Amaçsız Kafa kadar, sevgisini hissettiren, vefayı hayatının dili bilen, değer vermeyi incelik sayan ve anlamayı bir meziyet hâline getiren biri olmayı…
Zati Zayi kadar, kendine has bir gizeme sahip olup, kelimeleri bir zanaatkâr inceliğiyle işleyebilmeyi ve ufku sınırların ötesine taşıyabilmeyi…
Özlem Çay kadar, kelimelere hızla can verebilmeyi, peş peşe şiirler doğururken hayatın kalabalığına da karışabilmeyi ve içindeki ışığı dokunduğu herkese ulaştırabilmeyi…
Espoir- kadar, her dafasında fırça yeyip yine de gönül kapısını çalmaktan vazgeçmemeyi :))
Yitikler Sokağı kadar, her şeye mantık penceresinden bakıp duygulara bu kadar mesafeli durabilmeyi,
Gece Kıyısı kadar, gecenin sessizliğinde bile güzellik bulabilmeyi, küçük ayrıntılara büyük anlamlar yükleyip ince ruhunu hissettirebilmeyi,
Beceremem ben..
O nedenle böyle kalayım, Olduğum gibi.. Belki de bazı özellikler doğuştan geliyordur, Benimkiler kargoda kaybolmuş olabilir. Bulunursa haber verirler artık. :)
"Benden alamayacağın tek şey, bana yaptığıklarına vermeyi seçtiğim karşılık şeklidir. Bir insanın özgürlüklerinin sonuncusu, herhangi bir durumda seçtiği tavrıdır." demiş Viktor E. Frankl
Sonunda önemli olan üç şey vardır: Ne kadar sevdiğin Ne kadar nazikçe yaşadığın Senin için anlamı olmayan şeylerden ne kadar zarif bir şekilde vazgeçtiğin.
Allah’ım, herkese bedenine gösterdiği özeni kalbine de göstermeyi nasip et. Bedenin kusurunu görmek kolay; asıl marifet, insanın kendi ruhundaki eksiklerle yüzleşebilmesidir.
Sonra dedim ki;
Ölüm belki giden için bir andır,
ama kalan için bitmeyen bir zamandır.
Amaçsız Kafa kadar, sevgisini hissettiren, vefayı hayatının dili bilen, değer vermeyi incelik sayan ve anlamayı bir meziyet hâline getiren biri olmayı…
Zati Zayi kadar, kendine has bir gizeme sahip olup, kelimeleri bir zanaatkâr inceliğiyle işleyebilmeyi ve ufku sınırların ötesine taşıyabilmeyi…
Özlem Çay kadar, kelimelere hızla can verebilmeyi, peş peşe şiirler doğururken hayatın kalabalığına da karışabilmeyi ve içindeki ışığı dokunduğu herkese ulaştırabilmeyi…
Espoir- kadar, her dafasında fırça yeyip yine de gönül kapısını çalmaktan vazgeçmemeyi :))
Yitikler Sokağı kadar, her şeye mantık penceresinden bakıp duygulara bu kadar mesafeli durabilmeyi,
Gece Kıyısı kadar, gecenin sessizliğinde bile güzellik bulabilmeyi, küçük ayrıntılara büyük anlamlar yükleyip ince ruhunu hissettirebilmeyi,
Beceremem ben..
O nedenle böyle kalayım,
Olduğum gibi..
Belki de bazı özellikler doğuştan geliyordur,
Benimkiler kargoda kaybolmuş olabilir.
Bulunursa haber verirler artık. :)
Uyuyamamak diye bir problem var ya...
Ben tam tersini yaşıyorum sanırım.
Günün yorgunluğundan yatağa öyle bir düşüyorum ki, buna uyku mu denir yoksa
kısa süreli bir bilinç kaybı mı,
hâlâ karar veremedim.
Çünkü ortada bir geçiş yok.
Ne gözler ağırlaşıyor,
ne “hadi biraz dinleneyim” hissi geliyor.
Sadece hayatla bağlantım kesiliyor.
Bir anda akşam oluyor,
sonra bir anda sabah.
Arada ne yaşandı bilmiyorum.
Rüya desen yok,
dinlenmişlik desen şüpheli.
Galiba ben uyumuyorum;
biri beni
gece beni kapatıp
sabah yeniden açıyor.
Aşıksın dırırı dırırı
Aşıksın..
Sen aşıksın arkadaş !!!! :)))
Amacsız Kafa
23.07.2026 - 17:27
Gözlerime uykuyu haram kılan bu amansız hasret mi, yoksa yavaş yavaş aklımı yitirip deliliğe mi sürükleniyorum, artık bilmiyorum.
.. hafızanın değil, kalbin meselesi.
Bir gün gelip elindekiyle değil; geçtiğin yerlerde ne bıraktığınla karşılaşırsın..
"Benden alamayacağın tek şey,
bana yaptığıklarına vermeyi seçtiğim karşılık şeklidir.
Bir insanın özgürlüklerinin sonuncusu, herhangi bir durumda seçtiği tavrıdır." demiş Viktor E. Frankl
Ne de doğru demiş..
Sonunda önemli olan üç şey vardır:
Ne kadar sevdiğin
Ne kadar nazikçe yaşadığın
Senin için anlamı olmayan şeylerden ne kadar zarif bir şekilde vazgeçtiğin.
Allah’ım, herkese bedenine gösterdiği özeni kalbine de göstermeyi nasip et. Bedenin kusurunu görmek kolay; asıl marifet, insanın kendi ruhundaki eksiklerle yüzleşebilmesidir.
?si=xyYUnfD5LGC0KPxB
Ayağa kalk kadın
Bbu hayat senin, geri al..