Ey yılların ardında duran ben; dilerim kaderin sana sunduğu her imtihanı tekâmül yolunda bir terbiye kabul etmişsindir. Ruhunun inceliğini dünyanın kabalığına teslim etmemişsindir.
Düşünüyorum da; Madem evrene gönderdiğimiz mesajlar hayatımızı şekillendiriyor, bir dönem milyonlarca insan hep bir ağızdan “Yolla dertleri bana yolla, ne de olsa dert babasıyım ya ben” diye şarkı söyledi. Ülkenin topluca dert mıknatısına dönüşmesi gerekmez miydi? :)))))
"Zaman her şeyin çaresidir derler ya aslında zaman değildir çare, o zaman içinde acılarımızı yenmek için harcadığımız çabadır.” diyordu satırlarda.. Pekii bunun için; kurtulma isteği, azim, inanç, yaşam sevinci, güzelliği görebilecek kadar yeniden uyanmak lazım değil miydi ...
Ama insanı asıl merakta bırakan şu: Bunların hepsi bizde var olunca mı iyileşiyoruz, yoksa iyileştikçe mi yeniden var oluyor?
Sayfada online sayısı yakında dört haneli rakamlara ulaşacak. Kalabalık öyle büyük ki insan sanıyor; birazdan şiirler konuşacak, mısralar birbirine selam verecek. Ama herkes mesaj kutusunda nöbet tutuyor. Şiirler sahipsiz, “Nedir?” bölümü sessiz… Ama sohbet kısmında hayat var. Koca bir edebiyat meydanı kurulmuş, herkes de meydanın girişindeki bankta oturup çay içiyor. :)))
.. bazen, içindeki haritasız coğrafyalara düşer; hiçbir haritanın tarif edemediği bir Eldorado’ya uzanır yolu.
İyiyim, diyelim ki bu, hâlimin en görünür beliti. Ya içimde olup bitenler. ¿
Ey yılların ardında duran ben; dilerim kaderin sana sunduğu her imtihanı tekâmül yolunda bir terbiye kabul etmişsindir.
Ruhunun inceliğini dünyanın kabalığına teslim etmemişsindir.
Düşünüyorum da;
Madem evrene gönderdiğimiz mesajlar hayatımızı şekillendiriyor, bir dönem milyonlarca insan hep bir ağızdan “Yolla dertleri bana yolla, ne de olsa dert babasıyım ya ben” diye şarkı söyledi. Ülkenin topluca dert mıknatısına dönüşmesi gerekmez miydi? :)))))
Seninle
Havadan sudan bahsetmek bile keyifli ki...
Aşk olsun şimdi...
Suyunuz nasıl sıcak mı akıyor hala..
Kırmızı butona geçiş yaptınız mı yoksa :))))
Hangi ara çocukların ellerine
oyuncak yerine öfke bıraktık..
Bir neslin alnına ölüm neden bu kadar erken düştü?
Kim öğretti bu öfkenin dilini?
Bir çocuğun gözlerinde
cennetten kalma bir ışık varken
nasıl oluyor da
cehennem kadar soğuk
bir kalp taşıyabiliyor aynı küçük beden?
Peki,
Bir çağın vicdanı
kaç çocuğun kanıyla ölçülür?
"Zaman her şeyin çaresidir derler ya aslında zaman değildir çare, o zaman içinde acılarımızı yenmek için harcadığımız çabadır.” diyordu satırlarda..
Pekii bunun için;
kurtulma isteği, azim, inanç, yaşam sevinci, güzelliği görebilecek kadar yeniden uyanmak lazım değil miydi ...
Ama insanı asıl merakta bırakan şu:
Bunların hepsi bizde var olunca mı iyileşiyoruz, yoksa iyileştikçe mi yeniden var oluyor?
Sorular…
Bazı cevaplardan daha uzun ömürlü.
Yaşamak için ışığa ihtiyaç duyarken, yaralarımızdan iyileşmek için karanlığa sığınmak istememizdeki ironi...
Sevgili Zât-ı Zayi,
Teşekkürün bile kendine has :)
Rica ederim, ne demek.
Ufak ama işe yarar bir bilgi olduğunu kabul ediyorum.
Fakat benim için asıl güzel tarafı, senin işine yarar bir bilgiye dönüşmüş olması.
Sevindim arkadaşım..
Sayfada online sayısı yakında dört haneli rakamlara ulaşacak. Kalabalık öyle büyük ki insan sanıyor; birazdan şiirler konuşacak, mısralar birbirine selam verecek.
Ama herkes mesaj kutusunda nöbet tutuyor.
Şiirler sahipsiz, “Nedir?” bölümü sessiz…
Ama sohbet kısmında hayat var.
Koca bir edebiyat meydanı kurulmuş, herkes de meydanın girişindeki bankta oturup çay içiyor. :)))