Bu arada topal teroristin kizi da rusyada degil ingilterede mastir yapmistir. Simdi onun ne oldugu belli olmayan hain utanmadan burada saga sola iftira atiyor. Kendi yaptiklari teroristlikleri ona buna yikmaya calisiyorlar. Hainin hinligi, zalimin zulmu varsa elbette bu milletin de cekecek cilesini takdir eden ama sonunda da zalimden ve hainden intikam Alan Allahi var
İşin ilginci soykırımcı tarihleri ortada duran aşağılık medeniyetlerin yaptıkları ortada dururken Türk ler üzerinden Çin e veya Rusya ya ayar vermek için bir takım köpekleri ingiliz anahtarı gibi kullanan emperyalist soykırımcı ülkelerin bu kadar satılık ve kör insanları her seferinde buluyor olması... Mesela kimse Avrupa ve amerikada sokakta köpek gibi vurup öldürülen tecavüze uğrayan insan bile sayılmayan insanları görmeyip savaş çıkması halinde hem uygurda hem kırım daki veya diğer bölgelerdeki Türkleri bir gecede katledeceklerini bile bile neden kışkırtmak isterler... Cevap gayet basit önemli olan insan hayatı değil önemli olan batının çıkarlarıdır.. Gerisi teferruat...
ŞİRAZİ ye “insan nedir” diye sormuşlar. “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe” cevabını vermiş. Yani birkaç damla kan ve bin bir endişe. Kalp huzuru nerede bulur, insan kendi hikâyesiyle nerede barışabilir? Bu kadarcık derman ve bunca endişeyle nereye koşabiliriz? Kanın ve endişenin, zamanın ve hayatın sahibi “bana” diyor: “Fe firrû ilallâh: Haydi öyleyse Allah’a koşun...” (Zâriyat 50)
Abd bizi düşman ilan etmiştir dolayısıyla size açıktan açığa düşman diyen ve bunun için parlementosundan kanun çıkaran bir ülkeye sizde açıktan açığa düşmanlık etmeli ve karşılık vermelisiniz. Hiç bir amerikan askeri bu ülkede kendini güvende hissetmemeli ve ülkesi düşmanlığa son verene kadar defolup gitmelidir..
ŞEWA REŞ ŞIWA REŞ bu parolayı bilen bizim sülaledendir (GECE SİYAH YER KARA) SÖZ: MÜZ:MEHMET ARİF BAYKARA 1700 yıllarında Bingölün teyerek köyünde yedi kardeşten oluşan bir aile yaşıyormuş. anne ve babaları vefat ettigi için bütün yük bu çocuklara kalmış yediside erkekmiş hiç kız kardeşleri yokmuş.bütün ev işlerini kendileri yapıyormuş.büyük kardeşleri çobanlık yapıyorlarmış köyün en sakin ve çok sevilen bir ailesiymiş.gön gelmiş bütün çocuklar büyümüş en küçükleri 14 yaşına gelmiş diger abileri ikişer yıl arayla ondan büyükmüşler.hepside bekarlarmış.durumları iyi olmadığı için evlenememişler. Tam abilerini evlendirmek için çabalarken bir gün o köye yakın bir yere o zamanın çok zalim bir komutanı askerleriyle birlikte gelip çadırlarını kurmuşlar oraya yerleşmişler. Daha köye gelir gelmez bütün köye ilan etmiş biz burada yaşadığımız müdetçe bütün askerlerin yiyecek ihtiyaçlarını siz köy halkı karşılıyacaksınız demiş ha birde her gece bir evden bir kız komutanın çadırına göndereceksiniz diye emir vermiş.komutanda çok zalimmiş buna karşı çıkanları hemen asıveriyormuş gününbirinde sıra bu yedi kardeşe gelmiş askerler bir gün önceden bunlara haber vermiş yarın siz bir kız komutana göndereceksiniz diye emir vermişler. bunlar da demiş bizim evde kız yok biz hepimiz erkegiz kızı nerden bulalım ?demişler ama askerler biz anlamayız nerden getirirseniz getirin yarın sıra sizin.yedi kardeş o gece sabaha kadar düşünmüşler en sonunda küçük kardeş demiş ben bir çözüm buldum demiş nedir demişler üteki kardeşler demiş bana kız elbisesi giydirin komutanın çadırına gönderin gerisini siz merak etmeyin demiş yalnız siz evde durmayın köyün altındaki derede beni bekleyin onlarda işin aslını anlamışlar devirsi gün olmuş akşam üstü ismide kanber olan küçük kardeşlerini süslemişler koynunada sivrimi sivri bir hançer saklamışlar köyün altındaki derede kanberi beklemeye başlamışlar gece yarısına doğru komutan çadıra girmiş bakmış yatağın başında güzelmi güzel bir kız oturuyormumuş tam gelmiş ellerinden tutup kaldırıp sarılmaya çalışırken kanber koynundaki hançeri çekmiş defalarca komutana saplamış saplamış komutan yere yığılmış kanber çadırın girişine doğru yönelmiş bakmışki dışarıda iki nöbetçi var geri çekilmiş çadırın arka tarafını hençerle kesmiş bakmış arkada kimse yok yavaşça çadırdan çıkmış saklana saklana çadrlar arasından dereye doğru koşmuş kardeşleri sabırsızlıkla onu bekliyormuş hemen kardeşlerine sarılmışlar durumu anlatmasını istemişler oda her şey tama bütün köyü o pislikten kurtardım demiş. ogece ordan kaçmışlar sabaha kadar koşmuşlar sabah Dıyarbakır ın karaj dağının eteklerine kadar gelmişler orda biraz dinlernmişler büyük abileri demiş kardeşlerim biz yedi kişiyiz kereye gidersek bizi fard ederler devletin eli uzundur bizi bulur biz ayrılalım her birimiz bir yana gidelim ozaman bizi tanınazlar onlardaq tamam demişler tam ayrılırken kardeşlerden biri peki birdaha ne zaman birbirimizi görecegiz demiş kardeşlerden biri demiş daha nerede bir birimizi bulacağız burada buluşalım demiş biri demiş biz herbirimiz bir yere gidecegiz tekrar burayı nasıl bulacağız tekrar fırsat bulabilirmiyiz demiş kardeşlerde biride demiş belki biz gelemeyiz ama gittigimiz yerde evleniriz çoluk çocuğumuz olur belki onlar buluşmak ister aramızda bir parola olsun çocuklarımızda bir birini tanısınlar parolamız ne olsun ne olsun derken biri demiş bu gece çok karanlık bir gece yani siyah gece oturdukları yerde yeni çift sürülmüş bir tarlaymış oda karaymış gece siyah yer kara demiş biride demiş şewa reş şıva reş olsun demiş ozaman karar vermişler şewa reş şıwa reş ola rak kabul etmışler. ondan sonra her biri bir tarafa yol olmışoradan uzaklaşmışlar kanberde ordan ayrılmış biraz yürümüş bakmış yürüyecek hali yok abilerine diyememişki abilerim ben çadırdan kaçarken çarığımı giyemedim bir dereye inmiş çalıların arasına dalmış oturmuş sabah aydınlarnmış bir bakmışdi aykları kan revan içinde yürüyecak hali yok çalıların arasında uzanmış yatmış günlerce kenger yiyerek hayatta kalmaya çalışmş bir gün yekın çadırlardan biri oraya kuzularını otlatmaya getirmiş onu orda fark etmiş bir iki gün derken uzaktan uzağa bir birlerine el sallamışlar iletişim kurmuşlar bir gece karanlık çökünce kız biraz süt sağmış biraz ekmek peynir almış kanberin yanına gitmiş gecede okadar karanlıkmışdi bir birlerinin yüzünü bile görememişler.bir kaç gün böyle geçmiş kızın anne babasıda kızın tuvalet ihtiyacını gidermek için giitigini sanıyormuş bir gece yine zin yiyecek bir şeyler almış kanberin yanına gitmiş ha bu arada kızın ismi zin miş kanber zin bir birlerine sarılı uzanmışlar uzanmışlar ama bir uyanmışlarkı sabah olmuş gün domuş kıız korkmuş çadırına gitmeye kanber zine birşey olur diye korkımuş demiş zaten ben kaçağım gel beraber kaçalım bir yere gider bir çobanlık işi falan bulur çalışırım senlede evleniriz demiş ozaman bu türküyü yakmış KARAJ DAĞI KARAJDAĞI SENSİN DERDİMİN ORTAĞI KADALARIN BANA GELSİN İSTER KURŞUN İSTER AĞI GECE SİYAH YER KARAYDI BİZİM İÇİN PAROLAYDI YÜZÜNÜ GÖRMEDİM BİLE KAP KARANLIK BİR SEVDAYDI GÜNEŞ UFUKTAN UYANSIN KARAJ DAĞI AYDINLANSIN İKİMİZ ATAŞA DÜŞTÜK BEN YANAYIM O YANMASIN o gün orda çalıların arasın saklanmışlar akşam karanlık basınc ordan kaçmışlar çermik in bistin köyüne gitmişler orda bir eve misafir olmuşlar kanber köyde çobanlık yapmaya başlamış daha sonra kendine bir ev yapmış o köye yerleşmişler çocukları olmuş bümüşler sonra kardeşlerini bazılarıyla görüşmiş bazılarınıdanda bir daha haber alamamış köylüler sonradan dervişkanberin ermiş bir kişligi olduğunu fark etmişler bir çok keremetini görmüşler hata bir gö yağmur yağıyor muş derviş kanber dam loklamaya çıkmış köylüler bakmışlarki dervişkanber bir kenarda oturuyormuş lok kendi kendine damın bir ucundan obür ucuna kendi kendine gidip geliyormuş bunu fark eden köylüler birbirlerine haber vermişler olanlar görmek içi her kes damlara çıkmiş onu gözlüyormuş tam o sdırada derviş kanber onları görmüş yerinden kalkmış ayağa gittigi yönden geri gelmemi ve damdan aşağıya düşmüş derviş kanberde utanmış köyden uzaklaşmış günlerce köye gelmemiş daha sonrada pek kimseyle görüşmemiş yaşlılığında bir gece oğlu eyvana çıkmış bakmış avlularında onlarca deve yatıyor gelmiş baba bu develer kimin demiş onlar beni götürmeye gelmişler oğlu bir anlam verememiş sabah uyandığında ne babaları nede develer var ondan sonrada bir daha görünmemiş Dervişkanber in şimdi bistin de yüzlece torunları mevcut peki ben kimim devrişkanberin torununun torunun torunun torunu DEVRİŞKANBERİN OĞLU MEHMET ARİF BAYKARA SELAMLAR SAYGILAR
İran şiir den alınmış... En zor günlerinde Türkiyenin yanına durduğunu unutup şiir yüzünden ayar vermeye çalışan iranının angut yöneticilerine tavsiyemizdir alınganlık göstereceklerse yatak odalarına kadar girip Nükleer bilim insanlarından fabrikalarına askerlerinden ordusuna kadar suikastler düzenleyen İsraile alınganlık göstersinler... Beş paralık itibarları kalmadığı gibi devlet ciddiyetleri de kalmayan bu it-i başsız yönetim islam coğrafyasını kan gölüne çevirirken gösterdiği cüreti İsraile gösterememiltir.. Neden? Çünkü israil iplerini ellerinde tutuyor... Yani bir daha Türkiye Cumhuriyeti nin büyük elçisini çağırırken iki defa düşünsün bakalım ülkesinin çoğunluk nüfusunu Türklerin oluşturduğu bir ülke yi itten köpekten temizlemek Türkler için zor olmaz... Söylesinler yeter Azerilere yardım ettiğimiz gibi İran a da yardım ederiz
Azerbaycanın Zafer gününde Türkiyeye insan hakları hatırlatması yapan fitneci insan hakkı arıyorsa kanına girdiği insanların hesabını adalete vermeyi düşünsün önce..
Ekmekte Kdv oranı 8 Pırlanta ve piyangoda 0 yazıyla sıfır.... Şimdi Allah kitap peygamber güzellemesi yapanlar Türk ordusu satıldı dendi diye kıyamet koparanlar milleti pazar tezgahına mı çıkardınız.. Şöyle söyleyelim yediğimiz ekmekten ve sudan vergi alıp açlık sınırının altında asgari ücret alan bir milletin hiç bir mukaddesata, mukaddesatçı geçinen pezevenge o pezevengin pazarlarladığı şirkete saygısı olmasını bekleyemezsiniz.. Milletin karnı aç ve susuzken ne kulakları duyar ne gözleri görür... Bu fetöden daha hain bir çetecilik faaliyetidir.. Kimseye yediği ekmeğe ve içtiği suya vergi alırken piyango ve pırlanta gibi şeylerden vergi almamayı izah edemezsiniz...
Selam Sayın Puder... Ne olsun satılık insanların satılık dünyasında Hakikat aramak Samanyolu galaksininde foton kovalamak gibi olsa da kuantum fiziğinin kelebek etkisinden ümidimizi kesmiş değiliz... Kısaca söylemek gerekirse "berhüdâr ol... "
Sanatın kadim tartışmalarından biridir "sanat sanat içindir ve sanat toplum içindir". Bizim edebiyattımızda ki tezahürü Tefik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy olarak görürüz. Mimari müzik resim heykel tiyatro sanatında böylesi etkiye sahip bir tartışma hatırlamıyorum. Sanat sanat içinmidir sanat toplum içinmidir? ortaokul münazara konumuz olan bu tartışmada benim savım sanatın sanat için yapılıyor olsa bile toplumsal sonuçlar doğurduğunu için sanatçının kişisel tercihinin ötesinde bir durumdur sanatın toplumsal olması... Nitekim Tefik Fikret sanat sanat içindir dese de yazdığı şiirler toplumsaldır ve toplumsal sonuçlar doğurmaktadır..
Bu arada topal teroristin kizi da rusyada degil ingilterede mastir yapmistir. Simdi onun ne oldugu belli olmayan hain utanmadan burada saga sola iftira atiyor. Kendi yaptiklari teroristlikleri ona buna yikmaya calisiyorlar. Hainin hinligi, zalimin zulmu varsa elbette bu milletin de cekecek cilesini takdir eden ama sonunda da zalimden ve hainden intikam Alan Allahi var
Necip Haplemitoğlu nun şehit edilişinin 18 yılında rahmet selamet saygı ve sevgiyle anıyoruz... Mekanı cennet mekan olsun...
....... Şimdiye dek kural olarak hep doğruları yasakladılar sadece.
.
Kişi herkesi kendi gibi bilirmiş
Fitneci fitneci dir
İşin ilginci soykırımcı tarihleri ortada duran aşağılık medeniyetlerin yaptıkları ortada dururken Türk ler üzerinden Çin e veya Rusya ya ayar vermek için bir takım köpekleri ingiliz anahtarı gibi kullanan emperyalist soykırımcı ülkelerin bu kadar satılık ve kör insanları her seferinde buluyor olması... Mesela kimse Avrupa ve amerikada sokakta köpek gibi vurup öldürülen tecavüze uğrayan insan bile sayılmayan insanları görmeyip savaş çıkması halinde hem uygurda hem kırım daki veya diğer bölgelerdeki Türkleri bir gecede katledeceklerini bile bile neden kışkırtmak isterler... Cevap gayet basit önemli olan insan hayatı değil önemli olan batının çıkarlarıdır.. Gerisi teferruat...
Attila bey;
Kör Allah’a nasıl bakarsa ,Allah’ta köre öyle bakarmış derler :))
Sayın Haymatlos sözler bana ait onun için yazmadım altına ama deyimler anonim
“Büyüklerin bunca uzun yaşadığı bir ülkede
Bir onur dersi midir çocukların ölümü?…”
Şükrü Erbaş
Allah riyakar kullarını böyle sever... Attan düşmüş, eşek tepmişe döner sömürgeci ülkelerin sömürülmüş itleri...
Müslümanları başörtülü başörtüsüz diye ayıranların Allan her şeyini indirir...
Mesele onların Allah’a inanması değil ,Allah onlara inanıyor mu ?
ŞİRAZİ ye “insan nedir” diye sormuşlar. “Yek katre-i hûnest, sâd hezârân endîşe” cevabını vermiş. Yani birkaç damla kan ve bin bir endişe. Kalp huzuru nerede bulur, insan kendi hikâyesiyle nerede barışabilir? Bu kadarcık derman ve bunca endişeyle nereye koşabiliriz? Kanın ve endişenin, zamanın ve hayatın sahibi “bana” diyor: “Fe firrû ilallâh: Haydi öyleyse Allah’a koşun...” (Zâriyat 50)
içimden dedim beraber yürüyelim olur mu
varsın gemilerimizi taşıyamasın sular
varsın yarı yolda uyuya kalsın
bize gönderilen bahar
ibrahim tenekeci
Sizi gidi fitneciler sizi...
Abd bizi düşman ilan etmiştir dolayısıyla size açıktan açığa düşman diyen ve bunun için parlementosundan kanun çıkaran bir ülkeye sizde açıktan açığa düşmanlık etmeli ve karşılık vermelisiniz. Hiç bir amerikan askeri bu ülkede kendini güvende hissetmemeli ve ülkesi düşmanlığa son verene kadar defolup gitmelidir..
Kandırılmış olabilirsiniz....
Simit hesabına kim alınmış ola
Gece siyah yer karaydı (şewa reş şıwa reş)
ŞEWA REŞ ŞIWA REŞ bu parolayı bilen bizim sülaledendir
(GECE SİYAH YER KARA)
SÖZ: MÜZ:MEHMET ARİF BAYKARA
1700 yıllarında Bingölün teyerek köyünde yedi kardeşten oluşan bir aile yaşıyormuş. anne ve babaları vefat ettigi için bütün yük bu çocuklara kalmış yediside erkekmiş hiç kız kardeşleri yokmuş.bütün ev işlerini kendileri yapıyormuş.büyük kardeşleri çobanlık yapıyorlarmış köyün en sakin ve çok sevilen bir ailesiymiş.gön gelmiş bütün çocuklar büyümüş en küçükleri 14 yaşına gelmiş diger abileri ikişer yıl arayla ondan büyükmüşler.hepside bekarlarmış.durumları iyi olmadığı için evlenememişler. Tam abilerini evlendirmek için çabalarken bir gün o köye yakın bir yere o zamanın çok zalim bir komutanı askerleriyle birlikte gelip çadırlarını kurmuşlar oraya yerleşmişler.
Daha köye gelir gelmez bütün köye ilan etmiş biz burada yaşadığımız müdetçe bütün askerlerin yiyecek ihtiyaçlarını siz köy halkı karşılıyacaksınız demiş ha birde her gece bir evden bir kız komutanın çadırına göndereceksiniz diye emir vermiş.komutanda çok zalimmiş buna karşı çıkanları hemen asıveriyormuş gününbirinde sıra bu yedi kardeşe gelmiş askerler bir gün önceden bunlara haber vermiş yarın siz bir kız komutana göndereceksiniz diye emir vermişler. bunlar da demiş bizim evde kız yok biz hepimiz erkegiz kızı nerden bulalım ?demişler ama askerler biz anlamayız nerden getirirseniz getirin yarın sıra sizin.yedi kardeş o gece sabaha kadar düşünmüşler en sonunda küçük kardeş demiş ben bir çözüm buldum demiş nedir demişler üteki kardeşler demiş bana kız elbisesi giydirin komutanın çadırına gönderin gerisini siz merak etmeyin demiş yalnız siz evde durmayın köyün altındaki derede beni bekleyin onlarda işin aslını anlamışlar devirsi gün olmuş akşam üstü ismide kanber olan küçük kardeşlerini süslemişler koynunada sivrimi sivri bir hançer saklamışlar
köyün altındaki derede kanberi beklemeye başlamışlar gece yarısına doğru komutan çadıra girmiş
bakmış yatağın başında güzelmi güzel bir kız oturuyormumuş tam gelmiş ellerinden tutup kaldırıp sarılmaya çalışırken kanber koynundaki hançeri çekmiş defalarca komutana saplamış saplamış komutan yere yığılmış kanber çadırın girişine doğru yönelmiş bakmışki dışarıda iki nöbetçi var geri çekilmiş çadırın arka tarafını hençerle kesmiş bakmış arkada kimse yok yavaşça çadırdan çıkmış
saklana saklana çadrlar arasından dereye doğru koşmuş kardeşleri sabırsızlıkla onu bekliyormuş
hemen kardeşlerine sarılmışlar durumu anlatmasını istemişler oda her şey tama bütün köyü o pislikten kurtardım demiş.
ogece ordan kaçmışlar sabaha kadar koşmuşlar sabah Dıyarbakır ın karaj dağının eteklerine
kadar gelmişler orda biraz dinlernmişler büyük abileri demiş kardeşlerim biz yedi kişiyiz kereye
gidersek bizi fard ederler devletin eli uzundur bizi bulur biz ayrılalım her birimiz bir yana gidelim
ozaman bizi tanınazlar onlardaq tamam demişler tam ayrılırken kardeşlerden biri peki birdaha
ne zaman birbirimizi görecegiz demiş kardeşlerden biri demiş daha nerede bir birimizi bulacağız
burada buluşalım demiş biri demiş biz herbirimiz bir yere gidecegiz tekrar burayı nasıl bulacağız
tekrar fırsat bulabilirmiyiz demiş kardeşlerde biride demiş belki biz gelemeyiz ama gittigimiz yerde
evleniriz çoluk çocuğumuz olur belki onlar buluşmak ister aramızda bir parola olsun çocuklarımızda
bir birini tanısınlar parolamız ne olsun ne olsun derken biri demiş bu gece çok karanlık bir gece
yani siyah gece oturdukları yerde yeni çift sürülmüş bir tarlaymış oda karaymış gece siyah yer kara
demiş biride demiş şewa reş şıva reş olsun demiş ozaman karar vermişler şewa reş şıwa reş ola
rak kabul etmışler.
ondan sonra her biri bir tarafa yol olmışoradan uzaklaşmışlar kanberde ordan ayrılmış biraz
yürümüş bakmış yürüyecek hali yok abilerine diyememişki abilerim ben çadırdan kaçarken çarığımı
giyemedim bir dereye inmiş çalıların arasına dalmış oturmuş sabah aydınlarnmış bir bakmışdi aykları
kan revan içinde yürüyecak hali yok çalıların arasında uzanmış yatmış günlerce kenger yiyerek
hayatta kalmaya çalışmş bir gün yekın çadırlardan biri oraya kuzularını otlatmaya getirmiş onu orda
fark etmiş bir iki gün derken uzaktan uzağa bir birlerine el sallamışlar iletişim kurmuşlar bir gece
karanlık çökünce kız biraz süt sağmış biraz ekmek peynir almış kanberin yanına gitmiş gecede
okadar karanlıkmışdi bir birlerinin yüzünü bile görememişler.bir kaç gün böyle geçmiş kızın anne
babasıda kızın tuvalet ihtiyacını gidermek için giitigini sanıyormuş bir gece yine zin yiyecek bir
şeyler almış kanberin yanına gitmiş ha bu arada kızın ismi zin miş kanber zin bir birlerine sarılı
uzanmışlar uzanmışlar ama bir uyanmışlarkı sabah olmuş gün domuş kıız korkmuş çadırına
gitmeye kanber zine birşey olur diye korkımuş demiş zaten ben kaçağım gel beraber kaçalım
bir yere gider bir çobanlık işi falan bulur çalışırım senlede evleniriz demiş
ozaman bu türküyü yakmış
KARAJ DAĞI KARAJDAĞI
SENSİN DERDİMİN ORTAĞI
KADALARIN BANA GELSİN
İSTER KURŞUN İSTER AĞI
GECE SİYAH YER KARAYDI
BİZİM İÇİN PAROLAYDI
YÜZÜNÜ GÖRMEDİM BİLE
KAP KARANLIK BİR SEVDAYDI
GÜNEŞ UFUKTAN UYANSIN
KARAJ DAĞI AYDINLANSIN
İKİMİZ ATAŞA DÜŞTÜK
BEN YANAYIM O YANMASIN
o gün orda çalıların arasın saklanmışlar akşam karanlık basınc ordan kaçmışlar çermik in bistin köyüne gitmişler orda bir eve misafir olmuşlar kanber köyde çobanlık yapmaya başlamış daha sonra kendine bir ev yapmış o köye yerleşmişler çocukları olmuş bümüşler sonra kardeşlerini bazılarıyla görüşmiş bazılarınıdanda bir daha haber alamamış köylüler sonradan dervişkanberin ermiş bir kişligi olduğunu fark etmişler bir çok keremetini görmüşler hata bir gö yağmur yağıyor muş derviş kanber dam loklamaya çıkmış köylüler bakmışlarki dervişkanber bir kenarda oturuyormuş lok kendi kendine damın bir ucundan obür ucuna kendi kendine gidip geliyormuş bunu fark eden köylüler birbirlerine haber vermişler olanlar görmek içi her kes
damlara çıkmiş onu gözlüyormuş tam o sdırada derviş kanber onları görmüş yerinden kalkmış ayağa gittigi yönden geri gelmemi ve damdan aşağıya düşmüş derviş kanberde utanmış köyden uzaklaşmış günlerce köye gelmemiş daha sonrada pek kimseyle görüşmemiş
yaşlılığında bir gece oğlu eyvana çıkmış bakmış avlularında onlarca deve yatıyor gelmiş baba bu develer kimin demiş onlar beni götürmeye gelmişler oğlu bir anlam verememiş sabah uyandığında ne babaları nede develer var ondan sonrada bir daha görünmemiş Dervişkanber in şimdi bistin de yüzlece torunları mevcut
peki ben kimim devrişkanberin torununun torunun torunun torunu DEVRİŞKANBERİN OĞLU MEHMET ARİF BAYKARA SELAMLAR SAYGILAR
İran şiir den alınmış... En zor günlerinde Türkiyenin yanına durduğunu unutup şiir yüzünden ayar vermeye çalışan iranının angut yöneticilerine tavsiyemizdir alınganlık göstereceklerse yatak odalarına kadar girip Nükleer bilim insanlarından fabrikalarına askerlerinden ordusuna kadar suikastler düzenleyen İsraile alınganlık göstersinler... Beş paralık itibarları kalmadığı gibi devlet ciddiyetleri de kalmayan bu it-i başsız yönetim islam coğrafyasını kan gölüne çevirirken gösterdiği cüreti İsraile gösterememiltir.. Neden? Çünkü israil iplerini ellerinde tutuyor... Yani bir daha Türkiye Cumhuriyeti nin büyük elçisini çağırırken iki defa düşünsün bakalım ülkesinin çoğunluk nüfusunu Türklerin oluşturduğu bir ülke yi itten köpekten temizlemek Türkler için zor olmaz... Söylesinler yeter Azerilere yardım ettiğimiz gibi İran a da yardım ederiz
Sevgi insanların abartmakta vazgeçmedikleri en zavallı duygudur..
Azerbaycanın Zafer gününde Türkiyeye insan hakları hatırlatması yapan fitneci insan hakkı arıyorsa kanına girdiği insanların hesabını adalete vermeyi düşünsün önce..
Ekmekte Kdv oranı 8
Pırlanta ve piyangoda 0 yazıyla sıfır....
Şimdi Allah kitap peygamber güzellemesi yapanlar Türk ordusu satıldı dendi diye kıyamet koparanlar milleti pazar tezgahına mı çıkardınız.. Şöyle söyleyelim yediğimiz ekmekten ve sudan vergi alıp açlık sınırının altında asgari ücret alan bir milletin hiç bir mukaddesata, mukaddesatçı geçinen pezevenge o pezevengin pazarlarladığı şirkete saygısı olmasını bekleyemezsiniz.. Milletin karnı aç ve susuzken ne kulakları duyar ne gözleri görür... Bu fetöden daha hain bir çetecilik faaliyetidir.. Kimseye yediği ekmeğe ve içtiği suya vergi alırken piyango ve pırlanta gibi şeylerden vergi almamayı izah edemezsiniz...
Selam Sayın Puder... Ne olsun satılık insanların satılık dünyasında Hakikat aramak Samanyolu galaksininde foton kovalamak gibi olsa da kuantum fiziğinin kelebek etkisinden ümidimizi kesmiş değiliz... Kısaca söylemek gerekirse "berhüdâr ol... "
Atilla naber
:))
Kürsünün bütün Abdülkadirlerine selam olsun.
:))
Sanatın kadim tartışmalarından biridir "sanat sanat içindir ve sanat toplum içindir". Bizim edebiyattımızda ki tezahürü Tefik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy olarak görürüz. Mimari müzik resim heykel tiyatro sanatında böylesi etkiye sahip bir tartışma hatırlamıyorum. Sanat sanat içinmidir sanat toplum içinmidir? ortaokul münazara konumuz olan bu tartışmada benim savım sanatın sanat için yapılıyor olsa bile toplumsal sonuçlar doğurduğunu için sanatçının kişisel tercihinin ötesinde bir durumdur sanatın toplumsal olması... Nitekim Tefik Fikret sanat sanat içindir dese de yazdığı şiirler toplumsaldır ve toplumsal sonuçlar doğurmaktadır..
........:)
Şimdi anladım, sen de o partinin üyesisin :-)
O sebeple gocundun.
Kıyamam ben sana yaaa.
"Hayatı öyle yaşa ki ölmeye gelen kişi sende dirilsin."