mesele kim olduğumuzu kalabalığa anlatmak değildir. Bazen insan, herkesin arasında kendini kaybeder; sonra bir yağmur yağar… ve ruhunda unuttuğu o sesi yeniden duyar.
Sen yüzünü bahara dönmüşsün… Ben de tam orada, çiçeklerin arasındaki o sessiz yolda yanına oturmak isterdim. Hiçbir şey sormadan… Hiçbir yarana dokunmadan… Sadece biraz susup, yağmurun sesini birlikte dinlemek.
Ben aklımı susturup ruhumu konuşturdum; sonra kelimeler kontrolden çıktı. Kimi geceye meydan okudu, kimi aşka kafa tuttu. Ben ise hepsini yazdım…insanın içindeki uçuruma atılır ve yankısı ömür boyu dinlenir.”
Belki de sandığımız gibi bir son değildir. Belki ruh, bedenin sustuğu yerde ilk kez kendi sesini duyar. İnsan ölünce nereye gider, bilmiyorum… Ama bazen düşünüyorum; ya biz her gece uyurken, ölümün eşiğinden geçip sabah yeniden buraya dönüyorsak? Belki ölüm, kapının kapanması değil… hangi tarafta olduğumuzu unuttuğumuz bir kapının açılmasıdır. Ve belki en büyük sır şudur: Ölümden korktuğumuz için yaşamıyoruz; yaşamın ne olduğunu gerçekten anlayamadığımız için ölüm bize karanlık geliyor.
Parmak uçlarımda bir nehir gibi aksa saçların
Delhizlerinin döküldüğü yere kadar
Sessizliğin içinde sadece kendini bulursun ...Sesin içinde sadece akan zamanı
Eylül, bazı vedaların mevsimi değil; insanın kendine dönüp, içinde kaybettiği parçaları sessizce yeniden bulduğu zamandır.
mesele kim olduğumuzu kalabalığa anlatmak değildir.
Bazen insan, herkesin arasında kendini kaybeder;
sonra bir yağmur yağar…
ve ruhunda unuttuğu o sesi yeniden duyar.
Sen yüzünü bahara dönmüşsün…
Ben de tam orada,
çiçeklerin arasındaki o sessiz yolda
yanına oturmak isterdim.
Hiçbir şey sormadan…
Hiçbir yarana dokunmadan…
Sadece biraz susup,
yağmurun sesini birlikte dinlemek.
Ne bir eksik ne Bir fazla
Köhne bir yalnızlıktır bize kalan...
Ben aklımı susturup ruhumu konuşturdum;
sonra kelimeler kontrolden çıktı.
Kimi geceye meydan okudu, kimi aşka kafa tuttu.
Ben ise hepsini yazdım…insanın içindeki uçuruma atılır ve yankısı ömür boyu dinlenir.”
Belki de sandığımız gibi bir son değildir.
Belki ruh, bedenin sustuğu yerde ilk kez kendi sesini duyar.
İnsan ölünce nereye gider, bilmiyorum…
Ama bazen düşünüyorum;
ya biz her gece uyurken, ölümün eşiğinden geçip sabah yeniden buraya dönüyorsak?
Belki ölüm, kapının kapanması değil…
hangi tarafta olduğumuzu unuttuğumuz bir kapının açılmasıdır.
Ve belki en büyük sır şudur:
Ölümden korktuğumuz için yaşamıyoruz;
yaşamın ne olduğunu gerçekten anlayamadığımız için ölüm bize karanlık geliyor.