nefesten buğu olaydı,
    isli,
    kasvetli kodes camlarında,
    nolaydı…,
    ah;

  • çöl gecelerinin vefalısına hicret09.04.2026 - 13:31

    vahdet

    sen; en çok kendine kıyabilensin,
    uçurumlara atlayabilecek kumaştayken,
    yaya kalmayı da seçebilirsin sen,
    ki nefeslerin vahdet kokar senin…

    yeni bir hayat bahşedilen,
    beyzaden olmak kadar; özelsin,
    endamı zarif dağlar gibi,
    gönlü dipsiz ummanlar gibi,
    güzeller güzeli bir çelebi,
    olgun ve mütekâmilsin sen,

    hasreti içime dolan;
    bendesi olduğum yârim,
    beni özleyen beni anan yârim,
    vadesizim, mecalsizim, çaresizim,
    şu kandil gününde,
    münzevi bir derviş kadar sensizim,
    sahipsizim,
    garibim, bir fukara isimsizim,
    ah

    yüreğine kara kirpiklerle diktin beni,
    ve sana bulutları göstererek,
    - bu tabloyu kim yapmış
    diye sormuştum,
    sense,
    - gökyüzümsün
    dedin bana madem,
    o halde söyle;
    hangi yeryüzü gökyüzüne bakmaz,
    ve sanılıyor mu ki,
    gökyüzü de yeryüzüne meftun değildir…

    vaslına erdiğin sır ırmakları menzilin olsun,
    ayağına taş değmeden;
    zindan çilenin izleri alnında,
    gücenmiş dudaklarından süzülen tebessüm,
    yüreğine ve yufka bağrına aksın,

    tekil bir itikaf çal kendine,
    felek rüzgarında ağaran şakaklarının ak ışıltısı
    ve gece gözlerinden süzülen hüznünle
    bakarken uzaklara,
    aşkın soldurduğu dudakların kapalı,
    omuzunda reyhanlıdan ayrılığın ağır yükü,
    kederlisin;
    duru sular kadar yorgun,
    ve yoksun,
    ah
    kaç kez dedim,
    bir kan merkezi tufanında unuttum bildiklerimi,
    köklerinden kopuk ve ömrüme sığmayan,
    bir gurbet yolculuğuna savurdu benliğimi,
    zahirin günübirlik oyunları…

    neyi aşk sandığını unutmuş,
    bir hafızasız yürek belle beni
    hicretinin vefalısı olarak,
    ah