Ben aklımı susturup ruhumu konuşturdum; sonra kelimeler kontrolden çıktı. Kimi geceye meydan okudu, kimi aşka kafa tuttu. Ben ise hepsini yazdım…insanın içindeki uçuruma atılır ve yankısı ömür boyu dinlenir.”
Belki de sandığımız gibi bir son değildir. Belki ruh, bedenin sustuğu yerde ilk kez kendi sesini duyar. İnsan ölünce nereye gider, bilmiyorum… Ama bazen düşünüyorum; ya biz her gece uyurken, ölümün eşiğinden geçip sabah yeniden buraya dönüyorsak? Belki ölüm, kapının kapanması değil… hangi tarafta olduğumuzu unuttuğumuz bir kapının açılmasıdır. Ve belki en büyük sır şudur: Ölümden korktuğumuz için yaşamıyoruz; yaşamın ne olduğunu gerçekten anlayamadığımız için ölüm bize karanlık geliyor.
aşk, bulunan bir şey değil; insanın içinde çok önceden saklanmış bir sırrın, başka bir ruhta kendini hatırlamasıdır. Bazen bir bakışta tanırsın onu… Nedenini bilmeden yakın gelir, sanki ruhun onu senden önce tanımıştır. Belki aşk, iki insanın birbirine kavuşması değildir. Belki iki ruhun, aynı sırrı hatırladığı o kısa anda zamanın susmasıdır. Ve sonra anlarsın… Bazı insanlar hayatına girmez. Zaten ruhunun bir yerindedir; sen sadece onları hatırlarsın.
Ben hâlâ o sessizliğin içinde, adını koyamadığım bir sesi dinliyorum. Belki sen sustun… belki de ben, seni duymak için kendi içimde sustum. Can’sızım diyorsun ya… Belki can dediğin şey, senden ayrılmadı hiç. Sadece ikimizin de hatırlamadığı bir yerde, bizi bekliyor. Ve belki de sensizlik; senin yokluğun değil, varlığının bende bıraktığı sırrın adıdır.
Belki de susan ruhun, cevabını çoktan biliyordur… “Can’sızım” diyorsun ya; ya can dediğin, senden hiç gitmediyse? Belki sensizlik dediğin şey, iki ruhun arasındaki mesafeden değil, birbirine söyleyemediği o tek cümleden doğuyordur. Ben nasılım mı? Bilmiyorum… Belki de seni sormam, hâlâ kendimi bulmaya çalıştığım içindir. Ama söyle bana; Bir insan gerçekten unutmuşsa, neden sessizliğinde hâlâ birini dinler? Belki cevap budur… Belki de bazı “sensizlikler”, aslında en derin varlığın başka adıdır.
Ne bir eksik ne Bir fazla
Köhne bir yalnızlıktır bize kalan...
Ben aklımı susturup ruhumu konuşturdum;
sonra kelimeler kontrolden çıktı.
Kimi geceye meydan okudu, kimi aşka kafa tuttu.
Ben ise hepsini yazdım…insanın içindeki uçuruma atılır ve yankısı ömür boyu dinlenir.”
Belki de sandığımız gibi bir son değildir.
Belki ruh, bedenin sustuğu yerde ilk kez kendi sesini duyar.
İnsan ölünce nereye gider, bilmiyorum…
Ama bazen düşünüyorum;
ya biz her gece uyurken, ölümün eşiğinden geçip sabah yeniden buraya dönüyorsak?
Belki ölüm, kapının kapanması değil…
hangi tarafta olduğumuzu unuttuğumuz bir kapının açılmasıdır.
Ve belki en büyük sır şudur:
Ölümden korktuğumuz için yaşamıyoruz;
yaşamın ne olduğunu gerçekten anlayamadığımız için ölüm bize karanlık geliyor.
aşk, bulunan bir şey değil; insanın içinde çok önceden saklanmış bir sırrın, başka bir ruhta kendini hatırlamasıdır.
Bazen bir bakışta tanırsın onu…
Nedenini bilmeden yakın gelir, sanki ruhun onu senden önce tanımıştır.
Belki aşk, iki insanın birbirine kavuşması değildir.
Belki iki ruhun, aynı sırrı hatırladığı o kısa anda zamanın susmasıdır.
Ve sonra anlarsın…
Bazı insanlar hayatına girmez.
Zaten ruhunun bir yerindedir; sen sadece onları hatırlarsın.
Ben hâlâ o sessizliğin içinde, adını koyamadığım bir sesi dinliyorum.
Belki sen sustun… belki de ben, seni duymak için kendi içimde sustum.
Can’sızım diyorsun ya…
Belki can dediğin şey, senden ayrılmadı hiç.
Sadece ikimizin de hatırlamadığı bir yerde, bizi bekliyor.
Ve belki de sensizlik;
senin yokluğun değil, varlığının bende bıraktığı sırrın adıdır.
Belki de susan ruhun, cevabını çoktan biliyordur…
“Can’sızım” diyorsun ya;
ya can dediğin, senden hiç gitmediyse?
Belki sensizlik dediğin şey, iki ruhun arasındaki mesafeden değil, birbirine söyleyemediği o tek cümleden doğuyordur.
Ben nasılım mı?
Bilmiyorum…
Belki de seni sormam, hâlâ kendimi bulmaya çalıştığım içindir.
Ama söyle bana;
Bir insan gerçekten unutmuşsa, neden sessizliğinde hâlâ birini dinler?
Belki cevap budur…
Belki de bazı “sensizlikler”, aslında en derin varlığın başka adıdır.