Belki de susan ruhun, cevabını çoktan biliyordur… “Can’sızım” diyorsun ya; ya can dediğin, senden hiç gitmediyse? Belki sensizlik dediğin şey, iki ruhun arasındaki mesafeden değil, birbirine söyleyemediği o tek cümleden doğuyordur. Ben nasılım mı? Bilmiyorum… Belki de seni sormam, hâlâ kendimi bulmaya çalıştığım içindir. Ama söyle bana; Bir insan gerçekten unutmuşsa, neden sessizliğinde hâlâ birini dinler? Belki cevap budur… Belki de bazı “sensizlikler”, aslında en derin varlığın başka adıdır.
... buraya gelip dümdüz "iyi değilim" dersem aforoz edilirim, yaka paça kapının önüne konulurum diye korkuyorum. nerden buluyorsunız bu teşbihleri, betimlemeleri. güzel cümle fakiriyiz diye hâlimizi de izah edemiyoruz. vallahi bu bir dram.
nasılsın? - iyi değilim. - hımm. biraz daha açar mısın? - açacak güzel cümlem yok. - o zaman sorun yok, demek ki iyiymişsin. yeterince özgün bir metaforla acını temellendirmeden de bir daha gelme!
Nasılsın? Gerçekten soruyorum… Dudaklarının alışkanlıkla söylediği “iyiyim”i değil; kimsenin görmediği yerde, kendi sessizliğinle kaldığında nasılsın? İçinde susturduğun şeyler hâlâ konuşuyor mu? Yoksa artık suskunluğun bile kendine ait bir dili mi var? Kalbin hâlâ bir şey bekliyor mu, yoksa beklemekten vazgeçip kendi derinliğine mi çekildi? Bazen insan iyi değildir… Ama kötü de değildir. Sadece kendine ulaşabileceği bir yere kadar susar. O yüzden sana “Nasılsın?” derken bugünü değil, içindeki o kimsenin dokunamadığı yeri soruyorum. Ruhun nerede? Ve en son ne zaman, gerçekten kendine sarıldın?
Bir yanım hâlâ hayata inanıyor, bir yanım yaşadıklarının sessizliğinde dinleniyor. Çok şey kırıldı içimde ama beni kıran şeylerin hiçbirine dönüşmedim. Bugün nasılım biliyor musun? Eskisi kadar anlatmıyorum, daha çok hissediyorum. Eskisi kadar beklemiyorum, kendimi seçiyorum. Ve artık iyi olmak, hiç acımamak değil; acıların içinden geçerken ruhunu kaybetmemekmiş, bunu biliyorum.
Cumayı kıldım yüzsüzlük edip iki rekat iki rekat ne varsa istedim Allah'tan şimdi ise bu isteklerimde istikrarlı ve ihlaslı olmayı temenni ediyorum aklıma gelen herşeyi diledim ondan başka kime nazımız geçiyor ki iyiyim elhamdülillah hamden kesiran sen nasılsın?
akşamüstleri hep yorgun ağaç yorgun hep rüzgar kararlı güneş, hep yeminli mavi de sanrı kuyuda üç nokta, akşamüstleri gibiyim işte üçüncü günü bir kelebeğin bi kitabın son sayfası uyutulan bi cümle.. peki, sen karanlıkta parlamayan yıldız ya sen nasılsın? ...özlem/
Yıllarca suladığım bir dalın artık yeşermediğini fark ettim. Kırılmadım… Sadece boşuna beklemediğimi anladım. Şimdi, kendi içimde açan sessizliği dinliyorum.
Gece, kelimelerini efkâra bulamış, yorgun bir sabahın sancısını çekiyor. Ben ise aklımın kördüğümleri arasında, neyi beklediğimi dahi bilmiyorum. Peki sen, karanlığıma sızan uzak ses... Sen nasılsın?
nasıl bir ufuk çizgisidir gözlerini çevreleyen kirpiklerin hayalin en güzel ninnisi uyku katili gecelerimin mayın tarlası gibi her yanı ağrıyan bedenimin ilacı merhemi ab-ı hayatısın
... incinen kanatlarla bırakıyorsun ya bizi yaşamsal mirasın köklerine inat gidiyorsun ya hani ne haldedir dünya, diye sormadan benden sonra... nasıl şimdi gül çehren ya ala duran çiçek? ya sen, sen nasılsın? ....özlemcay/
Şairin dediği gibi …
Ağdaki balık, bardaktaki su kadar umarsızım..
Seni seven öldü zalım
Haberin var mı?
?si=MQWa8OTkp1mSMBt_
Köhne bir yalnızlıktır bize kalan...
olgunlaştığımı hisseden bir hâldeyim
sen?
Billie’nin “in my solitude you haunt me” dediği histen çıkamıyor gibiyim
Belki de susan ruhun, cevabını çoktan biliyordur…
“Can’sızım” diyorsun ya;
ya can dediğin, senden hiç gitmediyse?
Belki sensizlik dediğin şey, iki ruhun arasındaki mesafeden değil, birbirine söyleyemediği o tek cümleden doğuyordur.
Ben nasılım mı?
Bilmiyorum…
Belki de seni sormam, hâlâ kendimi bulmaya çalıştığım içindir.
Ama söyle bana;
Bir insan gerçekten unutmuşsa, neden sessizliğinde hâlâ birini dinler?
Belki cevap budur…
Belki de bazı “sensizlikler”, aslında en derin varlığın başka adıdır.
Sessizliğin sesine gömüp sensizliği,
SusuyoRuhum...
CanSızım, sen nasılsın?
anlaşılmanın lüksünden mahrum gibiyim,
sen?
stabil
... tadilat nedeniyle kapalıyım.
... buraya gelip dümdüz "iyi değilim" dersem
aforoz edilirim, yaka paça kapının önüne konulurum
diye korkuyorum.
nerden buluyorsunız bu teşbihleri, betimlemeleri.
güzel cümle fakiriyiz diye
hâlimizi de izah edemiyoruz.
vallahi bu bir dram.
nasılsın?
- iyi değilim.
- hımm. biraz daha açar mısın?
- açacak güzel cümlem yok.
- o zaman sorun yok, demek ki iyiymişsin.
yeterince özgün bir metaforla acını temellendirmeden de bir daha gelme!
ve şakk!! yüzüme kapanan bir kapı.
Akan bir nehrin içinde çakılı kalmış bir kaya gibi ... ii
Tu çawa yî ¿
Nasılsın?
Gerçekten soruyorum…
Dudaklarının alışkanlıkla söylediği “iyiyim”i değil;
kimsenin görmediği yerde, kendi sessizliğinle kaldığında nasılsın?
İçinde susturduğun şeyler hâlâ konuşuyor mu?
Yoksa artık suskunluğun bile kendine ait bir dili mi var?
Kalbin hâlâ bir şey bekliyor mu,
yoksa beklemekten vazgeçip kendi derinliğine mi çekildi?
Bazen insan iyi değildir…
Ama kötü de değildir.
Sadece kendine ulaşabileceği bir yere kadar susar.
O yüzden sana “Nasılsın?” derken
bugünü değil,
içindeki o kimsenin dokunamadığı yeri soruyorum.
Ruhun nerede?
Ve en son ne zaman, gerçekten kendine sarıldın?
Belkide çoğu zaman kendi kendimize sormamız gerek (NASILSIN)
Kaz gibi yonulduğumuz çoğrafya da ,kirişi kırmış yaşıyoruz ..
Nasılım?” diye sorarsan;
Bir yanım hâlâ hayata inanıyor, bir yanım yaşadıklarının sessizliğinde dinleniyor. Çok şey kırıldı içimde ama beni kıran şeylerin hiçbirine dönüşmedim.
Bugün nasılım biliyor musun?
Eskisi kadar anlatmıyorum, daha çok hissediyorum. Eskisi kadar beklemiyorum, kendimi seçiyorum. Ve artık iyi olmak, hiç acımamak değil; acıların içinden geçerken ruhunu kaybetmemekmiş, bunu biliyorum.
Cumayı kıldım yüzsüzlük edip iki rekat iki rekat ne varsa istedim Allah'tan şimdi ise bu isteklerimde istikrarlı ve ihlaslı olmayı temenni ediyorum aklıma gelen herşeyi diledim ondan başka kime nazımız geçiyor ki iyiyim elhamdülillah hamden kesiran sen nasılsın?
Bıçak soksan gölgeme
Sıcacık kanım damlar...
.
Vatan'Sızı'm...
akşamüstleri
hep yorgun ağaç
yorgun hep rüzgar
kararlı güneş,
hep yeminli
mavi de sanrı
kuyuda üç nokta,
akşamüstleri gibiyim işte
üçüncü günü bir kelebeğin
bi kitabın son sayfası
uyutulan bi cümle..
peki, sen karanlıkta parlamayan yıldız
ya sen nasılsın?
...özlem/
Fena değilim.
Ülkem gibiyim...
Yıllarca suladığım bir dalın artık yeşermediğini fark ettim.
Kırılmadım…
Sadece boşuna beklemediğimi anladım.
Şimdi, kendi içimde açan sessizliği dinliyorum.
Peki ya senin içinde.. hangi ses var şimdi ?
İçimde çatırdayan kum saatini ellerimle sıkıca tutuyormuşum gibi
Gece, kelimelerini efkâra bulamış, yorgun bir sabahın sancısını çekiyor.
Ben ise aklımın kördüğümleri arasında, neyi beklediğimi dahi bilmiyorum.
Peki sen, karanlığıma sızan uzak ses...
Sen nasılsın?
Günahlarımın tacil edilen cezalarına sabrediyorum ve Allah'tan affımı talep ediyorum böyle iyiyim sen nasılsın?
duvarda asılı unutulmuş
ardı küflenmiş önü solmuş
tek tek ipleri dökülen
içten içe görmeye alışılıp yok yerine konan
eski bir duvar halısı gibi'yim
sen nasılsın?
Kitabımı açtım amin diyenler bölümüne geldim 4sayfa okudum duamı ettim içim rahat sen nasılsın?
nasıl bir ufuk çizgisidir gözlerini çevreleyen kirpiklerin
hayalin en güzel ninnisi uyku katili gecelerimin
mayın tarlası gibi her yanı ağrıyan bedenimin
ilacı merhemi ab-ı hayatısın
peki
sen nasılsın?
...
incinen kanatlarla bırakıyorsun ya bizi
yaşamsal mirasın köklerine inat
gidiyorsun ya hani
ne haldedir dünya, diye sormadan
benden sonra...
nasıl şimdi gül çehren
ya ala duran çiçek?
ya sen,
sen nasılsın?
....özlemcay/
Veresiye sürülen tarla gibi -;))